All language subtitles for Die.Nacht.singt.ihre.Lieder.German.DVDRiP.XviD-NiGHTMARE.tr

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian Download
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Çeviren: Navyblue

Artık dayanamıyorum.

Hayır, yapamayacağım.

Artık böyle yaşayamayız.

Orada öylece uzanıp kitap okuyorsun.

Hiç dışarı çıkmıyorsun. Hiçbirşey yapmıyorsun.

Hiç paramız yok, senin işin yok, hiçbirşeyimiz yok.

En azından eskiden alışverişi yapar veya postahaneye giderdin.

Dışarı çıkmayı hiç istemedin.

Bense dışarı çıkmayı çok seviyordum.

Seninle tanışmadan önce hep dışarı çıkar ve bir yerlere giderdim.

Her haftasonu dışarı çıkardım. Sadece bu kadar da değil...

...arkadaşlarım vardı.

Belki çok değildi ama arkadaşlarım vardı...

...kız arkadaşlarım vardı.

Ama artık bana uğramıyorlar.

Marte bile gelmiyor.

Marte zili çalıp "Aşağıda beklemeyi tercih ediyorum." derdi.

Çünkü orada öylece oturuyorsun ve insanın keyfini kaçırıyorsun.

Geçen sefer kız arkadaşlarım geldiğinde öylece orada oturdun...

...tıpkı şu anda olduğu gibi ve tek kelime bile etmedin.

Ne ruh hali ama!

Hayır, dayanılmaz. Bu yüzden artık bize gelmiyorlar.

Kimse bize gelmiyor.

Gerçekten hastasın. Evet...

Hayır, artık daha fazla dayanamacağım.

Sonunda birileri bizi ziyaret etti.

Kim peki? Senin ailen.

Senin ailen de bizi ziyaret etti. Kısa süre önce.

- Annemle babamı ben davet etmedim. - Ama geliyorlar.

Allahtan çok uzun süreliğine gelmiyorlar.

Şüphesiz ki erkek torunlarını görmek istiyorlar, değil mi?

Buna hakları yok mu? Torunlarını görmek için geliyorlar.

Anlıyorsun, değil mi? Gelmelerinin tek sebebi bu.

Geliş zamanları önemli. Uzun süre önce gelmeliydiler.

Sanki torunlarını hiç umursamıyorlarmış gibi. Cidden söylüyorum.

Yük olmak istemiyorlar.

Öyleyse gelsinler.

Sorun değil, anlıyorum.

Temizlik yapmalıyım, değil mi?

Sayın kaynanam geliyor diye ortalık temiz olmalıdır.

Hayır, uzan, keyfine bak. Lütfen, sen uzan!

Etrafta dolaşmana dayanamıyorum. Temizliği ben yapacağım...

...sen sadece orada otur! Devam et ve kitabını oku!

Alışverişe sen gidebilir misin? Yoksa onu da mı benim yapmam gerekiyor?

Senin ailen için alışveriş, temizlik ve yemek yapmak zorundayım...

- Hayır, alışverişi en azından sen yapabilirsin! - Evet. - Ne?!

Dışarı mı çıkıyorsun? Posta kutusuna beni terk etmeye bile cesaretin yok.

Nasıl oldu da "evet" dedin?

- Ne demeliydim? - Hayır...

...sen orada otur, lütfen. Uzan ve kitabını oku.

Temizlik yapabilirim.

Güzel.

Ama senin birşeyler okuman ya da yazman gerekmiyor mu?

Bu arada karalamaların nasıl gidiyor?

Birşeyler yazıyor musun yoksa bana yalan mı söylüyorsun?

Ama...

Şimdi ben... Sanırım...

Belki...

Yayımcıya birşeyler gönderdim.

- Yayımcıya birşeyler mi gönderdin? - Evet.

Ama... Eminim beğenmeyecekler.

İşe yarayacak. Buna gerçekten inanıyorum.

Seni tanıdığımdan beri hep yazıyorsun.

Yıllar geçti, yazıyor, yazıyor, yazıyorsun.

Sen de duydun mu? Bebek mi ağlıyor?

Yine mi okuyorsun? Ben de temizlik yapacağını zannediyordum.

- Bebek uyudu mu? - Evet.

Alışverişi yapmak istemiyor musun? Cesaretin yok, öyle mi?

Hayır, daha fazla dayanamayacağım. Bu adam hiç dışarı çıkmıyor.

Anlayamıyorum.

Hayır...

Senin ailen!

Geldiler mi?

Daha geç geleceklerdi. Sence onlar mı?

Güzel.

İyi günler...

- Bebek için tebrik ederim. - Teşekkürler!

İşte buradasın! Sonunda!

Gözünüz aydın.

Ne güzel!

Eviniz çok güzel! Sonunda torunumuzu görme fırsatımız oldu.

Ben... yani bize uzun süredir bekliyorduk, değil mi? - Evet.

Evet, bekliyorduk.

Bebek nerede?

Ama onu şimdi görebilirim, değil mi?

Otursana.

Teşekkürler.

- Sen de görmek istemiyor musun? - Hayır, uyanana kadar bekleyebilirim.

Demek yaşadığınız yer burası...

Evet, öyle.

Ya ikiniz, her zamanki gibi misiniz?

Evet, her zamanki gibi.

- Ya diğerleri? - Diğerleri mi?

Anladım... Bilmiyorum.

Zaten o kadar da bilmiyorum.

- Böyle olur zaten, değil mi? - Evet.

Ya sen, iyi misin?

Şikâyet edemem. Her zamanki gibi.

Ama işin var, değil mi?

Birşeyler bulmak o kadar da kolay değilmiş, değil mi?

Hayır.

Ama sen iyisin?

Evet.

Güzel daire...

En azından...

...merkezi yerde.

Ve bundan da önemlisi... Ne?

- Pahalı mı? - Evet, oldukça.

Ama sen iyisin?

Evet, kesinlikle. Göründüğü gibi...

Evet... Şimdi biz de büyük şehirdeyiz.

Annen ile ben.

Beş buçuk saat... Neredeyse hiç sorun çıkmadı.

- Dün mü geldiniz yoksa... - Evet.

Biraz dolaşmak istedik.

Burada inanılmaz hareketlilik var.

Evet...

Haklısın.

- Uyandı mı? - Evet.

- Gün boyunca uyuyor. - Gün boyunca mı?

Çok fazla ağlamıyor mu?

Tekrar sakinleşti.

Evet, tabii ki. Sakinleşti.

Sen de çok sakindin.

Buraya kadar gelmişken...

...size de bir uğrayalım diye düşündük.

Evet.

Anlıyorum.

Uzun kalmayacağız.

Peki.

Benim salaklığım yüzünden uyandı. Uyandırmak istemedim.

Benim sersemliğim. Bebeği görmelisin, çok güzel bir çocuk!

Bebeği gerçekten görmelisin!

Kime benzediğini söyleyemem ama...

...gerçekten çok güzel bir bebek.

Neyse, sana benzemiyor. Sana da...

Hayır, gerçekten sana benzemiyor.

Ve bana da benzemiyor. Sadece ona...

Anlatsana, aranız nasıl?

- Teşekkür ederim, herşey yolunda. - Ya bebek? - Herşey yolunda.

- Artık burada mısınız? - Ufaklığı görmek istedik.

- Güzel. Demek artık büyük şehirdesiniz! - Evet. Aslında...

Manyaklık, burada olup bitenler!

- Alışverişe çıkıyorum. - Hayır, hayır.

- Buna gerek yok. - Hemen geri döneceğim.

- Gelişiniz biraz âni oldu. - Haklısın, biraz erken geldik.

- Özür dileriz. - Sorun değil.

Sadece kısa süreliğine uğramak istedik.

- Hemen döneceğim. - Bugün geri dönmek istiyoruz.

Geri dönmek zorundayız!

Artık ufaklığın yüzünü görmelisin!

Evet.

İçeri birlikte girebilirsiniz.

- Bekleyebilirim. - Hayır, gidip bir bakıverin.

Evet, gel.

- Ben alışveriş yapacağım. - Bunu yapmana gerek yok.

- Ama size hazırlayacak birşeyim yok. - Gerçekten bunu yapmana gerek yok.

- Hemen geri dönerim. - Biz de hemen gidiyoruz.

Hayır. Kalın biraz.

Büyükbaba gece olmadan geri dönmek istiyor, anlıyor musun?

Pekâlâ...

Gerçekten çok güzel bir çocuk.

Ne mutlu ikinize.

Sen ve bebeğinle ilgili herşey yolunda mı?

- Sıradışı birşey yok, herşey olması gerektiği gibi. - İşte bu güzel.

Şu anda doğum izninde misin?

- Evet. - Bebeğinle ilgilenmen için...

...biraz vaktinin olması da güzel.

Küçük bir hediye getirdik.

Çok büyük değil, küçük bir şey. Gerçekten güzel birşeyler getirmeyi çok istedik.

Teşekkür ederim. Çok incesiniz.

Bebek için küçük bir hediye.

Çok güzel bir çocuk.

Ne düşünüyorsun?

Evet, güzel bir çocuk.

Hediye mi aldık?

O halde, aç bakalım.

- Teşekkürler. - Büyük birşey değil. Sadece ufak birşey.

Bu... Güzelmiş.

Evet.

İnsan neyin uygun olacağını bilemiyor.

- Bu da güzel, değil mi? - Elbette.

Ama çocuk kime benziyor?

- Sen ne düşünüyorsun? - Söyleyemem.

Sana benzemiyor.

Hayır.

Belki de...

Ben de bilmiyorum. Neyse, gerçekten güzel bir çocuk!

- Alışverişe gidiyorum. - Lütfen zahmet etme!

- Ne de olsa birazdan beni terk etmek zorundayız, değil mi? - Evet, kesinlikle.

Karanlık olmadan.

Bir dahakine daha uzun süreliğine geliriz.

- Biliyorsun... - Bu defa böyle olsun.

Biraz daha kalsaydınız?

Güzel olurdu ama...

Siz bizi ziyarete gelmelisiniz. Üçünüz birlikte.

Evet, mutlaka bize uğramalısınız. Yazın hava sıcakken mutlaka gelmelisiniz.

- Tamam mı? - Evet.

O zaman, geldiğiniz için teşekkürler.

Başka sefere daha uzun kalırsınız, tamam mı?

Evet, bu defa biraz kısa oldu ama böyle olması gerekti.

Beş buçuk saat, beş buçuk saattir. Teşekkürler.

Peki öyleyse...

Gördün mü?

Kimse burada olmak istemiyor.

Ailen bile.

Daha buraya gelmeden gitmişlerdi.

Ve senin şu anda baba olduğuna inanıyorlar.

Sanırım çocuğu hiç sevmiyorlar.

- Tabii ki seviyorlar. - Bilmiyorum.

Seviyorlar. Neden böyle söylüyorsun?

Çocuğu seviyorlar, gerçekten.

- Hem de çok. - Pekâlâ, öyle olsun.

Sen öyle diyorsan...

Alışveriş yapacağım, tamam mı?

Sana mektup gelmiş!

- Mektup mu? - Yayımcıdan.

- Merak etmiyor musun? - Evet, biraz.

- Belki de... - Çıkalı çok uzun süre oldu.

Marte'nin yerine uğradım. Bu akşam bize geliyor.

Ne gün ama! İlk önce ailen, şimdi de Marte.

Hiç bu kadar çok ziyaretçimiz olmamıştı.

Ama ailen gerçekten çok az kaldı.

- Hâlâ uyuyor mu? - Evet.

Öyleyse bu gece uyumayacak. Tüm gün boyunca uyudu.

- Evet, gün boyunca hiç sesini duymadım. - Kontrol etmedin mi?

Elbette ettim, bir kaç defa.

Şimdi çocuğu uyandırmak zorundayız. Ama sen...

Marte ile birlikte biraz dışarı çıkarız diye düşündük.

- Öyle mi? - Olur, değil mi?

Bütün gün boyunca burada oturamıyorum, anlıyor musun?

Marte yakında gelir ve biraz dışarı çıkarız.

Yemek için birşeyler aldım. İstersen yiyebilirsin.

Yemek yapmayı sevmiyorum. Bu yüzden Marte'nin yerinde yedim.

- Marte buraya mı geliyor? - Evet.

- Evet ama mahkeme duvarı gibi yüzünden dolayı yukarı çıkmayacak. - Tabii, tabii.

- Marte'nin yanında mıydın? - Evet.

Mektubu açsana.

- Hayır, şimdi değil. - Niye?

Hayır.

Gidip çocuğu kaldıracağım. Bütün gün boyunca uyayamaz.

Ya da...

Onu sen kaldırabilir, altını değiştirip mamasını verebilirsin.

Büyük bir zevkle yaparım.

Marte ne zaman geliyor?

Her an gelebilir. Ben de hazırlanayım.

Anlıyorsun, değil mi?

Bütün gün boyunca oturmak istesen de benim arada bir dışarı çıkmam gerek.

Ağzından kelimeleri kerpetenle alıyorum...

Öylece kanepede uzanıyor ve kitap okuyorsun.

- Biliyorum. - Eskiden Marte ile birlikte vakit geçirirdik.

Hemen hergün bana gelirdi. Gün boyunca oturur, konuşur, güler...

...ve eğlenirdik. Ama seninle yaşamaya başladıktan sonra, böyle olmuyor.

- Olmuyor. - Evet, biliyorum.

Şimdi aç şu mektubu!

Yazdıklarını yayımlamak istemiyorlar, değil mi?

Ama bu defa işe yaracağını düşündün, değil mi?

Evet, öyle düşündüm.

Daha ne kadar yazmaya devam etmek istiyorsun?

Yıllarca oturup yazı yazamazsın...

Belki de yazmamalısın.

Ciddiyim. Ya bir yayımcı çalışmalarını beğenir...

...ya da yapacak başka birşeyler bulmak zorundasın.

Orada oturup kimsenin beğenmediği şeyleri yazmaya devam edemezsin.

Hayır.

Bebeğe bakmaya gitmiyor musun?

Huzur içinde uyuyor.

Bırak uyusun.

Uyandığında altını değiştirirsin, tamam mı?

- Marte geç mi gelecek? - Hayır, yakında gelir.

Ama senin ailen...

..burnunu sokup hemen kaçtılar.

Eminim bebeği sevmiyorlar.

Tabii ki, çünkü beni sevmiyorlar. Beni asla sevmediler.

- Baban zorla çocuğun yüzüne baktı. - Hayır, bu doğru değil.

Hayır mı? Ne peki? Baban hiç umursamadı.

Babam biraz utangaçtır ve yük olmak istemiyor.

Senin gibi. İyi gözüküyor mu?

Evet.

Yayımcıdan gelen cevap için üzüldüm. Yazdıklarının yayımlanmaması üzücü.

Sanırım hemen çıksam iyi olacak.

Böylece Marte'yi görmek zorunda kalmayacaksın.

- Ne zaman eve geri gelirsin? - Çok geç olmadan dönerim.

- Uyu sen. - Baksana...

Efendim, ne var?

- Annemle babam aradılar. - Olamaz.

Yoldan...

- Önemli birşey mi olmuş? - Hayır, öylesine.

Annem, çocuğu gördüğü için çok heyecanlandığını ve bu nedenle hediyesini vermeyi unuttuğunu söyledi.

Küçük bir oyuncak veya onun gibi birşey.

Getirmesi bile inceliğinin göstergesi.

Oyuncağı posta ile yollayacakmış.

Ailen çok telefon etmez.

Eve gittiklerinde tekrar arayacaklar.

- Marte olmalı. - Sana bunları anlatmam gerektiğini düşündüm.

Kibarlığın, teşekkür ederim.. Çıkıyorum.

Pekâlâ...

Bebek bezleri çantada.

Uyanık mı?

Hayır.

Değil mi?

Uzun süredir uyuyor. Pek çok kez uyandı.

Tekrar uyutmak çok zor oldu. Uyudu, uyandı...

...tüm gece boyunca.

Emzik de işe yaramadı mı?

Hayır.

Ama şu anda derin ve huzurlu bir şekilde uyuyor.

Ağladı mı?

- Altını değiştirdin mi? - Evet, iki kez.

- Mama verdin mi? - Evet.

Uyanık olacağını zannetmiyordum.

Biraz geç oldu.

Oturup beni mi bekledin?

Evet... Hayır! Bebek uyandı, ben de uyandım.

Tekrar uyandı ve ben de tekrar kalktım ve yatmadım.

- Yani yatakta mıydın? - Evet.

Peki ya sen, eğlendin mi?

Evet, çok.

- Kız arkadaşınla buluştun, değil mi? - Evet.

Yani...

Marte, evet.

Ama çok geç geldin.

- Bekledin mi? - Evet.

Hangi cehennemdeydin?

Şey...

Hayır, yine başlama!

Niçin nerede olduğunu söylemiyorsun?

Yatsak daha iyi olmaz mı?

Geç oldu. Uyumak istiyorum. Yarın anlatırım, olmaz mı?

Olur.

Sen yat.

- Sen de yatmak istemiyor musun? - Uyayabileceğimi zannetmiyorum.

Yorgunum ama uyuyamıyorum.

Elbette uyuyabilirsin, tabii denersen.

Evet.

Neyse, ben çok yorgunum.

Peki ya gördüğüm otomobil... Gelip gelmediğine bakmıştım.

Seni eve kim bıraktı? Şey demek istemiyorum...

Beni yanlış anlama ama...

Demek bu yüzden bütün gece uyumadın.

İşte buradayım. İstediğin şeyi sorabilirsin!

Hayır, hiçbirşey sormayacağım.

- Sadece biraz yorgunum. - Evet.

Özel birşey olmadı. İşte, öğrendin.

Ne öğrenmek istiyorsun?

Neredeydin, kiminleydin vs mi?

Bana anlatabilirsin, değil mi?

Hayır, zorunda değilsin.

- Sadece merak ettim. - Pekâlâ.

Kız arkadaşımla buluştum...

...Marte'yi biliyorsun? Bir kafede birşeyler atıştırdık...

...sonra da diskoya gittik.

Sonra da başka bir diskoya gittik. Öğrenmek istediğin başka birşey var mı? Yok mu?

Şimdi yatağa gidebilir miyiz?

Yorgunum. Uyumak istiyorum.

İçkimi bitireceğim ve sonra da yatağa gideriz.

Evet mi? Tamam mı?

Yanıma gelemez misin? Biraz oturup konuşamaz mıyız?

Uyayamıyorum. Biliyorum.

Sadece biraz konuşamaz mıyız?

Konuşmak. Gerçekten konuşmak, öyle mi?

Evet. Seni o kadar bekledim. Hemen yatağa beni terk etmek zorunda mısın?

Ama çok yorgunum.

Ve sanırım biraz da sarhoşum.

Biraz daha içersem kesinlikle sarhoş olurum.

Bir kitabın yayınlanmış.

Şuna baksana! Gerçekten.

Sen de birşeyler içmelisin.

Bütün gün boyunca oturup yazarsan, bir gün kitabın yayınlanır!

Ne güzel!

Tebrikler!

Şunu keser misin?

"Sayın...

Çok teşekkürler...

...saf edebiyat..."

Beğenmemişler.

"...kalite olarak beklentilerimizi karşılamıyor."

Ver şunu!

Hayır, yayımlamak istemiyorlar.

Güzel mektup.

- Üstünde en az bir yıl çalıştım. - Kesinlikle daha fazla.

- Hep aynı şey. - Kesinlikle daha uzun.

Ama bir sürü yayımcı var.

Yakında sarhoş olacağım.

Çok fazla içtin.

Ama neredeyse hiç fark edilmiyor.

Aslında o kadar çok içmedim ama şarap kendimi iyi hissettiriyor.

Peki ya sen ne yaptın?

Hayır, hayır, hayır. Ben sadece burada oturdum,...

...evin içinde bebek arabasıyla dolanıp durdum,...

...seni bekledim., pencereden dışarıya baktım.

Sen nerelerdeydin? Söylemek istemiyor musun?

Marte ile mi birlikteydin?

Evet.

- Hayır, bu çok aptalca. - Niçin?

Hayır, söyleyemem ama çok aptalca.

- Söylesene. - Hayır, söyleyemem.

Neden olmasın?

Marte ile birlikte değildin.

Öyle mi? Sence...

- Sana inanmıyorum. - Öyle mi?

İnanmıyor musun? Öyle mi?

- Peki öyleyse... - Yalan atmayı kes!

Sen ayrıldıktan kısa bir süre sonra Marte aradı ve seninle konuşmak istedi.

Peki, onunla değildim.

Şimdi kavga mı edelim? Ya da ne istiyorsun?

Yatağa gitsek daha iyi olmaz mı?

Yarın konuşabiliriz. Bütün gün boyunca hem de.

Haydi.

Yatağa gidelim.

Haydi ama!

Herşeyi yarın anlatarım.

Haydi gel, yatağa gidiyoruz.

Herşeyi yarın anlatırım.

Nerede olduğunu bana şimdi anlatabilirsin. Ne de olsa Marte ile birlikte değildin.

Hayır, onunlaydım!

Yalan söylüyorsun!

Marte seni aramış olamaz çünkü benimle beraberdi.

Seni ve oyunlarını biliyorum. Olanlara inanamıyorum...

Seni çok iyi tanıyorum.

Ya araba?

Seni eve kim bıraktı?

Tabii, tabii.

Pekâlâ!

O zaman burada oturup öylece birbirimize bakacağız.

Ya da gecenin bir yarısında TV mi seyredelim?

Hayır, sen yatağa git.

Gerçekten.

Hiç evden dışarı çıkmıyorsun. Hiç birşey istemiyorsun.

Tek bildiğin oturmak ve yazmak. Cehennem azabı gibi!

Kimse buraya gelmiyor, kimse bizi ziyarete gelmiyor.

Ayrıca annenle baban...

...kendilerini gösterip hemen kayboldular.

Evet, biliyorum. Herşeyi biliyorum.

Ama...

Birlikteyken güzel gidiyor, değil mi? Sen de öyle düşünmüyor musun?

Elbette...

Sorun bu değil.

Ve hep bir çocuk sahibi olmayı istemiştin.

Evet, yine başlama!

Bunlar senin için yeterli. Asla sıkılmıyorsun. Bunları bana binlerce kez söyledin.

Yeni birşeyler söyleyemez misin?

Hayır.

Yatmaya gidiyorum.

Hiç birşey yapmak istemiyorsun.

Kapıdan dışarı adım atmıyorsun. Alışverişe bile çıkmıyorsun.

Sözde, içerde oturup yazıyorsun.

Burada oturup seni seyredemiyorum. Yapamıyorum. Bu beni çıldırtıyor.

- En azından seni eve kimin bıraktığını söyleyemez misin? - Hayır, kes şunu!

Yine başlama!

Yorgunum. Çok geç oldu.

Çok geç olmuş. Bu kadar geç olduğunu bilmiyordum.

Haydi, yatağa gidelim.

Bebek yakında uyanacak...

...ve ortalığı ayağa kaldıracak.

Haydi.

Yatağa gidelim.

Bana sarılabilirsin...

...sarılmak ve uyumak.

Haydi.

Pekâlâ...

Hey,...

...yatağa beni terk etmeyelim mi?

Birbirimize sarılabilir...

...ve birbirimizi rahatlatabiliriz.

Niye bu kadar geç kaldın? Bütün gece seni bekledim.

Niçin bekliyordun ki?

Ne işe yarayacak?

Sen de evden çıkmalısın, en azından arada bir.

Hep içerde oturamazsın.

Artık dayanamıyorum.

Yürüyeme çıkmak bile istemiyorsun.

Alsa yüremeye çıkmıyorsun.

- Ne benimle ne de bebekle. - Evet.

Bütün vaktimi senin yaptığın gibi sürekli içeride oturarak geçiremem.

Ben öyle biri değilim. Farklı biri olamam.

İnsanların arasında olmalıyım.

- Evet. - En azından birileri bize uğrasa ama o da olmuyor.

Çünkü hep saklanıyorsun. Ne zaman biri kapıdan içeri girse, hemen yatak odasına saklanıyorsun.

Böyle olmuyor.

Ne ben dışarı çıkıp insanları görebiliyorum ne de insanlar bize gelebiliyor.

Ve ne zaman birileri gelse ve sen de yatak odasına saklanmadıysan...

...moron gibi garip garip burada oturuyorsun.

O kadar moron ki katlanılmıyor!

Annen ile baban bile hemen çekip gittiler!

Herşey o kadar moronca ve berbat ki....

Olmuyor!

Hayır.

İnsanlardan korkuyorsun.

Böyle yaşanılmaz.

Geç kalmayacağını söylemiştin.

Tabii, tabii.

Ama sonra o kadar çok eğlendin ki...

Evet, çok eğlenceliydi. Hepsi bu kadar!

Ve zaman akıp gitti mi?

Evet, gecenin geri kalanı gibi.

İnsanlarla...

Evet, pek çok erkek ile dans ettim, kadınlarla da tabii.

Şayet öğrenmek istediğin buysa... Konuştum, güzel vakit geçirdim.

Bir kaç arkadaşıma rastladım.

Doğum iznimde sonra onlarla tekrar görüşeceğim.

Ama seninle aramız kötü değil...

Böyle yapma!

Hayır.

Evet, aramız iyi.

Ama konu bu değil. Aramızın iyi olduğunu biliyorum.

Birbirimizi bunca zamandır tanıyoruz. İlişkimiz o kadar da kötü gitmiyor.

Hayır.

Ama o zaman çok toyduk.

Okulda tanışmıştık ve sonra da...

Evet.

Eskiden böyle değildi. Şimdi kötüye gidiyor.

Bütün gün boyunca içeride oturup sana bakamam.

En azından...

Okumak istediğin mi söylemeye çalışıyorsun?

Evet.

Senin de birşeyler yapman gerek.

İş aramak...

- Ne olursa. - Takım elbise giymek, iş aramak...

Bunu mu kastediyorsun?

Çok komik! Kendin için biraz para kazansan fena olmazdı.

Ve bu yayımcı da kitabını basmak istemedi...

Sürekli burada oturup yazı yazamazsın...

...yılllarca.

Ya yazdıkların yayınlanır ya da yapacak başka birşeyler bulmak zorundasın.

Ama belki de bu normaldir...

...yani yazdıklarının yayımlanmaması.

Bu işler böyledir, değil mi?

O kadar kafana takma.

Dert etme.

Belki de yazmak o kadar kolay değildir.

- Belki de böyledir. - Hayır.

Belki farklı birşeyler yapman daha iyi olur.

Belki. Ben...

Bebek bütün gün boyunca ağlarken konsantre olamıyorum.

Önceden daha mı iyiydi demek istiyorsun?

Bilmiyorum.

Böyle bir inkâr o kadar da kötü değil.

Ne dersin?

Neredeyse onuncu oldu.

Hayır.

- Hayır canım, o kadar çok oldu mu? - Evet, oldu!

Evet, on defa, en azından.

Diğer olumsuz mektuplardan sana bahsetmedim. Cevapları yırtıp attım.

Öyle mi?

Evet.

Sadece sana söylemedim. Postayı aldım ve her defasında...

...ve mektupları da.

Yatağa gitsek daha iyi olmaz mı?

Kitaplarımı basmayı reddettiler!

Ard arda, bir yayımcı, sonra ötekisi... Beni duyuyor musun?

Elbette seni duyuyorum ama yine de çok yorgunum.

Duymuyorsun. Orada duruyor dışarıya bakıyorsun.

Ne düşünüyorsun?

Seni eve bırakan adamı belki de.

Onun kim olduğunu bana anlatamaz mısın?

Kimdi?

- Beni eve kim mi bıraktı? - Evet.

Taksiyle geldim.

Evet, öyle yaptım.

Bana yalan söyleme! Pencereden gördüm.

Taksi değildi. Geldiğini gördüm.

Pekâlâ.

Birileri beni eve bıraktı.

Ama sana Baste'nin beni eve bıraktığını söyleyemedim.

Söyleseydim anında ortalık cehenneme dönerdi...

...ve ben de bu geceyi asla unutamazdım.

Pekâlâ...

Beni eve Baste bıraktı. Artık biliyorsun.

Peki onunla önceden de görüşüyor muydun?

- O da içki içmedi mi? - Hayır. İçmediğini düşün.

Niye arabada o kadar uzun süre kaldın?

Arabada uzun süre oturmadım. Kes şunu!

Peki, öyle olsun.

Biraz sohbet ettik.

Yorgunum. Uyuyacağım.

Öylece ayakta durmuş neyin hayalini kuruyorsun?

- Hayal kurmuyorum. - Öyle mi?

Senden başka insanları da görmem gerekiyor.

Sonra da arkadaşınla evine beni terk etmen de gerekiyor mu?

Akşamları, geceleri, boş vaktin olduğunda.

- Hayır. - Kesinlikle biliyordum.

Kız arkadaşınla değil, Baste ile birlikte olduğunu biliyordum.

İtiraf edebilirsin. Bunu anlayışla karşılayabilirim.

Gerçekten mi?

Öyleyse, onunlaydım.

Baste ile birlikteydim...

...bütün gece boyunca.

Onun evinde. Öğrenmek istediğin başka birşey var mı?

Sor!

Arabayla dolaştık,...

...müzik dinledik...

...konuştuk. İşte bunları yaptık.

Sonra da onun evine gittik.

O ve ben, sadece ikimiz.

- Şimdi rahat ettin mi? - Anlattıkların doğru mu?

Hayır, sadece şaka yapıyordum.

Anlattıkların doğru değil mi?

Marte ile birlikteydim. Doğru olan şey bu.

Ve n'olur bana Marte'nın aradığını söyleme.

Ama ben... Arabayı gördüm...

Ne olmuş!

- Sana kim olduğunu söyledim. - Şaka yapmıyordun!

Sadece Marte'nın arkadaşıydı.

Beni alıp eve bıraktı.

Böyle işte.

Şimdi yatabilir miyiz?

- Yapamam... - Neyi yapamazsın?

Başından beri yalan söylüyorsun.

- Yalan söy-le-mi-yo-rum. - Söylüyorsun.

Yalan söylediğini görebiliyorum.

Yorgunum. Uyuyacağım.

Dışarı çıksan daha iyi olmaz mı?

Dışarı çıkıp arabayla dolaşırsın, bir oraya bir buraya.

Müzik dinlersin, eğlenirsin veya Baste'nin evine gidersin.

Yeter ki benim yanımda durma. Çünkü ben hiç dışarı çıkmıyorum...

Gitsene o zaman!

Çek git!

Çık git!

Burada kalman gerekmiyor. Gidersen umurumda olmaz.

Basti, ya da adı her neyse, denen adama gitsek istiyorsan, haydi git.

Gidebilir miyim?

Güzel.

Paramparça hayatım, fırtınalarla dolu

Serpilmiş üzerime ölü toprağı

Arama boşuna, değil kolay bulman beni

Saklandığım yerde var Barbary'i izleri

Saklandığım yerdir orası

Ne yapıyorsun?

Uyanık mısın?

Orada ne yapıyorsun?

Görmüyor musun?

Hayır!

Birşey söyle.

Bu da ne demek?

Birşey söyle.

Taşınıyorum, görmüyor musun?

Bu Baste.

Baste'yi aradım...

...gecenin bir yarısında aradım.

O da geldi. Değil mi Baste?

Evet.

- Şaka yapma. - Şaka yapmıyorum.

Baste'yi aradım çünkü burada kalmaya dayanamıyorum.

- Buna bir son verir misin? - Hayır, niçin?

Baste'yi ben aradım...

...gelip beni alması için. Dediklerimi anlıyor musun?

Hayır, hayır. Bunu anlamıyorum!

Artık dayanamıyorum!

Dediklerimi anlıyor musun? Seni terkediyorum.

- Taşınıyorum. - Hayır, böyle söyleme.

Koridorda beklesene.

Hemen geliyorum.

Birbirimizi çok seviyoruz, değil mi?

Oydu...

...beni eve getiren.

Bu gece... Baste.

Bunun ne anlama geldiğini eminim ki biliyorsundur.

Bu gece, evet...

Ama sen bunu çoktandır bekliyordun.

Sana herşeyi anlattım ama sen bana inanmadın.

Ne söylersem söyleyeyim bana inanmıyorsun.

Dün gece kız ardadaşımla değil onunla birlikte olduğumu sen de anlamışsındır.

Anlamıyor musun?

Bak sana ne diyeceğim. Baste ile ben, birbirimize âşığız.

Gerçekler böyle, her kadar kulağa aptalca gelse de.

Birbirimizi seviyoruz. Hem de uzun süredir.

Biz...

- Artık biliyorsun. - Ama...

Hepsi doğru. Bana inanmıyor musun?

Umurumda değil.

Ve gerçekten bilmek istiyorsan, evet, onunla yattım.

Hem de çok sık. Bu gece de arabada seviştik.

Dediklerimi duyuyor musun?

Yoksa sen tam bir moron musun? Bana inanmıyor musun?

Hiç mi kafan basmıyor?

Terkediyorum.

Böylece...

...uyumaya gidebilirsin.

İçeri gir, Baste. Dışarıda beklemek zorunda değilsin.

Azıcık bile olsa bana inanmıyor musun?

Gel buraya. Gel ve bak ona!

Şurada. Koridorda duruyor.

Az önce buradaydı. Görmedin mi?

Az önce buradaydı!

Gel ve bak ona! Haydi, gel bak!

İstemiyor musun?

Haydi ama! Dışarıda bekliyor.

İçeri gir Baste, zararsızdır.

Şimdi onu gördün. Hem de iki kez gördün.

Dediğin gibi, onunla birlikteydim.

Arabasıyla dolaştık. Anlıyor musun?

Orada öylece durma, birşey söyle!

Bu kadar yeter! Güle güle.

Bebeği biraz sallayabilir misin?

Yanıma hiç eşya almamışım.

Çok fazla şey alamıyorum. Geri kalanı için yarın geri geleceğim.

Şimdilik sadece bir kaç parça alıyorum.

Baste ile uzun süredir tanışıyoruz, değil mi Baste?

Evet...

Uzun süre mi?

Bir yıl kadar oldu. Ama büyük ihtimalle babası sensin.

Bebekten anlaşılıyor.

Kavga mı etmek istiyorsun?

Bana uyar.

Bu işler böyledir.

Evet.

Herşey çok hızlı gelişti.

Benim için de, şimdi burada olmak...

Senin kendisini tehdit ettiğini söyledi.

Ama...

İşte yaşadığım yer burası.

Nasıl buldun? Güzel, değil mi?

Fena değil...

Bu evi ben buldum.

O hiç birşey yapmaz. Sadece yazar. Bunu biliyor muydun?

- Ne yazıyorsun? - Ve hep reddediliyor.

Kolay değildir, yazmak yani...

...ve yayımcı bulmak da.

Ama bu adam, karşımda duran,...

...kolay olduğunu zannediyor. Ama yayımcı bulamıyor.

Yazmaya devam ediyor ve bebek ağlıyor diye de şikâyet ediyor.

Eşyalarını almaya ne zaman geleceksin?

Eminim ki şu anda beni ve onu öldürmek istiyorsundur.

Eşyalarını almaya ne zaman geliyorsun?

Böyle acele etmen hiç hoş değil.

Yarın bir araç kiralarayak mobilyaları alabilir misin?

Yarın yapabilir misin?

Elbette, sorun değil. Hangi saat size uyar?

- Fark etmez mi? - Güzel.

Ne kadar erken, o kadar iyi.

Yani çocuğun yatağını kastediyorum. Ona ihtiyacımız olacak.

Belki de yarın herşeyi alabilirsin.

- Ne diyorsun? - Tamam.

Emin misin?

Evet.

Bu şekilde olmamalı.

Gerçekten olmamalı.

- Gecenin bir yarısında veya saat kaçsa... - Ama artık dayanamıyorum.

Böyle gitmiyor.

Evet, ama o...

Onu merak etme sen.

Kendini toplar.

Ya da toplayamaz...

Umurumda değil.

Çok sessiz gözüküyor.

Evet.

Umurunda değil mi?

Bilmiyorum.

Gerçekten hiç fikrim yok.

Belki ona göre hava hoştur.

Çıkmıyor muyuz?

Buraya gelmiş olmama inanamıyorum.

Herhalde âşık olmalıyım.

Çılgınca şeyler yapıyorum.

Ben de.

Artık sensiz olamam.

Hep seni düşünüyorum.

Senin yanında olmalıyım.

Başka şekilde olamaz.

Gerçekten, başka şekilde olamaz.

Onun anne ile babası....

...öyle hasetler ki!

Ve o da onlara çekmiş. Onlar gibi katı ve hantal.

Babası öylece şurada oturdu ve bön bön baktı.

Şimdi gidebilir miyiz?

Evet...

Seni öyle çok seviyorum ki...

- Bundan böyle hep birlikte olacağız, sen ve ben. - Evet.

Beni asla terk etme.

Asla beni yalnız bırakma. Çok ciddiyim.

Hayır, sana söz veriyorum. Seni asla terk etmeyeceğim.

Her zaman senin yanında olacağım. Her zaman.

Haydi gidelim.

Beni terk etmeyeceğini nasıl garanti edeceksin?

Hayır, seni terk etmeyeceğim.

Asla!

Ama zaten bunu biliyorsun.

Hem sen de beni terk etmemelisin.

Ne oldu?

Bir kaç şey daha hazırlamalıyım.

Lütfen farklı düşünme.

Hayır...

Şu an, o fotoğraflara bakmak için uygun zaman değil.

Eşyaların hepsini daha sonra alırız.

Sadece gerekli olanları al.

Yarın geri gelip kalanları alırız.

Böyle yapalım mı? Çok geç oldu.

- Artık gidelim. - Haklısın.

Kendimi biraz onun yerine koymalıyım.

Anlıyor musun?

Çok garip...

Buradaki eşyalar beni terk etmeme izin vermiyorlar.

Hemen şimdi gidemez miyiz? Artık burada kalmamıza gerek yok.

Evet ama, şu anda beni terk etmek çok tuhaf hissettiriyor.

- Niye bilmiyorum. - Saçmalama.

Oldukça uzun bir süre onunla birlikte yaşadık.

Bir çocuk dünyaya getirdik...

Eşyalar satın aldık...

...belki çok değil ama yine de bize yeter.

Bir sürü eşyamız olsaydı daha kolay olurdu.

Onlar sadece bir kaç parça eşya değil.

Bir kaç parça resim, kase, yatak örtüsü...

Bunları niye anlatıyorum ki...

Gel haydi.

Tamam...

Gerçekten çok üzücü bir durum.

Herşey o kadar yanlış ki...

Her an gözyaşlarına boğulabilirim...

Hayır, dediklerimi kââle alma. Öylesine konuşuyorum işte.

Şu pirinç kaseye bak...

Hayatımda hiç bu kadar kederli birşey görmemiştim.

Evet, gerçekten.

Herşey o kadar...

Bilmiyorum.

Bırak zırvalamayı.

- Beni, sen aradın. - Evet, biliyorum.

Ve senle ben birbirimize aidiz, bu konuda şüphem yok.

Ama onunla ben... Bana karşı hep iyi davrandı.

Evet, her zaman.

Ve bebeği de çok seviyor. Onunla çok güzel ilgilendi.

Doğumda yanıbaşımdaydı ve elinden geldiğince yardım etti.

Çok bağırmış olmalıyım.

Ve şimdi ise...

- Gideyim mi? - Hayır.

Hayır, beni terk etme! Dayanamıyorum.

Burada olmadığın zamanlarda seni çok özlüyorum. Gitmene izin vermiyorum.

Sadece...

...çok zor ve üzücü.

Herşey o kadar kötü ki.

Çok âni oldu.

Her zaman böyle şeyler olur, değil mi? Anlıyor musun?

Hep birşeyler olur.

Hoşuma gitmiyor. Herşey, her zaman olması gerektiği gibi olmalı.

Bildiğim şeylerin olmasını istiyorum ama hep bilinmeyenler başa gelir.

Ne olduğunu tam olarak bilmiyorum ama bunun da bir sebebi olmalı.

Sorun bende mi? Yoksa başka yerde mi?

Bilmiyorum.

Ama şimdi beni terk etmeyelim mi? Bunları daha sonra konuşuruz.

Haklısın.

Ne düşünüyorum, biliyor musun?

Çok saçma ama...

...mutfaktaki tabakları düşünüyorum.

Mutfaktaki tabakları terk ettiğimi düşünüyorum.

İşte bunu düşünüyorum.

Kafayı yedim!

Gelmek istiyor musun yoksa istemiyor musun? Bir karar...

Sen ve ben...

...birlikte olmalıyız. Bu kadar basit, değil mi?

Bu çok acı.

- Herşey o kadar acı ki... - Öyle deme.

Sanırım yakında ayılırım.

Ne kadar güzel uyuyor. Ne kadar güzel uyuduğunu gördün mü?

Gelip baksana.

Evet, çok derin uyuyor.

Çok huzursuz bir gece geçirdi.

- Bunu o mu söyledi? - Evet.

Ve şimdi de taşınıyoruz...

...başka bir yerde yaşamaya gidiyoruz.

Ve sen...

...baba gibi olacaksın.

Hayır, şimdi gidemem!

Yapamam!

Bana karşı hep iyi davrandı. Her zaman herşeyi yapmak istedi.

O kadar çaresiz olmasına rağmen kapıdan adımını dışarıya atmıyor.

Bazen günlerce içeride oturup dışarı çıkmıyor, alışverişe bile...

Ve şu yazma işi... Hiç işe yaramayacak.

Yazdıklarının hiç birinin işe yaramayacağından eminim.

Ama yapabildiği tek şey evde oturup yazı yazmak. Ama kimse yazdıklarını yayımlamak istemiyor.

Yeterince iyi bir yazar değil.

Hiçbir işte iyi değil. Ve okulda, tam bir faciaydı.

Bir defasında ikimiz de dersten kalmıştık. Okula birlikte gitmiştik.

Bunların hepsini biliyorsun zaten.

Daha önce sana anlatmıştım.

İlk tanıştığımız günden beri anlatıyorum.

Yoksa biz...

O durumundan memnun.

Ama elinden hiçbir iş gelmiyor.

Herşeye ben bakmak zorunda kaldım.

O ise yalnız başına...

Gidemem.

Çok saçma ama gidemem.

Yapamam... Böyle olmaz.

Peki ya biz?

Bilmiyorum. Seni seviyorum.

Sana âşığım. Sensiz yaşayamam.

Tam olarak böyle hissediyorum.

Ama bilmiyorum.

Onu da terk edemem.

En azından şu anda terk edemem.

Saat kaçta buluşuyoruz?

Bilmiyorum ama buluşmamız gerek!

- Dur! - Dur mu?

Artık bir karar ver!

Burada kalıyorum.

Bilmiyorum. Seni şimdiden özledim.

Ama farkındayım, böyle de olmuyor.

Yani bu şekilde.

Öyleyse, birbirimizle o kadar sık görüşmememiz daha iyi olacak.

- Yoksa işler daha da kötüleşecek. - Hayır.

Böyle konuşma! Böyle konuşmamalısın.

Birbirimizi görmeliyiz. Seni o kadar çok seviyorum.

Nasıl yani? Karar ver.

Böyle olmuyor!

Olmuyor!

Aptalca!

Gidelim.

Gelmiyor musun?

Pekâlâ.

Gelmiyor musun?

Öyleyse ben gidiyorum.

Tamam.

Beni sevmiyorsun.

Yeterince sevmiyorsun. Bunu öğrenmek güzel.

Hayır, dediklerin doğru değil. Bunu sen de biliyorsun.

En azından ben biliyorum.

Gitme!

GECE, ŞARKILARINI SÖYLÜYOR

Çeviren: Navyblue navyboy@mynet.com

Hayatım avuçlarımdan kayıp gidiyor nasıl olsa

Hayallerim avuçlarımdan kayıp gidiyor nasıl olsa

Tüm söylediklerim de ardından onlarla

Kafamda büyüttüğüm tüm korkular da peşisıra

Sevdiğim, n'olur beni terk etme

İçimdeki güneşi söndürme

Sevdiğim, n'olur beni terk etme

İçimdeki güneşi söndürme

Beni seveceksin nasıl olsa

Ve terk edeceksin umarsızca

Binlerce büyük engel konmuş yoluma

Masmavi gökyüzü çalar olmuş siyaha

Sevdiğim, n'olur beni terk etme

İçimdeki güneşi söndürme

Sevdiğim, n'olur beni terk etme

İçimdeki güneşi söndürme

Bu ömür de tükenecek nasıl olsa

Şu an, o günün hayali var bir tek aklımda

Seni, o hüzünlü halini hissederken canımda

Asla çıkamayıp, yaşayacaksın hatırımda

Sevdiğim, n'olur beni terk etme

İçimdeki güneşi söndürme

Sevdiğim, n'olur beni terk etme

İçimdeki güneşi söndürme

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.