Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Allah'ım, hikmetinden sual olunmaz.
Ben âciz bir kulunum.
Neyin neden olduğuna, neden böyle olmasını istediğine
benim aklım ermez.
Senin "Ol!" dediğin her şeyin bir sebebi vardır.
Ben sadece bunu bilirim.
Hızır aleyhisselam gibi buyruğunu sorgulamam.
Neyin şer, neyin hayır olduğunu sadece sen bilirsin.
Her şeyin hayırlısı senden gelir. Ceza da senden, ödül de senden.
Sen her şeyi bilensin.
Sen kaderi çizensin.
Sen istemedikçe yaprak kımıldamaz, rüzgâr esmez, su akmaz.
Bizi, insanatı, hayvanatı,
nebatatı, dünyayı, kâinatı...
Her şeyi var eden sensin.
Hikmetinden, iradenden, kelamından sual olunmaz.
Ben kimseyi öldürmedim.
O adamın ölümünden nasıl bir hayır doğacak, bilmem.
Senden gelen her şey kabulüm. Hayat da kabulüm, ölüm de.
Semaviciler terör örgütü soruşturması kapsamında
Ormancılar ve ülkenin çeşitli bölgelerinde gözaltına alınan şüpheliler
sorgularının ardından serbest bırakıldı.
Semavi lakaplı Gökhan Şahinoğlu'nu arama çalışmaları...
Allah'ım, sana şükürler olsun. Sonunda çıktılar.
Gördünüz mü? Yine Semavi'nin dediği oldu bak.
Kurtuldu hepsi.
- Duymadınız mı? Kardeşlerimiz çıktı! - Onlar çıktı.
Emniyetteki Semaviciler alındı.
- O ne demek? - Bak, pis bir koku var. Bir şey dönüyor.
O emniyettekiler madem bizdendi,
niye binlerce Semaviciyi içeri alıp eziyet ettiler?
Emir almışlardır, yapmak zorunda kalmışlardır.
Olamaz mı, ha?
İntihar eden müdür? Semaviciyse niye intihar etti?
Neyi didikliyorsunuz siz? Anlamıyorum ben ne konuştuğunuzu.
Buraya tıkılıp kaldık Salih abi. Bir bok yaptığımız yok!
- Öyle küfürlü konuşma, sikerim belanı! - Yalan mı abi?
Bir şeyler oluyor, haberimiz yok.
- Kimse bize bir şey anlatmıyor ki. - "Kimse" den kastın ne senin? Ha?
Semavi'yi mi sorguluyorsunuz? Ha? Semavi'yi mi sorguluyorsunuz?
Salih...
Bana sebep soruyorsunuz.
Öyle mi?
Sebep adalet.
Sebep özgürlük.
Sebep eşitlik.
Ben ne olması gerekiyorsa onu yapıyorum.
Bunu yaparken de hiç kimseye hesap vermek zorunda değilim.
Allah'tan başka.
Senden hesap sormuyoruz Semavi.
Art arda bir sürü şey oluyor. Kimse takip edemiyor, anlayamıyor.
Neler olduğunu bilmek istiyorlar sadece.
Demin işitmediniz mi?
Ben size ne dedim? "Semavicileri bırakacaklar."
Öyle de oldu. Bıraktılar!
Bugüne kadar ne söz verdiysem yaptım.
Bundan sonra da böyle olacak.
Başka bir diyeceği olan var mı?
Detaylara takılmayın.
Bana güvenin.
Ben ne yapıyorsam önce Allah için, sonra bizim için yapıyorum.
Asıl mesele bu Semavi.
Sen yapıyorsun, biz oturuyoruz. Sen ediyorsun, biz izliyoruz.
Bütün bu insanlar, herkes,
seninle Allah yolunda yürümek için buradalar.
Ama sen bizi görmüyorsun, saymıyorsun. Hiçbir konuya dâhil etmiyorsun.
Hepsi bir yana, bize hiçbir şey anlatmıyorsun be abi.
Başına bir şey gelse hiçbirimizin haberi olmayacak.
Bizim asıl derdimiz bu.
Daha önce olmayan o derdiniz
asıl mücadele başlayınca mı aklınıza geldi?
Yoksa Allah'a isyan mı ediyorsunuz?
Haşa be Semavi.
Bu yol zor!
Bu yol uzun! Bu yol engebeli!
Bu yolun sonunda ölüm de var, dirim de var!
Cennet de var, cehennem de!
İlk gün dedim size.
Ya bu yolda benimle yürürsünüz ya da geride kalanlardan olursunuz.
Seçim sizin.
Sen de yanlış yaptın.
Nasıl yani? İçeride köstebeğin mi var artık?
Aynen öyle. Hem de en yakınından biri.
"Yakın" derken? Yani, ne kadar yakın?
Birlikte yatağa girecek kadar yakın.
Kadının, kocasını ele vereceğine inanıyor musun sahiden?
- Gökhan'ın oyunlarından biri olmasın bu? - Değil.
İstediğiniz olacak.
Size Gökhan'ı vereceğim.
- Sebep? - Sebep, onu korumak için.
Onu korumak için çok geç olmadı mı?
Bazı şartlarım var ama. Sadece ikimizi alacaksınız.
- Sen niye? - Ben de onun kadar suçluyum çünkü.
Bir bedel ödeyecekse eğer, ikimiz de ödeyeceğiz.
O hapse girecekse eğer, ben de gireceğim.
Yani diyorsun ki ailelerimizi, yakınlarımızı,
Semavicileri karıştırmak yok.
Aynen öyle.
Dahası da var.
Gökhan'ın mümkün olan en az cezayı almasını garanti edeceksiniz bana.
Küçük hanım,
akıllı, mantıklı, makul birine benziyorsunuz.
Birisinin ülkeyi birbirine katıp yangın yerine çevirdikten sonra
küçük cezayla kurtulması mümkün mü?
Mümkün. Niye, biliyor musunuz?
Çünkü Gökhan bu işin içinde yalnız değil.
Gökhan'ı da kullandılar. Oyun oynadılar ona.
Gökhan da kurban.
Üstelik Gökhan olsa da olmasa da devam edecekler işe.
- Kim bunlar? - Bilmiyorum.
Gökhan bir şirket olduğunu söyledi.
Hatta ben gördüm bunlardan birisini.
Bakın, ben size bunların kim olduğunu bulacağım.
Ama siz de şartlarımı kabul edeceksiniz. Anlaştık mı?
Gerçek suçluları bulabilirse
Gökhan'ın bir şansı olur diye düşünüyor.
Haksız değil.
Gökhan bir maşaysa, o gerçek suçluları ele verirse,
iyi savunma yapacak sıkı bir avukat da bulursa tamam.
Üç beş yılla yırtar.
Peki... Kadın kim olduklarını bulabilir mi sence abi?
Kocasını seviyorsa, bulsa iyi eder. Yoksa ancak ahirette kavuşurlar.
Teşkilatta tek sana güvenirim.
Ama yine de ikaz edeceğim. Bu konuştuklarımız aramızda kalacak.
- Ayıp ediyorsun abi. - Hakan, bırak ayıbı mayıbı, abiyi.
Gözünü, kulağını dört aç. Teşkilatta kimin kim olduğu belli değil.
- Özellikle de yeni gelenler. - Nasıl yani?
Onlar Semavicilerin yerine gelmedi mi zaten?
Bence uzaklaştırılanlar
Gökhan veya arkasındakiler tarafından uzaklaştırıldı.
Asıl Semaviciler, yeni gelenler.
Selamünaleyküm kardeşlerim.
Aleykümselam Semavi.
- Yeni görevleriniz hayırlı uğurlu olsun. - Sağ ol.
Sizleri o koltuklara oturtmak hiç kolay olmadı.
Ama hakkını vereceğinize,
yürüdüğümüz bu yolda üzerinize düşeni layığıyla yapacağınıza hiç şüphem yok.
Şimdi hazırsanız başlayalım.
Büyük bir ayaklanma başlatacağız.
Tüm şehirlerde, ülkenin dört bir köşesinde.
İnananlarla birlikte,
adalete, eşitliğe, kardeşliğe aç, muhtaç bırakılmış
tüm mazlumlarla beraber.
Diyelim ki bu senin teorin doğru.
Yani emniyette ve devlette
böyle büyük bir operasyonu kotarabilecek bir siber terör örgütü var.
Abiciğim, bunlara karşı koz olarak elimizde sadece Merve denen kız mı var?
Yani, ya kız yakayı ele verirse? Ya vazgeçip seni satarsa?
Hakancığım, sen bunlara kafanı yorma.
Gözünü dört aç, teşkilattakilere dikkat et, gerisi bende.
Tamam?
Toprağım, bir çay daha versene be.
Benim bir daha böyle çıkmam zor ama size bir şekilde haber yollayacağım.
İnşallah.
İyi geceler.
Eğer bir numara çeviriyorsanız kocanı da seni de perişan ederim.
Sistemi kilitleyeceğiz.
Teknoloji, ulaşım, iletişim...
İnsanların sadece...
Ne yapıyorsun?
Ha?
- Abimi mi gözetliyorsun? - Sus.
Niye sessiz sessiz böyle şey yapıyorsun?
Hayat durma noktasına gelecek.
Korku, panik, güvensizlik
gündelik hayatın ta kendisi olacak.
Dediğim gibi, önce kaosu yaratacağız,
sonra o kaosu biz bitireceğiz.
Halkın umudu, insanların kurtuluşu biz olacağız.
Halk desteğini artıracağız Adem.
Kübra kişisel bilgi havuzlarını, sosyal medya verilerini,
siyasi eğilim tahminlerini bir algoritmayla işleyerek
hedef kitle belirledi.
Şimdi bu hedef kitleyi kullanarak
bu Gökhan'a inanan, ona sempati duyan insanları bulacağız.
Halk desteğini artıracağız yani.
Yani iletişim sistemleri üzerinden
belirlenmiş hedeflere Gökhan bombardımanı yapacağız.
Aynen öyle. Bombardıman.
İnsanlar Semavi'de neyi görmek istiyorsa onu göstereceğiz onlara.
Artık bunun bu ezilmişliği, yoksulluğu,
gaziliği, yakışıklılığı falan...
Kim neye kopuyorsa vereceğiz önlerine.
Hepsi mi yalanmış? Her şey?
En başından beri? Ha?
Yani biz burada yapay zekâ yüzünden mi hapisiz?
Onca insan yakalandı ya. Tutuklandılar, hepsi işkence gördü ya.
Burak? Burak bu yüzden mi öldü?
Abim başından beri mi biliyormuş?
Ha?
Sen ne zamandan beri biliyorsun?
- Sen de biliyordun. Ha? Bilmiyor muydun? - Gülcan, yeni öğrendim ben.
Yeni. Niye dinliyordun o zaman kapıyı?
Kavga ettik biz Gökhan'la.
Ben öğrenmek istedim her şeyi. Hiçbir şey söylemiyor bana.
Ne yaptıklarını, ne planladıklarını, hiçbir halt anlatmıyor bana Gülcan.
Ben de düşündüm ki öğrenirsem belki bir şekilde engel olurum.
Ben de bilmiyorum ne yapacağımı.
Ben sadece çok korkuyorum.
Gökhan için, bizim için, buradaki herkes için.
- Bize ne zamandan beri yalan söylüyor? - Bilmiyorum.
Nereye gidiyorsun? Kimseye hiçbir şey söyleyemeyeceğiz.
Kimseye hiçbir şey söylemeyeceğim!
Sadece geçen sefer yaptığımı yapmayacağım.
- Nereye gidiyorsun o zaman? - Ya, bırak!
Gülcan! Gülcan, durur musun? Kimseye hiçbir şey söyleyemezsin!
Gülcan, yalvarırım, dur lütfen.
Ne oluyor? Ben buradan çıkmadan kimse girmeyecek demedim mi?
Ne iş abi? Gizli işlerini mi böldüm senin?
Sır gibi sakladığın ortaklarınla mı muhabbet ediyordun?
Hiç bakma ona. Senin hiç kimseye kızmaya hakkın yok.
Ne yapıyorsun abi sen?
Neyin kafasını yaşıyorsun sen?
Ben ne yaptığımın gayet farkındayım Gülcan.
Asıl sen bilip bilmeden konuşma.
Öyle mi? Ben mesela senin seçilmiş bir insan olmadığını çok iyi biliyorum.
Karşımda koca bir yalancının durduğunu çok iyi biliyorum.
- Bu konuşmam için yetmez mi? - Gülcan...
Gülcan. Lütfen sakin olur musun?
Sakin falan olmayacağım. Sakin falan olmak istemiyorum!
İnsanların hayatını kaydıran bir yalancının karşısında sakin olmayacağım!
- Laflarına dikkat et. - Etmezsem ne yapacaksın?
Beni hapse mi atacaksın? Dövecek misin?
- Yoksa zorla inandıracak mısın? - Gülcan.
- Ha? - Yapma.
Sen beni babamın benimle öbür taraftan konuştuğuna inandırdın. Ben buna inandım!
Biz ne yapıyoruz? Neyin kafasını yaşıyoruz biz?
İnsanların hayatını sikip attın abi. Böyle şey mi olur?
Niye bütün bunlar... Niye oluyor? Sırf sen peygam...
Yeter dedim sana.
Biliyor musun, ben...
Seni babamın yerine koymuştum.
"Babam gitti ama dağ gibi abim var" diyordum.
Dağlar da yıkılabiliyormuş abi.
Canın sağ olsun.
Benim bir daha böyle çıkmam zor ama size bir şekilde haber yollayacağım.
İyi geceler.
Ne oluyor?
Beş on yıla baktığımızda
Türkiye'nin ve dünyanın kronik bir kuraklık içinde olduğunu görüyoruz.
Ve bu kuraklığın içinde
zaman zaman Türkiye'nin belirli bölgelerinde olmak üzere
ciddi sel felaketleri yaşıyoruz.
İki hafta önce Karadeniz bölgesinde yaşadığımız
sel felaketinin altını çizmek isterim.
Ayrıca geçtiğimiz sene Türkiye'de yaşadığımız deprem felaketi sonrasında da
deprem bölgesinde denizler yükseldi ve yine çok ciddi bir sel oldu.
Dolayısıyla günümüzde tüm dünyada kuraklık ve seller iç içe geçiyor.
Bu durum hem dünyanın hem de biraz önce bahsettiğim gibi
Türkiye'nin en temel problemi hâline geldi
ve maalesef ilerleyen zamanlarda
durum düşündüğümüzden daha hızlı bir şekilde kötüye gidebilir.
Bir de tabii ki...
♪ Deniz üstü köpürür ♪
♪ Hey canım, rinnanay, rinna rinnanay ♪
♪ Gemilere binsem götürür ♪
♪ Hey canım, hey ♪
♪ Gemilere binsem götürür ♪
♪ Hey canım, hey ♪
♪ Benim de buraya gelişim ♪
♪ Hey canım, rinnanay, rinna rinnanay ♪
♪ Bir güzelden ötürü ♪
♪ Hey canım, hey ♪
♪ Bir güzelden ötürü ♪
♪ Hey canım, hey ♪
Neredeydin kızım?
Ne oldu? Türküye mi içerledin?
Ya... İyiyim. Bir şey yok.
Kız, türküye mi içerledin sen?
Allah kahretmesin!
Kalk, oynayalım. Kalk. Kalk!
♪ Yüreğimde yatarı ♪
- ♪ Hey canım... ♪ - Kaldır kollarını.
♪ Hey! ♪
♪ Yüreğimde yatarı ♪
♪ Hey canım, hey ♪
♪ Benim de bu dünyaya gelişim ♪
Baba?
Nasılsın?
İyiyim kızım.
İçeridekiler de iyi galiba. Güzel eğleniyorlar.
Sıkıldılar işte.
Bilmez misin bizim mahalleliyi? İki davul zurnaya hemen coşarlar.
Ölüm gürlüğü diye bir şey vardır kızım, bilir misin?
Hastalar ölmeden önce son bir kendilerine gelirler.
Kısa bir süre şöyle bir doğrulup konuşurlar, gülüşürler.
Bir nevi veda gibi.
Sonra küt, sizlere ömür.
Hiç umut yok mu sence gerçekten?
Hapse atılmış, tecrit edilmiş bir adama sorduğun soruya bak.
Üstelik o adam baban.
O mu yolladı seni buraya?
Bakma öyle bana.
- Nasıl? - Suçluymuşum gibi.
Burada olmanın sebebi benmişim gibi.
Küçükken beni "akıllı kızım" diye severdin.
"Büyüyecek, okuyacak, iyi yerlere gelecek" diye.
Büyüdüm ama baba, ne okudum ne iyi yerlere geldim.
Kızgın mısın bana?
Kızgın mı? Asla.
Ayrıca çok da gururluyum kızım olduğun için.
Daha da gurur duyacaksın.
Sen haklıydın baba.
Birinin bir şey yapması gerekiyor. O kişi de benim.
Ne yapacaksın?
En az hasarla ne yapılabiliyorsa o.
Seni çok seviyorum anne.
Annem, abim sana emanet.
Onlara iyi bak. Tamam mı?
Tamam.
Gökhan!
- Ne oluyor? - Gökhan!
Gökhan! Oğlum!
- Ne oluyor? - Gülcan yok.
- Ne demek yok? - Yok, gitmiş.
Nereye gitmiş?
Bilmiyorum. Bunları bırakmış yastığın üstüne.
"Sen haklıydın.
Bütün bunlar hataydı. Burada hapis gibi yaşayamam artık.
Semavi'nin değil, kendi yolumdan yürüyeceğim. Hoşça kal."
İntihar etmeyecek, değil mi? Ha?
- Anne... Anne. - Etmez, değil mi? Ha?
Oğlum, bir şey söyle!
Gören, duyan, bilen yok mu? Kimse görmedi mi Gülcan'ı?
- Görmediniz mi? - Gülcan mı kayıp?
- Kapıda nöbetçi yok mu? - Vardı.
O zaman nasıl çıktı bu kız buradan? Yapman gereken bir tane iş var!
Semavi, bir sürü çıkış olduğu için çocuklar bakamamışlardır.
Gülcan buradan elini kolunu sallayıp gidiyor, kimse görmüyor!
- Semavi, kocaman yer burası... - Nasıl koruyacağız burayı?
- Nasıl koruyacağız burayı? - Bir sürü çıkışı var buranın.
Ya kendine bir şey yaptıysa? Ya gene onun için gittiyse Gökhan?
Oğlum!
- Olmamıştır bir şey. - Bulacağım onu.
- Nerede Gülcan? - Bulacağız.
- Nerede bu kız? - Su verin.
- Hiç mi görmediniz? - Bulacağım.
- Bulacağım, tamam mı? Bulacağım. - Ay, kızım!
Gülcan! Gülcan!
- Su iç. - Ne duruyorsunuz? Hadi!
Dilek anne, su iç.
Dilek anne, iç. Bir şey olmamıştır. Merak etme, bulacağız.
- Ne oldu, öğrenebildin mi bir şey? - I ıh.
Sana bir şey söylemiş miydi? Herhangi bir şey?
Hayır.
Semavi müdürüm.
- Gülcan yok. - Nasıl yok?
Yok işte, gitmiş buradan. Bulmam lazım onu.
Dur, bir dakika. Tamam, sakin ol.
Bulurum. Buluruz ama kendi bulunmak istiyor mu bakalım?
Berk, bana ukalalık yapma.
- Tamam. Sakin ol. - Bir dakika.
Onu bulmak için dışarı çıkacağım.
- Hayır, yapmayacaksın öyle bir şey. - Kardeşim yok diyorum, anlamıyor musun?
Dışarısı çok tehlikeli, gündüz çıkamazsın.
O zaman sen bir şekilde yolunu bul, hallet.
Yoksa ben çıkacağım.
Tamam, dur. MOBESE, kamera, ne varsa taratacağım.
Ama sen sakın gündüz vakti dışarı çıkıp, bak, her şeyi berbat etme Gökhan.
Ya o yakalanırsa? Ya ona bir şey olursa?
Olmayacak, yakalanmayacak. Kübra bulur. Biraz vakit ver.
E... Gece. Gece buluşalım, tamam mı?
- Gökhan! - Bul onu Berk. Bul onu.
Benden haber bekle.
Çıkacak mısın?
Sen telefonunu almadın, değil mi?
Güloş, hayır, almadım. Kaç defa soracaksın?
Tamam ya. Tamam.
Biraz sakin mi olsan acaba artık? Ha?
- Bak bakayım bana. - Ha?
Sana söz veriyorum dedim ya.
Bundan sonra kimsenin olmadığı,
bambaşka, sadece ikimizin olduğu bir hayatımız olacak.
- Söz mü? - Söz.
Söz.
Tamam.
Oğlum, sen ne oturup duruyorsun burada? Kalksana sen oğlum, kalksana!
Kalk git, Gülcan'ı ara, neredeyse bul!
Oğlum, ne diyorum? Kalk diyorum, kalk! Kardeşin kayıp!
- Çıkamam anne. - Ne demek "çıkamam"?
- Riskli. - Riskli mi?
Kardeşin kayıp diyorum oğlum ben sana! Sen ne riskinden bahsediyorsun?
Allah ne diyor bu işe? "Riskli" mi diyor? "Gündüz çıkamazsın, risk var" mı diyor?
Hadi konuş! Konuş Allah'la!
Şimdi... Şimdi konuş! "Bana kardeşimi bul" de! Hadi!
Hadi, desene! Ne duruyorsun oğlum?
Ya kızımın başına bir şey geldiyse? Ya gene intihar edecekse? Allah'ım...
Gökhan, sen bizim başımıza ne getirdin oğlum?
Ne yaptın bize? Ne yaptın sen bize?
- Sen bize ne yaptın? - Anne.
Şu hâlimize bak! Ben kızımı aramaya bile gidemiyorum!
Anne, tamam. Bulacağım.
- Yavrumu aramaya bile gidemiyorum! - Bulacağım onu, bulacağım anne.
Bulacağım, merak etme. Bulacağım. Bulacağım onu.
Ne oldu dün? Ne oldu?
Dün bir şey olmuş. Belli ki dün bir şey olmuş.
O notu kızıma yazdıran bir şey olmuş! Dün... Dün ne oldu? Dün ne oldu? Ne oldu?
- Dilek anne... - Sen karışma kızım!
Şşt, sen karışma.
Ne oldu Gülcan'a? Dün ne oldu da bu kız çekti gitti birdenbire?
Bir şey olmadı.
Olmadı, öyle mi?
Bana bak Gökhan.
Bak, sana yemin ederim, vallahi de billahi de,
eğer kızımın saçının teline zarar gelsin,
kendi ellerimle, oğlum demem, teslim ederim polise seni!
Duydun mu beni?
Benim kızımı sağ salim getireceksin bana.
- Gökhan... - Çık.
- Çık. - Hepsi senin yüzünden oldu! Çık!
Neden söylemiyorsun?
Neden susuyorsun?
"Ben değil, sen yaptın" de.
"Senin suçun" de. "Vurdun kardeşine" de. Söylesene!
Desem ne olacak ya?
Bağırıp kovacaksın yine beni!
Gitme.
Ben yaptım. Benim suçum.
Vurdum ona. Vurdum.
Vurdum ona. Vurdum.
Benim yüzümden gitti. Benim yüzümden bıraktı.
Bıraktı beni! Ben yaptım!
- Gökhan... - Ben yaptım!
Gökhan, bir bana bak.
Kendini bir bok sanan ben, ben yaptım! Ben!
- Tamam Gökhan. - Sen...
Sen de gitmeyeceksin, değil mi?
Bırakmayacaksın, değil mi?
- Merve! - Gitmeyeceğim.
Gitmeyeceğim. Hep yanındayım.
Gitme.
Affet. Affet. Affet beni.
Affet. Özür dilerim.
Özür dilerim.
Özür dilerim.
Gel. Gel şuraya.
Gel, otur. Otur şuraya.
Bana bak. Tamam. Nefes al. Bir bak.
Geçecek her şey.
Duydun mu beni? Geçecek.
Yine birlikte olacağız. Sen, ben, Gülcan, herkes. Tamam mı?
Tamam, şimdi nefes al biraz.
Tamam. Şimdi düşünelim. Neydi adı? Berk miydi?
Berk. Bulabilir mi o Gülcan'ı?
- Bulabilir mi? - Bulur.
- Bulur. - Tamam. Akşam onunla buluşacağız.
Ne yapacağımızı konuşacağız, tamam mı? Sakin ol.
Madem yerlerini biliyorsun, niye dalıp direkt almıyorsun?
Arkasında duranlarla Gökhan'ı aynı anda almam lazım.
Birini almak öbürünü uyandırmak olur. Tek başına Gökhan işime yaramaz.
Önemli olan arkasındakiler.
Peki ne kadar bekleyeceğiz?
Beklemeyeceğiz.
- En güvendiğin adamlar, değil mi? - Evet abi. Dediğin gibi, az ve öz.
Ve teknoloji aletlerini kullanmadan.
Teşkilatın en az yarısı bunlara siper olacak.
- Biliyorsun, değil mi abi? - Fark etmez.
Ucu kime değerse değsin, hepsini tutuklayacağız.
Bu Semavi dizisi bu akşam bitecek.
Gökhan?
Efendim?
Seni çok seviyorum.
- Biliyorsun, değil mi? - Ben de seni.
Sonsuza kadar mı?
Sonsuza kadar.
Gelen giden yok.
Birazdan ortaya çıkarlar.
Buluşma yerinde tehdit tespit edildi.
Siktir!
Ha siktir! Ha siktir!
Siktir!
Bir dakikaya oradayım.
Ne oldu?
Gökhan, ne oldu?
Gökhan?
- Emin misin? - Emin miyim abi?
Emin miyim acaba? Bir bak bakalım, emin miyim abi?
Bu yaptı.
Bu yaptı!
Sen mi haber verdin polise?
Ay...
Neden?
Neden?
Bizim içindi Gökhan. Senin için.
Tabii ki bizi korumak için yaptım. Neden yapmış olabilirim?
Ne diyor ya bu?
Romeo Juliet mi oğlum bu? Şaka mısın lan sen?
Gökhan...
Sen bana ihanet ettin. Sen bana ihanet ettin!
- Gökhan... - İhanet ettin!
- Gökhan, dinle, yalvarırım. - Çek!
- İhanet ettin bana. - Gökhan...
Bunun dönüşü yok. Çok iyi biliyorsun.
Bu yol hata kabul edebilen bir yol değil!
- Gökhan, beni dinle. - Semavi!
Buradan dönüş yok, bunu biliyorsun.
Düşün, gereğini yap!
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.