Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Downloaded from YTS.MX
Official YIFY movies site: YTS.MX
Aşkta öyle bir mesafesizlik var ki
birini her gün de görsen
yıllarını da geçirsen
aynı yolu kat edemezsin.
Ve bir gün bir an gelir
o insanı bakmadan görür duymadan işitirsin.
Eğer o kişiyi bulduysan seni anladığını ruhun bilir.
Seni dokunmadan öptüğünde de
eğer kalbinizde yaşayanlardansanız bilirsiniz.
Üç haftadır birlikte olan çiftimizin tatil rotası Maldivler.
Yılın aşkı diyebilir miyiz?
Hayatım, birden yakınlık tez ayrılık getirir derler.
Biz ne aşklar gördük burada?
Sen de boş boş konuşma şimdi.
Bunun için mi okuttuk biz seni ha?
Bunun için mi okuttunuz anne? Ha?
Ne güzel arkadaşlarımla buluşacaktım.
Fasulyeye kilitledin anne yine beni.
Sen aşçılık okumadın mı? Yemek yapmayacak mıydın sen?
Bir fasulye ayıklamayı bile bilmiyorsun. Ver şunu.
Önce bununla şöyle ince kılçıklarını alacaksın.
Hayır sen okumasan da ben sana öğretirdim zaten.
Hepimiz annemizden ninemizden öğrendik.
Anneciğim, ben aşçılık okumadım.
Bunu sana defalarca söyledim ama sen anlamıyorsun.
Ben gastronomi mezunuyum.
Akademik kariyer yapacağım, tamam mı?
Aşçılık okuduk diye kızı vereceğiz. Nerede?
Yemek yapmayı, fasulye ayıklamayı bile bilmiyor.
Vallahi ben kimse için öyle yemek falan kasamam.
Kimse kusura bakmasın.
Bu ne ayol?
Ne oluyor ayol?
Kız, ikramiye mi çıktı buna?
Bilmiyorum ya. Anlarız şimdi.
Bu ne zaman ehliyet aldı ki?
Saadet Teyze, Elya geliyorum.
Gel kız, gel, gel.
Aç.
İnanmıyorum.
Ben de inanmıyorum. Resmen nişanlandım.
Gel buraya.
Kız ne ara, ne ara? Kudurmayın ayol.
Ne ara? Kim bu damat, kim?
Ya hayatım bir kızla fotoğrafını görmüştüm.
-Hani bu iş bitti demiştim ya. -Ha?
-Dün akşam son kez buluşalım dedim. -Ha?
Bir gittim.
İnanamazsınız her yer gül.
Silme gül.
Kız gel otur da şurada anlat bakayım, gel.
Çok yakışıklı ve çok zengin bir arkadaşı var.
Sizi tanıştırıyoruz.
Ne?
Sırf zengin ve yakışıklı diye biriyle tanışacak mıyım?
Sizin hayattan beklentiniz bu mu?
Ya biz sana evlenme diyor muyuz? Bırakın artık ya.
Salın şu evlenmek istemeyen insanları.
Şöyle gönül eşimiz, ruh eşimiz olsun.
Onları bulalım değil mi?
Kızım sen daha çorabının eşini bulamıyorsun.
Konuşturma şimdi beni.
Boş boş konuşacağına git de bize bir çay koy hadi.
Çok güzel.
Pek de hamarat.
Anne artık saldın mı şu konuyu?
Ya kadın kötü bir şey demiyor, senin iyiliğini istiyor.
Hiç.
Dur bakayım kim arıyor?
Alo.
Kardeşcağızım nasılsın?
Ha kuzum benim.
Bana bak Zeyno bu işi halletmezseniz, Perihan'ın oğlunu
görücüye çağıracağım ona göre.
Demedi demeyin.
Ha canım benim.
Hı hı.
Bize de gerçekten yazıklar olsun be.
Senin yüzünü şöyle güldüremedik.
Ya kızım baksana.
İkinci ayımız diye bana çiçek göndermiş.
İzmir'e gelecekti biliyor musun?
Son dakika misafir geldi o yüzden gelemedi.
Adresini verseydin oraya yollasaydı.
Geçen günlerde bana bir peluş ayıcık yolladı.
Anneme kendim sipariş ettim, inandıramadım bir türlü.
Baksana.
En sevdiğim gül.
Ben de sana kaktüs aldım ya, ne olacak?
Kızım ben şimdi evleneceğim.
Yemek yapamadım diyelim.
Kocama dolma resmi göstereyim ha?
Olur mu öyle?
Allah'ım ya Rabbim ya.
Her gün konuşuyoruz biliyor musun?
Çok tatlı.
Beni artık çok iyi tanıyor.
Vakti bol herhalde. Çalışmıyor mu?
Çalışıyor. Hem de küçük yaştan beri çalışıyor.
Ailesinden kalma bir ahşap dükkanları var.
Orada yeni tasarımcılara tasarım yaptırıyor.
-Çok cool değil mi? -Çok cool.
Cool cool taş yersiniz.
Peki.
Tamam o zaman sen de şuna bak.
Hazır mısın?
Kızım bu ne? Çizmişler mi bunu?
Enişten olur kendine gel.
-Bayağı iyiymiş. -Benim üstümde gömleği...
Ne oldu Zeyno?
İkna ettin mi?
Anneciğim.
Hallettik anne.
Ben İstanbul'a gidiyorum.
Ne?
Kızım, esereklenmesene sen. Ne İstanbul'u?
Anne bak, iş görüşmesinden haber geldi. Mail geldi, baksana.
Kabul ettiler.
İzmir'de iş mi kalmadı?
Saadet teyzeciğim, hakikaten şimdi geldi.
Mail şimdi geldi, ben de yeni gördüm.
Yani hatta ben de çok şaşırdım.
Daha tanımadan etmeden ne iş görüşmesi?
-Yani. -Anneciğim, biliyorsun
İzmir'de yok benim bölümüm.
İstanbul'a gitmek zorundayım.
Hem çalışacağım hem okuyacağım. Yüksek lisans yapacağım, biliyorsun.
Tamam, o zaman sabah gider, akşam dönersin.
Şimdi sabah gidip akşam dönmek olmaz yani.
Bir gün önce giderim.
Yani iş görüşmesine girdikten sonra ertesi gün de dinlenip dönerdim yani.
Bilmiyorum ki.
-Üç güncük. -Üç gün.
Üç gün kalırsın. Benim kuzenlerim de kalır hatta.
Ben gidip kendime bir çay doldurayım.
Düşüneceksin yani?
Evet.
-Ne diyorsun? -Kızım sen delirdin mi?
Tanımadığın adamın evinde mi kalacaksın?
Yani kalmam da bir giderim. Kapısını çalarım.
Tanışırız.
Kuzeninde kalırım zaten.
Bir göreyim dedim ya.
Görmek istiyorum.
Yani o taş gibi çocuğu gör. Gör.
-Düşündün mü? -Düşündüm.
Git, gel.
Ama üç gün.
Üç günden sonra gelmezsen, görücüler gelir ona göre.
-Anne şimdi görücü nereden çıktı ya? -Öyle.
Tamam.
Anne.
Anne ne yapıyorsun?
Bana bak, üç güne görücüye gelirler ona göre.
Hadi güle güle, hadi.
Merhaba.
Evladım, anket için geldiysen boşa yorulmuşsun.
Daha dün hayvan hakları için o kadar imza verdik.
Yok, ben onun için gelmemiştim.
Semih'i görmek için gelmiştim.
-Semih burada mı? -Evet.
Semih için gelmiş.
Semih banyoda.
İçeri alalım mı bunu?
İçeri gel, dışarıda bekleme.
-Olur, tamam. -Gel.
Ya ben şehir dışından geldim de bavul o yüzden.
Yani hiç içeri almayayım.
-Orada kalsın sorun olmaz değil mi size? -Yok yok.
Aferin, aferin.
Yol yordam adap bilen kız. Maşallah titiz de.
Abla bak havlamadılar.
Düşman görmediler.
Adınız neydi kızım?
Elya.
Elya.
Ne demek?
Çiçekler var ya.
Açelya, kamelya.
O çiçek familyasından işte.
Bir yerde cennetten çiçek olduğunu da okumuştum.
Rahmetli anacığım da Deniz kızı Eftelya'yı dinlerdi hep
-hatırlıyor musun? -Evet.
Şey, böyle ayakta durma istersen.
Geç şöyle oturalım kızım.
-Teşekkür ederim. -Açelya.
Adı Açelya.
Ayol Elya dedi ya kız az önce.
-Açelya dedi. -Çay?
Çok teşekkür ederim. Hiç zahmet etmeyin.
Gerçekten iyiyim ben.
Maşallah. Maşallah.
Bizim Ünsal amca da duştan ıslak saçla çıkıp yüz felci olmuştu değil mi?
Tövbe estağfurullah tövbe.
Ben bizi tanıtayım evladım.
Ben Nermin, kız kardeşim Nesrin, Semih'in annesi.
Bu da en küçüğümüz Nevin.
Siz Semih'le nereden tanışıyorsunuz?
Okuldan.
Çok eski. Çok çok eski.
Yoksa sen bu Münevver'in ortanca torunu musun ha? Hani şey Açelya olan.
Ama sen bak şimdi kusura bakma ama küçükken pek çirkindin Allah için.
Ama maşallah şimdi pek serpilmişsin.
Ben Elya.
Açelya değilim.
Annemin adı da Münevver değil.
-Saadet. -Olsun.
Oğlum gel bak misafiriniz var.
Oğlum bayıldı! Oğlum öldü! Öldü çocuğum! Öldü! Öldü!
-Bir şey yok, merak etmeyin. -Öldü. Başına vurdu.
Beyin kanaması geçirecek! Koş kolonya getir!
-Kafasını vurmadı. -Anneciğim.
-Kafayı vurmadı. -Çek çek. Sakin ol.
Bak senin de tansiyonun var, sakin ol.
Kafasını vurmadı, kafasını vurmadı. Bir şey yok.
Anneciğim. Anneciğim kalk yavrum.
-Koş! -Ya bana niye veriyorsun?
-Çocuk bayıldı. -Alın sürün şunu çocuğun elini ayağına.
-Kalk, kalk, kalk. -Bu hep bu telefona bakmaktan.
-Ya dökün işte. -Ver.
-Dökün. -Ne diyorum?
-Abla kokla, abla kokla. -Gel.
-Bayılma sen de. -İyi misin?
İyi misin?
Tansiyonun çıkacak, kokla şunu.
Geliyorum ben hemen. Bir dakikaya, geliyorum.
-Şey yapın... -Oğlum koşma.
Koşma, daha yeni ayıldın.
-Semih. -Ha?
Senin bir beni kurtarman lazım Semih.
Ne oldu oğlum? Yine altın günü mü var aşağıda, ne oldu?
Semih, ben bir halt yedim, bir halt yedim ki dönemem çok fena.
Alper ama bak, annem hepsini uyardı ya.
Bak, bu bilgisayar işlerinden başını belaya sokacaksın dedi.
Hırlısı var, hırsızı var, sahtekarı var, düzenbazı var.
Bak sen saf çocuksun, iyi çocuksun. Seni kandırırlar dedi Alper ya.
Tamam bir sakin ol.
Kesin sen başına bir şey açtın. Tamam sakin ol, anlat bakayım.
Öyle değil abiciğim, öyle değil.
Bak şimdi annem biliyorsun, başımın etini yiyor.
Tabii seni tanımıyor kadıncağız, ne yapsın?
Neyse.
Ben de bir çöpçatanlık sitesi açmaya karar verdim ya.
-E? -İşte bununla ilgili araştırmalar
-yapıyorum falan. -Evet.
-Şimdi ben bu araştırmalar uyarınca... -Hı hı.
bazı sitelere de profilimi yükledim.
Eyvallah.
İşte biz oradan bir kızla tanıştık, tamam mı?
Aslan kuzenim benim. E?
-Evet. -Şöyle kızla bayağı da konuştuk yani.
Muhabbet de kaydı, aktı gitti. Çok iyi falan.
Seni var ya seni. E? Hadi.
Kız geldi abi, aşağıda.
Nasıl? Kız, kız aşağıda?
Annemlerle bir?
Ben bir şey söyleyeceğim, sen bir bak da.
Vallahi kız kaçmış olmasın oğlum.
Kızı annemlerle niye yalnız bırakıyorsun?
Manyak herif git, kızın yanında ol. Bana ne konuşuyorsun burada?
Çok haklısın.
A'dan Z'ye söylenen şey o kadar doğru ki.
-E? -İnanılmaz hak veriyorum sana şu an.
-Oğlum hadi git kızın yanına. -Gerçekten.
Hadi.
Gideceğim biraz sonra burada olmayacağım.
Ama çok ufak bir detay var. Onu şimdi sana söylemem icap ediyor.
-Söyleyeyim mi onu? -Hay Allah'ım.
Hadi tamam söyle de git kızın yanına. Hadi hadi.
-İncir çekirdeğimi doldurmaz derler ya. -Tamam tamam hadi.
Ben o profile senin fotoğrafında kaydoldum.
Böyle bir şey oldu.
Ne yapacağız?
Çok kötü oldu.
-Anlamadım, ne? -Şeyi soruyor.
Semih diyor.
Seni soruyor gibi de beni de niye soruyor anlamadık.
İşte sensin ya o, ki bensin.
Kız aşağıda Semih'i soruyor.
Ne yapacağım?
Alper bak, sen onu bir kere daha yaptın.
-Annemlere yakalanmadan kurtulduk. -Evet.
Şimdi bir daha yaptın ha?
Lan, manyak herif.
Sen benim kuzen katili mi yapacaksın ha?
Sen benim fotoğraflarımdan ne istiyorsun oğlum?
Ne istiyorsun sen benim fotoğraflarımdan?
As memleketin her yeri as, kurtul.
-Sen de kurtul, ben de kurtulayım. -Bağırma.
Bağırma. Sakin ol.
Bağırma. Ne yapayım? Ben kendim koydum fotoğrafımı.
Kimse bakmadı ona. Orada öyle duruyor profil.
-Ne yapayım? -Oğlum ben internetten biriyle
tanışacak adam mıyım? Ha?
Ben internetten biriyle tanışacak adam mıyım?
Sen tam öyle bir adamsın. Bak bak.
Sen tam öyle bir adamsın. Ben öyle bir adam değilim.
-Sana yakışır, bana yakışmaz. -Tamam.
Kuzenim.
Kardeşim ne olursun yardım et ne olursun bak.
Kurtar beni ne olursun birazcık idare et beni.
Bugün, lütfen ne olur yalvarıyorum bak.
Benim ne yapmamı istiyorsun ha?
Hayır ne yapayım senin yerine mi geçeyim senin yerinde mi konuşayım?
Alper ne yapayım oğlum?
Ne yapayım, elimde kalacaksın, ne yapayım?
-Bak, güzel bir fikir geldi aklıma. -Evet.
Sen şimdi aşağı in, tamam mı? Bir gerçekleri söyle.
Ben Semih değildim de, başkasının, kuzenimin fotoğrafını kullandım de
onun fotoğraflarıyla kendi ağzımdan konuştum.
Ne yaptıysan, anladın mı?
Hep ne yaptıysan hepsini anlat.
Dürüst olarak hepsini anlat. İki bir sövdür kendine, gider zaten kız.
Olmaz, olmaz.
Ben demin panikten bayıldım zaten kızın önünde.
Büyük perişanlık oldu. Keşmekeş.
Her şey birbirine girdi.
Büyük bir kaos var şu an.
Hem içim de hem aşağı da her yerde.
Bu şekilde olmaz. Bak bir şey söyleyeceğim.
Ne olur beni bir güncük idare et.
Yalvarıyorum bak bir günlüğüne tamam mı?
Kızla o siteden tanışan senmiş gibi yapacaksın.
Lütfen ne olur yalvarıyorum. Çok tatlı bir kız.
Çok temiz kalpli gözüküyor bu arada. Çok güzel kız.
Bir baksana. Bir bak.
Hiç belli olmaz hayat. Hayat bu hayat.
-Oğlum bak. -Evet.
Vallahi elimde kalacaksın ha.
Vallahi elimde kalacaksın. Manyak herif.
-Yapıyor muyuz bunu? -Çek lan elini!
Bir milletin kuzenine bak, bir benim kuzenime.
Destek.
Çok da güzel kız. Çok tatlı, çok temiz kalpli.
Gerçekten. Gel.
Allah aşkına bir bak şöyle ya.
Allah'ım sen sabır ver ya.
-Sen sabır ver. -Çok, çok, çok sevaba giriyorsun.
-Allah'ım benim kuzenim niye sensin ya? -Gel.
Ya insanların kuzeni nerelerde?
Benim kuzenim niye sensin ya? Allah'ım ya.
Allah'ım ya Rabbim ya. Bizi soktun şu işlere bak ya.
Ne oluyor?
Ya Alper bak senin aklın alıyor mu oğlum?
Kızla sen konuştun, ben konuşmadım.
Ben bir şey bilmiyorum.
Ne konuşacağım kızla her şeyi sen biliyorsun.
Abi hallederiz, hallederiz. Ben yardımcı olurum sana.
Ne olursun bak yapma.
Annemin tansiyonu var, panik atağı var kadının.
Mahvederler beni ya.
Mahvederler.
Mahvederler Alper yani. Hayır.
Anneannem ölmeden önce canının çektiği çorbayı yapmadı diye
Nevin teyzeyi hâlâ konuşuyorlar. Mahvederler.
İşte onu yapan bana ne yapar yani sen düşün.
Ne olursun bak. Lütfen.
-Semih ne olur. -Tamam, bana bak.
Bak, bu son.
Tamam, söz.
-Bir daha arkanı toplanmam. -Tamam.
-Söz ver. -Tamam, söz.
-Yemin ediyorum, söz. -Tamam.
Sağ ol, sağ ol, sağ ol.
Bizi soktuğun şu duruma bak. Tüh sana be!
Saçmalama, güzel olacak. Gel.
-Gerçekleri söyleyelim. -Kontakta kal.
-Ne gerçeği saçmalama. -Vazgeçtim.
Hayır, saçmalama.
Gerçeği bükeceğiz. Gerçek gibi olacak. Gel.
-İyi mi? -İyi, iyi.
-Biraz düşmüş ama iyi. -Düşmüş mü?
Düşmüş.
Çok tuzlu yiyorum da.
Dur bakayım dur, dur.
-Sen konuş. -Ben ne konuşayım?
-Ha, tamam, tamam. -Ölçtü.
Merhaba, hoş geldin.
Merhaba.
Fotoğraflarına en az bile iltifat etmiş.
Bakar mısınız benimkine? Yani kız kalkmış, İzmir'den gelmiş.
Selam, hoş geldin bir şeyler yapıyor.
Anne yani şimdi bak, bir anda çıkıp geldi ya afalladım ben de.
Hani böyle karşımda görünce bir anda sürpriz oldu bana da.
Afalladım Allah aşkına, ne var yani?
Ayıp oğlum, ayıp.
Ya niye ayıpmış ya?
Dün konuştuklarımızdan sonra
dedim madem hazırız, o zaman niye bekliyoruz?
Neye hazırız?
Neye?
Yüz yüze tanışmaya.
He ona, evet hazırız.
Evet.
Sen niye kızı görünce bayıldın ona anlat?
Evet, bu kadar güzel kızı nerede görmüş?
Anne ne alakası var? Başım döndü benim.
Bizim kuzenlerden biri ekrana bakmaktan sarı oldu.
Evet.
Kahvaltı yapmıyor şekerim, kahvaltı yapmıyor.
Ne dedim sana kahvaltıda güzel ye dedim.
Hayır maazallah sonunda bizim gibi böyle tansiyon hastası olacaksın.
Ne kahvaltı hazırlıyor, ne kahvaltı ediyor çocuk.
-Ondan sonra uğraş dur. -Ben böyle bir şey görmedim.
Abla ben tansiyon hastası değilim.
Sen küçüksün de onun için.
Ya açıkçası bana da sürpriz oldu biliyor musun?
Yani sen annemle tek yaşıyorum dedin bana.
Üç teyzen varmış, çok tatlılar.
İşte biz kalabalık aileyiz.
Hep beraber yaşıyoruz.
Üç tane annem var diyebilirim benim.
Anneannenden sonra.
Anneannemden sonra?
Anlattın ya.
He, tabii benim ağzımda bakla ıslamadığı için.
Merhabalar.
-Merhaba. -İyisin değil mi şu an?
Çok teşekkür ederim. Çok iyiyim ben.
Benim demin az önce orada bir şey yaşandı.
İnanılmaz derecede başım döndü.
Çok kötü oldum. Birden çok kötü oldum.
Çok iyiyim şu an ama.
Çok iyiyim.
İyisin değil mi?
Aynen.
Biz bir yerden tanışıyor muyuz?
Biz. Bir.
Ne alakası var?
Daha önce tanışmış olamayız.
Mümkün değil böyle bir şey.
Mümkün değil. Hayır böyle bir şey mümkün değil.
Ben şu an sizi ilk defa görüyorum. İlk defa.
Yani tabii normal böyle.
İyi. Hadi bak o zaman ben hepimize birer çay koyayım.
Sen de ister misin? Yok yok aman sen isteme.
Ondan sonra tansiyonun düşüyor.
Ya senin annenin adın Nevin değil miydi?
Bana öyle söylemiştin.
Yok ama karıştırıyor herkes.
Normal karıştırman. Biz böyle...
Biz de böyle yani. Yok.
Bizde şöyle bir şey var.
Anne teyze yok bizde.
Biz, mesela ben genel olarak üçüne de anne derim.
Öyle.
Ben çaylara yardım edeyim o zaman.
Oğlum.
Oğlum senin var ya, bak burnundan fitil fitil getireceğim ha.
-Sakin ol. -Niye sakin olacağım?
-Sakin ol. -Nasıl lan? Kız içeride.
Çok güzel kız değil mi?
Oğlum güzel kız da kızı sen bağlamışsın sen.
-Ben değil kızı, sen bağlamışsın. -Oğlum...
Güzelse güzel.
-Kızı bağladın. -Hayır.
-Manyak herif. -Öyle değil, öyle olmadı.
Ben senin telefonundan konuştum. Seni beğenmiş oldu.
Ya lütfen bak ne olursun, bir güncük idare edeceksin.
Bir güncük sıkacaksın dişini ya. Tamam, bir gün.
Şeker.
Ya hastasıyım.
Ben çay için söyledim.
Dört tane.
Aman, içeride söyleme.
Gerçekten şeker hastasıyım.
-Emin misiniz? -Emine'yim.
Çok şakacısınız.
Huyum kurusun, öyleyimdir.
Dur, güneşe çıkayım da geleyim, huyum kurusun.
-Dur, çaktırma tamam mı? -Tamam.
Ben bugün kuzenime geçeceğim.
Hayatta bırakmayız.
Çok pardon.
Tam da kuzenim arıyor.
Sakın gelemeyeceğim de.
-O zaman konuşup geleceğim. -Tamam.
-Tamam mı? -Ama gitmiyorsun tamam mı?
Anlaştık mı?
Aşkların kadını.
Hanimiş benim cesur prensesim?
Ne oldu Buldun mu ruh eşini? Hoş gittin mi?
Pek hoş bulmadım.
Nasıl yani?
Kızım anlatsana neler oluyor? Öleceğim meraktan.
Ya kızım bu Semih var ya, biraz tutuk çıktı.
Ya teyzelerinden mi çekindi anlamadım.
Bir dakika.
Sen ilk günden sülaleye mi girdin? Benim bir tanem.
Sen ne güzel anlaşırsın o teyzelerle.
Ya anlaştım anlaşmasına. Hiçbir sorun yok da.
İşte aile istemem, evlilik istemem.
Hop yan cebime.
Benim bebeğim kaçırır mı be?
Ya şöyle, yani tamam teyzelerle iyi anlaştım.
Onlarla ilgili hiçbir sorun yok ama ben Semih'i anlayamadım.
Nasıl yani?
Bilmiyorum. Beni görünce tamam,
bir iki iltifat etti, evet.
Ama bu kadar zamandır tanışıyoruz, onca şey konuştuk.
Yani insan biraz daha sıcak davranır.
İnanılmaz soğuktu, anlamadım ben.
Acaba benim gerçeğimi görünce beğenmemiş olabilirim.
Kızım.
Allah'ım ya Rabbim, kendine gelir misin? Bir anda gittin, sürpriz yaptın.
Çocuk şok olmuştur.
Bayılmadığına şükret.
Öyle mi diyorsun?
Elyacığım, iyi misin anneciğim?
Ayaklarını falan üşütmüş olmayasın?
Bak, temiz el havlusu koymuştum oraya.
İyiyim geliyorum.
Canım sonra ararım ben seni tamam mı?
Kapatıyorum şimdi içeri gideceğim.
Tamam görüşürüz.
Sana rezene kaynattım kızım.
Niye zahmet ettiniz? Çok teşekkür ederim.
Bizim banyonun taşları soğuktur. Üşütürsün ayağını.
Allah korusun, çocuğun olmaz bak.
Şöyle bir ayağa kalksan da ben senin bir boyunu görsem.
Benim için mi?
Evet.
Tabii, tabii.
Evet.
Bakalım şimdi.
Çok yakıştı, değil mi?
Şahane olmuş, ellerine sağlık.
Ben de diyordum, bu kime kısmet olacak.
Anneannemden sonra bana kimse kazak örmemişti.
Çok teşekkür ederim.
Resmen içine doğmuş gelinin olacağı.
İnşallah.
-İnşallah bize de nasip olsun. -İnşallah.
Çocuğum nereye?
Bir atlara bakıp geliyorum anne hemen.
Alper'in babası öldükten sonra bir gün, aa bir telefon.
Yaşarken çok hayrını görmüşüz gibi.
Öldüğünde de bize bıraka bıraka büyükbaş hayvan bırakmış.
Biz de inektir, öküzdür bir şey sandık.
Ne güzel.
Nesi güzel ayol?
Dağ ardında olsun da toprak altında olmasın demişler.
Neyse, iyi adamdı rahmetli.
Yani gerçekten tekrar gömdün adamı Nermin.
Allah Allah!
Hadi siz beraber gezin biraz ha?
Ya anneciğim götüreyim götürmesine de kıyafeti uzun bak.
Kıyafeti uzun şimdi toprak olur, çamur olur.
Allah aşkına üstü kirlenir ya.
Ne varmış canım üstünde?
Kızım sen valizinle gelmedin mi ha?
İçinde bir şeyler vardır. Hadi gidip giyin gel.
-Koş koş koş. -Bizim bedenimiz aynı.
Taytımı giymek ister misin?
Hiç zahmet etmeyin. Çok teşekkür ederim.
Ben hallederim. Tamam.
Küçük gelir ayol.
Tamam ben bekliyorum o zaman.
-Dışarıda. -Tamam.
Maşallah, maşallah.
Ne kadar huzurlu bir yermiş burası.
Öyledir.
Atölye de buraya çok yakındı değil mi?
Yani arabayla beş on dakika falan.
Harika.
Ya bir şey diyeceğim, sen böyle konuştuğumuz her şeyi
aklında tutuyor musun?
Yani elimden geldiği kadar hatırlamaya çalışıyorum.
Ama hafıza konusunda sen benden daha iyisin.
-Emin misin? -Evet.
Hatta bazen düşünüyorum biliyor musun?
Söylediklerimi not mu alıyorsun acaba diyorum.
Neymiş?
Görüşmemi bir gün ertelemişler.
Ne görüşmesi?
Bahsetmiştim ya, İstanbul'daki iş görüşmesi.
Ha, İstanbul'daki iş...
Tabii ya, ya işte ben hâl şok içindeyim, afalladım da.
Hadi gel, atları sevelim.
Bak, bu buranın en uslu kızlarından biri.
Adı Linda.
-Çok tatlısın. -Çok tatlı.
-Seveyim mi ben de? -Sevebilirsin tabii.
Çok güzelsin.
Gel.
Babamla küçükken burada çok vakit geçirdim.
Öyle mi?
Ya bana insanları tanımak için hep atların yanına getirmemi söylerdi.
Neden?
Yani göz gördüğüne gönül sevdiğine inanır derdi.
Ya insanlar düşüncelerini duygularıyla karıştırabilir.
Ya bazen ya çok inanır
ya da önyargıyla yaklaşır.
Ama atlar... Onlar saf içgüdü.
Düşünceleriyle var olmazlar.
Yani bir insanın yanında eğer böyle huzurlu ve mutlularsa
o insana güvenmiştir. Korkma o insandan zarar gelmez demişti.
Denemek ister misin?
Bak, bence o istiyor.
Olur.
Biber dolmasını ben yaptım.
Mutlaka tat, vitamin C olsun.
Ellerinize sağlık.
Çok güzel görünüyor.
-Semih. -Yok ben almayayım sağ ol.
Alsana çocuğum.
İkram ediyor kız. Ayıptır, al.
Anne sen benim ne zaman biber dolması yediğimi gördün?
-Ben sevmem ki. -Seversin.
Nasıl, nasıl severim ya? Ne zaman sevdim?
Ne zaman yedim oğlum? Ne zaman gördün?
Şöyle, şimdi hani
küçükken hiç sevmiyordun ya,
sonra ama bir anda bayıldın, yemeye başladın.
Sürekli yiyorsun ya, öyle bir durum var.
Ne zaman ya?
Sen demiştin ya, teyzemin dolmalarımın üzerine tanımam diye.
Ya şimdi bunun bir huyu var.
Elyacığım, bu en sevdiği yemeği sona bırakır.
Huy işte. Böyle.
Ama bir sefere özel ne yapacak.
Yiyecek, en başta. Hadi bakalım değil mi?
Tabii.
Yiyeyim bakalım. O zaman ben şey yapayım.
Bir tane dolma verirsen eğer ben yerim.
Ver bir tane ver yiyeyim hadi.
Teyzemin yaptığı dolmaların üstüne tanımıyorum çünkü ben.
Hem annem de görmüş olur.
Eline sağlık teyzemin.
Oradan kısır versene sen bana biraz.
Pek de güzel olmuş ellerine sağlık.
Kısırı da ben yaptım.
Ellerinize sağlık.
Çok güzel olmuş.
Teyze eline sağlık. Çok iyi.
Çok güzel.
Çok güzel olmuş değil mi?
-Afiyet olsun. -Afiyet olsun.
Kim o?
-Biziz. -Biziz.
Buyurun.
Merhaba.
Dedik gelinimize...
Suyunu getirelim.
Ben dedim.
Teşekkür ederim. Çok naziksiniz.
Beyaz sabun kokuyor. Çok güzel.
Teşekkür ederim.
Senin de saçların ne kadar yumuşacık.
Bakayım.
Yumuşacık.
-Badem yağı mı kullanıyorsun? -Evet.
Nereden bildiniz?
Abla.
Topukları 'baby' poposu gibi.
Kızım, sen yere basmadan mı yürüdün küçükken?
Şuraya bakar mısınız?
Teninin ipeksiliği.
Ne güzel, ne güzel, ne güzel.
Bu dirsekler.
Ay şu hale bak.
Süt süt, maşallah sana.
Rahat bırakın bakayım gelinimi.
Sende hiç kulunç yok.
Bak sende fıtık da olmaz ben sana söyleyeyim.
Çünkü benim hamilelikten sonra biraz olmuştu.
Elyacığım böyle senin gibi tatlı şeker bir arkadaşın var mı bekar?
-Neden? -Allah Allah!
Ne var? Benim oğlum da bekar.
Yani sen çocuğu yarış adı gibi yetiştir, yetiştir dünyayla bağlantısını kopart.
Ondan sonra da evlendireyim de.
-Olur mu öyle? -Evet ya.
Ne kadar övdün oğlunu.
"Benim oğlum okula birinci girdi, birinci çıktı.
Birinci girdi, birinci çıktı." Bak, Semih durdu, durdu, durdu.
En güzel gelini kaptı.
Doğru. Öyle oldu vallahi.
Anne siz ne yapıyorsunuz ya burada?
-İyi geceler diliyoruz. -Evet.
Ya tamam, hadi rahat bırakın hadi.
Rahat bırakın uyusun kız, hadi.
Elindeki ne? Çok güzelmiş.
Ha, elimdeki.
Ya ben işte zamanında ahşapla uğraşıyordum da sonra benden
daha becerikli sanatçılara bıraktım yerimi.
Onu kendi yapmıştı.
Güzelmiş.
Senin olsun.
-Gerçekten mi? -Evet.
Hem yeni iş yerinde masana koyarsın.
Hadi iyi akşamlar. Hadi.
-Hadi iyi geceler. -Hadi çocuğum hadi.
-A! -Ne oldu?
-Anahtarı unuttuk. -Unutuyorduk.
Anahtar?
Niçin?
Çünkü ilk defa kaldığın evde eğer kaldığın evin anahtarını
yastığın altına koyarsan evleneceğin erkeği görürmüşsün rüyanda.
Hadi al bakalım.
Koyacağım şimdi.
Hadi bakalım.
Semih'i görecek misin?
-İnşallah. -İnşallah.
-Hadi iyi geceler. -İyi geceler.
-Teşekkür ederim. -Allah rahatlık versin çocuğum.
Size de.
Tatlış uykular.
Seni de mi uyku tutmadı?
Bilmem.
Oksijen çarptı galiba.
Seni?
Dolanıyorum öyle işte.
Düşünüyorum.
Hayat ne garip ya.
Düne kadar iki yabancıydık.
Bugün?
Düne kadar iki yabancı da sayılmazdık.
Ya işte ne bileyim.
Hani...
Sonuçta daha düne kadar varlığından haberdar olmadığın biri
ansızın böyle çıkıp geliyor.
Bir de böyle güzel güzel bakıyor.
Böyle güzel de gülüyor.
Hatta o kadar güzel gülüyor ki, şey diyorum daha önce neredeymiş.
Belki de hep varmış.
-İyi geceler. -İyi geceler.
İyi geceler.
Geliyorum.
Geldim.
Pardon, ben şey, annenler zannettim de.
Yok şey, kusura bakma.
Girebilir miyim?
Tabii.
Kapatayım, ses olmasın.
Annemler anahtar getirdi mi?
Getirdiler.
Gelenek yani, her misafire getiriyorlar.
Ya çok darlamadılar değil mi seni? Kusura bakma.
Hayır saçmalama.
Çok tatlılar.
Ya şimdi anneannem öldükten sonra iyice tutundular birbirlerine.
Gerçi biz öncesinde de fena değildik delilik konusunda da.
Olsun dellilik iyidir her zaman.
Ama o kadar çok sevdim ki onları.
Böyle enerjileri çok güzel.
Sanki eski Türk filmleri olur ya böyle.
Oradaki naiflik gibi böyle çok tatlılar yani.
-Neşeli Günler. -Evet.
En sevdiğim film bu.
Evet, aynen.
Seversin. İnsan sever.
Ne bileyim, annesi kızınca yalnız kalınca falan izler öyle tür filmleri.
Şey Elyacığım, benim sana bir şey söylemem gerekiyor.
Tamam.
Benim de sana bir şey söylemem gerekiyor galiba.
-Allah Allah Gel, bir hava alalım ya. -Olur.
Ne söyleyeceksin sen?
Şimdi,
kuzenin telefonu karıştırmanın suç olduğunu biliyorsun değil mi?
Beni niye herkes hacker zannediyor ya?
Yazılımcıyım kardeşim ben.
Nereden bileceksin benim en sevdiğim filmi?
Okumuşsun işte mesajlarını.
Tamam şimdi, Elyacığım ben sana bir şey söyleyeceğim.
Ama söz verelim, hemen şimdi birbirimize sakin olacağız.
-Tamam mı? -Tamam.
Şimdi.
Ben böyle kadınlarla çok kolay konuşabilen biri değilim.
Çok geriliyorum.
-Çok fazla tecrübem de yok. -Hı hı.
İşte annemler de başımın etini yiyor.
İşte evlen evlen falan diye.
Semih'in üstüne gidemiyorlar tabii. Ters teper.
Sürekli üzerimde baskı var benim. Tahmin ediyorsundur.
Ama ben nasıl tanışayım? Sanki sıra var ben kabul etmiyorum.
Hadi tanıştık, nasıl anlaşayım?
Yok. Tahmin ediyorum.
Bir de belli bir yaştan sonra annelerde böyle bir şey oluyor.
Yani evlilik baskısı oluyor.
-Anlayabiliyorum seni. -Anlayabiliyorsun, evet.
Şöyle ben de bu yüzden
bir çöpçatanlık sitesi kurmaya karar verdim.
Bu yüzden de bununla ilgili araştırma yapmak için de
bazı sitelerde hesap açtım.
Ya şimdi gerçekçi olmak lazım yani.
Hangimiz açmadık ki öyle hesaplar değil mi şimdi?
Biz de yaptık hepimiz yapıyoruz yani.
-Hepimiz yaptık değil mi ya? -Tabii ki.
Evet, doğru.
İşte benim durumumda şöyle bir şey oldu.
Ben Semih'in fotoğrafıyla açtım.
Öyle oldu.
Ben ne yaptım ya?
Allah kahretsin, ben ne yaptım ya?
Rezil oldum.
Rezil oldum.
Ama, ama bak sakin olacağız dedik, hemen böyle bir yüzümüz düştü.
Söz vermiştik, hemen çıktık o sözümüzden.
Oldu mu şimdi böyle, olur mu?
-Seni öldürürüm çocuk. -Şişt!
-Seni öldürürüm. -Şişt! Bağırma!
Sen nasıl böyle bir şey yapabilirsin ya?
-Nasıl yaptın bunu! -İçeri... Bağırma.
-Nasıl yaptın bunu? -Bağırma. Uyanacak insanlar.
-Şöyle geçelim. -Nasıl ya?
-Nasıl böyle bir şey yapabilirsin? -Sus.
Beni rezil ettin. Rezil.
Tamam, sakin. Sus.
Biri bir gece öldürecek zaten şimdi.
Ya Semih ya sen ya annemler ama
yapma sessiz ol bak öldürürler beni gerçekten lütfen.
Onlar öldürmezse ben seni öldüreceğim.
Beni biri öldürecek gibi duruyor zaten de ben de nereden bileyim
senin kalkıp geleceğini ya?
Semih söyledi çünkü senin...
O da Semih değildi zaten, sendin.
Tabii sen söyledin zaten, Semih söylemedi.
İğrençsin sen ya.
-Sen sapık bir herifsin ya. -Şişt, hayır!
-İğrençsin sen gerçekten. -Şişt!
-Sen bir sapıksın. -Hayır.
Gerçekten ikiniz de iğrençsiniz.
Şimdi öyle demeyelim.
Yani ben çok öyle göründüğümün farkındayım şu an.
Öyle bir durum var ama bak. Semih yani öyle değil.
Düz bir adamdır yani.
Ve ben bilmiyorum hani böyle bir taraftan da sanki bu işin ucu
hayırlı bir yere çıkacakmış gibi de hissediyorum.
Ne hayrı ya? Ben bir hayır falan görmüyorum bu işle ilgili.
Ne hayrından bahsediyorsun acaba?
Harika ya gerçekten.
-Her şey oyun muydu şimdi? -Bak.
-Çok... -Oyundu.
-Yani şöyle... -Bana oyun oynadınız yani.
Ben gidip annenlere anlatıyorum her şeyi.
Hayır, hayır. Olmaz. Ne olursun lütfen.
Ne olur perişan olurlar. Hastanelik olurlar.
Beni de öldürürler. Öldürmezler, süründürürler.
Gerçekten mahvoluruz. Ne olursun beni bir günlük idare et.
Lütfen. Ben bir halt yedim.
Çok farkındayım. Çok özür dilerim. Tamam mı?
Hem bak yani bu Semih böyle hırttır falan ama yani ne bileyim
özünde iyi bir insandır yani. Gerçekten.
Sen de kalbi temiz bir insana benziyorsun.
Enayi diyorsun yani değil mi? Enayiyim ben tabii.
Hayır canım ne münasebet.
Ya sen kalkıp buraya kalbinin sesini dinleyip gelmişsin ya.
Yürektir, bu cesarettir ya.
Bir güncük.
Seni gerçekten boğarım.
Ne yapacağım ben şimdi bilmiyorum.
İzmir'e de dönemem.
Niye?
İki güne iş görüşmem var.
Biliyorsun.
Annem de orada ellerini açmış beni görücüyle bekliyor.
Senin üzerinde de var bu tarz baskılar yani.
Görücü falan.
Enterasan. Benim hiç haberim yok benim bundan, söylemedin.
Ya pardon.
Ya kusura bakma, sana gerçekten bunu anlatmadığım için
-şu an sahtekar oldum değil mi? -Hayır, çok özür dilerim.
Sustum tamam, sustum, sustum. Tamam.
Tamam.
Kabul ediyorum.
Oh Allah'ım.
Teyzenlere hiçbir şey söylemeyeceğim.
-Tamam söz. -Tamam.
-Ama benim de bir şartım var. -Ne istersen.
Bak benim şu an İstanbul'da kalacak bir yerim yok.
Yani iki gün daha benim burada kalmam lazım.
Başımızın tacısın, misafirsin.
Tamam.
Bir şey soracağım.
Semih biliyor mu?
Bahsettim, biliyor. O da kabul etti.
Semih'e de söylemeyeceksin.
Şimdi bu kadar acımasız olmasak mı?
Yazık, onun da çok bir suçu yok.
Tamam. Nasıl istersen.
-Git şimdi. -Tamam.
Hep aklında o Yeşilçam filmleri, o naiflik olsun tamam mı?
Yani bak bu Neşeli Günler, o Yeşilçam ruhunu bozmayalım.
O huzur, o naif duygu, o eski nostalji.
O üç kadın hepsini Adile Naşit gibi düşün onları.
-Nefes almıyor. -Ne?
-Tamam, biraz geldi.
-Tamam tamam, nefes alıyor. -Çok şükür.
Uyandırdık mı seni?
Öldüğünü sandık, ödümüz koptu.
Yavaş yavaş yavaş kalk kızım.
Tansiyonun düşer birden.
Gözün kararır.
Günaydın.
-Günaydın. -Günaydın.
Yani bu kadar kadın başında niye bekliyoruz diye sorarsan...
Baktık öğlen olmuş, senden çıt yok.
Dedik bu kızın başına bir şey mi geldi?
Uyurken mi?
Çünkü yani annem böyle yatıp sabah hık diye gitmişti ondan.
Odasına bir girdik, ne bir hareket ne bir hık, ne bir mık.
Hiçbir şey yok.
-Böyle yatıyor. -Tamam.
Uyurken sen nefes alıyor musun diye
böyle ben sürekli parmağıma bakıp duruyorum.
Yerim ya!
Ben böyle heykel gibi uyurum genelde.
Rüya gördün mü?
Görmüş.
-Tamam. -Semih'i mi?
Hı hı.
Kızım, neler olduğunu inanamazsın.
Kızım,
annen gerçekten çağırmış Perihan'ı önümüzdeki gün için.
Acele etmeseymiş.
Aman neyse.
Sen bana biraz aşk ver, romans ver.
Ya, şimdi durumlar çok karışık.
Sana çok acil bir şey sormam lazım.
Kuzeninden haber var mı?
Benim bu iş görüşmesine kadar onda kalmam gerekebilir.
Niye ki?
Burada üç tane teyze var. Şimdi ayıp olur.
Üç gün nasıl kalayım?
Hayatım, bana kuzenimden bir geri dönüş olmadı.
Büyük ihtimalle borç isteyeceğim falan zannetti.
Bu akrabalık ilişkisi kadar gereksiz bir bağ zaten ben görmedim.
Hem sen gitmişken sevgiline biraz vakit geçir.
Sonra çok özlersin.
İstanbul hayalleriyle vedalaşma vakti geldi sanırım.
Son iki, üç, dört.
Hop!
Bombastik.
Fantastik.
Elastik.
İyi ki bu hocayı açtık.
Bak elektriği çok güzel.
-Evet ya. -Günaydın.
-Günaydın. -Günaydın.
Günaydın.
Oğluşum günaydın.
-Kolay gelsin. -Günaydın.
Acaba dün gece çimlerde hışır hışır dolaşan sen miydin?
Bendim ya. Bir hava aldım, iyi geldi anne.
Oğlum dikkat et ya, yaban domuzu falan çıksaydı.
Hadi biz kahvaltıya içeriye geçiyoruz.
-Biz de biraz yürüyelim değil mi? -Hoppa.
-Yürüyelim biraz ya. -Hadi.
Ben de size mutfakta yardım edeyim.
Hadi gel.
Oğlum.
İyi misiniz?
-İyi kızlar. -Çok güzel, çok güzel geldi.
Şahane geldi.
Abla ya, sene olmuş 2022 sen hâlâ küp şeker atıyorsun çayına.
Elyacığım, sizin ailede şeker hastası olan var mı çocuğun?
Bildiğim kadarıyla yok. Neden?
Çok iyi. Ya bizim ailede çok var çünkü.
Babam da akciğerden gitti.
Hadi oradan. Akciğerden gitmişmiş.
Ayol adam bildiğin stresten gitti.
Her şeyi içine attı yıllarca.
Sabah sabah içim açıldı. Çok güzel bravo.
Alperciğim sen bugün evden çıkma.
Niye ya?
Kum fırtınası geliyormuş haberler dedi.
Teyze o Afrika'dır.
Ne alakası var? Buraya nasıl kum fırtınası gelebilir şu an ya?
Uyarmadı deme, çöl sıcakları da geliyormuş.
Elya sen de bugün hiçbir yere çıkma kuzum.
Ben bugün kuzenime gitmeyi düşünüyordum.
Hayatta olmaz. Duymadın mı Nevin'i?
Bak istersen ben ailenle konuşayım, merak etmesinler seni olur mu?
Hiç gerek yok. Ben hallederim.
Anneme durumu izah ederim, söylerim.
Kuzenlerim de çok tatlı insanlar.
Onlar da özlemiştir belki beni.
Ne yapıyorsun? Ne yapıyorsun? Çok.
Geliyor.
-Bu ne ya? -Yiyemez Semih, yiyemez.
Neden?
Midesi rahatsız onun, yiyemez.
Bunu da mı söyledin?
Kahvaltıda en sevdiğin şeyin pul biberli domates olduğunu söylemişti.
Aç ağzını, aç bakayım ağzını.
Sen rezeneyi kaynat kardeşim.
Vallahi miden ağrıyacak ha, iyi misin?
Kıpkırmızı oldu çocuğum.
-Ne yapıyorsun? -Ne oldu ya?
Çekirdeğini çıkardın.
He çıkardım. Ne oldu niye?
Sen hep çekirdeğiyle yediğini söylüyordun.
Nasıl bir de?
Hani vitamini çekirdeğin de tohum gibi düşün demiştin.
İlk söylediğinde bana da çok saçma gelmişti ama çok mantıklı geldi sonra.
Evet evet, kuzen.
Hatırlamıyor musun? Yani bir kere yarışma da yapmıştık.
İnanılmaz eğlenceli olmuştu.
Ya oğlum yine miden rahatsızlanacak.
Ne bileyim anne ben işte.
Kahvaltıdan sonra kitap okuyalım mı?
Yok okumayalım işim var.
-İşini sonra halledersin. -Kız haklı.
Sonra halledersin.
Sana klasiklerden sevdiğim bir kitap aldım.
Okumadıklarından.
Okumadığı doğrudur.
Çocuğum, sen hikayeyi yanlış anlatmış olmayasın?
Ne bileyim anne ben ya?
Yok yok şey, Semih çok okur.
Çok ama böyle gizli okur.
Anlamazsın okuduğunu yani. Bir bakmışsın okumuş.
Ama yani tabii işi gücü de olabilir adamın.
Rahat bırakalım, belki elzemdir.
Çocuğum ne elzemi yani? İzmir'den misafir gelmiş yani.
Kız bizimle oturup ne yapsın burada yani?
Neden?
Biz de çok eğlenceli şahsiyetleriz değil mi?
Tabii tabii.
Bir domates daha ister misin?
Yok kalsın, yetti.
Sen ye, sen.
Buranın havası çok güzel ya.
Hiç İstanbul gibi değil.
Kitap nasıl gidiyor?
Çok iyi, çok.
Çok okudum da biraz sindirmem lazım.
Daha iyi misin?
Çok iyiyim.
Baksanıza abla.
Nasıl baş başa oturuyorlar.
Pek akıllı kız.
Tam benim oğluma göre cevval, cabbar.
Nasıl o tutturdu senin oğlunu kitabın başına?
Vallahi pes.
Bana bak, küçükken tanışsalarmış kesin bizimki şimdi profesör olurdu.
Sen bizimkiler küçükken neredeyse bağırsak düğümlenmesi geçiriyorlardı.
Hatırlamaz mıyım ayol?
Zeytini çekirdeğiyle yeme yarışı yapmışlardı.
Gerçi Alper o gün bugündür hâlâ zeytini çekirdeğiyle yer.
Okumamak için yapmıyorsun değil mi?
Ben domatesi kabuğuyla yiyemiyorum.
Pul biberine de alerjim var.
Semih, oğlum geceden çiğ yağdı.
Bak üşüteceksiniz orada.
Cırcır olacaklar şimdi görürsün.
Bak, geliyor seninki karnın tuta tuta.
Nesrin koş, rezeneyi kaynat.
Ya evladım iyi misin?
Beş yaş, beş.
Nazlı büyüttün sen.
Ortada pek bir balık da yok ama.
Görmem gerekmiyor.
Sonuçta burada yaşıyorlar.
Eyvallah burada yaşıyorlar.
Ama onlar yiyene kadar eriyip gidecek.
Son Kuşlar.
Anlamadım.
Oradaki hikayelerden birinde bir balıkçı denizden tuttuğu balık
küçük çıkınca öpüp tekrar denize bırakmış.
Yanındaki de ne yaptın diye sorunca.
Artık bu denizde benim öptüğüm bir balık dolaşıyor demiş.
Hikayenin de en çok bu kısmı dokunur bana.
Balıkçının her şeyi kabullenip vazgeçebilmesi.
Çok güzelmiş.
Sana daha önce anlatmıştım bunu Semih.
Sanırım unutmuşsun.
Vallahi mi?
Gel.
Elya, gelsene.
-Hadi gel, su çok güzel. -Hadi gel.
-Hadi. -Su çok güzel.
Yok, teşekkür ederim. Ben gelmeyeyim.
Bütün gün dışarıda olacaksan, dolaşacaksan saçını güzel ıslat kızım.
Bak, bugün hava çok sıcak.
Elli faktör kullan. Bak, leke olur.
Ondan sonra uğraştır.
Tamam, dikkat ederim.
Size iyi eğlenceler.
Teşekkür ederiz.
Şapşik seni.
-Çok tatlıydın. -Şuna bak.
Şuna bak ya.
Kızlar.
Vallahi bu kız aşka düştü.
Öyle.
Düğün tarihi için ne zaman yapalım düğünü? Bir karar verdin mi?
Ya ben bahar düğünü hayali kuruyorum.
Allah'ım sesi bak ya. Allah'ım sen sabır ver.
Bak rezile bak.
Ama yakalayacak o çocuk ben sana söyleyeyim.
Vallahi yakalayacak.
Ya bir şey diyeceğim, şu çekirdekleri sessiz yeseniz olmuyor mu?
-Hayır! -Hayır!
Yok gerçekten çok iyi düşünmüşsün.
Üzerinde o beyaz elbiseyi ilk gördüğüm zaman
ona aşkım olduğum günler aklıma geldi.
İyi misin?
İyiyim. Neden?
Gitsene. Arkasından gitsene.
Niye ben de gideyim ya?
Ya mutfakta bir şeye ihtiyacı olur, bir şey olur. Git bak.
Her şey ortada. Bulur. Bir şey olmaz.
Gitsen ne olur? Sosur.
Ne olur.
Allah'ım ya.
Bir dakika, bir dakika.
Oh be! Bir şey diyeceğim, bu koku nereden geliyor?
Hı, Elya börek açtı.
-Nasıl açtı? -Bayağı.
Kendi açtı.
Kendi. Bayağı kendi açtı.
-Siz yardım ettiniz mi? -Yok, hem de nasıl.
Vallahi. Doğru söyle.
Oh!
Beklemiyordun değil mi?
Açmış gerçekten.
Aman, aman, aman, aman.
Benim kızım.
Ellerin dert görmesin.
-Afiyet olsun. -Çok da sıcak.
Yerim ben seni.
Eline sağlık canım.
Pek güzel olmuş.
Maşallah.
Çok güzel olmuş.
Elyacığım, börek yapmış.
Helal olsun gerçekten.
Helal olsun diyelim. Evet.
Eline sağlık.
Şey... Ben de bir tane alabilir miyim acaba?
Şu patatesli de...
-Sen bunu kendin mi açtın? -Afiyet olsun.
Çok güzel olmuş.
-Kim gelecek? -Kim geldi?
Hande?
-Yokum ben, yokum. -Kaç, kaç.
Hande?
Koş, koş, koş.
Welcome to Turkey.
Sizi çok özledim, Flight.
Please remain seated. Lütfen oturun.
Bu şey bizim...
Tanıyor mu?
Sizin koltuk numarası neydi?
Anlamadım.
Sen kimsin diyorum.
-Sen kimsin? -Elya o, Handeciğim.
-O bak, Elya. -Elya.
Değişik.
Çiçek gibi böyle, açelya falan gibi bir şey, bir anlamı var.
Sen biraz idare et, olur mu? Sakın şaşırma, tamam mı?
Tamam.
-Bu kim? -Ben size anlatacağım sonra.
Hande, sen hani hostesliği bırakmıştın ya?
-Semihçiğim. -Efendim?
Sen beni terk edip uçurumdan ittikten sonra
yükseklik korkumu bir türlü atlatamadım.
-Uçurum diyor bu. -Yok.
Şeyi diyor bizim, bahçeyi diyor herhalde.
Şaka yapıyor.
Bana yer hostesliği ve ücretli izin verdiler.
-İşe dönene kadar buralardayım. -Hadi buyurun.
Abo. Hadi.
Alper. Şey, Alper.
Anlatacağım ben sana şimdi.
İşe dönene kadar buralardayım diyor Alper.
Şimdi bir karışıklık olmuş.
Ciddi bir karışıklık.
Ben hepsini sana şey yapacağım, anlatacağım tamam mı?
Çok güzel olmuş şey de.
Çok eskiden.
Çok çok çok çok eskiden.
Bu Hande bizim Semih'e çocukken aşıktı.
-Biz de bilmiyoruz. -Niye ama?
Yani bir şekilde sevgili olduklarına inanıyor.
O da bizim elimizde büyüdü.
Bir şey diyemiyoruz. Kırmıyoruz.
Öyle arada bir gelirler.
Geliyorlar derken?
Hep beraber gelirler.
Bildiğin deli ayol.
Yani böyle yılda bir gelir bize.
Yılda bir dediyse geçen geldiğinde iki ay kaldı.
Bir şey mi yapsın? Şu filmimizi mi izlesek? Ne güzel gidiyordu.
-Tam da heyecanlı yerinde. -Tamam.
-Hadi. Evet ya. -Hadi bakalım.
Neler oluyor şu an?
Senin biletini keseceğim kızım.
Şaka yapıyor, şaka.
E?
Bir 'drink' alır mıyız baby'ler?
-Olabilir. -Alırız.
Ben hazırlayayım o zaman.
Ne oluyor?
Kadın nihayet kocasını terk edecek. Nihayet.
-Ya! -Evet, evet.
Bak burası çok heyecanlı.
Hak etti.
Benim beynim yandı.
-Ne? Beynin mi yandı? -Ne oluyor?
Su! Dur.
-Neren yandı? Ne oldu kızım? -İyiyim, iyiyim.
Hiçbir şeyim yok.
Ben çok iyiyim şu an. Şu an gerçekten çok iyiyim.
Ciğerleri söküldü çocuğum.
Ne yapıyorsun?
-Ne bileyim. -Ani hareketler yapma,
vallahi kalbime inecek.
Beynim yandı deyince ben de şey oldum.
Otur şuraya.
Alper, oğlum biz bu filmi neden izliyoruz?
Sus!
Ne susu oğlum, filmi neden izliyoruz?
Senin en sevdiğin film olduğu için olabilir mi Semih?
Güzel film.
-Ondan izliyoruz bak. -Evet.
Buyur.
Sağ ol Handeciğim, sağ ol.
-Afiyet olsun. -Sağ olasın, sağ ol.
Sağ ol canım.
Sağ ol hostes kızım.
You're welcome.
Thank you very much.
You're welcome.
Gelince al.
Handeciğim çok teşekkür ederiz, müthiş bir uçuş oluyor.
You're welcome.
Afiyet olsun.
Yalnız koridorlardan geçişlerde dikkat edelim.
O telefonu da uçak moduna alalım, lütfen.
Evet, çok güzel.
Elya.
-Efendim? -Müsait misin?
Sen kemerini nasıl çözdün ya?
Gel, gel. Kendi evinmiş gibi.
İyi misin? He? Ne oldu?
İyiyim.
Sen anlat.
Ben anlatayım.
İyi, tamam. Yok bir şey.
Ne oldu? Anlamadım.
Ya Elya nasıl anlamadın Allah aşkına ya?
Şimdi dün yaşandı yani.
Dün her şey çok güzeldi, çok iyiydi.
Şimdi bu sabah kalktığından beri bir garipsin.
Yani bunun nedenini belki söylersin diye düşünmüştüm ama.
Dün yaşanmadı.
Dün diye bir şey yok. Tamam mı?
-Nasıl dün diye bir şey yok? -Yok.
Siz hepiniz, siz hepiniz böyle misiniz ya? Vay arkadaş ya.
Vallahi siz hepiniz böylesiniz.
Asıl siz hep böyle misiniz ya? Ha?
Sürekli birilerini eyliyor musunuz böyle?
Kendi yanılsamalarınızı gerçekmiş gibi yaşayıp sonra
hiçbir şey yokmuş gibi hayatınıza devam mı ediyorsunuz? Bu mu yani?
Hande mi konu?
Harika ya, gerçekten.
Bravo.
İnsanları aptal yerine koyun siz.
Sonra da hiçbir şey yokmuş gibi karşıma geçip dün yaşandı diyorsun bana.
Ne oynuyorsanız devam edin.
Her şey oyunmuş zaten.
Oyun mu?
Günaydın.
Günaydın.
İyice uçtuk ha.
Günaydın.
Ve hoş geldiniz.
Ben yerime geçeyim.
Hı hı.
Bismillahirahmanirahim.
Geldik mi?
-Kalk kalk. -Ne oldu be?
Gelmişiz, gelmişiz.
-Ne oldu be? -Gelmişiz.
Çok şükür.
Hoş geldiniz.
Hoş bulduk çocuğum.
Hoş bulduk çocuğum.
Gerçekten.
Gel bakalım gel.
Bak, bak, bak.
Bak nasıl gidiyor gördün mü?
Yani bak ben bu kızı çok sevdim.
Bizim çocuklar da çok sevdi. Bak bir kere bile hırlamadılar.
Sahiden ya.
-Kız çok tatlı ya. -Çok.
Günaydın. Günaydın.
Günaydın.
-İyi uçuşlar. -Geç otur geç geç.
Semih.
Ne yaptın sen evladım ya? Ne yaptın? Ne yaptın?
Ne yaptım anne?
Senden bunu hiç beklemezdik.
-Hiç. -Hiç.
-Hiç. -Senden hiç beklemezdik bunu.
-Evet, evet. -Hiç.
Ne oldu? Ne yap... Ne yapmışım ya ben?
Cık, cık, cık.
Baby.
Check-in yapmadın.
Alper. Gel gel benimle.
-Şöyle oturalım. -Gel gel.
-Kemerimi bağladım. -Gel gel Alper gel.
Check-in yapacağım.
Kahve mi içsek acaba?
-Ne iyi gelir. -Çok çok.
-Kendimize geliriz vallahi. -Çok.
-Ben yapayım. -Sen niye Check-in yapmadın?
Sen çok yorulun. Ben yaparım.
-Tamam. -Hadi.
-Nasıl içersiniz? -Sade.
-Sade. -Sade.
Nermin de şekerli içer ama ona da sade.
Tamam.
Görev başındayken ben içmiyorum.
Check-in nasıl yapayım ben niye check-in'i?
-Niye Check-in yapmak ne demek? -Özeniyor kız işte.
İstiyor check-in.
Ben de bir tane alabilir miyim? Sade olsun ama tamam mı?
Sen şekerli seviyorsun.
-Sana şekerli yapacağım o yüzden. -Sade olsun ya.
Şekerli seviyorsun ya, şekerli içersin.
Ne yaparsan yap.
Enteresan, evet.
Tuzlusu da nasip olur inşallah.
Dur kızım, ben çıkarsaydım.
Hallettim, hiç merak etmeyin.
Kahve, kahve buradaydı değil mi?
Oradaydı ama dur.
Onu alma.
Bunu kullan.
Taze öğüttüğüm.
Çok güzel kokuyor.
Bu makinelerden önce, en güzel kahveyi ben yapardım.
Siz yapmak ister misiniz?
Yok kızım yok, sen yap.
Elinden içelim.
Peki.
Onun tadı hâlâ başka.
Ama bu hızlı olsun diye biliyorsunuz.
Sizin eliniz lezzetli, belli.
Şimdi sen yapınca, köpüksüz falan olmasın kahve?
Daha fazla koyarım.
O akşam annem mercimek çorbası içmek istedi.
Ben de evde mercimek kalmamış diyemedim.
Dokunacaktı zaten, mercimek şişkinlik yapıyor ya.
Boşladım.
Gecesinde uykusunda gitti annem.
Üzülmeyin.
Siz elinizden geleni yapmışsınız zaten.
Kendinizi annenize adamışsınız.
Sizin yaptığınız hepsinden daha değerli.
Canım benim.
Bak biz burada böyle köhne köhne yaşlanıp gideceğiz dedik.
Alıştık da yani.
İnsan nelere alışmıyor ki.
Semih dersen,
askerden sonra iyice içine kapandı.
Alper'i biliyorsun, bilgisayar klavye.
Bu eve artık, bebek geleceği de yok dedik.
Ama şimdi sen, Semih derken
bize bir umut oldunuz.
Yani Semih, pek içine kapanık gibi durmuyor açıkçası.
Semih, içten yanmalı motor, derdi rahmetli.
Bir İzmirli kız arkadaşı vardı, senden İzmirli olmasın.
Semih'i en yakın arkadaşıyla mı aldattı ne? Semih küstü.
Nişanı attı, askere gitti.
Babası dedi, oğlum dur şimdi gitme etme. Dinlemedi.
Semih askere.
Eniştem küt.
-Küt? -Kalp krizi.
Tek seferde.
Kuzum. Oldu mu kahve? Hadi bakalım.
Evet, çok güzel oldu. Evet.
-Gel. -Ne?
-Gel. -Ben ne yapayım?
Gel.
Ne? Ne var? Sosur olma.
Sen ne yapıyorsun Allah aşkına, tutup çekiyor mu ya?
Annen iki gündür tansiyonunu ölçmedi.
-Farkında mısın? -Niye?
İkinizin sayesinde.
Dur.
Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım. Yürü.
Kahveler geldi.
Çok teşekkür ediyorum.
Ellerine sağlık.
-Ellerine sağlık güzel kızım benim. -Afiyet olsun.
Ben içmiyorum...
Hadi al sen de al.
Bir şey yapsın da kızımız çıksın da.
Dur ben kahvemi alayım böyle.
-Teşekkür ederim. -Hangisi benim?
Şu baştaki senin. Bunu al.
Baştaki benim, bunu alayım. Eline sağlık, sağ ol.
Teşekkür ederim canım.
Arıyorlar.
-Ne oldu? -Arıyorlar.
Allah.
Koşma koşma halı da kayar düşersin.
-Ayol halı yok ki orada. -Halı yok ki.
Olsun canım çorabı kayar o zaman Allah Allah.
Bizim herhalde Alper'le kahvelerimiz karıştı.
-Ne alakası var? -Çok alakası var.
İçemem ben biliyorsun.
Bizim başımıza açmadan önce düşünecektin.
Çok sever kahve. Sade kahveyi çok sever.
-Anne. -Anne yok.
Anne yok. Semih var. Gel buraya bakayım.
Çok sever. Sade kahve.
-Yapma. -Nasıl çıkacağız bu işin içinden?
-Bağırma. Bağırma. -Niye...
Bağırma. Anne.
Bağırma. Yapma. Yapma ne olur yapma.
-Çağırıyorlar. -Ne?
-Beni işten çağırıyorlar. -Yaşasın!
Ne diyorsun? Çok mutlu oldum.
Bravo!
Yaşasın!
Sonunda.
Yaşasın! Yaşasın! Yaşasın! Yaşasın!
Semihciğim, gidiyorum.
Biliyorum beni özleyeceksin ama bir süre ben
burada olmayınca beni özleyeceksin.
Ama özle.
Daha çok özle beni.
Çünkü ben öyle yapacağım.
-Siz de özleyin ama. -Tabii canım.
Hadi. Hadi yavrum, güle güle.
-Hadi canım, hadi. -Hadi.
Bu arada, bu kıza iyi bakın.
Sevdim ben bu kızı.
Oley!
Oley!
Yaşasın vallahi yaşa.
Şimdi rahat rahat kahvelerimizi içebiliriz.
-Oh be! -Oh!
Annen bunu sana gönderdi.
Teşekkür ederim.
Burada çok güzel kestane pişirilir biliyor musun?
Çocukken çok yapardım.
Vallahi ne yalan söyleyeyim, benim aklıma var ya
efsane bir sucuk ekmek geldi.
Sucuk ekmek sever misin?
Sever misin mi? Bayılırım ya.
Ama bak önce ekmeği böyle güzelce bir kızartacaksın.
Hani işin sırrı orada çünkü o yüzden.
Niye gülüyorsun?
Gel otur otur gel, anlatayım.
Gel gel, gel böyle gel.
Peki.
Bir gün burada yine böyle ateş yakarken,
kız arkadaşımla şey dedi ateşi görünce,
ee dedi marshmallow ne zaman yiyeceğiz dedi.
Ya kızım dedim sen sobalı eve doğdun ya.
Allah aşkına sen dedim marshmallow yiyerek mi büyüdün ya?
Sen dedim hayır marshmallow yiyerek büyüdün de
ben mi bilmiyorum dedim diye benden ayrıldı.
-Şaka yapıyorsun. -Yok yapmıyorum ciddiyim.
Hayır tamam eyvallah.
Yani üstüne fazla gitmiş olabilirim.
Ama sonuçta sırf bu yüzden bile kavga ediyor olmamız zaten
ikimizin ne kadar farklı insan olduğu anlamına gelmiyor mu?
Yani evet.
Ama iyi yapmışsın.
Hak etmiş. Az bile.
Bak sorsan herkes prenses yani.
Vallahi bak herkes böyle kendini başka türlü tanıtmaya çalışmalar falan.
Yalan dolan işler ya vallahi.
Belki kendini tanımıyordur daha.
Yani ben şimdi nereden bileceğim yani
kendini tanımayanı ben nereden bileceğim?
Yani kendini tanımadıktan sonra ben nereden tanıyayım?
Yani biraz kolaya kaçmak oluyor ama.
Bak bana net olacak.
Hayır sırf bana da değil. Hayata karşı net olacak.
Beni öbür türlü böyle net olmadığı zaman geriyor, geriliyorum.
Alengirli işler beni geriyor. Vallahi bak.
Neyse şu şeyi yakalım, ateşi yakalım da bir şey olmasın.
Değil mi? Canım ne istiyorsa o an onu yapıyorum.
Ama bak ekmeğin iç kısmını kızartacağız önce.
Sucuğu nasıl seversin?
Ne buluyorlar şu dışarıda oturmaktan? Al havanı gir içeri.
Dışarıda börtü böcek.
İki sprey mi versek? Sinek kovucu falan?
Karışma ya. Konuşsunlar işte.
Hep bizim yanımızda mı konuşacaklar?
Konuşsunlar ne olur.
Kız.
Hakikaten ne konuşuyorlar bunlar böyle fısır fısır?
İnşallah ne zaman istemeye gelelim diye konuşuyorlardır.
İnşallah.
Ateş yanıyor mu?
-Abla bu ne hal? -Bu ne?
Ne yapayım canım.
Şimdi bunlar deliler.
Kanları deli deli akıyordur.
Gencecik çocuklar ateş de yakmışlar.
Maazallah evi yakarlar.
Saçmalama Allah aşkına ya.
Abla biraz abartmışsın.
-Öyle mi? İyi peki. -Sen götür onu.
Gerçi bir kıvılcıma bakar.
Az bir şey böyle bir rüzgar etse gitti.
Doğru söylüyorsun kız.
Bak, köyde Halide yengemlerin evi de öyle sıçramıştı, öyle yanmıştı.
Zaten o yangın sayesinde öğrenmiştik ne kadar zengin olduğunu.
Evin her tarafına para gömmüş pis cimri.
-Ne oldu yine? -Hah.
-Bu oldu işte abla. -İyi değil mi?
-Evet. -Tamam, tamam.
Ya ötekisi şey yapacaktı abla, her tarafta beyaz beyaz köpük lekeleri.
Doğru doğru, bu tamam. Bu tamamdır.
Bakalım, ne yapacaklar?
En yakın arkadaşımın acısına bu kadar gülemezsin, hayır.
Ya bir şey diyeceğim.
Hani bari yüzüğü çiçekle yollasaydı.
Bak vallahi çiçekle yollasaydı daha güzel olurdu, daha iyi olurdu.
Hey Allah'ım ya.
Ben demiştim, dedim.
Ama ben demiştim demek istemiyorum.
Yalnız bir şey diyeyim mi?
Bak gerçekten çok, yani çok sert bir hikaye.
Böyle gülüyorum ama Allah korusun kimsenin başına gelmesin yani.
-Semih. -Hı?
Yine de güzel bir üç gündü.
"Övet gözeldü."
Ne dediğini anlamıyorum.
O zaman ben de bir şey söyleyeyim.
Çok güzel bir üç gündü.
Yani oradan nasıl göründüğünü anlayabiliyorum.
Ama yani hepsine oyun demek, haksızlık olur.
Özür dilerim. Yani en baştan söylemek gerekiyordu.
Ama ne bileyim işte ya.
Öyle zaten çöpçatanlık sitesinde falan benim ne işim var?
Yapamam ben.
Vallahi bak yapamam yani. Benim ne işim olur ya?
Yok. Yani senin için... Senin için demiyorum.
Sana taş atmıyorum. Ben kendim için söylüyorum.
Ya düşünsene mesela bazen insanlar böyle
senelerce beraber olduğu insanı bile tanıyamıyor.
Düşün ya senelerce vaktini geçiriyorsun,
onu bile tanıyamıyorsun ya bazen.
Yani ne bileyim, bana göre değil işte ya böyle siteler, falan.
Bir yerden tanışmak falan.
Seninki bana daha cesurca geliyor ama.
Ama gerçekten merak ediyorum.
Yani senin gibi biri böyle güzel, zeki
günlük hayatta nasıl birileri karşılaşmaz ya?
Ben ilişkilerimden payıma düşeni aldım.
Hepimiz gibi.
Yani.
Saadet yine haklı çıktı.
Saadet?
Benim böyle ruh eşimi bulma gibi hayallerim, umutlarım vardı.
Onları bizzat kıran kişi.
Annem.
Yani her umutsuz çocuğun arkasında ona inanmayan bir anne vardır.
Evet.
-Elya. -Hı?
Gerçekten mesela şeyi merak ediyorum.
Hani bir fotoğrafla oluyor mu ya?
Yani hani bir fotoğrafla böyle tanışmak ne bileyim konuşmak,
hani gelmek oluyor mu gerçekten?
Böyle çıkıp gelmek için yeterli mi yani tek bir fotoğraf?
İşte tam da bu yüzden biliyor musun?
Kalbim ne derse, ben onu dinliyorum.
Kalan her şey susuyor.
Onun peşinden koşuyorum.
Durmak yok.
Düşünmek yok.
Öyle hissettim diye diye, buraya geldim.
Buraya geldim.
Hislerimi güvenmem gerektiğini anladım.
İnandım.
Geldim. Nasıl?
Bence çok güzel.
Elya.
Her şey oyun değildi.
Hepsi değildi, o kadar da değil.
Gel.
Teyze, teyze ne yaptın Allah aşkına ya?
Oğlum, ateş yanarken uyunur mu hiç?
Uyumadım ki ben.
-Korktum ya. -Hadi tamam, hadi.
Kızı uyandıracaksın. Tamam, git hadi.
Üşütürsünüz. Çok geçe kalmayın.
Tamam. Hadi hadi.
Bir gittim ki orada yatıyorlar.
-E? -Şöyle kız uzanmış,
bizimki böyle başını okşuyor.
Uyuyakalmış. Dedim çocuğum ne yaptın?
Ateş bacayı sarmış tabii ben bunu suyu dökünce şöyle böyle dumanlar yükseldi.
Kuzularım benim.
Hadi gözün aydın.
-Kız. -Canım benim.
Ne güzeller değil mi?
Çok romantik.
Gençliğimizdeki gibi.
Şahane olmuş, ellerine sağlık.
Kuzucuğum.
Nereye?
Gitme vakti geldi artık.
Ama ben bunu saymam.
Canım.
Bekar arkadaşına oğlumdan bahsetmeyi unutma.
Canım, canım, canım.
Al bakalım.
Özleyeceğim.
Kazağını bitirdim işte.
Harika olmuş. Çok teşekkür ederim.
Güle güle giy.
Ellerinize sağlık.
Her şey için çok teşekkür ederim.
Sizi tanıdığım için gerçekten çok mutluyum.
-Biz de. -Biz de.
Heyecanlanma.
Heyecanlandı.
Alper.
Affettim seni.
Ama o profili sil lütfen.
Bir daha kimseye öyle şeyler yapma.
Semih uyuyor. İstersen bir bak odasına.
Hadi.
Tamam, peki.
Zor ayrılık zor iş zor vallahi.
Alıştık mı ne?
Herhalde kıza alıştık.
Canım benim aman.
Burnumum direği sızladı.
Hiç boşuna uykunu açma.
Ben İzmir'e döneceğim de.
Veda etmeye geldim.
Nasıl İzmir'e dönüyorsun? Ya nasıl? Niye? İş ne olacak yani?
Bugün bir iş görüşmem.
İptal ettim.
Benim için İstanbul macerası sona erdi.
Her şey için çok teşekkür ederim.
Kendine iyi bak.
Görüşürüz.
Sizi çok özleyeceğim.
-Biz de seni özleyeceğiz. -Biz de seni özleyeceğiz.
Bir dakika, bir dakika, bir dakika. Hop, hop, hop, hop.
Bir dakika arkadaşlar, geldim. Hoppa!
-Ne oldu? -Bir dakika, bir dakika.
-Şu üstümü giyip hadi beraber gidelim. -Nasıl?
Ne nasıl ya? İşte sıra bende.
Sen bizimkilerle tanıştın. Şimdi sıra bende.
Beraber gidelim hadi.
-Sen ciddisin. -Evet, ciddiyim.
Hadi.
Aferin benim oğluma, aferin.
Deli çocuk seni, aferin.
-Hadi gidelim. -Hadi.
Aç kapıyı hadi anne. Hadi, hadi, hadi.
-Hadi bakalım. -Hadi.
Canım benim.
Hadi bakalım.
Bir bardak su getirsen de olurdu.
Çabuk gelsinler diye abla.
Aferin, iyi akıl ettin.
Fotoğrafın gerçeğini çekme vakti geldi artık.
Hadi bakalım.
Biz...
Bizi de çeksene oğlum.
Birlikte mi şey yapsak?
Doğru diyorsunuz, sizi de çekeyim. Hadi, hadi.
Hadi gülün. Hadi bakalım.
-Hadi. -Hadi tamam, hadi.
Hadi gelin.
Vallahi çok güzel oldu ha.
Hadi bakalım.
Durun teyze, ne yaptın Allah aşkına? Ne yaptın, ıslattın her yerimi ya.
Ya serinleyin çocuğum.
Alper haberleşiriz ha, tamam mı?
-Hadi iyi yolculuklar. -Görüşürüz.
-Tamam. -Görüşürüz.
-Bye bye. -İyi yolculuklar.
Hadi dikkat edin, hadi.
El salla, el salla.
-Hadi, görüşürüz. -Bye bye.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.