All language subtitles for The.Walking.Dead.Daryl.Dixon.S02E06.The.Book.of.Carol.Au.Revoir.Les.Enfants.1080p.AMZN.WEB-DL.DDP5.1.H.264-NTb.tur

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean Download
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil) Download
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian Download
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Bizim oralarda...

o çiçeği üflerken dilek tutarsan gerçekleşir derler.

Fransızca'da pissenlit denir.

Çünkü yutarsan gece altına işersin.

"Piss in the lit."

Al. Araba bagajında buldum.

Telleri elimden geldiğince düzelttim.

Peder Jean mı öğretti çalmayı?

70'ler rock'ı severdi. Neil Young, Joan Baez, Led Zeppelin.

Sen gelmiyorsun, değil mi?

Birimizin kalması gerek.

En doğrusu benim kalmam.

Konuşmak ister misin?

Niye? Kararın değişmeyecek ki.

Ne zaman iyi bir şey olsa, kötü bir şey çıkıp onu mahvediyor.

Geçici süre için.

Niye kalıcıymış gibi geliyor o zaman?

Amerika çok uzakta. Tek başına kalacaksın.

Daha önce de kaldım.

Defalarca.

Ben de geleceğim.

O sözü veremezsin.

Hey, bana bak.

O sözü veririm. Tekrar göreceğim seni.

Tamam mı?

Haydi, çal bir şeyler.

♪ Her zaman alamazsın istediğini ♪

♪ Her zaman alamazsın istediğini ♪

♪ Her zaman alamazsın istediğini ♪

♪ Ama bazen denersin ♪

♪ Bir de bakarsın ♪

♪ Almışsın istediğini ♪

DARYL DIXON: CAROL FASLI "Hoşça Kalın Çocuklar"

Nasıl durumlar?

Ben gelmiyorum, bilgin olsun.

Daryl ile çocuğu götürmeni istiyorum.

Niye yardım edeyim ki size?

Beni buraya boktan gerekçelerle getiriyorsun.

Ne için?

Şimdi de sana iyilik mi yapacağım?

Tamam, beni cezalandırmak istiyorsun.

Ama ben kendimi yeterince cezalandırıyorum zaten.

Hıncını onlardan alma lütfen.

Şato hastaneye dönüştürülmüştü.

Bir dönem akıl hastanesi olarak kullanıldı.

Hâlâ işimize yarayacak şeyler olabilir.

- Atları burada bırakalım. - Tamam.

Zamanlama iyi oldu. Hayvan da çatlamak üzere.

Teşekkürler.

Bu kasılmalar...

hayvanın susuz kaldığını gösterir.

Atlardan anlıyorsun, Akile.

Daha çok katırlardan.

Cezayir'deyken babam çiftçilik yapardı.

Kardeşin var mı?

İki erkek kardeş. İkisi de öldü.

Kız kardeşim Cemile'den haber alamıyorum.

Senin kimsen var mı?

Ben Kamerun'dan kendim geldim.

Açlar geldiğinde de kaybedecek kimsem yoktu.

Kaybedecek kimsen olmayınca dayanmak daha kolay.

En iyisi biz gidelim.

Onlar atların yanında beklesin.

Ayrılmasak daha iyi olmaz mı?

İçerisi tehlikeli olabilir.

O yüzden dedim.

İlginç biri.

İlk görüşte aşk, ha?

Bu da seninki.

Fransız sağlık sistemi.

Dünyada bir numara.

- Ben diğer tarafa bakıyorum. - Tamam.

Codron!

Kıpırdama!

Güzel tabanca.

Uçak nerede?

Bırak artık. Dava çöktü.

Dava çökmedi.

Rahibe Jacinta kehaneti gerçekleştirecek.

Çoktan gittiler.

Gökyüzünü izliyoruz.

Son iki günde uçak uçmadı.

Evet?

Bilmiyoruz. Bize söylemediler.

Konuş.

Bence biliyorsunuz.

Evet...

arkadaşını öldürmemizi mi istiyorsun?

Erkek milleti.

Dixon'ı uyarmamız gerek.

Yerlerini bilmiyoruz.

Ben biliyorum.

Sanırım benden pek hoşlanmıyor.

Kim, Ash mi?

Onun kafası başka şeylerle meşgul.

Çünkü ona yalan söyledin.

Onun gibi bir şey.

Şimdi de kendini kötü hissediyorsun.

İnsanlar yalan söylememeli.

Evet, söylememeli.

Ama iyi ki sen söyledin.

Ash'e doğruyu söyleseydin bugün burada olmayabilirdin. Daryl da aynı şekilde.

Olaylara gerçekten özel bir gözle bakıyorsun sen.

Commonwealth'de bir sürü arkadaşın olacak.

Sence Daryl tek başına dönmeyi başarabilir mi?

Nasıl bir hortum arıyoruz?

Harici tanka bağlayacak kadar uzun bir şey. Durmamıza gerek kalmasın diye.

Evet, Grönland. Duydum olanları.

Hey, bak! Yardıma ihtiyacım yok benim.

Tamam. Öyle olsun.

- Anne babasına ne oldu? - Kim, Laurent mı? Çocuk yetim.

Çocuğun için üzüldüm. Carol anlattı.

Sophia'yı kaybettiğinde yanındaydım. Kimsenin başına gelmesini istemem.

Evet. Karını ya da kocanı kaybedince dul diyorlar.

Ama çocuğunu kaybedersen...

onun adı yok.

Adı konamayacak kadar acı belki.

- Çocuğun var mı? - Hayır.

Belki öyle daha iyi. Endişe etmen gerekmez.

Endişe edecek şeyim çok.

Bak, buraya çocuk kurtarmaya gelmiştin.

Hâlâ yapabilirsin onu.

Dur bir dakika.

Hey!

Demek ki, iyi ki sen geliyorsun!

Buraya taşındığımda ilk bu sokakta oturuyordum.

Kaçtığımda aslında. Bizim köyden buraya şarkıcı olmaya gelmiştim.

Bana inanmadığı için annemden nefret etmiştim.

Ama belki de beni korumaya çalışıyordu.

Şimdiki halini görse...

Benden utanır mıydı acaba?

Nerede şimdi?

Memlekettedir herhalde.

Carélie'de.

Kıpırdama! İn aşağı!

Ne oluyor böyle?

Öldürtecek misin bizi?

Çık.

İşlettiğin o foseptik çukurundan hatırlıyorsundur beni.

Evet!

Bir adamla gelmiştin, yalnız ayrıldın.

Onunla aynı şeyi istiyorum.

Ona yardım etmedim. Sana neden edeyim?

Tüh!

Uçakları var biliyorum.

Onları bulmama yardım et, yoksa sırada süslü arkadaşın var.

Ben bu yüzden arkadaş edinmem.

Karşılığını almadan da bir şey vermem.

Canını kurtaracaksın?

İki türlü de bana uyar.

Ne istiyorsun?

Eve gitmek.

Bizimkilerin yanına.

İşte...

çocuğu bulmana yardım ederim...

uçağı alırım. Pilotu da.

Bu sayede birbirimizi duyabileceğiz.

Bu yüksekliğimizi gösteriyor.

Bu da gittiğimiz yönü.

- Bu peki? - O komünikasyon için...

- Çocukla iyi anlaşıyor. - Evet, öyle.

Evet.

- Sana bir şey getirdim. - Ciddi misin!

- Buraya kadar taşıdın mı? - Tek kabin bagajı dedi...

Evet. Teşekkürler.

- Daryl, bak. - Ne diyeceğini biliyorum.

Sen kalmayacaksın.

- Herkes için doğrusu bu. - Karar verildi zaten.

Benim burada kalmam gerekse bile seni geri götüreceğim.

Çünkü sana bir şey olursa kendimi asla affedemem.

O haklı.

Daryl daha uzun süredir burada.

Hayatta kalmayı biliyor. Sen de uçağı biliyorsun. Bana yardım edebilirsin.

Ash, mesele o değil.

Mesele çocuğu bir an önce güvenli bir yere götürmek.

Anlaşılan azınlıkta kaldın.

Şşş.

- Sakin! - Fallou? - Sakin, sakin!

Jacinta yaşıyor. Laurent'ın peşindeler.

- Hazır mısın uçmaya? - Hemen gitmeniz gerek!

Haydi, şu paneli indirelim!

Tamam. Böyle iyi.

Motoru test etmem gerek.

Uçak diğer tarafta, yarış pistine yakın. Bu taraftan geldiğinizi anlamazlar.

Burada kalın. Kaçmaya çalışabilirler.

Gidin.

IŞIKLAR ŞEHRİ PARİS'İ ZİYARET EDİN

Eski halinden eser yok, değil mi?

Yine güzel olacak. Bir gün.

Umarım bir an önce evine dönersin.

Evet, ne tarafa?

Otoparkın içinden. Piste çıkarsınız.

Tamam. Yürü. Yolu göster.

Önden sen.

Biliyordun!

Dixon öldürecek seni.

Hayır, tanrı bizim yanımızda.

Tanrı bizden vazgeçeli çok oldu.

Duydunuz mu?

Uçak sesi.

Çıkın bakın! Diğerleri benimle gelsin.

Karbüratör biraz inatçı. Ayar çekmem lazım.

Atla.

- Tekleme yapıyorsa... - Yakıt hattına hava karışıyordur.

Doğru. Manifoldu biraz sıkınca hallolur.

- Emin misin? - Evet.

Gelen var!

Buldular bizi.

Tamam. Piste çıkana kadar bize zaman kazandırın.

Tamamdır.

Hey, bana bak! Yakında görüşeceğiz. Tamam mı? Söz veriyorum.

Silahı al.

Biliyorum. Gidin.

Haydi, gidin!

Evet! Evet! Tamam, gidelim.

- Hey! Yardım edin şunu kaydıralım. - Tamam!

Tamam mıyız?

Evet. Evet, tamamız.

Baksana!

Hastir!

Haydi! Haydi, haydi, haydi!

Haydi!

Aldın mı, orospu çocuğu!

- Ben hallederdim. - Evet, biliyorum.

Gün batmadan geliriz dediler.

- Sabah yola çıkarız. - Kim bu insanlar?

Demimonde'da tanıştığım bir çift. İngiltere yolunda yardım ederler.

Oradan da Amerika'ya bir yol bulursunuz.

- İngilizce biliyorlar mı? - İskoçlar yani... - Hayır.

Hararet yapıyor.

Aynı at gibi.

Keşke devemiz olsaydı.

- İngiltere'de durum daha iyi diyorlar. - Hayır, hayır.

Küçükken Londra'ya gitmiştim. Yemekleri berbattı.

Yine de gelebilirsin sen de.

Ben Paris'i seviyorum.

Buranın özel bir atmosferi var.

Ve Cemile'yi bulmayı umuyorum hâlâ.

Dikkat!

Fallou! Seninkiler silahları indirse belki daha iyi olur.

Merhaba, dostlar!

Bunlar Fiona ve Angus.

- Ada yolunda rehberliğimizi yapacaklar. - Seni görmek güzel.

Daryl, Codron, Carol ve Akile.

Selam! Memnun olduk.

Kontrol noktasından geçiş için erzak.

- Tamam. - Erzak.

Peki. Şarap. Biraz yiyecek. Çok iyi.

Evet. Yeter bunlar.

Fazlası bile var.

İlk birkaç yıl Edinburgh'daydık.

Fiona dedi ki, "Aman boş ver. Gel evlenelim."

Paris romantik olur diye düşündüm.

- Gençtik. - Genç ve aptal.

Fransa'yı hep farklı hayal etmişimdir.

Tarihi, kültürü, mutfağı.

Dünya boka sarmadan öncesi nasıldı?

Benim Fransa'm mükemmeldi.

Yani çoğu zaman.

Tabii bazı şeyler pek iyi olamıyordu.

Komşularım vardı. Desjardins'ler. Beyaz bir aile.

Çok kibardılar. Benim yemeklerim kötü kokardı.

Müziğimin sesi yüksekti.

O dönem hastanede çalışıyordum. Gelişim gidişim belli olmuyordu.

Şikayet ederlerdi.

Sonra Mösyö Desjardin işini kaybetti.

Çok içiyordu. Bana sataşıyordu.

Çok kötü sözlerle.

Göçmen mahallesine taşınıp kendim gibilerle yaşamamı söylerdi.

Sonra güm!

Dünya değişti.

Dairelerimizde kaldık. Dayanmaya çalıştık.

Bu korkunç şey geçsin diye bekledik.

Bir akşam kapı çalındı.

Silahımı alıp baktım.

Kucağında iki yaşında kızıyla karşımdaydı.

Yardım etmem için yalvaran gözlerle bana bakıyordu.

Öldü zannetmiş ama hayır. Kızın soluk borusu tıkanmış, bayılmıştı.

Nefes almasını sağladım.

- Kız bana gülümsedi. - Babası?

Kızı aldı ve gitti.

Ama gözlerinde minnet duygusu vardı.

Kıyamet ırkçılığı bitirdi mi yani?

Belki şartları birazcık eşitledi.

Artık sadece iki çeşit insan var.

Ölüler ve yaşayanlar.

Bize odun lazım.

Bekle, ben de geliyorum.

Peki. İyi geceler.

İyi geceler.

Anlattıkların üzdü beni.

Çocuk kurtuldu.

Sonra ne oldu?

Aile taşındı.

Mobilyalarını yakacak olarak kullandım.

Kışı geçirmemi sağladı.

Veda içindi. Yarın utanırım.

O zaman gel bizimle.

Camile'siz olmaz.

Haydi tekrar veda edelim.

Rahibeye olanlar için üzgünüm.

Muhtemelen daha iyi bir yerdedir.

Kardeşim gibi.

Adı Michel'di.

Fransa'da eski usül bir isimdir.

Hep dalga geçerdim.

Nefret ederdi.

Onu öyle görmek çok fenaydı.

İşini...

bitirmek zorunda kalmak.

Bir nevi...

kendinden bir parçayı yok ediyorsun.

Evet, tahmin edebiliyorum.

Olanları hiç anlatmadın.

Michel'i öldürüşünü.

Ben öldürmedim.

Kız benden önce yaptı.

Ne?

Ne kızı?

Sıska bir kız.

Yanında yaşlı bir adam vardı. Herif körmüş gibi kandırdılar beni.

Bana senin yaptığını söyledi.

Ne demesini bekliyordun?

Ne yani, Marsilya'dan beri olanlar...

Manastır, Ana Üs, Yuva, bütün yaptıklarım...

Hepsi o kız yüzünden miydi?

Kız iyi yalancıymış demek ki.

İyi misin?

Varmışlardır oraya.

Ezekiel Ash'i gezdiriyordur muhtemelen.

Belki Judith Laurent'a katana kullanmayı öğretiyordur.

Kolay değildi orada olmak.

Hiç yuva gibi olmadı.

Bu kez farklı olacak.

Beraber kalacağız.

Yüzünü hatırlayamıyorum onun.

Gözümün önüne sadece çiftlikteki hali geliyor.

Ama öncesindeki...

hikayeler okuduğum o küçük kız...

şarkılar söyleyip güldüğüm...

Zaman o Sophia'yı alıp götürdü.

Geriye tek kalan, ahırdan çıkan o hali.

Daha fazlası var. Sadece öyle geliyordur.

Yorgunum ben.

O kadar çok oldu ki her şey çorbaya döndü. Sophie, Lizzie, Henry.

Hey.

Hiçbiri senin suçun değil.

Gel buraya.

Gel.

Vazgeçmek yok. Tamam mı?

Biz böyleyiz.

Burası, ha?

Biraz harap halde ama yine de geçebiliriz.

Vay be!

- Manş Tüneli. - The Chunnel.

- İngiltere'ye 50 kilometre. - Gelirken yaklaşık 9 saatte yürüdük.

- Kendine iyi bak. - Sen de.

Hep aklımızda olacaksınız.

Gidelim!

Yolunuz açık olsun, dostlar!

Eminim gideceğiniz yere varacaksınız.

Gelmiyor musun?

Kalmak için bir nedenim var artık.

Ben demiştim.

Sizlerle kavga vermek şerefti.

Her şey için teşekkürler.

Her zaman kardeşimsin!

Ne dedi?

Kardeşimsin dedi.

Anlamıştım zaten.

Fransızca'yı ilerletiyorsun.

Ee, İngiltere ne durumda?

- İngiltere bok çukuru. - O kadar kötü, ha?

Aslında ordu devreye girdi. Hemen kapattı her şeyi. Biz ayrılırken durumu iyiydi adanın.

Evet ama sonuçta İngiliz onlar. Her türlü bok çukuru.

Ama İskoçya dedin mi, o başka dünya!

Bu ne be?

- Guano. - Guano?

Yarasa boku. Elleme.

Niyetim yok.

Psikoaktif o şey.

Denizin altındayız şu an.

Umarım çökmez.

Boğulmayı hiç hesaba katmamıştım.

Merak etme. Daha saçın ıslanmadan göçük altında ölürsün.

İçimi rahatlattın. Sağ ol.

Ne kadar gittiğimizi nasıl anlıyoruz?

Sarı kapılar servis tüneline çıkıyor. 500 metrede bir var.

- 91 tane kaldı. - Durun!

Kontrol noktası herhalde.

- İngilizler? Niye Fransa'ya bu kadar yakınlar? - Şerefsiz Fransızlar'ı uzak tutmak içindir.

Hey! Ağır ol!

İndirin işte silahlarınızı. Ben konuşurum. Siz ayar edersiniz onları.

Merhaba!

Britanyalı'yız! Lütfen ateş etmeyin! Hediyelerimiz var. Angus, versene.

- Olur, tamam. - Sağ ol.

- Şarap! Şarabımız var! - Tanrı kraliçeyi korusun!

Pek şarap içecek halleri yok.

Biz içeriz.

Ve tanrı buyurdu...

Birbirlerini öldürmüşler.

Niye yapsınlar ki?

Belki guano yapmıştır.

Çok içine çekersen halüsinasyon görüyorsun, paranoyak oluyorsun.

Kafayı sıyırtıyor.

Yürüyün, devam!

Ne bu?

Biyolüminesans.

Bazı hayvanlar ve bitkiler ışık saçarlar.

Ateş böcekleri gibi.

Evet, aynen.

Aylak.

Tamam, arkamda kalın. Tek sıra, sessizce.

- İyi misin? - Sen beni merak etme, Frenk!

Gel, gel!

Ne var?

Hayır, hayır! Hayır!

Hayır! Hayır!

Hayır. Michel!

Michel!

Michel! Dur!

Hayır!

Carol nerede?

Kardeşimi öldürdün!

Dur! Dur! Benim.

Yapma!

Michel!

Michel!

Michel!

Hey, birader!

Al, tak şunu.

İşte buradasın.

Kusura bakma, birader. Herkese maske yok.

Memlekette bekleyenimiz var bizim.

Burada bırakacak mıyız?

O kadar çok oldu mu?

Ben de...

Seninle gelebilir miyim?

- Tabancamı al. - Ne?

Çantamdan tabancayı al!

Çantan nerede?

Sana vermiştim ya?

Artık yeter mi diyorsun?

Gücün kalmadı mı hiç?

Bitti mi diyorsun?

Ama burada ölmeyeceksin.

Onun gibi.

İlk tanışmamızı hatırlıyor musun? Sana söylediklerimi?

Umuda şans ver.

Yolun açık olsun, Mösyö Dixon.

Tak şunu.

Var ya...

- İyi misin? - İyiyim sanırım.

- Codron nerede? - Çekti gitti.

Haydi eve gidelim.

Olur.

Çeviri: Takaya @TakayaSubs

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.