All language subtitles for La.Pasion.Turca.S01E02.NF.WEBRip-TR-1

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian Download
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Oli!

Burada iki günün kaldı. Bize her yeri gezdir!

Yanında kaç Türk erkeği götüreceksin?

O mu? Sıfır. Kariyerine yoğunlaşıp dünyayı unutuyor.

Çarpıcı. Olivia.

- Ya sen? - Yaman. Memnun oldum.

Önünde diz çökmemi bekliyorsan çok beklersin.

Önümde değil. Yanıma çökmeni.

Şehrimde son iki günün kaldı. O iki günü seninle geçirmek istiyorum.

Neden telefonlarımı açmıyorsun? Kim bu Yaman?

Baksana, bu kız çok tatlı.

Olivia İstanbul'u çoğu Türk'ten çok seviyor.

Onu Türkiye gezilerinden birine götür derim.

Abayı yakmışsın.

Tutku. Yoğun bir tutku.

Dönmesem ne olur?

İspanyol kız kalıyormuş. Umarım işimize yarar.

Lütfen keyfimi yerine getirecek bir şey söyle.

Olivia'nın ablası az önce indi. Hastaneye gitmek istiyor.

Üzgünüm Pablo.

Dün Olivia'yı biraz konuşturdum.

Ablasından etkilenebilir.

Senden özel bir iyilik istesem?

Yine mi?

Artık bu davaya bakmamana rağmen seni hâlâ bilgilendiriyorum.

Kardeşinin hapse girebileceğini ona söyledim.

Bunun olmamasını istiyorsa bıraksın da işimi yapayım.

Ben de arkadaşız sanıyordum.

Arkadaş dediğin kuralları çiğnemeni istemez.

Fatma, Olivia'yı tanırım. Ablasını nasıl sevdiğini biliyorum.

Herkes için en iyisi bu olacaktır.

Soruşturma konusunda da bana güven.

Ama yerine ve zamanına ben karar vereceğim, anlaşıldı mı?

Bu iyiliğini unutmam.

Gidelim.

- Hayır, olmaz. - O sizin ablanız.

- Görmek istersiniz sanmıştım. - Ama istemiyorum.

- Zorla mı görüştüreceksiniz? - Hayır.

Ona ne söylendi?

Gerçek neyse o.

İntihara kalkıştığınız ve polis gözetiminde hastanede olduğunuz.

Peki o nasıl?

Endişeli.

Ama şimdi dikkatinizi toplayıp sorularımı cevaplamanızı istiyorum.

Çünkü geçen her dakika aleyhinize işliyor.

Evinizi, ailenizi, işinizi, hayatınızı bıraktınız.

Hiçbir şeyi bırakmadım.

Rota değiştirdim.

Bunu onun için değil, kendim için yaptım.

Çünkü kendime dedim ki "Yaşa. Hayatını yaşa."

Sonuçta

her canlının yapması gereken bu.

Değil mi?

Biliyorum, Yaman'la ben ayrı dünyaların insanlarıydık.

Aynı dili konuşmuyorduk.

Ne aynı dini paylaşıyorduk

ne de aynı kültürü.

Çoğu konuda da aynı fikirde değildik.

Ama...

Onda öyle bir şey vardı ki

beni bulutların üzerine çıkarıp

orada bırakabiliyordu.

Karanlıkta.

Bir şeyi bırakmadım.

Sadece rota değiştirdim.

Tutkuya teslim oldum.

Kendim için yaptım.

Ya boya çıkmazsa?

Parmak izlerin vücudumda ömür boyu kalır.

Zaten kalacak.

Bana sataşmana bayılıyorum.

Yalnız...

Tanıştığımızda sen de öyle yaptın.

Beni sınadın.

Bir ay oldu.

Yemin ederim, bir gün gibi geldi.

Mutlu bir gün.

Burada bir iş bulmayı düşünüyorum.

Belki üniversitede. Bilemiyorum.

Benimle çalış.

Dükkânda.

İyi bir ekip oluruz.

Bilmem ki. Ben turist kandırmayı beceremem.

- Hadi. - Hayır.

- Evet. - Hayır, böyle iyiyiz.

Neden şehri aramıza sokuyorsun?

Hadi.

Çünkü size ihtiyacım var hanımefendi.

Hayır, yeter. Başka yok.

Bakalım.

Sana hep böyle mi bakıyorum ben?

Ben sana böyle bakıyorum.

Daha güzel olamazdın.

Çok dilbazsın.

Dilbaz mı?

Dilbaz...

Yani tatlı sözlerle beni kandırıyorsun.

Seni tatlı buluyorum da ondan.

Gördün mü işte?

Çok güzeller.

İstanbul her açıdan görülmeli.

Baştan aşağı çok güzel.

Aptal gibi hissettim

çünkü buraya çok kez geldim ama hiç böyle görmemiştim.

Burada turist olan sensin.

İşin iyi yanı daha deneyimleyeceğimiz çok şey var.

Durmamı istersen söyle.

Gel.

Böyle kal.

Hep.

- Annemle en son ne zaman konuştun? - Her hafta konuşuyorum.

Ne zaman geliyorsun?

İlk fırsatta geleceğim.

Ama artık burada yaşıyorum Laura. Bu fikre alışman gerek.

Çok endişeleniyorum.

Madem endişeleniyorsun, ne zaman istersen gel.

Türkiye gezisi ne zaman?

Geziyi şimdilik erteleyeceğiz.

Yaman geniş zamanda planlamak istiyor.

O zaman gelebilirsin. Alo?

- Seni duyamıyorum. Çekmiyor herhâlde. - Alo?

Başka zaman ararım, tamam mı? Peki, öptüm.

Gerek yok. Ben Rosario. Sapına kadar İspanyol'um.

- Olivia. Memnun oldum. - Memnun oldum.

Ziyarete mi geldin?

Biraz daha karmaşık.

Türk erkeği. Türk erkeğinden daha karmaşığı yoktur.

Bir diplomata evet dediğim gün hayatım karıştı.

Eşim İstanbul'da İspanyol viskonsülü

- Kaç yıldır buradayım, saymak istemiyorum. - Uzun süredir galiba.

Hayır ama 50 yaşıma yeni girdiğim için işime yaramayacak hesaplar yapmıyorum.

Bugün planın var mı?

- Hayır. - Gidip o elbisenin parasını öde, hemen.

Deneme kabininde tanıştık. Çok nazikti.

Sonra kahve içtik,

üniversiteden, Madrid'deki hayatımdan falan konuştuk.

Ama ona aynı zamanda ressam olduğumu söyleyince

birden gözleri parladı ve...

Sanatçılarla özel bağlantılarının olduğunu söyledi.

Nasıl bir bağlantı, bilmiyorum. Nasıl diye sorma.

Dinliyor musun?

Evet.

Sonra senden bahsettim. Bana sorular sormaya başladı.

Sorular mı?

Bak, şimdi dinliyorsun.

Konu sen olunca dikkatini veriyorsun, değil mi?

Hayır.

Yabancılara benden bahsetme.

Yani...

Sadece hikâyemizi merak etti.

Neden partiye gelmiyorsun? Birini götürebilirmişim.

Toplantım var.

Yine bana bahsetmeyeceğin toplantılardan mı?

İyi eğlenceler.

Antikalarımdan bahset.

İş yapmak istiyorsan kendin gel.

İyi eğlenceler.

Tutkuya teslim olmak önemli bir şey değil mi sence?

Olağanüstü bir şey değil diyorum.

Olivia Türkiye'ye taşındı ve sevgilisiyle arası iyi.

Hepsi bu kadar.

Bu kadar mı?

Konuyu değiştirsek mi?

Çünkü Olivia ilgi odağı olmaktan rahatsız olabilir.

Neden ki?

Aşk hikâyenin anlatılmasından daha iyi bir şey olamaz.

- O hikâyeyi yaşamak. - Yani...

Aşk hikâyeleri yaşamak içindir.

Yazmak, okumak, böyle kalabalıkta anlatmak için değil.

Aşk yaşanır. Haksız mıyım?

Bilmiyorum. Uzman sizsiniz.

Marco, ben yaşıyorsam anlatırım.

Ama bu hikâyeyi sen yaşamıyorsun.

- Kendimi kaptırdıysam üzgünüm. - Hayır.

- Bir daha gelmeyeceksin. - Yok canım.

Ne kadar beğenildiğini düşününce büyük kayıp olur.

Şarap?

Olur.

Eserlerini görmek isterim.

O konuda da fikir beyan eder misin?

Beni hafife alma derim.

Uzmanlara göre kuşağımın en parlak sanatçılarındanım.

Vay be.

Peki uzmanlığın nedir? Tabii kendini beğenmişlik dışında.

Tuvaller beni sıkar. Duvar çalışmalarını severim.

- Duvar resmi mi, grafiti mi? - Etiketler de beni sıkar.

Bu yüzden farklı sanatçılarla tanışmayı seviyorum.

Resimlerini ne zaman gösterirsin?

Bitmiş bir resmim yok.

Fark etmez. Kimse yokken nasıl olduğunu düşünüyorum.

Yani tuvalin karşısında.

Yani?

Bilmem, kalakaldım.

Hayalimde bazen her fırça darbesine dikkat eden bir realistsin.

Bazense tuvali mahvediyor, boyayı saçıyor,

atölyeyi batırıyorsun.

Seni hayal kırıklığına uğratmak istemezdim ama atölyem yok.

Salonda çalışıyorum.

Evinin salonunda mı?

Şimdi beni davet etmeni daha da çok istiyorum.

Unuttun galiba, benim sevgilim var.

Unutmadım.

- İlgilendiğim sevgilin değil, sanatın. - Olivia.

Gel de eşimle tanış.

Merhaba.

Neden hâlâ uyumadın?

Seni bekledim.

Parti nasıldı?

Güzel.

- Yarın anlatırım. - Başından beri orada mıydın?

Evet.

En son sen çıktın, değil mi?

Hayır, başkaları da vardı.

Yatalım mı, sorguya devam mı edeceksin?

Endişelendim.

Bu yanlış mı?

Beni kontrol etmen yanlış.

Partiye gittiğimde kim beklerdi, biliyor musun?

Babam.

Başka bir adamla olabileceğini düşündüm.

Ama...

Kıskançlık değil.

- Değil mi? - Değil.

Ne o zaman?

Bilmiyorum.

Başka bir şey.

Kıskançlık olsaydı

tahrik olmazdım.

Vapurda

öpüştüğümüzde

seni başkasının kollarında düşündüm.

Başkasının dudaklarını ısırdığını düşündüm.

Benim sana karşı hissettiklerim...

...kendi tenimden öte.

Aramızdaki tutku

bizden öte.

Beni düşünürken başka erkekleri baştan çıkarmanı izlemek istiyorum.

Başka kadınlarla birlikte olmak istediğin için mi?

Çünkü öyleyse...

...cevabım hayır.

Hayır.

Hayır.

Boş ver.

Bunu senden beklemiyordum.

Tüm Türk erkekleri düşündüğün gibi değil.

Unut gitsin.

Hadi uyuyalım.

- Haklı mıymışım? - Yarın kolumu kaldıramayacağım.

Ama endorfinlerin coşmuştur.

Zamanla alışıyorsun.

Haftaya senin endorfinler yalnız coşacak.

Hem zaten artık iş aramam gerek.

Belki üniversitede.

Üniversitede mi? Neden resme yoğunlaşmıyorsun?

- Resim yaparak geçim sağlamak mı? - Aslında mükemmel olur.

Marco'yla konuşabiliriz. Sana İstanbul'daki işleyişi anlatır.

İyi anlaşıyor gibisiniz.

Bilmiyorum. Benim için hayal gibi.

Hadi, bir dene. Denemekten ne zarar gelir?

Çok güzel.

Motifler çok etkileyici.

Calouste Vakfı'ndan bir parçaya benziyor.

Buna verdiğim paraya inanamazsınız.

On lira.

Hadi canım!

Bir de uzman olacaksınız, değil mi?

Yüzünüzün hâlini görmeliydiniz.

Çin malı.

Olivia yüzünden. Seni hipnotize etti.

İkinizin birlikte çalışması iyi bir fikir mi, bilemiyorum.

Birlikte çalışmıyoruz.

Ama an meselesi.

Yaman'a söyleyip duruyorum.

Onlara senin gibi bir kadın lazım Olivia. Zeki. Eğitimli.

- Teşekkür ederim. - Çekici.

Teşekkürler ama...

Bilmiyorum, benim başka planlarım var.

Tamam, peki bu planları yakın arkadaşlarınla paylaşabilir misin?

Evet, tabii.

Tekrar resme başlamayı düşünüyorum.

Ama bu boş zamanlarında yapabileceğin bir şey.

Yaman'la çalışmanın artılarını düşün.

Patronun elinin altında olur.

Seçim yapabilecek kadar şanslıysam kendi işimin patronu olmayı yeğlerim.

Şerefe.

- Şerefe. - Şerefe.

Çifte kumrular çırpınmaya devam ediyor.

Bana sorsan sizde gelecek görmezdim.

Sağ ol.

Daha doğrusu onda görmezdim.

Yaman ilişki adamı değil.

Sırrını bana da söyle.

Sır falan yok. İyi anlaşıyoruz.

O zaman bu güç çekişmesi neden?

Ne?

Neden bahsettiğimi çok iyi biliyorsun.

Hayır.

Bağımsız bir kadın olmak istiyorsun.

Ben bağımsız bir kadınım.

Terk edilmek istemiyorsan özgürlüğünle onun ihtiyaçları arasında dengeyi sağla.

Farklı görünmeye çalışsalar da Türk erkekleri gelenekçidir.

Bundan çok eminim.

Yaman farklı.

Farklı.

Sözüme güven.

Duşa geliyor musun?

Çalışmam lazım.

Yoğunlaşmam da lazım.

Hayır, dur!

Evinizin zilini çalmak üzereyim.

Pardon, atölyenin.

Habersiz gelmek istemedim.

Bence beni içeri kabul et çünkü müjdem var.

Merhaba.

Merhaba.

Gir.

- Seni çalışırken mi yakaladım? - Evet.

Güzel ev.

Teşekkürler.

Yalnız mısın?

Evet.

Peki...

Bana şu müjdeyi söyleyecek misin yoksa seni eve almam için bahane miydi?

Çalıştığım galeri bir karma sergi düzenliyor.

Çalışmaların uygun olur diye düşündüm. Ama birkaç hafta içinde hazır olmalı.

Tamam, tabii.

Teşekkürler. Ne diyeceğimi bilmiyorum.

Bir şey söyleme.

Partiden beri aklımdan çıkmadın.

Keşke sevgilin o kadar mükemmel olmasaydı.

Peki...

Birbirimizi daha yakından tanımamızı sorun etmeyeceğini söylesem?

İyi misin?

- Ağırdan alabilirim. - Hayır, sorun yok.

Hayır.

Hayır.

Ne oldu?

Hayır...

Gitmeni istiyorum.

Evet, git.

Yapamıyorum.

İstediğim sensin.

Sadece sen.

Aptalcaydı. Bir oyundu.

Size niye anlattığımı bilmiyorum.

Çok mutluydum.

İçinizi dökmeye, o hayattan bahsetmeye ihtiyacınız var, anlıyorum.

Ama ben doğru kişi değilim.

Sorularıma cevap vermeniz için buradayım.

Yaman'la çalışmaya tam ne zaman başladınız?

Belirli bir tarih olduğunu hatırlamıyorum.

Yavaş yavaş oldu.

Bir süre resimle uğraştım.

Carlos geliyor mu?

Kim Türkiye'deki en başarılı ressamını görmeye gelmiş?

- Neden bu kadar erken geldin? - Uçuşumu değiştirdim.

Harika.

Sonra görüşürüz.

Sergini kaçırmak istemedim.

Benim değil, karma sergi.

- Benim bir tablom var. - Hangisi?

Evet, nasıl buldun?

Yani... Farklı.

En azından genelde yaptıklarından.

İyi anlamda mı, kötü anlamda mı?

İyi. İyi anlamda.

Şey, pek ikna olmadım.

Bilemiyorum, sanırım bir şey eksik.

Yine mi? Bu kadar mütevazı olmak ona yakışmıyor.

Ondaki yetenek bende olsa...

- Ben Rosario. Memnun oldum. - Ben de.

Tüm bunlar onun sayesinde.

O olmasa bunu yapmaya cesaret edemezdim.

Teşvik ettiğin için sağ ol.

İstanbul'a bir sultanla evlenmeye geldi sanıyordum.

- Nerede o? - Gelemedi.

Yaman inanılmaz biri. Hep yoğundur.

Antika dükkânında o kadar iş olacağını bilmezdim.

Görürsün.

- Merhaba! - Merhaba.

- Merhaba. - Mesajımı almadın mı?

Ablamın sergiye yetişmek için erken geldiğini yazmıştım.

Doğru.

- Merhaba, memnun oldum. - Merhaba, ben de.

Ama otelde kalabilirim, size yük...

- Hadi. - Hayır, lütfen.

Olivia'yla özel bir yemek olsun istedim. Böyle daha da özel olur. Hadi.

- Otur. - Tamam.

- Nasıldı, kalabalık mıydı? - Her zamanki kişiler vardı.

Ama çalışmamın galeride sergilendiğini görmek çok hoştu.

Bana öyle bakma. Bir dahakine sen de geleceksin.

- Başlayalım mı? - Olur.

Olur.

Biraz daha şarap?

Yok, teşekkürler.

Sen alkol kullanmazsın sanıyordum.

Ben Müslüman'ım ama gereklerini yerine getirmiyorum.

Camiye gitmiyorum.

Tüm şartları sıkı sıkıya yerine getirmiyor.

Şimdi bana güvendin mi?

Hayır, kusura bakma, öyle demek istemedim.

Rahat ol. Takılıyorum sadece.

Şimdi...

Yeni Olivia Durán'ın

tablosunu alan...

...ilk ben olmak istedim.

Birkaç yıl içinde

bu tablo milyonlar edecek.

Affedersiniz.

Ne?

Sabıka kaydını sormayı mı unuttun?

Ne bekliyorsun?

Sanatı, İstanbul'u seviyor, antika dükkânı var.

Tinder profili sanki. Başka ne biliyorsun?

Biraz sakin olur musun Laura?

Seni tanıyamıyorum. Tablonu almasından rahatsız olmadın mı?

Hoş bir hareket.

Sergide bırakıp değerli olduğunu gösterse hoş bir hareket olurdu.

Artık ona mı resim yapacaksın? Tüm tablolarını o mu alacak?

- Derdin ne senin? - Derdim mi?

Telefonu yüzüme kapatan, ailesini önemsemeyen,

dostlarını bırakıp giden yeni Olivia Durán'ı sevmedim.

Resmini bile sevmedim. Ona da ne kadar baksam anlam veremiyorum.

Satın aldığı için şanslısın aslında çünkü aklı başında hiç kimse bu şeyi...

Ne diyeceğimi bile bilmiyorum.

Siktir.

Özür dilerim. Pisliğim ben.

Tamam.

Madrid'e gidip

annemi, kızları, Espe'yi ziyaret edeceğim.

Yeni Olivia'yı nasıl sevecekler, göreceksin.

Neden, biliyor musun Laura?

Çünkü ben mutluyum. Çok mutluyum.

Yazık ki sen bunu göremiyorsun.

Merhaba.

Merhaba.

- Laura nerede? - Yürüyüşe çıktı.

Tabloyu sen almasaydın başka biri alır mıydı sence?

Ablan, değil mi?

Endişeleniyor.

Ama çok normal.

Yakında gidecek ve yine seninle baş başa kalacağız.

Tamam mı?

Tamam.

Birkaç günlüğüne onunla Madrid'e gitmeyi düşünüyorum.

Hepsi iyi olduğumu görsün.

- Bunu o mu istedi? - Doğrudan söylemedi ama...

Gitmen gerekiyorsa...

Kötü oldu.

Anadolu'ya bir gezi planlamıştım.

Edirne'ye mi?

Evet.

Ablan İspanya'ya döndükten sonra.

Ama dert değil. Başka zaman yaparız.

Ya Madrid?

Biraz erteleyeceğim.

Laura.

Yapma, tamam mı? Niyetini anlıyorum.

Ama onun niyetini anlamıyorsun.

Oraya girmeyelim.

Haftalardır planlarken şimdi mi gideceğiniz tuttu?

Evet, şimdi.

Harika bir geziye çıkıp hep istediğim yerleri gezecek olmam

seni mutlu edemiyorsa

senin sorunun.

Yaman beni uzaklaştırmak istiyordu.

Bense ona yakın olmayı, beni o yerlere götürmesini istiyordum.

Gittiğiniz yerleri işaretleyebilirsiniz, değil mi?

Hayır.

O günler çok yoğun geçti. Birçok şehre gittik.

Gezerken genelde her şeyi yazarım ama...

Ama bu sefer

kendimi bıraktım.

İlginçtir ki şimdi hatırladığımda

geziden çok fotoğraf albümü gibi geliyor.

Yaman. Varsa yoksa Yaman.

Türkiye'nin bana çok egzotik gelen sırlarını göstermek istiyordu.

Ablamın güvensizliğini unutturmak.

- Hazır mısın yoldaş? - Evet.

Bunu gördün mü?

Hakiki olabilir.

Kesin olarak emin değilim ama...

Dur, ne yapıyorsun?

Resim çekiyorum. Interpol'de kayıp eserler veri tabanı var.

Hayır. İbrahim'in işini riske atabilirsin.

Menşesini bilmiyor.

Bir sebep daha işte.

Onu satın alıp buradan çıkaralım.

Bu müzelik bir eser.

Trakyalı bir askerin olabilir, kaçak bir kazıdan çıkarılmış olabilir.

Bilemeyiz ama...

Olmaya da bilir.

Onu bırak, hapse girmeden satabileceğin antikalar bulmaya çalış.

Bir de köklerini, kültürünü sevdiğini söylüyorsun.

Bu kutuları taşımaktan daha yorucusun.

Neden o hançeri 50 kuruşa alıp kâğıt ağırlığı olarak kullanacak

bir turiste bırakasın?

- O... - Aşkım.

Burada işlerin nasıl yürüdüğünü biliyorum. O hançer ancak başımıza iş açar.

Tamam mı?

Ne oluyor?

Osmanlı İmparatorluğu döneminde birçok okul varmış.

Teknik öğrenip ruh oluştururlarmış.

Güreş hem beden hem de ruhla olur.

İyi yağlanmış bir vücutla olur.

- Rakibini ilk deviren kazanır, değil mi? - Kaldırması da lazım.

Girmeni mi istiyor?

Evet!

Evet, hadi!

- Ne o, korktun mu? - Bu laflar bana sökmez.

- Öyle mi? - Evet.

Korkuyorsun. Ona korktuğunu söyle.

Yaşasın!

Ne oldu?

- Dikkatimi dağıtıyorsun. - Tabii. Benim yüzümden.

Emir haklıymış.

Önemli işler yaparken senden uzak olmalıyım.

Hey.

Şakasını bile yapma.

Yağlı yağlı yatağa girmem.

Fena fikir değildi aslında.

Ama köpük banyosu da güzel olur.

Evet.

- Erkekler bir tarafta, kadınlar... - Biliyorum.

Çok yazık.

- Belki bir koca bulursun. - Öyle mi?

Anneler oğullarına layık eşler bulmak için hamama gelir.

Huzursuz mu oldun?

Ben mi?

- Evet. - Hayır.

- Onların tipi değilsin. - Vay be.

Oğulları kaybeder.

İkimiz de biliyoruz ki benden iyi eş olur.

- Sahi mi? - Evet.

Neredeydin?

Burada.

Bir sonraki durağımız neresi?

Bilmiyorum.

Anadolu.

Filemon ve Baukis'in yaşadığı yer.

O masala bayılırım. Çok güzeldir.

Hatırlıyor musun?

Evet.

Ya onlara verilen dilek hakkını?

Birlikte ölmeyi dilemişlerdi.

Aynı anda.

Öyle de oldu.

Ben yaşamak istiyorum.

Geleceğimi kararsız bir tanrının eline bırakmam.

Kendimin tanrısı olmak istiyorum.

Kendinin tanrısı.

İstersen senin de.

İki gündür yalanlarınıza katlandım.

- Yalan söylemedim. - Bilgi saklıyorsunuz.

Bir çaylak bile bunu anlar.

- Gitmemi mi istiyorsun? - Çok işim var.

Sana ayıracak vaktim yok.

Hiç böyle hissetmemiştim.

Ben acı çekerken benden kaçıyor sanki.

Kardeşimin masum olduğunu, onu kandırıp kullandığını

polise anlatmanı istiyorum.

Ne oldu? Neden durdun?

Kontrolden kaçmak için rota değiştirdiniz.

Yaman yoldan sapıp polis kontrolünden kurtuldu.

Bunun senin dükkânında ne işi vardı? İbrahim'in dükkânında gördüğümüz hançer.

- Olivia! - Yalanı bırak!

Doğru!

Olivia suç işlediyse Yaman kandırmıştır.

Neden onu sorgulamıyorsunuz?

Türk erkeğine âşık mükemmel Avrupalı kız Olivia.

Sana güvenmiyorsam hakkında hiçbir şey bilmediğim için.

Hayatına dair bir şey bilmiyorum.

Olivia'ya gerçeği söyle de

kalıp kalmayacağına kendisi karar versin.

Her şeyi bırakıp gitmek istemiyorum.

Anlamıyorsun.

Yine olsa yine yapardım.

Sanırım sana bu akşamki özel yemekten bahsetmiştir.

Hayır.

Olivia seninle gelirse daha kolay olur diye düşündüm.

Simonov kızları sever.

Seni eğlendirmek istiyorum.

- Gel buraya. - Bana dokunma!

Alt yazı çevirmeni: Ahmet Neşeli

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.