Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Bana sıkıca sarıldın.
Çok sıkı.
Beni sevdiğini mırıldandın.
Sarhoştun.
Hayır, sarhoş değildim.
-Kesinlikle öyleydin. -Değildim dedin.
Ben sarhoştum.
Hiçbir şey hatırlamıyorum.
Çok yazık.
Canımı yakıyorsun.
Biraz daha sıkarsam o geceyi hatırlayacak kimse kalmayacak.
Ne kadar istiyorsun?
Unuttuysan işimi kötü yaptım demektir.
Kötü bir işe para ödemene izin vermem.
Sorun değil.
Sen ilk ziyaretçimsin. İlki için ücretsiz.
Bana şans getirir.
Hayır işi istemiyorum.
Paran sende kalsın. Ama sana değerimi göstereceğim. Dur. Dur!
Geri al.
Geri al.
Geri al şunu. Al şunu. On dolar.
Bacaklarımı gördün mü sen?
Memelerimi gördün mü?
Bunlar on dolarlık memeler mi? Cevap ver bana!
Teşekkür ederiz.
Sürekli fazlasını istiyordu. Bana çocukluğumu sordu.
Sürekli fazlası! Sürekli fazlası!
Teşekkürler. Teşekkürler.
-Daha ne kadar alçalabilirsin? -Kapa çeneni!
-Kadınlara hiç mi saygın yok? -Kapa çeneni!
-Saçmalık! -Teşekkür ederiz.
Saçmalık!
Teşekkürler, teşekkürler, teşekkürler. Teşekkür ederiz.
Üzgünüm. Teşekkürler. Oturun.
Sence oyuncu teşhirci mi olmalıdır?
Oyuncu olmak için yani?
Neden oyuncu olmak istiyorsun?
Bir pazar akşamı
ailemin evindeydim.
Yatağımdaydım
ve
sanki
gençliğimi harcadığımı düşündüm.
İstediğim şey--
Sesini yükseltir misin, lütfen?
Yüksek sesle konuş. Biraz sağırım da.
-Evet, üzgünüm. -Teşekkür ederim.
Banyodaki aynaya gidip baktığımda gördüm.
Yüzümde zaman akıyordu.
Gençliğim gidiyordu.
Hayatımın bir hiç olduğunu gördüm.
Çok teşekkür ederiz. Teşekkürler.
-Teşekkür ederiz. -Teşekkürler.
-Ara vermeye ne dersiniz? -Şimdiden mi?
Affedersiniz.
Bırak.
O saygın yükünü bırak.
Eğer onur cenaze arabasına örtülebilseydi--
-Sıran geçti mi? -Hayır.
-Ne oynayacaksın? -Petra Von Kant'ın Acı Gözyaşları.
Ben biraz önce Saygın Fahişe'yi oynadım. Ortadaki yönetmenin
güzel gözleri var. Ona aşık olmak kolay olurdu.
-O adam eş cinsel. -Yine de ona aşık olmak kolay.
Büyük bir eli var.
Şeyi de mi?
Hayır. Ama ellerinden biri şişmiş gibi.
Balon gibi.
İyi geçtiğinden emin değilim.
Sanmıyorum, çok utandım.
Seni salak. Bu iyiye işaret.
-Nasıl yani? -Tiyatrocusun, değil mi?
Utanıyorsan kendini soydun demektir. Önemli olan bir oyuncunun
kendini soymasıdır. Tehlikeyle oynaması.
Benim gibi, çamaşırım yok.
-Şu anda mı? -Hayır, dün.
-Bakabilir miyim? -Evet.
İkimiz de alsak ne iyi olurdu.
Evet, çok iyi olurdu.
Adın ne? -Adele Meszaros.
Arkadaş olmak ister misin?
Zaten arkadaşız. Aptal falan mısın?
Victor Arbot.
Roma! Kırgınlığıma dair benzersiz bir imge. Roma.
Aşkımı uğruna feda ettiğin.
Bu kadarı fazla! Sabrın artık yeri yok!
Cehennemini bul, Curiace!
Roma!
Sana hayat verdi ve kalbin hayran.
Roma'nın düşmanlarının yasını tutanlar tek tek cezalandırıldı.
Hain!
Abla!
Uyan!
Uyan! Yalvarıyorum. Uyan! Uyan!
Uyan! Affet beni. Üzgünüm. Üzgünüm.
-Farklı okullarda okumuşsun. -Evet.
Konservatuar da dahil. Sorabilir miyim?
Şimdi neden bizim okulumuz?
Patrice Chereau, aslında
benim ilham kaynağım.
Onunla çalışıp ondan
öğrenmek istiyorum. Yani--
Evet. Ama ben de varım.
Patrice Chereau tiyatroyu yönetiyor.
Ama okulu ben yönetiyorum. O yüzden--
Hayır, sorun değil. Seni çok iyi anlıyorum. Merak etme.
Bu okuldakilerin eğitimlerinde bir aşamada
Amerika'ya gittiğini duydum. Doğru mu?
Burası seyahat acentesi mi?
Hayır, hayır. Ben normal tiyatroyu severim. Shakespeare'e bayılırım.
Büyük bir romantiğim. Belli olmuyordur.
Fark ettiyseniz bu aksesuar değil. Gerçek. Evliyim.
-Kaç yaşındasın? -On dokuz.
Ve evliyim.
Evet.
Her halükarda özel okula gidemem.
Okul masraflarına yetecek kadar param yok.
Yani ya bu ya hiç.
Buraya giremezsem
kurye veya garson olacağım.
Bunu çok istiyorum.
Anlıyorum. Teşekkür ederiz.
-Teşekkür ederiz. -Çok teşekkür ederiz.
Ve karım hamile.
Sorun olmaz, değil mi? -Olmaz.
Kahretsin.
Kapıya çarptım.
Ben Victor.
Zaten oyuncuyum, tamam mı?
Doğru.
Dokuz yaşından beri, fotoğraflar. -Fotoğraf mı?
Annemle.
Meşhurdur. Görmediniz mi?
Kızıl saçlı küçük kız.
Çorap lastiği ve ruj. O benim.
Zaten uzun bir kariyerim var.
Neden tiyatro?
Çünkü
başkalarının sözlerini konuşmak istiyorum.
Bazen
öyle geliyor ki
düşmenin eşiğindeyim.
Düşmek üzereyim.
Ve başkalarının sözleri--
Konuştuğum sözler güzel olduklarında adeta--
-Birer siper? -Doğru. Siper.
Hâlâ burada mısın?
-Evet. -Birini mi bekliyorsun?
-Hayır. -Beni mi?
Hayır, hayır, ben sadece--
Sadece ne?
Evet, seni bekliyordum.
Haydi!
-Merhaba. Ben Stella. -Merhaba.
Bak!
Fena değil. Şunu sevdim.
Leopar! Çok çekçisin.
-Bizimle takılır mısın? -Ben AIDS'im.
Arkadaşların da AIDS mi?
Bazen içimden havlamak geliyor.
Silahımı çıkarıp
ateş etmek geliyor.
Tam buraya.
İçine.
Tuhaf bir güdü hissediyorum. Bir anda fırlayıp camları kırmak,
pencereden atlamak ve birine çarpana kadar
dışarıda koşmak istiyorum.
Bazen şaşkınlığımı silkeleyip gidermek için kendimi
kolumdan yakalıyorum. Gece boyunca birine aç öylece uzanıyorum.
Dokunacak birine.
Koklayacak.
Teselli edecek biri. Merak etme. Mücadele etme.
Karşındaki adam sadece farklı bir nefes duymak istiyor.
Farklı bir kalp sesi. Tek bir ruha dokunabilmek için atlayıp
camı kırıyorum. Tek bir ruha dokunabilmek, uzanabilmek için.
Tek bir ruha.
Bazı geceler hissettiğim özlem, gece gibi karanlık bir özlem.
Ve şimdi karşınızda yalnız kalamayacak kadar
derin bir zihin var.
Neden tiyatro?
Annemi gururlandırırdım.
Haksız mıyım?
Giriş bölümü.
Ben Pierre Romans, yönetmeni olduğum-- Hayır.
Az kalsın tiyatronun diyordum. Hayır, ben okulun yöneticisiyim.
Bunu söylediğimi kimseye söylemeyin. Teşekkür ederim.
Ve büyük bir elim var.
İlk turu geçtiniz.
Kırk kişisiniz. Bu atölyelerden sonra on iki kişi kalacak.
Buraya gelmek bile iyi. İlk tur fena değildi.
Atölyeleri yönetiyorum
ama öğretmen değilim.
Ben yönetmenim.
Patrice Chereau, tiyatro yönetmenimiz ama
o da öğretmen değil. Zaman zaman buraya çalışmamızı görmek için
uğrayacak ama kendini takdim etmeyecek.
Çok ketumdur. Aslında, burası çoğu okula benzemez.
Burası okul değil. Tabii derslerimiz var. Dersler var.
Dersler var. Hatta New York'taki Actors Studio'da atölyelerimiz.
Ama sonrasında
oyunlar sahneleyeceğiz.
Birini Avington festivaline bile götürebiliriz.
Hatta film çekimleri. Okula girecek şanslı on ikiyi bunlar bekliyor.
Kırkınızı da değil.
Burada, haberiniz olsun, sahne sanatlarının peşinde değiliz.
Kesinlikle değiliz. Sahneleme sanatı? "Öğk"
Bakıyoruz.
Bakıyoruz.
Ve bakıyoruz.
Hayır, hayır, hayır! Tanrı aşkına beni geciktirme.
Babam burada olduğumu bilmiyor.
Evet, başlayalım. Diğerlerini çağırayım.
Babam ve üvey annem
gelmemi istemiyorlar. Buraya Bohemya diyorlar.
Oyuncu olmamdan korkuyorlar.
Göle çekildiğimi hissediyordum.
Bir martıymışçasına.
Kalbim seninle dolu.
-Yalnızız. -Biri var galiba.
-Hayır. Kimse yok. -Orada.
Erkenden gitme, yalvarırım.
İmkansız.
-Seninle gelsem nasıl olur? -İmkansız.
Seni gerçek hayatta öpmek isterdim.
Gaspard, kahyamız.
Adele, tiyatrodan arkadaşım.
-Memnun oldum. -Ben de.
Demek oyuncu olacaksınız, öyle mi?
Evet. Umarız.
-Dikkat edin de delirmeyin. -Neden?
Çünkü
bu hayatta ya normal bir hayatın olur.
Bir
kocan, çocukların, normal bir işin.
Hafif sönük ama sancısız bir hayatın olur. Ya da oyuncu olursun.
O zaman,
hayatını yakarsın.
Belki çok insan tarafından sevilebilirsin ama
delirme riskin de vardır.
Ve mutsuz bir ölüm. Yalnız.
-Sen de mi geciktin? -Evet.
Bu okul hiç umurumda değil.
Tek derdim
film çekip çok para kazanmak.
Anneme bir ev alacağım.
Sanki okulları umurumda da.
Sanki okulları umurumda da.
Tabii. Ama bu okula girersek
bedava metro kartı ve yemek var. Harika.
Evet.
Ama
benim için kabul edilmemenin en berbat yanı
New Yok'a gidememek olurdu. -Evet, haklısın.
Actors Studio.
Kapı açıldı.
Mola zamanı.
Adım Etienne.
-Tamam mı? Gidelim mi? -Evet.
Bir ay, bir yıl sonra
denizler beni senden alıkoyarken acıya nasıl dayanacağız?
Günler bir bir batacak ve günler geçecek, Titus,
Berenice'i bir an olsun görmeden.
Ve gün boyunca Titus'u hiç görmeden.
-Hamile. -Ne?
Hamile.
Ölü bir adamın bebeğini bekliyor.
Ne?
Anladığıma göre, öldükten sonra onunla evlenmiş bile.
-Bu yasal mı? -Hayır, değil.
Ama çok ısrar etmiş.
Ve çok çaresiz olduğu için
üzüldüler
ve izin verdiler. Bunu yapar mıydın?
Bilmem.
İnanılmaz.
-Herkese birer içki. -Tamam.
Tamam. Sonuçların şerefine! Bir, iki, üç!
Sabredemiyorum
Mavi gözlerin yüzünden
Rezilsin!
Eğlenen, güneşe meydan okuyan Saçın yüzünden
Peri gibi ışıltısıyla
Rezil!
Çünkü yirmi yaşındasın
Hayatı gülerek kopardığın
Kan kırmızısı
Bir meyve gibi seviyorsun
Dünya sana ait
Ne istersen yapabilirsin
Şu an üzgün ama yine yapmaya hazır
Kalbimle oynuyorsun
Sadece kırmak için oyuncak isteyen
Şımarık bir çocuk gibi
Çünkü çok aşığım
Rüyamın derinliklerinde
Gecelerimi çalıyorsun
Gündüzlerime gözyaşı getiriyorsun
Çünkü sadece sen varsın
Kalbimin tek efendisi
Kalbimin efendisi veriyor kararları
Çünkü içinde yaşıyorsun
Hiçbir şey kollarında geçen
Mutluluk anlarının yerini alamaz
Hiç ilgin yok
Ne Tanrı'ya ne insanlara
İşte!
Ölmeye hazır olurdum
Bir gün ölseydin
Çünkü ölüm tek oyun
Aşka kıyasla
Ve hayat aşksız bir hiç
Bu okula zaten gitmezdim.
Çok--
Çok fazla ego.
Çok fazla histeri.
Gidip Francis Huster'la görüşeceğim.
-Harika. -Belki asistanı olacağım.
Buraya kabul edilsem bile gitmezdim.
Merhaba Stella, ben Victor.
Tiyatronun dışındayım.
Sonuçları yeni astılar.
İkimiz de kabul edildik. Burada seni bekliyorum. Görüşürüz.
Benim adım el yazısıyla yazılmış.
Mürekkepleri mi bitmiş?
Müthiş, değil mi? Bu harika. Bu harika. Listedesin. Bu müthiş.
Müthiş.
Müthiş, girdin. Girdik. İkimiz de girdik. İkimiz de girdik.
Nasıl yapacaksın?
New York'tan önce doğum yapacağım
ve çocuğa bakabilmesi için babamda kalacağım.
Adele. Başardık!
Öldüm! Ölüyorum. Ölüyorum.
Ölüyorum.
Tebrik ederim. Bu harika.
Adımı göremiyorum.
Ama hademe dışarı çıktığında beni tebrik etmişti.
-Çok ama çok komiktin. -Muhteşemdin.
Adımı bulamıyorum.
Adımı bulamıyorum. Adım orada değil. Giremedim.
Adımın neden olmadığını anlamıyorum.
Burası artık evimiz.
Etienne! Girdin! Harika, hepimiz girdik.
Hemen altımda ama girdin.
Artık seninle yatabileceğiz.
Seninle yatmak hayalim.
Benim de öyle.
Harika! Harika değil mi?
-Evet! Evet! Evet! Evet! Evet! -Evet! Evet! Evet! Evet! Evet!
Zamanı gelmişti. Sonuçlarla ilgilenmiyor musun?
Tabii.
Ama--
Kabul edilmezsem
oyunculuğu bırakacağım.
O yüzden--
Artık bırakmayacağını biliyorsun.
Affedersin ama
sen kimsin?
Ben Patrice.
Patrice Chereau?
Oldu.
Lee Stransberg. Aman Tanrım!
Lee Stransberg Film ve Tiyatro Enstitüsü. Aman Tanrım!
Bu kapılardan, yeteneği davet ediyoruz.
Juliette!
Laurence!
Tanrım.
Bahar beklediğimden erken geldi.
Tamam.
Şimdi,
bize bir fiziki hissi veya duyguyu betimleyeceksiniz.
Bilincinde olduğunuz bir hissi.
Bana saçma bulduğunuz bir şey verin. Veya çok önemli.
Ama tam burada hissettiğiniz bir şey olmalı.
Şu anda.
Ve gerçek bir şey olmalı.
Tamam. Ben başlayayım.
Farkındayım ki bir erkekle beraber olmayalı
yedi buçuk yıl oldu.
Adele? Farkındayım?
Farkındayım
ki
bugün hiç
ruj sürmedim.
Teşekkür ederim, Adele. Laurence?
Farkındayım ki--
Farkındayım.
Kendimi hiddet dolu ve
öfke dolu hissediyorum.
Adele. Sadece bir tane.
Laurence?
Farkındayım ki
kızlardan hoşlanıyorum.
Stephane? Farkındayım?
Farkındayım ki ben de kızlardan hoşlanıyorum.
Juliette?
Farkındayım ki kendimi
boş hissediyorum.
Çok güzelsin.
Ne güzel bir ağız.
Ve o ağızda ne güzel dişler.
Ciddiyim, dişlerin
paran olduğunu belli ediyor. Masanda hep yemek olmuş.
Hep diş doktoruna gidilmiş. -Neden öyle söyledin?
İçeri giriyorum. Soğuk.
Özür dilerim. Gözümü korkutuyorsun, o yüzden.
Özür kabul edildi mi? -Evet.
Öp beni, o zaman.
Öp beni.
Yoksa balkonun kenarına çıkarım.
Yemin ederim, yaparım.
Yapabileceğim bir şey.
Beni öpmezsen yaparım. -Hayır, şantajlardan hiç hoşlanmam.
Şantaj değil. Bu sevgi.
-Çıplak! -Çıplak!
-Çıplak! -Çıplak!
-Çıplak! -Çıplak!
-Çıplak! -Çıplak!
Ben on iki yaşındayken
gidip Gronobl'da
babamı görmek istediğime karar verdim.
Trende şeyin yanına oturdum
pencerenin.
Baktığımda
hızla gidiyordu.
Gronobl'da
tren istasyonunda hiç kimse yoktu.
Orada durmuş bir adam gördüm.
Kojak kadar keldi.
Bana el sallıyor.
O babamdı.
Babamın yanında
bir kadın.
O kadın yeni karısıydı.
Tüm hafta sonu boyunca
annemi düşünmeden edemedim.
Ve
ne zaman gülsem veya
iyi bir yemek yesem
kendimi hain gibi hissettim.
Doğru. Bir hain gibi. Çünkü
annem,
tek sevdiğim oydu.
Annemi herkesten çok seviyorum.
Böyle işte.
Ne oldu?
Bilmiyorum.
Bilmiyorum eğer--
Her şey çok fazla geliyor. Çok fazla.
Afiyet olsun.
Haydi. Yirmi dolar.
Bu eksik. Dört dolar daha.
Dört dolar daha.
-Al. -Bu kız kim?
Ne yapıyorsun? Git, git, git, git.
Ders başlıyor.
Git, git, git. Lütfen.
Tamam, iş yapıyoruz. Burada kiminle konuşuyorum şimdi?
O hiç kimse değil.
-Parayı halledebilir mi, edemez mi? -Evet.
-Beş dolar! -İşte al.
Güzelsin. Adın?
Stella.
Affedersiniz.
Aman. İşte.
Evlenin!
Gördüm.
İyi işti.
Evet, evet, evet. Çok güzel bir kız. Onunla kal.
Aşk aşktır.
Görüşürüz.
Üşüdün mü?
Üç iz görüyorum.
Yapamadım. Damarı bulamadım.
Bugün iğne yaptım ama normalde burundan çekerim.
Burundan o kadar kötü değil mi?
Burundan çekmek hiç kötü değil.
Her an bırakabilirim. Ama sadece--
Ama sadece
bir hafta tatile gitmem gerekir.
Seninle tatile gitmek isterdim.
Yardım etmek için.
Deniz kıyısına, dağlara.
Nereye olursa.
Nasılsınız?
Şimdi,
bu Isabelle.
-Merhaba. -Merhaba.
Kendisi yönetmen yardımcım.
Pierre'i tanıtmaya gerek yok.
Şimdi,
Platonov'u sahnelemeye karar verdim.
Platonov'u sahnelemeye karar verdim.
Evet.
Ana tiyatroda oynanacak. Gerçek seyircilerle.
Platonov'un çekici yanı Chekhov'un onu çok genç yazmış olması.
Kaç yaşındaydı, 17 mi? 17 yaşındaydı.
Karakterlerin çoğunun saplantılarından biri
genciğin ellerinden kaçıyor olması.
Sizin gibi genç oyuncularla bunu görmek istedim.
Yaşınıza rağmen, bu oyunda size profesyonel muamelesi yapacağım.
Anladınız mı? Bugün okuma provası yapacağız.
Farklı oyuncu varyasyonları var. Masadaki işinize göre
sonra rolleri dağıtacağım. Şimdiden söylüyorum.
Size karşı demokrat olamam.
Oyuncu seçiminde asla demokrat olmayız, değil mi, Pierre?
Hayal kırıklığı istemiyorum.
Böylece, yardımcı roller,
yardımcı rollerin gerektirdiği yoğunluğa sahip olacaklar.
-Bu mantıksız. -Ne dedin?
-Hepimiz anladık mı? -Evet.
Önemli olan süreç.
Sahne süresi değil.
Çok eskiden sahibi Platonov'u tanırdım.
Sergei, Platonov'a ne oldu biliyor musun?
Onu belki de bana sormalı.
Biliyorum. İlk seferini hatırlamıyor musun?
Onu çok, çok eskiden tanırdım.
İsmi de eğer yanılmıyorsam Mikhail Vassilievich'yi.
Evet. Doğru Mikhail Vassilievich. Onu öğrencilik günlerinden tanırım,
neredeyse çocuktu.
Gülüyor musunuz, bayım? Ben burada komik bir şey göremiyorum.
Bence artık onu tanımanızın zamanı geldi.
Yoksa sabırsızlıktan patlayacak.
Evet. Evet. İsmi Mickhail, Vassilievich.
Onu öğrencilik günlerinden tanırım, neredeyse çocuktu.
Gülüyor musunuz, bayım?
Ben burada komik bir şey göremiyorum.
Bence artık onu tanımanızın zamanı geldi.
Yoksa sabırsızlıktan patlayacak.
Evet.
Bu o.
Çok iyi. Devam et.
Bu sessizlik neden, Mikhail Vassilievich?
Mümkün mü?
Gerçekten sen misin?
Üzgünüm. Üzgünüm.
Camille'in doğurduğunu biliyor muydunuz?
Epidural anesteziyi reddetmiş.
Çok kan kaybetti.
Oğlan oldu.
İsmini Leo koydu.
Güzel bir isim, Leo.
Yarın dönüyor.
Pekala.
Platonov'u Stephane oynayacak.
Laurance,
Anna Petrovna'yı oynayacak. Victor,
Sergei.
Stella, sen Sofya Igorovna'yı oynuyorsun.
Juliette,
sen Sasha'sın, Platonov'un karısı.
Adele, Grekova.
Baptiste,
Triletsky.
İhtiyarların rollerine gelirsek, daha bilmiyorum.
Claire, sen ihtiyar Babakina'yı oynayabilirsin.
Ossip'e karar verilecek.
Önce duymak istediklerim
Franck, sonra Ossip olarak Etienne. -Affedersin.
-Ne oldu? -Adımı söylemedin.
Rol alamadım mı? -Şimdilik.
Nedenlerini sorabilir miyim?
Neden istiyor. Hayır, soramazsın.
Her seferinde herkese açıklama yaparsam sonra bu iş saatler sürer.
İhtiyarlar olacağını söyledim.
Belki ihtiyar bir hanımı oynarsın.
Affedersin.
Hayal kırıklığı yok demiştim.
Ama sorabilirim, değil mi?
-Daha Katja da gelecek. -Tamam.
-Ben de varım. -Yani?
Evet, evet! Seni hep unutuyorum. Affedersin.
-Öyle. Doğru. -Seni unuttum.
Ben de bir şey sahneleyeceğim. Belki Panthesilea.
-Belki deme. Belki deme. -Tamam. Kleist'ten Penthesilea,
küçük tiyatroda. -Benim Platonov'um ana tiyatroda.
Benim Kleist'ten Penthesilea, küçük tiyatroda.
Aynen. Devam edelim. Franck, Platonov, lütfen.
Evet?
Böldüğüm için üzgünüm. Franck'a acil telefon var.
Alo?
Ya sen?
İyi misin?
Tamam. Şimdi provayı tamamlayacağım. Sonra gelirim.
Evet?
Haydi, anlat.
Evet?
-Bir kızım oldu, o kadar. -Bu harika.
Bir kızım oldu!
Mutlu musun?
Evet, sanırım.
Karın? O nasılmış?
-Ona bir test yaptılar ve-- -Ne testi?
AIDS için.
İki kez, ilkinde yeterli kan almamışlardı.
Doğum yaptığında çok test yapıyorlar. Normal.
Çocuğum oldu.
Anahtar yaptırdım.
Deli olduğumu biliyorsun.
Bilmelisin.
Ama
vazgeçebilirsin. -Neden?
Neden öyle söyledin?
Sana anahtarlarımı verdiğim için mi?
Hayır değil. Ama
ne istersen yapabilirsin.
Bunu söylüyorum, o kadar.
Herkes delirmiş. Herkes deli.
Evet, ama benim deliliğim
sanki
psikiyatri koğuşu düzeyinde.
Ne demek o?
Sadece siyah görüyorum.
Doğru değil.
Bazen çok mutlusun.
Bonnie ve Clyde, gidelim. Okul zamanı! Kıpırdayın.
Yürü! Yürü! Öpücük almayacak mıyım?
Bana yok mu?
Bana yok mu? Haydi. Biliyorsun.
Bana evet de.
Işıklar?
Haydi gidelim.
Bir daha! Şans getirir. Bir daha yap!
-Bir daha! -Bir daha! Bir daha!
Durun. Durun. Durun. Bu karımın arabası. Bu karımın arabası.
Biraz sakin olun.
Sanki umurumuzda da. Daha hızlı!
Fırla. Fırla! Daha hızlı! Daha hızlı. Daha hızlı.
Bas gaza! Bas gaza! Bas gaza!
Devam et! Bas!
Buradan gidelim, Sergei.
-Buradan mı? -Evet.
Seni güldürüyor. Devam et.
-Peki ama neden? -İstiyorum.
Ne istiyorsun?
Yurtdışı belki. İster miydin?
Evet! Evet, evet, evet. Senin istediğin buysa--
-Evet. Devam et. Devam et. -Tamam. Ama neden? Neden?
Söz verdin, soru sormayacaktın.
Hayır. Hafif olsun. Söz vermiştin,
soru sormayacaktın. -Söz vermiştin, soru sormayacaktın.
İşte. Çok iyi.
Yarın gidelim, o zaman.
-Daha! Coşku! -Yarın gidelim buradan.
Yeni bir hayat!
Burada sıkılıyorsun. Elbette. Tabii. Dayanılmaz bir ortam.
Petrinler, Cherbukhlar.
Onları suçlama. Onlar yüzünden değil.
Çok düz. Her fikir bir olaydır.
Bunu konuştuğunuzda kurtarıldığını hissettin.
Bunu ona belli et.
-Yarın gidelim. -Evet! Evet! Yarın gidelim.
Evet! Devam. Devam. Devam.
Burada sıkılıyorsun. Elbette.
Tabii. Dayanılmaz bir ekip. Petrinler, Cherbukhlar.
Kendine sürekli böyle işkence etmeyi bırak.
Kendine işkence etmeyi bırak.
Neden? Her şey yolunda.
-Evet. Evet. -Evet. Tamam, devam.
Siz kadınlar bunca üzüntüyü nereden buluyorsunuz?
Seni ne üzüyor? Kendini teselli et. Mutlu ol, hayatı dolu dolu yaşa.
Dur. Çok durgun. Durgun olma! Tekrar. Haydi. Bana bakma. Odaklan.
Bu nostaljiden kurtulmayalım mı?
Platonov olsa öyle derdi. -Neydi o?
O bulduğun neydi? O neydi?
Kekeledin! Çok iyi!
Evet.
Bir şey bulduk. Bir şey bulduk. Sergei kekeler.
Evet. Kekeler.
Kekeler!
Buraya gel. Gel.
Gel. Gel. Gel. Beni tahrik ediyorsun.
Patrice.
Patrice!
Victor, kekelemeni seviyorum. Kekele. Kekele. Kekele. Kekele.
İşte. İşte. Buldun! İşte buldun! Victor, beni tahrik ediyorsun.
Arkanı dön. Arkanı dön.
-Patrice! -Victor!
Tuvaletteydim.
Üzgünüm.
Pierre Romans, seni seviyorum.
Gidip yemek yiyin.
İkide devam edeceğiz.
Tamam.
Dün gece kapı zilini çaldım.
-Pierre'in mi? -Evet.
-Hayır. -Neden olmasın?
Açtı mı?
-Paspasın üzerinde uyudum. -Paspasta mı uyudun?
Sonra, kapıyı açtı. Sabah erken saatte.
Çok yakışıklıydı.
Çok nazik.
Erkeklerden hoşlandığını sanıyordum.
Hoş bir tesadüf.
Döndün, Camille.
Penthesilea'yı oynamanı istiyorum.
Amazonların kraliçesi.
Burada onu sadece sen oynayabilirsin.
Ama derinlere inmen gerekecek.
Var mısın?
Ne söylediğimi anlıyor musun?
Evet, evet. Ne dediğini anlıyorum.
İyi misin?
Ne yapıyorsun?
Hiç emziren bir Amazon kadını gördün mü?
-Hayır. -İşte.
New York'u kaçırdım. Penthesilea'yı kaçırmayacağım.
Amazonlar sağ memelerini kesiyorlardı. İhtiyaçları yoktu.
Sol meme
kalbe daha yakındır. Onu tutarlardı.
Aşık olurlarsa diye.
Pierre sana Panthesilea'yı mı teklif etti?
Dikkatli ol.
Şırınga
yeni olmalı. O yüzden bir defasında hepatit kaptım.
Tehlikeli.
Etrafına sar.
Ve şimdi çek.
Güzel damarlar.
Hep kalbe doğru.
Muzaffere selam durun!
Büyük savaşçı kraliçeye selam olsun!
Zaferimden hiç bahsetme.
Zaferimden hiç bahsetme.
Savaş beni bir kez daha cepheye çağırıyor.
Kendimi yine savaşın karmaşasına atmalıyım.
Orada, alaycı gülümsemesiyle beni bekliyor. Artık ya yok ol ya yaşa!
Ancak siz dilerseniz, Kraliçem.
Uyuyor mu?
Ama harikasınız. Çok iyisin.
Belki de yorulmuştur. -Hayır!
Seni seviyorum.
Hayır, bir düşüş hissediyorum.
Birbirinize tutunmaya muhtaç olduğunuzu hissediyorum.
Ama hayır. O umutsuzluğu hissetmiyorum.
Öylesine bir şey olmamalı. Şehvetli bir şey de olmamalı.
Aranızda daha büyük bir kaçınılmazlık gerekli.
Birbirinizle sevişmezseniz öleceksiniz. Oksijenin tükeniyordu,
derken ansızın hava geldi. Yoğunluğu sürdürün!
-Tamam, anladım. -Tekrar alalım. Isabelle!
-"Korku"dan mı? -Hayır, hayır, daha önceden.
-"Sonra." -Hayır, daha önce!
Neredesin? Daha öncesinden diyorum. Daha öncesinden.
-"Korkuyor musun?" -Hayır. Evet. İşte bu.
Devam. Devam edin. Çabuk. Çabuk.
-Korkuyor musun, Sofya Igorovna? -Hayır, Platonov.
Yalan söylüyorsun.
Korkmuyorum. Korku zaten umurumda değil.
Hayır!
Tamam. Çok iyi.
Bir saat sonra Triletsky-Anna sahnesi için
burada olalım. Geldin mi?
Isballe, haydi.
-Tamam mı? -Evet.
Kadınımın bacak arasına dokunmak sana normal mi geliyor?
Bacak arasına dokunmadım.
Dur. O sahne içindi.
-Başlarım sahnene! -Deli misin?
Çek ellerini kadınımdan.
Ne? O senin değil. Ve sen Marlon Brando değilsin.
Bırak! Bırak beni. Bırak beni!
Tamam, sakin ol. Sakin ol dedim sana!
-Ne istiyorsun? -Gangster misin? Ne oluyor?
Ona reddedemeyeceği bir teklifte bulunacağım.
Salak herif.
Sakin ol.
Bana dokunma.
Evet, tabii.
Sürtüğün tekisin.
-Doğru. -Sürtük. Bu iş sürtükler
ve yumuşaklar için zaten. -Aynen öyle.
-Aynen öyle. -Değil mi?
Stella!
Stella!
Stella!
Beni itti, yumruk atmadı. Ve ayağım kaydı.
Bana vurmaz.
Hiçbir şey yapmadı. Geri çekildi, hatta.
Hiç saldırgan değildir.
O nazik biri. Gerçekten de nazik. Bunu biliyorum.
Böyle bir şeyden sonra eminim berbat hissediyordur.
Tabii. Zavallıcık. Git onu teselli et.
Kendine hakim olmayacağı veya nazik olmayacağı gün
ne olduğunu bile anlamayacaksın.
Söylediğine göre, temiz olduğunda bir tünelin içinde gibiymiş.
Karanlık ve boş.
Sonunda ışık görünmüyor.
O tünelin korkunçluğunu, o tünelde yaşadığı dehşeti
kimse hayal edemez diyor.
Azize Teresa, onu kurtaracağını mı sanıyorsun?
Onu küçük kollarınla kurtaracağını?
Züppe kız.
Hiçbir şey bilmiyorsun ve züppesin.
Hayır, yardım etmek için burada olduğumu biliyorum.
Bunun için buradayım.
Ne yapıyorsun?
Burada uyumayı mı düşünüyorsun?
Bunu yapman yasak.
Tiyatroyu kapatıp
seni içeri kilitleyeceğim. İdare eder misin?
Tabii. Teşekkürler.
Işık.
Chereasu "Eğer böyle devam edersen yakında anneni arayacağım." dedi.
Annemi arayacak.
Bana dedi ki
"Böyle çalışamazsın, Etienne."
Belki de haklı.
Hiçbir şey bilmiyor.
Tek bildiği kokain.
O kokain çekip
her şeyi biliyormuş gibi yapan bir tiki, o kadar.
Ama sonuçta seni düşündüğü için sevinmelisin.
-Düşünmüyor. -Evet.
-Beni umursamıyor. -Umursuyor.
Umursamıyor, benden sadece korkuyor.
Yemin ederim. Chereau benden korkuyor.
Ben senden korkmuyorum.
Seni seviyorum.
Uzun zaman beraber olmak istiyorum.
Belki bir gün--
Bir gün ne?
Bir gün ne?
Keşke doktora gitsen, Etienne.
Neden başımı ağrıtıyorsun?
Başını ağrıtmıyorum, konuşuyorum.
Doktor olmadan bırakacağım dedim.
-Biliyorum. -Bu doktor işi de ne?
Yap.
Neden herkes başımı ağrıtıyor?
Veya izin ver, deneyeyim.
Deneyeyim.
Nasıl olduğunu öğreneyim.
Dur, dur, dur, dur!
Yeter, dur, dur. Gel, gel. Dur artık!
Geç kalıyorum. Hemen gitmem lazım. Ona göz kulak olur musun?
Al, ağlarsa bunu verirsin. Sorun olursa gelip
dersten beni alır mısın? Tamam.
Tamam. Haydi. Yaşlanmaya çalış. Dişsiz, mesela.
Dişleri olmasaydı nasıl olurdu?
Hayır. Hâlâ dişleri var. Dudaklarını ısırıyor. Haydi.
Bilmiyorum.
Ben de bilmiyorum, bakıyoruz. Çiğne.
Güzelsin.
Güzel olduğun için zor oluyor.
Biraz şaşı bak. Ve tıkın. Tıkın. Gülseydi nasıl olurdu?
Hayır, çok yorucu. O zaman nefessiz kalır. İçinde tut.
İşte böyle.
İşte. İşte. İşte. İşte.
Evet, evet, evet, Gilbert gerçek bir kalp çırpıntısıydı.
Evet!
Ne yakışıklı bir adam.
Franck'in karısında AIDS var.
Ne?
Bana yeni söyledi.
Söylemeyeceğime yemin ettirdi.
Test yapmışlar.
Bebekte on sekiz aylıkken belli olacakmış.
Test olmayı reddediyor. İyi hissettiğini söylüyor.
Hiç bilmeden ölmeyi tercih eder galiba.
Ve onunla bir kez yattım.
Prezervatif kullanmadan.
Aslında bir kez yattım, bir kez de oral.
-Yuttun mu? -Biraz.
O şekilde bulaşmaz ama. Oralla bulaşmaz.
Her yerim şişiyormuş gibi hissediyorum.
Bir bakayım.
Hayır.
Bir şey yok.
Dur.
Tamam.
Şurada küçük bir tane var gibi. Hissediyor musun?
Hissettim.
Hissettim. -Bir tane var.
Ne? Yeni bir egzersiz mi?
Franck'ın karısı AIDS'miş.
Ne?
Bebekte on sekiz ayda belli oluyor. Franck testi reddediyormuş.
Anais onunla bir kez prezervatifsiz yatmış.
Franck'la ben de yattım.
Franck'la mı yattın?
Evet, neden?
Çünkü Stephane ve Baptiste'le de yattın.
Onlarla ben de yattım.
Her yerim çıban içinde kalacak.
Otuz kilo vereceğim.
Okulu bırakacağım.
Orada herkeste var. Yemin ederim, hissetmiştim.
Teşekkür ederim.
Beni tanımadın mı?
Sizinle atölyelere katılmıştım. -Evet, tabii. Doğru hatırladım.
Garson ilanını verdiklerini gördüm ve başvurdum.
Burada olmanın bir yoludur diye düşündüm.
Tabii.
Hem her oyuna bedava biletim de olacak.
Bu harika.
İyi gidiyor mu?
Evet.
-Muhteşem olmalı. -Evet, ama aynı zamanda
değil de. -Ne değil?
Kolay değil ama--
Kolay olmayan ne?
Her şey. Hiçbir şey.
Hayat.
Hayat kimse için kolay değil.
Ama burada olmak yine de muhteşem. Yani
Avrupa tiyatrosunun kalbinde. -Evet.
Dünyanın en iyi yönetmenleri burada.
Daha önce Koltes'i gördüm. Onu tanıyor musun?
Sayılır. İzninizle.
Korkuyorum.
Hamileyim.
-Ne? -Etienne'e söylemedim. Aldıracağım.
Kesin erkektir.
Uzun ve yakışıklı bir oğlan olur. Zeki bir çocuk.
Seni koruyacaktır.
Şimdi kürtaj yaptırırsan kırk yaşına geldiğinde
o uzun boylu yakışıklı oğlanı hayal edersin. O zeki oğlanı.
Gitmiş olan oğlanı. -Aldırdım bile.
Bu sabah.
-Yalnız mı? -Evet.
Hastaneye gittim. Beni uyuttular.
İlk uyuduğum yerde uyandım.
Artık eskisi gibi değil.
İyi bak.
Daha iyi bak. -Bakıyorum!
Bende değil! -Ceplerine bak. Ceplerine baksana.
Baktım. Bende değil dedim sana. Bende değil!
Kahretsin.
Etienne?
Etienne!
Etienne!
Sonra bana tuhaf tuhaf bakıyorsun.
Öfkeyle gidiyorsun.
Bağırıyorsun.
Beni gözetliyormuş gibi izliyorsun.
Bu takip neden?
Ben senin neyinim?
Dur, Platonov. Yalan söylüyorsun.
Korkmuyorum ama korkmak umurumda değil.
Neredeymiş?
Evet. Ama içi boş.
Seni her yerde aradım. Endişelendim.
Geliyorum.
Tüm prova senin yüzünden gecikiyor.
-İzninle? -Hayır, olmaz efendim.
Ne oldu?
-Bu delilik. -Ne delilik?
Burada herkesi bekletiyorsun.
Sana kur yapılmasını istiyorsun, öyle mi?
Kur yapmak mı istiyorsun? Tabii olur. Haydi, önceki gibi.
Bana kur yapmana hiç aldırmam.
Şu anda gerçeği işitemiyorsun.
Ne? Hangi gerçeği? Kimden? Senden mi? Senin ağzından mı?
Öyle mi? Bütün gün ne yapıyorsun?
Ne sanıyorsun? Prova yapıyorum,
çalışıp hayal kuruyorum. -Hayır, öğrencilerle debeleniyorsun.
Ne olduğunu biliyor musun?
Hayır ama söyleyeceğinden eminim.
Zayıfsın.
Harika. Zayıflık alımlı olabilir.
Sorun şu ki öldüğünde unutulursun.
Haydi, gidelim.
Yemek servisi yapıldı.
Yemek servisi yapıldı. Mutlu değil misin, Nikolai Ivanovich?
Müzik!
Söylesene, senin hamurun ne? Bu rezillik.
Neden yaşıyorsun? Bilimle neden ilgilenmiyorsun?
Neden çalışmıyorsun, hayvan?
Yeter, Mikhail Vassilievich, beni rahat bırak!
-Tamam. Dur. Süre? -Bir dakika yirmi saniye.
İyi değil. Bu iyi değil. İlk geceye on gün kaldı. Hassas değilsiniz.
Sizden hassasiyet istiyorum, duygu değil.
Tamam.
Stella, masayı ittikten sonra değiş, önce değil. Tamam mı?
-Evet, üzgünüm. -Özür dileme. Hassas çalış.
Anais, masa örtüsü hemen. Anais? Anais!
-Evet, buradayım. -Anais? Neredesin? Nerede bu?
Tamam. Burada.
Anais! Masa örtüsü, hemen, tamam mı?
Herkesi bekletiyorsun. Oyunumu dağıtıyorsun.
Oyunumu darmadağın ediyorsun.
Baptiste.
Hâline bak. Hâline bak.
O ceket ne? Giyinemiyor musun? Ve sadece masayı ittikten sonra.
Masa örtüsünden sonra. Tamam mı, Baptiste?
-Evet. -Sonra, masada şamdan olacak.
Neden onları sahne arkasında çalışan bir hıyar gibi tutunuyorsun?
Işıklar açıldığında masada olmasını istiyorum.
Sizin için çok mu karışık?
Yavaşsın Etienne. Yavaş! Hızlan biraz!
Victor, küçük masa. Onu iteceksin, yuvarlayacaksın.
Aptal bir eşek gibi tutup masayı dolaştırma.
Biliyorum ama tekerlekleri bozulmuş.
-Ne? -Masanın tekerlekleri bozulmuş.
Victor'un tekerlekleri neden bozuk, sorabilir miyim?
Evet? Tekerlekler neden bozuk? -Bilmiyorum.
Victor'un tekerlekleri neden bozuk, sorabilir miyim?
Neden bozuk? Sahne neden hazır değil? Sahnem hazır değil.
İşiniz ne sizin? Victor'un masasının tekerleklerini
kontrol edip çalıştırın.
Tiyatrodaki masaların hepsini kontrol edin.
Tüm Nanterre'dekileri. Şehirde tekerlekleri çalışmayan
bir masa bile görmek istemiyorum!
Hâlâ burada mısın?
Bırakmamı ister misin?
Hayır, teşekkürler. Minnettarım.
Kız arkadaşım gideceğim.
Gelip bir şeyler iç.
Haydi gel.
Otursana. -Tamam.
Hakkımda ne söylüyorlar?
-Hiçbir şey. -Canavar olduğumu,
değil mi? -Hayır.
-Asabi olduğumu? Gergin olduğumu? -Hayır.
Öyle söylediklerini hiç duymadım.
Kulağıma bir şey gelmedi. -Eskiden gerin olduğumu,
bir sinir yumağı olduğumu söylerlerdi ama
değiştim. Değişim iyidir, değil mi? -Tabii.
Doğru.
Sen de bazen değişir misin?
Evet. Mesela bir seferinde
saçlarımı kestirdim.
O zaman--
Açıklayamam. Aslında öyle
yepyeni bir saç tarzı istemiyordum.
Değişiklik olsun diyeydi, evet.
Çalışmayı seviyorum.
Çalışmaya bayılıyorum. En iyi olduğum şey o.
Kendimi bildim bileli.
Yaşla beraber geçmiyor.
Sizin gibi insanlarla tanıştığımda
bana yeni bir umut veriyor. -Tabii.
Beni yüreklendiriyor.
Öp beni.
-Affedersin? -Öp beni.
Gitmeliyim.
Haydi.
Gel.
Beni bekliyordur.
Karının durumu nasıl?
Yeni ilaçlara başlattılar.
Çok güçlüler.
Yemek yemiyor. Kilo da verdi.
Onunla seviştiğimde kemiklerini hissedebiliyorum.
Ama hiç korkmuyor.
Sakin çünkü Tanrı'ya inanıyor.
Nereye? Bir şeyler ayarladın mı?
Hayır. Bir şey ayarlamadım.
Bırakıyorum.
Bırakmaya karar verdim.
Eve git.
Ben gidiyorum.
-Özür dilerim. -Sorun değil. Sorun değil.
Arkadaş olabilir miyiz?
Etienne?
Dolu mu?
Sen misin?
Etienne, korkuyorum. Etienne!
Acil yardımı arar mısınız?
Arayın onları. -Affedersin?
Affedersin?
Arasana onları. Ara onları.
Orada ölüyor. Ölüyor.
Ona yardım etmelisiniz. Ona yardım etmelisiniz.
Bir şeyi yok. Bir şeyi yok. Nefes alıyor.
Yaşıyor.
Burada ne yapıyoruz?
Seninle buluşmuştuk. Kafede buluşmuştuk.
Evet, kafede.
Dönmedin ve-- Hiçbir şey hatırlamıyor musun?
Hatırlıyorum.
Çok güzelsin.
Daha biraz önce aşırı doz aldın.
Tanrım.
Bizi dışarı çıkardılar. Seni içeride istemediler.
Anlıyorum.
Ambulans çağırmayı reddettiler. Aramak için karşıya geçmem gerekti.
Kimi?
Ambulansı. Şimdi onu bekliyoruz.
Neden? Bunu neden yaptın?
Polis çağırsaydın bari. Hep adıma karar veriyorsun.
Bir yerlerde rehabilitasyona yatmalısın.
Yerine birini bul ve hastaneye yat.
Anlayacaklardır. Ayarlamana yardım edebilirim.
Hanımefendi ayarlıyor.
Nereye gitmemi isterdin? Beni nereye koymak isterdin?
Ayrılmak istiyorum.
Seni seviyorum ama ayrılmak istiyorum.
Anlıyorum.
Etienne! Bekle.
Beni bekle!
Merhaba.
Sizi AIDS testinin sonucu için aradım.
Sonuç çıktı mı, merak ediyordum.
Arkadaşımla beraber üç hafta önce gelmiştik.
Evet. İsmim Anais Buisson. Arkadaşımın adı da Claire D'Arbasy.
Evet.
Hayır, hayır. Bakın, üzgünüm.
Lütfen, sonuçları telefonda verebilir misiniz?
Hemen karşınızda ama telefonda veremiyor musunuz?
Lütfen, sonucu bana söyleyin, hanımefendi. Yalvarırım.
Anais! Anais!
Merhaba, hanımefendi. Ben Claire D'Arbasy. Gerçekten gelemiyoruz.
Şu anda yurtdışındayız.
İtalya'da. Bir Bertolucci filminde çalışıyoruz.
Gerçekten, lütfen. Kendinizi yerimize koyun, lütfen.
Çok endişeleniyoruz.
Sonuçları hemen almalıyız, olur mu?
Lütfen, hanımefendi. Lütfen.
Negatifmiş.
Negatifmiş!
Bize bulaşmamış. Bulaşmamış!
Bulaşmamış! Bulaşmamış.
Seni bekledim.
Annemin yanında kaldım.
Haydi, kostümlerimizi giyelim.
Sırtını seviyorum.
İşte burası.
Tam burası. Seviyorum.
Haydi.
-Neden daha kostüm giymediniz? -Hemen oraya gidiyorduk.
Çabuk olun.
Bu arada, geçen sefer Juliette'le olan provada o elmayı yediğinde
bıçağı yaladın. Benim için tekrar yap. Unutma.
Boynunu da seviyorum.
Kesin olan bir şey var. Böyle davranırsanız yol alamayız.
Bu iş görmez. İptal edeceğim.
Oyunculuk hobi değildir. Hiçbir şey değildir.
Tehlikelidir, ciddidir.
Rol yaparken bir sorumluluğunuz var.
Sürekli burada rehberlik yapıp sizi yönlendiremem.
Ama bu yapımın sizin için önemli olduğunu gördüm.
Gerçek hayatta, aşk hikayeleri sizi etkilemez mi? Yaşama sanatı?
Sizin için değerli mi? Size acı çektirip
sizi güldürüp ağlatmaz mı?
Asıl tasvir etmeniz gereken de yaşam zaten.
Neden sahnede rol yapmaya çalışan insanlar seyredeyim?
Onun bir amacı yok. Öyle olsaydı
bir kafede oturup gerçek insanları seyrederdim.
Neden zamanımı bir tiyatroda insanları seyrederek harcayayım ki?
Oyunculuk için--
Oyunculuk için zahmet etmeyen insanları?
Bomboş.
Chekhov'un karakterlerini oynuyorsunuz.
Ama sahneye hiçbir şey katmıyorsunuz. Hiçbir şey.
Ne yalnızlık, ne tutku, ne hayat. Hiçbir şey.
Tekrar alalım.
Havai fişek sahnesini yapacağız. -Hangi sahne?
O hangi sahneyse!
-18. Bölüm, 2. Sahne. -18'inci bölüm mü?
2. Bölüm, 18. Sahne.
Affedersin.
Beni strese sokuyor.
Arkadaş olalım, tatlım.
Neden düşman olalım ki?
Birkaç cümle daha, lütfen.
İşte buradasınız.
Vay canına.
Gelip havai fişekleri görün, haydi.
Bana elini ver, Mikhail Vassillevich. Teşekkür ederim.
Çok teşekkür ederim.
Anne! Anne, neredesin?
Başıma gelenler!
Platonov! Platonov!
Mikhail, Sergei. Hepimiz gelene kadar bekleyin.
Gel, Sofya, üzgün görünüyorsun.
Hepiniz neredesiniz?
Geliyorum. Beni bekleyin.
Beni bekleyin!
Dâhi olan sensin, o değil.
Sadece seninle çalışmak istiyorum. Hayatım boyunca.
Tabii, şimdi öyle söylüyorsun.
Hayır, bunu gerçekten söylüyorum.
Tamam. Ben biraz çalışacağım.
Gel.
Seni görmek kalbimi ısıtıyor.
Bay Chereau.
Burada atölyelere katıldım ama sonra gönderildim.
Eğer bana ihtiyacınız olursa buradayım.
-Her zaman hazırım. -Tamam.
Dinleyin lütfen. -Yeter.
Beni dinleyin. Her rolü oynayabilirim. Komik olabilirim.
Farkındayım.
Seninle evlenmek istiyorum.
Pekala.
Üç gün daha provamız kaldı. Ama üçüncü ve dördüncü sahneleri
kesmeye karar verdim. O yüzden, havai fişek sahnesine kadar olan
birinci ve ikinci bölümü yapacağız.
Çok emek istiyor.
İlk iki bölüm çok yoğun. -Affedersin. Affedersin.
O zaman bana bir şey kalmadı.
-Ne? Seni duyamadım. -Benim bir şeyim olmayacak yani.
Nasıl?
Katha'nın sahneleri üçüncü ve dördüncü bölümlerde.
Evet, biliyorum ama yine de burada olacaksın.
Ama Stephane'la olan sahne "gözlerim var" sahnesi, mesela.
Kesildi mi? -Neyse o işte.
Bu okula devam etmemin ne anlamı var?
Kes. Kes şunu.
Gerçekten, hiçbir şey öğrenmeyeceğim.
Sadece figüranlık yapmış olacağım.
Sadece figüranlık yapmayacaksın, öyle bir şey yok.
Ama öyle. İhtiyarların sandalyelerini itip
yemek servisi yapacağım. -Oyunculuk için konuşmak şart mı?
Hayır ama oyunculuk bir şey yapmamı gerektirir.
Bir şey yapmanı, yemek servisi gibi.
Yemek servisi yapmak istemiyorum.
Pekala. Demek bir hataydı. Anise, bir hata.
Burada olmanı istemiyorum. Pierre ısrar etti.
Unutma, sonuçlara senin adın sonradan eklenmişti.
Pierre ekledi. Ben seni almak istememiştim.
Sadece Pierre ısrar ettiği için alındın.
Beni etkilemiyorsun. -Affedersin?
Durum bu işte.
Elimde değil.
Affedersin.
Affedersin, gerçekten, Platonov'da oynamayı çok fazla istiyorum.
Ama sahnelerimin hepsi oyunun sonunda olduğu için ortada kaldım.
Şimdi sonunu kesmeye karar verdiniz.
Artık Platonov'da yokum yani.
Ama tüm oyunu baştan sona öğrendikten sonra
böyle olması beni üzüyor. Haksız mıyım?
Evet ama ne kadar çok çalıştığın umurumda değil.
Kocaman bir k.çın var. Hep sorunlusun.
Ne yapıyorsun?
Seni seviyorum.
Ben hayır.
İzninle.
Haydi, haydi, haydi.
Bir,
iki,
üç.
Bir,
Ve çıplak kızlar Kendilerini üzerime atıyor
Bana hayranlık duyup öldürüyorlar
Erdemlerin için savaşıyorlar
Sonra artık onların İdölü olmadığımda
Şanlı günlerindeki gibi Sahneye döneceğim
Gözlerimi ağlatacağım
Vedalarımı edeceğim
Ve sonraki sene Baştan başlayacağım
Ve sonraki sene Baştan başlayacağım
Vücudumu satıyorum
Sonraki kuşaklar için
Okulda eş cinsel diyecekler
Gözlerimden alkol aktığını
Ve bırakmanın zamanının geldiği
Beni parçalayacaklar
Geçmişimi lekeleyecekler
Sonra yaşlanacağım
Ölmeye gidebileceğim
Bir Tanrı arıyorum
Beni affedebilecek
Mutsuz bir ölüm istiyorum
Hiç pişmanlık olmadan
Mutsuz bir ölüm istiyorum
Hanımefendi. Hanımefendi. Hanımefendi! Çabuk gelmelisiniz.
Erkek arkadaşınız annesi telefonda.
Alo?
Hayır. Hayır, hayır.
Hayır, hayır, hayır. Hayır, hayır. Hayır.
Öyle olmadığını söyledim.
Bana Etienne'in öldüğünü söyleyip duruyor. Öyle olmadığını söyledim.
Hanımefendi. Gerçekten, yanılıyorsunuz.
Gidip kendiniz bakın. Nefes aldığından eminim.
Zaten her zaman öyle oluyor. Biliyoruz. Lütfen.
Kes şunu! Konuşmayı bırak. Konuşmayı bırak.
Anlamıyorum. Ambulans sirenleri duyuyorum. Doğru mu?
Burada ne işin var?
Burada, benimle mi kaldın?
Saat kaç oldu?
Tamam. Sakin ol. Sakin. Sakin ol.
Chernobyl nükleer santralinin reaktöründeki yangın
kontrol altına alındı.
Batılı uzmanlara göre yüzlerce insan hayatını kaybetti.
Ancak Moskova sadece iki kişinin öldüğünü söylüyor.
Radyoaktif hava kütlesi yavaşça güney Avrupa'ya doğru ilerliyor.
1 Mayıs 1986 günü Lübnan'da rehin alınan Fransız vatandaşları
Michel Seurat, Jean-Paul Kaufmann ve Antenne 2 çalışaları
Philippe Rochot, Georges Hansen, Aurel Cornea ve
Jean-Luis Normandin henüz serbest bırakılmadılar.
-Otopsi yapılacak mı? -Büyük ihtimalle.
Aşırı dozda her zaman otopsi yapılır.
Kurallar böyle.
Ve bir soruşturma açılacak.
İntiharlardaki gibi. -Kes şunu.
Bu intihar değildi. Bu bir kazaydı.
Ya eve gideceğiz,
parkın içinden geçip
sokakları arşınlayacağız.
Ağlayarak,
umutsuzluk içinde,
"Bu nasıl olabilir?" diye merak ederek.
Bizi terk ettiği için ona söylenerek.
Veya oradaki o küçük kapıdan geçeceğiz
ve kostümlerimizi giymeye çalışacağız.
Zor olacak.
Sonra oynamaya çalışacağız.
Deneyeceğiz
çünkü
nasıl yapılacağını bildiğimiz tek şey o.
Onu tanımayan insanlar için oynayacağız.
Hiç fikri olmayanlar için.
Elimizden gelen en iyi şekilde.
Onu düşünerek en iyi şekilde.
Bir dakika.
Şimdi Ossip'i kim oynayacak?
Hayır.
Ben yaparım.
Farkındayım. Oynamak istemiyorum.
Onları bir daha öpebilirim bile.
-Belki bir satranç oyunu? -Durma.
İşte geliyor! İşte geliyor.
Gel, Sofya.
Gel.
Sofya!
Sofya.
Bay Vengerovich'le o kadar uzun sohbet ettik ki tamamen unutmuşum.
Bahçen beni adeta büyüledi, Sergei.
Eve hangi yoldan gidiyorsun Porphyria? Lusnovka yolundan mı?
Hayır. Lusnovska yolu çok uzun sürüyor.
Doğruca Platonovcka'ya doğru git.
Platonovska'yı biliyorum. Hâlâ orada mı?
Tabii.
Çok oldu. Sahibini tanırım. Platonov.
Sergei, Platonov'a ne oldu?
Belki de asıl bana sormalı.
Bildiğimi düşünüyorum ama ismi bir türlü aklıma gelmiyor.
Galiba onu çok eskiden tanırdım. İsmi Mikhail Vassilievich'ti.
Evet. Evet, ismi Mikhail Vassilievich'ti.
Onu öğrencilik günlerinden tanırım. Çocuk sayılırdı.
Gülüyor musunuz, beyler? Neyin komik olduğunu anlayamıyorum.
Bence artık onu tanımanızın zamanı geldi.
Yoksa sabırsızlıktan patlayacak.
New York'a neden geldin?
Bilmiyorum.
Gelmem gerekiyordu. Gelmem gerektiğini hissettim.
Tamam.
Bize ne olduğunu anlat.
Önce kimse yoktu. Sonra
kulağını gördüm.
Dokunabiliyordum, anlıyor musun?
Minicik.
Çok küçük.
Sonra kolumu vücudunun altına koydum.
Vücudunu kolumda hissettim.
Çok iyi geldi.
Peki ya o?
Mutlu muydu?
Uyuyordu.
O yüzden
bilmiyorum.
Umarım.
Tamam.
İyi misin?
Evet.
Sigara mı içiyorsun?
Bana da ver.
Sigara.
Hayır, duymadım.
Bekle. Şimdi duyuyorum.
Dur. Dur!
Etienne! Neredesin?
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.