Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
İsveç polisinin ünlü cerrah Paolo Macchiarini'yle ilgili
soruşturmasından çıkacak sonucu öğrenmek için
kalabalık bir güruh bugün burada toplandı.
Kendisi görevi kötüye kullanmakla suçlanıyor.
Yetkililer dünya tıp camiasında fırtınalar koparan vakada
bugün iddianamenin sunulması bekleniyor.
Bana güveniyor musun?
Tanrım!
Merhaba Keziah.
Yeniden hücrelendirme tamamlandı doktor.
Harika.
Şimdi 100'den geriye saymanı istiyorum.
Bıçak.
Siyaset konuşmaya gelmedim.
-Benita? -Efendim?
Bizim kızı gördün mü?
Fondip!
-İyi ki doğdun! -İyi ki doğdun!
Seninki çalıyor.
Alo?
Hep çok gürültü yapıyorsun B.
Sabaha karşı birde beni hastaneye sürükleyen adam söylüyor bunu.
Ne oldu?
Ona sor.
-Merhaba. Durumu iyi mi? -Evet.
Evet. Hanımefendi eşiniz mi?
-Eski. -Eski.
Tamam, John evinde baygın bulunduktan sonra getirildi.
Onkoloğunuza mesaj bıraktım
ama bunun sebebi büyük ihtimalle beyin tümörü.
Yani tedavi işe yaramıyor mu demek bu?
Net olarak hiçbir şey demek değil.
Ama doktorunuz size hastalığın seyrinden bahsetti mi?
Evet, biliyoruz. Kurtulma ihtimalim az.
Yüzde altı.
Yüzde altı. Bu rakamı sürekli söylemeye bayılıyorlar
ama birileri o yüzde altıya girmeli, değil mi?
Evet.
Şey, ben kan tahlillerine bakacağım.
Siz bir yere gitmeyin. -Tamam, burada olacağım.
İyi görünüyorsun B.
Bu akşam Kimmy'nin yaş günüydü.
Seni akşamdan kalma olmaktan kurtarmışım.
-Evet. -Rica ederim
Lizzi'ye söylesek mi?
Bekleyelim.
Tedavinin bu turuna yeni başladık, henüz hiçbir şeyin cevabını bilmiyoruz,
o yüzden bence bekleyelim. -Tamam.
Tamam. Olur.
Ama Benita...
...ben hastayım.
Biri o yüzde altıya girmeli John.
-Günaydın Benita. -Günaydın Larry.
Bu benim için, değil mi? -Evet.
Teşekkürler.
-Günaydın Benita. -Günaydın.
-Sana sunumlarım var. -Harika.
-Öğle yemeği? -Tabii ki.
-Kafeteryada buluşalım mı? -Ay. Görüşürüz.
Firari haberim hazır mı?
Yarın. Ciddiyim.
Sana da günaydın. -Bir sürü shot içtim.
Evet, içtin.
Kusura bakma, gitmem gerekti. -Tanrım, lütfen. Gerek yok...
Sen kusura bakma.
Durumu nasıl? -Aynı.
-Geçmiş olsun faslını geçelim. -Tabii, nasıl istersen.
Ay, ne güzel.
Onlar John'ın.
Durumu böyleyken onlara bakmamı istedi... Onlar en sevdikleri.
Çalışmak iyidir. Çalışmak iyidir.
Anlaşıldı. Çalışmak iyidir.
Yapımcılığını üstlendiğim TV programı için şu tıp haberini yapmaya çalışıyorum.
-"Dejeneratif" tıp mıydı? -Rejeneratif tıp.
Peki. -Times'ta yeni soluk borusuna
ihtiyaç duyan küçük bir kız çocuğunun haberini okumuştum.
Kızın ailesi Avrupa'daki bir doktorla çalışıyormuş.
Adam yapay organ geliştiriyormuş.
Tıbbi mucizeler mi?
"Mucize" kelimesinden nefret ediyorum.
-Bu adamdan nefret edemedim ben. -Doktor o.
CV'si çok etkileyici. Dünyanın her yerinde çalışmış.
The Lancet'te yazılar yazmış.
Karolinska'dan araştırma bursları almış.
Nobel Ödülü orada veriliyor.
Ve adam İtalyan.
-Roma mı, Olive Garden mı? -Bilmem.
Peki...
...bugün kimiz?
Bina. Çok tatlı.
Şimdi, bu küçük kız...
Küçük bir kasabada yaşıyor. Yongsan-gu.
-Kore mi? -Evet
Ama ameliyatı için Amerika'ya geliyor. Kız bu.
Hannah Warren.
Bu çok iyi bir haber B.
Öyle, değil mi? Beğendim. Bu...
Bu umut verici.
Evet. Uğruna öğle yemeğini kaçırmaya değer.
Hadi oradan. Bu adam süper.
Materyali okudun mu? -Okuyacağım.
Gerçekten çok ilginç.
-Sorun mu yaşıyorsun? -Biraz.
-Galiba buradaki. -Bu, evet.
Tamam. -Oldu.
Tamam mı? -Evet, tamam.
Çalışıyor. Teşekkürler. -Harika.
Meslektaşlarım, iyi günler.
Bugün burada birçok branşın temsilcisi olduğunu görmek çok güzel.
Keşke benim konferanslarımda da böyle kalabalıklar olsa.
Şimdi, eminim Karolinska'nın yeni üyesini dinlemeye can atıyorsunuz.
Kendisi bir profesör, araştırmacı, göğüs cerrahı.
Dr. Paolo Macchiarini.
Teşekkürler, Müdür Hedley.
Bu muazzam kurumda çalışacağım için gerçekten çok mutluyum.
"Tanrı, Adem'e yaşam soluğunu üfledi
böylece Adem insan oldu." Yaratılış 2:7
Nefes, yaşamın özüdür.
Hepimizin doğuştan yapabildiği tek şey. Nefes almak.
Bir hastanın trakesi hasarlıysa
ne yazık ki seçeneklerimiz çok sınırlıdır.
Soluk borusu ameliyatları hastaları yaşatır, evet
ama nasıl bir yaşam kalitesiyle?
Araştırmamın odak noktası kök hücreler yardımıyla trake nakilleri.
Son zamanlardaki adıyla "Tanrı hücreleri."
Bir kadavradan donör trakesini alıyoruz ve donör hücreleri çıkarıyoruz.
Sonra, organı hastanın kök hücreleriyle yeniliyoruz,
nakil için hazırlıyoruz.
Dünyanın dört bir yanında birçok hastaya bu tekniği başarıyla uyguladım.
Son olarak Londra'da Keziah Shorten adında 19 yaşındaki bir hastaya.
Kendisine adenoid kistik karsinom teşhisi konmuştu
ve çok az ömrü kalmıştı.
Şimdi, ameliyattan iki ay sonra
donör trakesiyle çok sağlıklı ve mutlu.
Bu heyecan verici bir adım
ama hâlâ kusurlu bir süreç.
Neden mi? Donörler yüzünden.
Daima kusursuz boyuttaki trakeyi beklememiz gerek.
Ben de "Peki ya o adımı atlasak?" diye düşündüm.
Atladık da. Biyosentetik trakeler geliştirerek
tüm donörleri saf dışı bırakmayı başardık.
Hastaya uyması için özel olarak tasarlandı.
Aynı süreci kullanarak trakeye hastanın kök hücrelerini yerleştiriyoruz,
onu canlı bir organa dönüştürüyoruz.
Domuzlarla inanılmaz sonuçlar elde ettiğimiz deneyler yaptık.
Şu mutlu domuzlara bakın.
Ve böylece bugün buraya geldik.
Çalışmamızın son aşamasını büyük bir sevinçle açıklıyorum.
İlk biyosentetik insan organ nakli
burada, Karolinska'da gerçekleşecek.
Trakeye hâkim olduktan sonra
çalışmamızı kalp kapakçıklarına,
kan damarlarına ve organların tamamına yayacağız.
Bu teknolojinin potansiyeli sınırsız.
Bir an için raftan üç boyutlu basılmış bir organ aldığınızı düşünün.
Marketten erzak alır gibi.
Kimsenin organ bağışçısı beklerken ölmediği bir dünya hayal edin.
Şunu hayal edin:
Tıbbın geleceği...
...birlikte inşa edeceğimiz geleceği.
Teşekkürler.
Dr. Lasbrey, sizi tanıştırayım.
-Dr. Macchiarini. -Lütfen Paolo deyin.
-Paolo, çok memnun oldum. -Teşekkürler.
Barselona'daki ilk bronş naklinizden beri araştırmanızı yakından takip ediyorum.
Teşekkür ederim. Koltuklarım kabardı.
Dr. Lasbrey kardiyotorasik cerrah.
Kendi kök hücre rejenerasyonu araştırması üstünde çalışıyor.
Odağım kas onarımı. Kan damarı rejenerasyonu.
İlerleme kaydettim ama bir biyoyapay grefti
yeniden hücrelendirmek aklıma gelmezdi.
Gerçek trake kıkırdağı gözenekleri için destekleri siz mi yapıyorsunuz?
Aynen öyle.
Resmen implantın hâlihazırda bir parçanız olduğuna vücudu inandırıyorsunuz.
O şekilde düşünmemiştim ama evet, aynen öyle.
Harika.
Böyle bir teknolojinin engin uygulamaları...
Nasıl?
Onları nasıl inandırıyorsunuz?
Bilhassa, bir sentetik hücre
nasıl kan damarları, bazal katman yaratıp
bakterileri defeder? -Bu bey de Dr. Gamelli.
O da kardiyotorasik cerrahlarımızdan biri.
Karolinska'ya getirdiğiniz her hastanın operasyon sonrası bakımı onda olacak.
-Nasılsınız? -Çok memnun oldum.
Dr. Gamelli, size araştırmayı tekrar anlatabilirim isterseniz.
Çok düşüncelisiniz.
Evet, Dr. Macchiarini'nin araştırmasının
rejeneratif tıp alanında Karolinska'yı dünya lideri yapacağını umuyoruz.
Belki bize Nobel bile getirir.
Yani, daha çalışmalarımızın başındayız.
Ama ileriki nakillerin olası sonuçları muazzam.
Dr. Lasbrey, acaba...
Acaba ilk nakil hastasına yardımcı olmakla ilgilenir miydiniz?
Ben tam olarak "ilgilenmek" demezdim.
O zaman tamam.
Teşekkürler, gerçekten. Şeref duydum.
Ekibe hoş geldin.
Araştırmamla alakalı olduğu için merak ediyorum.
Greftler nasıl canlı hücrelere dönüşüyor?
Nasıl canlanıyorlar?
Bu...
Büyü gibi.
Benita.
Saat üçte burada olmalıydınız Dr. Macchiarini.
Çok özür dilerim. Motorla geliyordum,
beni Brooklyn'e getirmesi gereken bir köprüye girmiştim
ama meğer zaten Brooklyn'deymişim.
Dolayısıyla köprü beni Staten Island'a götürdü.
Çok ilginç ama çok uzak bir yerdi.
Sizi beklettiğim için gerçekten özür dilerim.
Sizi o motorda Verrazzano Köprüsü'nde hayal etmek de ceza bence.
Adı Verrazzano Köprüsü mü?
-Bir şey alır mıydınız efendim? -Şekerli bir espresso.
Normal şeker mi yoksa...
Affedersiniz.
Tamam.
Şeker, şekerdir. Yeter ki tatlı olsun, tamam mı?
Kaç dil biliyorsunuz Dr. Macchiarini?
Birini fena konuşmuyorum, altısı çok kötü.
-Hangisi fena değil? -Kimse söylemiyor ki.
Onu her gittiğiniz yere götürüyor musunuz?
O kiralık.
Pişmanlık duyduğum zevkim. -Neden pişmanlık?
-Motora biner misin? -Binerdim, uzun zaman önce.
Belki bir gün tekrar binersin.
Telefonda söylediğim gibi,
Rejeneratif tıpla ilgili özel bir haber hazırlıyorum.
Hannah Warren'ın ameliyatıyla çok ilgileniyorum.
Mahzuru var mı? -Yok.
-Anlatır mısınız? -Bir anomaliyle doğmuş.
Trake agenezisi.
Çok nadirdir.
Soluk borusu hiç tam olarak gelişmemiş.
Hiç kendi kendine nefes alamamış.
Hastaneden çıkamamış bile.
Tam bir trajedi.
Yatağa bağlı, hiçbir şekilde...
...dışarı çıkıp oynayamıyor, koşamıyor, lolipop yiyemiyor.
Çocuk olamıyor.
Çocuğunuz var mı?
Dokuz yaşında bir kızım var.
Kızının hiç lolipop tatmadığını düşünebiliyor musun?
-Hayır. Hayır, düşünemiyorum. -Evet, Hannah öyle.
Mahzuru yoksa... Biraz dışarıda yürüyelim mi?
-Tabii. Tamam. -Evet. Bence daha iyi.
Yani bu ABD'deki ilk yapay trake nakli.
Hannah'nın çocuk doktoru sebebiyle mi Chicago'yu seçtiniz?
Evet. Bir Katolik hastanesinde çalışıyor, ameliyatın ücretini onlar karşılıyor.
Katolik Kilisesi kök hücre araştırmasını finanse etmeyi sorun etmiyor mu?
Aslında Vatikan'da kök hücre araştırmalarına dâhil olan
bir yüksek komisyon var.
-Gerçekten mi? -Evet.
O kadarla da kalmıyor, Hannah'ya gerçekten yardım etmek istiyorlar.
Onun bize Tanrı tarafından gönderildiğine inanıyorlar.
Mucize için gönderildiğine mi?
Bununla mı anılmak istiyorsunuz? Mucizeler gerçekleştirmekle mi?
Şey... Bu biraz şey gibi...
Biraz... Siz ne diyordunuz?
Klişe mi? Klişe. Evet. -Klişe, evet.
-Biraz klişe Dr. Macchiarini. -Çok.
Yani bu ameliyatı daha önce yapmış olsanız bile
Hannah biyosentetik nakil yapacağınız en genç hasta olacak.
Doğru.
Bu tereddüde yol açıyor mu?
Son zamanlarda bütün kariyerimin, hatta belki bütün hayatımın
beni buraya getirdiğini düşünüyorum.
Bu küçük kıza.
Onun buna herkesten çok ihtiyacı var.
Yine de hâlâ son derece deneysel bir ameliyat.
Evet, öyle. Yeni. Karmaşık. Biraz tartışmalı.
ABD'de ameliyat izni alabilmek için çok uğraştık.
Ama olmazsa Hannah kesinlikle ölecek.
Yani birini kurtarmak için bir fırsat varsa
bence bu riske değer.
Ben bir haber yapıyorum
ve Hannah'nın yolculuğunun haberin odağı olmasını istiyorum.
Hatta beni doğrudan Warren'larla görüştürmenizi umuyordum.
-Tamam, görüştürmeye çalışırım. -Harika.
Tamam doktor, resmen mesai saati bitti.
Gidip kızımı almam lazım.
-Adı ne? -Adı Lizzi.
Lizzi.
Bir dahaki görüşmemizde hakkında daha çok şey öğrenirim umarım.
Bir dahaki görüşmemize vaktinde gelirsiniz umarım.
Tamam. Araba kullanıyorsun, korna çalıyorsun, bip, bip.
Araba? Trafik? Trafik!
-Tamam, trafik. -Tamam.
Tamam, nereye geçtik?
Tereyağı, ekmek?
-Fıstık ezmesi mi? -Trafik...
Fıstık ezmeli trafik! -Tamam, vakit doldu.
Trafik sıkışması!
Trafik sıkışması.
Fıstık ezmeli trafiğe bayıldım ama.
Ama o da "evet" dedi.
Tamam, birimizin yatma vakti geldi.
-Anne. -Hayır, fazladan yarım saat verdim evlat.
Gel buraya.
Anne, nefes alamıyorum.
Biliyorum ama sabah sen kalktığında ben havaalanında olacağım.
seni okula Laura götürecek. -Babam götürse olmaz mı?
Çünkü kendini hâlâ iyi hissetmiyor.
Ama ben döner dönmez onu ziyarete gideceğiz. Söz, tamam mı?
Tamam, dişler, pijama, yıkayalım, yatalım lütfen.
Ben de geliyorum. -İyi geceler.
Ben canavarım. -Yapma.
Ne kadar Chicago'da kalacaksın? -Uzun süre.
Ayrılmak giderek kolaylaşır diyorsun ama kolaylaşmıyor.
Eh, belki doktorculuk oynayarak dikkatini dağıtabilirsin.
Kes şunu.
-Bekâr mıymış? -Boşanmış.
Gördün mü? Sen de durumuna bakmışsın.
Saçmalama. Adam kaynak.
Seksi, etkileyici bir doktor kaynak bile uğruna kovulmaya değmez.
Kendime seksi, etkileyici Obama'nın yanında hâkim olabildiysem
seksi, etkileyici doktorun yanında da hâkim olabilirim.
Biliyorum, biliyorum. Şaka yapıyorum.
-İnsan kaynağıyla yatmaz. -İnsan kaynağıyla yatmaz.
-Teşekkürler. -Ama benim kaynağım değil.
Yani İtalyanca tercüman gerekirse beni öv.
Tabii konu kendiliğinden açılırsa. -Kendiliğinden açılırsa.
-Öylesine diyorum. -Tabii.
Hey. Bu bana diş fırçalama sesi gibi gelmedi.
Tamam, tamam.
John nasıl?
-İşte... -Kötüleşiyor mu?
Ne yapacağımı bilmiyorum Kim.
Sen harika bir annesin B. Sadece...
...içgüdülerini dinle.
Böyle bir konuda içgüdülerim olduğunu sanmıyorum.
Svensson. Bilim uzmanı. Macchiarini. Dâhi.
İlginç bir karşılama şekli.
Merhaba, ben Paolo. Dâhi de sayılmam.
Anders Svensson, pek bilim uzmanı sayılmam.
O pisliğin teki.
Sizinle tanıştığıma memnun oldum Dr. Macchiarini.
-Teşekkürler. -Bütün bina gelişinizi konuşuyor.
Konferansınızı kaçırdığım için kusura bakmayın.
Maalesef buradaki arkadaşlarımla ilgileniyordum.
Kalp araştırması. -Ne demek, rica ederim.
Aslında ben tanıştığımıza memnun oldum.
Deri yenilemedeki öncül hücre fonksiyonları araştırmanızı okudum.
Çok ilginç. -Teşekkürler.
-Demek bunlar arkadaşlarınız. -Evet.
Eric, Gunnar.
Onlara isim koyuyorsunuz demek. -Yakalandım.
Şey, ben... Belki koymamalıyım ama gün boyu laboratuvarda oturunca
insanın aklında rakamlar, gen soyları oluşuyor.
Gerçek yaşam ve ölümle uğraştığımızı unutmak çok kolay.
O yüzden farelere isim veriyorum.
Bu Mikael 7. Biraz haylaz.
İştahı kapandı.
Doktor, sizden pat diye iyilik isteyeceğim için kusura bakmayın ama istiyorum.
Olur mu? Lütfen.
Trakelerimizi test etmek için fare deneylerinde
iş birliği yapmak ister misiniz diyecektim.
Vay canına, ben... Şeref duyarım. Ben...
Ama yanlış duymadıysam domuz deneylerini tamamlamışsınız.
Evet, çok da iyi gittiler ama biliyorsunuz, ne kadar deney, o kadar iyi.
Kesinlikle katılıyorum.
Metodoloji kayıp bir sanattır.
Yani? Deneyleri yapar mısınız?
Kesinlikle. Şeref duyarım.
Peki, harika. Ekibe hoş geldiniz.
Merhaba.
Merhaba.
Anahtar kartım çalışmıyor. -Benimki de.
Kadın hemen geleceğini söyledi.
Ne bileyim, ben de bu sırada iş yapayım dedim.
-Kumar mı? -Efendim?
-Kumar oynar mısın? -Hayır. Hayır.
Bunlar... Bunlar konuşma kartları.
-O ne? -Sohbet başlatmak için.
-Oturabilir miyim? -Evet.
Bunları küçükken bulmuştum. Büyükannemindiler. Galiba.
Ailem biraz...
Ama röportajlar için bunlar gizli silahımdır.
Öyle mi?
Evet, insanlar soru cevaplamaları gerektiğinde gerilirler.
-Elbette. -Bu onu biraz oyuna dönüştürüyor.
Ben sadece "bir kart seçin" diyorum.
Bilmiyorum. Galiba işe yarıyor.
Eminim yarıyorlardır.
Röportaj yaptıkların öyle rahat ki sanki kamera karşısında değiller.
-Teşekkürler. -Ne demek.
Sen kamera karşısında çok rahatsın.
İlk başta değilim. Kartların işime yarayabilir.
Aslında kullandım.
Birini çoktan kullandım bile. -Öyle mi?
Evet.
"Bir şeyle meşhur olabilseniz o şey ne olurdu?"
Ve soruyu hiç cevaplamadın.
-Cevaplamayacağım da. -Tamam. Bir kart daha seç o zaman.
Hadi.
"Çocukluk korkunla ilgili bir hikâye anlat."
Tamam.
Küçüklüğümde hayat çok zordu.
Annem İtalyan ama ben kendimi hiç İtalyan hissetmedim.
Sadece ikimizdik.
Çok sık taşınırdık.
İspanya tabii ki ama ondan önce İsviçre'deydik.
Ve çok yalnızlık çektim.
O his benim korkumdu.
Göçmendim, hafife alınıyordum, dışlanıyordum.
O his uzun süre hiç geçmedi
ve bir daha öyle hissetmek istemiyorum.
Hanımefendi. Gecikme için özür dilerim.
-Teşekkürler. -Rica ederim.
Hanımefendi, affedersiniz, bana da yardımcı olabilir misiniz?
-Evet, tabii ki. -Teşekkürler.
Örümcek falan diyeceksin sanmıştım.
Evet, işte pembe.
Böyle mi yapsak?
O...
Doğduğunda mosmordu.
Ve... Biz ona...
Ona yalvardık. "Ağla kızım, ağla" dedik.
Ve...
Akciğerlerine giden küçük bir delik bulmayı başardılar
ama hastaneden asla çıkamayacağını, hayatta kalamayacağını söylediler.
Ben de...
Ben de...
Ben de trake ameliyatlarıyla ilgili Google'da araştırma yaptım.
Sıkça Dr. Macchiarini'nin çığır açan nakillerini görmeye başladım.
Yani Mucize Adam'ı.
Şimdi...
Ona tek bir şey lazım, değil mi?
Evet.
O da tam şuraya bir soluk borusu.
Sonra her şey yoluna girecek, tamam mı?
Onu birkaç gün daha gözlemleyeceğiz.
Bu esnada trakeyi hazırlayacağız.
Detayları konuşmuştuk.
Eni konu, riskleri de.
Bu çok zor bir ameliyat.
Her şeyi denedik.
Bir tek siz kabul ettiniz.
Bize bir tek siz umut verdiniz.
Ona yaşama şansı verecek kişi sizsiniz.
-Evet. -Elimden geneli yapacağım.
İnanın bana. -Tamam.
Evet, teşekkürler.
Merhaba Hannah.
İyi misin? Hannah?
Seyahat ederken bir geleneğim var.
Paella yemeyi seviyorum.
Uğur getiren bir şey gibi.
Memleketimi hatırlatıyor.
Neyse, yakınlarda güzel bir restoran var. Bana katılmak istersin belki?
Olur. Harika olur. Arkadaşlar.
Akşama doktora yemekte eşlik etmek ister misiniz?
-Tabii, iyi olur. -Gidelim.
Tamam, olur, bana adresi mesaj at.
-Tamam. -Peki.
Tamam, hadi gidelim.
Bu akşam yemedin.
Yemek yememi mi izliyordun?
Hayır, yemek yememeni izliyordum.
Seni çok üzen bu şey konusunda yapabileceğim bir şey var mı?
Çok üzgün olduğumu nereden biliyorsun?
Gerçekten bakan herkes görür.
Eski kocam John.
Baş ağrıları, bayılmalar, unutkanlıklarla başladı ve...
Sonra "ölümcül" demeye başladılar. -Glioblastom mu?
Evet.
-Ameliyat edilebiliyor mu? -Hayır. Tümör çok derinlerdeymiş...
Hayır, edilemiyor.
-Çok üzüldüm. -Biliyorsun, kızımız da var.
-Lizzi. -Lizzi, evet.
Yani birlikte olmasak da hep üçümüz bir aradaydık.
Anlıyorum.
İki çocuğum var.
Artık büyüdüler ama anneleriyle boşandığımızda çok zorlandık.
Ama çocuklar zannettiğimizden çok daha güçlü.
Hannah'ya bak.
Ona ne diyeceğim, ne demeliyim, demeli miyim, hiç kestiremiyorum.
Sonra sinirleniyorum çünkü ona bir şey söylemek zorunda kalmak istemiyorum.
Sonra da belki söylememeliyim diyorum çünkü bir sürü araştırma yaptım.
Ve yani yüzde altı... Bize dedikleri hep bu, yüzde altı.
Birinin yüzde altıya girmesi lazım, değil mi?
Benita...
Çok fazla ölüm gördüm.
Ani, beklenen, kesin.
Kızını sen tanıyorsun, o yüzden en iyisini sen bilirsin.
Ama veda edebilmek...
...bir lütuftur.
-Selam. -Merhaba, hoş geldin.
Odasında.
-Anne! Erken gelmişsin. -Evet. Bugünlük. Yarın dönmem lazım.
Tanrım, bir şey anlatmam lazım.
Dün gece konuşurken söyleyecektim aslında.
Ama bütün hikâyeyi anlatabileyim diye bugün olacakları bekledim.
Dinlemek için sabırsızlanıyorum
ama önce seninle baban hakkında konuşmak istiyorum.
Tamam.
Şuradaki ilk kapı.
Tak, tak.
Selam tatlım.
Vasilyev'den Orlov'a, top tekrar Orlov'da.
-Yeniliyor musunuz? -Selam. Geldin demek.
Hayır, öndeyiz.
Bu Rus şerefsizler Zlatan'ı durduramaz.
-Skol. -Şerefe.
-Mutlu çarşamba indirimli saatleri! -Rezilsin.
Marja?
Senin yerine ona çıkma teklifi edeyim mi?
-Hayır, yapma... -Hey.
Yemeğe bir çiftin gelmesi Wilma ve benim için iyi olur.
O gece saçımı yıkayacağım.
Macchiarini'nin araştırma ekibine katıldığını duydum.
Evet, yeni fare deneyleri.
O...
Ne?
Mutlu çarşamba indirimli saatlerinin amacı işten bahsetmemek sanıyordum.
Ben karmaşık bir adamım Anders.
Pardon. Özür dilerim, küfrettim.
-Macchiarini. -Evet.
Çalışmaları çok heyecan verici değil mi?
Eh.
Eh mi?
İlgisizliğin kesinlikle hiç ilgi çekici değil.
Sana göre herkes eh.
Bilim kısmı mantıksız.
Yan, tam olarak senlik bir bilim değil, alınma sakın.
Alınma dedim.
Anlamadığımı kabul ediyorum.
Plastik bir trakenin kendi kan akışını nasıl sağladığını anlamıyorum.
-Kök hücreler. -Onu diyorum ya.
Kök hücre araştırması, rejeneratif tıp...
Bu... Silahlanma yarışı gibi.
Herkes en çok patenti, hibeyi alma, en çok parayı kazanma yarışında.
Tıp öyle bir şey değil. Bu şekilde yürümemeli.
O dünyayı istesem New Jersey'de kalabilirdim.
Bu buz gibi penaltı.
Pardon, sen bana mı diyordun?
Bak, bilim kısmında seninle hemfikirim.
Ama bu iş böyle oluyor.
Rekabet gelişmeyi tetikler.
Harika bir oyun, top şimdi...
Ben...
Hey!
Tamam.
İyiyim.
Bunu ısıtacağım çünkü soğuk. Bak, soğuk.
Tamam Hannah. Nefes al.
Benimle birlikte nefes al.
Onu da muayene edeyim mi?
Olur mu?
Onu çıkarmamı ister misin?
İster misin?
Yarın çıkaracağız, tamam mı?
Merhaba.
Odama götürmek üzere bir kadeh Malbec alabilir miyim lütfen?
Sağ olun. -Elbette.
-Selam. -Selam.
-Hannah'nın dosyası mı o? -Evet.
Detayların üstünden tekrar geçiyorum.
Çok fazla âdetin var.
Cerrahların bu denli batıl inançlı olduğunu bilmezdim.
Daha ziyade dua gibi.
Bu ameliyatları kaç defa yaparsam yapayım her zaman gerilirim.
İnsan kendini hazır hisseder
ama her zaman atlanıp bir cana mal olacak bir şey olabilir
Ben...
...bu stresi hayal bile edemiyorum.
Birinin canı sana emanet...
Ama bir süredir seni izliyorum
ve etrafındaki insanlara, hastalarına gerçekten umut veriyorsun.
Sana güveniyorlar.
Belki sen de sana güvenmelisin.
İyi geceler doktor.
Bıçak.
Merhaba.
İyi mi?
Ameliyat iyi geçti.
Hiçbir komplikasyon olmadı ama uzun bir süre uyuyacak.
Şimdi ne yapacağız?
Şimdi bekleyeceğiz.
Tamam, Hannah, bize derin bir nefes vereceksin.
Bir tane daha.
Peki şimdi kendini nasıl hissediyorsun?
İyi!
Kendini iyi hissediyor.
Sana küçük bir hediyemiz var.
Bak, bak.
A, neymiş o?
Vay canına.
Devam et tatlım. Evet.
Güzel.
Tadı çok güzel, değil mi?
Bayıldı.
Tadı çok güzel.
-Merhaba. -Selam.
-Buz aldın, ha? -Evet.
Bugün...
...gördüğüm hiçbir şeye benzemiyordu.
Haberinin sonundan mutlu oldun mu yani?
Umutluydu, umduğum gibiydi, evet.
Yaptığın şey...
...bir mucizeydi.
Sana teşekkür etmek istiyordum.
Ameliyattan bir gece önce bana söylediğin şey için.
O sözler...
...tahmin edemeyeceğin kadar önemliydi.
Paolo, yapmamalıyım.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.