Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Çeviri: ARE-YOU-SURE & Dazed İyi seyirler...
Kıpırdamayın lütfen.
Kıpırdamayın.
Arkada.
Bu da ne?
Maskeli balo gibi bir şey.
Okul kermesi.
Kurban arka terasta.
- Ya tanıklar? - Fazlasıyla.
Gerçi bariz bir şey yok.
Sahne ne kadar tehlikeli?
Bayağı güzel bir iş.
Geldiğimizde çoktan ölmüştü.
Aman Tanrım.
Ölen Birisi
Sadece anneler değil, babalar da vardı.
Şu kermes işleri işte.
Herkes kimin en zengin olduğunu kanıtlamaya çalışıyordu.
Berbatlar.
İşin içinde alkol de vardı ama kadınlar bir türlü ipi bırakmıyordu.
Kıskançlık konusunda olimpiyat koşucuları gibiydiler.
Hep kadınların suçlu bulunması cinsiyet ayrımcılığından.
Oryantasyon günündeki olaya kadar gider bu.
İşin altındaysa Madeline Mackenzie vardı.
Gerilecek bir şey yok.
Ablan oraya gitmeyi çok seviyordu, sen de seveceksin.
Ama azcık heyecan da lazım tabii.
Neden peki?
Çünkü bugün hayatının geri kalanının ilk günü.
Pekâlâ kadın.
O ses tonu konusunda pek emin değilim genç hanım.
Ayrıca şunu kısabilir misin lütfen?
Teşekkürler.
- Orospu... - Çocuğu!
Chloe Adeline Mackenzie!
- Öyle diyecektin. - Çünkü korktum.
Gençler nasıl öldüğünü görmek ister misin? Böyle işte.
Önümdeki genç hanım araba sürerken mesaj yazıyor.
Geberip gidecek--
Bu çok...
Hemen döneceğim.
Şimdi bittiniz.
Affedersiniz. Şuna bir son vermeniz gerek.
Kendinizi öldürecek--
- Anne? - Sorun ne?
Abigail, ne yapıyorsun sen?
Serviste olman gerekiyordu.
Beni aldı.
Araç kullanırken mesaj yazanlar hakkında ne düşündüğümü biliyorsun.
İçip içip araba kullanmaktan daha kötü.
- İn arabadan. - Arabadan falan inmiyorum.
Okuldan üç blok ötedeyiz, tamam mı?
Pekâlâ, yine mesaj yazarken araba kullandığını görürsem...
...anneni bulur ve bunu ona veririm. - Anne! Yapma ama.
Orada düşmemiş olsa kimse öldürülmezdi.
- Bir yerini mi acıttın? - Hayır, az evvel şu kadın tökezledi.
İyi olduğundan emin olmamız gerekmiyor mu?
Doğru.
Lanet olsun!
Kalkayım deme, kemerin bağlı olsun.
- İyi misiniz? - Evet.
Sanırım bileğimi burktum.
Buz koysanız iyi olur.
Koyardım ama kızımı okula götürmem gerek.
Bugün oryantasyon günü var ve okul saat konusunda çok katı.
- Otter Koyu'nda mı? - Evet.
Biz de oraya gidiyoruz.
Oğlum Ziggy de yeni başlayacak.
- Ziggy Stardust gibi Ziggy mi? - Evet.
- Harika bir isim. - Teşekkürler.
Bu da benim kızım Chloe. Şu utançtan yerin dibine giren.
- Monterey'de yeni misiniz? - Evet, birkaç hafta önce taşındık.
Ben Madeline Martha Mackenzie.
Hep Martha derim ama kimse öyle hitap etmez.
Madeline derler.
Ben Jane. Jane ikinci ismi olmayan Chapman.
Jane ikinci ismi olmayan Chapman.
Seni tuttum.
Doğal bir nazikliğin var. Böyle şeyleri sezen bir burnum vardır.
Hayır. Madeline'in herkesin işine soktuğu bir burnu vardı.
Aman Tanrım.
İnanın bana doğruyu söylüyorum.
Araç lazım mı?
Ev hanımıyım ve saflarımıza yeni bir anne katıldığı için mutluyum.
Yani çalışan anneler sanki biraz muhalefet oluyorlar gibi.
Onlar ve çok önemli kurul toplantıları işte.
Bir Google, bir Yahoo.
Bence kurul toplantılarına harcadıkları vakti...
...eve bile harcamıyorlardır, anlıyorsundur dediğimi.
Annem çok konuşur.
Aslında yarı zamanlı bir işim var.
Benim de öyle ama pek söylemeye değmez.
Bu şehirde aşağı kısım ve yukarı kısım farkı 150.000 kadar.
Ben tiyatroda haftada 20 saat çalışıyorum.
Bu yüzden kesinlikle aşağı kısımdayım.
Sen ne yapıyorsun?
Muhasebe. Bu yüzden benimki de kesinlikle aşağı kısımda.
Büyüdüğümde koca bir markanın başına geçeceğim.
- Senin bir planın var mı? - Yok.
- Biraz gergin. - Sakin ol, Chloe'yle hallederler.
Elinde altın bilet olması gibi bir şey.
Ne tür müzikler dinlersin?
Sakın söyleme. Bowie.
Kesin ölüm sebebini saptamak için otopsi çalışmaları sürüyor.
Fakat, şu durumda kurbanın kalça kemiğinin kırıldığı...
...ve kafatasının ortasında çatlak olduğu belirlendi.
Hadi beyler. Şu silahları indirseniz olmaz mı?
Hadi ama Josh, şu ceketi giymen gerek.
Gidelim.
Perry, bir el atsana.
Öğleden önce annenizi vurmanız konusunda ne demiştik?
- Silahları indirebilir misiniz? - Çocuklar.
- Gitmemiz gerek. - Ciddi misiniz?
Şaka yapmıyorum.
Arabaya ilk binen parayı kapar.
Ben!
- Para her işi çözer. - Çok kötüsün.
Kötü olmam hoşuna gidiyor.
- Çok kötüyüm. - Öylesin, çok kötüsün.
Çok kötüyüz.
Çiftlerin cicim vaktine 5 yıl gibi bir sınır getirilmeli.
Kadından yaşça küçük.
- Gitmek istemiyorum. - Gitmen gerekiyor mu?
Sadece iki günlüğüne.
- Bayağı şey olmalı, anlarsın. - Yatak odasında.
Hadi.
Selam, Stu.
Harika, sonra görüşürüz.
- Çok güzelmiş. - Değil mi?
- Madeline, merhaba! - Hadi siz oynayın.
- Selam. - Nasılsın? Yine mi hamile misin?
Elbette, neden olmayayım ki? Harika görünüyorsun ama.
- Teşekkürler. - Yoksa...
Hayır ama öyle yaptığımı düşünmen çok hoş.
- Şahane görünüyorsun. - Teşekkürler.
Selam Jackie. Seni görmek çok güzel.
Gabby çok dedikoducudur. Pek sevmeyiz.
- Selam Maddie, Justin'i gördün mü? - Sanırım buradan geçti.
Evinde şarap tadacak mıyız?
- Evet, mail atarım ben. - Peki.
Ziggy nerede? Gözden kaybettim.
Chloe'yle birlikte. Sorun yok.
- Selam Madeline! - Renata, selam!
- Seni görmek çok güzel, çok güzel görünüyorsun. - Çok teşekkürler.
Bu Jane Chapman. Burada yeni.
- Merhaba. - Hoş geldin, Renata Klein.
- Teşekkürler. - Bu da Amabella.
Merhaba, kıyafetin ne güzelmiş.
- Yazın nasıl geçti? - Harikaydı.
Çocuklardan ve kamptan başımı kaldıramadım.
Akıp geçti resmen.
- Aynen. - Seninki nasıldı?
PayPal'da toplantıdaydım işte.
Hayatıma yeni bir şeyler katmayı falan mı düşünüyordum acaba?
Bilirsin işte.
Bir dakika, Hamilton biletleri için arıyorlar.
- 4 kere izlemişliğim var. - Pekâlâ, orada görüşürüz o hâlde.
Gelip en iyi arkadaşımla tanış. Celeste!
Selam Bill, ne haber?
- Madeline! - Ne zaman döndün?
Dün gece.
- Aramadın hiç. - Hayır, üzgünüm.
Nasıl daha da güzelleştin?
Bebeğim, Madeline orada.
Evet, numaraları veririz.
Sana aldığım kıyafet bu.
Evet, yeni elbisem, yeni ayakkabılarım ve de yeni arkadaşım Jane Chapman.
- Merhaba, ben Celeste. - Merhaba.
Genç hayatları kurtarmaya çalışırken imdadıma yetişti.
Bayağı uzun hikaye ama Abigail'i geberteceğim.
Şu oradaki de oğlu Ziggy. Chloe ve oğlanlarla oynayan.
Birinci sınıf olduklarına inanabiliyor musun?
Evet, bir sürü fotoğraf çekelim.
- Selam Maddie. - Nathan.
- Hadi çocuklar, hadi. - Selam, Bonnie.
- Bu Jane, bu da Bonnie, Nathan. - Memnun oldum.
- Memnun oldum. - Skye, ne kadar da güzelmiş?
- Teşekkürler, Peru'dan. - Tabii ki öyle.
Skye ve Chloe'nin oyun buluşması için bir araya gelmesinden bahsediyorduk biz de.
Üvey kardeşler ama neredeyse birbirlerini hiç görmüyorlar.
- Çok saçma yani. - Aynen.
Hesabı mı şaşırdım?
Hepimiz Bonnie ve Madeline'nin...
...kızlarını beraber birinci sınıfa yollamasından korkuyorduk.
Sınıf yapısı hakkında oluşabilecek şeyler yüzünden.
- Abby, Chloe'nin üvey kardeşi olduğu için... - Pekâlâ.
Tamamdır, Nathan beni arasın yeter.
- Bir dakika bir şey diyebilir miyim? - Evet, olur. Sadece bir dakika.
Abby'nin bu cuma bizimle gelebilmesi için hafta sonlarında...
...bir değişiklik yapabilir miyiz diye sormak istemiştim.
Bonnie'nin annesinin Camarillo'daki evine gideceğiz, Abby de kaçırmak istemiyor.
Bonnie'nin annesiyle arasında özel bir bağ var.
- Olur. - Emin misin?
Emin değil gibi mi görünüyorum?
Jane, kalabalık olacağından gitmemiz gerek.
- Peki. - Chloe!
- Memnun oldum. - Ben de.
- Ziggy, gel. - Hadi Zig.
Hadi.
Olayı tüm açılardan inceliyoruz. Kimse göz ardı edilmiyor.
Yani cidden "cinayet" kelimesini mi kullanıyoruz?
Nathan'ı severim aslında.
Tam katılıyor değilim...
...ama yine de düzgün bir insan olduğunu kabul edebilirim.
Oryantasyonda onu gördüğüme bayağı şaşırdım.
Abigail'in ilk gününde bile burada değildi sonuçta.
- Bonnie yeni eşi mi? - Evet, bayağı tatlı birisi.
Ayrıca o kadar sevecen, özgür ruhlu, kural tanımayan ve sevgi dolu ki...
...bazen tek istediğim... - Suratına yumruk atmak mı?
Bu kıza bayılacaksın.
Yerimi ayırmışlar.
- Selam Tom! - Madeline!
Ne oldu sana?
Kendimi incittim. Bileğimi burktum. Gelip yeni arkadaşım Jane'le tanışsana.
Buyur, otur.
Parlak zırhlı şövalyem o benim.
Sokaktaki yaralı bir köpek gibiyken beni kurtardı.
Selam.
Tahmin et başka ne var? Eğlenceli birisi.
- Tanıştığıma memnun oldum, Eğlenceli Jane. - Ben de memnun oldum.
Sanırım buraya leziz kahven için taşınmış.
Sen de bir tane ister misin?
- Evet mümkünse. - 3 tane lütfen.
Ayrıca kıçımı şişko göstermeyecek çikolatalı bir şeyler de getirir misin?
- Geldi bil. - Teşekkürler.
Herkes buraya eğitim için taşınır.
Devlet okulu ücretinde özel okul var yani.
Sen de bayılacaksın. Sörf yapar mısın?
Kocan ya da... Varsayım yapmamalıyım ya.
Erkek arkadaşın ya da kız arkadaşın var mı? Tüm olanaklara açığım.
Hayır, kocam ya da eşim yok, tekim.
- Ya Ziggy'nin babası? - Yavaş ol.
- Sadece merak ettim. - Sorun değil.
Hayatımızda yok diyeyim.
Hiç olmadı hatta.
- Beraber değildik. - Gerçekten mi?
- Nereden taşındınız? - Santa Cruz'dan.
Ebeveynlerimle kalıyordum.
Ayrıca yarı zamanlı muhasebecilik de yapıyor. Harika değil mi?
Tiyatroda çalıştığımızı biliyorsun ve ne zaman bir işe girsek...
...serbest muhasebeci tutuyoruz. Senin için bir şeyler olabilir mi diye sorarım ben.
Çok naziksiniz. Teşekkürler.
Burayı Monterey. Nazikliğimizle insanları döveriz.
Ölümüne.
Ne oldu?
Jane Chapman hakkında ne mi biliyorum?
Bir şey yok, iyiyim.
İyi misin?
Kimse başkası hakkında bir şey bilmiyor.
Bunu yazıp altını çizebilirsin, dedektif.
- Ne oldu tatlım? - Çok tuhaf.
Bazen yeni bir ortamdayken bir hisse kapılıyorum.
Sanki buradaymışım gibi.
- Buradasın zaten. - Biliyorum.
Sanki kendime dışarıdan bakıyormuşum gibi.
Ya da hayatımı dışarıdan görüyorum, bu anı. Ayrıca o kadar mükemmel geliyor ki...
...bana ait değil gibi.
- Anlatabildim mi? - Evet.
- Anladın mı yani? - Evet.
Ve sana bakıyorum da o kadar güzelsin ki.
- Aynen öyle. - Dur.
Utandırmak için demiyorum ama doğru yani.
- Sen öylesin ve sen de öylesin. - Katılıyorum.
Haklısınız. Kesinlikle haklısınız.
Nedense bu da beni hatalı hissettiriyor.
- Çılgınlık, kulağa çılgınca geldiğini biliyorum. - Çılgınca değil.
Ne dediğin hakkında hiçbir fikrim yok çünkü.
Ama eğer çılgınsan bu kasabaya uygunsun demektir.
Değil mi Tom?
- Burada çılgın insanları severiz. - Kendi çılgınlarımızı severiz.
- İşte cupcake. - Leziz.
Burada çılgın insanları severiz.
Burada çılgın insanları severiz.
Durun! Aynen öyle!
Durun bakalım!
2, 1 ve kalkın.
Aferin çocuklar.
Tatlım, sorun yok. Sen işine dön.
- Skye'yi ben alırım. - Sorun yok değil.
Bana düşman olabilir ama sana değil. Ben de seninle geliyorum.
Her şeyi içine atması gerektiğini mi düşünüyorsun?
- Bu kime yarar? - "Hesabı mı şaşırdım?"
Sürtük.
Seninle alakası olmadığını anlamıyor mu?
Hiçbirimiz işleri olduğu gibi görmeyiz. Kendimizce görürüz.
Hadi Bonnie, bir izin ver.
Çocuklar aynı sınıftalar.
Madeline ne kadar zeki olduğunu sonunda fark edecek ve bu onu çıldırtacak.
- Dilekçeden bahsetmezsem gerçekten çıldırtacak. - Hayır.
Herkes Nathan'ın biraz pislik olduğunu bilir.
Sempatik bir pislik.
Onu hiç sevemedim.
Karısını severdim ama.
- İşte buradaymış! - Selam canım!
- Baksana ne kadar da mutlu. - Anneciğim!
- Nasıldı? - Çok eğlenceli.
- Öyle mi? - Yeni arkadaşlar buldum.
Arkadaşlar mı buldun? Şimdiden arkadaşlar mı buldun?
Çok heyecanlı!
Nicholas!
Selam çocuklar!
Selam!
Çok özledim sizi.
Chloe nerede?
Chloe? Arkadaş ediniyordur gerçi.
Merhaba. Merhaba, Christine.
Peki.
Seni Juliette'le tanıştırayım. Amabella'nın bakıcısı.
- Merhaba. - Tanıştığıma memnun oldum.
Fransız'dır.
Çocukların bir dil öğrenmeleri çok güzel değil mi?
Bakıcıların birbirini tanımasının iyi olabileceğini düşündüm.
Böylelikle destek olabilirsiniz birbirinize.
Renata, Jane bakıcı değil.
Genç olmasına rağmen bir anne. Eskiden senin olduğun gibi.
- Maddie. - Eskiden olduğum gibi mi?
- Maddie, merhaba. - Merhaba.
Tiyatroda çalıştığını duydum.
Oyun hakkındaki dilekçe için konuşmak istemiştim.
Uygun olmadığına dair çeşitli endişeler var.
Oyunu sahnelememek için dilekçe mi imzalandı?
O oyun Madeline için hayat-memat meselesiydi.
Bir amaçtı onun adına.
İmzaladım.
- Affedersiniz! - İmzaladın mı?
Evet. Senin de dahil olduğunu bilmiyordum.
Herkes bir dakikalığına buraya bakabilir mi?
Betty Grable olma hayaliyle büyümüştü.
- Tüm birinci sınıflarım. - Betty Crocker oluverdi.
- Chloe, hadi. - Ve aileleri.
- Gel buraya. - Selam, Chloe.
Harika, pekâlâ.
Bugün harika bir gün geçirdik. Ne var ki küçük bir konuşma yapmamız gerek.
Biraz ciddi bir konuda ayrıca, tamam mı?
Birisi Anabella'yı incitti.
Pardon, Amabella.
- Olamaz. - Bu kişi de çıkıp özür dileyecek, tamam mı?
Çünkü okulda arkadaşlarımızı incitmeyiz, değil mi?
- İncitmeyiz. - Hayır incitmeyiz.
Olur da incitirsek her zaman deriz ki...
- Özür dilerim. - Özür dilerim, aynen öyle.
Çünkü büyümüş birinci sınıflar öyle yapar, doğru muyum?
Evet, evet.
- Pekâlâ. - Bebeğim, kim incitti tatlım seni?
- Amabella, sence bir kaza olmuş olabilir mi? - Kaza mı?
Boğazına baksanıza lütfen. İz çıkmış.
Amabella, tatlım bir oğlan mı yoksa bir kız mı yaptı söyler misin?
- Oğlandı. - Oğlan mıydı?
Adı neydi?
Belki de söylemek istemiyordur.
Bayan Klein, sorun şu ki daha birbirlerinin adlarını bilmiyorlar.
- Bu yüzden, Amabella adını söyleyemez. - Bunu öylece bırakmayacağız.
Hayatta olmaz.
Pekâlâ, şey...
Bayan Klein, çok üzgünüm ama...
- İyi mi? - Bilmiyorum.
Anlarlar birazdan. Biraz vakit verelim.
- Olanları gördün mü? - Hayır.
- Öğretmenlerisiniz. - Biliyor musun?
Amabella, tatlım. Seni inciten oğlanı gösterebilir misin acaba?
Gerçekten mi ya?
- Bu oğlan mı? - Hayır, o.
- Bu oğlan mı? - Evet, beni boğmaya çalıştı.
- Ne? - Ben değildim.
Evet, oydu.
Ziggy, tatlım. Özür dilememiz yeterli.
Ben hiçbir şey yapmadım.
Yapmadım.
Bu oğlan olduğuna emin misin, tatlım?
Karıştırıyor olabilir mi?
Amabella'dan özür dileyebilir misin? Çok incinmiş.
- Ben değildim. - Ziggy, bana bak.
- Gerçekten. - Yalan söylememeliyiz.
Özür dilememiz kâfi.
Ziggy yalan söylemez.
Amabella'nın doğruyu söylediğinden eminim.
Oğlum yapmadığını söylüyorsa ona inanıyorum.
Elbette. Bakın ne diyeceğim.
Bununla ilgilenmenin en iyi yolunun bu olduğundan şüpheliyim, o yüzden...
Madem hepimiz aynı fikirdeyiz...
...belki de çocuğun yaptığı şeyin sorumluluğunu alması gerek.
Ve bazı sonuçlar olduğunu görmesi.
Artık oğlanlar kızlara sataşamıyor.
Kimse de zorba çocuklar yetiştirmek istemez...
...o yüzden yapmamış gibi davranmamıza da gerek yok.
Hiç sorun değil. Sana inanıyorum.
Jane, bir özür bari diletsen olmaz mı?
- Renata! - Sen karışma.
Yapmadığını bildiğim bir şey için özür diletemem.
Başka bir zaman için görüşme ayarlarız.
Bu işi daha sonra halledebiliriz.
Ne münasebetsizlik ya. Hadi gidelim, tatlım.
Herkese teşekkür ederim.
Mevzu boğazı sıkılmış, haklı bir kız olması değil...
...mevzu, boğazını sıkmak için yanlış kızı seçmiş olması.
Ziggy, boynunu görüyor musun?
Eğer bir kez daha kızıma dokunmaya kalkarsan başın çok büyük belaya girer.
- Affedersin. - Pekâlâ.
Şimdi sen bir özür borçlusun.
- Madeline. - Renata.
Savaş hattı tam da orada çizilmişti bile.
Sonu kanlı biten bir eğlence gecesi hiç olmamıştı.
Küçücük çocukla nasıl öyle konuşur?
Öğrenci hakları için bir yasa falan yok mu?
Celeste eski bir avukat, hem de en alâsından.
Bir ilkokul çocuğu için kanuni prosedür yok mudur?
- Yanılıyor muyum? - Ceza almadı, o yüzden...
- Bildiğin zorba damgası yedi ama. - Hadi çocuklar.
Evet. Bence de bunu çok fazla büyütmemeliyiz.
- Yani... - Madeline.
Harper Stimson. Merhaba.
Jane buraya pek uyum sağlayamadı.
Barneys'in önüne park etmiş eski püskü bir Pirius gibiydi.
- Monterey'e hoş geldiniz. - Teşekkürler.
İnsanların rekabet etmesine izin vermek hataydı...
...ama bir cana mal olan bu değildi.
Merhaba, Celeste. Perry nasıl?
Gayet iyi. Teşekkür ederim.
- Eğer yardımı olacaksa... - Ed'in nasıl olduğunu sormadın.
Üzgünüm.
Bak, Renata çok yakın bir dostum olur.
O yüzden, bu konuda bir şekilde arabulucu olabileceksem...
Teşekkürler, Harper. Teklif etmen büyük incelik.
Renata'nın en iyi dostun olduğunu da cümle âleme ileteceğimden emin ol.
- Sadece yardım etmeye çalışıyorum. - Tabii ki.
- Daha da çirkinleşebilir. - Ortalığın yatışmasını bekleyebiliriz.
İşin içinde Madeline varsa ortalık falan yatışmaz.
- Daha da karışır. - Şırfıntı.
Kafatasının art kafa kısmında...
...4'e 3'lük, tam kat stellat kafatası kırılması mevcut.
Ek olarak, tam kat kafatası ezilmesi, buna bağlı safra ve subgaleal kanama...
...ve çürümüş ve sıvılaşmış bir beyin olduğunu fark ettik.
Ortalık kan gölüydü.
Chloe.
Teşekkür ederim.
Öğretmen daha da kötü idare edemezdi.
"Suçluyu göster, Amabella" mı?
Dalga mı geçiyorsun ya?
Jane'in bazı sıkıntıları var galiba.
- Neden öyle dedin ki? - Sıkıntılı insanlara kapılıyorsun.
- Kapılmıyorum. - Hatta Celeste.
Bana sorarsan onun da bir yarası var.
Sormadım ve sorunlu insanlara kapılmıyorum.
İhtiyacı olanlara yardım etmeyi seviyor muyum? Evet.
Son baktığımda bu bir karakter kusuru değildi.
Bakışını gördüm.
Okulun ilk gününde böyle rezil bir şeyden suçlandığımı düşündüm de...
Aklına daha kötüsünü getirebiliyor musun?
Boğazlanmak belki de.
Yaralar iyileşir ama yediğin damgayı hayat boyu taşırsın.
Saldırıya uğrayanların hayatları boyunca duygusal yaralar taşımadığını mı sanıyorsun?
Bilmem. Ailemizi aydınlatacağın güncel bir araştırma mı var yoksa, Abigail?
- Pekâlâ. - Ne demek pekâlâ?
- Yok bir şey. - Yok bir şey falan değil.
Bir şey var ki "pekâlâ" dedin.
Buna bir anlam yüklemek ister misin yoksa tik falan mıydı?
Millet, annem zor bir gün geçirdi.
- Sen de başlama. - Senin tarafındayım be kadın.
Tiki alayım.
Bence "pekâlâ", "masada kavga etmeyelim" demek oluyor.
Kavga mı ediyorduk?
- Fark etmemişim öyleyse. - Etmek üzereydik.
Saldırıya uğrayan kadınlar hakkında bazı araştırmaları okuduğumu söyledin...
...ben de "Hayır, Savunma ve Sağlık dersinde öğrendim." diyecektim...
...ki, dersi veren de ismi ne zaman anılsa gözünü seğirttiren Bonnie.
- O yüzden Ed de geçiştirmek için "pekâlâ" dedi. - Anladım.
Bonnie'den bahsetmişken, bugün ne yaptı biliyor musun?
Avenue Q uyarlamamızı engellemek için dilekçe imzaladı.
- Kuklaların küfür ettiği oyun mu o? - Vay!
Sadece onunla alakalı olmaması değil ayrıca senin de izlemen gereken bir oyun.
Çünkü genç yetişkinlerin hayatın sillesini yemelerini...
...yarının yalan yanlış vaatleriyle...
...demoralize olmalarını ve aldatılmalarını ele alıyor.
Hepsini buradan öğrenebilirim zaten.
Ne dedim ki?
Bana bakın. Kameraya doğru.
Çok sabırlısınız. Çok yardımcı oluyorsunuz.
Kocaman bir gülücük verin.
Güzel. Gülerken bir tane daha çekeyim.
Bana bakın ve gülün. Bir tane daha.
Kameraya bakın. Bana doğru.
Kocaman gülün ama.
Biraz daha yaklaşabilir misiniz?
Anne, Kızgın Bıdık oynamak ister misin?
Birazdan. Bir tane daha çekmem gerek.
Bence kızgın bıdık seni yakalayacak, anne.
Öyle mi?
Umarım--
- Tanrım! - Kızgın bıdık geri döndü!
Ve çok aç!
- Annenin bıdığına aç. - Dur be!
Amma da lezzetliymiş! Sizde bir ısırık alın.
- Merhaba. - Ne oldu?
Viyana'ya gitmiyor muydun?
Yine gitmem gerek ama yarına bir uçuş ayarlarım artık.
- Gerçekten mi? - Evet!
Yarın okula başlayacaklar yahu.
Bunu kaçıramam.
- Teşekkür ederim. - Ne demek.
Thea'ya az biraz katılıyorum.
40'ını aşmış kişiler çok geveze olmamalı.
Hiç sevimli değil.
Geçen hafta evsizler barınağında patates soyup eve gelmiş...
...ve yardım etmenin ne kadar güzel olduğundan bahsetti durdu.
Masayı hazırla desem söylenir ama iş Bonnie'yle patates soymak olunca...
Bonnie'nin ona faydası dokunuyor.
Dışarı çıkıp arkadaşlarıyla tüttürse daha mı iyi?
İkisi de kayıp gidiyor sanki.
Bugün Chloe'yi görmeliydin.
Yaşını başını almış bir çocuk gibi dimdirekt okula gitti.
Arkasını bile dönmedi.
Kendi ayakları üstündeydi sanki.
"Hoşça kal, anne. Sonra görüşürüz."
Sanki büyüyecekler de ortadan kaybolacaklar ve...
...bir başımıza kalacağız, hayatımızın başka bir bölümünde olacağız.
Senin bir bölümün zaten var. Bir işin var.
Benimse yok. Sadece bir anneyim.
Evrenim de bu işte.
Ve şu anda da o evren çöküyor...
...çünkü büyük kızım üvey zımbırtısıyla takılmayı tercih ediyor.
Onları asla kaybetmeyeceksin ve bunu biliyorsun.
Nathan'ın bir gün hak ettiğini alacağını düşündüm.
Her nedense Abigail'in beni daha çok seveceğini.
Hiçbir şeye zerre katkısı olmadı.
Şimdi Bonnie'ye sahip, o da daha genç, daha seksi ve daha güzel tabii.
Nane aromalı ve organik şekilde alıyordur ağzına.
Ve onlarla takılıp kanka olmak Abigail'in hoşuna gidiyor.
Her şey onun oldu. O kazandı.
Peki.
Teselli ödülüne gelirsek, dediklerin hakkında...
...büyük bir kavgaya tutuşacağız. - Hayır, hayır, hayır. Ed...
- Ama bu gece değil. - Öyle demek istemedim.
Sen başıma gelen en müthiş şeysin...
...ve bir dakikalığına bile aklına başka bir şey gelmesin.
Tamamen mümkün olan seni tüm kalbimle sevmem...
...ama yine de... - Eski kocanın acısını anman.
Gel buraya.
İyi misin?
İdare eder.
Sevilmiyorum.
Anlamadım.
- Sevilmiyorum dedim. - Hiç doğru değil, hayatım.
Kariyer sahibi olma cüreti yüzünden öcüleştirildiğim yetti zaten.
Ama şuna baksana.
Hayatımıza bir bak.
Çalışmayı kim seçer ki?
Kabul edilebilir standartlara göre hiçbir anne.
Bana bugün nasıl baktıklarını görmeliydin.
Tanrım.
Bir sabah olsun ofise gitmeyip kızımın oryantasyonuna...
...katılmaya karar veriyorum. - Evet, evet, evet.
Saldırıya uğradığında da onu savunuyorum.
Evet, tepki verdim.
İnsanca, her annenin vereceği gibi.
Karşılığındaysa yerin dibine sokuldum.
Bak, sana içerleyenler, özellikle kadınlar, olduğundan eminim.
Kendine bir baksana. Hadi ama.
Güzelsin, inanılmaz şekilde başarılısın, finansal olarak bağımsızsın...
...okul heyetindesin, akvaryumun yönetimindesin.
- Değil mi? - Evet.
Evet tabii.
İşin daha da kötüsü...
...seksinin de ötesindesin.
Kadınlar.
Hepiniz dostlarınızın gıptası olmak istiyorsunuz...
...ama ne hikmetse sende fazla fazla var.
Annesi felaketti ama kız iyi duruyordu.
- Ne olacak peki? - Bilmiyorum.
Öğretmeni çok takılmamamızı, önümüze bakmamızı söyledi.
Biz de öyle yapacağız sanırım.
Neden oraya taşındığını hâlâ anlamıyorum.
Yalnız başına.
Yalnız değilim. Dostlarım var.
Buradaki insanlar gayet dost canlısı.
İnsanların hayatında ailenin bir yeri olması gerek.
Buraya dönmen gerektiğini düşünüyorum.
Her konuşmamızda aynı yere dönmek zorunda mıyız?
Gidip Ziggy'e bakacağım.
Hayret bir şey!
- Alo? - Merhaba, anne.
Üzgünüm.
- Seni seviyorum. - Ben de--
Merhaba, bebeğim.
Uyandırdıysam üzgünüm.
- Başım belada mı? - Hayır, tabii ki değil.
Bana güveniyorsun, değil mi?
Ben de sana güveniyorum.
O kıza bir şey yaptın mı, bebeğim?
Yaptıysan da sorun değil.
- Ziggy? - Hayır.
Peki.
Sana inanıyorum.
Neden benim yaptığımı söyledi ki?
Bilmiyorum. Belki de kafası karışmıştır.
Muhtemelen yanlış anlamıştır.
- Hiç arkadaşım olacak mı? - Tabii ki olacak, tatlım.
Bir sürü arkadaşın olacak.
Gel buraya.
Efendim?
- Tatlım? - Evet.
- Bence SAT hocası hakkında konuşmamız gerek. - Anne...
Ne diyeceğini biliyorum ama notların şu anda hiç yeterli değil, tatlım.
- Ve ben... - Bu üniversite mevzusu...
...bildiğin tantana. Özellikle sosyal bilimler.
İnsanlar gidip dört yıl boyunca Homer'ı okuyorlar...
...sonra da bir ton borçla ve iş umudu olmadan mezun oluyorsun.
Bir şeyi açıklığa kavuşturayım.
Üniversiteye gideceksin.
Ed gitmedi ama durumu gayet iyi.
Evet ama Ed bilgisayar mühendisliği eğitimi aldı.
Bilgisayar mühendisi mi olmak istiyorsun?
Ve babam da. O da gitmedi ama mutlu mesut bir hayatı var.
Kariyer olarak.
O benzetmeyi bitirelim o hâlde.
Bonnie'yi de hariç tutmayalım.
O da fazlasıyla mutlu ve mesut, değil mi?
Üniversite diploması olmadan.
Sen Bonnie'den nefret edip ben edemediğim için üzgünüm.
Bonnie'den nefret etmiyorum.
Ve bunun ne babanla, ne Bonnie'yle, ne de benimle alakası yok.
Bunun seninle, geleceğinle alakası var, Abigail.
Ben de başarının ölçütünün maddiyatla veya kariyerle ilgili olmadığını söylüyorum.
Çok daha bütünsel bir denklem olabilir.
Peki. Hayatındaki o dünyanın bütünsel harikası hakkında...
...en bilmiş kişi gibi davranmayacağım.
Bildiğim ve emin olduğum şey şu ki, Abigail...
...işler o raddeye geldiğinde bağımsız ve kendine yeter olmak zorundasın.
Seni dünyaya getirdiğimde daha çok gençtim.
Tüm o "çocuk düşe kalka büyür" saçmalığı bir yere kadar doğru...
...çünkü en iyi hesaplanan planların bile ortadan kayboluveriyor.
İşte o durumda güçlü, bağımsız, eğitimli ve güçlü bir kadın olman gerek.
- Çok-- - İki kez güçlü dedin.
Bana bir uzaylıyı hatırlatıyorsun, bunu biliyor muydun?
İzninle.
Hayır.
Boğazına şeftali kaçan Ernest'in E'si.
Sülüğün emip durduğu Fanny'nin F'si.
Ben veya anneniz olmadan kumsala giderseniz böyle olur.
- Ama... - Kesinlikle yasak.
- Orada çok fazla sülük var. - Son gittiğimizde hiç yoktu ama.
Tabii ki yoktu, çünkü ben oradaydım.
Benden korkuyorlar.
Fark etmemiş miydiniz?
Ne zaman gitsek onları kaçırıyorum.
- Nasıl? - Süper geğirme gücümle.
- Bir sır öğrenmek ister misiniz? - Neymiş?
- Süper gücümü annenizden aldım. - Hayır.
Bana inanmıyor musunuz?
Bu akşam bifteğin yanında ne yedik?
- Annemin ıspanak salatası mı? - Annenizin ıspanak salatası.
Çok gizli ama, tamam mı?
Halının altında boğulan George'un G'si.
Serserinin öldürdüğü Hector'un H'si.
- Korkuttun beni. - Üzgünüm.
Muhteşem çıkmışlar.
Çocuklar bir kızın yaralandığından bahsetti.
Renata Klein'ın kızı.
Pek de yaralanmadı da işte...
Şuna baksana.
Daha tatlı olamazlar.
Favorim bu sanırım.
- Parmağın hoşuma gitti. - Dur be.
- Paylaşsana. - Pekâlâ.
Millet bayılacak.
- Kıza ne oldu peki? - Bir oğlan boğazını sıkmış.
Ciddi misin?
Kimse görmemiş ama hâli perişandı.
Boynunda izler vardı.
- Hangi oğlan peki? - Yeni gelen, Ziggy.
Bence tatlı bir çocuk gibi duruyordu.
- Annesiyle tanıştım ve çok nazikti... - Öyle mi?
Ne olur ne olmaz Josh ve Max'e söyleyelim de ondan uzak dursunlar.
Gerekeceğini sanmıyorum.
- Hayatım, çocuk şiddete meyilliyse-- - Şiddete meyilli falan değil.
Nereden biliyorsun?
Tatlı bir çocuk gibi durduğu için mi?
- Masum da olabilir ki. - Veya suçlu da.
Yanlış kişilerle ilişki kurmalarını istemeyiz.
- Altı yaşındalar. - Onunla arkadaş olmayacaklar.
Saçmalıyorsun.
O çocuktan uzak duracaklar.
Çek elini üstümden.
Onlara bakmak için burada olmayacaksam senin baktığını bilmem gerek.
Elini çekmeni söyledim.
Kukla oyunundan bir şarkı mı?
Evet ama gerçekten de bir kukla oyunundan fazlası.
Oyun senin için çok şey ifade ediyor, değil mi?
Bonnie'den senin lehine bir dilekçe yazmasını isterim.
İyi misin, anne?
- Bir ayağın çukurda falan değil, değil mi? - Hayır, değil.
- Neden sordun ki bunu? - Biraz sıkıntılı duruyorsun.
- O feci adet dönemlerinden birinde misin? - Hayır.
Hayır.
İnsanların sana söylemedikleri şey çocuklarını kaybettiğin.
Şu an ne kadar güzel ve harika olsan da...
...kıvırcık saçının düğümünü çözdüğüm...
...kabus görünce yatağıma giren o küçük kız artık yok.
Sanırım o yüzden de biraz...
Kızkardeşinin okula başlaması da yaraya tuz bastı.
Bebeklerim elimden gidiyor.
Bence feci bir adet dönemiyle klinik açıdan eş değer.
Her zaman bebeğin olacağım.
Bonnie arkadaşım gibi.
Belki de bazen en iyi arkadaşım gibi ama...
Ben kızınım ve sen de annemsin.
Anne, ağlama.
- Yapma bunu. Tamam mı? - Üzgünüm.
Üzgünüm.
- İşte... - Anne...
Saçını çek o güzel yüzünün önünden.
- Sana yine de minik kekim diyebilirim, değil mi? - İnsan içinde olmaz.
Peki.
Hadi ama.
Bir daha olmaz. Yatağa dön hemen!
Bu şarkıya bayılıyorum.
Birlikte çalmak ister misin?
Konuyu cinayet olarak değerlendiriyoruz.
Şu ana kadar herhangi bir şüpheli yok.
Olayda adı geçenlerle konuştuğumuza inanıyoruz.
Ziggy.
Bebeğim.
Ne yapıyoruz?
Gene uykunda yürüyorsun, bebeğim.
Hepimiz görüşme yapacak mıyız?
Buraya mı?
Çantamı şuraya koyayım.
Söylediğim ilk şey...
- Sadece anneler değil, babalar da vardı.
- Şu kermes işleri işte. - Berbatlar.
Arkanı kollaman gereken erkek ayılar değil.
Dişi domuzlar.
Bana Celeste Wright'ı anlat.
Bir hata olmalı.
- Çok zarif, çok... - Hiddetli.
- Madeline Mackenzie. - İşin içinde Madeline varsa...
...ortalık falan yatışmaz.
Daha da karışır.
Renata Takımı Madeline Takımı'na karşı.
Savaş hattı tam da orada çizilmişti bile.
Yani cidden "cinayet" kelimesini mi kullanıyoruz?
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.