Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Mats ölmeden önce…
…bize şifresini bıraktı.
Bence bunu bilerek yaptı.
Belli ki onu bulmamızı umuyordu.
Çünkü o şifrenin arkasında hiç bilmediğimiz bir dünya vardı.
E-POSTA - ŞİFRE OTURUM AÇ
Zamanında birkaç olayı çözdüm.
Ibelin Redmoore, Özel Dedektif.
Hizmetinizdeyim.
Bazen ne kadar korkutucu görünse de adım atman gerekir.
Bize yardım et! Hadi, lütfen!
Bütün gün orada dikilecek misin?
IBELIN'İN OLAĞANÜSTÜ HAYATI
Robert Steen, seni seviyorum.
Ben seni daha çok seviyorum.
Merhaba, seni içeri götürelim mi?
Ne güzel.
Dokunmak ister misin?
TRUDE STEEN ANNESİ
Genç yaşta ebeveyn olduk, ilk çocuğumuzdu.
ROBERT STEEN BABASI
Her açıdan hayal edebileceğimiz en güzel ve en mükemmel şeydi.
Mats'ın gelişimi akranlarına göre daha yavaştı.
Çok sık yere düşüyordu ve ayağa kalkmakta güçlük çekiyordu.
Duchenne adında nadir görülen bir kas hastalığı varmış.
Anneden geçen ve sadece erkek çocuklarda görülen bir hastalık.
Tedavisi bulunmuyor.
Evet. Acele etmeliyiz.
Evet.
Okuldaki ilk günü.
Çocuğunun günden güne kötüleştiğini görmek çok acı verici bir şey.
Doğduğunda vücudunda hiçbir sorun yoktu.
Sonra yavaş yavaş her şeyini kaybetmeye başladı.
Sırada Mats var.
Hadi Mats.
Hadi!
- Kalkmana yardım edeyim mi? - Merhaba!
Kollarını kaldır!
Her seferinde yeni bir destek cihazı istememiz gerekiyordu.
"Kahretsin, şu an bu noktada" diyordum.
Çok zordu.
Korkunçtu.
İnsanın tüm hayalleri yok oluyor. Her şey kararıyor.
Yeni hayaller bulman gerekiyor.
Mats'la her günümüzü güzel geçirmeye çalıştık.
- Yüzerken eğlendin mi? - Evet.
Yaşasın!
Merhaba.
- Eğleniyor musun? - Evet.
Mutlu yıllar sana Mutlu yıllar sana
Mats!
Nice senelere!
Hediyeni tahmin edemezsin.
Ben biliyorum.
Mats'ın çok oyun oynamasına izin verdik
çünkü hayatta kaçırdığı çok şey vardı.
Tekerlekli sandalyesine bağımlı hâle geldikçe
oyun oynama süresi de önemli ölçüde arttı.
Sabahları biz kahvaltı ederken o oyun oynardı.
Okulda teneffüslerde oynardı. Eve geldiğinde de oynardı.
Mats'ın çok fazla oynadığı anlaşılıyordu.
Çok yorgun ve iştahsız oluyordu.
Eskisi kadar neşeli ve mutlu değildi.
Mats'ın bilgisayar başında çok vakit geçirdiğinden
bahsettiğimizi hatırlıyorum.
MIA STEEN KIZ KARDEŞİ
Dışarı çıkıp başka şeyler yapması için çok dil döktüm,
onu ikna etmeye çalıştım.
Hadi bakalım.
Atma sırası Mia'da.
Gidip görelim.
Topu bulabilecek mi?
Annemle babam bizi hep diğer ailelerle birlikte
gezilere götürürdü.
Başta bir sorun yoktu
ama zamanla zorlaşmaya başladı.
Bir gün konsere gidecektik.
Mats bir anda "Gitmek istemiyorum" dedi.
Dört gözle beklediğimiz bir şeydi.
Onu ikna etmeye çalıştım.
Ama kararlıydı.
Akşam oyun oynamak istiyordu.
- Merhaba. - Nereye gidiyorsun Erlend?
Konsere.
- Heyecanlı mısın? - Evet, çok.
Arkadaşlarıyla bağı koptu.
Lisede hiç arkadaşı oldu mu hatırlamıyorum.
Çok sevdiğiniz biri teker teker sahip olduğu tüm imkânları kaybederken
hayatın tadını çıkarmak
imkânsız oluyor.
Gece yarısı oldu.
İyi uykular oğlum.
Yok, sağ ol.
Son deneme.
Heyecan giderek artıyor.
Kapatıyorum.
Mats liseden sonra tek başına yaşamaya başladı.
Bu özgürlük çok hoşuna gitti.
Evimizin bodrum katında yaşasa da bunu çok sevdi.
İlk yaptığı şey sevdiği bir resmi duvara asmak oldu.
Bir blog yazmaya da başladı.
Kendi özel ekipmanı vardı.
Bunu yaparken geriye gidebiliyorum, gördün mü?
Bu şekilde yana atlayabiliyorum.
- Ateş etmeye devam ediyorum. - Anladım.
Oyun yapımcılarının bulduğu şeyler inanılmaz.
Dijital bir dünya yaratmışlar.
Evet.
Mats başka insanlarla oynadığını söylemişti.
Bu insanların Mats'ı tanımadığını düşünüyorduk
çünkü ne konuşmuşlar ne de görüşmüşler.
Hayatının son 10 yılında 20 bin saatten fazla oyun oynadı.
Çok sınırlı bir dünyası vardı.
Günde 12 saat oyun oynarsanız başka bir şeye vaktiniz kalmaz.
Arkadaşlarınızla buluşmaya vaktiniz olmaz.
Bu bizi çok üzüyordu.
Arkadaşlığı, aşkı tadamayacak,
birinin önemsediği biri olamayacaktı.
Mats'ın son video kaydı amcasının düğününde çekildi.
Uykuya daldı ve hayatını kaybetti.
Her şey sona erdi.
İnsan kendini çocuğunun ölümüne hazırlayamıyor.
Birlikte büyük bir savaş verdik,
çok mücadele ettik.
Bu şekilde doğması
benim suçummuş gibi geliyor.
Aramızda çok güçlü bir bağ vardı.
Hayatımı oğluma adadım.
Ölümünden sonraki birkaç gün hayat durmuş gibiydi.
Koltukta oturup ağladık, insanlar gelip gittiler ve sonra…
Çok tuhaftı.
Dairesinin önünden geçtiğimde…
Tekerlekli sandalyesini boş görmek
çok garipti.
Robert ve Mia'yla birlikte koltukta oturup kaldık,
24 saat boyunca kıpırdamamışız gibi geldi.
Gözümüze uyku girmediğinden düzgün de düşünemiyorduk.
Kafamızı biraz toparlayabildiğimizde
"İnternetteki insanlara söylemeliyiz" diye düşünmeye başladık.
Artık oynayamayacağını söylemeliydik.
"Bunu nasıl yapacağız?" diye düşündük.
HAYAT ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Robert bir anda Mats'ın blogunun şifresinin onda olduğunu hatırladı.
"Belki onu denerim. Çok kişiye ulaşmaz ama deneyeyim" dedi.
OTURUM AÇ MATS.STEEN@GMAIL.COM
Sonra hep birlikte oturup o metni yazdık.
YOLCULUK SONA ERDİ
SEVGİLİ OĞLUMUZ, ABİMİZ VE EN İYİ DOSTUMUZ
BU GECE ARAMIZDAN AYRILDI
AİLESİYLE İLETİŞİME GEÇMEK İÇİN ŞU ADRESE E-POSTA ATABİLİRSİNİZ
YAYIMLANSIN MI? EVET
Sonra da yazıyı âdeta uzaya gönderdik.
Bir kişinin bile göreceğinden emin değildik.
YAYIMLA
YAYIMLANIYOR
BAŞINIZ SAĞ OLSUN, ÇOK ÜZÜLDÜM
YÜZ YÜZE TANIŞMA FIRSATIMIZ OLMADI AMA CANA YAKIN VE SEVGİ DOLU BİRİYDİ
MATS'IN DOSTU MATS'IN SEVGİLİ AİLESİ
BAŞINIZ SAĞ OLSUN IBELIN
MATS'I ÖZLEYECEĞİZ MATS İÇİN BİR ŞARKI
Sonra bir sürü e-posta gelmeye başladı.
Çok şaşırdık.
IBELIN'İN AİLESİNE MESAJ BİR DOSTU KAYBETMEK
Bu da ne?
Bu insanlar kim?
Hepsi delirmiş mi?
BURADA DURAYIM, HUZUR İÇİNDE UYU IBELIN
GERÇEK BİR DOSTTU
ANILARIMIZ BAŞINIZ SAĞ OLSUN
O kadar çok e-posta geldi ki olay kontrolden çıktı.
Sevgili Robert, Trude ve Mia.
Mats benim için gerçek bir dosttu.
İflah olmaz bir romantikti
ve kadınlarla arası çok iyiydi.
Hep ortamı yumuşatmak için bir yorum yapardı.
Film izlemeye gideceğinizi söylediğinizde sonrasında bunu hatırlardı.
Konuştuğunuzda sizi dinlerdi.
Zamanında benim yanımda olmuştu.
Ona saçma şeyleri bile anlatabiliyordum.
Ailemizin bir parçası gibiydi.
BURADA DURAYIM, HUZUR İÇİNDE UYU IBELIN
Bir şey söylediğinde ciddi olduğunu bilirdim hep.
İnsanlar üzerinde ne denli büyük bir etki bıraktığını
anladığını sanmıyorum.
MATS'IN HAYATTAYKEN YAZDIĞI "HAYAT ÜZERİNE DÜŞÜNCELER" ADLI BLOGU
HAYATININ SONLARINA DOĞRU YAYIMLANDI
MATS'IN SESİNE BENZER BİR SESİ OLAN BİR OYUNCU BU YAZILARI SESLENDİRECEK
1989 yılında doğdum.
80'lerden ucu ucuna kaçmayı başarmışım.
O dönemde yapılan güzel müzikler olsa da
dönemin moda ve tarz anlayışı berbattı.
Omuz vatkaları, tuhaf saç modelleri
ve o korkunç pastel renkler.
Pek anlayamasam da bazılarının bu tarzı sevdiğini biliyorum.
Berlin Duvarı'nın yıkıldığı seneydi.
Tabii ben bunu hatırlamıyorum.
Bu fikri seviyorum.
Doğmam için duvarın yıkılması gerekmiş sanki.
İlk elektrikli tekerlekli sandalyemi almıştım.
Dört büyük tekerleğiyle her arazide kullanmaya uygundu.
Çok etkileyici, değil mi?
Adı Exterior'dı,
birlikte çok maceralarımız oldu.
O sandalye o kadar havalıydı ki
okul bahçesinden geçerken bir çocuk bisikletiyle yanıma gelip
kocaman gözleriyle bana baktı ve "Değişelim mi?" diye sordu.
Tabii, sandalyemi seve seve veririm ama yanında kas hastalığıyla geliyor.
Sonra yeni bisikletime binip mutlu mesut uzaklaşırdım.
Diğer engelli çocuklarla yaz kampına gönderildim.
Her şeyinden nefret ettim.
Kampla ilgili en büyük sorunum lunapark gezisiydi.
Sanki bir ucube gösterisindeydik.
Prison Break'in engelli versiyonu gibiydi.
Nasıl kaçabileceğimi düşünmeye başladım.
Herkes gözünü dikip bakardı.
Hep bağırarak tane tane konuşurlardı.
"Merhaba. Lunaparkı beğendin mi?"
Evet, sağır veya zihinsel engelli değilim. Çok teşekkürler.
Çok güzel bir dairem var, ailem de bana çok yakın.
İhtiyacım olmadığı için çalışmıyorum.
"Şanslı hergele" diyebilirsiniz.
Bunun için kendi sebeplerim var.
Flört uygulamasına yazıyormuşum gibi oldu.
"Kumsalda uzun yürüyüşler yaparım ve iyi bir dinleyicim."
Merak etmeyin.
Bu yazıda onlardan bahsetmeyeceğim.
Neyse ki kaçış yolumu buldum.
Bu bir ekran değil.
Seni istediğin yere götüren bir geçit.
Bilgisayarı açıp müziği duyduğumda
bu dünyadan ayrılıyorum.
Zamanımın çoğunu Azeroth adlı küçük dünyada geçiriyorum.
Orada zincirlerimden kurtulup
istediğim kişi olabiliyorum.
İSİM IBELIN
Ben Ibelin Redmoore. Ünlü dedektif ve soylu.
Kötü güçlerle savaşıp gittiği her yerde düşman ve dost edinir.
Ibelin benim bir uzantım.
Farklı yanlarım.
Sanal biranın en güzel yanı sarhoş etmemesi.
Öyleymiş gibi davranıyorsun.
Saçma geliyor olmalı
ama bu rol yapanlar için eğlenceli bir zorluk.
Gerçek hayatta pozitif olmalıyım.
Zorluklarla savaşıp her zaman gülümsemeliyim.
Kaçırdığım çok fazla şey var.
Sosyalleşmeyi deneseydim arkadaş edinebilirdim.
Bu konudaki çekingenliğimi yenemedim.
Lisede parti olurdu.
Çekici kızlar…
Motosikletler.
On yedi yaşındaki bir çocuğun isteyeceği şeyler.
Ama hepsi birer hayalden ibaretti.
Ulaşamayacağım şeyler.
Tam okulun en güzel kızını alıp romantik bir yere gitmek üzereyken
hayalim son buldu.
Hayaller bu yönden çok güzel.
Yine aynı hayali kurabilirsiniz.
Bu tekerlekli sandalyeye bağlı olmasam annem kalp krizi geçirirdi.
Motosikletimden aşağı inmezdim.
SEVGİLİ TRUDE, ROBERT VE MIA BEN MATS'IN BİR DOSTUYUM
Sevgili Trude, Robert ve Mia.
Ben Mats'ın bir dostuyum, onu Ibelin sayesinde tanıdım.
Ben Starlight'ın lideriyim.
Ibelin de sekiz yıldır bu arkadaş topluluğumuzun bir üyesiydi.
Avatarlar aracılığıyla tanışsak da
her avatarın arkasında gerçek bir insan var.
Birlikte rol yapıyoruz.
Oyuncu bir role bürünür,
türlü macera ve zorluklarda da o karaktere yön verir.
Yani aslında işin özünde bir karaktere hayat veriyoruz.
Avatarımızın söyleyeceği ve yapacaklarına karar veriyoruz.
Ibelin münzevi biri olduğundan hayatıyla ilgili hiçbir şey bilmiyorduk.
Sadece mesajlaşarak iletişim kurduk.
MERHABA!
Bu yazıların çoğu da oyun sırasında kaydedildi.
SENİ GÖRDÜĞÜME SEVİNDİM
Hepsi forumlarımızda yayımlandı
ama çoğu insan için bulması kolay değildi.
Bu yazılar oyundaki diyalogları,
karakter günlüklerini ve topluluğumuzun forumdaki konuşmalarını içeriyor.
Toplamda 42.000 sayfalık yazışma var.
Mats'ın "Ben duygusal biriyim, kalbimin sesini dinlerim" cümlesini
30 Ağustos 2012'de yazdığını biliyoruz.
Söylediği yeri ve yanındakilerin neler dediğini de biliyoruz.
BEN DUYGUSAL BİRİYİM, KALBİMİN SESİNİ DİNLERİM
Ibelin'in hisleri ve eylemleri de arşivde yer alıyor.
IBELIN SAMİMİ AMA ÜZGÜN GÖRÜNÜR
IBELIN GÖKYÜZÜNE BAKARAK UZUN, DERİN BİR İÇ ÇEKER
ÇORBAYI KÂSELERE DÖKER
BU MUAZZAM ARŞİV SAYESİNDE
MATS'IN WORLD OF WARCRAFT'TAKİ HAYATINI CANLANDIRMAYI BAŞARABİLDİK
ANİMATÖRLER OYUN MODELLERİNİ KULLANARAK BU SAHNELERE HAYAT VERDİLER
EYLEM BETİMLEMELERİNİ DE CANLANDIRDILAR
TÜM CÜMLELERİ MATS VE ARKADAŞLARI YAZDI
OYUNCULAR DA BUNLARI SESLENDİRDİ
ELWYNN ORMANI AZEROTH
- Çorba inanılmaz. - Evet!
Azeroth'ta huzurlu ve sıcak bir akşamdı.
Kamp ateşinin etrafında oturup çorbamızı içiyor, hikâyeler anlatıyorduk.
Biz orada otururken
esmer, gizemli bir güzellik ormandan çıkıverdi.
Nasıl oldu bilmiyorum
ama karakterime sataşıp onunla flört etmeye başladı.
Bu hoşuma gitti.
Karakterim ne yapacağını bilemez hâlde oturmaya devam etti.
Seninle flört ediyor. Peşinden gitmelisin.
Hayır, benimle flört etmiyor.
Senden hoşlandığı çok açık.
Sonunda Ibelin ayağa kalktı
ve gizemli kadının peşine düştü.
Böyle başladı.
Çok heyecan verici bir yanı vardı.
Mizacı, davranışları.
Büyüsüne kapıldım.
Ne konuştuklarına bakmaya gittim.
Gerçek hayatta 17 yaşındaydım, bir kızla nasıl konuşulur hiç bilmiyordum.
Hayatımın hiçbir döneminde şu anki kadar içmemiştim.
Bir bardak fazla olmasa da aptal barmenler bardağı doldurup duruyor.
Gecenin sonunda ne kadar içtiğini bilemiyorsun.
Farklı bir yer bulup…
Neyse ki bu sanal dünyadaki her karakter harika görünüyordu.
Çoğu kişi bunu aptalca bulabilir ama burada görüntünün bir önemi yok.
Her şey kişilikte bitiyor.
İşimi yeniden kuruyorum, hatta dün ilk müşterimi aldım.
Zamanında birkaç olayı çözdüm. Küçük bir büro.
Al. Eski kartvizitim.
ÖZEL DEDEKTİF
Bunları herkese dağıtmalısın.
Ibelin Redmoore, Özel Dedektif.
Hizmetinizdeyim.
Sadece sanal bir öpücüktü.
Ama bunu neredeyse hissettim.
Hayatım boyunca aşka dair yaşadığım en büyük deneyimdi.
İnanılmazdı.
Tüm gece taş atmaktan yoruldun mu?
Dünya delirmiş durumda.
Devam edip durmamak lazım.
Tüm o konuşmalar…
BİR SÜREDİR SENDEN HİÇ HABER ALAMADIM
UMARIM TEKRAR GÖRÜŞÜRÜZ
Birden ortadan kayboldu.
Bir yerlerde olmalıydı.
Rumour, nerede olursan ol, hep yanımdasın.
BREDA ŞEHRİ HOLLANDA
Goldshire yakınlarındaki Elwynn Ormanı'nda dolanıyordum.
Çorba inanılmaz.
İki kişinin gölün yanında kamp ateşinin etrafında oturduğunu gördüm.
"Şapkasını alayım, bakalım ne olacak" dedim.
Önceden düşünülmüş bir şey ya da yapılmış bir plan yoktu.
"Alayım, bakalım ne olacak" dedim.
"Randevuya çıkalım" dedik.
Bana çiçek verdi.
Biraz klişe bir şey olsa da güzeldi.
Hangi kıza sorsanız çiçek istemediğini söyler
ama aldığımızda çok mutlu oluyoruz.
Kamerasını açıp görüntülü aramalara katılmadığından
hiç yüz yüze görüşemedik.
Genelde sadece yazıyordu.
Ona teklif de ettik.
"Sesli görüşmelere katıl, birlikte konuşuruz" dedik
ama kabul etmedi.
Hayalimde onu okul arkadaşlarıma benzetiyordum
çünkü aynı yaşlardaydık.
Lisede koridorda yürürken hayal ediyordum.
Bu tür şeyler yapıyorduk.
Okuldan sonra arkadaşlarıyla şehir merkezine gidip
oyunlara bakıyordur dedim.
Aynı şeyleri seviyorduk, ikimiz de her akşam oyundaydık.
Konuşup bir role bürünerek eğleniyorduk.
Gece geç saatlere kadar oynadığımdan notlarım düşmeye başladı.
Annem ve babamla sürekli kavga ediyorduk.
"Notların düşüyor. Sınıfta kalmanı istemiyoruz.
Sürekli evde oturmanın bir faydası yok. Daha aktif olmalısın" dediler.
Annem "Şu bilgisayarı bırak.
Yoksa kabloları çeker, interneti kapatırım" dedi.
Ben de "Sadece biraz daha oynayacağım.
Yarım saate kapatırım" dedim.
Tabii ki yapmadım.
Sonunda bilgisayarımı elimden aldılar.
"Arkadaşlarıma oynayamayacağımı söyleyemedim.
En azından haber verebilir miyim?" dedim.
Onlar da "Buna gerek yok. Onlar gerçek arkadaşın değil.
Niye umursuyorsun? Onlarla ne tanıştın ne görüştün" dediler.
Çok acı vericiydi.
Depresyona girdim.
Yataktan çıkmak için bile bir sebebim kalmamıştı.
"Niye yaşıyorum ki?"
Bu tür şeyler düşünüyordum.
Sonunda "Uzun süredir oyuna girmedim.
Onlara en azından olanları anlatmalıyım" dedim.
Sonra kütüphanedeki bilgisayar aklıma geldi.
Selam Lis! Dönmene sevindim.
Önce nasıl olduğumu sordu.
Üstesinden gelip dayanmaya çalıştığımı söyledim.
Tekrar konuşmak isterim. Umarım bugün tekrar gelirsin.
Gelemezsen de anlarım.
Ibelin gerçekten bana çok destek oldu
çünkü o her şeyimi açıkça anlatabildiğim bir arkadaşımdı.
Tekrar merhaba. Mutlu Noeller.
Bence depresyondan çıkmamı sağlayan şeylerden biri de buydu.
Selam Lis. Yaz tatilin nasıl geçiyor?
Yaptığımız sohbetler için teşekkürler.
Umarım şu yazımı beğenirsin.
"ENDİŞELİ ARKADAŞ"
Sevgili Bay ve Bayan Roovers.
Beni tanımıyor olabilirsiniz, kızınız Lisette'in arkadaşıyım.
Birkaç arkadaşım ve ben onun için endişeleniyoruz.
Bilgisayarını elinden aldığınızı duyduk.
Gerçekten annemle babama bir mektup yazmıştı.
Bunun hakkında güzelce konuşup bilgisayarımı geri vermelerini istemişti.
Aileme göstermemi söyledi, ben de gösterdim.
Oyun oynamasına neden izin vermediğinizi bilmiyorum
ama bunu çözmenin başka bir yolu olmalı.
Onu kendinizden uzaklaştırmayın. Bir orta yol bulmaya çalışın.
Sizden tek isteğim ne yaptığınızı düşünmeniz
ve herkese uyacak bir çözüm bulmanız.
Çünkü bu yaptığınız doğru değil.
Başka ülkede yaşayan birinin
kızları için endişelendiğini söyleyerek mektup yazması
onlar için de çok tuhaf bir durumdu.
Bence o harika bir insan ve en yakın dostlarımdan biri.
Endişeli bir arkadaşı, Mats Steen, Norveç.
Evet!
Ibelin'in Rumour'a sarıldığı anı çizdim.
"Şirinlik uyarısı" yazıyor ve küçük bir gülen yüz var.
Resmi Mats'a gönderdim.
Çok duygulandım. Harika bir hediyeydi.
Beni hep gülümsetiyor.
Bu diğer dünyada bir kız
tekerlekli sandalye ya da farklı bir şey görmüyor.
Yakışıklı, güçlü bir beden içindeki
ruhumu, kalbimi ve zihnimi görüyor.
- Karşınızda Mats. - Evet.
Gerçek hayatta güçten düştüm,
eskiden olduğu gibi leziz Noel yemeklerini bile yiyemiyorum.
Pudra şekeri ve muz.
Mia'nın içeceği.
Diğerlerinin yemek yiyişini izlemek tuhaf geliyor.
O tatları o kadar özledim ki.
Vücuduma sıvı besin pompalayan
özel bir beslenme cihazım var.
Çok iyi dereceyle mezun oldum.
En iyilerden biriydim.
Ama ne gidecek bir işim ne de olmam gereken bir yer var.
Hayalim çalışabilmek, değerli ve saygı duyulan biri olabilmek.
Ibelin'le tanışmadan önce onu etrafta görmüştüm.
Her gün oyuna girdiğinde
yaklaşık yarım saat
aynı rotada koşardı.
Sonra konuşmaya başladık.
Bana her gün erken saatlerde işe gittiğini söyledi.
Ama onu hep erken saatlerde oyunda görüyordum.
Yani Starlight'a güvenmiyorsun…
Ne iş yaptığını anlatmaya pek hevesli değildi.
"Acaba bir sorun mu var?" diye düşünsem de
burnumu sokmak istemedim.
Ben de kendi hayatımla ilgili şeyleri paylaşmaya başladım.
HORSENS DANİMARKA
Oğlum otizmli olduğundan
onunla istediğim şekilde bir bağ kuramadım.
Oğlumu mutlu edemediğim için anneliğimi sorgulamaya başladım.
Gerçekten çok zordu.
Dört yıl boyunca dışarı çıkamadım.
Okula bile gidemedim.
Evde kaldım.
Her şeyden uzak kalabilmek için yataktan çıkmazdım.
Ona dokunulmasından nefret ederdi.
Yatmaya gittiğimde annem gelip sarılmak isterdi.
- Hayır. - Evet. Ben de nedenini sorgulardım.
Sanırım annemle aramızda bir bağ olmadığı için öyle davranıyordum.
Bunu Ibelin'e açıklamaya çalıştım.
Bir anda sessizleşti.
"Onunla oyun yoluyla bağ kurmaya çalış,
oyun oynamayı seviyormuş" dedi.
Söylediklerine hak verdim.
Oynarken çok eğlendiğimi hatırlıyorum.
Ailemizin bir parçası gibiydi.
Ama çoğu şeyin bir çözümü var.
Oyunda insanlara sarılabildiğimi öğrendiğim anı hatırlıyorum.
Mikkel bir gün geldi
ve "Anne, oyunda bir hareket var.
Öyle sarılabilirsin" dedi.
Annemin bunu kabul edeceğini umuyordum.
Çok mutlu oldum
çünkü rahatsızlık duymadan
anneme istediğini verebiliyordum.
Ibelin'e "Ne yaptın?" dedim.
"Çok hoş değil mi?
Oğlunla bağ kurmanın yeni bir yolunu buldun" dedi.
"Evet, haklısın.
Ama yine de gerçek hayatta da sarılmak istiyorum" dedim.
"Yavaş yavaş o da olur" dedi.
- Yaptığın hoş değildi. - Canlanacaklarını düşünmemiştim.
- Ne yapıyorsun? - Düşüyorum.
- Hâlâ mı? - Hayır, yere düştüm.
Çok faydasını gördük.
Normalde söyleyemeyeceği şeyleri oyundayken söyleyebiliyordu.
- Okul sorun olmadığını mı söyledi? - Evet.
Hayatımda ilk kez sevildiğimi hissettim
ve bunun nasıl bir şey olduğunu anlamaya başladım.
Bu o önemli anlardan biriydi.
Bir anda her şey değişti.
Ezelden beri beklediğim şey buydu.
Şunu söylemem lazım…
Sonra Ibelin bana şöyle dedi…
Bazen ne kadar korkutucu görünse de adım atman gerekir.
Evcil hayvanım var.
Adını Wolfie koydum. Doğayı çok seviyorum.
Günlük görevini tamamladın.
Sana 500 puan.
Arada bir kendini takdir et.
Çoğu şeyin bir çözümü var.
O andan sonra her gün yürüyerek okula gittin.
Evet, hem de her gün.
Her şeyi batıracağım, siz de düzeltmeye çalışacaksınız!
Dünyanın en karamsar insanıyken
insanlara tahammül edebilen birine dönüştüm.
ÖZEL DEDEKTİF
Ibelin'in ünü yayılmaya başladı.
Bence insanları tanımak için
dedektiflik işini kurmuştu.
Umarım işler yoluna girer.
Fazlasıyla empati kurabilen,
sezgileri kuvvetli biriydi.
Neye ihtiyacınız olduğunu hemen anlıyordu.
Aylardır kendimi değersiz hissediyordum. İnsanlarla konuşmaya korkuyordum.
Konuşacak kimsem yoktu.
Bir anda bana
"Nasılsın?" dedi.
Ona her şeyi anlattım. Ne kadar kötü hissettiğimi söyledim.
Size önemli gelmeyebilir ama benim için anlamı çok büyüktü.
Seni anlıyorum.
SENİ ANLIYORUM
Anlatılan şeyleri ilgiyle dinliyordu.
Bunun benim için ne denli önemli olduğunu anladığını sanmıyorum.
Starlight'taki herkes
gerçek hayatta buluşacağımız için çok heyecanlıydı.
İlk kez yüz yüze görüşecektik.
Çok heyecanlıydım, Ibelin'le tanışmaya can atıyordum.
Onu gerçek hayatta da tanımak istiyordum.
Mesajlaşmak yerine yüz yüze sohbet etmeyi iple çekiyordum.
Herkes geldiği için ona da gelip gelmeyeceğini sordum.
Ama başka işleri olduğu için gelemeyeceğini söyledi.
Hayal kırıklığına uğradım.
İlk defa tek başıma yurt dışına çıktım.
Bu harika bir şeydi.
Öncesinde kimseyi görmemiştim.
Herkesi ilk kez orada gördüm, tanıdığım kimse yoktu.
Ibelin'in Danimarka'ya gelememesi hepimizi çok üzdü.
KAI SIMON "NOMINE" STARLIGHT'IN LİDERİ
O yüzden ona yazıp
"Sesli sohbetimiz de var. Katılmak ister misin?" diye sordum.
Sesli sohbete katılmak istemediğini söyledi.
Sonrasında Ibelin'le paylaşmak için
fotoğraflarımızı çekmeye başladım.
Aşk benim için hep karmaşık bir konu olmuştur.
Kaderimde yokmuş gibi hissediyorum.
Başka bir ülkede yaşıyordu. Aramızda bir şey olamayacağını biliyordum.
Tekerlekli sandalye her şeyi zorlaştırıyor.
Bu karamsar düşünceler moralimi bozuyor.
Bahaneler üretiyorum.
İnternette en azından istediğimi yapabiliyorum.
Ben Ibelin.
Ibelin Redmoore.
Şu anda Poison Tip Dagger'da kalıyorum.
Çatıdan çatıya atlamak o kadar harika bir şey ki.
İşler bir anda kötüleşebilir.
Bu harika.
Stormwind'de dolaşıyordum.
Ibelin'in yakınlarda olduğunu fark ettim.
Çok üzücü bir durumdu.
Önceden söylemediği için ihanete uğramış gibi hissettim.
Oyuna geri döndüğümde öğrendim.
Çok üzüldüm.
Ona neden kızdığımı pek anlamadı.
O heyecanı kaybettim, boğuluyor gibiydim.
Şu anda yalnız kalmak istiyorum.
Birine bağlanmadan.
Bağlanmayı başaramıyorum.
Niye bir anda bırakıp
hayatıma devam ettiğimi açıklayamıyorum.
Bunu hep yapıyorum.
World of Warcraft'ta birçok kadınla flört ettim
ama asla onun gibi olmadı.
Ona nasıl hissettiğimi hiç söylemedim.
"Keşke engelli olmasaydım" diye düşündüğümü hatırlıyorum.
Bahanem hep buydu.
Neden bu hastalıkla doğdum?
Vücudum gittikçe bana engel olan bir hapishaneye dönüşmeye başladı.
Son birkaç yıldır bilgisayarı kullanırken daha fazla zorlanmaya başladım.
Hep ulaşamadığım bir tuş oluyor.
Tabii bu tuşu da bir noktada kullanmam gerekiyor.
Hadi, lütfen!
Bütün gün orada dikilecek misin?
Senin derdin ne?
Beş para etmezsin!
Bu arada ben Erica.
Orada güvende olacağını sanıyor. Biri neden gidip…
Haydutlar için çeviklik çok önemli.
Lanet olsun, senin derdin ne?
Ibelin, sen aptal mısın?
Onu hiç sevemedim.
Çabuk öfkelenen tiplerden biri.
O pisliğe hiç güvenmiyorum.
Dilimi tutmak çok zor.
O eski bir suçlu, eski bir şüpheli.
Hayatımda ondan daha kibirli birini görmedim.
Böyle biri olmayı hiç istemezdim
ama oluverdim.
Ibelin, bu işin peşini bırakıp sakinleşmen lazım.
Böyle konuşmaya devam edersen başın belaya girecek.
Sözlerin kırıcı olmaya başladı. Durman lazım.
…orada olanların lideri olmaya çalışıyorum.
En azından Starlight için savaşmak…
Bu adil değil!
Öfkesi, kızgınlığı. Bana birkaç kez defolup gitmemi söyledi.
İyi bir liderin merhametli ve şefkatli olması gerekir, sende bu yok.
Belki işi hallediyorsun ama ne pahasına?
Buna daha fazla katlanamayacağım.
Söylediklerine çok kırıldım.
Ona da beni kırdığını söyledim.
"Starlight umurunda değil" dedim.
"Bu sadece aptal bir oyundaki, aptal bir grubun aptalca kuralları.
Artık bu aptal oyunu oynamak istemiyorum" dedi
ve o gece cidden oyundan çıktı.
Buna inanamadım.
Onunla bir yıl konuşmadım.
İnsani ilişkilerinde yarattığı bu drama insanları strese sokmaya başladı.
Bu sorunun üstesinden gelme ve durumu idare etme becerisi yoktu.
Bu durum onun ve diğer insanların
ayrı etkinliklere gitmesine neden oluyor
ve insanların tavrını etkiliyordu.
Herkes taraf tutmaya başladı.
Gruptaki diğer üyeler ondan uzaklaşmaya başladı.
Bu olayların ortasında kalmak istemiyorlardı.
Yirmi dakika bununla uğraştım…
İnsanlar bize gelip
"Bu çıkardığı üçüncü kavga oldu" diyorlardı.
Ibelin'le konuşmam gerekiyordu.
Bir gün Ibelin'e yazıp evine gelmek istediğimi söyledim.
İkimiz de Oslo'da yaşadığımızdan otobüsle gidebilirdim.
Çok kesin bir cevap verdi.
Ziyaretçi istemiyordu.
Bazen nefes alamadığımı hissediyorum.
Şu düğmeye basar mısın?
Neyse ki bu durumlarda beni sakinleştirecek bir yardımcı oluyor.
Tam zamanlı çalışan 11 yardımcım var.
Bir gün göğsümden korkunç hırıltılar çıkmaya başladı.
Hiç böyle bir şey yaşamamıştım.
Nefes alamadım
ve panik içinde çırpınmaya başladım.
Bayılmadan önce annemin panikle bağırdığını hatırlıyorum.
Sonra ambulansa bindirdiler.
Nedense her şey beyaz ve soğuktu.
Himalaya Dağları gibi.
Bu zihnimin oynadığı bir oyun olabilir.
Ama oradaydım.
Aklımdan şu geçti…
"Her şey bitti.
Sona geldim."
Sonunda acil serviste kendime geldim.
Çok şey yaşamış olsam da
bu en zorlarından biriydi.
Ölümün beklemesi gerekecekti.
Ibelin'in oyundan çıktığı dönemler oluyordu.
Sonrasında da uzun süre oyuna girmiyordu.
Yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu hissediyordum.
Sorduğumda "Tatile çıktım" diyordu
ama bana söylemediği
bir şey olduğunu düşünüyordum.
Bir keresinde "Hapse mi girdin?" diye sordum.
"Hayır, tatile gittim" dedi.
Ben de "Tatilin hastanede miydi?" dedim.
Beş dakika boyunca sustu, cevap vermedi.
Sonra "Üzgünüm. Tuvalete gitmem gerekti" dedi.
Tekrar "Tatilin hastanede miydi?" dedim.
"Hayır, hastanede değildim" diye cevap verdi,
sonrasında 10 kez falan hayır dedi.
"Hayır, hayır, hayır, hastanede değildim."
"Tam üstüne mi bastım?" diye sordum.
Bunun karşılığında sadece "İyi geceler" yazdı.
O şehirden ve herkesten uzaklaşmam gerekiyordu.
Oyunlar benim sığınağım.
Burada güvendeyim, değerli ve saygı duyulan biriyim.
Sığınağım tehdit altında mı?
Artık oyun da mı oynayamayacağım?
Asla kaçamayacağım tek şeyden uzaklaşmaya çalışıyorum.
Kendimden.
Sonra "Bir şey söylemek istiyorum" dedi.
"Aslında tekerlekli sandalyedeyim. Sadece parmaklarımı oynatabiliyorum.
Bende Duchenne var,
ne zaman öleceğimi bilmiyorum.
Bana acımanı istemiyorum.
Bunu bilen tek kişi sensin,
başkaları öğrenmemeli
çünkü hasta olduğumun bilinmesini istemiyorum" dedi.
Ona neden korktuğunu sordum.
"Önemsenmemekten korkuyorum.
Şunu anlaman lazım.
Duchenne'im var,
evden bile çıkamıyorum.
Ölmekten çok korkuyorum. O yüzden…
Önemsenmediğimi düşünerek ölmek istemiyorum" dedi.
Ona birçok insanın hayatında çok büyük bir etki yarattığını söyledim
ama bana inanmadı.
"Ben ve Mikkel seni önemsiyoruz" dedim.
Ibelin olmasaydı şu anki hayatıma sahip olamazdım.
O olmasaydı
annemle bu sağlam ilişkiyi kuramazdım
ve muhtemelen ne çizim yapar ne de okula giderdim.
Bence odasından bile çıkmayan
ve her gün kendinden nefret eden biri olurdum
çünkü neden herkesten farklı olduğumu anlayamazdım.
Evet.
Bu beni düşündüğümden daha çok etkiledi.
Bizim için ne kadar önemli olduğunu söyledim.
"Bu bana kendimi çok iyi hissettirdi.
Bunun için minnettarım" dedi.
"Tabii ki hepimiz seni önemsiyoruz" dedim.
Sonra da yardım ettiği insanların adlarını saymaya başladım.
"Bu beni çok duygulandırdı" diye cevap verdi.
"Zaman zaman duygulanmak iyidir.
İnsanların seni önemsediğini anlarsın.
Umarım diğerlerine de hastalığından bahsedersin" dedim.
Hâlâ onu düşünüyorum.
İlk aşklar hiç unutulmuyor sanırım.
Bu blog Norveç'te yaşayan engelli bir gencin hayatını anlatıyor.
Duchenne kas distrofisi denilen bir kas hastalığıyla doğdum.
Kaslarım yavaşça eridiğinden gitgide gücümü kaybediyorum.
Eskiden yürüyebiliyordum ama artık tekerlekli sandalyeye mahkûmum.
İşte böyle. Bunu aradan çıkardığımız iyi oldu.
YAYIMLA
Hikâyemi ve hayat üzerine düşüncelerimi paylaşabildiğime sevindim.
Bunu okuyunca çok şaşırdım.
Kaslarının yavaş yavaş erimesi yakında öleceği anlamına geliyordu.
Çok heyecan verici bir yanı vardı.
Mizacı, davranışları,
kendini ifade etme şekli.
"Keşke engelli olmasaydım" diye
düşündüğümü hatırlıyorum.
İnsanların onu yargılamasını istememiş, bunu çok iyi anlıyorum.
Ortaya çıktığında insanların ona farklı davranacağından korkması
son derece anlaşılabilir bir şey.
Ama öte yandan yıllar boyunca ona güvenip bir sürü sorunumu anlattım.
O ise bana hiç açılmadı.
Bu bana biraz yanlış geliyor.
Onun aynı şekilde bana güvenememiş olması garibime gidiyor.
"Buna nasıl cevap vereceğimi bilmiyorum.
Ama sen hâlâ sensin, benim için hiçbir şey değişmedi" dedim.
Benim açımdan değişen bir şey olmadı,
hemen normale döndük.
Mats ilk olarak kırdığı insanlardan özür diledi.
Ben duygusal biriyim, kalbimin sesini dinlerim.
Özür dilerim.
Sonrasında yazdığı blogu paylaşmaya karar verdi.
Bunu okurken beni en çok üzen şey
onun yanında olamadığımızı anlamaktı çünkü o bize hep destek olmuştu.
Yazdıkları büyük bir anlayış ve saygıyla karşılandı.
Bence bu sayede kendini güvende hissetti
ve kendiyle ilgili daha fazla şey paylaşmaya karar verdi.
20'li yaşlarının başındaki genç bir adam Oslo'daki merkez ofisle temasa geçti.
Özel ekipmanlarla ilgili bilgilendirici bir videoda
yer almayı kabul etti.
Tüm Norveç'te izletilen bu videoyla özel ekipmanların
benzer durumdaki insanlara yardım edebileceği gösterildi.
…bilgisayarda oynamak için.
Belgeselin tamamı ailesinden gizlice çekildi.
Bu tam da onu anlatan bir durum.
Bir şeye karar verdiğinde, bu denli kararlı olduğunda
"Ailemin bundan haberi olmasının bir önemi yok.
Bunun bizi durdurmasına izin vermeyelim, direkt yapalım, gitsin" diyen biri.
YOLCULUK SONA ERDİ
SEVGİLİ OĞLUMUZ BU GECE ARAMIZDAN AYRILDI
Gönderiye e-postalarını yazmışlardı.
Oğullarının bunca yıl
benim için
ne kadar önemli olduğunu nasıl ifade edeceğimi bilemedim.
O yüzden çok detaylı bir şey yazmadım.
Sanırım sadece iki paragraf yazıp gönderdim.
Onlara şunu söylemeye çalıştım,
"Oğlunuz harika bir insandı ve onu tanıdığıma çok mutluyum.
Onu kaybetmemiz çok üzücü."
"Sevgili Robert, Trude ve Mia.
Mats benim için gerçek bir dosttu.
Yaşadığı zorluklara rağmen her zaman yanımızda oldu.
Mats için önemli olan herkesin hayatına neşe katabilmekti.
Ondan öğrendiğim şeyler hayata bakış açımı değiştirdi.
Şu anda her neredeyse umarım
onu unutmadığımızı, önemsediğimizi biliyordur ve gülümsüyordur."
MATS STEEN ÇOK ÖZLÜYORUZ, ASLA UNUTMAYACAĞIZ
Mezar taşına ne yazdıracağımızı
düşünmeye başladığımızda
gençlere özgü, güzel bir şey yaptırmaya karar verdik.
Sadece "Mats Steen" yazacaktı.
Sevgili Trude, Robert ve Mia.
Bunu sormam uygun kaçar mı bilmiyorum
ama cenaze ne zaman olacak acaba?
Bir de Mats'ın beş arkadaşının cenazeye katılması mümkün olur mu?
Norveç, Danimarka, Finlandiya, İngiltere ve Hollanda'dan geleceğiz.
Grubumuzun ambleminin olduğu bir flama da getirmek istiyoruz.
VESTRE GRAVLUND ŞAPELİ, OSLO AİLENİN ÖZEL VİDEO KAYITLARI
SEVGİLİ OĞLUMUZ VE ABİMİZ YAŞADIĞIMIZ GÜZEL ANILAR İÇİN TEŞEKKÜRLER
SONSUZA DEK KALBİMİZDE YER ALACAKSIN
Seninle bir şey paylaşmak istiyorum Mats.
Annenle hayat boyunca duyduğumuz en büyük acı
doğuştan gelen bu hastalığın yüzünden
âşık olmayı hiç tadamayacak olmandı.
Dostluklar edinemeyecektin.
Sosyal ilişkiler kuramayacak
ve başkalarıyla ortak aktiviteler yapamayacaktın.
Topluma katkıda bulunamayacaktın
ve başkalarının hayatında önemli bir role sahip olamayacaktın.
Bizi en kahreden şey buydu.
Ama çok güzel bir şekilde yanıldığımızı kanıtladın.
Her işin altından kalkabileceğini bizlere kanıtladın.
Ama ancak son bir haftada dijital dünyada tanıştığın insanların
hayatına ne denli etki ettiğini anlayabildik.
Geçen hafta bunu hesapladım.
Hayatının son 10 yılında
15 ila 20 bin saatini
bu dijital dünyada geçirmişsin.
Mats âşık oldu.
Mats bir dönem zamparalıkla bile suçlanmış.
Bir baba olarak bununla biraz gurur duyduğumu söylemeliyim.
Mats rol yapma dünyasında geçirdiği sekiz yılda
Starlight adındaki muazzam topluluğun vazgeçilmez bir üyesi oldu.
Burada aşkı tattı ve çok güzel arkadaşlıklar edindi.
Başkalarının hayatında bir fark yarattığını hissetti.
Mats'la fiziksel hiçbir kısıtlamanın olmadığı
bir dünyada tanıştım.
Hayatta karşılaştığımız sorunlar ve yaşadığımız zorlukların
bir öneminin olmadığı,
istediğimiz kişiye bürünebildiğimiz bir dünyada tanıştık.
Mats yıllar önce bize elini uzatmayı seçti
ve Starlight'ta dostluklar kurmaya başladı.
O tesadüfi karşılaşmalar arkadaşlığa dönüştü
ve nihayetinde bugün beşimizin burada olmasını sağladı.
Mats'ın bağ kuramadığı kimse yoktu.
Başkalarına çok yardımı dokundu.
İnsanların onunla ilgili paylaştığı tüm hikâyelerin ortak noktası buydu.
Özverili ve nazikti.
Herkesi cankulağıyla dinleyen, kimseyi dışlamayan biriydi.
Mats için önemli olan herkesin hayatına neşe katabilmekti.
Yaşadığı zorluklara rağmen her zaman yanımızda oldu.
Ve bize söylediği son şey şuydu…
Ailesine şunu iletmemizi istedi,
"Onları sevdiğimi ve hayatımı farklı kıldıklarını söyleyin.
Onlara benim adıma veda edin."
Mats, bir fark yarattığın için teşekkür ederim.
DOSTLARI CENAZEDEN SONRA ONU ANMAK İÇİN TOPLANDILAR
BU HER YIL YAPTIKLARI BİR GELENEK HÂLİNE GELDİ
MATS "IBELIN" STEEN 03.07.1989 - 18.11.2014
ÇOK ÖZLÜYORUZ, ASLA UNUTMAYACAĞIZ
Alt yazı çevirmeni: Müge Öznalcı
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.