Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
MAX BIALYSTOK TİYATRO YAPIMCISI
Gel.
Çeki unutma. Çekler olmadan oyun yapamayız.
Merak etme edepsiz delikanlı.
- Allahaısmarladık. - Güle güle.
Güle güle.
Çirkin acuze.
Sar beni, dokun bana.
Sar beni, dokun bana. Sar beni, dokun bana.
Sar beni, dokun bana.
Sar beni, dokun bana!
Canım.
Sar beni. Dokun bana.
Sahanlıkta olmaz.
Burada bir yerde, biliyorum. Acaba nereye saklandı?
Neredesin?
Neredesin şeytan kadın?
Kim bulduysa onundur.
Geliyorum bak, hazır olsan da olmasan da.
İşte buradasın, seni küçük çapkın.
Ne oldu?
Babası bebeğiyle oynamak istemiyor mu?
Babanın boynu kırıldı sanırım.
Tam bir süt çocuğusun!
Miyav!
Miyav!
Tom bu gece nerede acaba?
Ben...
Ah, Bialy, Bialy, hayatım. Canını mı acıttım?
- Ufak bir sıyrık, kuzu pirzolam. - Deme...
Endişelenme tatlım.
Öperim orayı, hemen geçer.
Bay Bialystock. Bay Bialystock?
Nasılsınız?
Aman Tanrım.
Yani...
Yani, affedersiniz.
"Ay" demek istedin herhalde? "Ay" deyin ve dışarı çıkın!
"A-a-a-a" değil. "Ay!"
Ay!
Röntgencilere hiç tahammülüm yok.
Yatak odamın hemen karşısındaki dairede bir tane bundan var.
Yemin ederim, adam dürbününü bir an olsun
benden ayırmıyor.
- Daha iyi misin? - Evet.
İyi.
Biz eğlenmemize bakalım.
Şimdi...
Ben masum küçük sütçü kız olacağım,
sen de yaramaz seyis çocuk olacaksın.
Bu süt çok ağır.
Eve gitmeyi beceremeyeceğim.
Yardım edin, imdat. Birisi bana yardım edebilir mi?
- Yardım edin! - Dur. Bugün oynayamayız.
- Bir sürü randevum var. - Bugün oynayamaz mıyız?
Perşembe! Perşembe! Perşembe günü oynarız.
"Kontes ve Şoför"ü oynarız.
- Ah, en sevdiğim! - Perşembe görüşmek üzere contessa mia.
Contessa mia.
Hayır, Bialy, Bialy, lütfen, birazcık.
Birazcık.
Para. Paraya ihtiyacım var.
Tamam, tamam, tamam.
Kontes ve Şoför.
Demek Kont bu sabah seni işe aldı Rudolfo?
Gözünü yoldan ayırma.
Gözlerimi sizden alamıyorum ki!
Siz beni deli ederken nasıl araba kullanabilirim? Yanıyorum!
Rudolfo, seni arsız domuz.
Kenara çek.
Bu kadar yeter. Tamam, yeter.
Gerisini perşembe yaparız. Hadi benim güzel kızım.
Çantanı ve eldivenlerini vereyim. Perşembe görüşürüz.
Perşembe.
Perşembe görüşürüz arsız kevaşe.
- Sar beni, dokun bana. - Perşembe. Perşembe.
Sonra da Kontes ve Rudolfo'yu bitiririz, değil mi?
Perşembe günü ilk iş.
Ondan sonra "Kaçırma ve Lucretia'nın Feci Tecavüzü"nü yaparız.
Ben Lucretia olacağım.
Ben de tecavüz olurum. Perşembe. Harika.
Lucretia, çeki unuttun. Çekler olmadan oyun yapamayız.
Elbette. Neyse ki yanımdaydı.
Tamam mı? Nakit diye belirttim. Bana oyunun adını söylemedin.
İyi. İyi. Güzel. Güzel.
Perşembe. Perşembe.
Güle güle paçalı güvercinim.
Güle güle.
Allahaısmarladık.
Kira sözleşmesinde kimin imzası varsa kirayı da o öder.
Yasa bu.
Hırsızlık bu! Fakir bir adamın cebindeki son kuruşu nasıl alırsın?
Mal sahibi olarak mecburum.
Tanrım, feryadımı duy.
Onu yok et. Ülkeyi felakete sürüklüyor.
Onu dinleme, delinin teki.
Bu olmadı. Bir arama daha yapmalıyım.
Ay?
Kimsiniz? Ne istiyorsunuz?
Neden sahanlıkta dolaşıyorsunuz?
Konuşsanıza, şapşal mısınız!
- Neden konuşmuyorsunuz? - Korktum, konuşamıyorum.
Peki.
Toplayın kendinizi.
Derin bir nefes alın.
Yavaşça bırakın.
Şimdi söyleyin, kimsiniz?
Ben Leo Bloom. Muhasebeciyim.
Whitehall ve Marx'tan geliyorum. Defterinizi tutmak için gönderildim.
Sizi ihtiyar hanımla bastığım için affedersiniz.
"İhtiyar hanımla bastığınız" için mi?
İçeri girin Kibarcık Bey.
Demek muhasebecisiniz.
- Öyle. - O halde hesap verin!
Tanrıya inanır mısınız? Altına inanır mısınız?
Kadın elbiselerini neden seviyorsunuz? Sapıkça değil mi?
Neyse, boş verin. Hesapları yapın siz. Defterler şurada.
Üst çekmecede.
Ceketinizi alayım.
- Teşekkür ederim. - Rica ederim.
Gerçekleri bilmeden beni nasıl kınarsınız!
- Bay Bialystock... - Susun! Fikrinizi sormadım zaten!
Ne kadar küçük düşürücü.
Max Bialystock.
Max Bialystock.
Kimdim ben, biliyor musunuz?
Broadway Kralı Max Bialystock'tum! Sahneye altı oyun birden koyardım!
Delmonico'da öğle yemekleri. 200 dolarlık takım elbiseler.
Görüyor musunuz? Bunda bir zamanlar gözünüz kadar büyük bir inci vardı!
Bir de şu halime bakın şimdi! Bakın!
Karton kemer takıyorum.
Nice yatırımcı ayaklarıma kapanıp yalvardı,
paralarını bir Max Bialystock prodüksiyonuna koymak için.
Şimdiki yatırımcılara bakın bir de.
Voilà! Kabristana gitmeden evvel son bir heyecan yaşamak adına
Max Bialystock'un ofisine uğrayan onlarca küçümen yaşlı kadın.
Bu iğrenç, acıma dolu bakışı müthiş saygı dolu bir bakışa
çevirmeniz için tam on saniyeniz var.
Bir, iki...
Siz hesap kitabınızı yapın hadi.
Eksik olmayın efendim.
Pencereler çok pis, dışarısı gece mi gündüz mü, anlayamıyorum.
İşte bu be! Yiğidin malı meydandadır! Göster bize!
Öhhö, öhhö...
Öhhö!
Sanırım o çizgi film seslerini dikkatimi çekmek için çıkarıyorsunuz.
Varsayımımda haklı mıyım, balık suratlı halk düşmanı?
Duygularınızı incittim.
Güzel! Ne vardı?
Sizinle bir dakika konuşabilir miyiz?
Başlayın. 58 saniyeniz var.
Hesaplarınıza baktım da sütunlarda şunu farkettim...
48 saniyeniz kaldı. Acele edin.
- Hesaplarınıza baktım, şöyle ki... - 28 saniye. Zamanınız tükeniyor.
Tik-tak, tik-tak, tik-tak...
Bay Bialystock, bu koşullar altında çalışamam!
Beni inanılmaz geriyorsunuz!
- O ne, mendil mi? - Ne? Bir şey değil.
Hiçbir şeyse neden göremiyorum?
Battaniyem! Mavi battaniyem! Mavi battaniyemi geri verin!
Ah, hayır! Siz...
Alın, tamam...
Sakin olun, sakin olun...
Kusura bakmayın.
İnsanların mavi battaniyeme dokunmasından hoşlanmıyorum.
Beni zorlayan önemsiz bir durum sadece. İstersem başa çıkabilirim.
Battaniyemden bebekliğimden beri ayrılmadım ve...
Beni teskin ediyor.
Buraya geliyorlar. Hepsi buraya geliyor.
- Beni nasıl buluyorlar? - Konuşabilir miyiz?
Tabii, Prens Mişkin. Sizin için ne yapabiliriz?
Ciddiyetsizlik edecek vakit değil.
Bay Bialystock, son oyununuzun hesaplarında ciddi bir hata buldum.
Hani? Neymiş?
Destekçi listesine göre 60 bin dolar toplamışsınız
ama oyun yalnızca 58 bine mal olmuş. Kayıp iki bin dolar var yani.
Türk hamamına gittim, ne var? Oyun da çuvalladı zaten!
Ne fark eder?
"Ne fark eder" mi? Bu düzenbazlık! Öğrenirlerse hapse girebilirsiniz.
Kim öğrenecek? İki bin dolar alt tarafı.
Ondalık işaretini iki üç hane kaydırıverin.
Yapabilirsiniz, muhasebecisiniz. Ne asil bir meslektir o...
"Muhasebe" mesleki unvanınızın ta kendisi!
- Hilekârlık olur. - Ne alakası var!
Hayır işi olur.
Bloom, bana bakın.
Bana bakın Bloom!
Bloom, boğuluyorum.
Diğerleri yelken açtı gitti, Bialystock kayalığa çarptı.
Bloom, batacağım.
Başarı talep eden bir toplum batırıyor beni,
oysa tek sunabildiğim başarısızlık.
Bloom, derdimi size açıyorum.
Beni hapishaneye göndermeyin.
İmdat!
Bana yardım edin, bana yardım edin Bloom.
Yardım edin.
Tamam, edeceğim. Edeceğim!
- Sizi kandırabileceğimi biliyordum. - Peki, tamam. Ne?
Yok bir şey. Siz yardım edin bana.
Peki. Bakalım... İki bin dolar.
İki bin dolar.
Pek fazla değil. Eminim bir yere saklayabilirim.
Sonuçta, Gelir İdaresi başarısız olmuş bir oyunla ilgilenmez.
Evet, aynen. İyi dediniz. Çözdünüz işte.
Yorgunum. Biraz kestireceğim. Yangın çıkarsa uyandırırsınız.
Bakalım...
Bunları toplarsak ne oluyor? On, dört...
Müthiş.
Kesinlikle müthiş.
Doğru koşullar altında
bir yapımcı başarısız olduğunda daha fazla para kazanabiliyor.
Evet, gayet mümkün.
Oyunun başarısız olacağından emin olsaydı servet kazanabilirdi!
- Evet? - Evet ne?
- Lafınızı bitirin. - Ne diyordum?
Doğru koşullar altında bir yapımcının
başarısız olması halinde daha çok kazanabileceğini söylüyordunuz.
Evet, gayet mümkün.
Onu anladık da nasıl olacağını söylemiyorsunuz.
Bir yapımcı nasıl başarısız olup daha çok kazanabiliyor?
Aslında bu sadece muhasebecinin yaratıcılığına bakar.
Farz edelim, dürüst biri değilsiniz.
- Farzımuhal... - Çok kolay.
İhtiyacınızdan fazla para toplarsınız.
Nasıl yani?
Bunu yaptınız zaten ama küçük ölçekte yaptınız.
Ne yapmışım?
Son oyununuz için ihtiyacınız olandan iki bin daha fazla topladınız.
Ne olmuş? Elime ne geçti? Kemerim karton!
Hata burada işte. Sonuna kadar gitmediniz.
Suçu sonuna kadar götürseydiniz 1 milyon toplayabilirdiniz.
Ama oyunu yapmak bana 60 bin dolara mal oldu.
- Ne kadar oynadınız? - Bir gece. - İşte!
Ne kastettiğimi anlıyor musunuz?
1 milyon dolar toplar, 60 binlik zarardan sonra kalanı alırdınız.
- Oyun başarılı olsaydı? - O zaman hapse girerdiniz.
Oyun başarılı olunca destekçilerinize ödeme yapmanız gerekir,
bu kadar çok destekçi varken nasıl yeterince kâr edesiniz?
Yani bu planın işe yaraması için bize batacak bir oyun lazım.
- Ne planı? - "Ne planı"?
Senin planın, Allah'ın cezası küçük dahi!
Ben plan falan demedim.
Küçük bir akademik muhasebe teorisine değindim. Bir fikirdi yalnızca.
Bloom, dünya böyle fikirlerin yüzü suyu hürmetine dönüyor.
Görmüyor musun Bloom? Canımın içi Bloom.
Çok basit.
İlk adım, batması kesin, en berbat oyunu bul.
İkinci adım, 1 milyon dolar topla. Daha bir sürü yaşlı kadın var.
Üçüncü adım, muhasebe defterini aç,
sahte destekçi listesi hazırla. Biri hükümete, biri bize.
Yapabilirsin. Sen bir büyücüsün. Dördüncü adım, Broadway'e açıl.
"Beşinci adım"a geçmeden Broadway safhasını kapat.
Altıncı adım, 1 milyon doları alıp Rio de Janeiro'ya topukla!
- Ben dürüst bir adamım, anlamıyorsunuz. - Hayır Bloom, anlamayan sensin!
Bu alınyazı, kader, kısmet! Bundan kaçış yok.
Bay Bialystock, daha beş dakika önce hesaplarınızı inceledim!
Benim suç alanında varabileceğim nihai menzil budur!
O parayı istiyorum!
Anahtarlarımın üzerine düştüm.
Seni zavallı, korkak, sefil, küçük tırtıl.
Hiç kelebek olmayı düşünmedin mi?
Kanatlarını açıp zafere giden yola uçmak istemez misin?
Üzerime atlayacaksınız.
Üzerime atlayacaksınız! Üzerime atlayacağınızı biliyorum!
Neron'un Poppaea'nın üzerine atlaması gibi.
- Kimin? - Poppaea!
Neron'un karısıydı ama ona sadık kalmadı,
o da sinirlendi ve kadının üstünde zıpladı da zıpladı,
bir böcek gibi ezene kadar!
- Lütfen üzerime atlamayın! - Üstüne atlamayacağım!
Atlamayacağım!
- Kendine hâkim olur musun? - Dokunmayın bana!
Aman Tanrım, hayır... Hayır...
Sana zarar vermeyeceğim. Derdin ne senin?
Ben histerik biriyim! Histeri krizlerim oluyor!
Böyle olunca duramıyorum. Duramıyorum işte. Histerik biriyim.
Islandım! Islandım!
Histeri krizi yaşıyorum ve ıslağım!
Acı çekiyorum!
Üstelik ıslağım!
Histerim de geçmiş değil!
Hayır, vurmayın. Bir işe yaramıyor. Tehdit algımı perçinliyor.
Ne yapayım peki? Beni de histeri krizine sokacaksın.
- Gidin. Beni korkutuyorsunuz. - Nereye gideyim?
- Şuraya oturun. - Tamam.
Tamam.
Tamam. Buradayım.
- Bu daha mı iyi? - Daha iyi.
Ama hâlâ kızgın görünüyorsunuz.
Bu nasıl?
İyi. İyi.
Çok hoş.
Sanırım kendime geliyorum artık.
Evet. Kesinlikle kendime geliyorum.
Gülümsediğiniz için teşekkürler. Çok iyi geldi.
Ne derler bilirsin:
"Gülersen herkes seninle güler."
Bu adam tam tımarhanelik.
Daha iyisin ya?
Çok teşekkür ederim ama biraz başım dönüyor.
Bir şeyler yemeliyim belki de.
Histerik ataklar kişinin kan şekerini fena düşürür, biliyor muydunuz?
Kesinlikle öyle. Kesinlikle öyle.
Gel. Seni öğle yemeğine çıkarayım.
Beni öğle yemeğine çıkarmanız çok ince bir davranış Bay Bialystock.
Bana Max de. Herkesin bana Max demesine izin vermem bu arada.
- Sadece sevdiklerim diyebilir. - Peki, Max.
- Sen de bana Leo diyebilirsin. - Dedim gitti.
Pekâlâ... Öğle yemeği için nereye gidelim?
Max, bilmiyorum Max. Sen ne düşünüyorsun Max?
Peki, Leo, çok güzel bir gün,
neden karanlık, havasız bir restorana gidelim ki?
Açık havada yemek yiyelim.
- Açık hava burası mı? - En iyisi.
Teşekkürler.
Mükemmel. Şefe teşekkürlerimizi iletin lütfen.
- Yarım dolar verebilirsiniz. - Elbette. Buyurun azizim.
Ben aziz değilim, bu işletmenin sahibiyim.
Para üstünü alayım.
Herkesin de burnu Kafdağı'nda.
Peki Leo, parkta yürüyüş yapmaya ne dersin?
İsterim ama saat ikiye yaklaşıyor. Whitehall ve Marx'a dönmeliyim.
Saçmalık! Whitehall ve Marx'a gelince,
- sen artık Max Bialystock'a çalışıyorsun. - Doğru.
O halde Bialystock'a sadık kal.
Burası ne güzel, değil mi?
Keşke tadını çıkarabilsem. Çok gerginim.
Ya ofisten biri beni görürse?
Sen de onları görürsün. Hem onlar neden ofiste değil?
O da doğru.
İşte bu, Leo. Öğreniyorsun.
İyi vakit geçiriyor musun?
Bilmiyorum. Kendimi çok tuhaf hissediyorum.
Belki mutlusundur.
Evet, mutluyum.
Bunu nasıl anladın?
Mutluyum!
Mutluyum!
Gördüğün gibi, Bloom.
Dünyanın en heyecan verici şehri.
Heyecan, macera, romantizm.
Hayalini kurduğun her şey orada.
Büyük siyah limuzinler.
Altın sigara kutuları.
Uzun bacaklı zarif bayanlar.
Tek ihtiyacın para, Bloom.
Para baldan tatlı. Para baldan tatlı.
Leo, tereddüt edersen fakir kalırsın.
Seni etkilememe izin verme. Bu senin kararın.
Ama yakalanırsak hapse gireriz.
Şu anda da hapiste değil misin sanki?
Küçük, gri bir odada yaşarken?
Küçük, gri bir işe giderken? Küçük, gri bir hayat sürerken?
Doğru diyorsun. Ben bir hiçim.
Hayatımı başkalarının parasını sayarak geçiriyorum.
Benden daha akıllı da değiller.
Benden matah değiller.
Benim payım nerede?
Leo Bloom'un payı nerede?
İstiyorum...
İstiyorum...
Filmlerde gördüğüm her şeyi istiyorum!
Leo, beni yalnız bırakmayacağını söyle!
Yapacağım!
- Vallahi yapacağım! - Yapacak!
Yapacak!
Benim adım Leo Bloom!
Ben benim be!
Ne istersem onu yapabilirim!
Fark etmez!
Benim adım Leo Bloom!
BIALYSTOCK ve BLOOM TİYATRO YAPIMCILARI
Max, yeter artık hadi.
Sabahın ikisi oldu saat. Okuduğumu anlamıyorum.
Oku, oku. Şimdiye kadar yazılmış en kötü oyunu bulmalıyız.
"Gregor Samsa bir sabah uyandığında
kendini dev bir hamamböceğine dönüşmüş buldu."
Çok iyi.
Bir dakika.
Bir dakika.
Bu oyunu okudum ben.
Sabah okuduğum oyunları okuyorum.
Devam edemeyeceğim.
Bu kadarı çok fazla.
Max, kabul edelim, o oyunu asla bulamayacağız.
"Asla bulamayacağız", öyle mi? "Asla bulamayacağız" demek?
"Asla bulamayacağız!"
"Asla bulamayacağız" ha?
Leo...
Kokla.
Gördün mü? Elle.
- Ne bu? - "Ne bu?" Altın bulduk.
Pirit değil, gerçek altın.
Kaynağını bulduk, kaynağını.
Hepsinin annesini.
Öp, öp.
- Bir fiyasko buldun. - "Fiyasko" hafif kalır.
Bir felaket, bir facia, kepazelik bulduk!
- Bir gecede perde indirtme garantili. - Bakalım.
Bu sonsuza kadar yoksulluktan kurtulmak demek. Bir kır evi demek.
Bir Rolls Royce veya Bentley demek.
Bu şarap, kadınlar, çalgı çengi ve kadınlar demek.
"Hitler Baharı".
"Adolf ve Eva'yla Berchtesgaden'de eğlenceli bir kaçamak."
- Vay! - Vay!
Hitler'e yazılmış bir aşk mektubu resmen.
- Bir hafta bile ömrü yok. - Bir hafta mı? Dalga mı geçiyorsun?
Bu oyun dördüncü sayfada falan biter.
- Kim yazmış? - Kim? Şuraya bak. Oku.
- "Franz..." - Franz.
- "Liebkind." - Liebkind. - "100 numara..." - 100.
- "West..." - West. - "Jane Caddesi." - Jane Caddesi.
Franz Liebkind. West Jane Caddesi, 100 numara.
- Kime baktınız? - Anlayamadım?
Kime baktınız?
Kimi aradığını bilmediğim hiç kimse binaya giremez.
Ben kapıcıyım.
Eskiden kocam kapıcıydı ama öldü.
Artık kapıcı benim.
Franz Liebkind'i arıyoruz.
Ha şu Alman!
En üst katta, 23 numaralı dairede.
- Teşekkürler. - Sağ olun.
Ama evde bulamazsınız.
Kuşlarıyla birlikte çatıdadır.
Kuş besliyor.
Pis, iğrenç, rezil, bitli kuşlar.
Eskiden insan gibi verandada oturabiliyordunuz.
Artık öyle bir şey kalmadı.
Kuşlar! Bilmem anlatabildim mi?
Anlatabildiniz hanımefendi. Teşekkür ederiz.
Ben hanımefendi değilim, kapıcıyım!
Alman kaskı takmış.
Onu gücendirecek bir şey söyleme. O oyuna ihtiyacımız var.
- Franz Liebkind? - Nazi partisine hiç üye olmadım!
Ben sorumlu değilim! Ben sadece emirlere uydum!
Kimsiniz? Neden bana zulmediyorsunuz?
Evrakım tam. Göçtüğüm bu ülkeyi seviyorum.
Ah bu güzel, engin gökyüzü
Kehribar rengi dalgalar
Ne istiyorsunuz?
Sakin olun Bay Liebkind.
Biz hükümet görevlisi değiliz. Oyununuzu konuşmaya geldik.
Oyunumu mu?
"Şey Baharı"nı mı? İsmi lazım değil işte.
- Evet. - Ne olmuş ona?
Oyunu çok sevdik, bizce bir başyapıt. Bu yüzden geldik.
Broadway'de sahnelemek istiyoruz.
Broadway'de.
Ah... Ne büyük mutluluk!
Hayallerin hayali!
İnanamıyorum. Bunu kuşlara söylemeliyim.
Kuşlar! Kuşlar! Kuşlar, duyuyor musunuz?
Otto! Berthe! Heinz! Hans! Wolfgang!
Duyuyor musunuz? Führer'in adını temize çıkaracağız.
Deutschland, Deutschland über alles (Her şeyden üstündür Almanya)
Über alles in der Welt (Tüm dünyada her şeyden üstün)
Bay Liebkind, Bay Liebkind, lütfen. Birileri duyacak şimdi.
Mağrur ve vatanperver bir Amerikalıyım
Mağrur ve vatanperver
Burada konuşmayalım, benim eve inelim.
Böyle bir haberi likör içip kutlamadan olmaz!
Pek çok kişi bilmez
ama Führer çok iyi dans ederdi.
Sahiden mi? Hiç tahmin etmezdim.
Çünkü o Allah'ın belası
Müttefik propagandasıyla kandırılmıştınız!
Her türlü iğrenç yalanı söylediler!
Ama kimse Winston Churchill hakkında kötü bir söz söylemedi, değil mi?
Hayır! "Winnie ile kazanın!"
Churchill!
Purosu, brendisi...
O berbat resimleri yok mu hele!
Oysa Hitler gerçek bir ressamdı.
Birkaç saatte bütün bir daireyi boyayabilirdi! Hem de iki kat!
Churchill. "Nazi" bile diyemezdi.
"Nağziler. Nağziler."
"Nağzi" değil be adam, "Nazi"!
Churchill!
- Tam olarak neden... - Şunu da söyleyeyim!
İlk ağızdan duyuyorsunuz bu arada!
Hitler, Churchill'den daha yakışıklıydı. Ayrıca daha iyi giyiniyordu.
Saçı da daha gürdü!
Esprileri daha komikti, Churchill'den de daha iyi dans ediyordu!
- Tam olarak bu yüzden... - Churchill!
Evet... evet. Churchill!
İşte tam da bu yüzden bu oyunu
sahnelemek istiyoruz; dünyaya gerçek Hitler'i,
sevdiğiniz Hitler'i göstermek için.
Kalbinde musiki olan Hitler'i.
Buyurunuz Franz Liebkind, şurayı imzalayın.
Hayaliniz gerçeğe dönüşsün.
İşte bu kadar! "Hitler Baharı" imzalandı, mühürlendi, adrese teslim edildi.
- Ne oldu? - Bu kol bandını takmayacağım.
Anlaşmanın büyüklüğü umurumda değil.
Tamam. Çıkar madem.
Taksi!
Mavi Çingene'ye.
Mavi Çingene'ye neden gidiyoruz?
Biz gitmiyoruz zaten. Mavi Çingene'ye ben gidiyorum.
Varlıklı bir hanımla randevum var.
Görüyorsun ya Bloom'cuğum, birinci aşama tamamlandı. Oyun bizimdir.
Şimdi sırada ikinci aşama var: Paranın toplanması.
Gelecek günlerde beni çok az göreceksin.
Max Bialystock kendini yaşlı hanımlara adayacak.
A dieu. Avanti!
Sen iflah olmazsın, Bialy.
Yeni oyununun başarısına!
Yeni oyunumuza aşkım.
Ah, çok affedersin Bialy.
- Islandın mı? - Hiç önemli değil canım.
Ne olacak...
Çeki getirdin mi?
Evet, burada, çantamda.
Bana söylediğin gibi "nakit" diye belirttim.
Bir oyun için komik bir isim.
Boş ver o kısmı sen canım.
- Teşekkür ederim canım. - Tekrar söyle Bialy.
Ayrıca, yemin ederim, 65 yaşından bir gün bile fazla göstermiyorsun.
Canım benim.
- Seni seviyorum. - Ne?
Seni seviyorum.
Ne?
Seni seviyorum!
Bas Bialy bebeğim, bas!
Kim o?
Benim, Max Bialystock.
Ah, iyi bari. Ben de hırsız sandım.
Bekle, seni içeri alayım.
Bayan Sarah Cathcart.
Kârın yüzde 50'si onun.
Bayan Virginia Resnick.
O da kârın yüzde 50'sine sahip.
Bayan Eleanor Biddlecomb.
O da kârın yüzde 50'sine sahip.
Bayan Alma Wentworth.
Kârın yüzde 100'üne sahip.
Leo, bir oyunun toplamda yüzde kaçı olabilir?
Max, bir şeyin sadece yüzde 100'ünü satabilirsin.
"Hitler Baharı"nın ne kadarını sattık?
Yüzde 25 binini.
Yüzde 25 bin!
Versene şu mavi şeyi.
Max, nereye? Daha imzalamadığımız sözleşmeler var.
O parayı görmem lazım.
Merhaba çocuklar.
Sizin için neler yaptığımı bir bilseniz...
- Max, ne yapıyorsun? - Kendime bir oyuncak alacağım.
Aşırı çalıştım, bir oyuncağı hak ettim.
- Oyuncak mı? - Oyuncak!
Oyuncak bu mu?
O bizim yeni sekreterimiz olacak.
Yeni ortamımıza gayet uygun.
Ulla?
Ulla...
Ulla, ortağım Bay Leo Bloom ile tanış.
God dag på deg.
- Anlayamadım? - God dag på deg.
Ah, god dagen...
Max, delirdin mi? İngilizce bilmeyen sekreter mi aldın?
- İnsanlar ne der? - Şöyle der:
Burada ne yapacak?
Göstereyim.
Ulla, işinin başına.
"İşinin başına."
Ulla, tamam.
Tamam Ulla.
Kremalı pufum, kurabiyem, kediciğim, tamam.
Ulla!
Şunu kapat!
Düşünebiliyor musun? Onunla halk kütüphanesinde tanıştım.
Ulla.
Masaya git. Telefona cevap ver.
"Bialystock ve Bloom. Bialystock ve Bloom."
Bialystock ve Bloom. Bialystock ve Bloom.
God dag på deg.
Bialystock ve Bloom. God dag på deg.
Bialystock ve Bloom.
God dag på deg.
Güzel kız.
Bloom.
Bir puro al.
Max, belki ikimiz de...
- O ne? - Hiçbir şey, devam et.
Zehir gibi bir zekâ.
Hayır, hayır...
Hayır, hayır, hayır...
Seni fingirdek İsveçli.
Min Bialystock.
Beni gömeceksin.
Leo, ne diyordun?
Max...
Belki de harcamaları biraz kısmalıyız.
- Yani bu ofisler falan. - Neden? Gücümüz var, alıyoruz.
Yiğidin malı meydandadır!
Tanrı esirgesin, bir terslik olursa paranın bir kısmını geri verebilmeliyiz.
Mahkemede iyi görünür.
Saçma sapan konuşma, soluk benizli fare. Hiçbir şey ters gitmeyecek.
Hatta bugün, "Hitler Baharı"nın tam bir facia olmasını
sağlayacak adımları atmış oldum.
Saat ikide Roger de Bris'yle randevumuz var.
Roger de Bris mi?
Ne? Ah, yönetmen. İyi midir?
- Yani kötü müdür? - Leş.
Gelmiş geçmiş en kötü yönetmen olabilir.
Oyunu, provanın ilk gününde perde indiren tek yönetmen.
- Sence işi kabul eder mi? - Sormamız kâfi.
Geç oldu. Arabayı alayım.
Ja?
Şoförü çağır. Arabayı getirsin.
İyi, güzel. Motele mi gidiyos?
Hayır, hayır, hayır. Biz gidiyoruz.
Siz ve Bay Bloom motele mi gitmek?
Hayır. Motel falan yok.
Arabayı getir hadi.
Arabayı getir, arabayı getir.
Arabayı getir.
Teşekkür ederim Rudolfo.
Söylediği ya da yaptığı hiçbir şey canını sıkmasın.
Azıcık cinstir.
- Nasıl yani? - Evet?
Ben Max Bialystock. Bu, ortağım Bay Bloom.
Bay de Bris'yle randevumuz var.
Ah evet, sizi bekliyordu. İçeri buyurun.
Nasılsınız?
Ben Carmen Giya. Mösyö de Bris'nin özel sekreteri.
Ayakkabılarınızı çıkarır mısınız?
Halılarımızın rengi beyaz da.
Lütfen beni izleyin.
Buyurun.
Misafirimiz var!
Lütfen oturun.
Roger?
Ah! Bay Bialystock ve Bloom geldi malum.
Kafiye yapasım geldi.
- Ne kafiyesi? - Kapa çeneni. Komik olduğunu sanıyor.
Tekrar görüştüğümüze sevindim Roger. "Hitler Baharı"nı okuma şansın oldu mu?
Dikkate şayan. Dikkate şayan!
Çarpıcı bir çalışma.
Max, adam elbise giyiyor.
Yok ya?
Öncelikle oyunun önemli bir oyun olduğunu düşünüyorum.
Üçüncü Reich'ın Almanya demek olduğunu bilmiyormuşum!
Yani bunun gibi tarihsel hoşluklarla dolu.
Ah, şekerim... Elbiseme bakıyorsunuz.
Açıklayayım.
Bu gece koreografi balosuna gideceğim.
- En iyi kostüme ödül var. - Her zaman biz kazanırız.
Bu geceden pek emin değilim.
Grandüşes Anastasia olmam gerekiyordu,
ola ola Römorkör Annie oldum. Ne diyorsunuz?
- Şey... - Acımayın.
Gözümün yaşına bakmayın! Çünkü yalan yok, onlar bakmayacak.
Ee? Ne diyorsun Bay Bloom?
Cüzdanınızı nereye koyacaksınız?
Muhteşem ya, muhteşem! Daha iyi bir renk seçemezdin.
Gözlerin ortaya çıkmış resmen. Kabul edelim Roger, bu elbise tam senlik.
- Gözlerimi ortaya çıkarmış mı sahiden? - Peruk olmadan bir şey diyemeyiz.
Bana kalırsa daha tam giyinmedin bile.
Peruksuz olmaz diyorsun madem, git getir o zaman Kötü Kalpli Cadı.
Sigarasını yak. Seni sevdi.
İstemiyorum...
Sizi yazın bir gemi seyahatinde görmüştüm sanki.
Gemiyle yaz tatiline çıkmadım hiç.
Quel dommage. (Çok yazık.)
Bakıyorum tanışıyorsunuz.
Sen su saçı yapmaya baksan diyorum koca ağızlı?
Birazdan Roger.
Roger, biraz iş konuşmamızın sakıncası var mı?
Lütfen, lütfen. Bu yüzden buradayız zaten.
Bunun senin için muhteşem bir fırsat olacağını düşünüyorum Roger.
Yavaş, canımı yakıyorsun.
Şu ana kadar hep müzikallerle anıldın.
Evet! Yapışkan kıyafetleriyle salak şov kızları.
"İki, üç, at ayağını, dön. Dön, dön, at ayağını, dön!"
- İnsanın kusası geliyor. - Roger.
Ama neyse ki sonunda gerçek tiyatro yapma şansı doğdu.
Roger de Bris, tarihi sunar.
Ama bence biraz müzik de eklemeliyiz.
O üçüncü perdeyi de atmak en iyisi.
Savaşı kaybettikleri kısım. Çok iç karartıcı.
Yerine bir şey koymak lazım.
- Ne oldu? - Görüyorum! Görüyorum!
Fırtına birlikleri gibi giyinmiş, siyah rugan çizmeli bir dizi güzel kız.
- Sado mazo tarzı. - Bayıldım.
Marş marş yürüyor hepsi!
"İki, üç, at ayağını, dön. Dön, dön, at ayağını, dön..."
Çok güzel olur!
Dahice be! Dahice!
Bay Bloom adına da konuşuyorum,
dünyada "Hitler Baharı"nın hakkını kimse senden iyi veremez.
Bir dakika. Bu çok büyük bir karar.
Hayatımın bütün gidişatını etkileyebilir.
Bunu biraz düşünmeliyim.
- Düşüneceğim. - Tebrikler ve teşekkürler.
Telefona geç! Oyuncular için ilan açalım hemen!
Ne kadar oyuncu menajeri varsa ara! Herkesi görmek istiyorum, herkesi!
BIALYSTOCK VE BLOOM YAPIM OYUNCU ARIYOR
ADOLF HİTLER ROLÜ İÇİN AÇIK ÇAĞRI
DENEYİM ARANMIYOR
Bu ne curcuna böyle!
Biraz nizam intizam yahu!
Dans eden Hitler'ler arkalarda bekleyebilir mi lütfen?
Şu an sadece şarkı söyleyen Hitler'lere bakıyoruz.
Arthur Packard.
Merhaba Arthur. Bize kendini anlatır mısın?
Son iki sezondur Albuquerque Opera Topluluğu'nun baş tenoruydum.
"Leylak Zamanı" turnesinden yeni döndüm,
geçen sezon bir Broadway yapımı olan
"Çingene Âşık"ın başrolündeydim.
- Ne oldu? - Anlamadım.
Peki Arthur, bize ne söyleyeceksin?
Sizlere "Ben Bir Gezgin Ozanım"ı söylemek isterim.
Pekâlâ.
Gezgin bir ozanım ben
- Lime lime olmuş... - Teşekkürler!
- ...yamalar... - Sıradaki lütfen!
Jason Green. Buyurunuz.
Evet Jason, sen son dönemde neler yaptın?
Son 16 yıldır Birleşik Hizmetler Kuruluşu ile turnelere çıkıyorum.
Peki... Bize ne söyleyeceksin?
- "Alman Orkestrasını Hiç Dinlediniz mi?" - Hayır.
Söyleyeceğim şarkının adı bu.
Çalın bakalım!
Alman Orkestrasını hiç dinlediniz mi?
Bam güm
Pat küt
Bam güm Pat küt
Alman Orkestrasını dinlediniz mi hiç?
Bam güm
- Pat... - Teşekkür ederim!
...küt
"Küçük Tahta Çocuk".
Teşekkürler!
Hayalperest kardeş, dinle...
- Bu rolü alamadım mı demek? - Üzgünüm.
Üzgünsünüz?
Teşekkürler!
Bu kadardı.
- Selam kardeş! - Anlayamadım?
"Bumerang"ın seçmeleri burada mı yapılıyor canım?
Sanırım yanlış tiyatroya geldiniz.
Hayır ya, yine mi! Kızdım bak yine!
Dur, bekle!
"Bumerang" bu, "Bumerang" bu!
- Ne diyorsun? - Bir bakalım, ne kaybederiz?
Hadi.
- Delikanlı... - Evet dostum?
Adın ne?
Ne? Adım mı?
Adımı...
Lorenzo! Lorenzo, bebeğim ya!
Lorenzo St.Dubois ama arkadaşlarım bana LSD der.
- Sen neler yaptın LSD? - Altı ay var sadece.
Şartlı tahliyedeyim ama iyiyim hoşum, heteroyum.
Yani en iyi yaptığın şey ne?
Bunu burada yapamam kardeşim. Beni bu yüzden içeri aldılar.
Şarkı söyle hadi.
Çok teşekkürler.
Şarkı söyleyelim, evet.
İzninizle grubumu çağırmak isterim. Bana yardımcı oluyorlar.
Grup! Gelin bakalım.
Söylemek istediğim şarkı...
Aşkla ve nefretle ilgili.
Psikedelik açıdan konuşursak şarkımda "güç"ten bahsediyorum.
Aşkın gücü
Aşkın gücünden bahsediyorum
Tatlı bir çiçeğin gücü
Yönetecek dünyayı
Yeniden doğuş yaşanacak
Aşk benim çiçeğimdir
Sevgilimle yürürken El ele tutuşuruz
Hayat güzeldir Çünkü o anlayışlı biridir
Güneş vurmuş sokakta yürüyorum
Tanıştığım insanlara Güzel çiçekler veriyorum
Bir çiçek veriyorum Büyük, şişman aynasıza
Alıyor copunu Vuruyor da vuruyor bana
Bir çiçek veriyorum Çöp toplayan adama
Çöp varilinde Çakıyor hatunuma
Ben de ev sahibine veriyorum Gelince vakti kiranın
Atıyor tuvalete Çekiyor sifonu üstüne
Doğruca lağıma gidiyor Onun içinden geçen pislikle
Suyunu içtiğimiz nehre akıyor
Ah kokuşmuş dünya!
Düşündüğünden de geç oldu dostum
Son bir şansın daha var bak güzelim
Hadi bebeğim, bak ben dans ederken
Aşkın, aşkın gücü
Aşkın gücünden bahsediyorum
Küçük bir çiçeğin gücünden
O küçük çiçekleri düşünen yok
Varsa yoksa silahlar
Dünyadaki herkes Silah yerine çiçek çekseydi ya
Savaş falan olmazdı
Tek bir koku olurdu yalnızca
Sadece bir çiçek
Dostum
Çiçeğim
Çiçek adamıma ne yaptın?
Onu incittin
Diğer her şey gibi
Diğer her şey gibi
Zavallı çiçek
İşte bizim Hitler'imiz!
HİTLER BAHARI
Majesteleri.
The Times'ın tiyatro eleştirmeni.
Max Bialystock'u tabuta son çiviyi çakarken izle.
- İyi akşamlar. - İyi akşamlar efendim.
Basın mensuplarını selamlamaktan daima mutluluk duymuşumdur.
Sefalar getirdiniz.
Koridordan iki kişilik yer, idareden sevgilerle.
Teşekkür ederim.
Bir dakika. Burada bir hata var gibi.
Bu biletlerin etrafına 100 dolar sarılmış.
Hata falan yok. İyi seyirler.
Bay Bialystock, ne yaptığınızı sanıyorsunuz?
Size rüşvet veriyorum.
Oynamanıza bakın, bundan daha çok var.
Düzeltin şu düğmenizi.
Dik durun! Yukarı! Yukarı! Her zaman dik!
Beyler, sihir zamanı geldi. İyi şanslar.
İyi şanslar.
Bu gece, Broadway, yarın...
Nazi Fagin'in sonuna geldik.
Bizi öldürecek.
Max, haydi, uvertür başladı.
Evet Max...
İşte bu!
Affedersin, biraz gerginim.
Sakin ol, iki saat sonra endişelerimiz sona erecek.
Almanya'nın başı dertteydi Ne kadar acıklı bir hikâye
Eski görkemini geri kazanmak için Vardı ihtiyaç yeni bir lidere
Neredeydi o?
Neredeydi acaba o adam?
Etrafımıza şöyle bir baktık Ve sonra bulduk
Tam sizlik ve bizlik adamı
Huzurlarınızda...
Hitler ve Almanya için bahar vakti
Deutschland mutlu ve neşeli
Rap rap atıyoruz adımlarımızı
Açılsın herkes, üstün ırk geldi
Hitler ve Almanya için bahar vakti
Polonya ve Fransa içinse kış
Hitler ve Almanya için bahar vakti
Hadi Almanlar, başlayın siz dansınıza
Memleketim Düsseldorf Bu yüzden bana derler Rolf
Aptal olma, aklını kullan Gel de Nazi partisine yaman
Hitler ve Almanya için bahar vakti
Kaz adımı yürüyüş günün yürüyüşü
Gökten yine bombalar iniyor
Deutschland yeniden yükseliyor
Hitler ve Almanya için bahar vakti
Denizaltılar bir daha batıyor suya
Evet!
Zevksizlik vesikası resmen!
Hitler ve Almanya için bahar vakti
Bize yol göründü yani
Gitmemiz lazım
Ararsanız savaştayız!
Evet!
Gel, sokağın karşısındaki bara gidelim. Perde arasına burada yakalanmayalım.
Bizi taşlayarak öldürürler.
Er Libt Mich, Er Libt Mich Nicht. (Seviyor, sevmiyor.)
Du liebst mich nicht! (Beni sevmiyorsun.)
Bak şimdi...
Seni seviyorum, seviyorum bebeğim. Hiç sevmez miyim!
Şimdi beni yalnız bırak.
Harry, çok komik.
Maureen, gelsene!
Madem seviyorsun beni,
neden dikkatini bana vermiyorsun büyük diktatör?
Of siz kadınlar, siz yok musunuz! Hepiniz aynısınız!
İşiniz gücünüz lieben, lieben, lieben!
Unutma yavrum, ben bir ant içtim.
Deutschland her şeyden üstündür!
Rahat dur da çıkacağım sefere odaklanayım.
Polonya'yı ezeceğim
Fransa'yı ele geçireceğim
Sieg Heil! Sieg Heil!
Sonra Polonya'yı ele geçireceğim
Ve Fransa'yı ezeceğim
İzle de gör bebeğim
Sonra İngiliz Kanalını geçeceğim
Vay!
Kıçlarına tekmeyi vuracağım
Pat küt, pat küt
Heil
Şu kadının yüzündeki ifadeyi gördün mü?
Adam şarkı söylemeye başladığında...
Hitler ve Almanya için bahar vakti
"Hitler Baharı"nın ilk ve tek performansına saygıyla.
Huzur içinde yatsın.
Hancı! Hancı!
Bize bir tur daha içki ver.
Hatta buradaki herkese benden bir içki.
Düşünsene...
Dün önemsiz, küçük bir muhasebeciydim
bugün bir Broadway fiyaskosunun yapımcısıyım!
O halde başarısızlığa içiyoruz!
Başarısızlığa.
Teşekkür ederim. Çok naziksiniz.
Bitteschön, mein Führer.
Dostum, sen Alman'sın!
Hepimiz Alman'ız!
Doğru ya!
Bu, Almanya'ya saldıramayacağımız anlamına geliyor.
Yani bütün arkadaşlarım burada.
Peki ya ben?
Ve golf kulübünde her gece atılan kahkahalar...
Bir şeyler yapmalıyız. Buldum!
Buldum, tamam. Buldum!
- Neyin var? - Pantolonumun içine madalya düştü.
Çıkar şunu canım.
Dankeschön bebeğim.
"Bebeğim. Bebeğim."
Neden "bebeğim" deyip duruyor?
Führer hiçbir zaman "bebeğim" demezdi. Ben öyle bir şey yazmadım.
Bu "bebeğim" nereden çıktı şimdi?
Lütfen çeneni kapatır mısın?
Sen kapat. Siz seyircisiniz.
Ben yazarım. Senden üstünüm!
Barmen! Barmen!
Ben bir içki daha alayım,
ortağım Bay Bloom'a da...
Bu iyi huylu sarhoşumuzu da unutma.
Sağ olun var olun.
- Kadeh kaldıralım! - Kaldıralım!
Kaldıralım!
- Neye? - Şeye...
Tosta kaldıralım. Tostu çok severim.
- Tosta. - Tosta.
Ben başlayayım,
sizi de sonuna kadar arkamda görmek isterim!
Işığıyla
Gümüşi ayın
Sarılmak istiyorum
Sarılmak istiyor
Bir taneme şarkılar mırıldanıp
Aşk şarkıları mırıldanacak
Balayı
Balayı, balayı
Pırıl pırıl bir haziranda
Haziranda
Gümüşi huzmeler Aşkın hayalini getirecek
Yakındır sarmaş dolaş olmamız
Gümüşi ay çıkınca
Güle güle!
Perde arası! Çabuk!
Yüzlerinizi gizleyin. Bizi parça pinçik edecekler.
- Bize birkaç Manhattan ver. - Ben de alayım.
- Al bakalım Frank. - Aldın mı? Aferin!
İki viski kokteyli lütfen.
Şu ana kadar Broadway'de daha komik bir şey izlememiş olabilirim.
- Hiç bu kadar gülmemiştim. - Gülmekten katıldık kesinlikle!
Çenem ağrıdı resmen!
Sakin ol. Panik yapma.
Bu caddede bir sürü oyun var. "Hitler Baharı"ndan bahsetmiyorlardır.
"Hitler Baharı" adını taşıyan bir oyunu seveceğinizi düşünür müydünüz hiç?
Yerimize dönelim hadi!
İkinci perde de birinci gibiyse bu oyun beş yıl oynar!
Hitler ve Almanya için bahar vakti
Düşünmeliyim. Düşünmeliyim.
Bayan Cathcart, yüzde 50.
Bayan Resnick, yüzde 50.
Düşünmeliyim.
- Bayan Biddlecomb, yüzde 50. - Düşünmeliyim.
Bayan Wentworth, yüzde 100.
- Leo. - Kurtuluş yok.
- Leo. - Kurtuluş yok... - Leo.
- Kurtuluş yok... - Leo, dinle.
Tiyatroya gidelim ve neler oluyor görelim.
Sonuçta izleyicilerin küçük bir kısmını duyduk sadece.
Çoğunluğun ne düşündüğünü duyalım.
- Çoğunluk mu? - Çoğunluk.
- Çoğunluğu duyalım madem. - Evet.
- Çoğunluk nerede? - Çoğunluk.
- Çoğunluğu duyalım. - Çoğunluk.
- Çoğunluğu görüyor musun? - Çoğunluk.
- Çoğunluk nerede? - Çoğunluk.
Bir, bir daha eder iki İki, iki daha eder dört
Çok fenayım Savaşı kaybediyorum, üstümü ört!
Affedersiniz.
Oyun devam ediyor! Sessiz olun azıcık!
Domuz! Domuz!
Olamaz ya, her şeyi kaybediyoruz, her şeyi!
Goebbels'im nerede?
Goebbels'im nerede? Joe'mu getirin bana!
Goebbels'i getir!
- Goebbels'i getir! - Goebbels'i getir!
- Selam bebeğim! - Merhaba bebeğim!
Ne var ne yok?
Az önce halka sabah propagandamı çektim.
Kekleme beni! Ne dediler?
Onlara İngiltere'yi işgal ettiğimizi söyledim!
Yahu müthiş! Sonuç ne oldu?
Yendik onları bebeğim!
İşte benim Joe'm! Budur!
Küçük Joe'm gibisi yok.
Joseph?
Führer'in huzurunda sigara içiyorsun.
Affedersin moruk.
Deniyorlar. Acayip çabalıyorlar.
- Ja! -Senin için ne yapabilirim?
Lütfen hemen bayıl.
Kepazelik resmen. Hemen durması lazım. Deli ettiler beni.
Perde hemen şimdi inmeli!
Ne oluyor?
Ben bu oyunun yazarıyım!
Burada bir katakulli dönüyor!
Bunlar benim laflarım değil! Führer asla "bebeğim" demezdi!
Führer tatlıydı! Führer nazikti!
Führer iyiydi!
Ah, beni ne kadar severdi! Bana hep şöyle derdi...
"Franz... Ah!"
Bu-bu?
Bu-bu?
- Evet? - Sevişiyor muyuz?
Hayır. Sevişmiyoruz.
İşinin başına.
TEBRİKLER
"Tebrikler.
"Broadway'in en gözde yapımı."
"Tebrikler.
Hitler sonsuza kadar kaçacak."
"Tebrikler."
"Tebrikler." "Tebrikler."
"Tebrikler."
Tebrikler!
Gişedeki bilet sırasını gördün mü?
Bir sel bu, bir çığ!
Broadway'in en gözde yapımı!
Seni çürük elma! Beni mahvettin!
Delisin sen! Beni öldürecek! Polis çağırın! Polis çağırın!
İmdat! İmdat! Cinayet işleniyor! Tecavüz var!
Kimseyi içeri alma. Düşünmem gerek.
Düşünmem gerek.
Bu nasıl olabilir?
Çok dikkatliydim. Yanlış oyunu seçtim.
Yanlış yönetmen, yanlış oyuncu kadrosu.
Nerede doğru yaptım?
- Ne yapıyorsun? - Beni durdurmaya çalışma, kararım kesin.
- Ne yapacaksın o defterleri? - Teslim oluyorum. Başka çare yok.
Yetkililerle işbirliği yapacağım. Cezamı indirip iyi hal verirler.
Belki hapishane kütüphanesinde iş bulurum. Hoşça kal.
Leo. Leo...
Leo, Leo...
Leo, Leo, sakin ol. Sakinleş.
Asabın bozuk. Ne yaptığını bilmiyorsun.
Panikle hareket ediyorsun. Ver şu defterleri bana!
- Seni asla dinlememeliydim! - Asıl ben seni dinlememeliydim!
- Ah, senden ne kadar nefret ediyorum! - Ben iki misli, iki misli!
Şişko! Şişko!
Yağ tulumu!
Ver o defterleri bana, fok balığı!
- Asla! - Ver çabuk!
- Seni tombul şişko, ver defterleri bana! - Hayır! Hayır!
Kutsal yemini bozdunuz! Öleceksiniz!
Bundan hoşlanmadım.
Sizi öldürmüyorum.
Anlamıyor musunuz? Ölmelisiniz.
İşbirliği yapacak mısınız?
- Girin! - Girin!
Gürültü duyuyorum. Beni çağırmak?
Neredesin...
Bö!
Seni gördüm.
Bir şey istersin? Kahve?
Kahve.
Evet! İyi fikir.
Silahlı beyefendiye sor...
Bize ateş edip bizi öldürmeye çalışan yok mu?
Ne içer diye sor.
Kahve istersiniz?
Kaffee? Ja.
Sütsüz, iki şekerli.
İki kremalı, bir sade, iki şekerli. Güzel.
- Şampanya? - Teşekkürler. Az önce Kaffee istedim.
Masanın altından çıkacak mısınız, çıkmayacak mısınız?
- Hayır! - Korkaklar!
Ödlek, sefil korkaklar!
Hayat arsızları! İzleyin!
İzleyin ve hatırlayın!
Franz Liebkind size bir erkek nasıl ölür gösterecek!
Deutschland, Deutschland Über alles
- Söyleyin. - Über alles...
Yakında mein Führer'ime kavuşacağım.
Göring'e de! Goebbels'e de!
Ve Himmler'e!
Geliyorum çocuklar!
İşler ters gittiğinde...
Bütün günümü delibozuk bir Alman'la saklambaç oynayarak geçirdim!
- Tamam, geçti. - Ne geçti hani?
Kafadan kontak, bize neden ateş ediyorsun?
Bunu işe yarayacak bir yerde kullansana. Oyunculara ateş et.
Franz...
Seni hiç yanlış yönlendirdim mi?
Her zaman.
Boş ver. Bana bak.
İnsanlar her gece sevgili Führer'ine gülüyorlar. Neden?
LSD yüzünden.
Ve onun o körolasıca "bebeğim"leri yüzünden!
Al bak.
Mermi satın al.
Gidip öldür o oyuncuları.
- Ne? - Kapa çeneni!
Oyuncular. Oyuncuları yok etmeliyim.
Dur! Delilik bu! Aklını mı kaçırdın sen?
"Oyuncuları öldür" demek ne demek?
Oyuncular hayvan mı? Onlar insan.
Öyle mi? Hiç biriyle yemek yedin mi?
Yürü hadi! Git, öldür!
- Hayır! - Bir karar verin!
Ne yapıyorsun? Elimiz kolumuz bağlandı! Ya gösteri ya biz!
Çıkış yok! Ne yapalım, tiyatroyu havaya mı uçuralım?
- Dinamit. - Dinamit.
Dinamit.
- Fitil. - Fitil.
Fitil.
Evet.
Şimdi ana bağlantıya geçelim.
Ateş etme! Dinamit bu.
Ateş edersen bize kızar, hepimizi havaya uçurur.
İyi dedin bak.
Bu dinamiti geri koyacağım.
Güzel.
Bir daha oyun yaparsam yazar falan olmayacak.
- Max? - Ne var?
- Max? - Ne?
- Dün ofiste kavga etmiştik ya hani? - Ne olmuş?
Sana "şişman, tombul, fok" dediğim için özür dilerim.
Beyler.
Burada teknik bir sorunumuz var.
Bu zamazingonun hızlı fitil mi, yavaş fitil mi olduğunu bilmiyorum.
Bunu anlamam lazım.
Çok kritik.
Ah, ja, ja. Görüyor musunuz?
Size ne söylediğimi duydunuz mu?
Ja. Şu akıllıca hareketi atlamayın.
Bunun hızlı fitil olduğunu söylemiştim, öyle de çıktı.
Hızlı fitil!
Jüri bir karara vardı mı?
Vardık, Sayın Yargıç.
Jürinin kararı nedir?
Sanıkları aşırı derecede suçlu bulduk.
Mahkeme cezayı açıklamadan önce sanıkların kendi adına
söyleyecek bir şeyleri var mı?
Benim var, Sayın Yargıç.
Kendi adıma değil ama ortağım Bay Bialystock adına.
Dinliyoruz.
Sayın Yargıç,
jürideki hanımlar ve beyler,
Max Bialystock hayatımda gördüğüm...
...en bencil adam.
Bana yardım etme.
Sadece yalancı değil,
aynı zamanda
bir alçak ve sahtekâr...
Yaşlı hanımlardan para almışlığı var.
Aynı zamanda insanları, özellikle de beni bir şeyler yapmaya ikna etti.
Bin yıl geçse de yapmayı hayal bile edemeyecekleri bir şeyi yapmaya.
Ama Sayın Yargıç,
anladığım kadarıyla,
yasalar insanları haksızlığa uğramaktan korumak için yapılmıştır.
Sayın Yargıç,
Max Bialystock kime haksızlık etti?
Demek istediğim, gerçekten kime zarar verdi?
Bana değil.
Bana değil.
Ben...
Bu adam...
Daha önce kimse bana Leo dememişti.
Hukuki açıdan bir anlamı olmayabilir
ama anaokulunda bile bana Bloom derlerdi.
Daha önce kimseyle şarkı söylememiştim.
Hem de hiç kimseyle.
Bu adam...
Bu adam...
Bu adam harika bir adam.
Beni bugün olduğum kişi yaptı.
Gerçekten.
Peki ya bu sevgili hanımlar?
Max Bialystock olmasaydı hayatları nasıl olurdu?
Max Bialystock...
Onlara kendilerini genç hissettirdi.
Çekici hissettirdi.
Yeniden arzulandılar.
Söyleyeceklerim bu kadar.
Sessizlik!
Dersimizi aldığımızı, bunu bir daha asla yapmayacağımızı
eklemek isterim Sayın Yargıç.
EYALET HAPİSHANESİ
Şu gök kubbe altında
Aşk mahkûmları
Tutamazlar kalplerini tutsak
Hadi ama çocuklar, daha canlı söyleyin.
Şu gök kubbe altında
Aşk mahkûmları
Tutamazlar kalplerini tutsak
Şu gök kubbe altında Çifte kumrular...
Artık "Aşk Mahkûmları"nın yüzde 20'si sizin. Tebrikler.
Sıradaki.
Artık "Aşk Mahkûmları"nın yüzde 30'u sizin. Tebrikler.
Sıradaki.
Şey, hapishane müdürü oyuna küçük bir yatırım yapmak istiyor.
Oyunun yüzde 50'sine sahip olduğunu söyleyin.
- Teşekkürler! - Memnuniyetle.
Bir kez daha, Franz.
Eins, zwei, drei, und...
Mavi gök kubbe altında
Aşk mahkûmları
-Tutamazlar kalplerini tutsak - Coşkulu söyleyin.
Mavi gök kubbe altında
Yüksek sesle hayvanlar, yüksek!
Prömiyerimiz cumartesi Leavenworth'ta!
İsterseniz vurun üstümüze kilidi
Âşık kalplere geçmez söz
Mavi gök kubbe altında
Aşk mahkûmları
Hâlâ da mahkûmuyuz aşkın
İsterseniz vurun üstümüze kilidi
Âşık kalplere geçmez söz
Mavi gök kubbe altında
Aşk mahkûmları
Hâlâ mahkûmuyuz
Hâlâ mahkûmuyuz biz aşkın
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.