Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Vingian | İyi seyirler
İşte böyle.
İşte. Karnın acıkmış.
Tamamdır.
Tekrar et.
İyi günler, efendim.
Size de iyi günler.
Sizi Hewlands'e getiren nedir?
Buradaki çocuklara ders veriyorum.
Latince hocası.
Sizi duymuştum.
Sizi bahçeye ne getirdi?
Şey...
Sadece bir soru, hoca efendi.
Evet, ben, şey...
Sanırım buradaki hava temizdi ve...
şey, sizi kuşunuzla gördüm.
O bir şahin.
Ah.
Bakabilir miyim?
Çok yaklaşmayın.
Sizi tanımıyor.
Oh.
Merhaba, oğlum.
Ah.
Sizi sevdi.
Adınız nedir?
Söylemeyeceğim.
Söyleyeceksiniz.
Söylemem.
Söyleyeceksiniz.
Söylemeyeceğim.
Öpüştüğümüzde söylersiniz.
Ne yapıyorsunuz?
Agnes.
Adım Agnes.
Nerelisiniz?
Bir şey mi söyledim?
Ha?
Hayır.
Kim olduğumu bilmiyorsunuz.
Bekleyin, görmek istiyorum...
Beni bir daha göremezsiniz.
Oh.
Nerelerdeydin?
Bartholomew'a yardım etmek için tarladaydım.
Yeni doğan bir kuzu hastalandı.
Ben... ben tarlaya gittim.
Seni orada görmedim.
Şey, oradaydım. Söyle ona, Bartholomew.
Oradaydı.
Yeni Latince hocasını gördünüz mü?
Eldivencinin oğlu.
Çocuklar onun öylece kaçıp gittiğini, geri dönmediğini söylediler.
Babasının borçlarını ödemek için
onlara ders vermesi gerekiyordu.
Onu görmedim.
Eh, daha akıllıca davranmalıydı.
Armut dibine düşermiş.
Biliyor musunuz, bence sizler
bölgedeki en güzel kızlarsınız.
-Öyleyiz. -Bir gün,
Sizin için gelecek olan tüm taliplere karşı
aklımı başıma toplamam gerekecek.
Agnes en büyüğü. Önce o evlenecek.
Bir çingene gibi ormana kaçıp durmaya devam ederse
evlenmeyecek.
Nerelerdeydin?
Seni saatler önce bekliyorduk.
Ben...
Ee?
Çalışıyordum.
Otur. Otur.
Yemeğin neredeyse soğudu.
Şey, çocuklar, çocuklar!
Hey. -Durun.
Herkese yetecek kadar var.
Hewlands'deki dersler nasıl gidiyor?
O çocuklar alim değil.
Tüm bu öğrenme fikrine şaşıyorum. -Hmm.
Koyun çiftçisinden başka bir şey olmayacak çocuklar için Latince.
Sadece hava atmak için.
Hayır, hayır, hayır!
Bu kadar yeter!
Tamam, Gilbert.
Annenizi duydunuz. Herkese yetecek kadar var.
Hewlands'deki çocuklar hakkında kötü konuşuyorsun.
"Onlar alim değil"miş.
Ama sana bir şey söyleyeyim,
onlar her zaman senin olduğundan daha fazla adam olacaklar.
Senin aksine dürüst bir işe verilmişler.
İşe yaramaz, mesleksiz, süslü havalarınla sen.
Tüm o eğitimin,
tek dirhem akıl getirmemiş.
O çocuklara, senin o aileye olan
borçlarını ödemek için ders veriyorum, öyle değil mi?
O aileye olan ölçülemez miktardaki borçların için.
Ben...
Kes!
Hewlands'deki ailenin geri kalanı ne olacak? Onlarla tanıştın mı?
Sadece anneyle.
En büyük kızıyla değil mi?
Hayır.
Kızın bir orman cadısının çocuğu olduğu söylenir.
Onu arka yollarda tek başına dolaşırken gördüm,
kolunda bir şahinle.
Hewlands'de bir şahin mi?
Evet.
Onu ormana yanında kimse olmadan götürdüğü söyleniyor.
Evet ama emin misin Eliza?
Bir şahini evin en büyük kızı mı besliyor, yoksa hizmetçi kız mı?
Evet. Evet.
Agnes.
Merhaba.
Burada ne yapıyorsun?
Sana bunu getirdim.
Bu nedir?
Bu, şey...
Kuşun için yeni bir eldiven.
Benim bir eldivenim var.
Agnes.
Agnes, bekle.
Senin kim olduğunu biliyorum.
Kimmişim?
Şey, ben... Seni tanımıyorum ama bazı şeyler duydum...
Orman cadısının kızı olduğumu mu?
Evet. İnsanlar öyle söylüyor ama ben-ben umursamıyorum...
Ben annemin kızıyım.
Ondan çok şey öğrendim.
Neye bakıyorsun?
Sana.
Neden?
Ben... Kelimelerin adamı olduğunu sanıyordum, hoca efendi.
Evet.
Öyle değil misin?
İnsanlarla konuşmak bazen benim için zor oluyor.
Peki, o zaman bana bir hikaye anlat.
Bir hikaye mi?
Evet.
Nasıl bir hikaye istersin?
Seni etkileyen bir şey.
Pekala.
Orpheus ve Eurydice'in hikayesini bilir misin?
Orpheus müziğin adamıdır.
Olağanüstü bir sesi vardır.
Kithara çalışı, ki bu...
arp benzeri bir lirdir,
öylesine ilahidir ki,
kuşlar, o...
hayvanlar, h-hatta taşlar ve ağaçlar,
hepsi onun müziğinin ritmiyle hareket ederler.
Şimdi, Orpheus bu güzel orman perisi Eurydice'e aşık olur.
Evliliklerinden kısa bir süre sonra,
Eurydice'i bir engerek yılanı ısırır
ve zehir vücuduna yayılır,
ve ölür.
Ve kederle dolu Orpheus,
onu geri getirmek için yeraltı dünyasına yolculuk eder.
O üç başlı köpek Cerberus'u büyüler.
Hades'in aklını çeler ve sonunda...
...aşkını yaşayanların dünyasına geri götürmesine
izin verilir ama...
...tek bir şartla.
Nedir o?
Kadın onu arkasından takip etmelidir,
ve adam ona bakmak için arkasına dönmemelidir.
Şimdi, yukarı tırmanmaya başlarlarken,
Orpheus onun ayak seslerini duyamaz, bu yüzden dinler...
...ve dinler ve dinler ve dinler.
Ama duyabildiği tek şey kendi kalp atışının sesidir.
Ve gerisi sessizliktir.
Ve yeraltı dünyasının kapılarına yaklaşırken...
...daha fazla kendine hakim olamaz.
Ona bakmak için arkasını döner, ve kadın...
...yeraltı dünyasında sonsuza dek hapsolur.
Hmm.
Bu güzel bir hikayeydi.
Beğendin mi?
Hatırla, pelin otu, meydana getirdiklerini,
Regenmeld'de hazırladıklarını.
Sana Una denir, en kadim bitki.
Üçe karşı durursun, otuza karşı durursun,
zehre karşı durursun, hava hastalığına karşı durursun,
topraklarda gezen dehşete karşı durursun.
Ve sen, sinirli ot, bitkilerin anası,
doğuya açıksın yine de için kudretli.
Arabalar üzerinden geçti, kadınlar üzerinden geçti.
Hepsine dayandın, ve geri ittin.
Birine şuradan dokunduğunda onun hakkında her şeyi bildiğin
doğru mu?
Her şeyi değil.
Bana şuradan dokunduğunda, ne gördün?
Bir manzara gördüm.
Bir manzara mı gördün?
Hı-hı.
Boşluklar, mağaralar, uçurum tepeleri,
tüneller ve okyanuslar,
bu derin, karanlık, siyah boşluk,
keşfedilmemiş ülkeler.
Konuşuyor...
Konuşuyor, konuşuyor.
Ama dur,
şu pencereden süzülen ışık da ne?
Evet, orası doğu ve Juliet de güneşi.
...ve öldür...
...o kıskanç ayı.
Merhaba.
Merhaba.
Seninle sözlenmek istiyorum.
Hayır, ben... Seninle sözlenmeliyim.
Başkası olmaz.
B-ben üvey annen ve kardeşinle konuşacağım,
ve tabii ki kabul etmeyecekler ama...
Umurumda değil çünkü beklemeye hiç tahammülüm yok.
Beklemeye katlanamam.
Peki ya ailen?
Ailen asla kabul etmeyecek.
Beni takip et.
Bekle. Bekle. B-Bekle.
Hayır!
Hayır!
Eldivenim.
Bu annemin eldiveni.
Hmm.
Ormandan çıkıp geldi...
...tıpkı annesi gibi
ve ondan önceki annesi gibi.
Ailemdeki kadınlar başkalarının göremediği...
...şeyleri görürler.
Agnes.
ROWAN ve GENÇ AGNES: Hatırla, pelin otu,
meydana getirdiklerini, Regenmeld'de hazırladıklarını.
Sana Una denir, en kadim bitki.
Üçe karşı durursun, otuza karşı durursun,
zehre karşı durursun, hava hastalığına karşı durursun,
topraklarda gezen dehşete karşı durursun.
Bartholomew, iyileşecek.
İz kalacak mı?
Kalabilir. Bu kötü bir şey değil.
Dinle.
Bunu duyuyor musun?
Rüyalarına dikkat etmelisin, Agnes.
Onlar sana her zaman yol gösterecektir.
İyi günler.
İyi günler.
Evet.
Agnes, ne, şey...
neler oldu?
Annesi onu evlerinden kovmuş.
O benim annem değil.
Ev erkek kardeşim Bartholomew'a ait.
Ben ayrılmayı seçtim.
Hamile.
Oh.
Senin olduğunu söylüyor.
Öyle mi? Senin mi?
Şey...
Karnındaki çocuk, onu oraya sen mi koydun?
Ben koydum.
Biz sözlendik, Anne.
Buna asla izin vermeyeceğiz!
Bunda bir günah yok.
Korkarım ki bizim rızamıza
ihtiyacınız olacak ve biz...
Bunda bir günah yok!
...buna asla izin vermeyeceğiz, asla!
Pekala!
Ne?
Büyülenmişsin.
Hayır.
Bu kızla evleneceğine denizci olmanı tercih ederim.
Mary.
Buna hiç gerek yok.
Bir anlaşmaya varabileceğimizden hiç şüphem yok.
-John. -Sus, kadın.
Eminim kız kardeşini
nikah masasında görmeye heveslisindir.
Eminim oğlunun ahlak mahkemesine
sürüklendiğini görmemeyi tercih edersin.
Buna hiç gerek yok.
Sözlenmiş olduklarını söylediler.
Sadece ben öyle dersem.
Ama neden soluk benizli bir alimle evlenesin ki?
O ne işe yarar?
Onun içinde, şimdiye kadar tanıdığım herhangi bir adamdan daha fazlası var.
Her şey değişecek.
Sen. Sen değişeceksin.
Ben zaten değişiyorum.
Orası çok sessiz.
Neresi?
O ev.
Korktuğumuzda ya da tereddüt ettiğimizde annemiz bize ne derdi?
Kalplerimizi açık tutarak yaşayın.
Onu karanlığa kapatmak yerine
güneşe çevirin.
Beni neysem o olduğum için seviyor, olmam gereken şey için değil.
Öyleyse onunla evleneceksin.
Teşekkür ederim.
Hatırla, pelin otu...
Benimle söyle. Benimle söyle.
Meydana getirdiklerini,
Regenmeld'de hazırladıklarını.
Sana Una denir, en kadim bitki.
Üçe karşı durursun, otuza karşı durursun,
zehre karşı durursun, hava hastalığına karşı durursun,
topraklarda gezen dehşete karşı durursun.
Bana bak.
Bana bak.
Agnes.
Ah.
Oh.
Oh.
Hey.
Şuna bak. Ateşe bak.
Mmm, o nedir?
Köpekçik bir şey sürüklemiş içeri.
Bir şey var.
Oh.
Babacık geliyor.
Merhaba.
Dikişlerin daha küçük olması gerek.
Ç-Çok daha küçük.
Evet.
Hmm.
İşe yaramaz.
Tamam, ve şimdi...
daha küçük.
Nereye gidiyorsun?
Gidiyorum.
İşinin başına dön.
Bu bana son vuruşundu.
Anladın mı?
Anladın mı?!
Evet.
Aşkım, yatağa dönmelisin.
Ne yazıyorsun?
Önemli bir şey değil.
Asla 'hiçbir şey' değildir.
Bilmiyorum.
Belki bittiğinde, o...
Belki bittiğinde.
Neden bana yazdığını okumuyorsun?
A-Agnes, bu daha--
Bu-bu bitmedi.
Bitmedi.
Yapma. Bebeği uyandıracaksın.
Sorun değil.
Hayır.
Özür dilerim.
Çok fazla içtim, şey...
Agnes, çok fazla içtim.
Ben...
Çok fazla içtim.
Hey.
Sorun ne?
Elini ver.
Lü-Lü-Lütfen, lütfen, lütfen, lütfen,
lütfen, lütfen, lütfen, lütfen.
Ne görmemden korkuyorsun?
Lütfen dur.
Şiddet yanlısı ve tehlikeli bir adam olduğumu mu?
Hayır, sen bu şeylerin hiçbiri değilsin.
Nereden biliyorsun?
Sen iyi bir adamsın. Sen...
Sen iyi bir adamsın.
Sen iyi bir adamsın.
Yoksa hiç evlenmemiş olmayı mı diliyorsun?
Böyle bir şeyi nasıl söylersin?
Böyle bir şeyi nasıl söylersin?
Sen ve Susanna benim tüm yaşama sebebimsiniz.
Tüm yaşama sebebim.
Öyleyse sorun ne?
Buraya. Bana bak.
Sadece dur!
Dur, dur. Lütfen, lütfen, lütfen, lütfen, lütfen, lütfen.
Bana bak.
Dinle. Dinle. Dinle.
Kayboldum.
Ben...
Yolumu kaybettim.
Sadece ihtiyacım var-- Agnes, sadece çalışmaya ihtiyacım var.
Uyumuyor.
Sana hiç öfkelendi mi? -Hayır.
Eğer el kaldırırsa...
Hayır, o asla yapmaz.
O asla. O kendisine kızgın.
O kendinden bıkmış durumda.
O iyi bir adam.
O iyi bir koca, o iyi bir baba,
ama d-daha fazlasına ihtiyacı var.
Ailesi ve senden başka neye ihtiyacı olabilir ki?
Sen varsın.
Londra'ya gitmesi gerek.
Londra mı?
Evet.
Neden Londra? -Çünkü Londra bütün dünyanın toplandığı yer.
Belki babasının işini orada genişletebilir.
Oh, yine aceleci davranıyorsun.
Kim bilir ne olabilir...
Aceleci davranmıyorum. Daha fazlasına ihtiyacı var.
Düzgün bir işe ihtiyacı var.
O bu dünyaya ait değil.
Adamın düzgün bir işe ihtiyacı var.
Bu küçük kasabada ne var?
Öylece kaçıp gidemez.
Bu küçük hayat mı? Bu küçük şey, onu...
...ezip geçecek.
Babasından uzaklaşması gerek.
Ve sen de onunla Londra'ya mı gideceksin?
Hayır, o yerleşene kadar bekleyeceğim.
Yakında daha kalabalık olacağız.
Başka bir çocuk mu?
Evet. Yaz sonuna doğru.
Öyleyse şimdi onu uzağa göndermenin zamanı değil.
Onu kaybederim.
Onu zaten kaybediyorum.
Onu uzağa gönderirsen kaybedeceksin.
Hayır, biliyorum, aşkımızın bizi sağlam tutacağını biliyorum.
Lütfen. Babasıyla konuşur musun?
Londra'ya gitmesini önerirsen seni dinleyecektir.
Lütfen.
Kalacak bir yer bulmalıyım.
Nehrin yakınında, tabakhanelere yakın.
Ama nehirdeki akıntıların tehlikeli olduğunu söylediler
ve her karşıya geçişte deneyimli bir kayıkçı tutmak
zorundaymışsın ve bunu her seferinde yapacağıma
emin olabilirsin, söz veriyorum.
Ve seni ve Susanna'yı düşüneceğim
her geçen an.
Ve Londra'da bize kalacak bir yer bulacağım,
ve hepimiz tekrar bir arada olacağız.
Hala kız mı erkek mi olduğunu bilmiyor musun?
Hayır.
Nedenini bilmiyorum.
Her zaman iki çocuğun olacağını söylememiş miydin?
Evet.
Ölüm döşeğimde iki çocuk.
Pekala, o zaman işte bu ikincisi.
Hoşça kal demeyeceğiz.
Hayır.
Git-- Git.
Bir yere mi gidiyorsun?
Hayır, sadece...
Evet, göle gidiyorum...
Ormana gitmiyorsun.
Gitmeliyim.
Hayır, gitmemelisin. Gilbert!
Sen... oraya gitmeme izin vermelisin.
Bırakın oraya gideyim!
Bayan Agnes.
Gitmeme izin vermelisiniz!
Nehir taştı!
Hiçbir yolu yok...
Bırakın beni!
Ormana gitmenin bir yolu yok. -Bırakın beni! Hayır!
Senin için her şeyi hazırladık. -Bebeğim!
Hayır, b-bebeğim.
Yapamam.
Bebeğimi bu evde doğurmayacağım.
Bu evde değil.
Hayır.
Nehir.
Şşş, şşş, şşş, şşş. Sus.
Hayır, hayır, hayır, hayır.
Nehirden bahsetti.
Nehir tehlikeli. Akıntıya kapılabilir!
Agnes. Agnes. Agnes.
Agnes, o gayet iyi.
Son mektubunu hatırlamıyor musun?
Bağırmayı kes.
Bütün kasabayı uyandıracaksın.
Sesi...
Sesi farklı geliyordu.
Hayır, bizim için iyi haberleri vardı.
Tiyatro.
Tiyatro.
Tiyatro için eldiven yapmak üzere
oyuncularla bir sözleşmesi var.
Eldivenler için. Eldivenler için.
Agnes, sus şimdi.
Sus. Sus. Sus.
Iğın. Iğın.
Ah! Ooh!
İşte geliyor. -Bir oğlan.
İşte böyle.
İyi oğlum. İyi oğlum.
Bu bir erkek.
Bir oğlan.
Oğlum.
Teşekkür ederim.
Nedir? Ne oluyor?
Yine başlıyor.
İkizlerin oluyor, kızım. -Hadi, Eliza.
Buraya. Çabuk.
Onu al.
Hayır, hayır.
Ölüm döşeğimde iki kişi.
Ben her zaman...
onların benim çocuklarım olacağına inandım.
Ve şimdi...
şimdi senin olacağını görüyorum.
Seni tabureye götürmemiz lazım.
Geliyor. Geldi.
Hayır.
Hadi. Hadi kalk. Kalk, kalk.
Ben yapamam... Ben...
Yapamam.
Yürü.
Asla...
Yapamam...
Başaramam.
Yanlış anladım. Yanlış anladım.
Ben yanlış...
O... O burada değil.
O... O burada değil.
Agnes, yapabilirsin...
ve yapmalısın.
Yapamam.
Agnes.
Yapabilirsin...
ve yapacaksın.
Kocan burada, bu odada doğdu.
İlk nefesini şurada, pencerenin yanında aldı.
Lütfen.
Lütfen bu çocuğun yaşamasına izin ver.
Bu çocuğun yaşamasına izin ver. Lütfen.
Onun...
Geri dönmesine ve çocuğunun yanında olmasına izin ver.
Lütfen.
Beni her zaman sevgiyle anmasını sağla.
Beni hatırlamasını.
Anne.
Anne.
Anne?
Çok zayıftı.
Çok fazla acı çekiyordu.
Yani, zavallı kadın.
Gittikçe daha da zayıfladı.
Yani, bazen böyle oluyor işte.
Sonun yaklaştığını biliyor olmalıydı.
Çocuklara ondan bahsetmemek en iyisi.
Başka bir anneyle daha güvende olurlar.
Çok gençler.
Onu hatırlamayabilirler.
Anne!
Agnes. Agnes.
Anne, hayır!
Hayır, hayır. Agnes.
Çocuğum. Çocuğum.
Anneciğim, hayır!
Hayır, hayır, hayır. Ç-Ç-Ç-- Hayır.
Hayır!
Hayır.
Hayır, bırakın onu göreyim!
Hayır, hayır!
Bırakın onu göreyim!
Hayır!
Hayır, Anne!
Agnes.
Hayır!
Anne. Annemi istiyorum.
İstiyorum...
Oh! İşte geliyor! Bir kız!
Bu bir kız. O...
O... Bekleyin.
Hadi. Hadi.
Neden ağlamıyor?
Neden ağlamıyor?
Yaşamıyor.
Ver onu bana.
Ona bakmamalısın. Uğursuzluktur.
Ver onu bana.
Düzgünce gömülmesini sağlayacağım.
Çocuğumu bana ver!
Çocuğum.
Agnes, bir oğlun oldu.
Onu sana getireyim, sen de emzir.
Kız cennete gitti.
Cennete gitmedi.
Annemin öldüğü gece bir yemin ettim.
Kilisenize gideceğim, ama orada tek kelime etmeyeceğim.
Evet. Evet.
Yaşayacaksın.
Yaşayacaksın.
Seni hiçbir şeyin alıp götürmemesini sağlayacağım.
Aslında bulamadım.
Hmm.
Burada.
Mükemmel.
Şapkamı buldum.
Tamam. Evet.
Tamam, o tarafı tut. O tarafı tut.
Evet.
Ve şuraya dola.
Mükemmel.
Ooh. Pardon.
Yardım edeyim.
Yüzüme iniyor.
Ben Hamnet.
Ben Hamnet.
Ben Judith.
Ben Judith.
Bu evde koşmak yok.
Lütfen, hanımefendi ve beyefendi gibi...
davranın.
Nereye gidiyorsunuz?
Evet. O-o geliyor. O geliyor.
Merhaba.
Merhaba.
Kıyafetlerini değiştiklerini hepimiz biliyoruz.
Daha ne kadar bilmiyormuş gibi yapacağız?
Aynı olduklarını düşündükleri sürece öyleymiş gibi yapacağız.
Selam.
Baba, dünkü dersteki
Yunanca pasajda bana yardım eder misin?
Hamnet, onu çoktan öğrendiğini sanıyordum.
Öğrenemedim çünkü kitabımı okulda unuttum.
Pekala, Hamnet,
derslerini ciddiye almalısın.
Eğer gelişmezsen nasıl ilerlemeyi...
Sizi gidi yumurcaklar.
Seni kandırdık mı?
Tabii ki kandırdınız.
Beni yine kandırmak için yer değiştirdiniz.
Susanna, buraya gel.
Buraya gel.
Anneniz için yapacağımız şeyi
hatırlıyor musunuz?
Evet. -Hatırlıyor musun? Yapmaya hazır mısın? -Evet.
Tamam. Çabuk dışarı çıkın.
Hadi, hadi, hadi, hadi, hadi, hadi, hadi, hadi, hadi.
Sadece şuraya doğru adım...
Bekle.
Bir ad-- Sağına gel. Adım at.
Adım at. Bir tane daha.
Bir tane daha.
Üçümüz bir daha ne zaman buluşacağız?
Şimşekler çakıp yağmurlar yağdığında mı?
Kargaşa bittiğinde, savaş kaybedilip kazanıldığında!
Güneş batmadan o iş biter.
Yer neresi?
Fundalıkta.
Orada Agnes ile buluşacağız.
Geliyorum, Tekir.
Karbakurbağası çağırıyor.
Hemen!
İyi kötüdür, kötü de iyi.
İyi kötüdür, kötü de iyi. İyi kötüdür, kötü de iyi.
İyi kötüdür, kötü de iyi.
Süzülelim...
Aferin!
Harikaydı!
Derince kazıyorsun ve sonra hepsini kenara atıyorsun,
ve sonra buraya koyuyorsun.
Tamam mı? Sonra kenarlardaki toprağı alıyorsun,
ve biraz daha bastırıyorsun.
Ve sonra böyle parçalar alıyorsun.
Ve ellerinde ovuşturuyorsun.
Vay canına. Ve geri çekil!
Şunu yap.
Ve bunu yaparken, daire çiz.
Evet, böyle.
Hazır mısın?
İleri. Ve geri.
Şimdi, savuştur, savuştur, savuştur.
Güzel. Tekrar.
Şimdi, ondan sonra, bunu yapacağım,
ve sen yoldan çekileceksin.
Hazır mısın? Daire çizip uzaklaş. Kılıcını döndür.
Hayır.
Daire çiz, kılıcını döndür.
Şimdi, ileri gel.
Ve geri git.
Bir, iki, üç.
Yoldan çekil!
Çok iyi. Tekrar.
Judith, bunun adı ne?
-Kekik. Kekik.
Biberiye.
-Kekik. Kekik. Kekik.
Kekik. Kekik.
Karıştırdım.
Sorun değil.
Bu...
-İşte bu biberiye. -Evet.
Peki biberiye ne içindir?
Elmaların içine koymak için. -Elmalar.
Hayır. Biberiye ne içindir?
Hatırlamak.
Hatırlamak.
Şimdi, tüm bunları elinizde ovuşturacaksınız.
Küçük bir dilek üflüyorsunuz.
Yolunun açık olmasını dilemek için.
Tamam mı? Ve bu sizin onunla aranızdaki sır.
Onu gördün mü?
Onu gökyüzünde görmedin mi?
Pekala, tekrar yapın.
Bir dilek daha tutun.
Bak. Tam şurada yukarıda.
Bak, hemen orada. Gördün mü?
Ve o tüm dileklerinizi küçük kalbinde saklıyor.
Yani onu hatırlamak istediğiniz her an,
sadece şöyle yapmanız yeterli...
Nereye gidiyorsun?
Ha? Seni yakalayacağım!
Seni yakalayacağım!
Baba?
Her şey yolunda mı?
Evet.
Dinle, büyükbabandan uzak durmanı istiyorum.
Kız kardeşlerine vurmaz ama ben senin için endişeleniyorum,
ve ben burada yokken güvende olacağını bilmem gerek.
Yine Londra'ya mı gidiyorsun?
Evet, yarın.
Yarın mı?
Sorun yok.
Bu sefer seninle gelecek miyiz?
Hayır, henüz değil.
Hey.
Seni özleyeceğim.
Ama gitmem gerek, anlıyorsun değil mi? Ben...
Biliyorum.
Anlıyorum.
Bu iyi.
Çünkü annene ve kız kardeşlerine göz kulak olmana ihtiyacım var.
Bunu yapacak mısın?
Evet.
Cesur olacak mısın?
Evet.
Evet mi?
Cesur olacak mısın?
Evet.
Cesur olacak mısın?!
Ha?!
Evet! Evet, cesur olacağım!
Cesur olacağım. Cesur olacağım.
Londra'da bizim için evlere baktım.
-Sonbahar geliyor.
Mm.
Ve çocuklar hastalanacak.
Judith, o hala yeterince güçlü değil.
Göğsü sık sık tıkanıyor.
Ve Londra'nın havası...
Yapamayız.
Ama yakında bir gün, yapacağız.
Seninle Londra'ya geleceğiz.
Hayır, gelmeyeceksiniz.
Asla gelmeyeceksiniz.
Yaz sıcağının geçmesini bekledin...
...sonbaharın kuruluğunu,
karı ve soğuğu.
Judith'in Londra'da hayatta kalabileceğine asla inanmıyorsun.
O çocuğu hayatta tutmak için elinden gelen her şeyi yaparsın.
Bir annenin yapması gereken de bu değil midir?
Elbette öyledir.
Bu yüzden...
...Stratford dışında bir arazi aramaya karar verdim.
Çocuklarla birlikte yaşamanız gereken yer orası.
Teşekkür ederim.
Hı-hı.
Ooh!
Nerede o? Ah!
Hamnet. İşte orada.
Gel buraya.
Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum.
Tamam. Seni seviyorum.
Hadi bakalım.
Seni seviyorum.
Seni seviyorum.
Oh.
Pekala. Gel buraya.
Sana ne dediğimi hatırla, tamam mı?
Tamam.
Aferin.
Hoşça kal.
Hoşça kal.
Hoşça kal.
Hoşça kal.
Hoşça kal.
Hoşça kal.
Hamnet?
Oh.
Hadi. Gel buraya.
Elini göster.
Ne? Ne görüyorsun?
Seni görüyorum.
Büyümüşsün.
Ve çok güçlüsün.
Ve seni Londra'da babanla çalışırken görüyorum.
Tiyatroda mı?
Evet.
Oyun evinde.
Ne yapıyor olacağım?
Ne yapmak istersin, Hamnet?
Kılıçlı oyunculardan biri olmalıyım.
Bir kılıç mı?
Evet.
Ve onu diğer oyuncunun kılıcına karşı çarpıştıracağım.
Göster bana.
Korkunç bir dövüş olacak,
ve izleyen herkesin korkudan aklı çıkacak.
Peki kim kazanacak?
Ben, elbette.
Elbette sen kazanacaksın.
Bir şey onları üzmüş.
Ne olabilir ki?
Hava mı?
Belki de havada bir şey vardır?
Joan'a söyle de bugün çocukları içeride tutsun.
HAMNET Judith?
Judith?
Neredesin?
Uyan!
Fırıncı kedisinin yavruları olduğunu söyledi.
Onları görmemiz lazım.
Sekiz tane, Judith. Sekiz!
Acele etmeliyiz. Yağmur yağacak.
Judith?
Jude?
Sorun ne?
Neyin var, Judith?
Judith, cevap ver.
Judith, uyan.
Judith, lütfen. Judith.
Nedir?
Judith.
Ne zamandır böyle?
Ben okuldan döndüğümden beri.
AGNES Aman Tanrım.
Ona yakalandı.
Öyle değil mi?
Vebaya yakalandı.
Öyle değil mi, Anne?
Git büyükanneni bul.
Ona gelmesini söyle.
Hemen!
Yanıyor.
Bizim, hımm, daha fazla suya ihtiyacımız var.
Daha büyük bir ateş yak ve daha fazla su ısıt.
Ilık suya ihtiyacımız var. -Eliza, daha fazla su getir
ve mutfaktan papatyaları getir.
Bir sıra tarçın.
Tarçın, ateşi düşürmek için iyidir.
Çam otu ya da sedef otu. Kekik, evet.
Onları odada bulacaksın.
Anne. Evet. -Diğer masa. Diğer taraf.
Evet, annen burada, aşkım.
Al, bunu iç. Biberiye ve jöle.
Her şey iyi olacak, hı?
Her şey iyi olacak.
Judith, bizimle kal.
Annen burada. Sorun yok. Annen burada.
Ravent. Mideyi temizlemek için ravente ihtiyacımız var,
vebayı defetmek için.
Gidip biraz getirebilir misin?
Annen burada. Sorun yok. Judith, hepimiz buradayız.
Susanna, sen de biraz su çek.
Hamnet ve... ve Mary ve Susanna.
Olabildiğince çabuk su çekin.
Neden o burada değil?
Eliza, git kardeşine yaz ve ona gelmesini söyle.
Judith.
Ağzını aç, Judith.
Ağzını aç. Annen burada. İşte böyle.
Çok güzel.
Evet, güvende olacaksın.
Ağzını açacaksın. İç bunu.
Yut gitsin. Annen burada. Sorun yok, Judith.
Annen burada. Sorun yok.
Tamam.
Agnes.
Agnes.
Elinden gelen her şeyi yaptın.
Karşı tarafa geçmesine izin vermeyeceğim.
Büyükanne, senin de alınan üç kızın vardı.
Onlar...
Onlar da Judith gibi miydi?
Anne yedi yaşındaydı.
Diğer ikisi sadece birer bebekti.
Hepsinde şişlikler vardı ve...
...Judith gibi ateşleri.
Annen...
çocuğunu tutmaya çalışıyor.
İşe yaramayacak.
Verilen her an geri alınabilir.
Asla gardımızı düşürmemeliyiz.
Asla garanti görmemeliyiz...
...çocuklarımızın kalplerinin atmasını,
nefes almalarını,
yürümelerini, konuşmalarını ve...
...gülmelerini, tartışmalarını, oynamalarını.
Bir an bile onların gidebileceğini asla unutma.
Jude.
Jude.
Üzülme.
İyi olacaksın.
Olmayacağım.
Sen olmadan olmaz.
O burada.
Onu görüyor musun, Jude?
Bizi izliyor.
Ona ikimizi de almasını söyleyeceğim.
Birlikte gideceğiz.
Arkanı dön.
Arkanı dön.
Bir hata yapacak.
Bizi ayırt edemez.
Benimle nefes al, Judith.
Hayatımı sana veriyorum.
İyi olacaksın.
Hayatımı sana veriyorum, Judith.
Cesur olacağım.
Cesur olacağım, Baba.
Cesur olacağım.
Cesur olacağım.
Cesur olacağım, Baba.
Cesur olacağım.
Cesur olacağım.
Oha.
Olabildiğince çabuk.
Hamnet.
Hamnet, senin aşağıda olmaman gerekiyor.
Seni yatağa götürmem lazım.
Hamnet.
Hamnet?
Anne.
Anne.
Anne.
Hamnet.
Ağzını açmalısın.
Her şey iyi olacak.
Yanıyor.
Yanıyor.
Bu yapış-- Bu yapışmayacak!
Bir taş. Bir taş var.
Yukarıda ortası delik bir taş var.
Yatağının başında. Onu aşağı getir. Ona ihtiyacım var.
Ve, hımm, ah, tuz. Tuz getir.
Getir. Verebilir misin?
Bana biraz tuz g-getirebilir misin, ne kadar tuz varsa.
Su. Suya ihtiyacımız var.
O... o çok sıcak.
Yanıyor.
Aşkım. Annen burada.
Her şey iyi olacak. Her şey iyi olacak.
Her şey iyi olacak.
Her şey iyi olacak.
Hamnet, korkma.
Korkmana gerek yok.
Her şey iyi olacak. Annen burada.
Annen burada. Sorun yok.
Annen burada.
Bana bak. Annen burada.
Gitmesine asla ama asla izin vermeyeceğim.
Anladın mı?
Gitmesine asla ama asla izin vermeyeceğim.
Seni seviyorum.
Seni seviyorum.
Eliza, Judith'i mutfağa götür ve orada tut.
Lütfen!
Bana ihtiyacı var! -Orada kal.
Bana ihtiyacı var!
Lütfen!
Kedi otu...
Hamnet. Hamnet. Hamnet.
Hamnet, kalmalısın. Hamnet, lütfen.
Hamnet, lütfen. Bizimle kalmalısın.
Annemin sana ihtiyacı var. Sana ihtiyacımız var.
-Dur! Yeter!
Bizimle kal. Kal, kal.
Lütfen, Hamnet. Hamnet, Hamnet, Hamnet.
-Onu rahat bırak!
Hamnet, lütfen!
Onun için çok geç olduğunu görmüyor musun!
Lütfen, lütfen.
Hamnet?
Hamnet. Hamnet.
Oğlum gitti.
Oğlum.
Ben kaybettim...
Işığı gördüm, ve uyuyamadım.
MARY Al bakalım.
Oh, yavrum, hayır.
Hayır, hayır, hayır. Yatağa git.
Hayır, hayır, bırak-bırak kalsın.
Bu benim suçum, Anne.
Bu benim suçum.
Hayır. Hayır.
Bu senin suçun değil, Judith.
Ama o benimle yer değiştirdi.
Onu kandırdı.
Neyi kandırdı?
Ölümü.
Judith.
Benim için geldiğinde onu aldı.
Bu sözleri bir daha sakın kimseye söyleme.
Ateş kardeşin için geldi, ve onu aldı.
Onu görmek ister misin?
Evet.
Hadi git. Onu görebilirsin.
Bu gerçekten o mu?
Evet.
O-o ona benzemiyor.
Hayır.
Bu o değil.
Değil.
Bu o değil.
Daha-daha sabah olmadı.
Onu henüz düzgünce hazırlamadık.
Çok mu geç kaldım?
Sensin. -Baba.
Sensin.
Benim.
O nerede?
Nerede...
Nerede...
Oğlum.
Oğlum.
Görmedim.
Onunla daha fazla ilgilenmeliydim.
Her zaman götürülecek olanın kız olduğunu düşünmüştüm
oysa bunca zaman oymuş.
Ben bir aptalım.
Hayır, onu kurtarmak için kimsenin yapabileceği bir şey yoktu.
Sen elinden geleni yaptın.
Tabii ki yaptım.
Sen burada değildin.
Kalbimi söküp ona verirdim.
Onun için canımı verirdim.
B-biliyorum. Biliyorum.
Ve kimse onu alamazdı.
Ama sen...
Hayır, bilmiyorsun.
Bilmiyorsun. Sen burada değildin.
O acı içinde öldü.
Ben...
Acı çekiyordu.
Agnes.
Ağladı ve ağladı
ve ağladı ve ağladı.
Agnes, dur, dur.
Ve küçük bedeni acıdan kıvrandı. -
Hayır, beni susturma.
Çok korkmuştu.
Ve sen burada değildin.
Biliyorum.
Elimden gelen her şeyi denedim.
Biliyorum yaptın.
Denedim... -Elinden gelen her şeyi yaptın.
Elinden gelen her şeyi yaptın.
Her şeyi.
Her şeyi.
Agnes. Agnes.
Haber göndereceğim, Agnes.
Haber mi göndereceksin?
Kime?
Sana.
Ben buradayım.
Mm.
Demek istediğim, Londra'ya vardığımda haber göndereceğim.
Londra mı?
Gitmeliyim.
Gitmek mi? Nasıl gidersin?
Dünya öylece durup beklemiyor, Agnes.
Londra'da beni bekleyen insanlar var.
Sezon başlamak üzere,
ve kumpanyam her an Kent'ten dönebilir.
Şimdi gitmeliyim.
Şimdi mi?
Bugün yola çıkan bir seyahat grubu var,
ve fazladan bir atları var, yani evet.
Kızlara iyi bak ve ben geri döneceğim--
Dur.
Yapma.
Git. Git.
"Zamanı söyleyen
"saati saydığımda,
"Ve o güzel günün iğrenç gecede battığını gördüğümde;
"Menekşenin vaktinin geçtiğini fark ettiğimde,
"Ve kuzguni buklelerin beyazlarla gümüşlendiğini;
"Bir zamanlar sıcaktan sürüyü gölgeleyen
"Ulu ağaçları yapraksız gördüğümde,
"Ve yazın yeşili demetler halinde kuşanmışken
"Beyaz ve dikenli sakalıyla tabutta taşınırken;
"İşte o zaman senin güzelliğini sorgularım,
"Sen de zamanın yıkıntıları arasına gitmelisin,
"Madem ki tatlılıklar ve güzellikler kendilerini terk ederler
"Ve başkalarının büyüdüğünü gördükçe hızla ölürler;
"Ve Zaman'ın tırpanına karşı hiçbir şey savunma yapamaz
Neslin dışında, o seni götürürken ona meydan okumak için."
Tekrar okur musun?
Hayır.
Üç kere okudum.
Bu kadar yeter.
Hediyelere geçelim mi?
Londra'dan hediyeler.
Senin için bir saç tarağı, Jude.
Yalnız, dikkatli olman lazım.
Bu senin için, Agnes.
Bir yakut, öyle mi? -Hı-hı.
Gördüğüm en iyisi.
Herkes yeni ev hakkında konuşuyor.
Stratford'daki en büyüğü.
O kadar çok odası var ki. İnsan kaybolabilir.
Anahtarları sen tutacaksın, Susanna.
Evi iyi yöneteceksin.
Tak onu, Anne.
Bartholomew sana yeni evi gösterdi mi?
Hı-hı.
Beğendin mi?
Neden kendin göstermedin?
Ayrılmayacağımdan mı korktun?
Çünkü Hamnet burada, bu evde öldü.
Biliyor musun, sürekli onun nerede olduğunu merak ediyorum.
Ya da nereye gittiğini.
Ne yapıyorsam yapayım, "O nerede?" diye merak ediyorum.
Yani, öylece yok olmuş olamaz.
Tek ihtiyacı olan benim onu bulmam.
Bir yerlerde olmalı.
Bu yüzden çıldırabilirim diye korkuyorum, şimdi bile, bir yıl sonra.
Bir yıl hiçbir şey.
Bir yıl hiçbir şey.
Her saniye...
her dakika, her gün.
Onu aramayı asla bırakmayabiliriz.
Üzgünüm, Agnes.
Beni duydun mu? Üzgünüm dedim, Agnes.
Ne için?
Her şey için.
O yere takılıp kaldın.
İçin...
Hangi yer?
Kafandaki o yer.
Senin için artık orası diğer her yerden daha gerçek.
Çocuğumuzun ölümü bile seni oradan alıkoyamıyor.
Hamnet öldü.
Korkunç bir ölüm.
Ve senin orada olman gerekirdi.
Ona veda edebilirdin.
Ne görüyorsun?
Hımm?
Hiçbir şey.
Hiçbir şey mi?
Hiçbir şey.
Pekala.
Londra'ya dönmelisin.
Bizim için endişelenmene gerek yok.
Sen olmadan da gayet iyi idare ederiz.
Bu eskiden bir paradokstu,
ama şimdi zaman bunu kanıtlıyor.
Seni bir zamanlar sevmiştim.
Gerçekten de lordum, bana öyle inandırmıştınız.
Bana inanmamalıydın,
çünkü erdem bizim yaşlı gövdemizi aşılayamaz...
Bana inanmamalıydın,
çünkü erdem bizim yaşlı gövdemizi aşılasa bile
o eski tadımız yine kalır.
Seni sevmiyordum.
Ben daha çok aldanmışım.
Git kendini bir manastıra kapat.
Neden günahkar yetiştiresin ki?
Ben kendim oldukça dürüstüm,
yine de kendimi öyle şeylerle suçlayabilirim ki
keşke...
Tekrar.
Git kendini bir manastıra kapat.
Neden günahkar yetiştiresin ki?
Ben kendim oldukça dürüstüm, ama...
Tekrar. "Ben kendim oldukça dürüstüm." Tekrar.
Ben kendim oldukça dürüstüm,
yine de kendimi öyle şeylerle suçlayabilirim ki keşke
annem beni hiç doğurmasaydı.
Tekrar.
Ben, kendim...
Tekrar.
Ben, kendim, oldukça...
"Ben kendim."
Ben kendim oldukça dürüstüm,
yine de kendimi öyle şeylerle suçlayabilirim ki keşke...
Tekrar.
Yine de kendimi öyle şeylerle suçlayabilirim ki keşke...
Tekrar!
Ben kendim oldukça dürüstüm,
yine de kendimi öyle...
Sadece kelimeleri geveliyorsun!
Ben kendim oldukça dürüstüm,
yine de kendimi öyle şeylerle suçlayabilirim ki
keşke annem beni hiç doğurmasaydı.
Çok gururluyum, kinciyim, hırslıyım,
emrimde o kadar çok suç var ki
onları içine koyacak düşüncem,
şekil verecek hayal gücüm veya yapacak zamanım yok.
Peki benim gibi adamlar ne yapsın
yerle gök arasında sürünüp?
Hepimiz alçağız.
Hiçbirimize inanma.
Git yoluna, bir manastıra. Tekrar.
Olmak...
...ya da olmamak...
...işte bütün mesele bu:
Düşüncemizde katlanmak mı daha asil...
Zalim kaderin sapanına ve oklarına...
...kötü talihin...
...Yoksa...
...silahlanmak mı bir...
...dertler denizine karşı,
Ve karşı durarak...
...onları bitirmek mi.
♪ Dua ediyorum o ağaçlar ♪
♪ Oğlumu geri getirsin ♪
♪ Çünkü ♪
♪ Tatlı güzel Robin ♪
♪ Tüm neşemdir benim. ♪
Agnes?
Ben... Şehirdeydim ve...
Sizi ziyaret edeyim dedim.
John'un vefatını duyduğuma çok üzüldüm.
Kocan nasıl?
İnsanın babasını kaybetmesi korkunç bir şey.
O iyi.
Çok meşgul. Bir komedi hazırlıyor.
Yeni oyunu bir komedi değil.
Bir trajedi.
Ama bunu biliyordun.
Şehirdeki herkes bunu konuşuyor.
Onunla evlenmen konusunda seni uyarmıştım.
Beni önemsiyormuş gibi davranma.
Sen benim annem değilsin, ve asla olmadın.
İyi günler, Agnes.
Bizimle aylardır konuşmadı.
Nasıl olur da...
Nasıl olur da bize söylemez?
İçinde ne olduğunu merak etmiyor musun?
Neyin içinde?
Oyunun.
Kimi arıyorsunuz?
William Shakespeare.
Biz Stratford'dan ailesiyiz.
Merdivenlerden yukarı çıkın. Tavan arasında yaşıyor.
Neden Stratford'daki en büyük eve sahip olan adam
burada yaşıyor olsun ki?
Anlamıyorum.
Sandım ki...
Sandım ki o...
Ne yapacağım?
Kalbini açık tut.
-Kim o? -Hayır, sen cevap ver:
dur ve kim olduğunu söyle!
Çok yaşa kral!
Bernardo?
Eğer Horatio ve Marcellus ile karşılaşırsan,
Nöbet arkadaşlarım, acele etmelerini söyle.
Sanırım onları duyuyorum. Dur, hey!
Kim var orada?
Bu şey bu gece yine göründü mü?
Ben hiçbir şey görmedim. -Horatio diyor ki...
Neden bahsediyorlar?
Bunun oğlumla ne ilgisi var? -
Bu adamlar korkmuş.
Neden?
Bir hayalet bekliyorlar.
Hayalet mi?
...Çan o zaman biri çalıyordu...
Sus, kes sesini!
Bak işte yine geliyor!
Aynı kılıkta, tıpkı ölen kral gibi.
Bak, uzaklaşıyor!
O oydu.
O Will'di.
O oyunda değil.
Hayır, hayır.
Hayalet rolündeki Will'di.
Son kralımız, Ki hayali az önce bize göründü,
Dövüşe davet edilmişti; yiğit Hamlet'imiz tarafından...
Hamlet.
Duydun mu... bunu duydun mu?
Evet.
Onun-- adını söylediler.
Agnes.
Agnes, bekle.
Çekil yolumdan!
Lütfen sessiz olun.
Bekleyin, onun adını mı söylediler? Hı?
Kendini üzme.
Neden-- Neden onun adını kullandı?
Onu tanımıyorum.
-ADAM: Sessiz olun.
...ve benim tavsiyemle,
Bu gece gördüklerimizi haber verelim
Genç prense...
Oğlumun adını ağzınıza almaya cüret etmeyin!
Sessizlik!
...bize suskun kalan, ona konuşacaktır.
Sevgili kardeşimizin ölümü,
Hala belleklerde taze olsa da,
Yine de sağduyu doğayla öylesine savaştı ki
Onu bilgece bir kederle düşünüyoruz,
Kendimizi de unutmadan.
Bu maskaralığın parçası olmak için bir dakika daha kalmayacağım.
Bekle. Bir dakika.
Hayır.
Eve gitmek istiyorum. -...yeğenim Hamlet,
ve oğlum...
Nasıl olur da bulutlar hala üzerinizde asılı durur?
İyi Hamlet, at şu gece rengini üzerinden.
Sonsuza dek önüne eğik gözlerle
Toprakta soylu babanı arayıp durma.
Yaşayan her şey ölmelidir,
Doğadan sonsuzluğa geçerek.
Evet, efendim, bu olağandır.
Ama bende gösterişi aşan bir şeyler var.
Bunlar sadece kederin süsleri ve giysileridir.
Israrcı bir başsağlığında diretmek
Dinsizce bir inatçılıktır.
Erkekliğe sığmaz bir kederdir.
Cennete karşı hatalı bir iradeyi gösterir.
Oh.
Şu kaskatı et bir eriseydi,
Çözülüp bir çiğ damlasına dönüşseydi.
Ya da Ebedi Olan koymasaydı
İntihara karşı yasasını.
Ayrık otları bürümüş bir bahçe bu tohumlanan;
doğadaki kaba ve iğrenç şeyler sarmış her yanını.
İş bu raddeye mi gelecekti.
Öleli daha iki ay oldu--
hayır, o kadar bile değil, iki değil--
Öylesine mükemmel bir kraldı ki, bunun yanında
bir satirin yanındaki Hyperion'du.
Beni nereye götüreceksin?
Konuş. Daha ileri gitmem.
Ben babanın ruhuyum,
Geceleri gezmeye mahkum edilmiş belli bir süre,
Gündüzleri ise alevler içinde oruç tutmaya hapsedilmiş.
Saatime az kaldı
Kendimi kükürtlü ve işkenceci alevlere
Teslim etmem gereken.
Yazık, zavallı hayalet.
Hayır, bana acıma...
...ama anlatacaklarıma ciddiyetle kulak ver.
Dinle.
Dinle, ah, dinle.
Eğer babanı biraz olsun sevdiysen...
Oh, Tanrım.
Ama dur, sanırım sabah havasını alıyorum.
Kısaca anlatayım. Bahçemde uyurken.
O güvenli saatimde, amcan süzüldü
Bir şişede lanetli banotu suyuyla,
Kulaklarımın deliklerine döktü
O cüzzamlı özü...
...ki etkisi insanın kanıyla öyle bir düşmanlık eder ki
Cıva gibi hızlıca dolaşır
Vücudun doğal kapılarını ve yollarını.
Ve ani bir güçle kesip pıhtılaştırır,
Tıpkı...
...süte düşen asit damlaları gibi,
İnce ve sağlıklı kanı.
Benimkini de öyle yaptı.
Anında bir kabuk bağladı...
...Bir cüzzamlı gibi, iğrenç ve tiksindirici bir kabukla,
Tüm pürüzsüz vücudumu.
Oh, korkunç.
Oh, korkunç. En korkuncu.
Eğer içinde doğallık varsa, buna katlanma...
Oğlumuzla yer değiştirmiş.
Bana bak.
Bana bak.
Ateş böceği sabahın yaklaştığını gösteriyor,
Ve etkisiz ateşini soldurmaya başlıyor.
Oğlum.
Elveda.
Elveda.
Elveda.
Beni hatırla.
Olmak ya da olmamak,
işte bütün mesele bu.
Düşüncemizde katlanmak mı daha asil
Zalim kaderin sapanına ve oklarına,
Yoksa silahlanmak mı bir dertler denizine karşı
Ve karşı durarak, onları bitirmek mi.
Ölmek, uyumak,
Hepsi bu.
Ve bir uykuyla, bitti diyebilmek
Yürek sızısına ve binlerce doğal darbeye
Bedenin miras aldığı-- bu bir son
Gönülden istenen.
Ölmek,
Uyumak, belki de rüya görmek.
Evet, işte engel bu.
Çünkü o ölüm uykusunda, ne rüyalar gelebilir
Biz bu fani bedenden sıyrıldığımızda
Duraksatmalı bizi.
İşte bu düşünce
Felaketi bu kadar uzun ömürlü yapan.
Kim katlanırdı zamanın kırbaçlarına ve hakaretlerine,
Zalimin haksızlığına,
kibirli adamın aşağılamasına,
Hor görülen aşkın acılarına, kanunun gecikmesine,
Mevki sahibinin küstahlığına, ve tekmelerine
Sabırlı liyakatin değersizlerden gördüğü,
İnsan kendi hesabını görebilecekken
Yalın bir hançerle?
Kim bu yükleri taşırdı,
İnleyip terleyerek yorgun bir hayatın altında,
Eğer ölümden sonraki bir şeyin korkusu,
O keşfedilmemiş ülkenin, sınırlarından
Hiçbir gezginin dönmediği, iradeyi şaşırtıp,
Bizi bildiğimiz dertlere katlanmaya zorlamasaydı...
Gardını al!
Bir!
Hayır! Hayır!
Bir vuruş, bariz bir vuruş!
Oğlumuz kazanacak!
Pekala, tekrar!
Gertrude, içme.
Bir vuruş daha! Ne diyorsun?
Al bakalım!
Kraliçe nasıl?
Kan gördüğü için bayıldı.
Hayır, hayır, içki, içki!
Ah, sevgili Hamlet'im.
Zehirlendim.
Ah, hainlik!
Hey, kapılar kilitlensin!
İhanet! Bulun onu!
İşte burada, Hamlet.
Hamlet, sen öldün.
Dünyadaki hiçbir ilaç sana iyi gelmez.
İçinde yarım saatlik hayat kalmadı.
Kral suçlu!
Ucu da mı zehirli?
Öyleyse, zehir, işini yap!
Al bakalım, seni ensest, katil, lanet olası Danimarkalı!
İç...
İç bitir bu zehri!
İncin burada mı?
Annemi takip et.
Ben öldüm.
Sen yaşıyorsun.
Beni ve davamı doğru anlat
Tatmin olmayanlara.
Eğer beni kalbinde tuttuysan hiç,
Mutluluktan uzak dur bir süreliğine,
Ve bu acımasız dünyada nefes al acı içinde
Hikayemi anlatmak için.
Ölüyorum!
Güçlü zehir ruhumu ele geçiriyor.
Gerisi sessizlik.
♪ Robin'im yeşil ormana gidecek ♪
♪ Meşenin ve dişbudağın ♪
♪ Ve dikenlerin büyüdüğü yere ♪
♪ Aşkım ne alemde ♪
♪ Karanlık çökerken ♪
♪ Orada içeride ♪
♪ O karışık duvarların arasında? ♪
♪ Aşkım ne alemde ♪
♪ Karanlık çökerken ♪
♪ Orada içeride ♪
♪ O karışık duvarların arasında? ♪
♪ Yeşil orman yakındır ♪
♪ Ve yeşil orman uzaktır ♪
♪ Ve nice tehlike ♪
♪ Gelir insanın başına orada ♪
♪ Dua ediyorum o ağaçlar ♪
♪ Oğlumu geri getirsin ♪
♪ Çünkü tatlı güzel Robin ♪
♪ Tüm neşemdir benim ♪
♪ Dua ediyorum o ağaçlar ♪
♪ Oğlumu geri getirsin ♪
♪ Çünkü tatlı güzel Robin ♪
♪ Tüm neşemdir benim. ♪
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.