All language subtitles for Silo.S02E03.Solo.1080p.ATVP.WEB-DL.DDP5.1.H.264-NTb-TR

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali Download
bh Bihari Download
bs Bosnian Download
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French Download
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean Download
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam Download
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish Download
pt-BR Portuguese (Brazil) Download
pt Portuguese (Portugal) Download
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian Download
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese Download
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American) Download
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese Download
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

YALANLAR

Adın ne?

Juliette.

Juliette mi? Oyundaki gibi mi?

Evet.

- Burada da biliniyor mu o? - Evet.

Sen nerelisin?

Dışarıdan geldim, başka bir silodan.

Ne silosu?

Elli tane var.

Elli mi?

Evet, bu 17.

Yani, en yakın olanlar 15, 16 ve 18.

Ne kadar yürüdün?

- Bilmiyorum. - Güneş neredeydi?

Ben... Kim...

Sen kimsin?

Hayır, bekle!

Bak, konuşmak istiyorum

ama bana bir şey vermek zorundasın.

Benim adım Solo.

Solo mu?

Evet.

Solo ne?

Sadece Solo.

Çünkü burada tek başımayım.

Yani Solo'yum.

Ve kimse insanları çıkmaya zorlamadı.

Onlar gitmeyi seçti.

Çıktıklarında da güzel bir gündü.

Herkes gülümsüyordu ama sonra o toz tekrar esmeye başladı

ve sanırım zehir bir süreliğine uzaklaştı ama geri geldi,

hem de çok miktarda ve işte o zaman hepsi öldü.

Ama temizlik için çıkanlar üç dakika içinde ölüyor.

Onlar nasıl daha uzun süre hayatta kaldı?

Bilmiyorum. Sen nasıl kurtuldun?

Üzerimde bir kıyafet vardı ve...

Hey, sen de Ron gibi mi dışarı yollandın?

- Ron mu? Ron kim? - Ron Tucker.

Dışarı çıkıp temizlenmeyen.

Dışarının güvenli olduğunu düşündü. Dışarı çıkmak istedi.

Ama çıktığında temizlenmedi.

Lensin üzerindeki kire "yalanlar" yazdı.

Sonra da köşeyi dönüp gözden kayboldu.

İki gün sonra ekranın üzerindeki "yalanlar" yazısını boyadılar,

tam da onun yazdıklarının üzerini ve kavga o zaman başladı.

Russell beni buraya koydu.

Russell bilgi işlemin başındaydı. Ben gölgesiydim.

Ve Russell bana

"Ne olursa olsun

kimsenin kasaya girmesine asla izin verme... asla" dedi.

Peki neden herkes dışarı çıktı?

Çünkü güvenli olduğunu düşünüyorlardı.

Çünkü o adam güvenli dedi, bu yüzden onlar...

Hayır çünkü onun öldüğünü görmediler.

Öldüğünü görmediler.

Belki hâlâ hayattadır diye düşündüler.

Sonra herkes çıktı mı?

Evet.

Ne oldu?

Temizlenmedim.

Bir kıyafet. Geri dönmem gerek.

Bekle! Ne?

HUGH HOWEY'NİN SİLO KİTAP SERİSİNDEN UYARLANMIŞTIR

- Çek ellerini! - Anne...

Anne! Eve git!

Her şey düzelecek! İyi olacağım!

Teddy!

Ona tuzak kurmuşlar. Grafitiyi kendileri koymuş.

Ona tuzak kurulmadı.

O yaptı. Ve ona gurur duyduğumu söyledim.

Burası bizim evimiz.

Bunlar bizim duvarlarımız ve istersek işaretleyebiliriz.

Ama şimdi o, ellerinde.

Neden korktuğunu hepimiz biliyoruz Evelyn.

Hepimiz yapabileceklerini biliyoruz.

Mekanik'ten birini ibretlik yapmak isteyeceklerdir.

Ama buna izin vermeyeceğiz.

- Verecek miyiz? - Hayır.

- İzin verecek miyiz? - Hayır.

Oğluna olmasına izin vermeyeceğiz.

SUNUCU ODASI

Neden buradayım?

Düzen'le başlamamız gerektiğini düşündüm.

Her şeyi unutmaya çalıştım.

Özellikle de bunu.

DÜZEN

Ama bazı şeyler kaldı.

"Başarısız temizlik durumunda, savaşa hazırlanın."

Ve grafiti.

Grafitileri engellemeniz gerekiyor.

Özellikle bir isyanı destekleyebilecek her şeyi.

Ya da "temizlikte başarısız olan kişiyi

- yücelten her şeyi." - "...yücelten her şeyi."

Grafitiler için hiç tutuklama yaptınız mı?

Mekanik'ten bir kişi.

Ne yazmış?

Dün gördüğümün aynısını.

Juliette yaşıyor.

Onu kameradan mı yakaladınız?

Hayır, ihbar aldık.

120'nin altındaki kameraların çoğu devre dışı bırakılmış.

Nichols onlara söylemiş olmalı.

Kameraları nereden biliyordu?

Anlayabildiğim kadarıyla çözmüş.

O cidden ustaydı, değil mi?

Analizlerimin tamamen dışında.

Onunla sadece iki kez görüştüm.

Bana dışarı çıkmak isteyecek biri gibi gelmedi.

Kırmızı-düzey bir eski objeyle yakalandı.

İsyan öncesinden kalma bir sabit disk.

İçinde ne vardı?

Nichols'un ekrana yansıttığı 200 yıllık bir temizlenme videosu dışında,

bilmiyorum. Onu yok ettim.

Dışarı çıkmak istediğini söyledi mi?

- Ne olursa olsun dışarı çıkacaktı. - Ama söyledi mi?

Evet. Söyledi.

Bir dahaki sefere grafiti için tutuklama yaptığınızda,

Tepeden ya da Orta-Katlar'dan olduklarından emin ol.

Düzen diyor ki...

Düzen, Mekanik'i suçlayın ve Silo'nun kalanını onlara karşı birleştirin diyor.

Bunu biliyorum.

Ama Juliette...

O tekti.

Daha önce hiç kimse böyle bir şey yapmamıştı.

O yüzden, Düzen'in dışında düşünmelisin.

Kolay olacağını söylemiyorum.

Daha önce görmediğin

bir rengi düşünmeye çalışmak gibi olabilir.

Ama dene.

Ve Mekanik'ten tutukladığınız adamı serbest bırak.

Biraz merhamet göster.

Şimdi, sakıncası yoksa buradan gitmek istiyorum.

Juliette 17 numaralı siloya mı gitti?

Evet.

- Orada hayatta kalabilir mi? - Pek olası değil.

O silo uzun zaman önce öldü.

Seni gölgem yapmadan önce.

Kahretsin.

RON TUCKER YAŞIYOR

DIŞARI ÇIKMAK İSTİYORUZ

Sana tutuklattığım kişilerde ne durumdayız?

Nichols'ın, bilgisayarlarına koyduklarını görmüş olabilecekler.

Hepsine ilaç veriliyor.

Anksiyete için olduğunu söylüyorlar.

Peki ya Nichols'a yardım eden iki kişi?

Patrick Kennedy ve Danny Bly.

Adli tecritteler.

- Onlara ilaç verildi mi? - Hayır.

Neden?

Bunları neden çok sıkı bağlamak zorundalar?

İşte oldu.

Tamam mı?

Ben kimim, biliyor musun?

Herkes kim olduğunu biliyor Sims.

Aileler brokoli yemeyen çocuklarını seninle tehdit ediyor.

Çocuklar brokolilerini yemeli.

Ben kendiminkini yerim. Beni salacak mısın?

Bundan biraz daha fazlasına ihtiyacım olacak.

Ah, evet.

Sana daha ne verebilirim?

Doris'i aldınız zaten.

Karını mı?

Evet, karımı, sik kafalı.

Benden alabileceğin başka bir şey yok.

Ve ben bir şeyler gördüm.

Bazı şeyleri biliyorum.

Hepsinin yalan olduğunu biliyorum.

Gözüme bıçak sapladığın kısma geçmeye ne dersin?

Bir şeyler bilen herkes ölmek zorunda değil.

Bir saniyeliğine gizemli şeyler söylemeyi bırakıp

neden burada olduğuma gelebilir misin?

Bir ilaç var.

Unutmanı sağlıyor.

Neyi?

Unutmanı istediğimiz şeylerle başlarız.

Küçük doz son birkaç haftanın icabına bakar.

Ya büyük doz?

Seni Doris ölmeden öncesine götürebiliriz.

Bu nasıl olur?

Ne yapacağım? Nereye gittiğini merak ederek dolaşacak mıyım?

Hayır. Bu ilaç gerçekse o zaman en başa döneceğim.

Yirmi iki yıl geri gitmek istiyorum.

Onunla tanışmadan önceye.

Bunu yapmanı istiyorum çünkü böylesi daha kolay.

Bunu senin için yapabiliriz

ama önce bizim için yapman gereken bir şey var.

Çok güzel, değil mi?

Neydi o?

Bilmiyorum.

Senden uğramanı istememin sebebi,

Şerif Nichols'ın temizlik raporunu bitirdin mi?

Neredeyse.

Bir tanık ifadesi daha lazım.

Bayan Nichols dışarı çıkmak istediğini söyledi mi?

Başkana göre

Bay Sims'e ve orada bulunan beş askerin dördüne göre söylemiş.

Beşincisiyle birazdan konuşacağım.

O zaman bırakayım da devam et.

Sayın Yargıç...

Bende Sendrom var.

Sims bana, ödenek ayrıldığını söyledi.

Kararını destekliyorum.

Antlaşma'da yer alan birkaç ayrımcı ifadenin yarattığı gereksiz damgayı

ortadan kaldırmanın zamanı geldi.

Sendrom'a neyin sebep olduğuna dair bir teori var.

Kan bozukluğu ya da vitamin eksikliği değil

sadece doğal olmayan bir duruma verilen doğal bir insan tepkisi.

İnsanoğlu, yer altında yaşamak için yaratılmamıştır.

Hiçbirimiz düz bir çizgide 200 metreden fazla yürümedik.

Juliette Nichols hariç.

Onun temizlik raporunu bitirdiğinde...

...önce ben göreyim.

Hey!

O ne?

Açsana.

Bu nedir?

Tavuk yahnisi.

Fena değil.

Yani, bilmiyorum...

...artık bilemiyorum ama ilk başta hoşuma gittiğini hatırlıyorum.

Ah, kahretsin.

- Ne oldu? - Hiçbir şey.

Sadece... Vay canına, çok acıkmışsın.

Kıyafet yok mu?

Birkaç kemer falan buldum

ama parçalanmamış üç metre kumaş vardı.

Bu bir kıyafet ve sonra benim kıyafetimi yapmaya yetmez.

Onu paramparça ettim, yani hayır.

Kıyafetler sadece S odasında bir araya getirildi.

Ve kıyafetler için malzeme Kritik Tedarik'te.

Ama o...

Su altında mı?

Umarım ıslanmazlar.

Pardon, ne dedin?

Umarım ıslan...

Ha?

- Ben... - Biliyorum...

Sadece şaka yapmaya çalışıyordum.

Ama uzun zaman oldu, üzgünüm.

- Juliette? - Evet?

Neden temizlenmedin?

- Çünkü yapmayacağım dedim. - Evet, herkes öyle der.

İnsanların neden temizlendiğini anladım.

Bilirsin işte.

İnsanlar temizleniyor çünkü dışarı çıktıklarında

bu güzel gökyüzünü, güzel ağaçları

çimenleri ve lanet olası çiçekleri görüyorlar.

Ve bunu yapmaları gerektiğini hissediyorlar.

İçerideki herkese neye benzediğini, ne güzel olduğunu

anlatmak istiyorlar.

- Evet ama sen anlatmadın. - Doğru.

Hayır, anlatmadım çünkü bu saçmalık.

Saçmalık çünkü başka birinin temizlik kaydını izledim

ve orada bir sürü yaratık vardı,

gökyüzünde gidiyorlardı...

Kuşlar. Onlara kuş deniyor.

Tamam. Dışarı çıktığımda o kuşları gördüm, tamam mı?

Ama hareket etme şekilleri

tıpkı o temizlikte gördüklerime benziyordu.

Ama tam olarak.

Yani kafeteryadaki görüntünün yalan olmadığını,

gördüğümün bu olduğunu biliyordum.

Kaskta.

- Bunu nasıl yaptıklarını bilmiyorum. - Çok gelişmiş bilgisayarlar.

Tamam. Ama yalandı, değil mi? O zaman niye temizleneyim?

Hayır, temizlenmedim.

Yürüdüm.

Yürüdüm ve yürüdüm

ve yaptığım şeyin burada olanlara yol açabileceğini düşünmedim.

- Onu bilmiyordum. - Bilemezdin.

Neden hayattasın?

Diğer herkes ölmüş ama sen hayatta kalmışsın. Nasıl kurtuldun?

Sağ kalmasam kasayı kim koruyacaktı?

Hayır ama ne zamandır oradasın? Nasıl...

Yalnız diyorsun ve yemeğin var, yani...

Ben sadece işimi yapıyorum. Kapıyı kapalı tutuyorum.

Açmıyorum.

- Hiç mi? - Açmıyorum.

Çünkü belli ki biri içeri girmeye çalışmış.

Okumayı severim, müzik çalarım.

Solo? Sorabilir miyim...

Dışarıdaki cesetler, koridordakiler,

diğerleri kadar eski değiller. Yani...

Ne oldu?

Yemek bulamadım, o yüzden teşekkür ederim. Gerçekten çok lezzetliydi.

Teşekkür ederim.

Kibarlık yapmıyordum, sadece yemeği yemen gerekiyordu.

Neden?

Çünkü yemeği yersen senin gerçek olduğunu ve seni hayal etmediğimi anlayacaktım.

İnsanları mı hayal ediyorsun?

Hayır, Solo.

Ben...

Bu, o çocukları o deliden kurtardığın zamandan.

Adı neydi?

Hiç söylemedim.

Sanki hiç olmamış gibi.

Güzel.

Ve bu...

Hiçbir asker atış poligonunda seninle boy ölçüşemez.

KÜÇÜK SİLAHLAR UZMANI NİŞANCILIK ÖDÜLÜ

Hâlâ ölçüşemez.

Haklısın Reggie.

Haklısın.

Ziyaretiniz için teşekkürler Bay Sims...

Bana Rob de.

Hayır efendim, diyemem...

Olağanüstü hâl nedeniyle tüm emekli askerlerin geri getirilmesi

seni şaşırtmayacaktır.

Olması gerektiği gibi. Hepimizin yapması gerektiği gibi.

Senin için sürpriz olabilecek şey, Mekanik'e gönderiliyor olman.

Benim yaşımda bir adam mı?

Birbirimize yardım ettiğimiz uzun bir geçmişimiz olduğunu hatırladım.

Alacağını tahsil için.

Archie Brent'le beş dakika yalnız kalmak istemiştin.

Ben sana 10 dakika verdim.

Mekanik'te uzun süre kalmak zorunda olmadığımı söyle.

Oranın havasında bir şey var.

Hiç uzun değil.

Hey. Hey, patron... Hey. Konuşamadık...

- Zamanım yok. - Bu önemli.

Ne yaptığını öğrenmek için Shirley'yi izlemeni istemiştim.

Sen gidip ona katıldın.

Bunu bilmeme şaşırdın mı?

Onu bir tek sana mı izlettim sanıyorsun?

Tamam, evet, ben...

Oradaydım ama bu yüzden konuşmamız gerek.

Bunca yolu gelmene minnettarım Jean.

Uzun yol olduğunu biliyorum.

Ne gördüğümü biliyorum! Yalan değil!

Antlaşma'nın şerifin sorumluluklarıyla ilgili bölümünde

sorumluluklardan birinin her temizlikle ilgili olarak Yargı'ya

rapor vermek olduğu belirtiliyor. Seni bu yüzden çağırdım.

Gözaltına alınana kadar Şerif Nichols'ı görmedim.

Ama tutuklandığında oradaydın?

Evet.

Mısır tarlasında mı?

Doğru.

Kaçmaya başlamadan önce ne dedi?

Uyuyamadınız mı?

Evet. Sanırım kahveyi kesme saatimi yanlış hesaplamış olabilirim.

Siz?

Sinirlerim.

Doğum piyangosunda bir şansımız daha olacağını sanmıyordum

ama şerifin gitmesiyle yarın bir bonus çekilişi yapacaklar,

geçen seferkiyle aynı havuzdan çekilecek.

Kocam bana şansımızın daha yüksek olduğunu söylüyor.

Size şans diliyorum.

Rick ve ben çocuk sahibi olmayı çok istiyoruz

ama olanlardan sonra acaba bebek sahibi olmalı mıyız diye de düşünüyoruz.

Bebek sahibi olmak, bir umut girişimidir.

Bu ağaçları diken insanlar, onların altında oturacak kadar uzun yaşamadı.

Sizin çocuğunuz var mı?

Hı-hı.

Nasıl bir şey?

İlk çocuğumuzda...

...onu görmeden önce duyabiliyordum.

Kulağım karımın karnındaydı.

Aylarca kim olacağını merak ediyorsunuz.

Neye benzeyecek, nasıl yürüyecek, gülümseyecek ve ağlayacak.

Ve sonra bir gün, onunla tanışıyorsun

ve mükemmeller.

Sanırım uyumaya çalışsam iyi olacak.

Phoebe Wells.

Pete Nichols.

- Çok üzgünüm. - Önemli değil.

- Demin dediklerim... - Hayır.

En azından bundan, iyi bir şey çıktı.

Umarım kazanırsınız.

Teşekkür ederim.

En iyisi ben...

İyi geceler.

Hey.

- Ne? - Oh, hey. Bekle.

Aklıma bir fikir geldi.

İtfaiyeciler.

Öyle mi? Ne?

Kaskları var. Giysileri var. Onlar...

Hava tankları var. Dumanın içine giriyorlar.

Hayır.

Seni dışarıda yaşatmak için tasarlanmadılar. Hadi ama.

Evet ama temizlik kıyafetleri de öyle değil.

İtfaiyeci kıyafeti işime yarayabilir.

Fena fikir değil.

Öyle mi dersin?

- Çünkü emin değildim. - Nereden bulabilirim?

Yangın güvenlik ekipmanları üç yerde var.

Mühendislik, 70 ve 23.

- Yirmi üçte nerede? - Geri dönüşümün yanında.

- Tamam. - Hayır, hey. Ama bir sorun olabilir.

Özür dilerim. Geç olduğunu biliyorum.

Bir şey mi oldu?

Şerif Nichols'ın temizlenmesiyle ilgili raporumu göndermeden önce

- görmek istemiştin. - Bekleyemez miydi?

Nichols'ın yakalanmasına yardım eden beş askerle konuştum.

Dördü dışarı çıkmak istediğini teyit etti.

Ama biri etmedi mi?

Beşinci... Sadece işlerine odaklandıklarını söyledi.

Diğerleri çıkmak istediğini duyduysa o zaman öyle demiştir diyor.

Ama emin değilsin.

Onu merdivenlerden çıkarırken,

Şerif Nichols'ın kendisi bana söylemediğini söyledi.

Dur. Bunu şimdi mi söylüyorsun?

Ona inanıp inanamayacağımdan emin değildim.

Diğerleriyle konuşmak istedim ama tanıkların şüpheleri varsa

Nichols gönderilmeden önce soruşturma yapılmalıydı.

- Bu... - Antlaşma'da var. Evet.

Biliyorum.

- Bir şey var mı... - Hayır.

Bundan sonrasını ben hallederim.

Buna dikkatimi çektiğin için sağ ol şerif.

İyi geceler.

Knox.

Shirley, arkanı dön ve evine git.

- Teddy'yi bize ver, gidelim. - Bunu yapmayacağız.

Fedaileri nereden buldun?

- Fedai mi? Yapma. Onlar şerif yardımcısı. - Kasklı olanlar değil.

Birini gözaltından alıp gitmenize izin veremem!

- O zaman bırakın! - Teddy'yi bırakın!

Polis. Dışarı çıkın!

Biz bu değiliz!

Belki de artık buyuz!

Teddy'ye özgürlük!

Teddy'yi bırakın!

Dinleyin, hepimiz aynı şeyi istiyoruz.

Hepimiz Teddy'yi geri istiyoruz.

- Teddy'yi bırakın! - Bak...

- Onu serbest bırakın! - Hayır!

Ne yapıyorsun?

Onu arkaya götürün!

- Coop? - Cooper!

Bir şey yok.

- İyisin, Coop. - Coop.

- İyisin dostum. - Buradayız Coop.

Bir şeyin yok.

Coop.

- Coop. - Her şey yolunda.

Her şey yolunda.

Dostum?

Biri yardım etsin! Lütfen yardım edin!

BİR

PHOEBE WELLS - KADIN GİZLİ

BU PROSEDÜR TURUNCU SİLO KODU OLARAK BELİRLENDİ

HASTA, DOĞUM KONTROLÜNÜ ÇIKARTMAMALIDIR.

HASTA, DOĞUM KONTROLÜNÜN ÇIKARILDIĞINA İNANMALI.

Kimse hangi puştun başlattığını bilmiyor.

Mekanik'ten değillerdi.

Diğeri?

Evet.

Doğma büyüme Mekanikçi.

Terry Cooper.

Tanışabileceğin en tatlı çocuk.

O sadece...

Evet, sadece o yangın bombası olan bok kafalıyı durdurmaya çalışıyordu.

Neye ihtiyacın var?

Patron,

her şeye ihtiyacımız var ama önce

sana ihtiyacımız var.

Geldiğin için teşekkürler.

Burada güvendeyiz, kamera yok, dinleyici yok.

Neden yapmak istediğimizi yapmamıza izin vermedin?

Teddy'yi alırdık ve her şey yoluna girerdi.

Sahi mi? Onu sonsuza kadar saklayacak mıydınız?

Cooper'ı kaybettik.

Buna inanamıyorum.

Ben de.

Hadi. Ayağını incitme.

Yumruk atmak istiyorsan bana at.

Siktir.

Siktir.

Gerçekten yapacağını düşünmemiştim.

Ben de.

Shirl...

Kızgın olan tek kişi sen değilsin.

Jules'u kaybeden tek kişi de sen değilsin.

Onu kaybettiğimizden pek emin değilim.

İki gün oldu.

O tepede ne gördüğünü bilmiyoruz.

Dışarıda bir yerde hâlâ yaşıyor olabilir.

Bak, ben...

Pekâlâ.

Ben de gerçeği senin kadar bilmek istiyorum

ama bunu senin yaptığın gibi yapamayız.

O zaman nasıl yapacağız?

Çocukken oraları keşfe çıktığımız zamanı hatırlıyor musun?

Bulduğumuz isim duvarını hatırlıyor musun?

Evet?

O zaman anlamını bilmiyorduk.

Şimdi sanırım biliyorum.

Bir sabah şafak vakti kafeteryadaki ekranları

ve şerifin ofisindeki

tüm kameraları rutin bakım için kapatacağım.

Hava kilidini çalıştıracağım

ve ben ekranları yeniden etkinleştirmeden

tepeye çıkıp gözden kaybolmak için beş dakikan olacak.

Bunu yapmak istediğinden emin misin?

Kıyafetimi ne zaman alacağım?

Bilgi işlem müdürü olarak kendi kıyafetim var.

Belki onu ayarlayabiliriz diye düşünmüştüm.

Senin boyun üç metre.

Bu yüzden kendi kıyafetini yaptırman en iyisi diye düşünüyorum.

Muhtemel bir gölge için olduğunu söyleyeceğim.

Normalde ölçü için ekip yollarlar

ama bu sadece ikimizin arasında olacağı için

ben yaparım.

Ben ölçeceğim.

Kollardan başlıyorlar.

Mesela...

Bunları yazman gerekmiyor mu?

Hayır.

- Bernard. - Efendim?

Sana bir şey sorabilir miyim?

Yardımcı olabildim mi?

Konuşabileceğim tek kişi sensin.

Ama sadece konuşmaya ihtiyacın var.

Benim fikrime ne ihtiyaç var ne de gerek.

Hem gerekli hem de ihtiyaç var.

Ama görmezden geliniyor.

Mekanik'teki grafitiyi yapan adamı serbest bırakman gerektiğini söyledim.

Serbest bırakıldı.

İki kişinin öldüğü bir yangın bombalaması ve silahlı saldırı gerçekleşince.

- Sen mi yaptırdın? - Hayır.

Gerçekten mi? Çünkü direkt Düzen'den çıkmış gibi duruyor.

Misilleme yapmalarını sağla,

bu da Silo'da Mekanik karşıtı öfkeyi körükler,

o da bir isyanı bastırmanı sağlar.

Ben yapmadım.

Emin misin?

Sana yalan söylemem.

- Ama söyledin bile. - Nasıl?

Juliette Nichols çıkmayı istemedi, değil mi?

İstemedi.

- İhtiyacın olan tüm ölçüleri aldın mı? - Evet.

O zaman şimdi gidebilirsin. Kıyafetim olmadan geri gelme.

Solo?

Solo, haklıymışsın.

Suyun altında ama sanırım çalıştırabilirim.

Suya girersem

bir kat aşağı inebilirim

ve belki apartmanların arasından ve ara sokaktan geçebilirim

ama bana hava pompalayabilecek bir şey yapmam gerekecek.

Bu da demek oluyor ki ben aşağıdayken onu çalıştırmana ihtiyacım olacak.

Solo?

Yardımına ihtiyacım var.

Dışarı çıkamıyorum!

Ama daha önce çıktın.

Biliyorum... Bak...

Koridordaki iki ceset...

Kapıyı açmamam gerekiyor.

Bana yemek verdin. Bana yemek vermek için kapıyı açtın.

- Evet. - Öyle mi?

Sen buradayken kapıyı açmam.

Bak, seni zorlamak istemiyorum.

Burada ne olduğunu bilmeme gerek yok, tamam mı?

Anlıyorum.

Bunu konuşmak istemediğini biliyorum

ve hayatındaki herkesi kaybettiğini de biliyorum.

Ama geri dönmem gerek. Geri dönmeliyim, tamam mı?

Ve kapıyı açmaman gerektiğini biliyorum...

- Bu benim işim. - Ama bana yardım etmen gerek.

Tamam mı?

Kurtarmak için yardımın...

10.000 kişiyi Solo.

10.000 kişi.

Bak, burada olanları telafi etmeyeceğini biliyorum

ama eve dönebilirsem...

Eve dönmeme yardım edersen

o zaman belki burada olanların orada olmasını engelleyebiliriz.

Ama benim...

Sana ihtiyacım var.

Lütfen.

Yapamam.

"Er ya da geç gireceğiz."

ER YA DA GEÇ GİRECEĞİZ

Tamam.

Anladım.

Sorun yok. Anladım.

Yemek için teşekkürler, ben...

Sonra görüşürüz.

Bekle!

Ne yapacaksın?

Bilmiyorum. Ben...

Bir yolunu bulacağım.

Ne hissediyorsun?

Heyecanlıyım.

Gerginim.

Hayır, uyuştun mu? Bunu hissedebiliyor musun?

Pardon.

Uyuştum.

Güzel.

Endişelenecek bir şey yok.

Göz açıp kapayana dek bitmiş olacak.

Dr. Nichols.

Size ne kadar minnettar olduğumuzu söylemek istedik.

Ve bu olasılığın sadece kızınız yüzünden

var olduğunun ne kadar farkında olduğumuzu da...

Teşekkürler.

Umarım kızınız olur.

Artık bebek yapmakta özgürsünüz.

Hayır. Kıpırdama.

Birkaç dikiş, sonra gitmeye hazır olacaksın.

Sakın gitme!

Kötü mü görünüyorum?

Hayır. Ben sadece...

Belki farklı görünürsün diye düşünmüştüm, o...

Ben hiç... Hiç bu kadar dışarı çıkmamıştım.

Çok büyük. Orada...

Çok fazla yer varmış gibi görünüyor.

Fazlasını görmek ister misin?

Evet.

Tamam. Nereye gitmek istiyorsun?

Yukarı çıkmak mı istiyorsun?

Yukarı mı?

Tamam.

Gel hadi.

Evet. Dikkatli ol.

Hey.

- Sorun yok. Hey. - Dur.

- Yapma. - Hey.

Bekle, seni incittim mi? İyi misin?

- Hayır! Evet, iyiyim! Sayılır. - Oh, G... Hayır.

Bu senin hatan değil.

- Özür dilerim. - Sorun değil.

Sadece otur.

Sadece oturabiliriz.

Ben burada olacağım.

Sadece, uzun zaman oldu.

Biliyorum.

Gerçekten buradasın, değil mi?

Evet.

Evet, buradayım.

Alt yazı çevirmeni: Orhan Cevher

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.