All language subtitles for Et la fte continue!(2023) de Robert Gudiguian(102min)VOFr,S,Col,c Web-DL.1080p. HevcLight 5.1 ReD.mkv....

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Downloaded from YTS.MX

Official YIFY movies site: YTS.MX

Birdenbire müthiş bir gürültü koptu.

Saat sabah 09.09'du.

Yoldan geçenler panik içinde ambulansı aradı.

Marsilya'nın kalbinde adeta bir deprem oldu.

Beş katlı iki bina birkaç saniye içinde enkaza dönüştü.

Beş gün boyunca, kurbanların sayısı gittikçe arttı.

Enkazdan sekiz ceset çıkarıldı.

Ölenlerin hepsi binalarda kalan kiracılardı.

Marsilya sakinleri çok ama çok öfkelendi.

Utanç, öfke, hiddet.

Halk, belediye meclisine ve ev sahiplerine çok kızgın.

Herkes Simona, Marie Emmanuelle...

...Ouloume, Cherif...

...Fabien, Julien, Papet ve Taher için yas tutuyor.

-Peki, işe yarıyor mu? -Evet.

Yarıyor mu?

Kolay gelsin. Deneyelim mi?

Seni duyabilmemiz için nefesini kontrol etmelisin.

Nefesini kontrol edebilmen çok önemli.

-Notalar dağılmamalı. Hadi. -Peki.

-Ve seraplar -Devam.

-Seraplar... -Duymak istiyorum.

Şimdi sadece sen söyle.

Bekle.

Geçmişler denizleri...

-Neden sol diyez minör söylüyorsun? -Ben böyleyim.

Sol diyez minör daha kolayıma geliyor.

Sadece söyle. Gitarla uyumlu söylemeye çalış.

Tekrar.

Tamam, nakaratı tekrarlayın.

Güneşi göstermek için gözlerinizi açın.

Bunu gözlerinizde görmem gerek.

Her şey yolunda mı?

Son mısra üzerinde çalışmak istiyorum.

Geçen sefer pek iyi değildi.

"Güzel bir günde, gıcırdayan bir küvette..."

Bir saat sonra geleceğim. Yürüyüşe çıkıyorum.

-Bekleyebilirim. -Hayır.

Hayır, bu onları rahatsız ediyor.

Onları rahatsız ediyor.

Sonra buluşuruz.

Sen git.

Lütfen, buraya gelin.

Hep birlikte denemek için toplanalım.

Hepimiz söyleyeceğiz!

Sevgili Homer, harekete geçme vakti geldi.

Bunu asla başaramayacağım.

Evet, Sarkis?

Sevgili annem?

Ne? Cevizli ve ançüezli makarna mı?

Ançüez için Timbuktu'ya gitmem gerekiyor!

Peki, tamam.

Dikkatli ol.

Beni öldürecekler.

-Seni öldürecekler mi? -Evet.

Sıradaki.

Devam et.

Evet, Sarkis?

Pazar günü gel.

Ermeni mi?

Ermeni değil ama yine de güzel.

Hiçbir fikrin yok.

Çocukları başka bir zaman sirke götürürsün.

Çocuklarımın annesi olacağını biliyorum.

Bir dakika!

-Marie! -Ançüezler hazır mı?

Evet, senin için hazırladım.

Bu sefer seçimleri kazanacak mıyız?

Bu size bağlı.

-Bunu size sormalı. -Al bakalım güzelim.

Ödemeyi daha sonra yapabilirsin.

Teşekkür ederim.

Bir dakika!

Anne?

Anne?

-Dediklerimi aldın mı? -Evet aldım.

Ançüezler bana bakıyorlar.

Sen çok iyisin.

Müsait olup olmadığım umurunda değil.

Ben senin hizmetçin değilim, biliyorsun.

Benim de bir hayatım var!

Sevgili anneciğim, ona sürpriz yapmak istiyorum.

Benim için her zaman müsait olursun.

Yanılıyor muyum?

Benim adım Rosa.

Bu ismi babam seçti.

Babam Rosa Luxemburg'un bir hayranıydı.

Ben de orayı güzel kuşlarından ve nezaketinden dolayı seviyorum.

Hayatım boyunca...

...onun gibi olmak istedim.

Hep zamana karşı yarıştım.

Hayatımı dolu dolu yaşamaya çalıştım.

Minas.

Paula.

Sevgili yeğenlerim, sevgili annem...

...sizi Alice ile tanıştırmak istiyorum.

Alice'imle.

Çünkü onu seviyorum.

Kes şunu.

Tamam, söylüyorum.

Evleniyoruz, her şey planlandı.

-Dokuz çocuğumuz olacak, yani... -Sarkis.

Şimdi de klasik yemeğim gelmek üzere.

Sarkis. Lütfen.

Geleneksel aile yemeğimizden sonra, beni asla geri çeviremezsin.

Kes şunu.

Dört ya da beş, o zaman.

Grup kurmak için dört ya da beş yeterli.

Bu çok dokunaklıydı.

Hoş geldin Alice.

Tabağını alayım. Makarna beklemez.

Bir gün sana makarnanın hikayesini anlatacağım.

Bir saniye bekle. Hadi biraz gülelim.

-Şimdi ne oldu? -Yeni bir uygulama.

Fotoğraftan yemeğin adını buluyor.

-Peki ya tarifini? -Hiç sanmıyorum.

Bunu Marsilya'da sadece annem yapar.

Ançüezin dili!

Ançüezin dili mi?

Tam bir saçmalık!

Bir sorun mu var Alice?

Ançüezli mi?

Evet. Tuzlu olanlardan.

Ceviz, sarımsak...

Üzgünüm, ançüeze alerjim var.

Ne?

Bu olamaz.

Bu durumda kardeşimle asla evlenemezsin.

Yasaklıyorum.

Duydun mu beni? Yasaklıyorum!

Şaka yapıyorum.

En iyi tereyağlı makarnayı ben yaparım.

-Merhaba! -Merhaba.

Bizi bekleyebilirdiniz.

-Gel, Laetitia. -Hoş geldiniz.

Küçük kardeşim Rosa'nın...

...cevizli ve ançüezli makarnası için Kafkasya'yı bile geçerim.

Bana tabağını ver.

Al, servis yap.

-Merhaba. -Merhaba.

-Daha iyi misin? -Mesaim yeni bitti.

Dün akşam 22.00'de başlamıştım.

Hayal edebiliyor musun?

Siz ikiniz birlikte misiniz?

Hayır.

Amcamın nasıl biri olduğunu biliyorum.

Dikkatli ol, biz ev arkadaşıyız.

En azından ev sahibimize öyle söyledik.

Her şey yolunda, tamam mı?

-Güzel. -Evet.

Anlaşıldı.

Demek öyle.

Şanslı bayan sen misin?

Öyle görünüyor.

Bravo.

İyi şanslar.

Alice.

Amcam.

Antonio.

Gramsci gibi.

İtalyan Komünist Partisi'nin kurucusu.

Kardeşim.

Taksi şoförü, komünist ve iflah olmaz bir romantik.

İflah olmaz romantik kısmına katılmıyorum.

Komünist kısmına ise katılıyorum.

Ben romantiğim.

İşte buradasın.

Bir anda ortadan kayboldun.

Yemin ediyorum bazı günler onlara dayanamıyorum.

Onlara karşı daha acımasız olmalıydım.

Acımasız insanlar daha mı mutlular?

Muhtemelen öyleler. Öyleler.

Ben katılmıyorum. Gerçekten katılmıyorum.

Seçildiğini görmek isterdim. Sadece bir kez.

Sadece bir kez.

İnsanlara sevgimi gösterirdim.

Bu çok güzel olurdu, değil mi?

Bir hayal.

Düşünsene.

Herkes senin gibi olsaydı, insanlar daha çok oy verirdi.

Henüz o noktadan uzağız, inan bana.

Hem de çok.

Ev paylaşımı iyi gidiyor mu?

Evet, iyi.

İyi biri.

Sabah kahvemi ve hatta kruvasanlarımı getiriyor.

-Çok sevimli biri. -Doğru.

Ama yine de dikkatli ol.

Neden bu yerel seçimde aday olmayı kabul ettim?

Başucumdaki masada, son nefesimi vermeden önce...

...bir dilekçe daha imzalayacak mıyım?

Hayır diyememek çok garip.

Reddettiğim için kendimi suçlu hissetmek.

Belki de yoksullukla bağlantılıdır.

Bir şeyi reddetmenin beni daha kırılgan...

...ve fakir yapacağını düşünüyorum.

Al bakalım.

Neden hiç şapkanı çıkarmıyorsun?

Hadi uyu. Erken kalkman gerekiyor.

Laetitia!

Dün gece rüyamda ne gördüm biliyor musun?

-Hayır. -Sen benim kızımdın.

Seni okula götürüyordum ve ben...

İyi geceler, baba.

Beni görmeye neden geldin?

Kitapçıyı çalışanlara sattım.

Bir kooperatif kurdular.

Böylece hisseleri sayesinde işleri yürütüyorlar.

Şanslısın.

Şans yeterli değil. Çalışmak da önemli.

Belki de çok daha önemli.

Biliyorum, hiçbir zaman yanında olamadım.

Ama artık...

...seninle daha fazla zaman geçirmek istiyorum.

Bir tekne alacağım.

Benimle balığa gelirsin.

Üzgünüm, beni deniz tutuyor.

Gitmem gerek.

-Beni arar mısın? -Ararım.

"Seninle, gençlik, yaseminler gibi açıyor."

Hadi bakalım.

İşte böyle.

Evet.

Bugün ne yapacağız? Her zamanki gibi mi?

Evet, her zamanki gibi.

Aynı renk, aynı kesim.

Kısaltmaya ne dersin?

Beni daha yaşlı gösterebilir.

Senin yerinde olsaydım, kısa kestirip griye boyatırdım.

Saç tellerin kalın.

Daha modern görünür.

Seçilmek için bu önemli.

Yeterli olmayabilir.

Bence ihtiyacımız olan şey yeni yüzler.

Her şeyden önce yeni beyinler.

Kazanmak için üç şeye ihtiyacımız var.

Bir, program.

İki, program.

Ve üç, program.

Aksi takdirde asla kazanamayız.

İyi tanımlanmış bir programla seçmeni ikna edebiliriz.

Eğer üzerinde çalışmaya başlarsak, bir saatimizi alır.

Ondan sonrası Tanrı'ya kalmış.

Bu kimin umurunda ki?

Konut ve okulların durumu yetmezmiş gibi...

...bir de pandemi çıktı.

Bir şeyler değişebilir. Bu bir kez olur. Bir daha olmayacak.

Bir başkan adayı seçemediğimiz için kaybetmek korkunç olurdu.

Ne istiyorsunuz?

Bize güvenen herkesi hayal kırıklığına uğratmak mı?

Tüm o fakir insanları?

Bunu isteyemezsiniz.

Bana bunu istemediğinizi söyleyin.

İyi geceler.

Güle güle.

Tekrar kazanacağız.

Neden Yeşiller'desin?

-Başka nerede olabilirim ki? -Bizimle olabilirsin.

Ne demek istiyorsun?

Hiç komünist kalmadı.

Belki birkaç tane.

Amacım Yeşiller'i kapitalistlerden ayrılmaya ikna etmek.

Ne olmuş yani? Bunu bizimle de yapabilirsin.

"Benimle" demelisin.

Yakında son komünist sen kalacaksın.

Bu bana söylenebilecek en kaba şey.

Hem de çok ama çok kaba.

Sür. İşe geç kalacağım.

Damağı kullanarak güzel bir "ma" deneyelim.

Hadi deneyelim.

Çeneni rahat bırak.

Hiç sağ bir partiye oy vermediğine emin misin?

Elbette eminim.

Tamam.

Hadi başlayalım.

İçinizden geldiği gibi söyleyin.

Harika, değil mi?

Kesinlikle.

Oğlumun nişanlısı.

O benim kızım.

Evlilikten bahsediyorlar.

Gerçekten mi?

Bilmiyordum ama mutlu oldum.

Oğlumu tanıyor musun?

Birlikte geldiğim genç adam.

Mutfağımın zeminine saçılmış bu karabiberlere bakarken...

...birden hayatımın da böyle olmasını...

...kendimi kapattığım kavanozdan kurtulmayı istedim.

İçimden her yöne gitmek geliyordu.

Sonra içimden bir sesin şöyle fısıldadığını duydum.

"Rosa, başına çok büyük bir şey gelecek.

Hazır mısın?

Bununla baş etmeye hazır mısın?"

Clarisse.

Bu ay beni üç kez gece uyandırdın.

Bir daha olmayacak.

Hep böyle diyorsun.

Bu sefer söz veriyorum Tonio.

Buna artık dayanamıyorum. Seni uyarıyorum.

Bir daha aradığında, gelmeyeceğim.

Hadi gidelim.

Burada güvendesin.

Nereye gidiyorsun?

Kal. Benimle uyu.

Hayır Clarisse.

Sana zaten yeterince kızgınım.

Belli olmasın diye arkamı tokatlıyorum.

Görmek ister misin?

Baksana.

Seni uyandırdık mı?

Yok bir şey. Uyumaya devam et.

Odamda eski bir arkadaşım kalacak.

Rosa'da kalacağım.

İyi geceler, Tonio.

O kim? Bir kadınla mı yaşıyorsun?

O benim kızım.

Sabahları çok erken kalkıyor.

O yüzden sessiz ol.

Eğer gidersen seni daha fazla tokatlarım.

Hoşça kal.

İyi geceler.

Git bakalım Rosa.

İyi gidiyor.

Görüşürüz.

Kahretsin Tonio, saat sabahın 03.00'ü!

Biliyorum. Bir süreliğine buraya taşınacağım.

-Odamı Clarisse'e verdim. -Sanırım aşk meselesi.

Karışık bir durum. Yarın anlatırım.

Uyumam gerekiyor.

Sanki benim gerekmiyor!

Rüyamda babamı gördüm.

O iyi miydi?

26 yaşındaydı.

Kocam öldüğünde benim yaşımdaydı.

Ermenistan'a gitmek istiyordu.

Ailesine söz vermişti.

Sözünü tutamadı.

İki oğlum da bu sözü tutmak istedi.

İki hayatımız olmalı.

Birincisinde kendimize...

...ikincisinde başkalarına yardım etmeliyiz.

Yeğenlerim güzel değil mi?

Bakın ne kadar iyiler.

Öğreniyorlar.

İyi kızlar, çok iyiler.

Neymiş o? Tarih mi?

Tarih iyidir.

Anlatabilir miyim?

"Marsilya'nın kökeni.

Büyük bir girintinin ucuna ayak basan Okyanuslular...

...bir tatlı su kaynağı buldular.

Marsilya kuruldu."

Ermenilerle ilgili bir şey yok.

Herkes Marsilya'yı Ermenilerin kurduğunu bilir.

Evet, aynen öyle.

Aslında bir salı sabahı.

Hayır, perşembe.

Hep perşembe olduğunu duymuştum.

-İyiler mi? -Harikalar.

-Su alabilir miyim? -Tabii ki.

-Çok mu çalışıyorlar? -Elbette!

Ama Marsilya'yı Ermenilerin kurduğunu inkar ediyorlar.

Hiç bir yerde Phocean gördünüz mü?

Hiç kimse gelip de "Ben bir Okyanusluyum...

...nane likörü lütfen!" dedi mi?

Neye benziyor?

Hiç televizyonda görmediniz mi?

Çocuklara bu saçmalığı öğretiyorlar.

-Minas! -Nasıl gidiyor?

Deli kardeşin kızlara Marsilya'yı Ermenilerin kurduğunu söylüyor.

Evet bu kesinlikle doğru.

Yerel hareket et, küresel düşün.

Daha iyi olabilmen için daha rahat olman gerekiyor.

Ama büyük ilerleme kaydettin.

Yarın görüşürüz. Buraya mı geldin?

Evet, geldim.

Her şey yolunda mı?

Evet, Noel'den beri üzerinde çalışıyoruz.

Noel'den beri mi? Vay canına.

Aktrislik yapmak için zaman bulabiliyor musun?

Oyuncu olmak istiyordun.

Ben bir aktristim. Ne demek istiyorsun?

Evet. Geçimini bu işten mi sağlıyorsun?

Film ve dizilerde oynamak istiyordun.

Marsilya'da çok çekiyorlar.

Saçma sapan olmadıkları sürece oynarım.

Tamam ama hayatını kazanman gerekiyor.

Bir kere isim yaptın mı, istediğin projede yer alabilirsin.

Ben tam olarak sevdiğim şeyi yapıyorum.

İnsanlarla birlikte, insanlar için tiyatro.

Ne oynayacağımı seyirci seçiyor.

Dinlemek istediği hikayeleri onlar seçiyor.

-Akşam yemeğine ne dersin? -Ben seni ararım.

Sonra ararım.

Kızım gitti. Beni bugün ekti.

Davetimi kabul ettiğin için teşekkürler.

Yalnız yemek yemeyi hiç sevmem. Bu beni üzüyor.

Yalnız olmayı seviyorum ama bu çok az oluyor.

Çocuklarım hep yanımda.

Alice'le pek ilgilenmediğimi itiraf etmeliyim.

Bunu telafi etmek istiyorum. Eğer yapabilirsem.

Hoş geldin Rosa.

Bir tavsiyen var mı?

Barbunya seç.

Akdeniz'i temsil ediyor.

Senin gibi mi?

Doğru, İsveçli gibi görünmüyorum.

Arkadaşımız Bintou'nun harika barbunları var.

Mükemmel olur.

Tamam olur.

Mükemmel. Teşekkür ederim Nono.

Size bir gece içkisi ikram edebilir miyim?

Romantik romanlardaki gibi.

Neden olmasın?

Neden daha fazla kanal varken, daha az seçenek var?

Seni unutmuşum.

Sizi yalnız bırakayım.

Hayır, o benim kardeşim.

O benim kız kardeşim.

-Nasılsınız? -Bana aldırmayın.

O Alice'in babası. Ona Marsilya'yı gezdiriyorum.

Anlıyorum. Düğünü organize ediyorsunuz.

Şimdiden mi?

Siz iki entrikacı zaman kaybetmiyorsunuz.

Birbirinizi bulmuşsunuz.

Şekerli badem alın. Çok güzeller.

Kes şunu, Tonio.

Otursana.

-İçki ister misin? -Çok isterim.

Oraya saklıyormuş.

Her yere baktım.

Sizinle içebilir miyim?

Marsilya'yı beğendin mi?

Havası nasıl ama?

Hiç yağmur yağmaz.

Burada herkes sol görüşlüdür.

Burjuva yok, ırkçılar yok, faşistler yok.

Sadece iyi insanlar var.

Sağlığınıza.

İşte geldin!

İyi misin?

İçecek bir şey ister misin?

Hayır, teşekkürler.

Marsilya'da mı kalıyorsun?

Biraz daha kalacağım.

İyi misin?

-Neden sordun? -Hasta mısın?

Bir sorun mu var?

Neden öyle düşünüyorsun?

Sadece izlenim.

Hasta gibi mi görünüyorum?

Hayır.

Yemek yiyelim mi? Ben açım. Sen aç değil misin?

Belki, evet. Ama önce bunları bırakmam gerekiyor.

Onlar ne?

Her şeyin çöktüğü meydanın adını değiştirmek için...

...hazırladığımız gösterinin broşürleri.

Matbaacı onları teslim etmek için müsait değildi.

Yani sen götüreceksin.

Hayır, sen götüreceksin.

-Bana yardım edebilirsin. -Pekâlâ.

Hadi gidelim.

Gianni ve Simona Bayan Moreno'da.

Ne oldu?

Sigortayı attırmış ve dairesinden çıkmıyormuş.

Neden?

Okul yüzünden.

Çocukların üzgün olduğunu söyledi, o yüzden geri dönmüş.

Bunları nereye koyayım?

-Neyi? -El ilanlarını.

Buraya koyun.

Gidelim mi?

-Gelmek ister misin? -Nereye?

Gel, bize yardım edebilirsin.

Yemek yemeyecek miyiz?

Sonra, baba.

-O benim babam. -Evet, ben onun babasıyım.

Yardım etmek için buradayız.

Size bir otel bulduk.

Burada kalırsanız, çocuklar rutubet nedeniyle hastalanabilir.

Beni yalnız bırakın. Ben burada kalmak istiyorum. Burası benim evim!

Sen dene. Daha yaşlı birini dinleyebilir.

Endişelenmeyin hanımefendi. Biz polis değiliz.

Sadece eskisi gibi yaşamak istiyoruz.

Biliyoruz ve yardım etmek için buradayız.

Bir otel bulduk.

-Bunun için paramız yok. -Otelin parası ödendi.

Burada kalamazsınız.

Otelin parasını belediye ödüyor.

Burası çökebilir.

Çocuklarınız hastalanabilir.

Bizimle gelin. Orada çok daha iyi olacaksınız.

Seninki sarı mı?

Bana ellerini uzat.

Hadi gidelim. Çizimi bırak.

Çantanı al.

Hadi, gidelim. Gidiyoruz.

Hiç bu kadar köhne bir bina görmemiştim.

Bunun gibi 212 tane listeledik.

-Yardım edeyim mi? -Hayır, ben iyiyim.

Çok uzaktaydı.

Onları okula götüremedim.

Öğretmenleri ve arkadaşları için ağlayıp durdular.

Geri kaldılar.

Onları güvenli bir yere götürmeliyiz.

Bu kabul edilemez.

Daha yakın bir yerde kalmalılar.

Belediye binasına gideceğim. Kiminle görüşeceğim?

Kes şunu.

Bunu daha önce denemediğimizi mi sanıyorsun?

Yaşananları bilmiyorsun.

Sadece yardım etmeye çalışıyorum.

Gösteriş yapmadan yapabilir misin?

Yemek yiyelim mi? Ben acıktım.

Çok geç oldu. Yarım saat sonra koro var.

Bir atıştırmalığa ne dersin?

Hayır.

Buna zamanım yok.

Geç kaldım.

O öldü.

Öldü, Rosa.

Tek başına ölmesine izin verdim.

Yalnız öldü.

Bu hepimizin başına geliyor.

Her zaman yanlarında olamayız.

Yalnız ölmesine izin vermeyeceğime...

...elini tutacağıma söz vermiştim ama o öldü.

"Dene. Başarısız ol.

Tekrar dene.

Daha çok başarısız ol."

"Kimse arkasında hiçbir şey bırakmayacak kadar fakir ölmez."

"Kimse arkasında...

...hiçbir şey bırakmayacak kadar...

...fakir ölmez."

"Kimse arkasında hiçbir şey bırakmayacak kadar fakir ölmez."

-Baba, ne oldu? -Hiçbir şey.

Akşam yemeği için zamanın var mı?

Hayır, çalışıyorum.

Peki yarın akşam?

Yoğunum.

Seni ne zaman görebilirim?

Bilmiyorum.

Ben seni ararım.

Hoşça kal.

"İnsan hayatında...

...fırtınalar ve kasırgalar vardır.

Onlar geçene kadar...

...bir limana sığınmak...

...akıllıca olur.

Deniz...

...her zaman mutlaka sakinleşir."

Rosa, ben Henri.

Seninle buluşmak istiyorum.

Kızım yine beni ekti.

Tamam olur.

Adresi mesaj atarım.

Görüşmek üzere.

İnsanlar sosyalist bir belediye başkanını seçmez.

Bir sosyalist değişebilir.

Bu durum 40 yıldır aynı.

1914'te savaş için oy verdiler.

Stalin ve Pol Pot tarafından...

...yetiştirilen komünistler şehri yönetebilir mi?

Sadece bir Yeşil herkesi birleştirebilir.

Boyun Eğmeyenler sayılmaz mı?

En çok oyu biz aldık, bu yüzden tek başımıza devam edebiliriz.

Yeter!

Bu kadar yeter!

Sadece geçmişten bahsediyorsunuz.

Hepimizin bir geçmişi var ve bu geçmiş her zaman parlak değil.

40 yıllık yenilgiler.

Boyun eğmeyenler sosyalist büyüklerini reddediyor.

Komünistler, ateistler, yeniden dirilmek istiyorlar.

Yeşiller değişim olmadan değişim istiyor.

Yurttaş komiteleri elini siyasetle kirletmeyecek!

Kaybetmek için elimizden geleni yapıyoruz.

Özür dilerim.

Seni beklettim.

Saat 22.00'a yaklaşıyor.

21.00'de buluşmak için anlaşmıştık.

Toplantı çok uzadı.

"Yaşlı adam, sanki insanlar hiç durmadan büyüyen...

...bazen çan kulelerinden daha yüksek olan...

...yürümeyi zorlaştıran ve tehlikeli hale getiren...

...ve aniden düştükleri canlı kazıkların üzerine tünemiş gibi...

...dengesiz bacakları üzerinde sendeliyordu."

Yanında iyi bir kitap varsa, zaman diye bir şey yoktur.

Mekan da.

Başka bir dünyaya yolculuk yapıyorsun.

Kayıp zamanın peşinde.

Belki de seni sıkıyorumdur?

Hiç de değil.

Akşam yemeği yiyelim mi?

-Geç olmadı mı? -Marsilya'da geç diye bir şey yok.

Bir karar verdin mi?

Geçen gün bir kadına "Sen bilirsin" dedim.

Söylediğimden emindim.

Ama bu akşamki toplantıdan sonra, bence her şey bize bağlı.

Burjuvazi rahat olabilir.

Asla birleşmeyeceğiz.

Sipariş verelim.

İtiraf ediyorum biraz acıkmaya başladım.

İyi fikir.

Gerçekten çok güzel bir akşam.

Sana kesinlikle katılıyorum.

Çok eğleniyorum.

Evet. Kesinlikle ben de.

Uzun zamandır bu kadar eğlenmemiştim.

Geçen gece bir rüya gördüm.

Rüyamda babamın motosikletindeydim.

Küçüklüğümdeki gibi.

Seçim geceleri, sayım başladıktan sonra...

...ilk sonuçları almak için...

...bir seçim merkezinden diğerine giderdik.

İlk sonuçları öğrenmek için hızlı gitmemiz gerekiyordu.

O rüyadaki şeyler...

...gözümün önüne geldi.

Yanaklarımdaki rüzgar, soğuk.

Zarfların sesi.

Motosikletin egzozunun ve babamın deri ceketinin kokusu.

Hızlı gitmek için arabaların arasında zikzaklar çizerdi.

Ona sıkıca tutunurdum.

Babam "Bana sıkı tutun!" diye bağırırdı.

Ve ben...

...gözlerimi kapatıp çarpışma korkusuyla...

...babama sıkı sıkı sarılırdım.

Ama çarpışmadık.

Hiçbir zaman çarpışmadık.

Kardeşin hâlâ evde mi?

Hayır, onu kovdum.

Sana bir şey sorabilir miyim?

Ne?

Işıkları kapatır mısın?

Çünkü beni çıplak görmeni istemiyorum.

Kaç yaşındasın sen?

Beş mi?

Sayılır.

Kahvaltıda ne var?

Sorun değil, kahve yaptım.

Aradığın şeyleri bulabildin mi?

Elbette. Beş yaşında değilim.

Bir gecede yaşlanmışsın!

20 yıl.

Cinayetten 20 yıl yersin.

Eğer sevgilinse müebbet yersin.

Ne kadar?

Hiçbir şey.

Çok gerginim.

Sakinleşmem lazım. Neden bu kadar gerginim?

Dünyayı değiştirmek için, gergin olman gerekir.

Bütün bunlara inanmıyor musun?

Diyelim ki Stoacılar gibi benim de korkum ve umudum yok.

Kalabilirsin. Giderken kapıyı kapatman yeterli.

Nereye gitmek için?

Senin gibi meşgul değilim.

Seninle gelebilirim. Bu sorun olur mu?

Hayır, neden olsun ki?

Yaşlı bir adamla görülmen.

25 yaşındaki birisi yaşlı değildir.

Yaşlıdan da beterdir.

Bu doğru. Ama sen varsın. Gerçekten varsın.

Gerçekten, gerçekten varsın.

-Benimle gelmek ister misin? -Evet.

Pek eğlenceli olmayacak.

Bir ilkokulu ziyaret edeceğim.

-Ne için? -Bunun için sabretmelisin.

Gerilim. Gerilime bayılırım.

Altın yıldızları için bir ilkokulu soyacağız.

Macerayı seviyoruz.

Tabii. Hadi, gidelim.

Ocak ayında başka bir talepte bulundum.

Dört yıldır talep ediyoruz.

Duvarları boyamalarını istiyoruz.

Tüm duvarlar çöküyor.

Kurşun ve asbest çocuklar için tehlike oluşturuyor.

Bizim için de. Peki ne yapacaksınız?

Israr edeceğiz, bir heyet oluşturacağız ve...

Bu işe yarar mı?

Bilmiyorum.

Duvarları boyayana kadar açlık grevi başlatacağız.

Boyanmadan önce ölürüz.

Dinleyin!

50 kişiyiz.

Boya için şehir deposuna gideceğiz.

Eğer vermezlerse, çalacağız.

Harekete geçmeli ve ellerimizi kirletmeliyiz.

Güçlerimizi birleştirirsek bu işi bir hafta içinde halledebiliriz.

Kim benimle?

Bu konuda bana güvenebilirsiniz. Şehir deposunu biliyorum.

Bir minibüse ihtiyacımız olacak.

Bende bir tane var.

Pekala, Cumartesi günü buluşuyoruz.

Sen boyayla ilgilen, diğerleri kovaları...

...merdivenleri getirsin, ben de basına haber vereyim.

Sen gerçek bir Passionaria'sın!

Bu çılgınlık.

Senin adın Dolores olmalı, Rosa değil.

Bu isimden nefret ediyorum. Dolores bana acıyı çağrıştırıyor.

Bunu yaparsam güler misin?

Hayır, asla gülmem.

-Peki buradan? -Hayır, hayır.

-Peki burası? -Hayır, hayır.

Peki ya burası?

Yapma.

Dur, kaza yapacağız.

Kazayı dün gece yaptık aşkım.

Hangi gün?

Çarşamba değil mi?

Evet anne.

Her yere yetişmeye çalışıyorum.

-Anahtarlarınız yanınızda değil mi? -Almayı unutmuşum.

Yukarı gelin.

Hiçbir fikrin yok.

-Fikrim yok mu? -Başıma gelenlerden.

Ödevlerinizi yapın. Turtayı çözdüreceğim.

Ne oluyor?

Seni mi aday gösterdiler?

Hayır.

Olanlardan haberin yok oğlum...

Ne?

Anlatsana.

Biriyle yattım.

Şey, ben...

-Sen biriyle mi yattın? -Çok mu komik?

Büyükannelerin cinsel hayatı olamaz mı?

Hayır, üzgünüm anne. İstediğini yapabilirsin.

Bunu tuhaf bulmuyor musun?

Sana biriyle yattığımı söylüyorum.

Sen sadece buna hakkım olduğunu mu söylüyorsun?

Gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum.

Hoşuna gitti mi?

Evet, hoşuma gitti.

Sorun da bu zaten.

Neden sorun olsun ki? Sorun yok.

Hem de benim yaşımda.

Peki kiminle?

Alice'in babasıyla.

Tam bir aile oluyoruz desene.

Farkında değil misin?

Bütün gün aşk sarhoşu gibi dolaştım.

Tekrar yapmayı çok istiyorum.

Gençliğine döndün.

Senin için çok mutluyum.

Rosa, Antonio, çocuklarım.

Ebeveynler çocuklarına yalnızca sahip olduklarını bırakabilirler.

Size bırakacak fazla bir şeyim yok.

Aklıma pek bir şey gelmiyor.

Ama size şunu söylemek istiyorum.

Eğer yardıma ihtiyacı olan birisini görürseniz ona yardım edin.

Onlara elinizden geldiğince yardım edin.

Onlara birkaç bozukluk olsa bile verin.

Dolandırıcı, hırsız ya da vurguncu olabilirler...

...ama içlerinde birisinin bile yardıma ihtiyacı olması yeterli.

İnsanlara her zaman bir şeye ihtiyaçları olup olmadığını sorun.

Hatta durumu iyi olan komşuna bile sorun.

Asla bilemezsiniz.

Belki istemeye utanıyordur.

Tek bir malım var.

Sana motosikletimi bırakacağım.

Uyuyamıyor musun?

Uyuyorum.

Rüyamda babamı gördüm.

Şanslısın.

Ben rüyalarımı hatırlayamıyorum.

"Delilerin körlere rehberlik etmesi çağımızın bir trajedisi."

Dinliyor musun?

"5 Kasım 2018 sabah 09.05'te...

...Rue d'Aubagne caddemizdeki 63 ve 65 numaralı binalar çöktü.

Tonlarca taş, tuğla, çivi, nemden çürümüş tahta kalaslar...

...ve çürümüş kirişler hayatları yuttu.

Yükselen muazzam bulutun içinde sokakta çığlıklar çınladı."

Dur, bu şekilde okuyamazsın.

Dinleyenler sıkılır.

Çok tek düze okuyorsun.

Bu şekilde olmaz.

-Sadece yaşananları okuyorum. -Evet elbette.

Ama bu şekilde olmaz.

Daha özel daha farklı bir yol bulmalısın.

Açılış nerede?

Orada, heykelin altında.

Homer'ın büstünün altında mı?

Homer'ın büstü.

-Ne? -Homer kimdi?

Kimdi o?

Bir şair.

-Yazar. -Fakat birçok eski şair gibi...

...aslında o neydi?

Pes ediyorum.

Kördü.

Körlüğünün hafızasını keskinleştirdiği söylenir.

Sesler Alice, sesler.

Hiçbir şey göremiyordu.

Ama her şeyi duyuyordu.

Çöken duvarları, düşen kirişleri.

Yani her şeyi.

Bunun hakkında konuş. Sesler hakkında.

Yaşananların insanlara dokunabilmesi için bunu yapman gerekiyor.

Şöyle başla "Büyük şair Homer kördü ama sağır değildi.

Ve böylece o gün..."

-5 Kasım. -Evet, 5 Kasım.

"O gürültüyü duydunuz mu?"

Sonra onun duyduğunu söylersin.

Ağlamalar, çığlıklar ve daha fazlası.

Daha sonra koro şarkıyı söylesin.

Bir halk korosu.

Böylece her şey mükemmel olur.

Ve artık hazırsın.

Fena değil.

Tamam neredeyse geldik.

Tamam, geldik.

Niye ağlıyorsun?

Seni tekrar denize atmayacağım.

Öyle bir şey düşünmüyorum.

Sorun yok, geldik.

Şimdi haberler.

Ülkede savaş devam ediyor.

Bize yaşananları anlatın.

Çatışmalar 2020 yılındaki çatışmalardan çok farklı.

Yine aynı bölgede yoğunlaşıyor.

Şu ana kadar hayatını kaybedenlerin sayısı...

...her iki taraftan toplam 100 kişi.

Bu sadece basit bir sınır çatışması değil.

Bu geceye ne dersin?

Bekleyebilir miyim bilmiyorum.

Sen doyumsuzsun.

Evet, doyumsuz biriyim.

Doyumsuz mu?

Henri, sen her şeyi biliyorsun.

Ben doyumsuz birisi miyim?

Beni duyamıyor.

Ama ben doyumsuz biriyim.

Bana gönderdiğin...

...kartpostalları anlamam en az iki günümü alırdı.

Doğru yaptığımızı sanıyoruz...

...ama biliyorsun ağaçlar gibi...

...çiçekler gibi etin, kokunun...

...mevsimlerle renk değiştiren derinin yerini hiçbir şey tutmuyor.

Bir gün gönderdiğin kartpostallarından...

...bir kitap çıkaracağım.

Adını da Babamın Sözleri koyacağım.

Gemi harap oldu.

Bir fırtına, müthiş bir fırtına!

Sicilya açıklarındaydı.

Hayatta kalan Ermeni'ler üzerinde...

...hiçbir şeyin olmadığı ıssız bir adaya sığınmayı başardılar.

Bir gece üç sandık sahile vurdu.

Bir kasa makarna, bir kasa hamsi ve bir kasa ceviz.

İki ay boyunca hamsili, cevizli makarna yediler.

Çok şanslılardı.

Biz buna Ermeni şansı diyoruz.

Bir kahramanla evleneceğimi bilmiyordum.

Öyle değil.

Savaş çok kötü bir şey.

Oradaki yaralıların tıbbi bakıma ihtiyacı var.

Kardeşlerimizi terk edemem.

Beklemek durumu daha da kötüleştirecek.

Her insan hayatı önemli.

Onlara yardım etmeliyim.

Seninki de öyle.

Gitmeni istemiyorum.

Tamam, gitmeyeceğim.

Neden korktuğumu bilmiyorum.

Çok güzel bir pazar günüydü.

Rüyamda boğulduğumu gördüm.

Hepiniz el sallıyordunuz ve ben battıkça...

...siz daha da bulanıklaşıyordunuz.

Birlikte çok mutluyuz.

Minas'ın Ermenistan'a gitmesini de istemiyorum.

Onu kaybetmekten çok korkuyorum.

Ama bunu ona söylemeyeceğim.

-Şerefe. -Şerefe.

Şerefe.

Hayır. Hayır, hayır.

Sarkis, bırak şunu.

Eminim sen de öylesin.

Asla annene oy vermeyeceğim.

Bir Yeşile asla oy vermem. Sokağa çıkma yasağı olacak.

Pastisimi mum ışığında içeceğimi mi sanıyorsun?

Her yerde mumların olduğu barı hayal edebiliyor musun?

Küresel ısınma.

Klima olmazsa hepimiz yanarız.

Anneni seviyorum ama çok ileri gidiyor.

Umutsuz bir vaka.

Kızının nerede yaşadığını biliyor musun?

Tepenin üstünde.

Oraya nasıl gidebilirim ki?

Oraya bisikletle çıkamam, çok dik.

Bisiklete binmek iyidir.

Egzersiz yapmayı tavsiye ediyorlar.

Egzersiz sana iyi gelecek.

Çok dik, tamam.

Dizlerim mahvoldu.

Programınız çalışmıyor.

O halde elektrikli otobüse bin.

Saatte bir geçiyor. Hayır, teşekkürler.

Bir saçmalık denizinde boğulduğumu hissediyorum.

Siz gördüğüm en aptal Ermenilersiniz.

İçkinizi bitirin ve beni rahat bırakın.

Eviniz yok mu?

Şimdi gidin.

Defolun!

Hoşça kal Sarkis.

Üzgünüm.

Her nedense dolunay varken gitmek istemiyorlar.

Bunu daha önce de fark etmiştim.

Gelgitler ve damarlarımızdaki kan için de aynı durum geçerli.

Arteriyel basınç meselesi.

Eminim.

Tıptan anlayan tanıdığım tek bar sahibi sensin.

Aynı şey.

Birkaç yerel karışım sunuyorum o kadar.

Ama her zaman duracağım yeri biliyorum.

"Primum non nocere."

Kimseye zarar vermem.

Kardeşin gibi bir mesleğin olsun istemedin mi?

Başka seçeneğim yoktu.

Büyükbabamdan babama, babamdan bana.

Oğlum devam ettirecek.

Kesinlikle.

Marsilya'daki Ermenistan.

Toprak kaybediyoruz.

Bu barı da mı kaybetmemizi mi istiyorsun?

Hayır.

Söyleyebilirim.

İşte bu, söyleyebilirim.

İlk çocuğumuz.

Ellerimin karıncalandığını söyleyebilirim.

Şapşal...

Yemin ederim.

-Bir oğlan. -Komik değil.

Ama gülüyorsun.

Ve inan bana...

...zor bir çocuk olacak.

Yapma.

Artık hemen evlenmemiz gerekiyor.

Yoksa gelinliğe giremeyeceksin.

Yapma. Hazırlanmam gerekiyor.

Ona ne isim vereceğiz?

Gregoire.

Anlamı ne?

Gregoire Ermenistan'ı kurdu ve ayrıca babamın adı.

Daha iyisi olamaz.

Sayımızı arttırmamız gerekiyor.

Tam bir mücadele.

Bu önemli.

İnsan kaybetmeye devam ediyoruz.

Bak neler oluyor?

Bitmedi.

Onlara hayatta olduğumuzu göstereceğiz!

Çocuk istememeni anlıyorum ama bu günah.

Kabul edilemez olanı kabul etmek.

Bu düşünceden sıyrılmamız gerekiyor.

Alice?

Alice?

Alice?

Alice?

Alice?

Minas! Minas, Alice'i gördün mü?

Hayır.

-Tamam mı? -Evet.

Bunu yapmak için sapı biraz aşağıda tutman gerekiyor.

Daha sonra ileri geri hareket ettireceksin.

Devam et.

Devam et.

Böyle mi?

Tonio, Alice'i gördün mü? Onu bulamıyorum.

Alice mi? Hayır.

Alice'i gördün mü?

-Hayır. -Telefonu açmıyor.

Bugün gelecek miydi?

Geleceğini söylemişti.

Jackson! Alice'i gördün mü?

Evinde yok.

Provaya da gelmedi.

Tek kelime etmeden gitti anne.

Korkuyorum.

Demek buradasın.

İzin günün mü?

Hayır.

İçecek bir şey ister misin?

Lütfen.

Neyin var?

Her şeyden var.

Bilmiyorum.

Her zamankinden.

Teşekkürler.

Sarkis'i aradın mı?

Çaresiz görünüyordu.

Hayır.

Ona nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum.

Ona ne söyleyeceksin?

Çocuk sahibi olamayacağımı.

Ona daha önce söylemedin mi?

Hayır, nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum!

Çocuk sahibi olmayı çok istiyor.

Tek konuştuğu konu bu.

Onu seviyorum ama öğrendiğinde Lionel gibi yapacak.

Erkekler çocuk ister.

Sarkis diğerlerinden daha çok istiyor.

Bu onun için çok önemli, anlıyor musun? O bir Ermeni.

Lionel'la yaşadığım şeyleri yaşamak istemiyorum...

...ama yine yalnız kalacağım.

Tamam.

Yeni yöntemler var. Denedin mi?

Evet her şeyi.

Ne yaparsam yapayım işe yaramıyor.

İşe yaramıyor.

Birbirinizi seviyorsunuz.

Başka yollar da var.

Evlat edinebilirsiniz.

Bunu asla istemez.

Asla istemeyeceğini biliyorum.

Hadi.

Burada uyuyabilirsin.

Yarın her şey daha netleşir.

Tamam mı?

Tamam.

Alice benimle birlikte.

Otel odamda bebek gibi uyuyor.

Anladım.

Seni arayacağım.

Alice'in nerede olduğunu biliyorum.

Babasının yanında.

-Başına bir şey mi gelmiş? -Hayır.

O iyi.

Bunu sana söyleyememiş.

Doğuştan gelen bir malformasyon nedeniyle çocuk sahibi olamıyor.

Baban ne derdi biliyor musun?

Şöyle derdi...

"Sevgili oğlum...

...eğer bu kadını sevdiğinden...

...ve onu hayatın boyunca seveceğinden eminsen...

...evlat edinebildiğin kadar çok çocuk evlat edin.

Kan yoluyla olmasa da kültürel anlamda Ermeni olacaklar."

Hadi devam et.

Alice'ine koş...

...ve her zaman yaptığın gibi beni gururlandır.

Hadi.

Evsiz kaldım.

Seni zavallı!

Burada uzanmaya devam edeceğim...

...sonra yavaş yavaş uykuya dalacağım.

"Yıldızlar sönüyordu, gün yeni yeni uyanıyordu."

Bu şehirde kimseyi tanımıyor musunuz efendim?

Hiç kimseyi.

Gerçekten mi?

Hayır. Hayır.

Aklınıza kimse gelmiyor mu?

Hayır, kimse gelmiyor.

Eğer isterseniz size eşlik edebilirim.

Çok isterim hanımefendi.

Devam edemem.

Her yerim ağrıyor.

Bütün gün hastanede koşturuyorum.

Bir sürü eksiğimiz var.

Bir şırınga için bile yalvarmak zorundasın.

Bu yüzden hepimiz hasta olacağız.

Pazartesi akşamı seçim için bir toplantım var.

Umutsuz. Asla anlaşamazlar.

İnsanlar daha iyi ücret, çalışan asansörler...

...ve pazar günlerini çocuklarıyla birlikte geçirmek istediklerinde...

...kavgalar çıkıyor.

Geçen gün "aşkım" dedin.

Dedim mi? Ne zaman?

Arabada, okuldan sonra.

Evet bu doğru.

Evet bu doğru.

Bunu kime söyledin?

Anlamıyorum.

Çocuğuna, kedine, arkadaşına...

...kardeşine "aşkım" dersin.

Ya da sevdiğin adama.

-Yarın görüşürüz. -Görüşürüz.

Hoşça kal Rosa.

İstifa edeceğim.

Bundan bıktım.

İnsanlara yardım etmek istedim.

Acılarını hafifletmek istedim.

Yaptığım şey bu değil.

Tam iki yıl geçti.

Hep dalga üstüne dalga. Koronavirüs işimizi bitirdi.

Artık devam edemiyorum.

Artık o kadar yoruldum ki bunları duymaya dayanamıyorum.

Geçen gün bir hastamın inlemelerine dayanamadığım için...

...neredeyse boğuluyordum.

Devam edemem.

Seni utandırıyorum Rosa.

Biliyorum çünkü kendimden utanıyorum.

Bence kalmalısın.

Kendine verdiğin sözü tut.

Hastanenin sana ihtiyacı var.

Bunu biliyorsun.

Sana güveniyorum.

Dünyanın senin gibi insanlara ihtiyacı var.

Her gün beni görmeye gelecek misin?

Böylece seninle daha fazla zaman geçirebiliyorum.

Laetitia'ya söylediklerime inanıp inanmadığımı bilmiyorum.

Başkalarına söylediğim cesaretlendirici cümlelere...

...hiçbir zaman inanmadım.

Bütün hayatımı ailemi memnun etmek için harcamadım mı?

Peki bana ne olacak? Peki...

Henri? Peki ya Henri ve ben?

Tonio!

Laetitia, iyi misin?

Sarılmaya ihtiyacım var.

Babamı özlüyorum.

Onu görmeyeli çok uzun zaman oldu.

O zaman dinlen.

Uyumaya ihtiyacın var.

Ve burası bahçe.

Bu evi alacağız, tamam mı?

-Neden? -Her şey var.

Peki ne kadar?

Çocuklar için bir salıncak.

Sırf salıncak var diye alamayız.

Neden?

Peki sağlam mı?

Salıncak eve ait.

-Sana büyük bir paket var. -Ne geldi?

Bilmiyorum.

Bu saatte teslimat yapmamalarını söylemiştim.

Hiçbir şey sipariş etmedim.

Bu da ne?

Teslimat fişini görebilir miyim?

Merhaba Paula.

Tamam.

Okulda buluşmuyor muyduk?

Gitmek zorundasın.

Başka seçeneğin yok.

Ermenistan'a gitmelisin.

Teşekkürler.

Minas!

Buna inanmıyorum.

Evi henüz almadık ama bir kaydırak sipariş etmiş.

Kaydırağı nereye koyacağım?

Nereye koyacağım bunu?

Tamam. Yolu açın.

Nereye koyacağım?

Hazır!

Marsilya'nın kadınları ve erkekleri...

...hepiniz bu gece burada toplandınız...

...atamız Homer'ın büstüne yakından bakın.

Anlatılanlara göre bu büyük Yunan şairi kördü.

Ama sağır değildi!

5 Kasım 2018'de...

...sabah saat 09.05'te...

...Rue d'Aubagne'deki...

...63 ve 65 numaralı...

...binalar çöktüğünde...

...çıkan dehşet verici sesi...

...duymuş olmalı!

O çıkan korkunç sesi duymuş olmalı!

Tonlarca taş, tuğla, çivi...

...nemden çürümüş ahşap kalaslar insanları yuttu!

Bu sağır edici ortamda...

...onların yakarışlarını duydu mu?

Bir mahallenin çocuklar için ağladığını duydu mu?

Şehrimizden yükselen isyan çığlıklarını duydu mu?

Evlerinden polis zoruyla çıkarılanların...

...çığlık seslerini duydu mu?

Marsilya'nın...

...dört bir yanına...

...alelacele takılan asma kilitlerin sesini duydu mu?

Peki ya terlikleriyle, pijamalarıyla hatta yalınayak...

...soğuk sokaklara sürüklenen insanların inlemelerini duydu mu?

Terk edilmiş binalardaki fareleri gördü mü?

Peki su basılan yerleri?

Bütün bunları duydu mu?

Peki insanların üzerine fırlatılan...

...göz yaşartıcı gaz bombalarının sesini duydu mu?

Peki ya bütün bir halkın sorduğu cevaplanmamış soruları?

Buldozerlerin mezar kazdığını duydu mu?

Sahiplerinden ayrılan köpeklerin havlama seslerini?

Duydu mu?

İnsanların üzerlerine yürüyen polisin...

...ayak seslerini duydu mu?

Peki ev sahiplerinin tuhaf bahanelerini?

Mahalleyi eskort eşliğinde ziyaret eden resmî heyetlerin sesini?

Dükkanların kepenklerinin kapanış sesini?

Peki ya...

...kimsenin bulamadığı, bulmaya çalışmadığı...

...ya da bulmak istemediği bedenlerin sessizliğini?

Büyük Yunan şairi Homeros'un bu büstü...

...bize hiçbir zaman cevap vermeyecek!

Buraya 5 Kasım Meydanı ismini verirken...

...bu korkunç seslerin...

...bir gün buradan geçen herkesin anılarına...

...bir şekilde damga vurmasını istiyoruz!

Bu tarihin...

...neden bu duvara yazıldığını...

...ve kazındığını soracaklar.

Ve birisi...

Belki bir şair...

Hatta muhtemelen sıradan bir bölge sakini...

...onlara o gün neler yaşandığını anlatacak.

Bu büstün arkasından!

Ama her şeyden önce...

...arkamızdan!

Bu gece siyaset yapmanın tek yolunu gördük.

Bizim nesil bunu yapamaz.

Hastaneden ayrılıyorum.

Aktivist çalışmalarıma son veriyorum.

Buradan ikimiz birlikte gideceğiz.

Kithira'ya mı yelken açacağız?

Kesinlikle.

Rue d'Aubagne'deki ölüler sizi izliyor.

Dogma olmadan dogmatik olmaya...

...ve en ufak şeyleri bile tartışmaya hakkınız yok.

Şeytan ayrıntıda gizlidir...

...ama sizi ilgilendiren en önemli şey...

...partinin hayatını sürdürmesi...

...ve her şeyden önce...

...sizlerin de onunla birlikte hayatınızı sürdürmeniz.

Bu yüzden okullar, düşük ücretler...

...barınma gibi şeyler umurunuzda bile değil.

Devam edemem.

Fikrinizi değiştirdiğinizde beni arayın.

Adayı mı öğrenmek istiyorsunuz?

Az önce gitti.

Rosa!

Rosa!

Rosa.

Rosa.

Özellikle bir kuş, her gün benimle yürüyor.

Bu nasıl olabiliyor?

Bahçenin her iki tarafındaki duvarların yanında yürüyorum...

...ve kuş çalıdan çalıya atlayarak beni takip ediyor.

Çok hoş değil mi?

İkimiz de mutluyuz.

Kar fırtınasında bile yürüyüş yaptık.

Ancak bugün...

...kuş o kadar bitkin...

...sırılsıklam ve perişan görünüyordu ki...

...ben de aynı durumda olmalıyım diye düşündüm.

Yine de birlikteyken kendimizi çok iyi hissediyoruz.

Bugün fırtına o kadar kuvvetli ki...

...ikimiz de dışarı çıkmaya cesaret edemedik.

Kuş penceremin parmaklıklarına kondu...

...ve camın arkasında...

...ne yaptığımı görmek için başını sağa sola eğdi.

Masamda oturuyorum...

...ve odada ses çıkaran saatin tik taklarını keyifle dinliyorum.

Çalışıyorum.

Biliyor musun...

...her şeye rağmen...

...umarım görev yerimde bir sokak savaşında...

...ya da bir kolonide ölürüm.

Ama benim özel hayatım yoldaşlarımdan çok bana ait.

Ben mi, aday mı?

Hayal et.

Asla olmaz. Akıllarını kaybetmişler.

Bence sen olağanüstüsün.

Bir daha düşün Rosa.

Karar vermek için fazla zamanın yok.

Sana yardım edeceğim. Konuşmalarını yazarım.

Bekledikleri kişi sensin.

Çok net.

Hiçbir şeyin bitmediğine...

...her şeyin yeni başladığına inanmalıyız.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.