Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Ben pek normal biri değilim.
Gerçekliğin hep biraz dışında yaşarım.
Gelin size film koleksiyonumu göstereyim.
Tavan aralarına ve mahzenlere bayılırım.
Bütün günümü burada geçirebilirim.
İkiden fazla insanla bir arada olmaya katlanamıyorum.
Çocukluğumdan beri
diğer insanlardan ve aile meselelerinden…
uzakta olabileceğim…
sığınaklar aradım hep.
Sanırım beni asıl sarsan babamın paranoyasıydı.
Coşkulu bir şekilde…
önce Stalin’i
sonra Hitler’i ve
savaş sonrası neo-nazilerini savunmuştu.
Sonra da Enver Hoca’yı
Mitterrand ve Mao’yu
Babam Alplerin güneyinden
gelen aile üyelerinin davranışlarından
çok rahatsız olurdu.
Büyük büyükannemin küçük yeğeni…
patronuyla sorunlar yaşıyordu.
Adam zengin bir tüccardı ve
gencecik kızı…
sömürüyor…
ve taciz ediyordu.
Adam eylemlerini kızın onu
baştan çıkardığını söyleyerek haklı çıkarıyordu.
Ne olursa olsun,
kız bu olaylardan travmatik bir şekilde etkilendi
ve ruh sağlığı hastanesine yatırıldı.
Bölge sakinleri kızın problemlerine
bisikletten düşmesinin sebep olduğunu söylüyordu.
Hastanede yaklaşık yirmi beş
otuz yıl boyunca kaldı.
Ölene kadar.
Onu hastanede en son görüşümde…
neredeyse elli yaşındaydı.
Küçük bir kızın sesine…
ve bir genç kızın yüzüne sahipti.
Yavaş yavaş…
bu problemlerin sadece ailemle
sınırlı kalmadığını ve
Alplerin güneyindeki komşu vadilerde de
olduğunu fark ettim.
Büyükannem Louise’e...
“piç kız” diyorlarmış…
ve yedi yaşına basar basmaz
onu bir çiftliğe yerleşmişler.
Oysa oradaki insanların buna ihtiyacı yokmuş.
Onu büyük hindi sürülerine bakma görevi vermişler.
Onlara çok az bir miktar yemek veriyorlarmış.
Koyunlara bakan bir çoban varmış ve köşede bir yer bulup…
onlara cassa veriyormuş.
Yani krem peynir, soğan ve biber.
Ve derdi ki..
"Cassa yiyip cassa yapıyorum!"
Yetersiz beslenme çoğunlukla guatr hastalığına sebep olur,
Tiroit bezinin deforme olmasıyla ortaya çıkan bu hastalığa
denizden uzak bu dağlarda
yaygın olarak görülen iyot eksikliği sebep olur.
Tiroit bezi vücudun orkestra şefi gibidir.
Hipotiroit durumunda bu orkestra şefinin
aktivitesi azaldığı gibi
psikomotor yavaşlama da gözlemlenir.
Guatra eşlik eden patolojiler genetik değildir ama
tahmin edebilirsiniz ki
insanın bu psikomotor yavaşlamaya
maruz kalmış…
ebeveynleri olunca…
farklı bir şekilde yetişiyor.
Bu yüzden gelecek nesiller üzerinde de etkisi olabilir.
Genetik değil de psişik düzeyde.
Eğer yavaş insanlar tarafından yetiştirildiyseniz…
bu sebeplerden ötürü…
“normal” olmama şansınız yüksek.
Çernobil bulutu bu bölgeden geçti…
ve tiroit hastalıklarına sebep oldu.
Her çeşit tiroit hastalığına.
Hipotiroidi ya da hipertiroidi,
tiroit bezi kanserleri...
Çernobil bulutundan sonra bu hastalıklarda…
artış olduğu bir gerçek.
İnsanlar bu olayın ardından…
zehirlenmiş bitkileri, mantarları
ve sebzeleri tükettiği için.
Çünkü hükümet, bulutun…
sınırı aşmadığını ilan etmişti.
Bu çiftçilerin doğum yapmak…
üzere olan bir dişi domuzu varmış.
Eski tarz bir domuz ağılında duruyormuş.
Bir gün büyükannemi oraya kapatmışlar.
Üç gün boyunca, elinde bir mumla.
Ve onlara doğum gerçekleşeceği zaman haber vermesi gerekiyormuş.
Haliyle çok korkmuş.
Belki mum sönmüştür, bilemiyorum.
Her neyse, gece olunca…
havale geçirmeye başlamış…
ve o noktada köylüler aileye haber vermiş.
Onu el arabasıyla almaya gelmişler…
ve üzerine bir örtü örtmüşler,
çünkü bir de üstüne kızamık olmuş ama neyse ki üç günde geçmiş.
Bu sebeple travmatik bir şok yaşadığını tahmin ediyorum.
30 yıl sonra küçük oğlu Emile’in ölümü...
Büyükbabam avlanmaya gidermiş
ama tüfeklerini ahırda saklarmış.
Çünkü oğlunun bir tüfeğe el sürmesini istemezmiş.
Savaşta yeterince ölüm gördüğünü söylermiş.
Bu yüzden zavallı Emile’in aklına
bir komşudan…
eski bir tüfek isteme fikri gelmiş.
1870 yılındaki savaştan kalma bu tüfek…
namlusundan dolduruluyormuş.
Babası ona avlanmayı yasakladığı için…
tüfeği yolun karşısında, sebze bahçelerinin olduğu
yerde bir çalılığa saklamış.
Tüfeği çalılığa saklamış ve
ertesi gün oraya gitmiş.
Ama namludan tuttuğu için
ne deniyordu ona…
işte silah ateşlenmiş…
ve vücudunda bir delik açmış.
Herkes deliğin içinden bir kolun bile…
geçebileceğini söylüyormuş.
Sonuç olarak orada yere yığılmış.
Silah sesi duyulmuş ama herkes avlandığı için akıllarına bu gelmemiş.
Büyükannem el arabası ve katırla Séderon’dan dönüyormuş.
Yolun ortasında bir şey olduğunu fark etmiş
ve oğlunu, ölümünün üstünden belli bir süre
geçtikten sonra bir kan gölünün ortasında bulmuş.
Bu onun için korkunç bir olaydı çünkü yorgun ve zayıf bir haldeydi.
1919 yılıydı ve büyükbabam savaştan döneli daha üç ay geçmişti.
Dehşet verici bir şok yaşamış.
Ve orada dans etmeye başlamış
Olduğu yerde zıplıyormuş. Burada buna Saint-Guy dansı…
ya da “Chorée” dansı diyorlar.
O kadar çok zıplamış ki ayakkabılarında delikler açılmış
Büyükbabam dönmediğini görünce onu aramaya gitmiş.
Ve onu yolun ortasında, ölen oğlunun yanında zıplarken bulmuş.
Gerçekten korkunç bir hikâye bu.
Burada yaşamış olan Noémie Huguet…
çok farklı bir karaktere sahipti.
Bitkilerle ilgili her şeyi bilirdi.
Evinde her hastalığa karşı bir ilacı olurdu.
"... uzun yaşamak için kuşüzümü, dişbudak yaprakları..."
İnsanların ona yönelik sakıngan tavırları…
ya da hayatı boyunca karşılaştığı problemler…
Ki çok zor bir yaşam geçirdiğini de söylüyordu.
Bunun en büyük sebebi akraba evliliği sonucunda doğmasıydı.
Bölgedeki insanlar çok cimriydi ve onun deli olduğunu düşünüyorlardı
Çünkü o herkese meyve, sebze ve bitki veriyordu.
Normandiya’ya çok yağmur yağar ama buraya pek yağmaz.
Burada iyi taş yetişir ama.
Buranın yerlisi fakir köylülerdir…
ve bu yüzden de…
sakıngan, bencil ve cimri davranırlarmış.
Yaşamını sürdürmek istiyorsan komşuna güvenmeyeceksin.
O zamanlar bu gerekliymiş.
Fakir, sakıngan, bencil ve cimri köylülermiş bunlar.
Çünkü o zamanlar böyle olmak gerekiyormuş.
Şimdi artık başka işler yapabildikleri için buna gerek yok.
Ama yaşlılarda az da olsa devam ediyor bu.
Açıklaması bu.
Bir noktada hastalandığını tahmin edebiliyorum.
Belki de hastalığı çok ciddiydi.
Dışarı daha az çıkabiliyordu…
ve işte o sırada...
Yehova’nın Şahitleri’yle tanışmş.
Bana onlarla dışarı çıktığını…
toplantılara gittiğini söylemişti.
Bu tarikat onu çok etkilemişti.
Kıyametten bahsediyordu.
...1980 yılından sonra,
Şeytanın oğlu dünyaya hükmedecek.
O Jura’da doğdu,
Anne ve babasının kim olduğu bilinmiyor.
İsmi Lavitri.
Onun hükümdarlığı sırasında, kıtlık ve zihinsel yabancılaşma
ortaya çıkacak.
Müritleri onun için otoyollar inşa ediyor.
La Contré bölgesi azınlık dinlerin ve tarikatların…
etkisinde kalmıştı.
Burada buldukları ucuz ve gözlerden uzak arazilerde…
rahatça faaliyetlerini sürdürebiliyorlardı.
BEN SENTEZİN IŞIK SAÇAN AVATARIYIM.
GELİN VE SEBEBİNİ ÖĞRENİN!
2008 yılının Eylül ayında…
evsiz bir adam bu şapelin önüne geldi,
etrafı dini görsellerle ve…
ve mumlarla kapladı. Sonra da kendini yaktı.
Kendini nasıl yaktı?
- Ateşle. - Hadi canım!
Yirmi gün önce.
Şaka yapıyorsun.
Olaya bak!
Bu bölgede sık sık kendini yakma vakaları oluyor.
Hadi canım! İnanmıyorum.
Daha acısız intihar biçimleri de var ama.
En acısız intihar hangisi diye soracak olursan
Genelde ilaç içip…
bir küvete uzanıp uyumak.
Sonra da boğulmak…
ya da suyu açık bırakmak.
İyi fikirmiş.
Evet ama su…
- Hem daha acısız. - Peki ya su taşarsa?
En iyisi hiç komşunun olmaması.
1958 yılının Temmuz ayıydı. Çok iyi hatırlıyorum.
Digne şehrinde çok saygı gören bir hanım vardı.
Gerçekten. Herkes onu çok severdi.
Saint Vincent şapeline giden yolu tırmanmış.
Elinde ağır bir çanta varmış.
Oldukça mütevazı…
sempatik ve ciddi biriydi.
Herkes onu takdir ederdi.
Bir öğretmenle evlenmişti. Çocukları vardı.
Ama gizemli bir etkinin altındaydı.
Ayrıca ailesiyle ciddi sorunları vardı.
Bence bu şekilde ölmeye karar verdiyse eğer
bu ona acı çektirenlerin suçlu hissetmesi içindi.
Belki başka sebepleri de vardır.
Bilemiyorum.
“Haç Yolu”nun sonuna gelmişti.
Birkaç saat sonra geriye sadece külleri kalmıştı.
Bir düşünürsek eğer,
bu bölgede bir delilik beşgeni belirlenebilir.
Etrafında şu noktalar bulunur: Montclar,
Rosans...
Sault...
Quinson
Villevieille...
ya da daha çok
Castellane,
evet böylesi daha iyi.
Nüfüsu 80.000.
Meudon ve Clamart’dan daha az.
Bu bölgeler delilikten neredeyse hiç etkilenmemiş.
Kuzey sınır…
daha ziyade…
Serres’in hemen üstünde bulunur.
Onun ötesinde, kayak pistleri
ve daha az problemi olan
Alplerin zengin kısımları bulunur.
Digne: Beşgenin en önemli şehri.
Başlarda polis çok fazla umursamadı..
çünkü bunların dükkânlara konulan mankenlerin..
uzuvları olduğunu düşünmüşler.
Olaya müdahale ettiğim zaman
onların bir insana ait kalıntılar olduğunu fark ettim.
Alt bedene ait iki uzuv vardı.
Bir genç kıza aitti.
Bu genç kızın erkek arkadaşı o dönemde…
onun kayıp olduğunu bildirmişti.
Uzuvların hakkında ilk gözlemlerimizi yapmak için
nehir yatağına indiğimiz zaman
ilk fark ettiğimiz şey bir bacağında..
bileğinin hemen üstünde küçük bir dövme olmasıydı.
Marsilya emniyetine bağlı
polis arkadaşlarımı ve
kızın sevgilisi genci morga götürdüm.
Böylece dövmesi olup olmadığını hatırlarsa
kızın kimliğini tespit edebiliriz diye düşündüm.
Bulduğumuz parçaları görünce gözyaşlarına boğuldu.
Dövmesini tanıdı ve…
biz de böylece kızın kimliğini tespit ettik.
Elimizdeki ilk bulgu buydu.
Dikkatimizi çeken bir diğer bulgu ise… ki soruşturmamızı ilerleten de buydu.
Cezai soruşturmaların başarısı
%50 oranında iyi yapılan gözleme bağlıdır.
Aksi halde, çuvallarsınız.
Uzuvların muntazam bir şekilde testereyle
kesildiğini fark ettim.
Bu da katilin hiç tereddüt etmediğini gösteriyordu.
Kullanılan silah oldukça keskindi…
ve kemiklerdeki kesikler belirgindi.
Bu bizi, soruşturmamızda daha iyi bir şekilde yönlendirdi.
O akşam savcıyla kurbanın kimliği hakkında…
konuştuğumuz zaman…
uzuvlara dair bu gözlem sayesinde…
analizlerimizi ve şüphelerimizi…
bir kasap olan babaya yönelttik.
İşte onu da bu şekilde tespit ettik.
Sonra ertesi gün oldu
Ertesi gün, Digne-les-Bains otobüs terminalinin…
hizasında, la Biéone nehir yatağında
kolları bulduk.
Marsilya’dan gelen polislerle
bölgeyi kordonla çevirdik ve
etrafı inceledik.
Ama elimizde sadece iki parça vardı.
O andan sonra babanın peşine düştük.
Ona istersen telefonumu kullanabilirsin dedim.
Perşembe öğleden sonraydı.
Telefonla hemen yanımda konuştu.
Ben de konuşmayı duydum.
Kızından haber alamadığı için endişeliydi.
Aslında her şey bir önceki gece olmuştu.
Çoktan işini bitirmişti yani.
Babanın yaşadığı yere gittik ve
sıradan bir inceleme yaptık.
İnceleme sırasında…
evin yerleşimini doğru hatırlıyorsam eğer…
sağ taraftaki yatak odasında
bir yatak ve şilte vardı.
Şilteyi ters çevirdiğimizde büyük bir kan birikintisi bulduk.
Babayı tutukladık ve
o anda canı bir şeyler yemek istedi.
Sakince yemek yemeye başladı.
Sosis, jambon ve ekmeğini yerken…
bize kızını nasıl katlettiğini anlattı.
Duyduğuma göre iğnesi vurulmadığı içinmiş.
İlacını almayı bırakınca kafayı yedi.
Bize kızını nasıl öldürdüğünü anlattı.
Onu bıçakla öldürmüş…
sonra banyoda parçalara ayırmış.
Parçalardan kurtulmak için de…
birkaç defa yolculuk yapmış.
Aracı olmadığı için otobüse binmiş.
Onları paket halinde taşımış.
Yaptığı şeyi hiçbir şekilde kabul etmiyorum.
Hiçbir şekilde!
Bizim için de oldukça zor oldu çünkü bizi de kullandı.
Gelip bizden sürekli bozuk para istedi.
Çamaşır yıkamak için.
Otobüse binmek için.
Ertesi gün elinde çantasıyla bile geldi.
Muhtemelen içinde kızının bir organı vardı.
Neticede ilk olarak otobüsle buradan süpermarkete gitti.
Sonrasında…
otobüs terminalinin arkasında
bulduğumuz kolları da otobüste taşıdı.
Sonra da bizim önümüzde yediği…
o meşhur yemek sırasında…
kalan parçaların nerede olduğunu açıkladı.
Kafasını Digne-les-Bains tarafındaki
kaplıcalar bölgesindeki Dourbes yolunda bulundu.
Yol ayrımından yaklaşık 200 metre sonra.
Onun söyledikleri doğrultusunda
kızın kafatasının yerini tespit ettim.
Elbette onu yanıma almak zorundaydım.
İşim bu benim.
Bu sırada Marsilya’dan gelen ikinci ekip…
kaplıcaların arka tarafına gitti…
ve orada uzanan…
nehir yatağında…
gövdeyi ve kalçayı buldular.
İşte böyle.
Böylece, kullandığım ifade için kusura bakmayın ama
bedenin yapbozunu tamamladık.
O genç kız için elimizden gelen tek şey buydu.
Dolayısıyla baba hemen suçunu kabul etti denebilir.
Evet kesinlikle.
Ama öfkelenmeden, sakince.
Ama soruşturmayı derinleştirdikçe
ağır bir şizofreni vakasıyla karşı karşıya olduğumuzu fark ettik.
Kişilik bölünmesi yaşıyordu.
O zaman bize anlattıklarından anlayabildiğimiz kadarıyla
kızının şeytani güçler…
tarafından ele geçirildiğini düşünmüş…
ve kaba olacak ama…
kafayı yiyip…
bir anlık öfkeyle onu katletmişti.
Geçen sefer ona veresiye vermişsiniz.
Bir önceki gün.
Çarşamba öğleden sonra, akşama doğru.
- Sonra size ödeme yaptı mı? - Hayır.
Çok da önemli değil. Sildim borcunu.
Digne’in hemen yanında…
biraz daha yukarıda Les Dourbes bulunur.
Burada bir çeşit…
göçmen Arnavut topluluğu vardı.
1999’da Süleyman Likaj…
baldızını birlikte yaşadıkları…
evin önünde tüfekle öldürdü.
O dönemde birçok insan bu topluluğun
aralarında eş değiştirdiğini söylüyordu.
Ben kesinlikle inanmıyorum buna.
Ayrıca aralarında arazi paylaşımı yüzünden
tartışmalar olduğu da söyleniyordu.
Aynı şekilde buna da inanmıyorum.
Bana göre Süleyman hayatını yaşıyordu,
çok içiyordu, genelde çok sinirliydi ve
topluluğun içinde bir kadının baskın çıkmasını…
kabul edemedi.
Balkanlar’da…
aile büyüğü çok önemli bir konuma sahiptir.
Ve o dönemde Süleyman’ın kardeşiyle birçok problemi vardı.
Süleyman, abisi olmasına rağmen ailenin büyüğü…
rolünü üstleniyordu.
Ayrıca kurbanın engelli oğluyla
ilgili sorunları da vardı.
Her ne olursa olsun cinayetin esas sebebini…
asla öğrenemedik.
Görünüşe göre…
ailenin büyüğü…
baldızını para çaldığı için öldürmüş.
İşini halletikten sonra da…
dağlara sığınmış.
Isıtıcının, elektriğin ya da
pencerenin olmadığı bir harabeye sığınmış.
Kara kışın ortasında bir şey yemeden…
ve ısınamadan üç gün geçirmiş.
Sonra da polis helikopterleri tarafından yakalanmış.
Likaj nasıl bir adamdı?
Dediğim gibi yaşamaktan keyif alırdı, bol bol içerdi.
Genelde çok sinirliydi.
Deli olduğunu düşünmüyorum…
ama hareketleri genellikle çok garipti.
Aile babası tüm haklara sahiptir.
O yüzden vurmaya,
dövmeye, emretmeye ve öldürmeye de hakkı vardır.
Bir baba etki alanının tehlikede olduğunu hisseder…
aile reisi olarak kontrolünü kaybederse…
herkesi öldürmeye karar verebilir.
Çiftlikte kendini asan ya da herkesi katleden…
insanlarla sık sık karşılaşabiliyoruz.
Çünkü yeterince güçlü değiller.
Genelde ilk kurbanlar kadınlar oluyor.
Kadın, özellikle de bir anne…
ya da onu andıran herhangi biri.
Takma adı Suria, ismi ise Elisabeth Masse idi.
ve sevgilisi…
Hubert Bozon tarafından öldürüldü.
Suria sıradan bir kızdı.
Budizm’e inanıyordu.
Bir yayınevinin başındaydı ve basit bir yaşam sürüyordu..
Sonra bu marjinal adamı evine aldı.
Adam buralıydı, Drôme’dan geliyordu galiba.
Kısa sürede birbirleriyle çok yakınlaştılar.
Kız bir zaman sonra hamile kaldı.
Çok mutluydu.
Çocuk bakımıyla ilgili…
bir sürü kitabı vardı.
Ama adam bununla baş edemedi.
Sorumluluklarının hiçbir şekilde farkında değildi.
Korkuyordu.
Sanırım bu noktadan sonra…
anlaşamamaya başladılar Birbirlerinden çok farklıydılar.
Kız yaz başında staj yapmak için
Blois’ya gitmişti…
ve geri döndüğünde…
Adam bunu önceden planlamış olmalı.
Yazdığı…
Yazdığı bir not ele geçirildi.
"Benzini, ipi ve odunu
unutmayın..."
Kız geri döndüğünde planını uygulamak için harekete geçmiş.
Ona vurmuş. Onu boğmuş. İpi de kullanıp…
boğmaya devam etmiş, sonra da kafasını odunla parçalamış.
Bir de üstüne onu çırılçıplak soymuş.
Kız bulunduğunda çırılçıplaktı!
Sonra evi terk edip kaçmış.
Kendini yakmaya çalışmış.
Bilemiyorum. Acı çektiği için her şeye…
son vermek istemiş. Yanıklar canını çok yakmıştır diye tahmin ediyorum.
Kendini suda boğmayı denemiş.
Bunu nasıl yapmaya çalıştı
bilemiyorum çünkü Eourres yakınlarında yazın çok az su olur.
Bundan sonra da…
çekip gitmiş,
yoluna devam etmiş.
Ne düşündüğünü merak ediyorum.
Cinayeti işledikten sonra yani…
Doğacak çocuğu…
Sonuç olarak yoluna devam etmiş.
Yürüyüp, zikzaklar çizerek. Muhtemelen etrafta kimse yoktu.
Yaklaşık on kilometre sonra,
kuzenimin söylediğine göre bir kadın görmüş onu…
ve polisi arayıp…
yaralı ve vücudunda yanıklar olan bir adamın…
yolda tek başına sendeleyerek yürüdüğünü söylemiş.
İşte o zaman yakalamışlar onu.
Bu olay Eourres’ta yaşandı.
Burada radyasyon seviyesi…
metrekarede 20 bin bekerele ulaşmış.
Eourres’un eski valisi de
Laragne Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin başına geçmişti.
Yüksek platolarda devamlı esen rüzgârlar…
sinir krizlerine yol açabilir.
İnsanı delirtebilir. Özellikle de yaz sonuna doğru.
Cruis’te a bir adam karısını öldürüp intihar etmiş.
Saint-Etienne’de bir adam karısını öldürüp intihar etmiş.
Çocuklarını da öldürebilirdi.
Villevieille, Larche ve Puimoisson’daki olaylarda olduğu gibi.
Eski gazetelerde burada 1945 yılında yaşanmış
bir trajediye denk gelmiştim.
Küçük yeğeninin kardeşini rahatsız ettiğini düşünen
bir amca, çocuğun biberonuna
sülfürik asit koymuş.
En büyük problem rüzgâra engel olamamak.
Bölgenin ruh ve sinir hastalıkları hastanesi…
Laragne’da açıldı çünkü
şehir merkezine çok uzakta değildi.
Ayrıca güneş gören bir düzlüğün üstündeydi ve
güçlü rüzgârlara maruz kalmıyordu.
Ruhsal sorunlar yaşayan hastaların rahatlatıcı bir iklimde bulunmasının
çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Aslında hastanenin Hautes-Alpes il merkezinde
olması planlanıyordu.
Ama arazi bir manastırın yakınındaydı ve
din görevlileri tarafından kabul edilmedi.
Başta, Laragne’daki insanlar hastaneye pek sıcak bakmıyordu…
ama valiyi, bölgede önemli…
bir idari görev teklifiyle ikna etmeyi başardılar.
Temel ilke hastaneyi mümkün oldukça saklamaya dayalıydı.
Neticede Laragne'ın gelişmesine vesile oldu ama.
Artık “ruh sağlığı hastanesi” denmiyordu oraya.
Bu iyi bir izlenim bırakmıyordu.
Onun yerine “özel hastane” diyorduk.
Ya da “yukarısı”. Bazen de “kafa doktorları”
Bir gün kuzenim Paulette… bütün öğleden sonrasını…
Lagrand’dan Orpierre’e nasıl gideceğini düşünerek geçirdi.
Otobüse mi binse..
yoksa kuzeninin arabasının…
gelmesini mi bekleseydi?
Ki bu da fazladan benzin parası vermek demekti.
Ya da…
yürüyerek gidebilirdi.
Hem bu ona daha ucuza gelirdi.
Sanırım orada kalmayı tercih etti…
ve geceyi Lagrand’da geçirdi.
Paulette'in kuzeninin oğlu…
Bay Silvi’nin Eyguians’a gelişine şahit olan çocuklardan biriydi.
Silvi, Laragne Hastanesi’nden izin almıştı.
Büroya geri döndüğüm zaman…
evle ofis arasındaki kapının…
önündeki üç çocuğumun…
yanlarından geçtim…
ve içerde karımı pek de hoş olmayan…
bir durumda buldum. Bir masada sırtüstü yatıyordu ve üzerinde bir adam vardı.
Kim olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu.
İlk başta aralarında cinsel bir şey olduğunu düşündüm.
Adamı üstünden kaldırmaya çalışınca…
beni bıçakla öldürmeye kalkıştı.
Sonuç olarak karımı öldürmeye çalışıyormuş.
Adamı şurada sıkıştırdım.
Onu tutunca karımın yaralanmasına da sebep oldum.
Çünkü adam bana saldırmaya kalktığı zaman…
karım elinden bıçağı almış.
Bir şekilde karımın elini kesmesine sebep oldum adamı tutunca.
Bıçak kayınca eli ortadan yarıldı.
Adamı sıkıştırdığımda bana zarar vermeyeceğini söylese de
kafasından neler geçtiğini kestirmek mümkün değildi.
Adamı tutarken çocuklara yukarı çıkmalarını söyledim. Onlar da çıktı.
Ama komşunun oğlunun da o sırada orada olduğunu bilmiyordum.
Sonra karıma karşı taraftan yardım istemesini söyledim.
Av sezonuydu ve o sırada avcılar karşıdaki bardaydı.
Bense adamla baş başa kalmıştım.
Karım kapıyı açık bırakmıştı. Çocuklar yukarı çıkmıştı.
Adamı şuradaki kapıya doğru atmayı başardım – ki hâlâ kırık.
Onu buradan oraya fırlattım ve bundan çok korktu.
Başına kötü bir şeyler geleceğini düşünmüş olmalı.
Nihayet elindeki bıçağı bıraktı.
Onu yine de tutmaya devam ettim çünkü kafasından neler geçtiğini bilmiyordum.
Sonra bir anda tamamen normal davranmaya başladı.
Onu serbest bıraktım, olduğu yerde kalmasını söyledim ama kaçtı.
Yukarı çıktım, çocuklara endişelenmemelerini söyledim ve kapıyı üstlerine kilitledim.
Sonra karımın durumuna bakmak için karşıdaki kafeye gittim.
Elinin kesildiğini görmüştüm çünkü.
Kafeden dışarı çıktığım anda
adamın otobüsü durdurmakta olduğunu gördüm.
Polisi aradım ve…
arabama doğru koştum.
Serres’e vardığımda polise haber verildiği için beni durdurdular.
Otobüsü durdurup adamı yakaladıklarını düşündüğüm için durdum.
Ama bana otobüsü durdurmadıklarını
içinde başka dört insan daha olduğunu söylediler.
Tekrar krize girerse ne olur diye endişeleniyorlardı.
Bana inandıklarını düşünmüyorum çünkü otobüsün gitmesine izin verdiler.
Veynes’e gidecek kadar zamanım vardı ve gara ulaştığım zaman
otobüs oradaydı ve adamı gördüm.
Adam karşıdan karşıya geçiyordu ve elinde bir valiz bir de çanta vardı.
Hemen frene bastım ve…
caddenin sonundaki kavşakta arabamı durdurdum.
Bariyerlerden atladım çünkü oradaki trene bineceğini sanmıştım.
Bunu yapmasına izin veremezdim.
Tren rayları boyunca koşarak gara doğru gittim.
Trene binmemişti çünkü hâlâ garda olduğunu gördüm.
Neticede garın yola yakın tarafından dışarı çıktı…
ve Veynes kavşağına doğru ilerlemeye başladı.
Onu durdurdum.
Ne yazık ki karıma saldıran o adam işini çoktan halletmişti.
Çünkü güya yedi kişiyi öldürmesi gerekiyormuş.
Yan tarafta işinin bir kısmını belli ki tamamlamıştı.
Polis kapıyı açmak istemediği için elime bir tuğla aldım
ve ilk kapıyı kırdım. İkinci kapıyı da parçaladım.
İkinci kapının arkasında Michou’yu gördüm.
Emekli öğretmen Marie-Rose Michel’in yeğeniydi.
Ve ne yazık ki bu yaşlı kadıncağız kapının arkasında yerde yatıyordu.
27 yerinden bıçaklanmıştı.
Çocuklara zarar vermek istediğini sanmıyorum çünkü belli bir yaşın üstündeki
kadınlardan sinirini çıkarıyordu
Pont-Lagrand’daki bakkal kadının da peşinde olabilirdi.
Sokağın köşesinde duran
postacı kadına da.
Ki peşindeymiş de. Ama bir tek onunla sorun yaşamış.
Postaneye gitmiş ama kadının yalnız olmadığını görünce bir şey yapamamış.
Karım çocuklarla beraberdi ama bunu bilmediği için harekete geçmiş.
Ayrıca üst katta oturan kadını
ve belki de istasyondaki kadını öldürmek istemiş de olabilir...
Gerçekte kimi öldürmek istediğini…
kimse bilmiyor.
Bazı insanlar ruhsal açıdan rahatsız.
Ne yazık ki bu böyle.
Bu yüzden de tedavi edilmeleri gerekiyor.
Dahası onlarla devamlı ilgilenilmesi gerektiğini düşünüyorum.
On yıl boyunca Marsilya’daki Edouard Toulouse hastanesinde hemşirelik yaptım.
Her serviste iki tane ses geçirmeyen hücre bulunuyordu.
Oraya “kimyasal deli gömleği” dediğimiz tedavi uygulanan hastaları koyuyorduk.
Günde iki doz Largactil, Haloperidol gibi ilaçlar veriyorduk.
Ve ses geçirmez hücrelerde kalıyorlardı.
Ama bu çok pahalıya mal oluyordu.
Bu suçlular zamanla hapishanelere yerleştirildi.
17 yıldır hapishanelerde yazarlık atölyeleri düzenliyorum.
Marsilya’daki Les Baumettes, Aix ve Avignon hapishanelerinde.
Buralarda ciddi anlamda psikozlu suçlular bulunuyor.
Çünkü akıl hastanelerinden çok daha ucuzlar.
Cumhurbaşkanı Chirac’ın şizoid bir kızı vardı.
ama Sarkozy’nin yoktu.
Bu yüzden psikiyatri alanına ayrılan ödenekler azalmıştı.
Digne Hastanesi, 50. kuruluş yıl dönümünde…
tanıtımını yapmak adına…
büyük bir eğlence düzenledi.
Yapılan havai fişek gösterisinin masraflarına ise
hastanenin sendika üyeleri tarafından tepki gösterildi.
Burada son anda bir eksiğimiz ortaya çıktı.
Önceden anlaştığımız tanık çok korktu.
O yüzden onun hikâyesini ben anlatacağım.
Lütfen beni affedin.
Gilles Margaillan isminde genç bir adam varmış.
Ruh sağlığı hastanesinde beş yıl geçirmiş.
Sonra ailesini ziyaret etmek için
izin almış.
Orada annesini bir tüfekle
çok yakından ateş ederek öldürmüş.
25 Ekim 1994’te.
Bu tipik bir aile içi cinayet örneği.
Katilin çok tehlikeli olduğu söylenemez çünkü
ailesinden sadece bir kişiyi öldürebilmiş.
ÇOCUK VE YETİŞKİNLERİ KORUMA DERNEĞİ
Hastane sonrasındaki sürecin idaresi
karmaşık ve maliyeti yüksek oluşumları gerekli kılıyor.
İşinizi en basit biçimiyle
nasıl tanımlayabiliriz?
Ben ruh sağlığı sorunları olan hastalar konusunda
uzmanlaşmış bir emlakçıyım.
Vasi tayin edilmiş insanlar geliyor mu buraya?
Evet. Hatta oldukça fazlalar diyebilirim.
Kendi kendilerine yaşamlarını sürdüremiyorlar.
Bu yüzden vasileri sigara falan almaları için…
onlara kupon veriyor.
Sonra ben bu kuponları Digne’deki sosyal hizmetlere yolluyorum
ve ödememi alıyorum.
Bu bölgede evlerinde hasta ağırlayacak aileleri nasıl buluruz diye düşünmeye başladık.
Bir yıl önce ailelere hasta başına 1300€ veriliyordu.
Ben onlara ilaç vermiyorum. İlaçları zaten var.
Aileler ilaçlarını veriyor.
İşleri kolaylaştırmak için
uzun etkili nöroleptikleri
enjekte ediyoruz.
Bunlar uzun etkili nöroleptikler.
Günlük tedavi yerine…
bir ya da iki ayda bir…
bir doz enjeksiyon yapılıyor.
Bu ilaca ve patolojiye göre değişiyor.
Bu enjeksiyonları bazen ben yapabiliyorum.
Çekimlerin son gününde
bir yeni dram daha yaşandı.
Geoffroy isminde genç bir adama
ruh sağlığı hastanesinde ayda iki kez ilaç vuruluyordu.
Ama kendi kendine…
destek olarak kullandığı ilacın dozunu artırmaya karar vermiş.
Vernet kasabasının yakınında bulunan…
şuradaki kafeye gitmiş…
ve hiçbir sebep olmaksızın…
barın sahibi kadını şişeyle öldürmüş.
İçindeki dürtülere karşı koyamadığını söylemiş.
Denemiş ama karşı koyamamış.
Soruşturma devam ediyor
ve bu noktada size daha fazla bir şey söylemem mümkün değil.
Lütfen beni bağışlayın.
Fark ettiğim bir şey var:
Genelde kafelerdeki insanların
ya da postane çalışanlarının
hedef olarak seçildiği.
Çünkü onlar devamlı herkesle
temas halinde.
Ve suçlular kriz geçirdiği zaman genelde karşılarına ilk çıkanlar
onlar oluyor.
Ertesi günün gazetesinde…
cenazeyle ilgili bir haberin yanında…
pencereden ateşe verdiği mobilyalarını atan…
bir adamdan bahsediliyordu.
Sonrasında adam bir rahibin ve psikiyatrın gelmesini istemiş.
Yani hemen mi ateş etti?
Evet… En ufak bir belirti olmaksızın.
Kart oynayan bir adama ateş etti.
Sonra barda oturan adam müdahale etti…
ve onu sakinleştirmek için…
şöyle bir şey söyledi:
"Aklını mı kaybettin? Ne yapıyorsun sen?"
Sonra o da karnına bir kurşun yedi.
Toplamda iki kurban vardı.
Sonra herkes yere yattı.
Barın sahibi kadın tezgâhın altına saklandı.
Şu an durduğum yerin altına saklanmış yani.
Bir süredir sarsılmış bir halde
ve daha uzun süreler böyle kalacağını düşünüyorum.
Henüz yaşananları aklından çıkarabildiğini sanmıyorum.
Adam tekrar ateş etmek istedi…
ama silah tutukluk yaptı.
Sanırım bir kovan takılmış.
Sonra bardan dışarı çıkmış.
Quatre Chemins tarafına doğru gitmeye başlamış.
Anayolda bir dört ağzı burası.
Eve doğru yol alırken...
-çünkü planı evine dönmekmiş-
ateş etmeye devam etmiş..
Bence ailenin en büyük çocuğuydu.
En büyük çocuklar, ki ben de öyleyim,
genelde zihinsel anlamda daha hassas olurlar.
Bu da büyüğün hakkı geleneğiyle çelişiyor.
Bana…
gezegenlerden bahsetmişti.
Öte dünyada…
neler olduğundan.
Sanırım bazı konularda endişeleri vardı.
Volx ve kayası…
beşgenin güney kapısında yer alıyor.
Volx ya da belki Manosque.
Manosque’taki bu teras sınırı meydana getiriyor
çünkü Manosque açık şehir olarak kabul edilmiş.
Savaştan sonra burada yaklaşık
6.000 kişi yaşıyordu. Çoğunluğu çiftçi ve zanaatkârdı.
Bugün nüfusu 25,000’e ulaştı ve bir bağlantı noktasına dönüştü
çünkü Manosque yıllarca açık şehir olarak kaldı.
Bu, şu anlama geliyordu.
Marsilya hapishanesindeki gangsterler serbest kaldıkları zaman
bu bölge sınırları içinde yaşamaları yasaktı.
Ve yakınlardaki tek açık şehir Manosque’tu.
Bu yüzden 60’lı ve 70’li yıllarda Zampa ve adamları gibi…
Marsilya suç çetelerinin…
ağır topları…
Manosque’ta yaşamaya başladı.
Burada köylü çocuğu olan gençleri eğitmeye başladılar.
Dolayısıyla Manosque organize suç için bir kavşak noktasına dönüştü.
Çünkü bu büyük patronlar Marsilya’daki işlerini Manosque’tan idare edebiliyordu.
Nüfus: 180.
İki cinayet: erkek ve kız kardeş.
Bana dedi ki: "Anne! Anne!
Sana bir şey itiraf edeceğim. Hazır ol!”
Doktor yan taraftaydı.
"Marie’yi de Jules’ü de bir daha asla göremeyeceksin.
Onları…
Carpignano öldürdü."
Neden onları öldürdü?
İnsan kötü olunca başka sebep mi gerek?
Akşam olunca daha önce yanında çalıştığı ev sahibi
kepenkleri kapatmaya gidince o da ateş etmiş. Toplamda beş
Mermi kepengi delip eline isabet etmiş.
Bunu yapmak için bir sebebi var mıydı?
Eğer birine kötülük yapmak istiyorsan, sebep önemli değil ki.
Sizi öldürmek istersem, öldürürüm.
Sebepsiz bile olsa ölmüş olursun.
Zırdeliler böyle işte!
Suç mahalli olduğu gibi duruyor.
Peki neden kendini öldürdü?
Yakalanacağını, hapishaneye gireceğini hayal etti.
Acı çekeceğini düşündüğü için buna sona verdi. Çok zeki biriydi.
Çok zekiydi.
Birini öldürmüştü…
ve yakalanacağını biliyordu çünkü herkes görmüştü onu.
Evet! Bu yüzden yakalanmak yerine
kendi canını aldı. Böylece acı çekmeyecekti. Çok zekiydi!
Kafası çalışıyordu.
Benim aklıma gelmezdi bu.
Lambert’de ne olmuş?
1983 yılında bir çoban öldürülmüş.
Ve katil hâlâ bulunamamış.
Hadi canım!
Ve kimse nedenini bilmiyor.
Ben de bunun üstüne yönetmen King Vidor’u düşündüm.
Kendisi bir cinayeti araştırmış…
ve kırk yıl sonra gerçeği ortaya çıkarmıştı.
Öyle mi?
Kendi kendime, ben de gerçeği bulabilsem
güzel olurdu diyorum. King Vidor’u biraz kıskanıyorum yani.
Lambert’de işlenen bir suça dair
bilgilendirilmiştim…
ve öğlene doğru oraya gittim.
Lambert’e daha önce hiç gitmemiştim.
Digne’de doğup büyüyen biri için kolay bir şey değildi bu.
Bu yüzden önce Lambert ve Ainac’a ulaşıp…
sonra da çiftliğin kendisini bulmam gerekti.
Oraya vardığımızda bir polis arabası gelmişti bile.
Etrafta da birkaç polis memuru dolaşıyordu.
Arabamı çiftliğin alt tarafında bir yere park ettim.
Suç mahallini burada görebiliyoruz.
Burada yaşayan adamın gece öldürüldüğünü öğrendim.
SEBEPSİZ BİR CİNAYET
...sanırım bir kürekle öldürmüştü.
Kar yağdığını hatırlıyorum.
Hava soğuktu. Mart başı gibiydi.
Çok soğuktu ve kar vardı.
Beni en çok sarsan bölgenin viraneliğiydi.
Kurbanın elinde…
bulduğumuz saçlar…
bir insana mı aitti…
yoksa bir köpeğin tüyleri miydi?
Çeşitli hipotezler söz konusu.
O zamanlar kimlik tespiti için DNA testi gibi…
imkânlara sahip değildik.
Görünüşe göre bu saçlar bir insana aitmiş.
Kurban ve saldırgan arasında bir mücadele gerçekleşmiş olmalı.
Burada yıllardır bir avuç arazi için birbirine nefret besleyen köylüler var.
Birkaç metre toprak parçası kime ait diye tartışıyorlar.
Kocaman aileler yıllarca birbirlerinden nefret ediyor.
Ama ben bunun toprakla ilgisi olduğunu düşünmüyorum.
Burada nefret yaşamayı sağlıyor.
Bir aile diğerinden nefret ettiği zaman
bu nefret sayesinde bir platoda koyunlarınla yıllarca yaşamın sürdürebilirsin.
Ve bu nefret çocuklara da aktarılır.
Aşk iki ya da üç yıl sürer.
Tutku, altı ay. Nefret ise yüz yıl devam edebilir.
Birbirlerini öldüren çobanlar meselesine gelecek olursak…
bu insanların kelime dağarcığı yüz kelimeyi geçmiyor…
ve insanlar nefretin içine hapsolup birbiriyle konuşmazsa…
bu nefret nesiller boyu devam eder.
Komşunuza yaklaşıp, bir şeyler içmeyi ya da…
konuşmayı teklif ettiğiniz gün…
eğer konuşmayı başarabilirseniz…
o nefret bir anda yok olacaktır.
Ama arada iletişim yoksa…
birbirimizle konuşmuyorsak…
silahlar ateşlenecektir.
İnsanların buraya yerleşmesine izin vermemeler…
Çiftliklerde yabalarla edilen kavgalar.
Bunun gibi şeyler.
Ayrıca ölen hayvanlar da var.
Bir hayvanı yonca tarlasına yönlendirmek çok kolaydır.
Ve şişerler... Böyle şeyler de oluyor.
Bir de bunun üstüne yaşanılır olmadığı için terk edilen topraklara…
yerleşip sürü yetiştirmeye kalkan…
yabancılar ve Parisliler var.
İnsan onlara bir ders vermek istiyor.
Arabamın başına gelen şey…
bu arada neyse ki zamanında fark edebilmiştik.
Fren hortumu yarılmış.
Chaudon’u biraz bilirseniz
çok dik inişler yüzünden oldukça tehlikelidir.
İlk virajları almak kolaydır…
ama kısa sürede vadinin üst kısımlarına gelirsiniz...
ÖLÜM TEHLİKESİ O dönemde bariyerler olmadığı için hiç güvenli değildi.
Yoldan aşağı uçabilirdiniz.
En kötüsü bu hassas meseleler. Hiçbir şey kanıtlayamazsınız.
İnsanı çıldırtır bu.
Bazı eşyalarımın yeri değişiyordu.
Aklımı kaybettiğimi sanıyordum.
Tırmığımı arardım bulamazdım. Böyle aptalca şeyler işte…
Eğer birileri sizi taciz ediyorsa daha sakıngan davranmaya başlıyorsunuz.
Polise gidip şikâyet ettiğinizde ise
size deli olduğunuzu söylüyorlar.
Bir noktadan sonra “Ben delirdim” diye düşündüm.
Sebebini bilmiyorum…
Bu toprakların zıtlıklarla dolu olduğunu düşünüyorum.
Bence bu büyük ölçüde çevreyle ilgili.
Chaudon ve Corobin arasında o kadar çok fark var ki.
Çorak araziler, sırtlar...
Belki de buna bu topraklar sebep oluyordur.
Bu kudretli topraklar…
Sırtlar…
Yalnızlık da var belki. İnsan tek başına kalınca aklını oynatıyor.
Belki de.
Delilik çoğunlukla yalnızlıkla ilişkilendirilir.
Burada bazen bir kilometrekarelik alanda tek bir insan yaşar.
Bu yüzden kimseye görünmeden cinayet işlenebilir.
Suçların cezasız kalması ve ölümlerin sıklığı
bir çeşit rekabet yaratıyor.
Buraya delilik ve cinayet kültürü hâkim ve…
kalıtsal bir şekilde…
Alplere ayak basmamış aile üyelerini bile…
etkileyebiliyor.
Clumanc da birbirine uzak köylerden meydana gelen bir komün.
Eskiden burada sekiz okul varmış.
Gerçek anlamda bir merkezi olmadığı için
suça uygun bir yer.
çünkü neredeyse hiç şahit olmuyor etrafta.
Clumanc’ta ne oldu?
Postacı öldürüldü orada.
Öyle mi, neden?
Sebebi bilinmiyor.
Postacı Honnorat burada bulundu.
Koyun ağılının önünde.
Sırtına bir saçma isabet etmiş.
Birinin öldürülmesi ve sebebinin bilinmemesi gerçekten çok zor bir durum.
Burada, Jacques Fructus…
iki tüfekle öldürülmüştü.
İkincisi buradaki kuyuda…
parçalanmış bir halde bulundu.
Ne katil ne de cinayet sebebi bulundu.
Fructus vakası, tipik bir vakadır.
Bu eyleme deliliğin sebep olup olmadığını tespit etmek imkânsız.
Ama öyleymiş gibi duruyor…
çünkü ortada belirgin bir sebep görünmüyor.
1984’te bir salı gününde…
kim olduğu bilinmeyen ve depresyonda olan…
emekli bir kadın…
Montbrun-les-Bains’da yaşıyormuş.
Volvo’suyla dağlardaki planör kalkış pistine…
doğru yola çıkmış.
Giderek daha hızlı sürmeye başlamış.
Volvo’su buradan…
yüz metre aşağıda bulundu.
Onun cesareti yoktu bende.
Depresif bir ruh halindeyken…
bu köprüye kadar gelmeyi başarmıştım…
ama daha ileri gidemedim.
Saçma bir şekilde tırabzanlara sarılmıştım.
ARA
Burası büyükannemin evi.
Burada doğmuş.
Hayır, hayır bu tarafta.
Oldukça tuhaf alışkanlıkları vardı.
O zamanlar daha da kötü durumda olan bu patikada
mantar toplamaya gidermiş.
Sonra da sık sık bir çobanla buluşurmuş.
Bu çobanın ağzı açık bir şekilde uyuklama huyu varmış.
O uyurken büyükannem ağzına keçi pisliği atarmış.
Riquet, çoban…
Pazar günleri ayine giderdi çünkü annesi çok dindardı.
Ve şarkı söylerdi, hem de öyle söylerdi ki…
Detone olurdu. Şu şekilde mesela.
Tamamen berbat ederdi.
Ben ve kuzenlerim arkada deli gibi gülerdik.
Eski günlerdi bunlar.
Babamın bana anlattığı bir hikâyeyi anımsıyorum.
Châteauneuf-de-Chabre’a gitmiş.
Mevsimlerden kışmış ve gece on bir gibi dışarı çıkmış
Çok soğuk bir kış günüymüş.
Riquet o sırada meydandaymış.
Yürüyüp ayaklarını yere vuruyormuş.
Babam ona ne yaptığını sormuş
O da demiş ki, "Üşüyorum, Üşüyorum!"
Sonra babam onun çıplak ellerini bu şekilde tuttuğunu görmüş.
Demiş ki, "Neden ellerini ceplerine koymuyorsun?"
"Koyamam. Annem dikti onları."
"Neden annen öyle bir şey yapsın?"
"Çünkü mastürbasyon yapıyorum!"
Çobanlar genelde çok takıntılıdır.
Aralarından biri bu tabelayı yapmış.
AMCIK BOĞAZI - 1214 M - DİKKAT KAYGAN ZEMİN Koyunlarıyla ilgilenmek yerine üç saat bununla uğraşmış
ARA SONA ERDİ
Bu hiç de neşeli bir hikâye değil
çünkü esasen bir dram…
Tüm köy halkının yaşadığı
bir dram bu.
Valensole’da 1936-37 yıllarında.
Bu, polisin iyi tanıdığı
bir kaçak avcının hikâyesi. Herkes çok iyi tanıyormuş onu.
Bu kaçak avcı onu iyi bilen iki ya da üç polis memuru
tarafından tutuklanmış.
Birkaç günü hapiste geçirmiştir diye düşünüyorum.
Valensole, Manosque, ya da Digne’de. Bilemiyorum.
Kaçak avcı bunu bir türlü kabullenememiş.
Bu onun içinde sanki…
ağır bir yük olarak kalmış ve
bu rezaletin yani tutuklanmasının intikamını almaya…
yemin etmiş.
Bunu korkunç bir aşağılanma olarak deneyimlemiş.
Bir gün Valensole’da…
sıradan bir cenaze töreni varmış
ve Lamouroux’yu tutuklayan memurlar da…
o cenazeye gitmiş.
Lamouroux’nun bundan haberi varmış ve dikkatli bir şekilde intikam planını yapmış
Eline av tüfeğini alıp…
küçük, baraka gibi bir yere saklanmış.
Detayları çok iyi anımsamıyorum.
Ama çok yakında olmalı çünkü
cenaze korteji geçerken ve polisler görüş alanındayken
polis memurlarına ateş etmiş.
İkisini öldürüp birini yaralamış.
Dram buydu işte.
Kortejde bir anda karmaşa çıkmış.
İşte bu şekilde belki aylar ya da en azından…
haftalar süren kini sonucunda…
Lamouroux cinayet işleyerek intikamını almış.
Olayın sonu hikâyenin kendisi kadar trajik.
Çünkü Lamouroux silahını kendine çevirmiş ve intihar etmiş.
Büyük gangsterler kapitalizme karşı değildir.
Destekler onu.
Hamlesini yapar. Eğer kaybederse hapse girer ya da vurulur.
Kazanırsa da eline bir sürü para geçer.
Ama polise de saygı duyarlar.
Oysa Bas-Alpin’deki adamlar, polislerin müdahalelerinden rahatsız olur.
Çünkü polis kendi faaliyet bölgesine girer.
Ve bunu kabul etmesi mümkün değildir.
Eğer tutuklanırsa intikam alması çok normaldir.
Delilik konusunda bir aktarım söz konusu.
Kalın kafalı yerli halktan
trajik olayları kışkırtan ya da onlara sebep olan
taşraya yerleşen Parislilere ve yabancılara geçiyoruz.
Didier Gentil’in küçük Céline’e
tecavüz edip, cinayet işlediği yer burası.
Ama köy halkı…
arkadaşı Richard Roman’ın da suçlu bulunmasını istiyor.
Hem de şahitlik etmesine rağmen.
Bu küçük köylerdeki çocuklar eğitim alsınlar
öğretmen, postacı, memur
olsunlar diye yetiştiriliyor.
Normal olan da bu.
Ve ziraat mühendisliğinden mezun bu genç adam
harabe halindeki bir çiftliğe keçi yetiştirmeye geliyor.
Elbette pek başarılı olamıyor.
Çünkü konuyla ilgili sadece teorik bilgiye sahip.
Bu tamamen aptalca bir marjinallikten
başka bir şey değil.
Bir de böyle bir durum var.
Roman’ın mahkemesinin sonunda…
duyduğu son sözler…
yani son defa aileyle temas halinde olduğu zaman…
ölüm tehditleriydi.
"Seni öldüreceğiz! Seni bulacağız!"
Buna karşın, akıl almaz bulduğum bir şey var.
Yaptıklarını itiraf eden Didier Gentil…
suçlu bulundu. Bunda bir problem yok.
Nispeten affedilmiş bile sayılabilir.
İnsanlar "Zavallı Didier Gentil..." gibi şeyler söylüyordu.
Ebeveynlerinin ve aile büyüklerinin bunu söylediğini duydum.
"Zavallı Didier Gentil."
Sanki hâlâ bir şekilde…
o topluluğun parçasıymış gibi.
Roman’ın arabasıyla köy meydanına gelip
arabasını park edip oradan ayrılmasını görenler ise…
O anda orada bulunan en az
on on iki köylünün tanıklığı var.
Yakında bir yerde, pencerede, meydanda ya da kafede olup
tanıklık edenler var.
Başlarda tanıklıklar birbirinden tamamen farklıydı.
Onun erken geldiğini söyleyenler ile geç geldiğini söyleyenler arasında
yarım saatlik bir zaman farkı vardı.
Oysa her şey on dakika içinde gerçekleşmiş olmalıydı.
Nehre doğru gidip…
suçu işleyip geri dönmesi için
on dakikası olmalıydı.
Bu çok olası görünmese de bir önemi yok.
Bazı tanıklıklar onu temize çıkarıyordu
çünkü en basitinden bu mümkün değildi.
Yapacağı şey için gerekli ne zamana ne de araca sahipti
Tanıklar ikinci kez dinlendiği zaman…
çünkü birden fazla yargıç vakayla ilgilenmişti…
tanıklıklar daha tutarlıydı
ve üçüncü seferde
tüm tanıklar hemfikir olmuştu.
Ama olayların yeniden canlandırılması neredeyse imkânsız hale gelmişti.
Polisin ve muhtemelen o sırada oraya gönderilmiş
ilave destek kuvvetlerine rağmen hem de.
Hepsi şaşkına dönmüş haldeydi.
İki avukata da saldırıldı.
Hırpalanan Bay Leclerc, gömleği yırtık bir şekilde kaçmış
Bağrı açık halde fotoğrafları var.
Üzerine Camembert peynir ve hardal falan atılmış.
Bay Juramy daha hafif atlatmış çünkü mücadeleci biridir.
Ama ikisi de hırpalanmıştı.
Elbette Richard Roman’ı oraya getirmek imkânsızdı.
Getirselerdi karakolu yakarlardı.
Kolektif bir histeri vakası söz konusuydu.
Burada delilik, cinayetin kendisinde değil
sonra gerçekleşen olaylarda karşımıza çıkıyor.
Ünlü bir vaka daha.
Grand'Terre,
yani Dominici vakasının gerçekleştiği yer…
buradan çok mu uzakta?
Pek sayılmaz, Cinayet Evi’nden bir kilometre uzakta,
kuzeye doğru ana yolda.
Dominici’nin yeniden canlandırma sırasında atlamaya çalıştığı
bu köprünün yakınında
aralarında bir kız çocuğu da bulunan üç İngiliz
sebepsiz yere öldürülmüştü.
Çok sayıda varsayım söz konusuydu.
Ya Dominici şans eseri
Leydi Drummond’un işediğini görmüş
ve kocası onu dikizcilikle suçlamıştı.
Çok sinirlenen Dominici ateş etmişti.
Ya da sarhoş Dominici
şakasına Leydi Drummond’a nişan almış
ve kazara ateş etmişti.
O ve yakınlarının da…
sonrasında da iki baş belası tanıktan kurtulması gerekmişti.
Hayli hastalıklı bir davranış.
Yannis isminde küçük bir çocuk
Yann takma adıyla biliniyormuş.
İki buçuk üç yaşlarındaymış.
Köyde bir çocuğun kaybolduğunu haber verdiler bize.
Biz de on kişi toplandık ve…
arabalarımızı alıp aramaya başladık.
Günün yarısını ve tüm geceyi arayarak geçirdik.
Ama asla küçük Yann’ı bulamadık.
Ne olduğuna dair hiçbir bilgimiz yoktu.
Yarısı kömürleşmiş bir kadın bedeni
Ne elleri ne de kafası vardı.
Arama sırasında
eller de kafa da bulunamadı.
Dominici vakası sırasında da
kafalarına göre davranan gazeteciler
bu zavallı kadın hakkında da
akıllarına eseni yazdı.
Bu cesedin kime ait olduğunu bile tespit etmişlerdi.
Orta Fransalı genç bir kadındı
Gazeteler onun hayat hikâyesini yazıyordu.
Sevgilisiyle olan sorunları, çocukları…
Marsilya’da babamın polis olarak çalıştığı birime
bir gün bir kadın girmiş.
Bir memur ona ne istediğini sormuş.
“Ben Lurs’teki kafasız kadınım
İspanya tatilimden yeni döndüm." demiş.
Gazetelerde herkesin bahsettiği kadındı o.
Gerçekte o kadının kim olduğunu asla öğrenemedik.
Neden bilmiyoruz ama tüm bu anekdotlar,
tuhaf suçlar ve şüpheli ölümler
bu tarafta gerçekleşti.
Manosque’a oldukça yakın olan Lurs’ta
nefret suçları ve cinnet geçirme
arasında bir ayrım yapmak oldukça zor.
Bu yüzden deliliğin merkez üssü
100 kişinin yaşadığı, görünürde huzurlu Lardiers komünü denebilir.
Size şunu sormak istiyorum.
Léonce Villary,
9 Şubat 1961’de neler yaptı?
Kendi kendime dedim ki
"Kesin yine bir sebepten Josette’e sataşacak."
İşe gittim…
saat dört gibi traktörle
köye geri döndüğümde
Bay Léonce Villary
meydana gelmeden önceki sokağın sol tarafında yürüyordu.
O gün rüzgâr çok kuvvetli estiği için
seslendiğimi duymadı ve beni gördüğünde geldiği yoldan
geri dönüp bir kulübeye saklanmış.
O sırada neler olduğundan haberim yoktu.
Genelde traktörümü köyündeki garajıma park ederim
ama onu gördüğümde
garaja gitmeyip çiftliğe doğru yöneldim.
Sonra Bay Gaston'un kulübesinin
açık olduğunu gördüm.
Arabayı yolun kenarına çekip
ona Léonce’un tüfeğinin olduğunu söylemek için durdum.
O zaman Gaston’un kulübede…
öldüğünü fark ettim.
Yere yığılmıştı, kafası bir arı kovanının üstündeydi
Ama o sırada Josette’i okul bahçesinde
öldürdüğünden haberim yoktu.
Josette’in ona posta vermek için
geçmesini beklemiş.
Onu hep kendi evindeyken yakalamaya çalışıyormuş
Bir söylemek istediği zaman
asla postaneye gitmiyormuş.
Doğru olup olmadığını kimse bilmiyor.
Onunla yatmak istediği belliydi. Josette bunu istemiyor muydu peki?
Kendisiyle değil de Gaston’la birlikte olmakla
suçluyormuş onu.
Dolayısıyla Josette’i öldürdükten sonra
kocasının peşinden…
Hayır, hayır. Josette’i öldürdüğünde
o sırada onun döndüğünü görmüştüm ben,
postaneye gitmiş…
yatağı ve yatak odasını ateşe vermiş.
Eve girmek için yukarı çıkmış.
Peki Josette'in kocası Raoul’a ne oldu?
Bunları bize Raoul anlatmıştı.
Léonce’u kapıda gördüğü zaman
elinde tüfek varmış ve ona doğrultmuş.
Raoul’un da çekici varmış ve ona doğru fırlatmış.
Léonce ateş etmiş.
Raoul, eğilip örsün arkasına saklanmış.
Léonce öldüğünü düşünüp ona doğru yaklaşmış
ama Raoul üstüne atlayıp onu yere yatırmış…
ve evine doğru
kaçmaya başlamış.
O zamanlar ailesinin de yaşadığı Riou adlı çiftliğe doğru.
Léonce ateş ederek onun peşinden gitmiş.
Neden bilmiyorum ama kendi evinde durmadan
yel değirmenine kadar gidip oraya saklanmış
Léonce yel değirmenine vardığında
tüfeğini Bay Pourpre’a vermiş
ve yapması gereken şeyleri yaptığını,
polisi aramasını ve kendisinin de burada bekleyeceğini söylemiş.
Yani Josette’i ve kocasını öldürmek istiyordu.
Gaston... ve Raoul’u.
Üçünü de. Çünkü dediğim gibi,
onu elinde tüfekle gördüğüm zaman beni öldürmek isteseydi
bana doğru yaklaşıp
ateş edebilirdi.
Ateş ettikten sonra sakin miydi?
Evet, oldukça.
Onun için olabilecek en iyi şeyin
deliymiş gibi davranmak olduğunu söyledi.
Birkaç defa annesi de kız kardeşi onu kapattırmaya çalışmıştı.
Nedeni bilmiyorum ama her zaman bu adama karşı
bir nefret besliyorlardı.
İkisi Forcalquier’e taşındığında
o tek başına bu köyde yaşadı.
Yaptığı şeylerin farkındaydı
ve eğer deli olduğunu kanıtlarsa
paçasını kurtarıp yaşamına devam edebilirdi.
Sonra ona ne oldu?
Sonra onu kapattılar.
Digne’e götürüldü.
Orada yargılandı
ve akli dengesi yerinde olmadığı hükmü verilince
onu Montfavet’deki akıl hastanesine gönderdiler.
Bir süre orada kaldı ve 15 yılın ardından intihar etti.
Bunun ardından annesi ve kız kardeşi kendilerini eve kapatmış.
Orada yaklaşık…
on yıldan fazla kalmışlar,
hiç dışarı çıkmayıp, kimseyle konuşmadan.
Peki nasıl idare etmişler?
Ekmek almak için çıkıyorlardı.
ama bekliyorlardı, fırıncı olayı biliyordu.
Seyyar bir fırıncımız vardı.
Etrafta kimse yokken dışarı çıkıp
ekmeklerini alıp evlerine dönüyorlardı.
Bakkal da aynı şekilde oradan geçiyordu.
Ona içinde liste olan bir sepet veriyorlardı.
O da doldurup kapının önüne bırakıyordu.
Lardiers’de biraz daha duralım.
Yirmi beş yıl önceki Lardiers.
Genç bir adam La Font de Counet diye bir yerde
yaşıyormuş ve tarlada çalışıyormuş
Bu genç, Hughetto ailesine
mensup bir genç kızla çok samimiymiş.
Onun ismi de Hughetto’ymuş.
Genç kızla konuşmuş ve
yarım saat sonra yabasını
tarlaya saplamış.
Ve yola çıkmış…
Aile onu tanıyormuş.
Evlerine gidip beşini de öldürmüş.
Anne babayı
ve üç küçük çocuğu.
Sonra Lure dağlarına doğru gitmiş
ve orada ağılların etrafında dolanmış
Kulübesinin önünde oturan bir çobanı öldürmüş.
Başka bir çoban gürültüleri duymuş.
Çünkü boş bir kulübe buldu mu…
orada ne varsa çalarmış.
Bu çoban sesleri duyunca ağacın tepesine çıkmış.
Ve olan her şeyi görmüş.
L’Hospitalet’den tanıdığı bir genç adamı daha
öldürdü sonra.
Ne kadar sürdü bilmiyorum ama birkaç gün boyunca
onu bulamadılar.
Bir süre etrafı gözetledikten sonra
annesinin ona La Font de Counet çiftliğinde
yemek götürdüğünü fark etmişler
Onu dışarı çıkarmaya çalışmışlar.
Tehdit etmişler ama nafile.
Çatıya çıkmışlar,
samanları makineli tüfekle taramışlar
Sonra da çiftliği ateşe vermişler.
Akıl almaz şeyler bunlar!
İnsan nasıl oluyor da böyle şeyler düşünebiliyor?
İki katil de
rüzgâr çok sert eserken cinayet işlemişti.
Bunun dışında, birbirlerine taban tabana zıtlar.
Léonce Villary sadece iki kişiyi öldürmüş ve
hedeflerini önceden belirlemişti.
Hughetto yedi kişiyi öldürdü.
Neredeyse hiç tanımadığı insanları öldürüp, sebepsiz bir suç işlemişti.
Léonce, birini öldürmenin daha zor olduğu bir kasabada,
Hughetto kimsenin müdahale edemeyeceği kırsal bir bölgede
cinayet işlemişti.
İlginç bir şekilde Thoard Vadisi
beşgenin merkezinde olmasına rağmen
çölde bulunan bir vaha gibi.
Çünkü orada hiçbir delilik vakasına rastlanmıyor.
Bu ilginç durumun sebebini bir türlü anlayamadım.
Séderon oldukça kasvetli bir köy.
Séraphin Dethès burada yaşıyor.
Kendisi büyük büyük dedemin yeğeni olur.
Yirmi yaşında oldukça güçlü kuvvetli biriydi
ama okuma yazma bilmiyordu.
Bir gün kiliseye sadece gömlek giyerek gitmiş.
Yerel halk buna epey gülmüş.
Sonra bir defasında
30 Mayıs 1900’da
keçisini alıp bir yerde
otlatmaya götürmüş.
Ardından eve gitmiş.
Ama sonra bekçi gelmiş
ve keçinin valinin tarlasında olduğunu görünce
onu oradan çıkarıp
müşterek bir araziye koymuş
Séraphin
bunu fark etmiş ve
bu durumdan çok rahatsız olmuş
Geri döndüğünde…
keçisini biraz daha uzakta bulmuş
ve bekçinin yanına gidip
onu öldürmekle tehdit etmiş.
Birkaç saat boyunca nasıl intikam alacağını düşünmüş.
Sonra bir anda kazmasını almış
ve valinin evinin önüne gitmiş.
O zamanlar orada bir kümes varmış.
Bekçiye bunu yapmasını valinin söylediğini anlamış
Orada valinin eşi
Bayan Reynaud Lacroze’u görmüş
ve tak! Ona kazmayla vurmuş!
Sonra bekçi gelmiş
ve elinden kazmayı almaya çalışmış.
Ama kazmayı bir kez daha sallamış.
Bekçi yere yuvarlanmış.
Vali karısının ve çocukların
bağırdığını duymuş ve
koşarak oraya gelmiş.
Ama Séraphin
onu bekçinin evine
kadar takip etmiş
Ki şurada bulunuyormuş ama sonrasında yıkılmış.
Ve üçüncü kazma darbesi inmiş.
Beş dakikada üç ölüm.
Sonra, Séraphin
evine dönmüş.
Dua etmiş.
Ve olay çıkarmadan kendisini tutuklamalarına izin vermiş.
Onu kelepçelemişler.
Demiş ki, "Bu kadarı bana yeter!
Korkmanıza gerek yok. İstediğimi aldım. Üçünü de öldürdüm.
Yeterince tatmin oldum."
Genelde suçluların
sakin bir yaşam sürdüğünü görürüz.
Sonra aniden bir kriz patlak verir
ve her şey birkaç dakikada olur biter.
Olayın ardından, Séraphin
Ardèche’te bir akıl hastanesine gönderilmiş
ve orada yirmi altı yaşındayken ölmüş.
Ailemin diğer üyeleri
bu hikâyeden bahsetmekten kaçınıyor.
Ben de çok geç öğrendim.
Büyük amcamla
1982’nin Kasım ayında sohbet ederken.
Bundan öylesine bahsetmişti, farkında bile değildi bu sırada ben aklıma iyice kazımıştım.
Ama ben bu hikâyeden bahsetmeyi çok seviyorum.
Nedenini merak ediyorum.
Sanırım bana faydası dokunuyor.
Ben de Séraphin gibi olup
aile geleneğini devam ettirebilirdim.
Ama hayır,
üç kişiyi öldürmedim ben.
Hatta hiç kimseyi öldürmedim. En azından şimdilik.
Ve bundan gurur duyuyorum.
Neden delilik özellikle burada da başka yerde değil?
Oysa Fransa’nın başka uzak bölgeleri de var.
Hangileri mesela? Ben başka bölge göremiyorum.
Bilmiyorum ki, mesela Les Cévennes, oldukça uzakta.
Les Cévennes, evet, biraz olabilir
ama aynı seviyede değiller. Buradaki vakaları saydığım zaman…
Ama her yerde bu kadar çok cezai suçu ele aldın mı?
Annem Touraine’den geliyor. O bölgeyi çok iyi biliyorum
ve pek bir şey olduğu yok. Kocaman bir boşluk gibi.
Yani beşgenini sadece burayla sınırlıyorsun
Hem o çizgiler gerçekte ne anlama geliyor ki?
Beşgenin biraz soyut ve geometrik kaldığını
kabul ediyorum ama
ama seyirciye yardımcı oluyor.
Ayrıca bu bir beşgen değil de altıgen de olabilir.
Ama bu her şeyi değiştirir.
Ayrıca bazı eğriler de
Asıl absürt olan senin nedeni olmaksızın işlenen suçları
ele alman, ama bu delilik değil ki!
Bunun delilik olduğunu kim nereden bilebilir?
Suçun sebebi olmasa bile böyle bu!
Yani Bay Fructus iki deli tarafından mı öldürüldü?
Çünkü olayda iki tüfek vardı!
Belki de iki tane deli vardı.
Kulağa çılgınca geliyor ama ama olabilir, değil mi?
O zaman bu gerçekten deli işiymiş!
Diyelim ki tek bir suçlu var ama çok temkinli
bu yüzden diyor ki eğer birinci tüfek tutukluk yaparsa
yanıma ikinciyi alayım ki şüpheleri yanıltayım.
O zaman onun gerçekten deli olduğunu söyleyebiliriz.
Bu konuda hakkını veririm.
Elinde iki tüfekle gelen adam. İyiymiş bu.
Peki ya Çernobil? Çernobil’in
guatr ve delilikle ne ilgisi var?
Dinle bak, Çernobil’le ilgili bir kitap var.
Tüm bölge radyasyonun etkisinde kalmış durumda...
Radyasyon deliliğe yol açmıyor.
Hayır ama bir devamlılık var.
Tüm bu filmi, kendi deliliğini haklı gösterip ailenin içinde
deliliğin izlerini aramak
çektiğin ortada.
Şu an saçmalıyorsun, delirdin iyice.
Babam mesela…
Onu tanıyordum. Deli falan değildi.
Evet ama 1945’te ruhsal sorunlar sebebiyle beraat etmişti.
Birçok insan deliliği bahane edip beraat etmeye çalışır.
Asıl deli sensin ve bundan bıktım usandım artık!
Seni ne zaman çekimlere getirsem…
- Ne oluyormuş? - Bana karşı çıkıyorsun!
Ama bıktım artık...
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.