Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Ah Özgürlük
Ah Özgürlük
Ah Özgürlük üzerimde
Asla köle olmayacağım
Sessizce ineceğim mezarıma
Evime gittiğimde
Güçlü olacağım
Ve özgür olacağım
Anlamı yok haksızlık diye ağlamanın...
Herkesin içinde öfkeyle patlamanın da...
Onlar gevşek elleri ve yaşlı gözleriyle...
Sempatiyle bakarlar sadece...
İtiraf süreci kolaylaştırabilir mi?
Yas tutanların yoldaşlığıdır...
Kendilerini ayakta tutan...
Yürek burkan acıma duygularıyla...
Köşelerde cesurca eğilirler...
Boş gözlerle dalıp giderken.
Çeviri: nutuzar
Öğrendiğimde, zaten bekliyordum.
O zamana kadar yakın arkadaşlarımın çoğuna bakmış ve onları toprağa vermiştim.
Ve 70'lerde, 80'lerin başında onların yapıp da benim yapmadığım hiçbir şey yoktu.
Bu yüzden bir nevi bekliyordum.
Danışman bana söylediğinde, gülümsediğimi hatırlıyorum...
ve kendi kendime düşündüm, "Sürtük, kurtulacağını mı sandın?"
Ben iyileşmekte olan bir alkoliğim. Bunu söylemeliyim.
Son on yıldır bir iyileşme programındayım.
Tam da değersizlik, özgüvensizlik, düşük özsaygı gibi duyguları atlatmış...
kendimi yeniden toparlamaya başlamıştım ki virüsü taşıdığımı öğrendim.
Virüsü taşıdığımı öğrendikten sonra...
Siyahi topluluğundan gelerek...
yaşadığım yıkımın içinden geçerek yaşadığımı hissettiğim o yıkımın...
Siyahi olup engelleri aşarak mücadeleyle atlattığım tüm o duygular...
beni vurdu ve yeniden yere serdi.
Hayat artık yaşamaya değmezmiş gibi hissettim.
Kaçabileceğini mi sandın?
Bunun hakkında konuşmak hiç kolay olmadı.
İnsanlarla iletişim kurma konusunda gerçek bir ders olmaya devam ediyor...
çünkü, elbette bariz şeyler var, damgalanma dahil...
ama aynı zamanda bunu bir deneyim olarak...
yaşanmışlığa dönüştürme konusundaki isteksizlik yüzünden de.
İnkar diyoruz sanırım buna.
Ama, benim, bunun hakkında konuşmaktaki isteksizliğim...
hasta olarak algılanmak istemememle...
"öteki" muamelesi görmek istemememle çok ilgiliydi.
Hayatımda, tüm hayatım boyunca duyduğum en moral bozucu şeylerden biriydi.
Aşırı derecede depresyondaydım.
Ve o zamanlar bu konuda pek bir bilgim olmadığından...
çok yakında ya da bir yıl içinde öleceğimi sandım.
Ve hastalığa dair tüm klişeler aklıma üşüştü.
Ve başlarda bununla başa çıkmakta çok zorlandım. Aşırı zordu.
Sadece panikledim.
Bir günü çok net hatırlıyorum.
Buna... Şimdi buna "AIDS panik günüm" diyorum.
Sabah kalkmıştım ve işe gitmek için giyiniyordum...
hazırlanıyordum ve evde yalnızdım.
Sanırım sevgilim çoktan gitmişti.
Ve banyoda duşu açtım, duşa girdim...
ve birdenbire paniğe kapıldım.
Ve ağlamaya başladım, duşta tek başıma bağırıp çağırıyordum.
Ve sadece hissettiklerim yani, içimde bu korku, ölüm ve genel bir panik hissi vardı.
Zaman beklemez kimseyi...
Tek başına gelir seni almaya salyalarını akıtarak...
Çekip çıkarırsın sarkık uzvunu...
Yanında sevişen gençlere imrenerek ağlarsın...
Biçimsiz mühimmatla karşılık verirsin...
Damla desenli kedere direnir...
Menekşeyi eline alırsın...
Kalbinin yağıyla ovuşturur...
Hırpalanmış ruhunu yıkarsın...
Saf acıdan damıttığın tuzlu özle.
HIV pozitif olduğumu öğrendiğim gün...
öğleden sonra annemden bir telefon aldım...
bana köpeğim Mickey'nin...
gerçi köpek ondaydı ama benim büyürken sahip olduğum köpekti...
uyutulması gerektiğini söyledi...
çünkü çok acı çekiyordu ve yaşlı bir köpekti.
Gelebilir miydim?
Ve köpeği veteriner kliniğine götürdük.
Ve köpeği uyuturlarken annemin büyük bir olay çıkardığını hatırlıyorum.
Anneme söyleyebileceğimi sanmıyordum çünkü...
şahsen ona yeni bir yük daha bindirmek istemiyordum.
Dokuz çocuğu vardı.
En büyük abim birkaç yıl önce öldürülmüştü...
bu yüzden onun ölümüyle ilgili tüm o süreci yaşamak...
ve bunu kabullenmeye çalışmak zorunda kalmıştı.
Ayrıca uyuşturucu bağımlılığı sorunları yaşayan birkaç abim daha vardı ve...
Bu yüzden, bu bilgiyi, benim bilgimi...
o noktada onunla paylaşmanın başka bir yük olacağını hissettim.
Ve işte annem, tam da benim HIV pozitif olduğumu öğrendiğim gün...
veterinerde bir travma yaşıyordu.
Ona söyleyemedim, daha yeni öğrendiğim şeyi ona açıklayamazdım.
Aşırı soğukkanlılığımı korudum...
neredeyse olan bitenden kendimi soyutlayarak.
Objektif olmaya çalışarak.
Anneme destek olmaya çalışarak.
Ve köpeği sedyede tutup...
ona veda ettiğimiz anı hatırlıyorum.
Annem gözyaşları içindeydi.
Ve bir şekilde, zihnimde...
ben öldüğüm gün annem için nasıl olacağını hayal edip durdum.
30 yaşındaydım...
ve annemin tek çocuğuydum.
Bu canımı yaktı.
Bu konu hakkında konuşmak hiç kolay olmadı.
Sonunda anneme söyledim.
Aslında geçen hafta bir mektupla söyledim, ki bu benim için...
ona nasıl söyleyeceğimi gerçekten düşünmemi gerektirdi.
Yani, bir zorunluluk hissi uyandırmak istemedim...
yani, bir hasta gibi...
ya da başka bir şekilde muamele görmek istemedim.
Sadece söyleyeceklerimin duyulmasını istedim...
bu yüzden ona bir mektup göndermeye karar verdim...
ve bunun ona söylemenin en iyi yolu olduğunu hissettim.
Annem en sonunda teyzelerimden birinden, kız kardeşinden öğrendi.
Annem iki yıl önce kanserden vefat etti.
Ve hastalığın ilk evrelerindeyken, aslında kemoterapi ve radyoterapi falan görürken...
neredeyse her gün konuşurduk ve bana hep şöyle derdi:
'Biliyorsun bebeğim, AIDS konusunda harika şeyler yapıyorlar...
kanser konusunda da harika şeyler yapıyorlar.
Ve bunu yenebiliriz.
"Sadece güçlü olmalı ve tutunmalıyız.'"
Bana bu tür şeyleri söylediği için onu asla unutmayacağım.
Annemle gerçekten yüz yüzeydim ve 'İşte gerçek ben buyum. Ben buyum.' diyordum.
Affedersiniz. Ben...
Bunu saklamayacağım ve bir malul gibi muamele görmek istemiyorum...
tepkilerinin annem olmak zorunda hissettiğin için olmasını istemiyorum.'
'Gerçekten insandan insana bir tepki istiyorum.'
Ve bu gerçekten oldukça dürüstçeydi...
ve ilk kez onunla gerçekten dürüstçe yüzleşip...
hiçbir özür dilemeden, hayatımın gerçekte bu olduğunu söylemiştim.
Annem zor zamanlar geçirdi.
Çünkü bir utanç unsuru var.
Ben Haitiliyim.
Ve Haiti'de AIDS salgın olsa da...
Haiti'de geldiğimiz türden sosyal sınıfta...
bunun hakkında konuşmamamız gerekiyor.
Ama dediğim gibi, ben açığım.
Bu, utanmam gereken bir şey değil.
Bu bir virüs. Bu tıbbi bir sorun.
İnsanlar kanser olduklarında...
kalp krizi geçirdiklerinde, vesaire, vesaire utandırılmazlar.
Hayır! Utanmayacağım.
Bu bir virüs. Bu gerçekten yola çıkarak baş edelim.
Artık sessizlik yok...
Kalmasın sessizlik...
Dayan kalbine Bu nankör yaşama görevine karşı...
Burnundan al nefesi Tat meyveyi dilinle...
Oyalansın adımların yaya geçidinde Kalabalıklar geçip giderken...
Ve gül coşkunun ani patlamasına...
Annen seni çağırdığında Terli bir uykudan uyan...
Yüksek sesle esne...
Ses ver kendine Sahip olduğun bedenle seviş...
Şimdi onu Afrika yağlarıyla yıka...
Şimdi krallara layık kumaşlarla giydir...
Şimdi tek kişilik yatağa yatır...
Ve dinle onu...
Üzüm ve muzları sindirirken Kendinle dolup taş...
Hazır ol savaşmaya Azgın bir budalayla...
Zehir saçan bir orospu çocuğuyla...
Saklanıyor yeşil bir kapının ardında...
Utanç, acı, suçluluk ve saçmalıkla birlikte
Benim için artık gözyaşı dökülmeyecek
Kilisede görmüştüm... belki ondan yedi yıl kadar önce... ya da sekiz...
genç bir adam kiliseye gelmişti ve ön sıraya oturmuştu.
Ve onun göz göre göre eriyip gittiğini görmüştüm. Bir deri bir kemik kalmıştı.
Sonra komünyon almaya bile gitmez olmuştu.
Rahibin ona gitmesi gerekiyordu.
Ve insanların ondan kaçtığını görmüştüm.
Bunun benim başıma da gelebileceğini biliyordum.
Toplum, bunun kirli olduğunu düşünmeni istiyor.
Gerçek şu ki...
biz Siyahi eşcinsel erkekler de dünyada yaşıyoruz...
HIV'li insanları, AIDS'li insanları gözden çıkaran aynı dünyada.
Sadece, ölen insanlar değil.
Ve denklem kesinlikle bu, yani, AIDS ve ölüm aynı anlama geliyor.
Ama aynı zamanda insanları, sizin için yapabilecekleri çok az şey olduğu...
size sunabilecekleri çok az şey olduğu ölçüde gözden çıkarıyor.
Ve basitçe söylemek gerekirse, bu...
tabiri caizse, bir konfor alanı bu bilgiyi paylaşmamanın...
dışlanan insanlar arasında olmadığınız anlamına geldiği bir alan.
Siyahi topluluğun kabul etmediği o kadar çok şey var ki...
özellikle de kilise cemaatinin.
"Bunlar olmaz" diyorlar.
"Bizim erkeklerimiz eşcinsel ilişkilere girmez" diyorlar.
Ki bu doğru değil. Ben yaşayan kanıtıyım.
Ben... ben... Şimdi bunu söyleyebilirim.
Bu, salgının benim için yaptığı bir şey.
Gizleniyordum...
Açılmadan önce 40 yıl geçti...
kendi akranlarımın arasına girip kendimi biri gibi hissedebilmemden önce.
Cinsellik konusunda açılmak, gerçek bir meydan okumaydı...
yani, sanırım herkes için öyledir...
cinsellik hakkında konuşan insanlara bu kadar yüklenen...
bu kadar katı olan bir kültürde.
Ama HIV hakkında açık konuşmak çok farklı çünkü bu kültürün yaptığı...
ve şaşırtıcı şekilde hala yapmaya devam ettiği şeyler yüzünden.
Bazen düşünüyorum da, anlayış konusunda belirli dönüm noktalarını aştık...
yani bir kültür olarak.
Ama kültür bu hastalığı, bu sağlık durumunu...
bu büyük ahlaki meselelerle bir tutmaya devam ediyor...
ve insanlar, sağlık durumları için özür dilemek zorunda bırakılıyorlar.
Bu, toplumun kirli olduğunu düşünmenizi istediği bir şey.
Utanmanız gereken bir şey.
Seks yoluyla kaptığınız bir şey.
Ve "seks", sözde Püriten toplumumuzda kirli bir kelime.
O halde, HIV hakkında açık olmak demek...
tüm bu süregiden ahlakçılığın bir tarafında yer almak anlamına geliyor.
Şimdi ünlüler, tabiri caizse, bir hastalığa yakalandıkları için özür diliyorlar.
Ve bunda benim için gerçek bir sorun var...
çünkü kimse bu hastalıkla yaşamayı seçmiyor.
Ama bu bir durum.
Yani, yine, bu konuda açılmak ve insanlarla konuşmak, herkesin bireysel tepkileriyle...
ahlakçılığıyla ve bunun ne anlama geldiğine dair yargılarıyla...
yüzleşmek anlamına geliyor.
Ve bu muhtemelen, benim için bunun en zor kısmı.
ARANIYOR: Siyah eşcinsel erkek
zeki, kendini iyi ifade edebilen, aktivist, yalnızca HIV-negatif.
Benim için, pek çok insan biliyor...
çünkü HIV hastalığımla ilgili kamusal bir kimliğim var...
dolayısıyla birçok insan, alenen, benim bu hastalığa sahip olduğumu biliyor.
Bunu kim olduğumun bir parçası olarak öne sürmekten asla çekinmem.
Bu "Reggie Williams" ın, kamusal kişinin bir parçası.
Ve bu yüzden...
dışarıda HIV durumumu bilen geniş bir insan kitlesi olduğunu biliyorum...
ille de ben söylediğim için değil, ama bu bir nevi kamuoyu bilgisi.
Ama bir korkum var, tüm bu insanlar kamuoyunda...
benim HIV ile enfekte olduğumu bildiğine göre...
beni hala arzu edilir biri...
yakınlaşmak isteyebilecekleri biri olarak görüyorlar mı?
Hala çekiciyim
HIV, bir şekilde, seksle ilgili eski dinsel inançlarımı ve tabuları da etkiledi.
İçimde öyle çok şeyi yerinden oynattı ki, cinselliğin gerçekte ne olduğu...
ve dürüst insanlar arasındaki ilişkilerin...
ne anlama geldiği üzerine yeniden düşünmem gerekti.
Yani, bir ilişkinin dışarıdan nasıl göründüğü...
ya da nasıl olması gerektiğinden ziyade...
ilişkilerin özüne dair algılarımı sorguladım.
Bu yüzden, gerçekten, dürüstçe, oldukça uzun bir süre kendimi izole ettim.
Siyah Eşcinsel Erkek, uzun boylu, kaslı, eğitimli...
HIV-pozitif aynı özelliklere sahip kişi arıyor.
Benim...
cinsel benliğim HIV deneyimiyle aşırı derecede azaldı.
Seks ve cinsellik hakkım, uğruna savaşmam gereken bir şey gibi geliyor.
Hissediyorum ki benim...
Ve sonra hastalığın fiili fiziksel deneyimi...
bedenimin olmamasına tepki vermemesine...
bir zamanlar olduğu gibi olmamasına dair neredeyse bir tür öfke yaratıyor.
1983'te seksi bıraktım çünkü AIDS'in cinsel bir hastalık olduğunu biliyordum.
Seks yaparak kapılabileceğini biliyordum.
Ve ben, teşhis konmamıştı, ama kimseyi öldürmek istemedim.
Bunu başka birine bulaştırma olasılığım olduğunu biliyordum.
Sonra bir şey daha biliyordum.
Biliyordum ki, neye sahip olduğumu biliyordum ve aklımın bir köşesinde...
belki bir şeyim olabileceğini düşünüyordum.
Ama başka bir şey kapmak istemedim.
Onunla ilişkili hastalıkları kapmak istemedim.
Uçuk kapmak istemedim. Menenjit kapmak istemedim.
Başka bir enfeksiyon, başka birinden soğuk algınlığı kapmak istemedim.
Bu yüzden karar verdim, o zamanlar seks en önemli şey değildi.
Seks olmadan yapabileceğimi hissettim.
Bu utanç için hiçbir sebep yok.
Telefona çok meraklıydım, birçok şeye, çok fazla telefon seksine...
yakınlıktan gerçekten kaçınmak için bunun gibi şeylere.
Ve şimdi fark ediyorum ki...
Sanki yeniden uyanıyormuşum gibi hissediyorum.
Ve sanırım bu, kendime karşı gerçekten dürüst olmanın...
ve utanmak için bir neden olmadığını söylemenin bir nevi ödülü.
Ve bu tür bir utançtan gerçekten yoruldum.
Dönüşüme ne sebep oldu...
Sadece dışarıda olmak ve virüsü taşıyan erkeklerle temas halinde olmak...
virüs hakkında daha fazla şey bilmek...
ve güvenli seks yapabileceğimi...
ve kimseyi incitmeyeceğimi, kendimi de incitmeyeceğimi bilmek.
Ve daha fazlasını öğrenmek, seminerlere gitmek...
ve insan cinselliği üzerine çalışmak, ki, ben cinsel biriyim.
Sadece bir virüsüm olması, katılamayacağım anlamına gelmez.
Güvenli sekse inanıyorum ve prezervatiflere inanıyorum.
Ve sadece hastalığa alışmak ve onunla günü gününe yaşamak.
Bu bir virüs ve kendimize sürekli olarak...
sorunun cinsellik olmadığını hatırlatmalıyız.
Gidin ve mümkün olduğunca çok seks yapın.
Gidin ve ilişkiler yaşayın.
Tek gecelik ilişkilere inanıyorum.
Uzatılmış tek gecelik ilişkilere inanıyorum.
Sevgilimle her zaman açık bir ilişkimiz vardı.
Ama güvende olun.
Prezervatif kullanın.
Ve seksin, cinselliğin o kadar çok yönü var ki.
Sadece sikmek...
sikmek ve yalamak değil.
İşin içinde mastürbasyon...
müstehcen konuşmalar...
ve dinleme kısmı da var.
Yeni yönler keşfedin...
araştırın...
bulduklarınıza şaşıracaksınız.
O yüzden diyorum ki, devam edin, birbirinizin bedenlerine tapının.
Onları sevin.
Pozitif olduktan hemen sonra papazıma söyledim...
çünkü bir destek sistemine ihtiyacım olacağını biliyordum.
Bundan önce epey başka adama destek olmuştum ve onların...
gizlilik içinde, sessizce ve çok öfkeli öldüklerini biliyordum.
Ve ben öyle ölmek istemedim, öyle yaşamak da istemedim.
Eşcinsel ve lezbiyen topluluğumuzda...
hastalandıklarını kimsenin bilmediği halde...
HIV nedeniyle hayatını kaybeden pek çok liderin örneği var elimizde.
Hastalıkları hakkında sessiz kalarak...
topluluğun onlara ulaşma şansını inkar ediyorlar.
Ancak garip olan fenomen...
genellikle ölüm ilanlarında...
sanki bu hastalıktan şanlı bir şekilde ölmüşler gibi ifşa edilmeleridir.
Kimse bu hastalıktan şanlı bir şekilde ölmez...
ama ne demek istediğimi anlıyorsunuz.
Bir ölüm ilanı alıp falanca yazarın...
falanca tasarımcının AIDS'ten öldüğünü gördüğünüzde...
"Ama bir dakika. Bu kişi hiç açılmadı ki."
Bu kişi pozitif olduğunu hiç açıklamadı.
"Bu kişi pek çok iyilik yapabilirdi." dersiniz.
Ve ünlü koreografın, ünlü tasarımcının, ünlü yazarların, vesaire vesaire...
ünlü şarkıcının bazen ölüm döşeğinde açıldığı örneklerimiz var.
Utanç verici.
"Utanç verici" diyorum.
AIDS ve HIV...
bu kültürde sınıf, cinsiyet ve kesinlikle homofobi gibi...
birçok sınırı aşan...
o kadar çok meseleyi gündeme getirdi ki.
Ve enfeksiyonla yaşayan insanlar olarak...
ve topluluğun geri kalanı olarak...
buna karşılık ne yaptığımız, kritik önem taşıyor.
İnsanların virüsü taşıyan...
her türden insan olduğunu bilmelerinin çok önemli olduğunu düşünüyorum...
bunun sadece tek bir temel klişe olmadığını.
Virüsü taşıyan sadece Magic değil.
Virüsü taşıyan sadece...
gençler, yaşlılar, eşcinseller değil.
Virüsü taşıyan her türden insan var.
Benim için önemli dönüm noktalarından biri...
insanlara bundan bahsetmek ve onların tepki vermesini sağlamaktı.
Ve şimdi bunu çok daha fazla yapmaya başladığımdan...
düşündüğümden çok daha basit olduğunu görüyorum...
ve tepkinin, topluluk içinde bile, daha az mesafeli olduğunu görüyorum.
Komik bir şekilde...
ne kadar az saklanırsam, hikayenin diğer tarafını o kadar çok öğrendiğimi...
ve başka insanların da HIV pozitif olduğunu...
dünyada pek çok HIV'li insan olduğunu öğrendiğimi fark ediyorum.
AIDS'li pek çok insan var.
Bu, Amerika'nın hayal etmekten hoşlandığından çok daha büyük.
Çok daha büyük bir mesele.
Pek çok insanın hayatını...
gerçekten bildiklerinden çok daha fazla etkiliyor ki...
Bir bakıma, bu efsaneyi bitirmek istiyorum.
Artık ağlamak yok
Benim için artık ağlamak yok
Bir zamanlar köleydim
Şimdi tüm utançtan özgürüm
Eve gittiğimde
Güçlü gideceğim
Güçlü gideceğim...
Ve özgür
Bazen durup sadece kendimle ilgilenmek için...
zaman ayırmanın güzel olacağını düşünüyorum.
Ama sonra ben... Bu salgın...
Topluluğumuzu o kadar kötü bir şekilde kasıp kavurmaya devam ediyor ki...
durup kendimle ilgilenmek için zaman ayırırsam...
bize yetişip hepimizi tüketeceğini hissediyorum.
Ve bu yüzden, sürekli devam etme ihtiyacı gibi bir şey bu.
Bu işe daha fazla dahil oldum...
Kişisel olarak AIDS eğitimine.
Tabiri caizse, bu alana dalmış veya bu alanda ortaya çıkmış olmanın...
öğrenme deneyimi bana muazzam miktarda şey öğretti.
Ve bu çalışmadaki sessizliğim...
bir noktadan sonra bana pek mantıklı gelmedi.
Ama aynı şekilde, o meydan okuma...
sağlığıma yönelik zorluklar da beni...
bunun gerçekliğiyle yüzleşmek zorunda bıraktı.
Farklı semptomlarla ve benzeri şeylerle savaşmaya başladıkça...
beni destekleyecek ve bu deneyimin...
ne anlama geldiğini anlayacak insanlara sahip oldukça...
bunun hakkında konuşmak kaçınılmazdı.
Yani, bu aynı zamanda benim de bunun hakkında daha fazla konuşmamı gerektirdi.
Orada kilisede HIV'li insanlar için toplantılar başlattım.
Ve böylece, insanların neler olup bittiği hakkında biraz bilgisi olduğunu bilerek...
sıra bana geldiğinde, kabul ettikleri gibi kabul edeceklerdi.
Şimdi kimse beni sorgulamıyor bile. Kimse bu konuda bana yaklaşmadı bile.
Pek fazla insan değil, kilisede oturup konuştuğum birkaç kişi.
Ama bunun dışında yapmadılar.
Hatta geçenlerde orada Quilt projesini yaptık.
Quilt projesini oraya ben getirdim.
Ve Harlem Dua Haftası'nı yaptık.
Ve katıldık, yardım ettik ve diğer kiliselerden insanları...
kiliseye getirdik ve ruhban sınıfını dahil ettik.
Neler olup bittiği konusundaki farkındalıklarını...
bu şekilde genişletebileceğimi düşündüm.
Şimdi hayatımda, mesele gerçekten dürüst olmaya çalışmak...
ama bu dürüstlük, her şeyden önce kendime karşı dürüst olmak.
Bu, ifşa etmekten çok kendim için, gerçekten.
Bir bakıma, bu gerçekten hayatımda...
değerli ve dürüst ilişkiler kurmaya çalışmakla ilgili.
Gördüğüm şey şu ki...
insanlar en çok, en derinden kişisel olanla etkileniyorlar.
“Ben”i, “bana” dair olanı anlatmanın muazzam bir gücü var...
ve insanlar bununla bağ kuracak yerler buluyorlar.
Umudum şu ki, bunu yaparak...
kendimde olup biteni anlatarak, bir başkasının da...
"Tamam, bu benim için bir anlam ifade ediyor."
Bu bana HIV'le yaşamakta, AIDS'li birine bakmakta...
ya da bir aktivist olarak sokağa çıkmakta...
"bir şekilde yardımcı oluyor," diyebilmesidir.
Yani, her neyse.
Ve bunu ille de tüm bunları yapacağını düşünerek paylaşmıyorum...
ama başka biri için bir anlam ifade etmesi umuduyla.
Dayan, kalıcılığı olan şeylerle savaş...
İçini yumuşatan kafandaki melodiyle...
Tekrar tekrar söylenen İsa ismiyle...
Sandaletli ayaklarda tırnak cilasıyla savaş...
Lifli şeylerle savaş...
Kendi ıspanağınla...
Ruhsal brokolinle...
Şifalı otlara seslen...
Kalp ağrısına ginseng...
Boş bir mideyi kaplayan seamoss...
Dolgun öpücükler için acıkan bir mide...
Zamanı tedavi et...
Saatleri Anları Şakaklarında büyüyen...
Ve liflerine yayılan mantrayla...
Yoğun hafta içlerin ve sessiz akşamlarınla...
Kendi kollarınla Dert denizine karşı koy...
Al onları Sıkıca sar Sahip olduğun her şeye...
Ve tut sıkıca Tut sıkıca...
Nazikçe tut sıkıca
Anne Piaf'ın en büyük ikinci hit şarkısı...
Beynimde bir bantla sabitlenmiş...
Ve sessizce bir mantra gibi tekrarlanıyor:
'Non, Je Ne Regrette Rien.'
Evet. Cinsel devrimin bir parçasıydım ve hiç pişman değilim.
Hepsini yaptım.
Hamamlarda, barlarda.
Kamyonlarda.
Avrupa'da, Afrika'da, Amerika Birleşik Devletleri'nde, Kanada'da.
Hepsini yaptım ve hiçbir şeyden pişman değilim.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.