Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Bunu birçok kez hayal ettim.
Aklınıza gelen diğer soruların arasında
"Köpeğe ne olacak?" sorusunun da olduğunu.
Orada,
tepenin başında, iki köprünün arasında saydam gökyüzüne karşı siluet hâlinde.
-Uyduruyorsun. -Kesinlikle hayır.
"Saydam" senin kelimelerinden biri.
"Saydam" uydurma tabii.
Ama ben uydurmadım, başka biri uydurmuş.
Bu gerçekten olduysa. Dur bakalım.
Voilà!
Andersen'ın dev köpeklerinden biri gibi belirdi. Sanki sihirle yapılmıştı.
-Tasması yok muydu? -Yoktu.
-Künye de mi? -Hiçbir şey.
-Dur, Hans Christian mı? -Masalı biliyorsun.
Bir asker bir çakmak kutusu çalar, kutuyu açar ve üç dev köpek
istediği her dileği yerine getirmek için ortaya çıkar.
Walter, o masal bir tecavüz fantezisi.
Hayır, yapma.
Sapık asker kralın kızına kafayı takmıştır,
bu yüzden onu köpeklere kaçırtır.
İntikam olarak.
-Bu Danimarka'nın sosyal yorumu. -Onunla seks yapabilmek için.
Kız uyurken!
Tam Danimarka işte.
Tamam, pekâlâ. Haklı olabilirsin.
Ama…
-Sağ ol. -…köpek sihirli gibi belirdi.
Peki Barbara birdenbire ortaya çıkan bu sihirli köpek için ne hissediyor?
Barbara yetişkin kızımın birdenbire sihirli bir şekilde
ortaya çıkması konusunda çok daha iyiydi.
-Kızın nasıl? -Muhteşem.
Şimdi Iris'le çalışıyor,
-The Letters'da. -Nasıl gidiyor?
Bir partnerin olması güzel, evet.
Ailede başka bir yazar mı?
DOST
Bu sesi tanıyor musun?
Ben tanımıyorum.
Ben Walter.
Neredesin?
O eski bilgisayarı buldum ama açamıyorum.
Ya da tekmeleyemiyorum, ya da sen ne yapıyorsan.
Ve bilgi işlemdeki o küçük hıyar tamamen işe yaramaz.
Lütfen beni ara.
Bu sesi tanıdın mı?
Ben tanımıyorum.
Ben Walter.
Neredesin?
O eski bilgisayarı…
Öğrencilerine "Kaçınılmaz detaylara dikkat edin.
Beklentiye karşı korunun.
Düzensizliği kucaklayın" demeye bayılırdın.
Yine de yazarlık atölyelerinde okuduğum pek çok öykü
kaçınılmaz olarak birinin sabah kalkmasıyla başlıyor.
Bir öykü çok daha az sıklıkla birinin yatağa girmesiyle başlar.
Tabii gerçek insanlar öykü karakterleri kadar öngörülebilir değildir.
Bir yazar olarak bana öğrettiğin ilk şeylerden biri buydu.
Ve gariptir ki
sen hayattayken konuştuğumuz son şeylerden biri de buydu.
"…ve orağın üzerinde eğildi. Dinledim, hareketsiz ve durgun…
Tepeye tırmanırken.
Kalbimdeki müziği taşıdım.
Artık duyulmamasından uzun süre sonra."
Berbat durumdayım. Özür dilerim.
Walter'ın sözlerinden birkaçını okuyayım dedim.
Bunu 2010 yılında yazmış.
Aynı zamanda birlikte geçirdiğimiz zamanı anlatan kitabıma
başlamak için seçtiğim pasaj.
Alo, alo.
Tünaydın.
Eşimin öğrencileri ve meslektaşları onun için en az yazıları kadar önemliydi.
Neredeyse o kadar.
Sizler onu dürten
ve zorlayan bir arkadaş, yazar ve okur,
hatta bazen eleştirmen topluluğuydunuz
ve onu pek çok farklı şekilde sevdiniz.
Affedersiniz.
Geleceğin bilmiyordum.
Gelmeyecektim.
Ama sonra düşündüm ki, bilirsin, çözülme duygusu.
Tanrım, Iris, neredeyse 20 yıl.
Nasıl oldu bu?
Hep geri dönmeyi hayal etmiştim.
Seni görmek gerçekten çok güzel.
İki numaralı eş tam bir baş belası.
Hiçbir şey görmedin.
Yaslı dul olayını çok iyi kullanıyor.
Yani, iki numara için.
Google'a göre boşanmış eşler olduğumuzdan dul değilmişiz.
Sadece bir dul olabilirmiş.
Aldatılmış mı hissediyorsun?
Rahatlamış.
İzninle.
-Teşekkür ederim. -Teşekkür ederim.
Onun…
…anısına.
Onun anısına.
Tanrım, ne pislik ama.
Senden ne haber? Yazıların nasıl gidiyor?
-Ah… -The Counting'i okudum.
-Harika. -Sahi mi?
Sahi.
-Şu an ne üzerinde çalışıyorsun? -Çalışmıyorum.
Şey, çalışıyordum.
Birkaç yıl önce bir romana başlamıştım ama… Evet.
Hayatımın en kötü yazar tıkanması.
Belki de adını Doğu Bloku koyduğum içindir.
Of.
Hey, hey.
-Girdiğimde seni arıyordum. -Tanrım.
Evet, geç kaldım.
Davetsiz misafir gibi hissediyorum.
Ya da kötü bir şey olacakmış gibi.
Zaten kötü bir şey olmadı mı?
Üzgünüm, ben Elaine.
-Bir numaralı eş. -Elaine. Doğru, evet.
Iris bana senin hakkında çok şey anlattı. Merhaba.
-Merhaba. -Evet.
Val. Val, Elaine.
-Walter'ın kızı. -Merhaba.
Walter'ın…
…kızı mı? Vay canına.
Öz kızı mı?
Üvey kızı mı? Dulun kızı mı?
-Ne? -Merhaba Val.
-Barbara. -Sen Elaine olmalısın.
Anma töreni çok güzeldi.
-Teşekkür ederim. -Beni de dâhil ettiğin için minnettarım.
Iris, seninle bir şey konuşmam lazım.
Eve geleceğini umuyordum.
-Belki hafta başında? -Tamam.
Affedersiniz hanımlar.
Merhaba Iris. Şiirimin yarısını kaçırdın.
-Ah. -Evet, "Ah." Sorun değil.
-Sanderson seninle konuşmak istiyor. -Teşekkürler Jerry.
Çarşamba günü işe dönüyorum…
-Tamam, ararım. -Teşekkürler.
-Evet. -Ara.
Kendimi daha önce tanıtmalıydım.
Hayır. Bunun bir faydası olmazdı, inan.
Sence Barbara seninle ne konuşmak istiyor?
Hiçbir fikrim yok.
Güzel bir bahar sabahı Samuel Beckett'le birlikte yürürken
arkadaşı "Böyle bir günde hayatta olmaktan memnun değil misin?" diye sordu.
Beckett şöyle dermiş:
"O kadar ileri gitmezdim."
Ve bir başkası, kahramanınız Beckett'ten.
"Öleceğim gün diğer günler gibi olacak…
…sadece daha kısa."
Bizi şununla gülmekten kırıp geçirdin:
"İntihara meyilli ne kadar çok insan varsa
intihara meyilli o kadar az insan vardır."
Merhaba Bayan Iris.
Vakit geldi, değil mi?
Evet. Noel Baba şehre geliyor.
Ho, ho, ho.
İntihara teşebbüs edip hayatta kalanların neredeyse tamamının
pişman olduklarını okumuştum.
Boşluğa düştükleri anda aslında ölmek istemediklerini
anladıklarını söyleyen atlayıcılar gibi.
Seni merak ediyorum.
Ne hissetmiş olabileceğini.
Bu düşünce beni geceleri uyutmuyor.
DOĞU BLOKU (araştırma)
WALTER MEREDITH HAGERSTOWN ROMANINDAN OKUYOR
"Mancini birdenbire ortaya çıkan bir Buick kullanıyordu.
Kimse soru sormadı.
Hepsi benzin parasına katkı yaptı ve üç saat sonra
Philly Shell'in ustası George Benton'ın
gardını konuşturmasını
ve yumruklardan kaçmasını izlemek için Blue Horizon'daydılar.
Muhteşem bir gösteriyle.
'Onlara ıskalat ve bedelini ödet.'
Belki Sid sapıktı
ama ıskalatmayı ödetmekten daha çok seviyordu.
Bu onun idealiydi. Ringin içinde ve dışında.
Ringde daha kolaydı.
Dışarıda, dokunulmaz olan adamlar bile
altıncı his ya da esrarengiz bir dehayla kutsanmış olanlar
mahvoluyordu.
Dışarıda hayat kaotik ve sanatsızdı.
Ve bir yumruk atmak için üç yumruk yemeniz gerekiyordu."
"İhanetin keskinliği bıçak gibiydi.
Artık hiç şüphe yoktu.
Eski sevgilisiydi."
Güzel.
Eskisinden daha iyi.
Sonunu beğendim.
Ama Jane hâlâ hikâyedeki bir karakter gibi değil.
Daha çok gerçek bir insan gibi.
Senin yazdığın adamlar gibi değil mi?
-O tür hikâyeler gibi mi? -Hayır, sadece söylüyorum.
Kanatlı hayaletler ya da ritüel kafa kesmeler gibi mi?
Sıradan biri hakkında yazmanın bir anlamı olduğunu düşünmüyorum.
-Dünyada bunlar olurken… -Dünya mı? Dalga mı geçiyorsun?
-Sadece dürüst bir eleştiri sunuyorum. -Sıradan derken neyi kastediyorsun?
Yani, görünüşü falan işte.
Bir sürü Jane tanıyorum.
Tek duyduğum kızıl saçlı, yeşil gözlü olduğuydu.
Ehliyetimde daha fazla detay var.
Belki de
sıradan bir kadın demek istedin.
Diğer kız uzun boylu mu?
Birbirlerinin işlerini eleştirmelerine niye izin veriyoruz, bilmiyorum.
Körlerle sağırlar birbirini ağırlar.
Bir çıkmaz sokakta.
Walter için çok üzgünüm.
Vay canına, saf sempati.
Geçerken başsağlığı dilemek.
Selam!
Selam!
-Nasıl gidiyor? -İyi. Sende?
Tamam.
Hazırlan.
-Tanrım, bir dinozor. -Evet.
2007'ye kadar olan tüm e-postaları orada olmalı
-ve senin adamın… -Rico.
…şifreyi kırabilecek mi?
Evet. Bu gece yapacağını söyledi.
Tamam. O zaman yarın?
-Evet, geleceğim. -Harika. Dikkatli ol.
-Yedeği yok. -Tamamdır.
Çok değerli.
Biz yedeğini alırız. Yani…
Tamam. Sen nasılsın?
Bilmiyorum. Sen nasılsın?
Bilirsin işte.
Hâlâ ağlamadım.
İnsanlar nasıl hissediyorlarsa öyle hisseder.
Ama bu yanlış geliyor. Sanki bir şeyleri atlıyormuşum gibi.
Telefonumun ekranı kırıldığında ağlamıştım.
Barbara ne istiyormuş?
Bilmiyorum. Şimdi oraya gidiyorum.
Sence benimle mi ilgili?
Neden seninle ilgili olsun ki?
Bu retorik bir soru mu?
Görüşürüz.
Ne kadar uyursam uyuyayım çok yorgun olduğumu söylemek istiyorum.
Sanki kontrolü kaybediyormuşum gibi hissediyorum.
Sanki hayat hikâyem başkası tarafından yazılıyormuş gibi.
Geldiğin için çok sağ ol.
Earl Grey.
-Umarım sorun olmaz. -Olmaz.
Söyle bakalım, nasılsın? Kitap nasıl gidiyor?
Val'le hâlâ iyi anlaşıyor musunuz?
Evet, o harika. O…
Biraz yavaş ilerliyoruz ama bilirsin, hallediyoruz
ve bin yıllık bilgisayarından
e-postaları çıkarmasına yardımcı olacak birini buldu.
Tanrım, doğru. Şu eski dizüstü bilgisayar.
Jerry'yle başka bir editör bulma konusunu konuştunuz mu?
Neden sordun? Bir şey mi söyledi?
Hayır. Şey, evet.
Sadece dediğin gibi işlerin yavaş ilerlediğini.
Yani benimle konuşmak istediğin konu bu muydu?
Hayır. Tabii ki hayır. Yayıncılıktan anlamam.
Kitabı en iyi nasıl bitireceğiniz Jerry'yle senin aranda.
Walter'ın onun yazışmalarını düzenlemek için kendi yazılarına
ara vermeni ne kadar takdir ettiğini bildiğini düşünüyorum.
Bence Walter'ın
öğretmenliği bırakması hataydı.
Öğretmenliği seviyordu.
Ama tüm bu "görevi kötüye kullanma" saçmalığı. Moral bozucuydu.
Tabii ki bıraktıktan sonra özledi.
Müsaadenle…
İşlerin şu anki hâlinde
sanırım dünyadaki çoğu yazar durumlarının ne olduğunu merak ediyor.
Muhtemelen seni neden çağırdığımı merak ediyorsundur.
Köpekle ilgili.
Onu alabilir misin diye soracaktım.
Apollo'yu mu? O köpeği mi?
Evet.
Hayır, alamam.
Binamda köpeklere izin vermiyorlar.
-Emin misin? -Evet, eminim.
Evet.
-Burada kalamaz mı? -Hayır.
Ben de bunu söylemeye çalışıyorum. Yeniden sahiplendirilmesi gerekiyor.
-Yeniden sahiplendirilmesi mi? -Burada perişan haldeydi.
Zavallı şey yemek yemiyordu
ve gece gündüz kapının önünde bekliyordu.
Ne zaman kendimi toparlamayı başarsam
ona bakıp…
…darmadağın oluyorum.
Peki ya Val?
Iris.
Başka bir aile üyesi?
Aklımı kaçırmak üzereyim.
Barınakların bekleme listeleri çok uzun.
Hayatının geri kalanını kafeste geçiremez.
-Onu kafese mi koydun? -Başka ne yapabilirdim ki?
Babasının bir daha eve gelmeyeceğini anlamadı.
Bir köpeğe ölümü nasıl açıklayabilirsin?
Onu kısa bir süreliğine alsan?
O bile çok yardımcı olurdu.
Göreceksin, o çok itaatkâr. Tüm komutları biliyor.
Havlamaz. Eşyalara zarar vermez.
Kaza yapmaz ve yataktan uzak durması gerektiğini bilir.
-Eminim bunların hepsi doğrudur. -Çok şey istediğimi biliyorum.
Ama sana söylemek zorundayım,
Walter'ın istediği buydu.
Sen onun acil durum planıydın.
Neyi?
Köpekleri sevmiyorum ve o da bunu biliyordu.
Onu almaması için yalvardım ama kararlıydı
ve şimdiye kadar yaşadığımız en kötü kavganın ortasında
işler ters giderse bana köpeğin seninle yaşayacağına dair
güvence verdi.
-Bunu neden söyledi? -Tek başına yaşıyorsun.
Çocuğun ya da eşin yok ve hayvanları seviyorsun.
Hayvanları severim Barbara. Hayvanları severim, evet.
Kedileri severim. Ama şey sevmiyorum…
Apollo, o…
Acil durum planı mı?
Neden bana bahsetmeden böyle bir şey söyledi ki?
Bunu uyduracak değilim.
Onun en iyi arkadaşıydın.
Tanrım!
Hey!
Hadi.
Apollo, hemen gel!
Özür dilerim.
Bu taraftan. Gel hadi. Buraya.
Gel hadi.
Tanrım.
Tamam, tekrar deneyelim. Önce ben gideceğim, sen beni takip et.
Hey.
Hadi, gidelim.
İçeri girelim.
Hadi, gidelim.
Apollo.
Tamam. Kahretsin.
Affedersiniz. Acaba…
Yukarı mı çıkıyorsunuz?
Önden buyurun.
Tamam. Teşekkür ederim.
Bu kadar. İyi iş çıkardın.
Bir tane daha.
Tamam. Bekle dostum.
Evet burası.
Yaşadığım yer burası.
Apollo!
Hayır yataktan çık! İn!
İn!
-Ne yalancı ama. -Evde misin?
Yuh!
Yatağında bir midilli var.
Çok üzgün bir midilli.
Walter'ındı.
Evet, hatırlıyorum.
Kedi sevdiğini sanıyordum.
Sadece geçici bir şey.
Apollo. Marjorie.
Apollo.
Biraz alerjim var.
İyi şanslar tatlım.
Bir şeye ihtiyacın olursa evdeyim.
Evet, teşekkürler. Ararsın.
Gel köpekçik.
Gel hadi. Acıkmış olmalısın, değil mi?
Al bakalım.
Tamam. İşte burada.
SAHİPLENME SÜRECİ DANUA SAHİBİ OLMAK
DANUA'NIZI TESLİM ETMEK
Tri-State Danua Barınağı Yardım Hattı'na ulaştınız…
Ne istiyorsun?
Biraz müzik?
Tamam, bakalım.
Babamın en sevdiği.
Bunu seveceksin.
Belki?
Belki de sevmezsin.
Hadi ama.
Bu benim yatağım.
Ciddi misin?
Peki.
Tamam, sen orada kal.
Evet, biliyorum.
Hayır, yüzde yüz, geceleri Uber'e binmelisin.
Hayır. New York artık çok tehlikeli.
-Hey! Sen… -Evet, üzgünüm! Özür dilerim!
Hadi Rocco.
Evet.
Hadi, parka gidelim.
Merhaba Bayan Iris. Merhaba.
-Selam Hektor. Nasıl gidiyor? -İyi. İyi.
Bir köpek olduğunu duydum.
Evet, bu köpek.
Sahibi aniden öldü.
-Bu üzücü ama… -Evet.
…köpeklere izin yok.
Sadece ona bir yer…
Hayır, hayır, geçici bile olmaz.
Ama başka kimse yok.
Üzgünüm Bayan Iris.
Köpekler giremez.
Tamam, al bakalım. Bu nasıl?
Hoşça kal.
Herkesin eleştiriyi ele alma şekli farklıdır Carter.
Evet, onunki "Geri çekil, pislik" olmalı.
Jenna'nın söylediklerinde işe yarar bir şey buldun mu?
-Kadın karakterler hakkında mı? -Spekülatif kurgu yazmanı seviyorum.
Tonla kadın karakter yazıyorum.
Her zaman.
Sınıfta okumadan önce hepsini silmem gerekiyor.
Fark etmediysen söyleyeyim, atölyen çoğunlukla kızlardan oluşuyor
ve bilirsin işte,
seks falan var.
Beni çarmıha gererler.
Ama okumana izin vereceğim.
Evet, dönem sonuna yaklaşıyoruz.
-En iyi işim olabilir. -Yani…
Oldukça yoğun ama süper romantik.
Game of Thrones'dan falan daha az pornografik.
-Girsene. -Pardon. Şey sandım…
Hayır, biz de tam bitiriyorduk.
Filmden önce bir şey yiyelim mi?
Danua mı o?
-Ne? Carter, hiç… -Danua mı sahipleniyorsunuz?
Hayır.
Onlar köpeklerin kralı gibidir.
Her pazar Central Park'ta çılgın bir Danua buluşması oluyor.
-Bazen izlemeye gidiyorum. -Köpek mi alacaksın?
Hayır, almayacağım.
Bir Danua'ya bayılırsın.
Tavsiye için sağ ol.
-Bu da neydi şimdi? -Lütfen, unutalım gitsin.
Yemek?
Blossom, üzgünüm, eve gitmem gerek.
Sanırım seni özledi.
Ne?
Kötü köpek!
Kötü, kötü köpek!
Seni kötü köpek!
Lanet olsun.
Çok sağ ol.
Walter da Doğu Bloku için aynen böyle düşünmüştü.
Bu harika.
Hadi ama bir ara yemek yemelisin.
Belki yastıklarım ve yazar tıkanıklığımla iştahını doyurmuşsundur.
-Alo? -Selam, benim.
Kahretsin.
Yukarı gel.
Hepsi senin suçun.
-Merhaba. -Selam.
-Unuttun. -Hayır.
Tanrım! Bu adam?
Evet.
Selam abi.
Barbara'nın seninle konuşmak istediği şey bu muymuş?
Evet.
Burada olmana izin var mı?
Sadece başka birini bulana kadar.
Sonra? Onu başkasına mı vereceksin?
Daha yeni geldi.
Zavallıcık.
Yatağımı ele geçirdi
ve bana bakmıyor bile. Gördün mü?
Müziğin vahşi canavarı yatıştırdığını kim söylediyse artık.
Vahşi "göğüs" o.
Ne?
"Müzik vahşi göğsü yatıştırır."
Tabii ya. Hiç şaşırmadım.
Göğsünün yatıştırılmaya ihtiyacı var mı?
Eminim vardır.
Şu an kötü bir zaman mı?
-Cidden unuttun mu? -Hayır.
Tamam, evet. Tekne olayından sonra yapacağımızı sanıyordum.
Hayır, Rico'nun hemen yapacağını söyledim ama sen bu gece dedin.
Tekneye de gelmeyeceğim.
Sanırım sana inanmadım.
İnanmalıydın.
Yardımı dokunabilir.
Neye? Duygularıma mı?
Bazen bu tür ritüellerin…
Hayır, duygularımla ilgili değil. Hiç tarzım değil.
Onların tarzı. Walter'ın insanlarının.
Hem beni orada istemiyorlar.
Hayır, bence herkes seni görmeyi umuyor.
İnan bana, istemiyorlar.
Onlara unutmak istedikleri şeyleri hatırlatıyorum.
Hayır. Sen unutulacak bir şey değilsin.
Diske bakmak ister misin? Bakmak zorunda değiliz.
Olur. Bakalım. Hadi bakalım. Neden olmasın?
Burada ne oldu?
Yalnız kalmaktan hoşlanmıyor.
Rico her şeyi kurtardı. Otuz bin e-posta sanırım.
Otuz bin mi?
Üçü annemeydi.
Bu da o ilişki hakkında bilmen gereken her şeyi anlatıyor.
Çok üzgünüm.
Hayır, üzülme.
Aralarında öyle bir şey yoktu. Daha fazlasıını beklemiyordum.
Ama her neyse, 300 kadar mektup var.
Ve bunu buldum.
"İkimizin aynı anda
Berlin'de olması ne büyük şans.
Spree nehri boyunca sürüklenen
yeşil mavi kütleleri düşünmeden edemiyorum."
Tanrım.
Pardon…
İstemiyor musun…
-Okumayayım mı… -Hayır, devam et. Sorun yok.
"Sivri uçlu tehditkâr bir şekilde daha şeffaf, çelik gökyüzü için.
Nefes kesici. Birlikte…"
O ne yapıyor?
Bilmiyorum.
Tamam.
"Birlikte ne mutlu gün.
Son aylarda seni çok özlüyordum Iris,
ve şimdi kendimi bir kez daha üzücü bir şekilde mahrum buluyorum.
Ama yeni yazdıkların. Büyülendim.
Muhteşem bir çalışma,
sürükleyici ve harikulade."
Sence Walter ona kitap mı okuyordu?
Evet, eminim. Dinleyen herkese okurdu.
Ne?
Bunun nasıl bir şey olabileceğini hayal ediyorum.
Walter'ın okumasını dinlemek.
Uyuşturucu. Öyle bir şey işte.
Sana ve ona okumama izin ver.
NEW YORK KİTAP ELEŞTİRİLERİ
"Keşif gezisinin amacı Amazon'un bir kolunun
kolunun haritasını çıkarmaktı.
Şairane bir şekilde Şüphe Nehri olarak adlandırılmıştı.
Ve…"
İnanılmaz. Sevdiğin şey bu mu?
Yazılı kelimeler mi?
Bu senin vahşi göğsünü mü yatıştırıyor?
Tamam, aşırıya kaçmak istemem.
KLASİK LİMAN HATTI
Thomas Hardy'den
"Ruhum Mezarıma Uğramayacak" adlı şiiri okumak istiyorum.
"Ruhum mezarıma uğramayacak.
Göğsümün üstünde ama seyahat edecek, anılarla yönetilen,
titrek varlığımın olduğu yere…"
O çok büyük ve senin dairen ayakkabı kutusu gibi.
Daireme hiç gelmedin ki.
Walter'dan duymuştum.
İkiniz dairemin boyutunu mu konuşuyordunuz?
Pek çok şey konuştuk.
Bu çok acımasızca Iris.
Barbara, haklıydın.
Yerel barınakların hiçbirinde yer yok.
Walter'ın köpeğini yeniden sahiplendiremezsin.
Tekrar düşünmeni isterdim. Walter'ın bunu istediğini biliyorum.
Hadi ama bunu gerçekten söyledi mi? İstediği bu muydu?
Iris.
Teşekkür ederim.
Trenime yürüyelim mi?
Evet. Yürü kocaoğlan.
Şu köpek…
O çok Walter.
Sallanan taşakları mı diyorsun?
Walter bugünden nefret ederdi.
Küller. Çiçekler. Kederli şiir.
Üç karısını küçük bir teknede bir arada görmek hoşuna giderdi.
Kız arkadaşlarını da davet etmeliydik.
"Daha büyük bir tekne gerekecek."
Tanrım.
Sana hiç söylemedim…
İkinizi biliyordum. Birlikte olduğunuzu.
Walter mı söyledi?
Tahmin ettim.
Sonra ona sordum ve o da kabul etti.
Arkadaş kaldığınız için kendisiyle gurur duyuyordu
ama detayları hiç paylaşmadı.
O yaz…
Ondan aldığımız son dersti.
Takılmaya devam ettik. Yürüyüşlere çıktık. Kahveler içtik.
Bir gece içerken ansızın
bir anda bana şöyle dedi…
"Sevişmeliyiz."
Bunu hiç beklemiyordum. Birlikte geçirdiğimiz onca zamandan sonra.
Başka öğrencilerde görmüştüm ama…
-Evet. -Ona baktım ve şöyle dedim:
"Neden?"
-"Neden?" mi? -Evet. O da güldü.
Ve sonra dedi ki,
"Birbirimizi bu şekilde tanımalıyız."
-Dememiştir. -Dedi. Sonra birlikte dedik.
Walter gibi adamlar ve onların "sevgili dili."
Baştan çıkarma zamanı geldiğinde hepsinin aynı konuşması
hayal kırıklığı değil mi?
Hayatımın o noktasında her şeye karşı çok yoğundum.
Her deneyimi yaşamak istiyordum ve o
çok sofistike biriydi.
Ve?
Ve hepsi o kadar.
Ertesi gün arkadaştan fazlası olmaya çalışmamızın
bir hata olduğunu söyledi.
Tam bir züppe.
Evet, utanmış ve kızmıştım.
Bir saniye bile tekrar arkadaş olabileceğimizi düşünmedim.
-Sonra babam hastalandı. -Hatırlıyorum.
Evet ve cenazeye geldi.
Gerçekten güzeldi ve garip bir şekilde iyiydi.
Sonra ikiniz başladınız ve her şey normale döndü.
Neden bir şey söylemedin?
Bilmiyorum. Önemli gibi görünmüyordu.
Hepimiz arkadaştık.
Evet. Sanırım önemsizdi.
Ama sonra Walter'la ayrıldık
ve ben kıskandım.
Beni mi?
Onunla olan ilişkini.
Evet, sizin…
Sizin
arkadaşlığınızı. Çok iyi arkadaşlığınızı.
Seninle bunu yapmanın bir yolunu bulmasını.
Seks olmadan bunu istemesini.
Tanrı aşkına, köpeğini sana bıraktı.
Tanrım.
Bak…
Söyle bana… Walter'la aldığımız şu ders.
Shauna'ydı, değil mi?
Val'in annesi Shauna?
Tanrım, bu işte iyisin.
Resepsiyondan ayrılır ayrılmaz aklıma geldi.
O ve Val, ikiz olabilirler.
-Hayır ama siz ayrıldıktan hemen sonraydı. -Biliyorum.
Biliyorum, hesapladım.
Biliyor musun? Bu…
Sorun değil.
Hayır, sorun.
Kahretsin.
Bu kez irtibatta kalabilir miyiz?
Bayan Iris, size söylediğimi sanıyordum. Köpek…
-Onu ne zaman vereceksiniz? -Evet.
-Henüz değil. Uğraşıyorum. -Hayır.
Sadece uğraşamazsınız. Onu göndermelisiniz.
Hektor, onun bir adı var,
-Apollo. -Evet, biliyorum. Apollo, doğru.
Apollo. Hektor, tamam mı?
Apollo, Hek… Tamam, peki.
Bakın, o kalamaz Bayan Iris.
-Yönetim şirketi çok katıdır. -Sorun değil.
Uğraşıyorum. Sadece birkaç gün.
-Uğraşıyorum. Yemin ederim. -Tamam ama bunu söylediniz.
Ama bu… O… Peki.
İyi misin?
Dostum.
Her şey yolunda. Biliyorum.
Biliyorum.
Altmış sekiz… Olması gereken kadar.
Kalçalarında biraz kireçlenme var ama…
…onun dışında iyi durumda. Yaşına göre.
Sence kaç yaşındadır?
Beş. Belki de altı.
Bir Danua'ya göre yaşlanıyor.
Altı yaşlı mı?
Büyük köpekler kelebekler gibidir. Ama o iyi.
Peki ya dün gece geçirdiği kriz?
Sahibini kaybetti. Yas tutuyor.
Ondan önce de terk edilmişti. Sen ne hissederdin?
Otur.
İyi köpek.
Vay canına! Bunu daha önce yaptığını görmemiştim.
Çok akıllı.
Sana bir tavsiye vereyim.
Bunun gibi büyük ırklarda işin püf noktası gerçeği öğrenmelerine izin vermemektir.
Ve gerçek şu ki
onlara istemedikleri hiçbir şeyi yaptıramazsın.
Yerinde kal.
Ve Tanrı aşkına, kendini tekrar yatağa geç
ve onu da yere indir.
O son kriz sırasında, ben yatağa çıkarken
-yanına oturmama izin verdi… -İzin mi? Hayır.
Onu yataktan indir.
Eklemler için bunu vereyim.
O iyi bir köpek.
Onu kötü bir köpeğe dönüştürme.
Hey. Hey, Apollo.
Hey. Otur.
HAYVAN HASTANESİ
NOEL BABA'NIN KÜÇÜK YARDIMCISI
HAVKÖY
Büyük seviyorsun, ha?
Tamam.
Al bakalım dostum. Senin için güzel bir yatak.
Cidden mi?
Tamam.
Peki.
Keyfine bak.
GREATER MICHIGAN DANUA BARINAĞI
DANUA'YI TESLİM ETMEK
Dostum, hadi ama.
Selam tatlım. Beyin fırtınası. Apollo'yu sahipleneceğim.
Kurulla ve Barbara'yla anlaştık.
Yani yüzde yüz hazırız.
Beni ara. Öptüm.
Teklif etmesi bile şüpheli görünüyor, değil mi?
Belki Tuesday cidden yardıma çalışıyordur.
Yardım mı? Benden nefret ediyor.
Paranoyakça konuşuyorsun.
İnsanların birinin çocuğundan ya da evcil hayvanından intikam aldığını duymadım de.
Tamam, öncelikle, o senin değil Walter'ın çocuğu ya da hayvanı.
Demek istediğim, başka seçeneğin yok
ve kira kontrollü daireni kaybetmek istemezsin.
O yüzden belki de Tuesday'i dinlemelisin.
Kitap nasıl gidiyor bu arada?
Onun e-postasıyla başladık ama…
O burada olmadan biraz zor oluyor, anlarsın ya.
Bunun işleri nasıl değiştireceğini düşünebiliyorum.
Ama…
Daha önce seninle ne kadar çalışıyordu?
Bir saniye bekle.
Tamam.
Evet, tamam. Geliyorum.
Evet.
-Selam. -Selam.
-Üzgünüm, ben sadece… -İyi misin?
Evet, şu insanlara, komşularına söyler misin, kapıyı açsınlar.
Çünkü sanki ezelden beridir
orada dikiliyorum.
Merhaba.
Çok tatlı.
Babasına bak kızını al.
Selam Val.
Selam.
-Hoşça kal Val. -Evet.
Görüşürüz.
-Merhaba. -Özür dilerim, bölüyorum.
Hayır, sorun değil.
Sadece, L treni 20 dakika süreceğini söyledi,
bu da bana o pislikten ayrılmak için yeterli zamanı verdi.
-Hani şu görüştüğüm adam. -Hay aksi.
Tren gelmedi.
Burada mı kalmak istiyorsun?
Tamam, gel hadi.
Sen tam bir dostsun.
Yani…
…fazla mı kaçırdın?
Evet, belki sadece bir tane fazla kaçtı.
Çok yanılıyorsun. Tuesday benden daha çok nefret ediyor.
Dikkatli ol. Bu bir yarışma değil.
Onda herkese yetecek kadar nefret var.
Ben sadece o kadının deli olduğunu söylüyorum.
Yani, evet, onun saçmalıklarını sorgulamalısın.
Neden Apollo'yu almasına izin vermeyi düşündün ki?
-O kadar basit değil. -O kadar basit.
Onu burada tutamam
ve işime engel oluyor. İşimize.
O kadar da fark edeceğini düşünmüyorum.
Tanrım. Bu da ne böyle?
O, dünden kalma kombucha dostum.
Onu kaldırmalısın.
O kadar da fark edeceğini düşünmüyorum.
Bir yılı aşkın süredir kitap üzerinde çalışıyoruz.
Bu ne anlama geliyor?
Babam kendini öldürmeden ya da Apollo ortaya çıkmadan çok önce demek.
Köpekle ilgili olduğunu sanmam.
Hey, kitaba ben de çok zaman ayırdım ve…
Şikâyet etmiyorum.
Walter beni uyardı.
Uyardı mı?
Hızın konusunda.
Hızım mı… Ne?
İkiniz hızım hakkında mı konuştunuz?
-Şaka mı bu? -Belki de hızın değildi.
Neydi peki?
Ne hakkında konuştunuz?
Evet…
Hızındı.
Çok yavaş gitmen konusunda beni uyardı, bitirmen için seni zorlamamı söyledi.
Kitabı önemsiyorum, tamam mı? Ben de bitirmek istiyorum.
Sence ben istemiyor muyum?
Özür dilerim, bir şey söylememeliydim. Benim…
Başım ağrıyor.
Bu köpek konusunda bir şeyler yapmalısın.
Sen her dışarı çıktığında ona bakmaya devam edemem.
Değil mi, köpekçik?
Selam abi.
Ne yapmak istiyorsun?
Babamız burada olsaydı ne isterdi?
Deli kadınla mı yaşamak istiyorsun?
Neye bakıyorsun?
Onu sevmediğimden değil.
-Çok tatlı, çok zeki. -Peki, ne o zaman?
-Tek başıma çalışmayı severim. -O çok zeki.
-Az önce söyledim, değil mi? -Başka bakış açısını takdir edebilirsin.
Fikrini sorabileceğin birini.
-Hayır, mesele bu değil. -O genç, enerjik
ve benim kızım.
Doğru ama seni pek tanımıyor. İşini, ilişkilerini
-bilmiyor. -Düzeltmeye çalıştığım da bu.
Yani ben tamirci miyim?
Herkes senin bir şeyleri düzelttiğini bilir.
-Gelmiş bile. -Ne zamandan beri ben…
Ne?
Neden bana geleceğini söylemedin?
Ne oluyor ya?
Selam.
Selam.
Sence bu kötü bir fikir, değil mi?
Hayır. Harika.
Kötü bir fikir çünkü henüz kahve içmedik.
Yakında her şey mükemmel olacak.
Bu sadece bir deneme, tamam mı? Sadece bir gün. Hepsi bu kadar.
Sadece iyi bir eşleşme olup olmadığını görelim.
Kim bilir, belki bir köpeğe karşı o kadar rahatsız edici değildir.
Geç bakalım.
Merhaba. Tuesday Chang lütfen.
Aferin. Aferin oğlum. Evet, işte böyle.
Gördün mü, o kadar da kötü değilmiş.
Neden bizim asansörde de böyle olamıyorsun?
Benim asansörümde.
Belki bir gün senin asansörün olur.
Tamam.
Bir sorun mu oldu?
Nasıl yani?
Normalde insanların asansörle çıkması bu kadar uzun sürmez.
Hayır. Sorun yok.
Konuşma duydum.
Hayır.
Tamam.
İçeri gelin.
-Tanrım! Dev gibi. -Evet. Biliyorum.
Belki de sadece içeride ya da bu koridorda olduğu içindir.
Hayır.
Bak, yiyecek getirdim.
-Ödüller, oyuncaklar ve diğer şeyler. -Evet.
Ama onlarla oynamayı pek sevmiyor.
Bazen şu Kong şeyiyle.
Ama çoğunlukla üzgün.
Uyumayı ve kendisine kitap okunmasını seviyor.
Vaftiz oğlum onu gördüğünde çıldıracak.
Beş gibi dönerim.
Muhtemelen sadece bir kez çıkması gerekiyordur, iki gibi.
-İki mi? -Normalde günde üç kez
çıkmayı sever.
Vay canına! Fark etmemiştim.
Dışarı çıkması gerektiğini mi?
Günde üç kez yani.
-Evet. -Arkadaşım çiş pedi kullanıyor.
Güven bana. Onu denemek istemezsin.
Hayır. İn aşağı!
Apollo, in!
Sen yapabilir misin?
Bu klasik bir Tacchini.
Walter'ın onun istediği yere gitmesine izin verdiğini düşünemiyorum.
İzin verdiğinden eminim.
Hayır, bu çok saçma.
Barbara çok uslu olduğunu söylemişti.
Evet, bana da aynı şeyi söylemişti ama işte…
Senin eski kabakların üzerinde.
Benimle alay mı ediyorsun?
Ne? Hayır, tabii ki dalga geçmiyorum.
Özür dilerim.
Tamam.
Geç kalıyorum ama beş gibi dönerim.
Teşekkür ederim.
Walter neden köpeği sana bıraksın ki?
Ne?
Yani böyleyse. Yönetilemezse.
Yani dairen, Tanrı aşkına, bir kişi için bile…
Dairemin nesi var?
Barbara'nın yanlış anladığını düşünüyorum.
Walter bunu yazılı olarak vermedi.
Yani, kendini öldürmeden önce mi?
Eminim bu onun "yapılacaklar" listesindeydi.
Tamam, Tanrım. Biliyor musun, sadece…
Başka ne bilmem gerektiğini söyle.
Apollo hakkında mı yoksa genel olarak mı?
Tamam, yanılmışım. Köpeğe de gayet sinir bozucu davranıyor.
Bu taraftan gidelim.
Hayır, o taraftan değil. Hadi, geri girelim.
Pardon hanımefendi. Ben…
Hayır! İçeri köpek giremez hanımefendi.
-Ne? -İçeri köpek giremez.
Randevum var. Geç kalıyorum.
Bana yardım edebilir misin?
-Köpek giremez. -Randevum var. Beni içeri alabilir misin?
Alamam, üzgünüm.
-Patronunuzu arayabilir misiniz lütfen? -Köpeği çekebilir misiniz?
Hayır, çekmeyeceğim!
-Beni içeri alır mısın lütfen? -Alamam. İşim tehlikede.
Tamam, ben de burada otururum.
Evet, 53'ten merkeze. Burada kişisel yardıma ihtiyacım var.
Büyük boy bir de köpek var.
Tüm bunlar için gerçekten üzgünüm.
Resepsiyon çok adi olabiliyor.
Polisi dâhil etmek çok rastlantısal.
Bu taraftan.
Bu taraftan.
-Iris ve Apollo geldi. -Özür dilerim.
-İçeri gel. -Merhaba.
-Vay canına! -Evet.
Bence güvenlik ekibiniz aşırı tepki verdi.
Duydum. Endişelenme.
-Özür dilerim. Bunu planlamamıştım. -Lütfen, otur.
-Tamam, teşekkürler. -Evet.
Tamam dostum. Otur.
-Bravo. -Aferin.
Sen mi öğrettin yoksa Walter mı?
Sanırım geldiğinde biliyordu.
Etkileyici.
Bir şeye ihtiyacı var mı?
Sanırım Sophie ona biraz
-Fiji Suyu getiriyordu. -İşte.
-Vay, süslü. -Al bakalım.
-Çok susamış. -Evet.
-Masamda olacağım. -Tamam.
-Dağınıklık için özür dilerim. -Sağ ol.
Evet,
teknede olduğundan daha iyi görünüyor.
Kitap nasıl gidiyor?
Konuşmak istediğin şeyin bu olduğunu biliyorum.
Ben de çalışıyorum, Val de ama…
Başka bir editör mü arayayım?
Biliyorum, yas ve duygularla.
Hayır, kesinlikle olmaz. Hayır.
Tamam, o zaman açık konuşacağım.
Bu kitaba ihtiyacım var.
Ölü Walter canlı Walter'dan daha popüler oldu.
Yazışmalarına büyük ilgi var
ve bundan yararlanmalıyız. Hemen!
-Anladım. -Yardıma ihtiyacın varsa
ya da istemiyorsan.
Hayır. Anlıyorum…
…dedim.
Tamam.
Köpek konusunda ne yapacaksın?
Tamam, hadi dostum.
Okula geç kaldım.
Val de kayıp, o yüzden
yine tek başına kalacaksın. Tamam mı?
Orada kal
ve dairemi mahvetmeyeceğine söz vereceksin. Tamam mı?
Güzel. Uslu çocuk.
İyi bir çocuk olacaksın.
Biraz müziğe ne dersin?
Tamam, güzel.
Pekâlâ.
Tamam, iyi bir çocuk ol. Lütfen.
Lütfen, lütfen,
daireyi mahvetme.
Tamam,
görüşürüz.
"Güney ona. Seksi aksanı, yıpranmış ahşap merdivenlerden yukarı davet ediyordu.
Güney bozulmuş ve çekiciydi.
Tarihin bir kalıntısıydı. Tıpkı iki numaralı
kurşun kalemle Moleskin defterine notlar alan çocuk gibi.
En iyi arkadaşıyla birlikte son sınıfta
yapılacaklar listesini tuttukları Google belgesinde
14 numaraya 'The New Yorker'da yayınlanmak' yazmıştı."
Aferin oğluma.
Aferin Apollo.
Çok akıllısın.
Ona babamın plaklarından çalıyordum.
Sahi mi?
Evet, çoğunlukla bas aryaları.
Sanırım hoşuna gitti.
Yok canım.
Sesli kitapları pek sevmedi.
Radyo piyesleri, film müzikleri, hayır.
Doğrusu, kendisine kitap okunmasından çok hoşlandığı bir şey olduğunu sanmam.
Onu çok seviyor. Çok.
Onu tutmayı düşünmüyorsun ya?
Hayır. Tabii ki düşünmüyorum.
Tamam, hadi ama.
Bir tane daha.
Adımlarımızı atıyoruz.
-Berabere. -Berabere.
Ta-da! Neredeyse.
Tamam, bunun için teşekkürler.
Çay içmeye gelecek misin?
Hayır.
İçeride deli gibi hapşırmaya başlarım.
Keşke Noel'de Woodstock'a gelmeyi bir daha düşünsen.
-Kahretsin! -Ne?
"Bina yöneticisi Hektor Cepeda'nın
defalarca uyarmasına rağmen
dairenize bir köpeği alarak kural ihlali yapıyorsunuz.
Söz konusu köpeği dairede tutmaya
-devam ederseniz…" -"Söz konusu köpek" mi?
"Üzgün köpek" yazmalı.
Beni tahliye edecekler.
Hayır. Uzun zamandır buradasın,
ve ondan önce de baban vardı.
Burası senin evin.
-Iris, bu daireyi kaybedemezsin. -Tamam.
Paranın yeteceği başka bir yer bulamazsın.
Şehirde bulamazsın.
Bu oda arkadaşıyla hiçbir yerde olmaz.
Michigan'daki barınaktan ne haber?
Hâlâ bekleme listesindeyim. Doğrudan ev sahibiyle konuşmam gerek.
Onun kalpsiz bir pislik olduğunu kim söyleyebilir?
Ben diyorum. Mutfağımı yenilediğimde beni evden atmaya çalıştı.
Sana bir B planı lazım.
Ama biraz daha zamana ihtiyacım var.
Tek alternatif onu tekrar kafese koymak.
Bunun olmasına izin veremem.
Merhaba. Selam Bayan Iris.
Bundan haberin var mı?
Beni tahliye edecekler.
Bayan Iris,
"Köpek" dediğimde neden bahsettiğimi sanıyorsunuz?
-Çabaladığımı biliyorsun -Çabalamıyorsunuz.
Bunu nereden mi biliyorum?
-Çünkü köpek hâlâ burada. -Onların derdi köpek değil.
Kirayı üçe katlamak için gitmemi istiyorlar.
Bu benim sorunum değil.
Size söylememi istediler Bayan Iris. Ben de söylüyorum. Tamam mı?
Köpek yasak.
Evet, Howard'la konuşmak istiyorum, lütfen.
Hayır, bir müdürle konuşmak istemiyorum.
Evet, tamam, iyi. Sadece…
Beni geri arasın. Lütfen, acil.
Mutlu Noeller.
Köpekler insanları ağlarken görünce ne düşünür?
İnsanların üzüntüsünden ne anlarlar?
Seni düşünüp duruyorum.
Aklınıza gelen diğer soruların arasında
"Köpeğe ne olacak?" sorusunun da olduğunu.
Çelengi getirdin mi?
Evet, baba. Noel çelengini getirdin mi?
Ne çelengi?
Pencere için Mutlu Noeller çelengi.
Hayır.
-Ceketin ve şapkan nerede? -Ofiste bıraktım.
Ne oldu?
Bir şey yok.
-İçeri gel. -Ta-da!
Geldiğine çok sevindim. Gelmek istemediğini biliyorum.
Kendine bir içki al.
-Bunu sen al. -Ve bir şapka.
-Şapka. Tamam. -Evet.
Selam, selam. Merhaba.
Iris!
Blossom!
-Mutlu yıllar! -Mutlu yıllar.
-Yalnız gelmişsin. -Çok komik.
Oda arkadaşın nasıl?
İyi.
Marjorie mektubu söyledi.
Evet, evden atılmayacağım. Tamam mı?
Sakin ol, sadece sordum.
Shervin'le konuşuyordum. Shervin'le tanıştın mı?
-Hayır. Selam. -Selam. Nasıl gidiyor?
-Selam. Memnun oldum. -Selam.
Shervin, Marjorie'nin bir arkadaşı. O bir emlakçı ve bana bugünlerde
New York'ta evcil hayvan dostu
daire bulmanın imkânsızlığını anlatıyordu.
-Arıyor musun? -Hayır.
-Aramıyorum. -Evcil hayvanınız ne?
Bir köpek.
Danua mı?
-Iris. -O şey değil…
-Çok uzun zaman oldu. Selam. -Harry, Tanrım.
-Neredeyse hiç… -Uzun yıllar.
Artık şehre inmiyorum.
-Tanrım. -Kocam Larry.
-Merhaba. -Larry! Koca Larry.
Harry, Larry bu çok sevimli.
Iris de yan dairede oturuyor.
Babası Gary, Gey Erkekler Korosu'nda benimle şarkı söylerdi.
Sen köpeği olan kişisin.
Evet. Çılgın hikâyeler duydum.
Daireyi mi kaybedeceksin?
-Hayır. Ben… -Büyük köpekleri severim
ama senin yaptığını asla yapamam.
Marjorie'ye Delaware'deki bir barınağın adını verdim.
İnanılmazlar.
Bir Danua için beş yaş biraz büyük, değil mi?
İdrarını tutamaz hâle gelince ne yapacaksın?
-Marjorie. -Sağ ol.
-Teşekkürler! -Mutlu yıllar!
Mutlu yıllar canım.
-Güle güle. -Sağ ol.
Kendine iyi bak.
Oh, tatlım, geç oldu. Eve git.
Hayır, sorun değil.
Kızgınsın.
Hayır.
Belki birazcık?
Bunun bir müdahale değil yeni yıl partisi
olduğunu düşünmüştüm.
İnsanlar endişeli.
Ben de endişeliyim.
Arkadaşımsın. Arkadaşımdan daha fazlasısın.
Baban hastalandığında
ona yardım etmek için yanına taşınmasaydın
sen olmasan ne olurdu bilmiyorum.
Onu özlüyorum.
Hem de çok.
Seni de özlemek istemiyorum.
Michigan'daki bir barınaktan haber geldi. Yani…
Onu alabilirler mi?
Bu iyi haber.
Selam.
Nasılsın?
Selam, dostum.
Hadi oğlum.
Geç.
Bekle.
Bayan Iris, ben…
Ona sadece…
…bakabilir misin, lütfen?
Tabii.
Pardon.
Daha erken gelmek isterdim ama L treni, cehennem treni.
Marjorie bilgi verdi.
Ver.
Sağ ol.
İyi misin?
Biliyorsun.
Üç numaralı eş Çin'de diye duydum.
Yoksa Macau mu?
Macau Çin'de mi?
Vay canına, şuna bak.
Koca bebek.
Güzel bir köpek.
Verin.
Az daha unutuyordum.
Al bakalım.
Süsen aradım ama…
Teşekkürler.
Hoşça kal abi. Seni özleyeceğim.
Doğru olanı yapıyorsun.
Öyle mi düşünüyorsun?
Bilmiyorum. Belki.
Olabilir.
Döndüğünde beni ara lütfen.
Tamam.
İyi misin?
Güle güle.
Görüşürüz.
Bunu birçok kez hayal ettim.
Aklınıza gelen diğer soruların arasında
"Köpeğe ne olacak?" sorusunun da olduğunu.
En kötüsünü bekleriz.
Bu, çocuk kitaplarından öğrendiğimiz bir şeydir.
O hikâyelerde hayvanlar genellikle ölür.
Genellikle de trajik bir şekilde.
Old Yeller, The Red Pony.
Ve hayatta kalsalar bile
sonunda mutlu olsalar bile
genellikle kötü acılar çekmişlerdir.
Genellikle cehennemi yaşarlar.
Black Beauty, Flicka, White Fang, Buck.
Tamam.
Tamam.
Köpekler intihar etmez.
Ağlamazlar…
…ama paramparça olabilirler.
Kalpleri kırılabilir.
Akıllarını kaybedebilirler.
Sessiz ol.
Myrtle, sus.
HİZMET KÖPEKLERİ DIŞINDA KÖPEK YASAKTIR
Hey.
Bazı insanlar uçağa bindirebilmek için köpeklerinin duygusal destek hayvanı
olduğunu söyler ya…
Biliyorum ama merak ettim. Hoş olmadığını biliyorum
ama aynı yasa ev sahibini de engeller mi, merak ediyordum…
Değil mi? Hızlı bir arama yap ve beni ara. Tamam mı?
Mükemmel.
Kurutulmuş et?
Val?
Hey, Val? Beni duyabiliyor musun?
Hershey, Pennsylvania'ya yol tarifi.
Kahretsin.
Dur bakalım.
-Val? Hey. -Sesin geldi.
Araştırmaya başladım ve sanırım bir apartman dairesinde
hizmet köpeği bulundurabilme konusunda haklısın.
Herhangi bir dairede.
Yine de kayıtlı olması gerekiyor, gerçekten.
O sahte yerlerden biri tarafından değil. Mesela bir psikiyatrist tarafından.
Yapacağın şey bu mu?
U DÖNÜŞÜ
Affedersiniz.
Merhaba, Dr. Warren'la görüşmek için telefonda biriyle konuştum.
Affedersiniz, adınız?
Iris.
Doğru ya, daha erken gelemediniz mi?
Belki oturup bekleyebilirim diye düşünmüştüm.
Hayır. Öyle olmuyor.
Ben gidip oturacağım.
Sorun değil.
Hanımefendi.
Peki.
Hanımefendi, yapamazsınız.
Merhaba Dr. Warren.
-Pardon Dr. Warren. -Beni hatırladınız mı?
Birkaç yıl oldu ama… Iris. Iris Dixon.
Evet. Iris, tabii ki.
Sen…
Randevumuz var mı?
Daha önce aramıştım.
Lydia?
Apollo üzgündü. Gerçekten üzgündü.
Walter'ı benim gibi özlediğini hissedebiliyordum.
Beni anlıyor musun?
Her neyse… sertifika… Yapabilir misin?
Başvurmanız gerekecek ama evet, yas nedeniyle ağırlaşan
depresyon ve anksiyeteden muzdarip olduğunu belirten
bir değerlendirme yazabilirim.
Köpeğin temel duygusal destek sağladığını
bunun kaybının ruh sağlığına zarar verebileceğini
hatta hayati tehlike yaratabileceğini de.
Kulağa hoş geliyor mu?
Çok fazla gibi geliyor.
İstediğin şey bu, değil mi?
Evet, sanırım. Ben tam tersini düşünmüştüm.
Sanki ben duygusal destek insanıyım ve baş edemeyen de köpekmiş gibi.
Sen… Berbat hâlde olduğumu düşünüyorsun.
Hayır. Hiç de değil.
Neden berbat?
Destek hayvanlarına gerçekten ihtiyacı olanların benim gibilerden
nefret edeceğini biliyorum.
Ben de ederdim. Ama ben o delilerden değilim.
Onu asla gitmemesi gereken bir yere götürmem.
Hatta onu şu anda arabada bıraktım.
Mesele şu.
Evimden atılamam.
Arabada mı, burada mı?
İçeri gelmen gerektiğini düşünüyor.
Hadi dostum.
Çok arkadaş canlısıdır.
Bir şeyler biliyor gibi görünüyorlar, değil mi?
Dostum.
Apollo'yla hiç konuşur musun?
Evet ama veteriner konuşmam gerektiğini söyledi.
Dünyadaki en doğal şey.
İkiniz ne hakkında konuşuyorsunuz?
Bilmem.
Herhangi bir şey. Mesela…
N'aber yavru?
Aç mısın? Artritin ağrıyor mu?
Bu üst bu pantolonla olur mu? İçtiğim anlaşılıyor mu?
Bazen…
Bazen öfke hissediyorum.
Anlarsın ya.
Walter hakkında.
Özellikle kalabalık yerlerde.
"Bu lanet insanlar kim
ve nasıl hayatta kalabiliyorlar?" diye düşünüyorum.
Ve o…
Sadece…
Walter bir seçim yaptı, değil mi?
Evet ama…
Yine de öfken ona yönelik değil mi?
Söyle o zaman, sence Walter neden kendini öldürdü?
Bilmiyorum. Bilmiyorum lanet olsun!
Zayıf olduğu için mi? Acı çektiği için mi? Sanki
su dolu bir tankın içinde baş aşağı sıkışmış gibiydi.
Ona âşık mıydın?
Hayır. Walter'a âşık değildim.
Bazen duygularımıza isim koymak yas tutma sürecine yardımcı olabilir.
Bak, kederi bilirim.
Aşkın nasıl hissettirdiğini biliyorum ve o aşk değildi.
-Daha fazlasını ummuyordum. -Sadece söylüyorum.
Biz sevgili değil arkadaştık
ve evet, bazen, tamam, bazen kıskanıyor ya da sahipleniyordum.
Sadece… Saatlerce konuşabilirdik.
Her konuda.
Sanat.
Müzik. Kitaplar, bir sürü kitap.
Hiç çaba harcamadan.
Sanki…
…birlikte nefes alıyormuş gibi.
Ve şimdi o gitti.
Evet. Gitti. O lanet olasıca gitti…
Kendini öldürdü ve durum bu.
Walter şu anda burada olsaydı
ona ne söylemek isterdin?
Bir şey söyleyebilseydin. Herhangi bir şey.
Bak,
sen bir yazarsın.
Belki bu konuda yazarsan yardımcı olur?
Walter hakkında mı?
Olanlar hakkında.
Ne var?
Merkezindeki delilik bu mu?
Kendi kendime fısıldadığım peri masalı?
Güzel ve yaşlanan Apollo'yu seversem,
özverili davranırsam,
bir sabah uyandığımda onu gitmiş seni de onun yerine
ölüler diyarından dönmüş bulacağım mı?
Hikâye nasıl başlıyor?
Bir kadınla başlıyoruz.
Metroya biniyor.
Yalnız mı?
Hayır.
Yanında bir köpek getirmiş.
Minyatür bir Dachshund
ve birkaç da nergis.
Nereye gidiyor?
Eski bir arkadaşını ziyarete gidiyor.
Arkadaşı Brooklyn'de bir evde yaşıyor.
Şimdi onu evin merdivenlerinden çıkarken görüyorsunuz.
Kapı zilini çaldığını görüyorsunuz.
Bekliyor,
emin değil.
Merhaba.
Merhaba.
İçeri buyur.
Arkadaşı yalnız mı yaşıyor?
Hayır.
Karısıyla birlikte yaşıyor ama karısı bugün evde değil.
İşteymiş.
Barbara olanlar hakkında sana tam olarak ne söyledi?
Bir iş gezisinde olduğunu.
Ama Denver'daki fırtına yüzünden uçuş iptal olmuş.
Buraya döndüğünde köpeği çalışma odanın önünde bulmuş.
Kapıda temizlikçiniz için bir not varmış.
911'i araması için uyarıyormuş.
Temizlikçinin ertesi sabah…
…gelmesi planlanmıştı.
Ama haklısın,
öğrencilerimden biri bunu bir hikâyeye koysaydı
"Tanrım, bu biraz fazla kolay değil mi?" derdim.
Peki, şimdi nasıl hissediyorsun?
Aşağılanmış, rezil olmuş.
Sıradan insan tepkileri.
Bunu biliyorum.
İntihar hakkında bir şeyler okuyordum.
Ona son versen iyi olur.
İntihar bulaşıcıdır.
Başka ne seçeneğim vardı ki?
Bu…
…kafa karıştırıcı oldu.
Tamam. Anlıyorum.
Kitap konusunda ne yapacaksın?
Kitap.
Kitaptan uzaklaşmaya karar verdim.
Senin kitabından.
Ne demek benim kitabım? Tüm kontrolü sana verdim.
Kendimi çelişkili hissediyorum.
Kendi yazarlığım hakkında.
Kitaptan önce hiç yazmıyordun.
Bunun senin için iyi olacağını düşündüm.
Hayır. Benden yazışmalar üzerinde çalışmamı istediğinde beni düşünmüyordun
kendini ve mirasını düşünüyordun.
Senin varoluşsal krizin benim suçum mu?
Seni suçlamıyorum
ama bir seçim yaptın ve beni imkânsız bir duruma soktun.
-Evet. -Val de öyle ama o iyi.
Kitabı bensiz de bitirebilir.
Başka bir şey yazmayı düşünüyorum.
Bu harika.
Ne hakkında?
Senin hakkında.
Olanlar hakkında.
Bir gece aniden aklıma geldi.
It's a Wonderful Life'ı izliyordum. Eminim izlemişsindir.
-Birçok kez. -Evet.
Jip kucağımda oturmuş
intiharın ne kadar berbat bir şey olduğunu düşünüyordum.
Geride kalan herkes için acı ve içindeki acemi şansı.
Bir meleğin gelip seni kurtarması. Ya da kurtarmaması.
Bu da öldüğün anlamına gelir.
Burası biraz komedi katma yeri olabilir.
Komedi mi?
Kendini öldürdün, bunun komik olduğunu mu düşünüyorsun?
Kitabımın kurgu olduğunu söylemeliydim.
Bunun ne anlama geldiğini biliyorum. Adımı Wally olarak değiştireceksin.
Ya da…
-Wilbur? -Hayır.
Hiç isim kullanmayacağım.
Köpek hariç.
Jip içinde.
Bu beni mutlu ediyor.
Ve senin karakterin İngiliz.
Evet, bunun biraz acıtabileceğini düşündüm.
İtalyan olabilirdim.
Herkes İtalyan olmak ister.
Hayatımı sömürüyorsun, en azından bunu yap.
Hayatını değil, ölümünü.
Gördün mü? O kelimeden nefret ediyor.
Yüzüne bakıyorum.
Kendini adi mi hissediyorsun?
Hissetmelisin.
Nasıl bir arkadaş, arkadaşına bunu yapar?
Söyle.
Bir şeyleri bitirmek için bir seçim yaptın ve konu da bu.
Konu bu değil.
Git psikiyatristine sor.
Psikiyatriste gittiğimi nereden çıkardın?
Bu çok açık değil mi?
Yoksa neden bu konuşmayı yapıyor olalım ki?
Tamam, bir öğretmen olarak senin ihtiyaçlarını karşılayamadım.
Bir sevgili olarak, bir arkadaş olarak.
Yoksa hâlâ baba sorunlarınla mı uğraşıyoruz?
Tamam, senin baban aileyi terk ettiği için üzgünüm.
Hastalandığı için üzgünüm.
Öldüğü için ve ölüm şekli için üzgünüm.
Babam hayatı için savaştı.
Ona tutundu. Onu sevdi. Etrafındaki herkesi severdi.
Ve o…
Boş ver.
Bunu yapmamalıydım, ne düşünüyordum bilmiyorum.
Neden bunu Dr. Bariz'e söylemiyorsun?
"Ne düşünüyordun?"
Sana ne düşünmediğimi söyleyeyim.
Senin bencillik ve kendine acıma canavarı olduğunu düşünmüyordum.
Böylesine değerli bir hayatı çöpe attığın için sana kızmıyordum
ve sırf çevrende seni sevenleri
cezalandırmak için intiharı seçtiğini düşünmüyordum.
Açıkça görülüyor ki
bizi hiç düşünmüyordun.
Kendimi savunmam gerekirse, intihara meyilliydim.
Gerçek manada.
Bu düşüncesizlik.
Benim için, Val için, Apollo için.
Apollo da kim?
Jip, Apollo.
O bir köpek!
Ve ben öldüğümde…
…orada değildi.
Apollo kendini sana adamıştı.
En iyi arkadaşındı. Dünyasının merkeziydin
ve sen onu cesedinle birlikte evde yalnız bıraktın.
Kapıyı tırmaladı,
senin hayatın tükenirken hep dinledi.
Onu duydun mu? Apollo'yu? O anlarda?
Duydun mu?
En azından…
…önce ona iyi bir ev bulabilirdin.
O sana sahipti.
Her zaman sana sahipti.
Gerçekten böyle mi düşündün?
Ne düşündüğüm kimin umurunda? Ben ölmüşüm.
Ve şimdi beni buraya bir sosis köpekle getirdin.
Başka ne istiyorsun?
Artık hiçbir şey.
Başka bir şey düşünemiyorum.
Köpeğe ne olacak?
Evet, biliyorum ve daha önce belediyeyle konuştum
ve doktorumdan uygun belgeleri aldığım sürece sorun yok dediler.
Neden tahliye sürecine devam ediyorsunuz ki…
Onu aramayı denedim,
iki ya da üç kez ve kimse beni geri aramıyor.
Bu senin kararın değil.
Gel.
-Bayan Iris, ben de sizi arıyordum. -Neden?
Az önce aradılar. Bir sorunumuz var.
-Kim? Kim aradı? -Evet.
Bina yönetimi. Florida'dan aradılar. Pek mutlu değiller.
-Az önce onlarla konuştum. Ve… -Biliyorum.
Onlarla konuştuğunuzu ve sonra avukat aradıklarını söylediler.
-Avukat… -Evet.
-Ne dediler Hektor? -Avukat mı? Şey, bilmiyorum.
O… O dedi ki…
Ben…
Başka seçenekleri olmadığını söylediler.
-Seçenek yok mu? -Yok.
Ne için?
Apollo konusunda başka seçenekleri yok.
Sizi tahliye edemezler.
Ne?
Yani…
-Sen… -Hayır.
-Yani, bu kadar mı? -Bu kadar.
Bitti.
Bitti. Bu kadar.
-Tanrım! -Evet.
Duydun mu Apollo? Hiçbir yere gitmek zorunda değilsin.
Burada kalacaksın. Sonsuza kadar.
Tamam mı kardeşim?
O çok iyi bir çocuk.
Bu…
-Bu iyi bir şey. -Evet!
Evet, çok iyi.
Çok güzel.
-Teşekkür ederim Hektor. -Tamam. Sorun değil.
-Tamam. -Tanrım.
-Evet. -Dinleyin, ben sadece…
Özür dilerim… Çünkü anlıyorsunuz…
Bu benim işim, anlıyor musunuz?
-Evet. Hayır, o… -O çok iyi bir köpek.
Evet.
-Bu mantıklı. -Tamam.
-Tamam. -Tamam, görüşürüz.
Hektor, dolapta çok güzel bir şişe şampanya var.
-Hayır. Ben… Hayır. -Sadece küçük bir kutlama.
-Gerçekten yapamam. -İçeri gelir misin?
-Sadece beş dakika. -Ama bu… Tamam.
Beş dakika, tamam.
Affedersiniz.
Apollo mu o?
-Apollo'yu tanıyor musunuz? -Onu bir süredir görmedim
-ama yaklaşık bir yıl buranın müdavimiydi. -Apollo mu?
Evet, sahibi
uzun boylu. Sanırım bir yazar.
Walter.
Geçen yıl öldü.
Bunu duyduğuma üzüldüm.
Teşekkür ederim.
O köpekle gurur duyuyordu.
Yani,
Apollo'yu bulma hikâyesini anlattığını duymuş olmalıyım…
Bilmiyorum, çok duymuşumdur.
Çok güzel bir hayvan.
Kesinlikle öyle.
Selam…
…koca adam.
Nasılsın? Neye bakıyorsun?
Senden kim sorumlu?
Buraya…
…nasıl geldin?
Kahvaltı yapmak ister misin?
Neye bakıyorsun…
Sevdiğiniz birinin tanışmanızdan önce
nasıl biri olduğunu merak etmek alışılmadık bir durum değildir.
Tipe bak. Gözlerinin rengi farklı mı?
-Mavi ve kahverengi. -O kişinin çocukken nasıl biri olduğunu
-bilmemek neredeyse acı veriyor. -Çok hoş.
Sevdiğim erkekler
ve birçok yakın arkadaşım hakkında bunu hissettim.
Şimdi de senin için böyle hissediyorum.
Seni kıpır kıpır genç bir köpek olarak tanımadığım için,
tüm yavruluk dönemini kaçırdığım için
sadece üzgün hissetmiyorum,
aldatılmış hissediyorum.
Yıllar önce gecenin bir yarısı yerde yatarken
beni uyandırıp her santimetremi içine çekmeni düşünüyorum.
O zamanlar senin için kimdim
ve bunca zaman sonra şimdi senin için ne oldum?
Burası için bize ödedikleri paradan sonra, burayı kesinlikle yıkacaklar.
Apollo ne isterse yapabilir.
Kumsal, gelgitle birlikte gelir ve gider.
Ama alışırsın sanırım.
-Yazabileceksin, değil mi? -Evet.
Ve Apollo dolaşabilir.
Görecek çok şeyi var. Artık gezebilir.
Bu…
…mükemmel.
Teşekkür ederim.
Evet.
Annem neredeyse burada büyüdü.
Sanırım ben de öyle.
Şimdi paraya ihtiyacı var. Yani…
Merhaba.
WALTER MEREDITH'İN MEKTUPLARINDAN SEÇİLMİŞ YAZIŞMALAR
Evet. İki gün önce geldi.
-Bul diye bir tane bırakmak istedim. -Hadi ama Val.
Bu…
Bu harika bir şey. Tebrik ederim.
Seni de.
Dediğim gibi, Mayıs sonuna kadar mülkiyeti almayacaklar.
Yani, keyfinize bakın.
-Gece kalacak mısın? -Kalamam.
-Hadi. -Dönmem lazım.
Siz de yerleşmelisiniz.
Teşekkür ederim.
Bir yaz daha.
En azından bunu alıyorsun.
Ben de veda edebileceğim.
Seninle mi konuşuyorum, kendimle mi?
İtiraf ediyorum, aradaki çizgi bulanıklaştı.
En iyi zamanlarında nasıldın?
Nerelerde koşup oynardın?
Kiminle oynardın?
Okyanusu ilk kez mi görüyorsun?
Artık bir mucize yeterli değil.
O felaket önlendi,
ayrılmaktan ya da tahliye edilmekten kurtulduk.
Bu yeterli değil.
Şimdi balıkçının karısı gibiyim.
Daha fazlasını istiyorum…
…ve sadece bir ya da iki yaz daha değil.
Benim kadar uzun yaşamanı istiyorum.
Daha azı
haksızlık olur.
Apollo?
Apollo?
Apollo?
Merhaba, dostum.
Oh…
Buraya gel.
SIGRID NUNEZ'İN ROMANINDAN UYARLANMIŞTIR
Alt yazı çevirmeni: Orhan Cevher
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.