Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
[Pedro L. Espinoza "Amanecer" çalar]
[mesaj sesi gelir]
Buraya geldiğinizden kimsenin haberi var mı?
Hayır.
Ne oldu?
Oğlumu kaçırdılar.
[Kaan Tangöze "Dağlar Bağlar" çalar]
♪ Dağlarda bağlarda ♪
♪ Ben seni gördüm oralarda ♪
♪ Dağlarda bağlarda ♪
♪ Ben seni öptüm buralarda ♪
♪ Dağlarda bağlarda ♪
♪ Ben seni gördüm oralarda ♪
♪ Dağlarda bağlarda ♪
♪ Ben seni öptüm buralarda ♪
♪ Dağlarda bağlarda ♪
♪ Ben seni gördüm oralarda ♪
♪ Dağlarda bağlarda ♪
♪ Ben seni öptüm buralarda ♪
♪ Şuralarda oralarda vay ♪
[şarkı biter]
[hafif müzik çalar]
Ee, Zafer'i İstanbul'da dandik bir evde tutuyorlar.
Başında da bir iki tane koruma var.
Yani biz saldıracağız,
saldırınca onlar bizi paketleyecekler orada, planları bu yani.
Ee?
Ee'si, yani Zafer'i kurtarmak esasen bizim işimizi görmüyor.
Ailecek kaçamıyoruz, bir arada olamıyoruz.
Dolayısıyla hem Zafer'i, hem aileyi kurtarmak için
bize daha köklü bir çözüm lazım.
Sen de kalktın,
beni acayip bir tehlikeye atarak buraya geldin çünkü…
Çünkü benim bu adamlarla masaya oturmam lazım.
Küçük bir bilgi, ne bileyim bir ipucu, örgütü tedirgin edecek bir şey yani.
Yıllardır bu adamların kuyruğunu tutuyorsun, ciğerlerini biliyorsun.
Masada benim elimi kuvvetlendirecek bir koz lazım.
Ha biz savaşır mıyız? Savaşırız.
-[erkek] Tabii. -Tabii canım, her zaman.
-Evet. -Savaş, savaş, biz de bunaldık yani.
Ancak savaşla olacak şey değil yani.
-[erkek] Evet. -Masa şart.
Masa varsa, öyle bir ihtimal, biz tercih ederiz, çok iyi olur yani o.
Biz normalde, aslında yurt dışına, Ukrayna'ya bir kaçma planımız vardı.
Helikopteri kaçırdık, o olmadı yani, o öyle bir bütün sistem değişti.
Sonra Sevil yengemizi kaybettik. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.
[hepsi birden] Allah rahmet eylesin.
[erkek] Dizanteri, sıkıntılı, sancılı bir kayıp.
Kanlı, kanlı dizanteri. Bağırdı, çok bağırdı.
Sonra efendim, biz tabii hedefi de küçültmek için dağıldık böyle.
Yetmezmiş gibi bir de yanımızda hamile bir kadın var.
Hamile, eşim zaten hamile benim, biliyorsunuz.
Avlanmak zorunda kaldık, ayı yedik. Biz ayı yedik efendim.
Biz en son ayı yedik yani. Ayı yedik.
Serhan.
Savaşmakla olacak gibi değil, biliyorsun.
Benim masaya oturmam lazım.
[erkek] Masaya oturabiliyorsak çok iyi.
Savaşmak olmuyor, kaçmak olmuyor, tam bir dilemma.
Sen çocuklarına hiç benden bahsetmemişsin Gazanfer, hı?
-Bahsetti mi? -[erkek] Hiç bahsetmedi.
Nurullah abi var, çok eski.
Çocuklar, ben babanızın en eski arkadaşıyım,
hatta bu dünyadaki tek arkadaşı da benim diyebilirim.
En azından bir zamanlar öyleydi.
Biz birlikte bir sürü zorlu eğitimden geçtik, hatırlıyor musun?
Aç, susuz, uykusuz, ıssızlığın ortasında, birçoğumuz geri dönemedi.
Ama babanız her seferinde, bizi evimize geri getirmeyi başardı.
O yüzden sana hayatımızı borçluyduk.
Sana hepimiz hayrandık.
Estağfurullah, olur mu öyle şey?
Allah aşkına, ya bak Allah'ın adını verdim,
geçmiş zaman şeyleri ya, üstünde durma artık, hadi.
Konuya dönelim ya biz.
He, tamam, konuya dönelim, peki.
[boğazını temizler]
Bana olan borcunu ödersen, size yardım ederim.
Ne borcu ya?
Baba, baba parayı alamadık, bak ne borcu?
-Tamam. Bir saniye. -Halledemeyebiliriz yani.
-O imkânsız bile olabilir yani. -Oktaycığım, Oktaycığım, müsaade et.
Ne borcu yahu?
Bir tango borcu.
30 yıl evvelinden.
[Yaşar Güvenir "Sensiz Saadet Neymiş" çalar]
♪ Sensiz saadet neymiş ♪
♪ Tatmadım bilemem ki ♪
♪ Alnımın yazısıydın ♪
♪ Ne yapsam silemem ki ♪
♪ Sensiz saadet neymiş ♪
♪ Tatmadım bilemem ki ♪
♪ Alnımın yazısıydın ♪
♪ Ne yapsam silemem ki ♪
[şarkı biter]
Serhan, Serhan, Serhan!
-Serhan! -Efendim aşkım?
Biz ikimiz, yarın annemlere gidelim.
Begüm, olur mu öyle şey? durumumuzu biliyorsun, yapamayız öyle bir şey.
Ya Allah Allah, benim karnım alnıma dayandı, ben iyi değilim ya.
Benim daha bir metre kıpırdayacak şeyim kalmadı.
Git babanla konuş. Sabah diyeceksin ki…
"Baba, benim karım hamile, bazı ihtiyaçları varmış." diyeceksin, o kadar!
Anasını görmek istiyormuş, diyeceksin, bitti, gitti!
Meleğim, bir tanem bak, senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?
Bizim Zafer'i kurtarmamız lazım. Böyle bir şey olmaz, ben babama gidip de
"Biz kayınvalideme gidiyoruz." diyemem.
-Ben öyle mi dedim? -Diyemem.
Öyle mi dedim? Diyeceksin ki "Babacığım, benim artık bir ailem var
ve ben onların yanında duracağım." O kadar ya!
Ne sümsük, sünepe bir şey çıktın sen ya!
Biraz adam ol!
Erkek ol biraz, erkek gibi!
Şöyle babanın karşısında bir duruşun olsun be!
Pislik! O kadar zor diyor. Bu kadar!
Böyle böyle diyeceksin baba, böyle böyle!
Pislik! Kalk bana, kalk, bana soda getir!
Begüm, olmaz, kaç tane içtin ya!
Lan gazım var.
Gazın falan yok, içinde çocuk var. Sen çocuğu mu eritmeye çalışıyorsun?
-Olmaz. -Sen hayırdır?
Niye bana cevap veriyorsun? Ben sana soru mu sordum?
"Soda içebilir miyim?" mi dedim?
"Soda getir." dedim bana! Kalk! Kalk! Pislik!
Bu kadar zor bir şey değil. Kalkacaksın, soda getireceksin ya!
Bir onu yapacaksın!
Hey, ne o, ne o hareketler?
-Yok bir şey, yok. -Ha? Bakış mı attın sen bana?
-Bir şey yapmadım. -Bakma öyle uzun uzun.
Vallahi düşerim ha, âşık olurum. Defol!
Amına koyduğumun sincabı!
Bu ne ya?
-Müsait misin? Bir konuşalım. -Müsait değilim.
-Bir konuşalım seninle. -Konuşmayalım.
Bir iki saattir düşünüyorum. Serhan abimle konuşayım dedim.
Şimdi bu operasyonlarımız var ya, biliyorsun.
Planlar yapıldı vesaire falan, birçok şey yanlış yapıldı bence, bana sorarsan.
Ben bu işin sonunu hiç iyi görmüyorum tabii ama.
-Zafer'i kaçırdılar, biliyorsun. -Evet.
Zafer kurtarılacak tabii ki.
Yarın öbür gün şimdi bizi de kaçırabilirler,
ölebiliriz, ölünebilir, şimdi öyle bir sürece giriyoruz.
Ne anlatıyorsun sen bana?
-Ben bakireyim. -Nesin?
Bakireyim ben.
Ben ne yapayım sana şimdi ya?
Bir yardımcı ol, bir ön ayak ol, bir yol göster.
Serbest, Serbestçiğim bak, sana şunu söyleyeyim.
Şu son sekiz aydır ben değiştim, tamam mı?
Hamilelik, dağlarda yaşamalar, o, bu, ben de…
Üst üste geldi abi.
-Ben artık Serhan değilim. -Doğru.
Ben Begüm'üm. Ben Begüm oldum.
Ben senin yengenim, artık tamam mı?
O yüzden sen git abilerinle konuş, abinle hallet, benim soda almam lazım.
Konuşacağım kimse olmadığı için…
Bıraksana oğlum.
-Kimse olmadığı… -Ne yapıyorsun?
Bir dur, bir dur, konuşalım.
Sikeceğim, sikeceğim!
[boğuşma sesleri]
En son babamı sikeceğim artık! Yardımcı ol lan!
-Düzgün konuş! Yürü git! -Yardım et lan!
İstanbul'da dört tane adam var.
Bunların hepsi üst düzey.
Bu adamların hepsi üzerlerinde bir USB bellek taşıyor.
Ne var içinde?
Türkiye ve Orta Doğu'nun bütün operasyon dataları.
-Yani her şey. -Her şey, aklına gelebilecek her şey.
Ne işime yarayacak bu bilgiler?
Bu USB'ler şifreli, dördü bir araya gelince çalışıyor.
Bu dört adam, yılın belirli zamanlarında
USB'leri alıp genel merkeze götürüyorlar.
Bu dört adam senin çıkış biletin olabilir.
Sen, bu dört adamın üzerinde taşıdığı bellekleri
aynı gün içinde ele geçirmek zorundasın.
-Aynı gün mü? -Aynı gün ve çok hızlı bir şekilde.
Eğer içlerinden bir tanesi uyanır da tüyerse, her şey yatar.
Nerede bu herifler? İsimleri, adresleri filan?
Ne yazık ki bu bilgilerin hiçbiri bende yok.
Ama bilen birini tanıyorum, adı Şenol.
[Nejat Yavaşoğulları "Yalnız Kalma Bu Dünyada" çalar]
♪ Yalnız kalma bu dünyada ♪
[telefon çalar]
[şarkı biter]
Efendim abiciğim?
Sağ ol, sağ ol, sen nasılsın?
Müsaitim abi, buyur.
Evet abi, ne ailesi?
Tamam, tamam abi, tamam, kaç diyelim?
Abi buçuk yapalım mı be?
♪ Yalnız kalma bu dünyada ♪
♪ Yalnız kalma bu dünyada ♪
♪ Yalnız kalma bu dünyada ♪
♪ Yalnız kalma bu dünyada ♪
[şarkı biter]
İçeriden nasıl bilgi sızdırıyorsun?
Abi, bizim içeride çok geniş bir network'ümüz var.
Oradan bize temiz bilgi akışı oluyor, ücreti mukabilinde tabii.
Bir de örgütün üst düzey yöneticilerinin deri ceketlerini biz temin ediyoruz.
-Paravan olarak ne iş yapıyorsunuz? -Dericiyiz abi biz.
Atölye var bizim Zeytinburnu'nda, 50 kişi çalışıyor yanımızda.
Geliri falan da çok güzel ama işte, işin kendisi bok, yapılacak gibi değil.
Ben nefret ediyorum. Sadece örgütten çıkmak istemiyorum.
Ailemden de kurtulmak istiyorum, o deri atölyesinden de çıkmak istiyorum!
Şenol, sen kaç para istiyorsun?
O kolay abi ya, onu konuşuruz, onda bir şey yok da şeyi söyleyeceğim.
Abi, bu operasyonlara ben de geleyim ya.
Operasyonlara niye sen geliyorsun ya?
Çünkü kardeşim, örgütle ben de masaya oturacağım.
"Beni emekli edeceksiniz, ailemle ilişiğimi de keseceksiniz." diyeceğim. Bu.
Bir dakika, senin de ailen mi var, bizim gibi?
Ben yalnız çalışıyor diye anlamıştım ama baba.
-Şimdi, Şenol… -O ne demek kral ya?
Aile tabii var, yani vardı diyelim.
Ya son beş sene babam öldü, iki tane abim vardı ikisi de öldü.
Benim abilerimden birini asitte erittiler.
Ben kendi abimi böyle, mezara sürahi ile döktüm ya.
Dedem, dedem çatışmada öldü.
Ya kalp yetmezliğinden öldü ama çatışmada öldü yani.
-Ya benim anneannemi tank ezdi abi, tank. -İlhami.
Sen şimdi, kaç para istiyorsun?
Abi beş olur.
-İki. -Cık, bir.
Bir de az ya, bir buçuk tam iyi, ben…
Ne yaptınız? Gözünüzü seveyim ya, dört buçuk.
-[İlhami] İki. -Dört.
Ee, şimdi Şenolcuğum, bizim bütün paramız iki milyon dolar, ne eksik ne fazla.
İşte o sebepten ben bir diyorum.
-Bir gibi mi düşüneyim abi? -Gibi değil, bir.
-Bir mi? -Bir.
-Hayırlı olsun abi. -Hadi bakalım.
[Gazanfer] Hayırlı olsun.
Ben size bu örgütün üst düzey dört tane yöneticisinin eşkâlini,
kaç tane koruması var, ne yerler,
ne zaman girerler, çıkarlar, bunların hepsini anlatacağım.
Ondan sonra gece yatacağız, sabah da salim kafayla bu işi bitireceğiz, bu.
Evet.
Ay, nefes alamıyorum.
Ah!
Serhan, kalk kalk, kalk, hemen kalk, git babanla konuş. Bu nedir ya?
-Bir şey mi oldu? -Nerede yatıyoruz?
-Ne yaşıyoruz, bu ne? -Bir şey mi oldu?
-Sen ne yaptığının farkında mısın? -Ne oldu?
Bak nefes alamıyorum, aldığımda da çektiğim, ne bu?
Oksijen hariç her şey var, ölü kokuyor burası,
deri kokuyor, küf, rutubet, her şey, kalk.
Aşkım, bir gece sabret, yarın gidiyoruz.
Kalk, babanla konuş. "Yarın gelemiyoruz." diyeceksin.
-Diyemem. -Diyeceksin.
"Begümler'in ailesinin yanına, Ayvalık'a gideceğiz." diyeceksin. Beni kullan ya.
-Ben diyemem öyle bir şey. -"Karımın psikolojisi iyi değil." de.
"Hazırlıklar üç dört gün sürer." dedi. Bak, sabaha koydular operasyonu.
Tanımadığınız insanlarla ne iş yapıyorsunuz ya?
Kendini düşünmüyorsun, beni düşünmüyorsun, bu yavruyu düşüneceksin.
Ya ne alakası var?
/Bu çocuğa bir şey olursa
bunu vebalini bana yaşatmayın ya.
Bunu nasıl söyleyeyim ben?
Kalkıyorsun Serhan şimdi! Hemen konuşuyorsun!
Git konuş babanla, ben eşyaları topluyorum,
bavulları hallediyorum, git konuş!
[Serhan] Ne yapıyorsun lan?
Oktay abi, Oktay abi, Oktay abi.
-Ne oldu? -Oktay abi.
-Hı? -Ne oldu?
-Oktay abi? -Hı.
-Abi. -Ben bir şey demedim.
-Beni, beni bir kovsana. -Hı?
Kov beni, küfret bana, bir bağır.
-Kavga mı ettiniz? -Yok. Bana bağırsana bir.
-Hı, ne? -Duydum ben.
-Ne diyorsun lan? -Bana bir bağırsana, beni kov böyle.
-Sen iyi misin? -İyiyim, iyiyim, sağ ol.
Beni kovsana, küfret, bağırsana biraz böyle.
Ne diyorsun oğlum?
Begüm "Biz yarın operasyona falan gidemeyiz, git söyle." diyor.
Ben sana söyleyeyim, sen beni kovsana.
Çok tartışmaya başladınız.
-Bir bağır beni, bir… -Bu kız niye anlayamadı ya?
Gidin yatın lan, yarın operasyon var, manyak mısınız lan?
-Biliyorum. -Yatın lan.
Benim için bir bağır.
Yatın, yarın iş var diyorum. Babamın yanında bağırttırma beni!
Bir siktir git! Bir siktir git!
-Ben de bağırayım mı? -Sen… Tamam.
-Bak, ben seni anlıyorum. -Tamam Serbest, Allah Allah.
[Serhan iç çeker]
Siz ama böyle değildiniz, gerçekten böyle değildiniz siz.
Eyvallah abi, eyvallah.
-Ne oldu? -Ne, ne oldu ya?
Ne, ne oldu Begüm? Duymadın mı?
Siktirle kovuldum, 40 yaşında adamım ya,
abim beni siktirle kovdu, amına koyayım!
Gecenin kör karanlığında ya!
Hayata bak. Sikeyim ben böyle işin!
İyi misiniz?
-[kap vurulur] -[Serbest] Hadi çık.
Dur çıkacağım, bir elimi yıkayayım, bir dur ya!
-Bozuk mu, su mu akmıyor? -[Serbest] Lan çık!
Yahu çıkacağım, bir elimi yıkayım, bir dur Allah aşkına ya!
-[Serbest] Lan çıksana! -Sikeceğim. Gel, gel.
[kapı açılır]
Geç, su akmıyor.
[kapı kapanır]
Soykancığım, ne haber canım? Serbest ben.
Mesajlarımı görmeyince bir arayayım dedim seni.
Sesini duyayım dedim.
[ Hugo Camedda "Shadows" çalar]
Arkamda gördüğünüz dört fotoğraf örgütün dört tane üst düzey yöneticisi.
Şimdi bunlar bütün dataları birer flash bellekte taşıyorlar,
onları kolye yapıp boyunlarına takmışlar,
yanlarından hiç ayırmıyorlar. Biz ne yapıyoruz?
Hazırlamış olduğum bu sahte flash belleklerle
onları değiştireceğiz, olay bu, okey?
Şimdi, şu ilk başta görmüş olduğunuz bizim ilk hedefimiz, tamam?
Bu yüzü iyice ezberleyin. Özellikle Serhan, sen çok dikkatli bak.
Şunu biraz büyütsene bakayım.
[Şenol] Bu.
-Şey… -Netleşmedi, netleştirme yapamıyor muyuz?
-Yapamıyoruz, çözünürlük yetmiyor ona ya. -Nasıl? Göremiyoruz şu an.
Bu kadar görüyoruz.
-Hedefimizi görebilir miyiz ya lütfen? -[Şenol] Bu işte.
-Ama yani hiçbir şey gözükmüyor. -Şenol?
-Anlaşılmıyor mu? -Ne, neyini anlayalım?
Sakallı, takım elbiseli kim varsa öldürüyor muyuz?
Görsen tanımaz mısın? Anlamadım.
-Uzatmayın. -Bu da fotoğraf gibi.
İlhami. Kes. Atakan.
-Baba, vuracağımız adamı da görelim ya. -Tamam.
-Görelim de vuralım ya. -Serhan.
-Tanımıyor musun şimdi görsen? -Nasıl bileyim bu kim?
İlhami abiyi vursam tamamız yani?
Bugün hiç çıkmayalım buradan.
-İlk hedefimiz İlhami abi o zaman. -Evladım!
Serhan, hadi bakalım, bir daha geçelim üstünden.
-[Serbest] Çok fena gol yedik ya. -Şişt!
Şimdi şöyle,
saat 7.45'te plazada oluyoruz.
Adam her sabah 8.30-9.00 arası masaj ve cilt bakımı yaptırıyor.
Biz o sırada çatıda olacağız, cam temizleme vinciyle
adamın olduğu kata ineceğiz. Yarım saatimiz var,
o arada girip USB'yi alıyoruz.
[İlhami ] Biz de o sırada Begüm'le,
ikinci hedefin düzenli olarak yemek yediği restoranda oluyoruz.
Uygun anı bulduğumuzda, içeceğine bizim ilacı atıyoruz.
Adam kendinden geçtiğinde, Şenollar ilk yardım ekibi olarak
ambulansla gelip adamın boynundan USB'yi alıyorlar.
Merhabalar efendim, hoş geldiniz.
Hoş bulduk.
Karar verebildiniz mi?
21 ver canım ya.
21. Evet?
-72 ver. -Kahve.
Menümüzde 72 diye bir şey yok efendim.
Tamam, 27 ver o zaman.
-27. -Evet.
-35. -Evet.
-46 ver. -Evet.
-56 da ver. -Evet.
-10 ver. -İçecek bir şey alır mıydınız?
13 ver.
13, başka bir şey ister misiniz?
Tamam da, yeter ya.
[hareketli müzik çalar]
Atakan, bu nedir ya?
-Ne nedir abi? -Böyle mi ineceğiz ya?
45. kattayız, adam beşinci katta, yarım saatimiz var. Bu ne?
İki tane düğme var abi, yukarı aşağı, bu abi, başka bir şey yok.
-Niye aşağıdan yukarı çıkmadık o zaman? -Lütfen al sen yap.
Ah! Ah!
-Hanımefendi. -Ah, dur.
Dur, ay bir saniye.
-Yardım çağırmamı ister misiniz? -Ay yok, çok fena sancı girdi ya!
-Oturun, ben yardımcı çağırayım? -Hanımefendi, iyi misiniz?
İyi değilim ama bilemedim. Sancı girdi de.
İyisiniz gibi sanki.
-Oturun isterseniz, yardım çağırayım. -Oturayım tamam.
-Geçmiş olsun. -Sağ olun, size de.
Ah!
Bir sorun olursa söylemeniz yeterli.
Olur, zaten geçti bile, daha iyiyim.
Bir an panikledim.
Afiyet olsun.
Dur, dur. Burası. Dur, dur. Dur, dur!
-Durmuyor. -Dur, dur! Dur!
Daha küçük açsana, küçücük aç, böyle kolumuzu sokalım, camı açalım.
Hangi camı açalım?
-Hı? -Tamam, aç sen.
Aa!
Tam denk gelmedi oradan.
[erkek] Erkin Bey, Erkin Bey,
Erkin Bey, Erkin Bey, Erkin Bey!
Ambulans, acil bir ambulans istiyorum, Erkin Bey fenalaştı.
Anlaşıldı mı? Acil bir ambulans istiyorum, çabuk!
-Çek abi. -Tamam, çektim, tamam.
-Sinek yuttum galiba. -Dur, beni keseceksin, beni keseceksin.
Sakin sakin Atakan.
-Bir açılın, bir adam nefes alsın, açıl. -[Şenol] Kalk lan, kalk!
Beyler, çok acil bir müdahale istiyorum, açılın.
-Nasıl yapalım Şef'im? -"Şef'im" ne lan?
Şimdi bunun boğazını falan bu kravatı çöz.
-Tamam. -Değerlerini bir kontrol edelim.
-Değerleri burada. -Al.
[Serbest] Alayım değerini, şu kravatını bir saniye hemen.
Düğüm olmuş, çok fena.
Bu şekilde, yok şeyini açmamız lazım.
Sıkışmış.
Nasıl yapalım?
Oğlum, alabiliyorsan al, alamıyorsan minibüste alırız değerlerini.
Var mı sedyemiz, nasıl alacağız peki hastamızı minibüse?
Sedye falan bir şey ayarlayın oğlum.
Aldırmadın ya abi, "gerek yok" demedin mi? Sen dedin ya.
-"Sedye istemiyorum." dedin. -"Ne sedyesi be?" demedin mi?
Oğlum bir çevirin, bir bakın şuna, bir dön arkasından bir,
bir bak, bir sok elini, bir sok içine.
Buna bir şal falan alsak, altına aslında, daha şey olmaz mı?
Altına geçeceğiz şalı.
Oğlum, bir yan çevirin, al arkadan bir yerden al.
Tamam, arkadan deneyeyim o zaman.
-Al, oradan al. Çek, çek, çek. -Hayır, alamıyorum.
-Çek. Çek, değerlerini. -Neyi çekeyim?
-Çek adamın artık değerlerini! -Aldın mı?
-Alamadım abi hiçbir şey. -Ne oluyor lan?
Bir maket bıçağı, makas bir şey var mı abi yanında?
Çıt diye alacağım değerlerini bak, elimde.
Siz Erkin Bey'in kendi hastanesinden geliyorsunuz, değil mi?
-Evet. -Hangi hastane bu?
Erdem Bey'in kendi hastanesi.
-Adı ne? -Erdem Bey'in kendi hastanesi.
Adı ne, adı?
-[geveler] Florence Nightingale. -Ne?
-[geveler] Florence Nightingale. -Ne diyorsun lan? Anlamıyorum.
[hareketli müzik çalar]
[erkek] Ne oluyor burada? Ne yapıyorsunuz lan siz?
-Al hemen, al, al! -Ne oluyor? Neyi alıyorsunuz?
-Lan! -Çekil!
-Abi! -Lan ilk yardım!
-Hayır! -Bırak!
Kardeş bir dakika, ilk yardıma biz başladık. Ablacığım!
-Oğlum, dur! -Dur lan! Bir durun ya!
Kardeş biz müdahalemizi yaparken, bu şekilde olacak iş mi bu?
Biz başlamışız ilk yardımımıza lan!
-Siktir git lan! -İlk yardıma başlamışız burada!
-Hayatta bırakmam! -Terliğim kaldı! Terliğim kaldı.
[Serbest] Tut, tut, tut! Al şunun değerlerini, al değerlerini!
Tamam abi, bizde, tamam.
-Değerlerini al abi. -Bende.
Kardeşim. Bir dakika, biz bir ilk yardıma başlayalım.
[Şenol] Lan, bırakırsam adam değilim, almazsam adam değilim.
Amına koydunuz adamın! Bir değerlerini alacağız.
-Aldım, abi bende! -Vallahi hastaya dikkat!
Ne biçim ilkyardım lan bu?
Tamam.
[Serbest] Bırakın lan!
-Hadi. -Çek, çek, çek.
Göz göre göre gidiyor ya. Gitti.
Ah buyurun, gitti.
Sedyesi olan alıyor abi işte. 50 kere dedik.
[hareketli müzik çalar]
Abi, abi.
[müzik biter]
Ne yaptınız?
Ne yapalım?
Cevahir toplantı odasına alacaktı sizi, buraya mı aldı?
[geveler]
Remzi, Remzi nerede, Remzi?
Kafa iznine mi çıktı o? Monako'ya mı gitti?
Kaç parça gelmiş bu sefer?
-Beş. -Beş mi? Beş çok değil mi ya, beş?
-Çok. -Çok.
Beş konteyner çok ya.
-Çok çok. -Çok vallahi.
Şangay'dan yaptınız değil mi, bağlantıyı?
-Tabii ki. -Hayır.
Hollanda'dan mı yaptınız?
Evet.
-Çok iyi ya. -Evet.
Hollanda da çok iyi, Hollanda olur.
-[Atakan] Çok daha iyi oldu. -Değil mi?
-Evet. Tabii. -Değil mi?
-Orada da bir oyun alanımız oldu. -Farkı görüyorsun zaten.
-X-ray. -Hı hı. Tabii.
-X-ray etiketleri. -Çok.
Sorunsuz çalıştı mı?
Hemen, hemen sorunsuz çalıştı.
Ne renk? Ne renk yapılmış? Tek renk mi yine?
-Tek renk. -Ne renk?
Tek renk.
-Yeşil. -Yeşil mi?
-Konuştuğunuz kiloda mı gelmiş peki? -Konuştuğumuz kiloda gelmiş.
-Kaç yani? -Konuştuğumuz kiloda işte?
Kaç kilo?
20 kilo.
-20 kilo mu? -20 kilo.
Yeşil?
Ya bizim böyle başka fetiş siparişlerimiz mi var?
-Yok. Yok, yok, yok. -Hayır. Fetiş yok.
Ne o zaman lan, 20 kilo işi amcık mı olur?
Amcık mı?
20 kilo yeşil renk, suni vajinayı ben kime satacağım ya?
Kim sikecek kardeşim bunları? Hulk mu sikecek bunları?
Bunlar hep başında konuşulsaydı eğer, buraya gelmezdi işte.
-[kapı vurulur] -[erkek] Beyefendi aracınız hazır.
-Şöyle yapalım. -Tabii.
-Limana gidelim. -Hı hı.
Siz aracınızla beni takip edin, bir ne gelmiş görelim.
-Tamam. -20 kilo neymiş ya?
Sıçtık, ne yapacağız? Adam aldı, USB'yi gitti.
-Aldım ben, dedim ya. -Nasıl? Sen demedin ki öyle bir şey.
-Abi dedim, aldığımı anlamadın mı? -Ben anlamadım hiç.
-Deli misin ben… -Bakayım.
-Baksana. -Sen ne diyorsun oğlum?
Hadi hadi, aferin.
[hafif tempolu müzik çalar]
Şişt, bana bak tip! Lan dövmeli.
Şunu aç artık.
Bir su getir bari, su. Orada boşa durma öyle.
Üç gün, üç gün şu odada durur mu lan insan?
Hiç mi bu esir alma adabı yok sizde lan?
Ne biçim örgütsünüz siz?
Derin dondurucuya adam mı bağlanır, oğlum?
Derin dondurucuya lan?
Teslimatçılar kayda geldi, ne yapıyoruz?
Tamam, al götür.
-Hadi kalk gidiyoruz. -[nefes verir] Aile mi geldi?
Aileye teslim edin ya.
Oğlum, dur lan, bir anda kaldırma, aynı yerde.
Ah, dur. Öyle bir anda kaldırma, vallahi başım döndü.
-Amına koyarım, hadi lan! -[hareketli müzik çalar]
Bırak o silahı! Çıkacağım buradan, amına koyarım, yakarım lan bu örgütü!
Vallahi öldürürüm arkadaşı. Ölür lan bu adam!
Ölür bu adam, gebertirim lan bunu, tavuk gibi kafasını kopartırım ha!
[adam bağırır]
[müzik biter]
Ya bu, ne ya bu?
Abi, ne yapıyorsun? Adamı ben almışım, tam çıkacağım, yoluma gideceğim.
Bana açılıp, benim çıkmam gitmem lazım,
yani bu evrensel, kabul görmüş bir kaçış yöntemi abi.
Şu yaptığın, şu vallahi hoş mu bu ya?
Aynı sektörün adamıyız, ben sana soruyorum, hoş mu?
Memnun musun? Sen de olabilirdin, o da senin vuracaktı.
Tamam, uzatma, gel.
Cık. Tamam, yürü, önemli değil.
Önemli değil, hoş değil, ben onu söylüyorum.
Bizim örgüt tüzüğümüzde olmayan bir hareket, sen de olabilirdin,
arkadaşın da seni vurabilirdi, o yüzden söylüyorum canım benim.
Adamı elimizden aldılar, götürdüler, gıkımız çıkmadı, helal olsun bize be!
Yaktınız beni de güzel güzel!
Ha İlhami abi? Böyle ördek gibi de gördüler benim yüzümü, ne güzel oldu!
[İlhami] Kardeşim, sen bize asıl brief'i vermemişsin ki.
Lan adamın hastanesi varmış ya, hastane!
Abi, kusura bakmayın ya, doğru. Mal varlığını size söylemem gerekiyordu.
-Ya bir git ya, bırak. -Ya sen ne dedin bana?
Lokasyon. Lokasyonu verdim mi? Verdim, adamı bulduk mu?
Oktay abi, bulduk, tık kolyeyi alacağız, bu.
[Oktay] Efendim baba? Evet.
[mesajlaşma sesleri]
-[Oktay] Tamam, tamam, baba. -[Begüm] Ah!
[Oktay] Babam aradı.
Adamı ameliyata alıyorlarmış, "hastaneye gelin" dedi,
konum gönderecek şimdi.
Abi ne işimiz var bizim hastanede şimdi?
Ya hastanede ne işimiz var bizim Oktay?
-Bir sürü sivilin içinde. -[Begüm inler]
Adamın dünya kadar koruması vardır şimdi, oraya gidiyordur ya.
-[Şenol] Sen bana mı diyorsun? -[İlhami] Ne diyeceğim abi ben sana?
Bu iş buradan nasıl dönecek bilmiyorum, sana ne diyeceğim?
Bana bir şey diyorsan bana de abi.
Tamam, bir durun, bir dur, kes, yeter artık, yeter!
Yeter! Ne oluyor oğlum ya?
İlhami abi doğru söylüyor, bittik biz ya!
Daha ikinci operasyonda sıçtık!
Saat olmuş anasının amı!
Üç kişi var oğlum daha, hâlâ…
Bak, hastaneye gidiyoruz, babamın yanında en ufak çıt istemiyorum, çıt yok!
Kola ver!
Al abi.
Dök de ver!
[Begüm inler]
Konum geldi bana.
[hareketli müzik çalar]
-Tarif edeyim size. -[Şenol] Oktay abi.
Sağ ol canım.
Bir tane de bana verir misin ya?
-[Şenol] Vereyim abi. -Ağzım yapış yapış oldu.
Bu yoldan devam, ana yola çıkacaksın.
-[İlhami] Tamam. -[Şenol] Buyur.
[İlhami] Eyvallah!
-[İlhami] Nereden? Sağdan? -[Serbest] Sağdan, yak abi.
[Serbest iç çeker]
[Şenol] İlhami abi, çevre yolundan daha kolay değil mi?
Şu yaşlı amcayı görüyor musun? Oradan sağa gireceğiz abi.
Buraya hastane mi açılır ya?
Ya böyle saçma şey mi olur ya?
Ambulans buradan nasıl geçsin ya?
-Gir, gir, gir. Gir abi. -Neredeyiz oğlum biz, neredeyiz?
-Buralar nereler, nere bura, nere? -Aynı yere geldik ya?
Hayır, hayır. Of'lu Ömer yazıyor ya, gir abi.
-Oğlum, geçtik biz buradan. -Bakıyorum haritadan ya! Kurban olayım.
-Doğru düzgün bak! -Bakıyorum da söylüyorum.
-Bak, nereler lan buralar? -Kaç dakika diyor?
Yarım saattir buradayız yahu.
-400 yüz metre. Buradan sağa gireceğiz. -Buradan hiç sağa dönmedik,
Allah'ını seversen bir kere sağa dön, bir kere benim için sağa dön.
-Of'lu Ömer işte ya. -Ben ilk defa görüyorum Of'lu Ömer'i.
Oğlum, Of'lu Ömer'in önünden dörttür geçiyoruz ya lan!
Buralar abi, evet. Dur.
-Böyle mi duracağım? -Dur.
-Hah, şimdi sola geç. -Burası mı?
Ha burada, çek buraya.
-Burası mı lan? -Burası.
-Burası? Nerede hastane lan? -Burası, burası.
Abi, bir saniye.
Durdur abi arabayı.
-Stop ediyor muyum? -Et.
Ne diyor?
Serbest sen misin?
Soykan, kardeşim, hoş geldin. Serbest ben.
-Sen kimsin? -Burada mı yapacaksın?
Burada olmaz, yengem var burada.
-Ödemeyi alayım. -Ne diyorsun ödeme?
-[Soykan] 900. -900.
-Ne oluyor oğlum? -Anlatacağım abi, bir saniye?
-Bir şey var mı lan? -Anlatacağım abi, bir saniye.
900.
Soykan, şöyle yapsak olur mu ya?
Ee, sen bana IBAN'ını versen de, cepten geçsem ben sana?
Şimdi nakit olarak bir şeyimiz var.
-[Serbest] Tamam, gel, gel! Soykan! -[Oktay] Ne oluyor oğlum?
Abi bir saniye, Soykancığım, gel, paran bende, vereceğim paranı.
Gel, gel gel, paran burada ya, vereceğim paranı.
Al kardeşim, burada 725 var, al, al, üstünü biz seninle helalleşiriz, tamam?
-Beni takip et. -Tamam.
-15 dakikaya geliyorum. -Nereye takip et? Nereye 15 dakika?
Dur burada, geliyorum ben.
Oğlum, manyak mısın lan, nereye?
-Anlatacağım, 15 dakika ya. -Ne 15 dakika oğlum?
Hastane nerede, babam nerede?
-Soykan, kardeşim! -Babam…
Lan, nereye gidiyorsun lan? Bu adam kim?
Abi, bu adam bana bir bayan ayarladı,
ben o bayanla şimdi birlikte olacağım 15 dakika, döneceğim,
operasyon devam ediyor.
Sen bizi karıya mı getirdin lan, ha?
Bu kadar şeyin içinde karıya mı getirdin?
Gelmeyin abi, geçin, içeride durun.
Bak senin var ya!
Ağzını, yüzünü, suratını kırarım geç içeri.
-Ne yapıyorsun? -Geç!
-Ne yapıyorsun? -Geç içeri.
-Para verdim, para. -Ne para verdin? Geç!
-Geç, manyak mısın sen? -725 lira verdim!
Lan oğlum, babam bekliyor, manyak mısın sen?
-Ya geç sen, sana ne oldu böyle ya? -Lan oğlum! Gel buraya!
-Oğlum! -[Serbest] Para verdim, 725 lira.
[Oktay] Ben senin ağzını, yüzünü, gözünü kırarım!
[Serbest] Soykan!
[Oktay] Serbest diyorum sana, Serbest! Bak, sen artık iyice sapıttın sen!
Burada bekle. Seni çağıracaklar.
Şimdiye kadar hiç dövmedik! Ağzını, yüzünü kırdırtma.
-Vurma, vurma. Soykan! Soykan! -Seni yemin ediyorum!
Senin sokarım Soykan'ına!
Abi ne dediğini duyamadım ya!
-Ne bağırıyorsun abi ya? -Şş, mahalle burası, gözünü seveyim,
Ne olursun ya, Oktay abi.
-Abi bağırma, mahalle burası ya. -Niye bağırıyorum abi?
Oktay abi, anladım seni, iki dakika ver. Tamam ya!
-Tamam, sakin, bir yürüyelim, gel, tamam. -Böyle bir şey olabilir mi ya?
Abi, lütfen ya. Gel iki dakika, tamam, sakin ol ya, gel.
-Ne, sıkıntı ne? Söyle. -Adamın ne dediğini duyamadık.
Ya çağıracakmış falan, sen söyle, sıkıntıyı söyle.
-Yok bir sıkıntım. -Sen gerginsin, ne oldu?
Yani 15 dakikalık işim var şurada, kıyameti kopardılar ya!
Sonra vaktimiz var hastaneye bizim, ben bizim operasyonları
böyle riske atacak bir şey yapar mıyım ya?
-Yapmazsın. -Yapmam.
Ama onları da düşün, operasyonun ortasında fuhuş diye tutturdun,
onlar bir ambale oldu, anlayamıyoruz.
Abi sen onlara ne bakıyorsun?
Benim senelerce dilimde tüy bitti bunlara derdimi anlatacağım diye.
Haydi, haydi, haydi!
Bugün operasyon bilmem ne, şu, bu var abi, öleceğiz belki ya.
Vallahi geç kaldık ya.
-Adamlar peşimizde, daha üç adam var. -Niye böyle bir şekilde ölüyormuşum ben?
Bir kere benim elimden tutup da bana bir yol gösterdiler mi?
-Hiç mi? -Dilimde tüy bitti.
Ben birazdan içeri gireceğim, ne yapacağım içeride ben? Bilmiyorum.
-Bizi pezevenge getirdi! -Hiçbir fikrim yok ya!
-Bu konu benim için kapalı. -Abi, ben bunu babama açıklayamam.
-Allah'ını seversen, sen konuş. -Tamam, ben konuşurum.
-Rezil kepaze olacağım içeride şimdi. -Kundak var mı yanında?
Ne o?
Çocuk kilidi, var mı?
Ne kilidi ya?
Kuşakabin, var mı?
-Yok bunlar bende. -Lastik ya, lastik.
-Kondom mu? -Lastik. Kondom.
-Kondom var. -[Oktay] Olabilir mi ya?
Olmaz tabii canım, ben de navigasyona bakıyor sanıyorum,
sikinin keyfine getirdiği yere bak ya.
Şimdi içeri girdiğin zaman hiç göz teması kurma,
böyle boşluğa bak yaparken.
Niye?
Gülebiliyorlar bazen, o yüzden yani.
-Niye gülüyorlar ya? -Ya siniri bozuluyor insanın, olur bazen.
O yüzden hiç, o göz teması her şeyi bozar. Yani ne yapıyorsan yap, aman bakma.
-Bakmıyorum. -İşte olayın hep bu.
Çaban hep uzaklara yani.
-Tamam, bakmam, bakmayacağım. -Tamam.
Direkt pars pençesi, yürü git.
Pars pençesi.
-Alet mi bu? -Yok.
-Ne bu? -Bilmiyor musun? Muhtar tokadı?
O ne ya?
Paşa seksi? Yok mu o?
-Cık, yok bende bunlar, ne bunlar? -Ne var sende?
Yok. Bir tane sikim var Şenol işte,
nereye denk gelirse sokup çıkacağım, 15 dakika ya!
-[İlhami] Şenol, hadi abi. -Tamam abi.
Ya oraya ya buraya.
-Müsaade edin abi, geleceğiz. -Ya girsin ya çıksın ya!
Bugün.
-Gir içeri. -[Oktay] Hah!
[telefon sinyal sesi gelir]
Amca, şimdi altıncı katı komple adama kapatmışlar, ameliyata hazırlıyorlar.
Birazdan da alırlar.
Birazdan burası adam dolar, ortalık karışır, mevzu patlar.
Bana sorarsanız bu işi ancak silah çözer.
Kanı kanla temizleyeceğiz, başka çaremiz yok.
-Atakan, sen bize çay getir. -Tamam.
[telefon sinyal sesi gelir]
Nerede kaldı bunlar yahu?
Yahu 20 dakika geçti.
Serbest, Allah'ını seversen oğlum, sonra yaparsın, kalk gidelim ya.
-[Serbest] Bir sesleneyim abi. -Hadi ya.
Hey!
Hohoy! Şişt! Hoy!
"Hey, ho" ne? Pezevenge bağırsana.
Soykan!
Soykan, kardeşim!
-Serbest. -Efendim abi?
Ya adam dolandırıcı çıktı, kalk gidelim, Allah aşkına yürü ya.
Bizim paramız kimsede kalmamıştır ve kalmazdır da İlhami abi.
Neredesin lan it? Yanlış adama yaptın!
O parayı alırım senden!
Çık lan, kansız pezevenk!
[erkek] Ne bağırıyorsun lan!
-Bana mı dedin? -[erkek] Buradayım, burada!
-Sana diyorum, sana! -Tamam.
-Geç lan içeri zümbük. -Tamam.
Ne bağırıyorsun lan?
-Tamam lan, tamam. -Gel.
-Kime bağırıyorsun sen yavşak? -He?
-Şişt! -Beyler.
-Gel lan! -Ne yapıyorsunuz?
-Bekleyin lan, geliyoruz. -Seni sikerim!
-İn, in. -Seni sikerim!
-Sen misin buranın şeytanı? -Bende, bende!
Lan kel! Ne yapıyorsun sen?
-Bana mı dedi? -Bana mı yaptın o hareketi?
-Hah, buradayım. -Bekle sen orada.
Tamam, tamam.
-Gel hadi. -Senin götüne sokarım bunu.
Tamam yahu! Siz de durun artık! Siz ne yapıyorsunuz ya?
-Ben gelip dördünüzü tek sikeceğim, bekle! -Kimsiniz oğlum siz?
Ah!
-[Begüm] Allah! -Sedye getir, sedye!
-[Begüm] Yavaş. -Abi! Abi ne oldu? Begüm!
[Serhan] Begüm! Begüm ne oldu? Ne oldu?
Yok mu kardeşim içeriden bir yardım?
Sedye gelsin, sedyeyle aktaralım.
-Bu belki yürür ya? -Bu nasıl bir plan ya?
-Oktay, ne oldu? -Çok kötü durumdayız…
-Başımıza neler geldi, neler? -Oğlum, ne geldi?
-Ya kaza mı yaptınız, ne oldu abi? -Kaza mı? Kaza mı?
Benim apandisit gitti herhalde abi,
böyle sıcak bir şey akıyor içime, organlarım eriyor benim ya.
-Apandisit diye düşünüyoruz. -Kendi kendine mi patladı?
-Kim patlattı? -Konuşulur.
Kaç kere aradım, delirdim meraktan ya!
Kerhaneye uğradık, sonra da saldırıya uğradık.
-Nereye uğradınız? -O arada bakamadım telefona.
-Ne kerhanesi ya? -Yavaş.
-Benim karımı kerhaneye mi götürdünüz lan? -Yavaş ne olur ya, ah!
Bir hasta yakını benimle gelebilir mi?
-Tabii tabii. -Oğlum Oktay…
Kerhane nereden çıktı ya?
[Begüm] Ay tuvalete gideyim, ne olur.
[Begüm] Ah, tuvalet ne tarafta? Ay işeyeceğim.
Oktay, gel bakayım buraya.
Ben ne dedim?
"Bu adam bize lazım, işimizi görecek. Aman bir şey olmasın." dedim.
Adam ameliyata giriyor. Ne şimdi bu?
Bir adama gittik Serbest için, pezevenk çıktı.
Bu Begüm'ün de sancıları tutunca
İlhami abi zehri ayarlayamamış mı ne, adamın aort çatladı.
Şenol da apandisitim patladı diyor ama göreceğiz.
-Siz ne yaptınız? -Hangi pezevenk, ne apandisiti?
-Şunu sırasıyla anlat. -Abi, bunları konuşuruz sonra.
Bundan sonra ne yapacağız, planımız ne, onu konuşalım.
-Hangi plan? Hangi? -Çok mu zora girdi işimiz?
Gül gibi planımız vardı, içine sıçtınız!
Evet, evet, evet, şimdi şöyle, şimdi şöyle anlatayım ben size.
Apandisiti patlamamış, dalağı yırtılmış.
-He, iyi bari dalak da çünkü. -Güzel.
Hızlıca operasyona alıyorlar, yarım saate çıkaracaklar,
sadece bir 12.000 lira bir ödeme yapmamız lazım.
12.000?
-İlhami. -Evet abi.
Ver o 15.000 lirayı, sendeki 15.000'i ver.
Abi, bende 6.000 lira kaldı.
9.000 lira nerede?
Abi, hedefi izlemek için Begüm'le restorana oturduk ya.
-[Gazanfer] Eh? -Ben orada birkaç sipariş verdim onunla.
-9.000 liralık? -Bak fişi burada, istersen buyur bak.
Bende şok içerisindeyim.
Baba, kılıç balığı yemiş, kıyma hülyası diye bir şey yemiş.
Revani söylenmiş baba, ondan sonra cacık yenmiş,
viski, yenmiş, perde pilavıyla devam etmiş.
Onun arkasından büryan ve kır pidesiyle müthiş bir final yapmış İlhami abi.
Benim okurken midem yandı, suyu ağzıma geldi. Abi.
Yemedim oğlum, yemedim.
Abi, ben menüden öyle rastgele numaralar söyledim,
ne bileyim ben böyle olacağını?
Abi, sen adam öldürmeye gittiğimiz yerde
neden hesap ödedin, suç işlerim diye mi korktun?
Tamam, üstünüzde ne varsa çıkartın.
Baba, bu arada ben paramı kaptırdım.
Kime kaptırdın?
Pezevenge işte baba.
-Lan, kim bu pezevenk? -Baba, gerçek pezevenk.
Biz gerçek hayat kadınına gittik, Serbest götürdü bizi.
Siz bir operasyonun ortasında, topluca umumhaneye mi gittiniz?
Yok, bu aile bitsin, ölsün, ben niye uğraşıyorum ya?
Hepimiz gidelim! Allah benim canımı alsın mesela!
Allah göstermesin!
-Tövbe, tövbe. -Baba, Allah korusun ya.
Peki bu şeyin, oğlanın dalağını da pezevenkler mi patlattı?
Hayır, Soykan'ın köpekleri.
-Soykan kim ulan? -Pezevenk işte baba.
-Üff! Ver. Ver! -[İlhami] Al abi.
Bu arada benim 900 liram vardı en başında. Onun 725'ini ben zaten kaptırdım.
Geriye kalan 175'le de ambulansa alışveriş yaptım,
kola aldım, çikolata aldım, bisküvi, kurabiye aldım,
yengeme çiklet aldım, yengem çiğnesin diye.
Serhan, bu 6.023 lirayı al götür,
ameliyata alsınlar çocuğu, sonra üstünü vereceğiz, söyle.
Sonra üstünü nasıl vereceğiz?
Babam gelip götürüverecek de!
-Estağfurullah. -Böyle söyle!
-Estağfurullah baba. -Sakın öyle bir şey söyleme. Hayır.
Şimdi, siz ikiniz, kıyafetler müsait,
hemen ağzınıza birer doktor maskesi takın,
Şenol'un sedyeye yapışın, doğru ameliyathaneye,
gidiyorsunuz adamın tepesine,
Erkin Bey'den, kişisel eşyalarına ne yaptığını öğreniyorsunuz.
Emanete mi vermiş, birisine mi emanet etmiş?
Odada mı bırakmış? Her neyse, ne işte.
Baba, adam narkozda 15 saniyede bayılacak, nasıl alalım?
O zaman 15 saniyeniz var yavrum.
-[Oktay fısıldar] Erkin Bey. -[Serbest] Erkin Bey, merhabalar efendim.
-[Serbest] Erkin Bey. -[Erkin inler]
Erkin Bey, kişisel eşyalarınız güvende mi?
[Erkin inler]
-[Oktay] Geç kaldık, vallahi geç kaldık. -[Serbest] Yok, yok, dur.
Erkin Bey, kişisel eşyalarınız, çakmak, cüzdan, USB, bunlar nerede acaba?
[Erkin inler]
Erkin Bey, odanızda mı?
Birine mi verdiniz? Bunlar, nerede bunlar?
Ne diyor? Bir dakika.
[Oktay] Canım, bir saniye, hazır değil, hazır değil.
[Serbest] Ne, ne, ne?
[Erkin inler]
-Bir saniye ya. -[Oktay] Bir dakika durur musun?
[hemşire] Bana engel olmayın.
-[hemşire] Erkin Bey'i kaybediyoruz. -Tam olarak, de bakayım, de bakayım.
-[Erkin] Kubilay… -[Serbest] Kubilay? Kubilay.
[Oktay] Kubilay. Erkin Bey, Kubilay tam olarak kimdi?
-[Serbest] Kubilay kim ya? -[Oktay] Kim tam olarak?
[Serbest] Korumasını diyor. Ben biliyorum. Koruma.
-Tamam. -O yüzden Kubilay'ı dedi.
[gülerler]
Gülüyor musunuz lan siz?
-Yok. -Yok hocam. Hayır.
[doktor] Kesi bölgesini işaretle.
Buyurun abi, işaretleyelim, kesi bölgemizi.
Bir kalem, bir şey var mı ya?
Abi, USB, Kubilay isimli korumadaymış.
Kaç koruması var bu adamın?
Ben bir tane gördüm abi.
Tamam, Kubilay odur işte, nasıl bir tip?
Abi, siyah takım elbiseli, normal biri.
Evet.
Serhan, Begüm'ü al, üst kata çıkın, Erkin Bey'in odasını bulun.
Bakın, etrafta koruma filan var mı?
Varsa hemen İlhami abinize haber verin.
İlhami, sen de çık dolaş, herifi görürsen indir, USB'yi al.
Biz Atakan'la buradayız. Bir an önce gidelim.
-Tamam baba. -Otur.
Şenol Bey'in yakınları sizler miydiniz?
Evet, ne oldu?
Hastamız için A Rh negatif kan ihtiyacımız var.
-Negatif. -Tamam, siz benimle gelin.
Atakan, Atakan, Ati, Ati!
Allah belanı versin senin!
-[Arif Sağ "Şu Samsun'un Evleri" çalar] -Bir cam falan açın.
-[Serbest] Atakan bayılmış. -He?
Atakan bayılmış, Atakan.
-[Oktay] Nerede? Nerede? -[Serbest] Atakan bayılmış.
Nerede?
Kan verirken bayılmış, babam "Neredesiniz?" diyor.
Hadi abi, çıkalım.
Ben nefes alamıyorum.
-Takıldık kaldık abi. -Ben çok kötüyüm.
[Oktay öğürür]
[Serbest] İyi misin?
-Çok koktu. -Kokuyor evet abi.
Hadi çıkalım.
[Oktay öğürür]
Abi, iyi misin abi? İyisin, değil mi?
Adamın içinde böyle bir şey atıyordu Serbest, kalp gibi.
Kalpti o. İyisin, değil mi abi?
Bak dizlerin falan titriyor, kurban olayım ya. Ah ya.
Benim tansiyon bitti. Sen bana bir vişne suyu, bir şey kap gel.
-Gel beraber… -Yok yok.
Adamın yakalayacağız ya.
Operasyonlarımız var abi.
[Oktay öğürür]
Ya bir git, git! Çoko falan, bir bisküvi…
[öğürür]
[Eric Starczan "Steel Heart" çalar]
Ne bakıyorsun?
Şunu indir, Allah aşkına indir şunu.
Bir yere kaçmayacağım, indir şunu, ne yapıyorsun?
Ah nine, bırak, bırak ya, bırak silahı, arkadaş yabancı değil.
Arkadaş bir şey yapmaz.
-Misafirimiz o bizim ya. -Ya söyledim elli kere, indirmiyor ya.
İndirir, indirir abi, sen şey yapma hiç. Hadi indir nineciğim, bak, hadi çayını iç.
Ters ters bana davranıyor ya, ters ters bana davranıyor ya.
Yok, yok abi ya, sen hiç şey yapma.
Nine diyorum diye mi kızıyor acaba? Adı ne?
Ertuğrul, abim.
Ertuğrul mu?
Ertuğrul, abi.
Ertuğrul mu diyeyim mi lan kadına?
-Evet abi. -Çok… Niye öyle koydunuz?
-Yok, biz koymadık abi. -Kim koymuş?
Yani büyük dedem herhalde, koymuştur.
Ertuğrul, uzunca da bir isim, yani bir noktada
hatalarını fark edip dönebilecekleri zaman da var aslında ama.
Ertu diyebilirsin abi.
-Ertu? -Aynen abi.
Nine, hadi iç çayını, iç, hadi bırak onu, bir mola ver ya.
Kardeşim, soğuk çay yok mu?
Ninenin orada sakladığı soğuk çay var ama.
-Dur. -Başka varsa dolaptan falan.
Buyur abi.
Ama bir saattir götünün orada, ılınmıştır artık.
Ağzına dikiyor kadın. Dolapta yok mu, başka yok mu?
Başka yok abi ya.
İnsan kaçırıyorsunuz ya.
Teçhizatınız, hiçbir şeyiniz yok ya!
-[erkek] Geçmiş olsun. -Sağ ol kardeşim, teşekkür ediyorum.
Allah razı olsun.
Anneannemlere gidecektik, gidecek miyiz gene?
[adam onaylar]
Operasyon başladı mı peki?
-Başladı başladı. -Oh, çok şükür, ne güzel.
İyi hadi ver bir sigara içelim.
Son tekini almayayım.
İyi hadi ver. Var ateş, var. Nerelisin?
Soykancığım, selam kardeşim, şimdi sana IBAN'ımı söylüyorum.
-Onu bir yaz, poşet var mı sizde? -[kadın] Maalesef.
TR 15, 45.336.791.
61.246.883. 36.
Bu işi uzatmayalım, bana 725 liramı lütfen geri ver.
Ben neden alamadığımı hizmetin ücretini ödüyormuşum yani, değil mi?
Çok çok öpüyorum, değerlisin.
Merhaba.
Hanımefendi, bunları şeye, geriatriye yazacağız.
[3 Hürel "Sevenler Ağlarmış" çalar]
Yavaş.
Gelirsen beklerim, her zaman. Yerimiz belli.
[müzik biter]
-Yeniyiz, iki sene falan oluyor. -80 yaşında kadının ne işi var?
Ya şimdi şöyle oldu zaten, biz şimdi iki sene önce
kısır olduğumuzu öğrendik kardeşimle, üzerine afiyet,
senden uzak olsun, o şekilde girdik yani örgüte.
Nineyi de o şartla kabul ettirdik.
Kısır olmanız şartıyla nineyi mi kabul ettirdiniz?
O da üreyemediği için abi, yaş haddinden dolayı.
Ürememek kaydıyla mı örgüt sizi aldı, üç kişi?
Aynen. Zaten alt sınıf işlere bakıyoruz biz.
İşte adam kaçırma, alıkoyma, gasp.
Asla, asla, asla hiçbir yaptığın işi alt sınıf iş olarak görme.
Biz bu noktaya ilk headshot'tan başlamadık, doğru mu?
Her şeyin bir tadı var, bir raconu var,
teker teker, yapa, yapa, yapa, hepsinin tadını çıkaracaksın.
Bak, alıkoyma, bak, şu yaptığından bile mutlu olman lazım.
-Çok abi. -Mutlu olman lazım.
Yani şu an ben hiçbir yere gidemiyorum.
Bu seni, yani tatmin edecek, mutlu edecek.
Bir de alıkoyduğun kişiye bağlı olarak da şimdi senin gibi birini alıkoyunca abi…
Böyle böyle, insanı yakarak öldürmekle,
boğarak öldürmek arasında inan dağlar kadar fark var teyzem.
Yani boğarak öldürmek arasında bir de suda boğmakla,
iple boğmak arasında, ben sana söyleyeyim, uçurum var.
Ben ipi tercih ederim.
-İp zor olmaz mı? -Niye? Yok, en kolayı.
-Çok da… -Mesela Oktay abim…
Mesela Oktay abim kemercidir.
Oktay abim kemercidir, kemer sever.
Kemercidir ama boynunu kırar, boğmayı beklemez.
Onun bir hamlesi var omuzdan, boynunu kırar,
kemerle boynunu kırar, direkt götürür adamı.
Seninle kısa bir konuşma yapacağız şimdi canımın içi.
-Usbe nerede, usbe? -Usbe mi?
-He. -O ne yahu?
Akıllı bellek yok mu ya, usbe.
Yok bende öyle bir şey, ne diyorsun anlamıyorum.
Ya Erkin Bey'in kolyesi yok mu oğlum?
Kubilay, gözünü seveyim, uğraştırma beni.
Abi, ne Kubilay'ı? Kubilay, Erkin Bey'in şoförünün adı,
ben korumasıyım, Zeynel benim adım.
Yapma ya.
Hayda!
Ne yapacağız şimdi? Demek kolye Kubilay'da.
-Kubilay'da, benimle alakası yok. -Ben nereden bulacağım şimdi bu Kubilay'ı?
-Selamünaleyküm. -Aleykümselam.
Ama böyle oluyor mu ya?
Elde serum, ameliyattan mı? Geçmiş olsun.
Yok, dalak operasyonu, bir şey değil, millet nelerle uğraşıyor?
Biz bunun tatavasını mı yapacağız? Boş ver.
-Merhaba kardeşim. -Merhaba, buyurun.
Senden çok minik bir ricam olacak benim.
-Buyurun. -Arkadaşa şey oldu da…
-Küçük bir anons edeceğim, sonra… -Tabii, geçelim beyefendi.
Ben yapsam olur mu?
-Nasıl? -Yani ben yapabilir miyim?
[geveler] Mümkün değil beyefendi.
-Neden? -Buyurun söyleyin, biz geçelim.
Şöyle, anonsu benim yapmam ikimiz için de çok iyi olur.
Beyefendi, mümkün değil maalesef.
-Çok çok rica etsem? -Varsa bir şey, söyleyin, biz geçelim.
-Çok rica edeceğim. -Beyefendi, lütfen ısrar etmeyin.
Bir şeyiniz varsa biz geçelim yani.
[kısık sesle] Bana bak, seni vururum ve de sikerim.
Biz daha ne istiyoruz?
Allah kötülerin eline, diline bizleri düşürmesin.
-[erkek] Âmin, âmin. -Ses sanatçısıyım ben normalde.
Ses sanatçısıyım.
112 oktav sesim var, çığlık atsam anasını sikerim,
gökdelenlerde cam bırakmam, yapamıyorsun. Allah'ın bir nimeti bana.
Ama kullanamıyorum, o kötü.
Şimdi sanatçı olduğumuz için çok teklif geliyor bize.
Acayip. Bana en son cinsiyet değiştirmeye teklifi geldi.
Kariyerin bir yerinde elbette
ama şimdi değil. "Abi, sana göt çok yakışır."
Mecbur muyum ya göt taktırmaya?
İstiyorlar ki o götle gezeyim.
Her şey benim istediğim zaman olacak.
[İlhami anons geçer] Kubilay Bey, Kubilay Bey.
Yoğun kata geliniz, hasta bakım katına geliniz.
Abi yoğun bakım.
Yoğun bakım katına geliniz.
[İlhami] Kubilay Bey, Kubilay, buraya geliniz.
Geliniz lütfen.
Kubilay Bey, hay amına koyayım ya.
-Duyuldu mu bu? -Duyuldu abi.
Tamam.
Erdinç Bey'in şoförü Kubilay Bey.
-Erdinç değil abi, Erkin. -Ha. Erkin mi bunun adı?
-Erkin Bey abi. -Anladım.
O zaman ben "Kubilay Bey" demeyim ya, biraz fazla oluyor, şoför yani.
Fazla abi. Direkt Kubilay de.
Yücel'im, bir de yüzüme bakmazsan anons yaparken, utanıyorum ben ya.
Heyecan yapıyorum.
Erkin Bey'in şoförü Kubilay Bey…
Dostlarımızın kazıklamasıyla da kendimizi burada bulduk. Klasik hikâye.
Ne dedi o? "Erkin Bey'in şoförü" mü dedi? "Kubilay" mı dedi?
-Sen Erkin Bey'in şoförü Kubilay mısın? -Evet.
[İlhami] Erkin Bey'in şoförü Kubilay.
[hareketli müzik çalar]
[İlhami] Yoğun bakım katına geliniz lütfen.
-Ah be Kubi. -[İlhami] Şoför Kubilay.
-Ne oldu? -Amanın be, aslanım benim!
Herkesi minibüse topla, kaçıyoruz, örgüt burada olduğumuzu biliyor.
Kalk oğlum, kalk.
-Oktay abi, Oktay abi. -Şenol yok.
Abi, adamı anons ettim ya, şimdi oraya gelecek,
sen koş gel deyince, geldim ama…
Ya bırak şimdi bunları İlhami.
Oğlum, Şenol yok, Şenol, Şenol!
Sen Atakan'ı sırtla deyince, benim Atakan'ı sırtladım ya baba.
Şenol'u da birisi tutup getirseydi ya, her taraf adam dolu, manyak mısınız?
-Şenol odasında mıdır baba? -Ne bileyim nerededir? Fırla, fırla!
[Begüm bağırır] -[Gazanfer] O neydi ya?
Ambulansın üstüne adam düşmüş baba.
[Şenol bağırır] Gazanfer abi, merhabalar, ben attım arkadaşı, ben, ben.
Alıverin kolyeyi, alıverin, alıverin, boynunda.
Ay çok güzel şehir İstanbul be Gazanfer abi, yaşamıyoruz,
vallahi yaşamıyoruz.
[Şenol güler]
Olur mu? Ben öpüyorum, eyvallah. Sağ ol.
Ulan çok kilit bir isim ya.
Adamlar nereye kaçmış?
Tüm tavuğu yemişsiniz amına koyayım. Olur mu bu ya?
Adamlar nereye kaçmış, diyorum. Desene.
Onları yedik attık biz, şuradan al.
-Buradan. -Abi, olay şöyle.
Biri plazadan helikopterle, diğeri havaalanından kendi özel jetiyle kaçıyor.
Patates de mi bitti?
Ulan, derisine kadar yenir mi be?
Yeni bir plan yapmamız lazım. Nasıl yapalım şimdi?
İlhami, ne diyorsun, ne yapalım?
Abi, adamları çok kısa sürede yakalayacağız.
Ne diyorsun sen ya?
Vallahi şeytanın aklına gelmez, bravo İlhami abi.
Böyle yapalım baba, adamları yakalayalım.
Lan mal, bu planın genel hatları.
Abi, onun dışında plazaya gireriz, helikopteri de yakalarız.
-Helikopteri yakalarız. -Evet abi.
Ama havaalanını nasıl yaparız, ben de bilmiyorum.
Vallahi bundan sonra herkes susar, silahlar konuşur, ben diyeyim.
Oğlum, hava limanına nasıl silah sokacaksın?
Sokulur.
İlhami.
Sen de aynı şeyi mi düşünüyorsun?
Ambaş.
[Serbest kısık sesle] Am mı baş?
Ambaş mı?
"Benimle aynı şeyi mi düşünüyorsun?" dediğim zaman
niye sırıtarak kafanı sallıyorsun böyle?
Yok abi, ben sırıtmadım.
-Sırıttın. -Çok net sırıttın.
-Sırıtmadım. -Sırıttın, böyle bir şey yaptın.
-Vallahi billahi sırıtmadım. -Sırıttın, sırıttın sen.
-İlhami abi, sırıttın abi. -Gördüm.
-Ben sırıtmadım ya. -Gördük.
-Anam avradım olsun sırıtmadım ben ya. -Sırıttın oğlum.
Abi, ekmek Mushaf çarpsın sırıtmadım.
-Herkes gördü ama. -Allah Allah!
Bir dakika.
-Dur hele. -Net sırıttın.
-Ambaş Süleyman'ı hatırladın mı? -Evet abi.
-2007, Antalya. -Evet abi.
Bir sik hatırlamadın!
Merzifon o, 2007.
Şimdi sen Ambaş Süleyman'ı arıyorsun.
-Tamam abi. -Diyorsun ki…
"Gazanfer abinin sana işi düştü.
Muhakkak gelecek, görüşecek." Bağlıyorsun bir şekilde.
-Peki abi. -Sonra da Şenol'la şeyi alıyorsun…
Serbest'i alıyorsun, plazayı hallediyorsunuz.
Biz de Ambaş'a gidiyoruz. Havaalanına adam yetmez.
O zaman plazayı bitirince de tekrar Oktaylar'la buluşuyorsunuz.
Bende abi o iş, tamam.
Baba, şöyle bir problemimiz var, bizim bu adamlara iş yaptıracak paramız yok.
He yok, tabii, o doğru. Yok, neden?
Çünkü paraları pezevenklere yedirdiniz. Ne yaptınız?
Abur cubur aldınız, abur cuburdu, pezevenkti derken para mara yok.
Yok para!
Adam gitmiş dokuz bin liraya kıyma hülyası diye bir yemek yemiş ya,
kimse ağzını açmıyor, benim şu 725 liramın hesabı soruluyor bana ya.
Lan sen bizi pezevenge götürmedin mi? 725 lirayı nerede…
-Tamam tamam. -Ama 725 lirayı nerede harcadın sen?
Ben kimseyi, ben sizi pezevenge mi götürdüm?
Ben sizi pezevenge götürmedim, ben tek gittim baba pezevenge.
Ben sizi bir yere, sen minibüste lop lop kolaları içtin ya.
[saat alarmı çalar]
Kim arıyor?
Yok ben şeye kurmuştum,
operasyonlarımıza başlarız diye düşündüğüm saati kurdum.
Biraz geciktik.
Senin en büyük hatan ne, biliyor musun? Her şeyi göz önünde yaşıyorsun.
-Doğru. -Ne gerek var ya?
O kadar doğru diyorsun ki. Herkesin konuştuğu görüştüğü birisi var.
Oktay abimin kıvırcığı var, Sevil yengem rahmetli,
patatesçi İbrahim'i duymuşsundur.
Tabii patatesçi İbo. Zafer hafta sonları dükkâna karı atıyor baba.
İlhami abi 50 senedir aynı kadınla, dostuyla yaşlandı.
11 yaşında mı tanışmıştınız siz? Güzin Hanım.
Bu çocuk yaptı, bunun çocuğu var artık,
benim daha bir şey dememe gerek var mı? Gerçekten ya.
-Şş, tamam. -Lan, ne?
Bunu saunalardan topluyoruz baba!
Ödem atıyorum diye sürekli fuhuş batağında bu!
Hastalık getirecek evimize, bir seninle ben kaldık baba ya!
Hoş, seni de gördük Maestro'yla kucak kucağa, konuşturmayın beni!
-O ne biçim konuşma? -Terbiyesiz!
-Geri zekâlı mısın sen? -Aynı şey mi?
Herkes sikişti biz kaldık!
Ben aile kurdum, aile, aile aynı şey değil puşt!
Hadi lan!
Sen kimi diyorsun lan, kıvırcık diye? Ela'yı mı diyorsun?
Allah belanızı versin!
Tamam, İlhami, alıyorsun bunları, doğru plazaya.
-Tamam. -Geriye kalanlar benimle Ambaş'a.
-Hiçbir şeye vaktimiz kalmadı, kalkın. -Baba, nasıl bölünüyoruz?
Biz Ambaş'a giderken Serbestler'i plazaya mı bırakalım,
Serbestler plazaya giderken bizi Ambaş'a mı atsınlar?
-Ne yapalım baba? -Sakin. Tamam.
İlhami, siz minibüsü alın, biz de taksiye.
-Olur abi. -Baba, istersen biz taksiyle geçelim.
Sizin için daha rahat olur.
İstersen uzatmayalım.
Abi buradan Ambaş'a taksi ne yazar acaba?
Şimdi onu bilemeyiz İlhami, sen taksiye İlhami abinin teçhizatını,
bizim de mühimmatı koy, tamam mı?
-M60'ı alayım mı amca? -Taksiye sığar mı?
-Sığdırırım. -Boş sorma o zaman, hadi.
Görüyorsun, değil mi? Taksiyle örgüt çökertmeye gidiyoruz.
[Aziz Ahmet "Yollar" çalar]
[Atakan] Götüreyim seni saunaya, niye bu kadar dert ettin?
[Serbest] Benim müracaat etmiyor olmam lazım buna!
Bir teklif olsa okey.
♪ Özlediğim nazlı yardan Neden haber gelmiyor ♪
♪ Ayrı düştüm dost elinden Günüm geçmek bilmiyor ♪
♪ Ayrı düştüm dost elinden Günüm geçmek bilmiyor ♪
♪ Yollar alın götürün beni yarime verin ♪
Süleyman!
Süleyman!
-Efendim! -Nasılsın hayatım?
Abiciğim, hoş geldiniz, şeref getirdiniz.
Süleyman, dolu geldik, içeride eğer birileri varsa
bizi bir yerlere haber etmek isteyen, aklında bulunsun.
Aman abi, benim adım Süleyman.
Yani?
-Buyurun geçin, oturun, bir şeyler için. -Bir şey içmeyelim, sağ ol, acelemiz var.
Bize lazımsın, sana işimiz düştü.
Elbette abi, elbette.
Bize iki kolu, iki bacağı olmayan arkadaşlar lazım.
Hı, anladım.
Abi, şimdi biliyorsun, biz tam sezondayız,
yani malum üç aylar, ben bunları günde iki vardiya dilendiriyorum,
yani şimdi bu çocuklardan iki tanesi sinyale çıkmazsa bunun bir şeyi oluyor.
-Yani hem onun ücreti, hem benim payım. -Hımm.
Eh, bir şekilde halledebilirsek yani, anlaşırız abi, hallolmayacak şey değil.
Hallederiz Süleymancığım.
[Zafer] Yasin miydi kardeşim?
-Evet abi. -Yasin, nasıl oldu bu?
Abinle ikiniz, aynı anda kısır olmanız?
Çok talihsiz bir olay ya.
Abi, aslında o işin aslı öyle değil.
Yani kısır olan benim, abim değil.
O, örgüte ürememe sözü verdi.
-Ürememe sözü? -Evet abim.
Öyle söz mü oluyor lan?
Yani örgüte girebilmek için kendini kısır yazdırdı ve ürememe sözü verdi.
Aslına bakarsan,
tam kısır da değil, sperm sayısı düşük.
Sperm sayısı, bak he, o şimdi sperm sayısı az diyorsan
tam o sayı olarak mı geçiyor, yoksa kalite, sperm kalitesi mi düşük?
-Bilmiyorum abi. -Kalite… Çünkü kaliteden de fark eder.
Bir canlı hücre sayısı var, bir sperm kalitesi var, bakabildin mi onu?
Ben bakamadım abi.
-Kıvamına baksan anlaşılır. -Doğrudur.
Ne oluyor? Çocuk yapmak istedi diyelim, örgütten çıktınız, hiç mi olmayacak?
-Sende olmayacak belli. -Bende olmayacak abi.
Yeğenin de mi olmayacak, yani abide de mi?
Yani onun yöntemleri varmış, işte tabii bir uygun hatun gerekiyor,
o hatun kişinin yumurtalıkları uygun zamanda…
-Tüp bebek, değil mi? -Ha, ağzın bal yesin.
Tüp bebek, evet.
Böyle seni beyaz bir odaya alıyorlarmış abi, onu yaparken.
-Evet. -Bir video açıyorlarmış müstehcen.
Sen onu izleyerek kendinle oynuyormuşsun.
-Asılıyorsun yani. -Estağfurullah abi.
Kendinle oynuyormuştan kastın o değil mi?
O, evet.
31 patlatıyor işte, değil mi?
-Evet. -Tamam.
Nasıl çıkartacak başka? Çıkartacak.
[Şenol] Beyler, dikkatle dinleyin beni.
Serbest, sen K blok, C kapısından gireceksin,
27. kata çıkıp tünel köprüden, Ş bölümüne ulaşacaksın.
Ş mi?
Şenol, sen biliyor musun bu binayı, hakikaten emin misin yani?
Abi, o ne demek? İşte burada ya.
Seninle J binasının doğu girişinden eksi dokuz otopark katına ineceğiz.
Oradan asansör boşluğunu kullanarak, U 57'ye çıkacağız. Sonra…
Ben K'dan C 27 bağlantı tünelinden geçeceğim.
Siz de J'den eksi dokuza ineceksiniz ve U 57'de buluşacağız.
Aynen öyle yapacağız.
Ama bir saniye, ben şimdi Z 8'den M 21'e kadar çıksam sonra
siz Ş 1 ve Ş 2 kapılarını bana açsanız, öyle daha kolay olmaz mı?
-Aa, bir dakika. -Evet.
-O G 42'ye çıkıyor. -G 43'e çıkıyor olmaz, onu diyorum işte.
Senin kesinlikle K 1ya da K 2'den giriş yapman lazım ki
yani direkt C 27'ye ulaşasın.
Zaten ulaştıktan sonra komple sonrası Ş.
Ne amına koyayım bu ya? Bu ne ya?
Nasıl bir plan bu?
Cık. Bunlar senin şahsi notların mı?
Evet, isterseniz, yani ben tercih etmem ama şunu da yapabiliriz,
bak, L 7'den girelim, S-T-M koridorlarından ayrılalım,
ama birbirimizden ayrılırsak bulmamız zorlaşır sonra.
-Şenol. -Ha?
Bu bina, böyle bir bina değildi ya, ne kadar bu böyle?
Ne bu böyle ya?
Sen yorum katmadın, değil mi?
-Hayır, ben olanı anlatıyorum. -Sen anladın mı?
-Hakikaten ben mi? -Hiçbir şey anlamadım, hiç!
Abi, o zaman başlatmayın T'sine Ş'sine ya,
alın silahlarınızı ön kapıdan girelim ve işimizi yapalım.
-O zaman… -Tamam.
-Ya nasip tekniği mi diyoruz yani? -Yani.
O zaman en üst kata çıkacağız. O, görevimiz.
Tek bu mu yani, yapmamız gereken?
-Tamam, hadi abi. -Evet.
[hareketli müzik çalar]
Şimdi.
Geç, geç, geç, geç.
[kısık sesle] Serbest.
-Ne oldu? -Beyler, içerisi çok kalabalık.
-Attığınızı indirin. Önce Serbest sen dal. -Boş ver.
Ardından ben, Şenol, sen arkayı kolla.
[İlhami] Hadi koçum. Şimdi!
Boş ver be Şenol. Boş ver şimdi roketi be.
-"Boş ver" olur mu abi ya? -Ne oluyor lan?
Roket abi.
Şenolcuğum, rokete gerek yok ya.
Gerçekten gerek yok, yakalayacağız, indireceğiz adamları, bu kadar basit.
-Abi, olur mu öyle şey? -Hakikaten boş ver.
Roketlik bir durum yok, hakikaten.
Sen çevir şunu. Dur, tut şunu.
[Şenol] Hazırız.
[Şenol nefes nefese kalır]
Bu ne amına koyayım ya, bu roket ya?
Geç geç, şimdi.
[hareketli müzik çalar]
[Serbest] Serbest.
Dur, taktı, bir şey taktı.
-İt, it, it. -Serbest, ne yaptın sen ya?
-Biraz daha itsene şunu. -Sen geç it, ben görmüyorum ki bir şey.
-Sen niye geldin ki? -Görmüyor abi.
-Geç, yani bir seferde geç. -Bir dakika, dur, dur, ben hallediyorum.
-Abi alalım geri. -Bir koy, onu bir koy sen bir saniye.
-Tamam. -Bir şu roketini bir bırak bir ya.
Tamam.
-Nasıl, açılmıyor mu? -Açılmıyor abi.
İlhami abi, onu bir çeksene kendine doğru.
-Yere ver. -Neyi yere vereyim?
-Roketi şöyle. Aşağı ver. -Kafasını mı yere vereyim?
-Çevir, ben yattım. -İşte dönmüyor, dönmüyor.
Roketi çeviremiyoruz abi.
-İlhami abi, vallahi olmuyor. -[Serbest inler] Ah! Ah!
-Bir yerine mi geldi? -Ayağımı indi roket. Ah!
-Ay sikeyim be, abi be! Gel. -Ah!
-Ah! -Hakikaten bu roketi getirdiğin iyi oldu.
-Siperliğinin camı çıktı. -Camı da çıktı.
Senin roketini sikeyim! Senin yapacağın işi sikeyim!
Getirdiğin çantalarının amına koyayım senin!
Baş aşağı geliyor mu? Şöyle.
-Deneyelim. -Dönüyor mu baş aşağı?
-Sakin bir şekilde deneyelim. -Şu. Ananı, avradını!
Pıt etti, havada kaldı roket.
Şimdi…
-Roket çıktı, hah, tamam. -Ya ne güzel, tamam, bu işte zaten.
Sök siperliğini.
Şimdi bir yüklen, sanki açılacak gibi.
Bunu siperlik varken de yüklenirdik, niye söktük o zaman?
-Girmeseydin bu sorun yoktu. -Tek başına geçebiliyor mu?
Al bak, tam ortada duruyorum, hiçbir yere dokunmuyorum. Çık, çık.
-Aferin be Serbest. Bravo be! -Lan benimle ne alakası var? Sen…
Bir sonrakine binemedin.
Benim tabancayla geldiğim yere roketatarla geldin sen.
Tamam, bunu sokacağım, bir saniye ekleyeceğim.
-Cebe sığmaz. -Ya sığdığı kadar.
Amına koyduğumun patlayıcısı cebe sokulmaz, nereye gittin?
Dene abi.
-Bir. -Ne bir?
-Bir deyince yapışalım. -Ne? Bir ne?
-Hadi. -Asıl. Asıl.
-Getir, getir. -Al şunu, tut şunu, tut.
[ Osman İşmen "Azize Diskotekte" çalar]
[kısık sesle] Geç, geç, geç.
[nişan alma sinyali]
Niye bu kadar duman oldu böyle?
-Çok duman yaptı bu Şenol ya. -Çok oldu.
-Ne oluyor, ne oluyor? Ne oldu? -Sıkıyor.
-Biz de sıkalım. -Cevap veriyoruz.
Verelim, cevap verelim, sık.
Anam, kafama geldi senin şeyin, az açık.
-Dur, dur, biri var. Kimsin? Kimsin? -Ne?
[İlhami] Oğlum, bana değecek!
-İlhami abi, gel. Gel abi. -[İlhami] Sıkmayın!
-Gel! -Tamam, gel abi işte, bekliyoruz.
[Arif Sağ "Dımbıllı" çalar]
Az evvel size ateş eden benmişim demek ki.
Şurada asansör var, beni takip edin, yetişelim hiç olmazsa, hadi.
Nerede asansör var? Biz de gelelim, hemen gitme, biz de gelelim!
Görünmüyor ki hiçbir şey ya! Ah!
Kayboldu, gitti, amına koyayım.
-Yani o bakayım, öyle bakayım. -Bak bakayım.
[Şenol] Lan!
İlhami abi, kaldır şunu, ordu geliyor, sikerler abi bizi, ne olur?
Serbest nerede? Serbest nerede? Serbest'i almadık! Almadık Serbest'i!
[Serbest] Lan bekle, İlhami abi!
[boğuşma sesleri]
Bir adım bekleyemedin. Bir adım bekleyemedin.
Abiciğim. Şöyle vereyim.
-Tamam mıyız abi? -Bu nedir yahu?
Kollar, bacaklar.
Ama hiç bacağa benzemiyor bu.
Şimdi baba, bu pantolonun altında kalacağı düşünüldüğü için
estetiğine takılmamışlardır.
Bak mesela, buna ayakkabı giydirebiliyorsun.
-Tabii. -Hatta gerekirse çorap bile.
Anladım.
-Çok güzel. -Şimdi, şöyle yapıyoruz.
Ben taksiyi alıp önden gidiyorum, İlhami abinizle buluşuyoruz.
Hazırlıkları bitiriyoruz. Siz de burayı hallettikten sonra yanımıza geliyorsunuz.
-Yardım? -Yok yok, tamam.
[Oktay] Polyester mi bunlar?
[boğuşma sesleri]
-Dur, dur, üstüme oturdun, dur. -Sen nereden geldin lan?
Serbest! Geldin mi?
[boğuşma sesleri]
-Çubuğa mı sarıldın lan? -Bir adım bekleyemediniz ya.
Bir adım bekleyemediniz. Çubuğa sarıldım.
Oğlum, alın lan şunu!
Alın şu kolyeyi!
Belim döndü. Ananı sikeyim! Ay!
Lan!
Ah!
Belim döndü.
Ulan, vurun lan şunu, alın kolyesini artık!
Ne oldu? Lan ne yaptın bana?
Bana bir şey yaptı bu! Ne, neydi bu?
Ya İlhami abi, bana iğne yaptılar!
[Şenol] Amına koyduğum! Amına koyduğumun çocuğu!
[kapı açılır]
Lan! Atladı adam oğlum, adam gitti lan!
-[İlhami] Atlayın peşinden hadi! -İçim coşuyor.
İçim, içim çok coşuyor abi. İçim çıldırıyor.
Adrenalin iğnesi basmış sana, bir şey olmaz!
-Atla, atla. -Ay ben atlamam, yok.
Ben aşağıda… Sikerim sülalenizi lan! Atlamam ben!
-At şunu, at! -[Şenol] Atıyorum.
-Orospu İlhami! -Hasbinallah!
Furkan… Yasin kaç para aldınız, bu şeyden, operasyondan?
17.
17.000 lira mı?
Kişi başı mı, yoksa…
Yok abi, senin burada toplam zapt edilme ücretin, hepsi o yani.
Oğlum 17 çok az lan. 11.500 oldu asgari ücret.
-O kadar oldu mu? -Oldu tabii.
Her şeyi düşünmeniz lazım.
Abi, para konuşmayı beceremiyorum ben ya.
Kardeşim de prezantabl olmadığı için karşısına çıkamıyoruz.
Öyle yapma Furkan.
Güzel bir rakam belirleyin, kendi aranızda, tutsak başı deyin, bir.
İkincisi gün, gün başı çalışın, bütün organizasyon değil.
Ben burada diyelim 10 gün kaldım, yediğim, içtiğim dâhil değil,
buranın kirası var, gideri var.
Aylık, doğru mu?
Elektriği var, suyu var, gün başı.
Bir anlaşacaksın, tutsağı aldığın zaman.
Gün başı, net. Kaç gün tutacağım abi?
-Bunu sor örgüte, doğru mu? -Doğru abi.
Sen şimdi bütün operasyona aynı rakamı dediğin zaman
adam sende bir ay bıraktı tutsağı, ne yapacaksın?
Yanlış, zarardasın.
Sağ olun, Allah razı olsun, iyi ağırladınız, onda bir şey yok.
-Ben gittiğim her yerde anlatırım. -Sağ ol abi. Sağ ol.
-Yani, her şeyiniz… -Allah razı olsun.
Abi, bir banyo ihtiyacın vesaire varsa.
-Banyo yok ya. -Böyle, yani içeride…
Hayvan gibi banyomuz var yani, ihtiyacını görebilirsin.
-Tamam. -Abim geçen hafta bir jakuzi çaldı.
-Oraya kurdurduk. -O işe de girdik.
Kaç gün oldu, şunlar üstümde, bana iyi gelir, örgüt giydirdi, tuvalet?
Var abi, banyo, tuvalet, her şey yepyeni.
-Sıfır tuvalet mi? -He.
Sıfır, biz de kullanamadığımız için zaten, alafrangaya alışık değiliz.
Alaturkaya devam, o usta getirdi.
İyi, yabancı tuvalette giremem, beş gündür tutuyorum.
-Yok, cillop. -Ağzımdan gelecek.
Misafir için dedik, kullanır, çok güzel.
Tam sana layık abi.
İyi kardeşim, şunu da çözün, ben rahat rahat banyoya gireyim olmazsa.
-Onu çözemiyoruz abi ya. -Niye?
O zimmetli olduğu için, yani kullan at, bir kere kesince, bir daha.
Oğlum, ben bunu, bu beni tutmaz ki.
Çıkarmayalım abi onu, lütfen.
Kardeşim, kaçsam kaçarım zaten, bu bir şey değil lan.
Estağfurullah abi, tabii ki onun için değil de,
daha işte, prosedür olarak yani.
Anladım da, ben kaçsam şu anda…
-Yüz kere kaçamaz mıydım? -Kaçarsın abi.
Ailemi bekliyorum ben burada yani, benim olayım bu.
[bağırır] Serbest!
Serbest!
Şekerim, sen oradan görebiliyor musun?
Nerede adam, nereye düşmüş ya?
[bağırır] İlerinde! Arka! Arkan şeyle, dön sen! İlerine! Senin sağın.
-[bağırır] Nerede? -Ya denk geldikçe anlatacağım.
Ne, anlamıyorum ben seni, nereye düştü?
İndir beni bir, ben gördüm adamı, indir beni!
Ya sen düzgün tarif et, ben alayım flash belleği, indireceğim seni.
Lan, felç oldum, felç, felç!
[bağırır] Serbest! Otların orası mı?
Sağın, arka sağına yürü! Ayağını görüyorum oradan.
Bu taraf mı, aşağı mı?
Evet! Senin şey, otların o tarafa, yürü oraya doğru!
Evet, orada, git o tarafta, arka taraftan. O tarafa, düz git daha.
Buldum, buldum!
-[Furkan] Zafer abi. -Canım.
Şimdi sen kendini belli bir noktaya getirmiş, geliştirmiş.
-Estağfurullah. -Evrenselliği yakalamış bir abimizsin.
Doğru mu? Doğru. Şimdi o yüzden seninle açık konuşalım.
Yani tatlı yiyelim, tatlı konuşalım. Yani misal olarak söylüyorum.
Şimdi diyelim ki sizinkiler öldü, buraya gelmeden,
yani Allah korusun tabii de, olabilir, bu mümkün, olasılıklar dâhilinde.
Ölürlerse, bu durumda sen boşa çıkmış oluyorsun.
Bir anlamım kalmıyor.
Yani, dolayısıyla da biz seni teslim etmek durumunda kalırsak
sen bize direnç…
-Sikin beni, yakın, atın. -Estağfurullah.
Yok vallahi, ben hiç o noktada, sizler benim kardeşimsiniz,
ben sizi kardeşim gibi sevdim. Ya o noktada ben zaten…
Bir insan yakmak istesem seni yakmak isterim. Neden?
Hani böyle bir şahsiyeti bana nasip oldu derim ama abi…
Asla direnç göstermem, asla.
Teslim edersin beni rahat rahat,
sizin de işiniz görülmüş olur, 17 bininizi alırısınız.
-Gerçekten çok… -Bu kadar da beklemiyordum.
-Açık konuşayım. -Yok, sizi, sizi kırmam.
Şahsına münhasır bir insansın, gerçekten.
-Ailesini duyduk ama… -Oho!
Ya o an, o anki şeye de bağlı ama o an,
hani üzüntü yerine, derin bir öfke nöbeti gelirse o zaman siker,
öldürürüm sizi bu sefer. Ben siker, öldürürüm.
Öyle mi?
Mecbur.
Serbest, adam çok kötü ölmüş ya.
Başı götüne gelmiş adamın. Aldım ama flash diski.
Çok güzel, tamam.
Arasana bizimkileri, beni alsınlar buradan.
Ara çağır, alsınlar beni buradan, indirin beni.
Şöyle yapalım, ben hemen havalimanına gideyim, adam kaçacak.
Zaten yakın sizinkiler gelir, seni alırlar.
[Serbest] Gitme dur, al beni, felçliyim gitme,
Şenol ne olur bak, Allah aşkına be.
-O şekil. -Şenol bokunu yiyeyim!
Şenol! Şenol, al beni! Şenol, al beni!
Şenol, bir cırt at, al beni, bir maket bıçağıyla.
Bir ipi, ipini cırtlat, al beni. Şenol, Allah belanızı versin!
Allah senin belanı versin!
Al lan beni buradan, al! Beni al!
Senin babanın ölmüş kardeşlerini sikeyim! Puşt!
Tamam, bence güzel oldu. Ne diyorsun İlhami?
Teçhizatları yerleştirdik, X-ray'den geçebilecek miyiz?
Abi 10 numara, çift turbo, her türlü geçeriz.
Güzel, eh hazırsak, dalalım o zaman içeri.
-Yok, kalabalığız ondan yani sıkıntım. -Hadi, Allah utandırmasın, hadi bakalım.
Tamam, bir koridor, bir kapı.
Oğlum, Serbest nerede? Şenol, Serbest nerede?
Bir saniye, telefondayım.
750.000 dolar çok kardeşim, bütçem yok Kemal benim.
-Lan oğlum, Serbest nerede? -Bugünün kuruyla mı?
Babam "Serbest nerede?" diyor.
Dur bir.
-Abi, dedim ya, direkte asılı kaldı işte. -Efendim?
Ne?
Asıl kaldı abi şeyde, direkte. İzah ettim ya ben size bunu.
Uçaktan düştük ya.
Yani irtifa kaybederken, telefon uçmuş benim,
ben düştüğümüz zaman bakındım, bulamadım.
Flash diski hani hemen getireyim, kaçacak diye düşündük ya adam,
o yüzden geldim, koştum, sarıldık sizinle.
"İyi ki geldin Şenol, tam zamanında." dediniz.
Oğlum, ben öyle bir şey söylediğimi hatırlamıyorum.
Oğlum, siz aynı yoldan geldiniz, kardeşini görmedin mi?
Otobanın ortasında asılı falan diyor.
Hayır, vallahi görmedim baba.
Neredeydi, hangi direkte asılı kaldı?
Aradık, açmadınız, ondan mı açmadınız?
Tamam Kemal, tamam Muğla yaparız, tamam, hadi.
Ne oldu? Abi, anlattım ya size, Oktay abinin telefonunu vereyim, ee…
Düştükten sonra ben zaten buraya hemen koşmak istedim Gazanfer abi,
çünkü, ee, kalabalıksınız, hani yetişmek istedim?
O da yazık felç olunca direkte kaldı işte.
-Serbest de, bunu konuştuk. -Ne?
-Konuşmadık mı? -Felç abi felç.
Helikopterde boğuşurken hedef iğne soktu şeye…
Serbest'e de, felç kaldı çocuk, yazık.
Oğlum, siz, bir dakika, bir dakika.
Peşimizde bunca adam varken siz kardeşinizi otobanın orta yerinde,
direkte, felçli bir vaziyette, feci bir şekilde,
hedef tahtası gibi bıraktınız, buraya geldiniz
ve bana bir şey söylemediniz, öyle mi, he?
Ha Şenol?
Gazanfer Bey, ben gerçekten söyledim size ama.
Silahımı ver.
Ver, ver, silahımı ver.
Abi, hava limanına geleceğiz diye getirmedik ya silahları biz.
İstersen aparatlarını sökeyim arkadaşların.
-Abi, abi. -Baba, baba!
Babacığım, babacığım! Babacığım, dur! Babacığım!
Sakin!
Ulan benim aklımla mı oynuyorsunuz?
-Tamam amcam. -Gel!
-Sakin. -Amcam. Yapma amcam.
Şenol, ne yaptın? Ailemizi birbirine soktun!
Beyefendi! Söyledim size, tamam mı?
Ben de burada bir şeylerle uğraşıyorum ya, kusura bakmayın.
Aldığım haberler hiç iç açıcı değil.
-Lan! -Belin açıldı, belin açıldı.
-Baba. -Ne var baba, baba?
Arkadaşlar, bildiğiniz üzere bir süredir, uzun bir süredir bir kaçış halindeyiz.
Bizim peşimizde, biliyorsunuzdur herhalde,
ailemizi öldürmek isteyen insanlar var.
Bunlardan kaçıyoruz ve biz bu sürece nasıl girdik?
Babam beni bu adamlara vermek istemedi.
Kaçtık, kaçtık, her seferinde beni arkada bıraktınız.
Beni oralarda, kıyılarda köşelerde dövdürttünüz,
beni direklerde felçli, asılı bıraktınız.
Adamların önünde döndüm, durdum.
Defalarca ve defalarca terk edildim!
Kendi ailem tarafından kaderime bırakıldım!
Serbest öldü mü? Serbest'i sikiyorlar mı?
Ailem hiç önemsemedi, ne hissetmeliyim şimdi ben, ne yapmalıyım?
Diye düşünürken Cücü'yle tanıştım.
Cücü, sessiz yardım çığlıklarıma yanıt veren bir yabancı
ama hiç lafımı bile ikiletmeden beni bir çırpıda aşağı indirdi.
Bana su getirdi, içtik, sarıldık, öpüştük,
yürürken birbirimizden bahsettik.
Çok konuştuk, dertleştik, Cücü'yle kafa kafaya.
Çok sevdik birbirimizi, bana sikini gösterdi.
Baktım, yalan yok çünkü dedim ki kendi kendime
bugün herkes ailesi için bir şey yapıyor.
Sen de sesini kes, bu siki seyret dedim kendi kendime.
İyi misin oğlum?
İyiyim baba, sağ ol.
[hareketli müzik çalar]
[cihaz öter]
[Begüm nefes verir]
-Devam et. -Teşekkürler.
Baba, çay falan mı içsek?
Atakan, yengene çay al.
[Şenol] İçeri sorunsuz bir şekilde girebilirsek,
Ambaş'ın adamlarından kolları bacakları alıp kontrol ettiğimiz bir tuvalette
montaj işini hallediyoruz.
Sakin, dikkatli ama çok hızlı oluyoruz beyler, yoksa hedef kaçar.
Bu herif kendi özel jetiyle ayrı bir koridordan geçecek
ve bizim oraya bağlantımız olan tek yer Serhan'ın sotelendiği yer.
Aç kapıyı.
[Şenol] Mekanizma hazır olunca direkt teslim alıp Serhan'a ulaştırırım.
Şenol, ben hazırım, yerimdeyim. Neredesin?
Abiciğim geliyoruz ya, gezmiyoruz, geliyorum ya.
[Şenol] Şimdi burası kritik, Serhan, arada böyle sadece iki metrelik bir açıklık var.
Adam tam oradan geçerken indireceksin.
Adamı sonra acil müdahale için dışarıya çıkaracaklar.
Biz o sırada tepelerine binip USB'yi alacağız.
Başka şansımız, ikinci bir atışımız yok.
Aman gözünü seveyim.
Aa!
[Moğollar "7/8 9/8" çalar]
Aa! Aa!
Hayır, hayır, hayır, hayır.
[Serhan] İlhami abi, dürbünün merceklerini yanlış mı yaptınız?
Her şey aşırı büyük, hiçbir şey göremiyorum ben.
Nasıl görüp de vuracağım ben?
Vakit daralıyor Serhan, hedefin üstünde çizgili ceket var.
Şakaklarında kırlar var.
-Of! -Seni duyuyor.
Şakaklarında kır ha.
Şakaklarında kır, abi Allah aşkına siz dalga mı geçiyorsunuz?
Birisi gelsin, şunu fikslesin. İlhan abi, gelir misin?
Serhan, hedefin sol kaşının altında ben vardı fotoğrafta. Bir baksana.
Bene odaklan, ben bulmaya çalış, ben.
Olur mu abi bu, bu sana mantıklı geliyor mu abiciğim?
Olur mu böyle bir şey? Kafayı yiyeceğim burada stresten.
Biri buraya gelsin, bunu düzeltsin.
İlhami abi çabuk buraya gel. Bir tane mermim var.
Tek bir mermiye sahibim, sadece bir, çabuk lütfen.
Ya tamam Serhan, geliyorum ya, geliyorum.
-[Oktay] Nereye gidiyorsun? -[İlhami] Geliyorum.
-Geliyorum. -Ya nereye?
Lan oğlum, otur bekle ya.
Abi, kurban olayım şunu yap.
Amca, amca, Süleyman yok, gitmiş.
Olur mu öyle şey ya, nasıl gitmiş?
Yok, gitmiş. Adamlarını alıp gittiyse demek.
Ben de gördüm, şuradan gri minibüsle, atlayıp gittiler hocam.
Vay pezevenk, biz nasıl şey yap… Sen kimsin ya?
Taksici abi, bekle dediniz ya, ücret için.
Atakan, hemen git, bulabildiğin en büyük aracı kaldır gel.
-Malzemeyi yükle, çabuk. -Tamam amca.
Abi, bizim bu ücret…
-Bagaj açık mı? -Açık açık.
Ücret, evet, ne kadardı o?
-2700. -Ne?
-Hedef geliyor. -Tamam, tamam, hazırım, hazırım.
Hazırım.
Hedef, hedef çok hızlı geliyor.
Hedef çok hızlı geliyor Serhan, hedef uçuyor.
-Ne? -Yürüyen bandın üstüne binmiş adam.
Bir de onun üstünde yürüyor, 4x hızla geliyor.
Evet, tamam, bekliyorum.
Serhan, şimdi bu iki metrelik açıklık var ya,
oradan bir saniyede geçecek, ona göre ayarlan.
Ayarlan? Ayarla abi, ayarlandım, nasıl ayarlayayım ben ona göre?
Ayrıca o ne demek?
Yok, yapamayacağım, siz direkt dalın heriflere, ben geleyim oraya, olur mu?
Hayır, yapamayız öyle, oraya inersek bizi indirirler.
Sen vuracaksın, acil tıbbı müdahale için adamı çıkaracaklar, ineceğiz tepelerine!
Ben niye yaptım bu planı? Anlattım yan ben sana.
Ben senin bu planının ağzını sikeyim, ağzını sikeyim.
Serhan, ben duyuyorum ama.
Of tamam, sus, susun! Susun.
[gerilim müziği çalar]
[boğuk çığlık sesleri gelir]
Aha vurdu!
-Çok güzel vurdu, çok güzel vurdu! -Aferin, koş, koş.
Yes be, yes be!
Sağ ol babacığım.
[çınlama ses geliri]
[Boney M "Rasputin" çalar]
Amına koyayım be! Dalak yine aynı yerden yırtıldı, ikinci defa ya!
Benim çok yoğun bakımda olmam gerekirken
bir ton sopa yedim ben adamlardan! Olur mu ya?
Nereden girdim ben bu işe be abi be? Nereden?
-Babacığım, USB'yi aldık. -2.700 lira çıkartın.
Hayırdır abi?
Taksinin parası.
Abi, biz o ameliyatta gitti ya o para bizden.
-Paramız yok. -Serhan, sende var mı?
Ben 13 liram vardı ya en son, onu verdim ben,
hiçbir şey, bakayım, yine bakayım, yok.
-Hiçbir şey yok. -Benim zaten yok yani.
Sen bizden niye turist parası alıyorsun?
-Taksimetre, buyurun bakalım. -Bırak Allah aşkına ya!
Abi, normalde 2.750, ama ben sizden 2.100 alacağım.
Abi, ne yapalım şimdi? Bizim paramız yok abi. Ne yapalım?
Bu arkadaşı yanımıza alıp da mı gidelim?
Yoksa burada mı bırakalım, ne yapalım biz?
-O ne demek kardeş? -Kardeş mi?
-Tamam abi. -Tamam, hallediyorum.
Yeter ya! Yeter, ben hallederim, bir durun, ne olur?
Bir gerginlik daha yaşanmasın! Şu çilemiz artık bir bitsin lütfen ya!
Ben hallederim!
Abiciğim al sen bunu, 3.000-3.500 bir şey yapar, hadi. Tamam mı?
-Eyvallah, eyvallah. -Hadi.
Vallahi bezdim ya, ya bu şu çilemiz bir bitsin ne olur ya!
-Oktay, tamam. -Yeter ama baba ya.
Tamam oğlum. Süleyman kaçtı, sattı bizi.
-Al işte ya! -Dur yahu, dur!
Atakan'ı araç bulmaya gönderdim.
-Vallahi bezdim ya. -[Begüm] Serhan.
Bu senin bu tişörtün, ne kadar düzgün yırtılmış ya böyle.
-Bir tane falçatalı çocuk vardı ya. -Sezgin'i mi diyorsun?
-Sezgin mi o? -Kısa boylu.
-Kısa boylu, evet. -O mu yırttı bunu?
-Aynen, aynen. -Ah ya.
-Öldü o. -Öldü mü?
-Aa. -Evet.
-İlhami abi öldürdü. -Sen mi?
Ben öldürdüm.
[araçtan şarkı gelir] Dündar, Dündar, Dündar Dinç, Dündar Dinç,
-Dikkatli, dinamik, dediğim dedik. -Yürü! Yürü!
-Hadi, hadi, hadi! -Atakan, ne yaptın lan?
Oğlum, kapatsana şu müziği, bu ne böyle?
Amca, o kapanmıyor. Bütün düğmelere bastım, yok.
Camı sıyır, camı sıyır.
Dündar Dinç geliyor! Gel vatandaş, gel!
Sen de bizimle koş!
İskân, tutanak, her şey boş, her şey!
Parklar, peyzaj bizim, yeşillendirme bizim!
Görün bakın, bakın bu zabıta, bakın şu zabıta!
-Bakın zabıtalar aslında ne kadar hoş! -Yok usta, bu olmaz ama.
Şunun iki tane USB girişi var.
Biz bunların dördünü aynı anda takmazsak kopyalayamayız.
Kıymetli hemşerilerim, tertemiz düşler…
-Ne olacak o zaman? -USB çoğaltıcı yok mu?
…anlayışımız kapsamında, belediye başkanımız…
Yok.
Var, var mı sence yani?
26 Ekim Çarşamba günü, bizimle, el ele…
-Olması lazım ama. -Nasıl olması lazım?
Şenol, sen bunları düşünmüyor musun?
Ya bunları düşünmen lazım yani, vallahi düşünmen lazım.
Beyefendi, kusura bakmayın, her şey çok hızlı gelişti.
O bilgi trafiğinde düşünememişim.
-Kusuruma bakmayın vallahi ya. -Neyse canım ya.
Allah Allah! Amca, amca, geliyorlar amca.
Atakan, silahlar nerede ya?
Amca, hangi silahlar?
M60'ı aldık ya bir tek yanımıza.
-Dündar Dinç. Tamam işte, M60 nerede?
-M60 nerede? -Dündar Dinç.
Amca, arkada bir yerde, onu ben şimdi bilmiyorum ya.
Çocuklar, bulun şu silahı.
Serhan, çık yukarı, yağdır şunlara.
Tamam baba, tamam.
Allah'ın adını verdim, kapatın şunu, bu ne ya?
-[Atakan] Amca, kapatamıyorum. -Dündar, Dündar Dinç.
Serhan abi… Abi, şimdi bu USB'lerin bilgi aktarımını,
biz verileri kopyalayamıyoruz şu anda.
Aynı anda takılması gerekiyormuş hepsinin de,
o yüzden bizim USB çoğaltıcıya ihtiyacımız var.
Onu da şimdi durup alamayız da zaten biliyorsun.
Evet.
Durumumuz bu diye.
Çok güzel, sağ ol.
Bu durumdayız yani.
Durumumuz bu abi o zaman.
-Kopyalayamıyoruz o zaman. -Aynen.
-Ben kapatıyorum. -Tabii, tabii.
Kapat abi.
Dündar Dinç, Dündar, Dündar
[seçim konuşması yapar] Kolumuzu, kolunuza sokuyoruz,
öyle yürüyoruz, öyle.
Bir kol oluyoruz, tek kolla yürüyoruz!
Dimdik geliyor. Ne diyoruz? 9D diyoruz!
[Begüm] Ay! Ay!
Ya silah nerede? Serbest, silahı ver lan!
Dinamik diyoruz! Bu adam dik diyoruz!
Dik! Dik!
Bu adam çöpler yaktırmaz, çöpleri attırmaz!
Dündar Dinç geliyor!
Ya sen bir adam olsaydın, bak fazla değil,
şu kadar adam olsaydın da hamile karını şu hâllere düşürmeseydin keşke.
[Serhan] Ya Allah aşkı için, şu konuyu sonra konuşalım!
-Ah, ah! -Lütfen diyorum sana!
Ne kadar değiştin sen ya adam! Ne kadar değiştin!
Aşkım, aşkım, tamam, tamam sakin ol, lütfen, lütfen şu konuyu bir kapa.
-Beyler, ya silah nerede? -Silah yok! Silah yok!
Tertemiz düşler, liyakatli işler.
Biz birbirimize olan ilgimizi kaybettik, sen farkında mısın?
-Bunu mu konuşacağız şimdi? -Çok tehlikeli!
Bak, bu çok tehlikeli bir şey, ben bunun farkındayım!
Gerçekten biz en son ne zaman baş başa kaldık?
-Ya aşkım! -En son ne zaman?
Bir düşün ya, ne kadar oldu?
-Ciddi misin? -Evet.
Bir tanem, bak, gerçekten ben ne konuşsam,
ağzımdan ne çıksa sorun oluyor.
Hep suçluyum, her davranışımda suçluyum,
artık ne yapacağımı, davranışlarımı kontrol edemeyecek noktaya geldim.
Sana inanamıyorum. Sana inanamıyorum. Bakar mısın?
Sen beni en son ne zaman övdün? Beni şu an öveceksin.
Şampiyon Dündar Dinç, şampiyon Dündar Dinç!
Şampiyon Dündar Dinç! Geliyor!
Benim silah nerede lan?
Serbest! Taş mı atayım bu insanlara?
Taş mı atayım bunlara ben?
Bağırma, beni niye geriyorsun şu an?
Atakan, bu silahlar nerede lan? Silah yok! Silah yok! Silah yok!
Abi, şu an bilemiyorum, ben onu arkaya bir yere koydum, bagaja bak!
Ölüyoruz baba!
Sorunlara çözüm oluyor!
Önünüze ışık, arkanıza gardaş!
Yolunuza yoldaş oluyor!
Dündar Dinç geliyor, başka hiçbir şey demiyorum!
[Gazanfer] Atakan, niye durdun oğlum?
-Yol bitti. -[Gazanfer] Nasıl?
Yol bitti.
Ne demek bitti lan, sen nereye girdin?
Dendi ya bana amca, "Yan yola gir, yol değiştir." dendi.
Lan sen bilmiyor musun?
Bilmediğin otobanlara ne giriyorsun sen?
Yolun sonunu görmedin mi? Uzaktan görmedin mi?
-Dibine kadar girdin! -Bir emir komuta var.
-Yan yola gir dendi, girdim! -Lan görüyorsun şunu.
Ben görmüyorum, yolun sonunu görmedin mi de sonuna kadar geldin?
Yok, bu başka yol yok. "Gir" dendi, girdim.
Ya bir kapatın şunu! Kim bu Dündar Dinç ya?
Abi, ben anlatamıyor muyum ya? Kapanmıyor ya, kapanmıyor!
O zaman stop et arabayı, kapat, söndür şunu,
bunu da mı ben halledeyim Atakan ya! Yeter ya!
[seçim şarkısı biter]
-Serhan. -Efendim.
Begüm'ü emniyete al.
Ne oldu, neden?
Bitti, buraya kadar, ateşi kestiler, adamlar şimdi içeri sızacak.
[Serhan] Begüm gel, gel aşkım, gel, gel benimle sen, gel.
Tamam aşkım, şuraya girmen lazım, gel.
-Nereye? Hayır. -Şuraya girer misin?
-Hayır, girmem. -Deli misin? Girer misin lütfen?
Adamlar geldi, bizim için geldi, sana bir şey yapmayacaklar.
Gir şuraya, gir. Begüm, Begüm bak, USB'yi alıp gidecekler,
sen çocuğumuzu doğuracaksın ya, o çocuğun doğmasını istiyorum Begüm.
-Tamam ama… -Saklan.
Ya beni sokma oralara. Ya girmeyeceğim.
Begüm, şuraya gir dedim! Lütfen ya!
-Allah aşkına! -Ay! Ay!
[kapı vurulur]
[erkek] Aç kapıyı, aç. Aç!
[kapı açılır]
[erkek] Çık dışarı, hadi, çık dışarı, şuraya dizil.
Oyalanma, in aşağı, şöyle dizil bakayım, şöyle dizilin, dizilin.
Geç, geç, geç, geç!
[Peyk & Yasin Soyöz "Derdini Bul" çalar]
[erkek] Hadi, hadi dizilin şöyle.
Yaylanmayın, geçin şöyle, hadi.
♪ Derdini sayıkla dur ♪
♪ Ayıkla dur nedir ederi ♪
♪ Hem serin, hem sıcak ♪
♪ Bir yerde dur bul şu dengeni ♪
♪ Kim dedi yakın, kim dedi uzak? ♪
♪ Neredesin? Bul şu yerini ♪
♪ Kim dedi yakın, kim dedi uzak? ♪
♪ Neredesin bul şu yerini ♪
♪ Derdini sayıkla dur ♪
♪ Kendini avutma dur ♪
♪ Seçtiğin o anda dur ♪
♪ Verdiğin sözünde dur ♪
[ İrfan Alış "You Betcha" çalar]
[Begüm] Serhan! Amına koyduğum, ben doğuruyorum!
-[Serhan] Begüm, aşkım! -[herkes] Yengeciğim!
[Gazanfer] Oğlum, kapıya yığılma! Yığılmayın kapıya!
[Serbest] Baba, ölmedik!
-[Gazanfer] Ezdiniz kadını! -[Serbest] Ölmedik! Ölmedik!
[bebek ağlar]
[şarkı biter]
Buraya su, bisküvi filan bir şey söyleyebiliyor muyuz?
Ne istiyorsunuz?
Susamlı, gofret, kuru pasta, karışık, bir şey alsın yani.
-Ben bir ıhlamur alırım. -Soğuk su, çay.
Soğuk su alabilirsek çok güzel olur aslında.
Ne istiyorsunuz?
-Soğuk su. -Bir.
[yüksek sesle] Bir!
Zafer'i derhâl serbest bırakacaksınız.
İki, ailemizin canına kast etmekten vazgeçeceksiniz.
Üç, içerideki paramızın hepsini istiyoruz.
Dört, ailemiz hakkındaki bütün kayıtlar silinecek.
İleride, yeni üyelerimiz dâhil,
aileden kimseden hesap sorulmayacak, hepsi bu.
Peki, bu USB'lerin kopyalarını sızdırmayacağınızı nereden bileceğiz biz?
[Gazanfer] Eh, galiba iyi anlatamadım.
Biz normal bir hayat istiyoruz.
Örgütle falan işimiz olmaz.
Siz bize dokunmayın, biz de kopyalara dokunmayalım.
Aksi takdirde kopyalar medyanın eline geçer.
Tamam, dediğiniz gibi olsun ama paranızı alamazsınız.
He? Nasıl ya?
Nasıl paramızı…
Gazanfer Bey, biz sizinle konuşmadık mı bunu?
-Şenol. -"Bir gibi düşün." dediniz. Bu ne şimdi?
Ben bedavaya örgüt mü çökerttim?
Kusura bakmayın ya, çok demoralize oldum şu an.
-Şenol. -Tamam, tamam.
Neden alamıyoruz parayı?
Paranızı alamazsınız çünkü bu aileden dışarıya bilgi sızıyor.
[Oktay] O konuyu hallettik.
Üstünden zaman geçti, hâlâ dönüp dolaşıp aynı şeyi söylüyorsunuz ama ya.
[Serbest] Gizemciğim, kalimera canım, nasılsın güzelim?
İyiyiz biz de, sağ ol, sağ ol.
Maestro isimli bir abimizin yanına geldik.
Sağ olsun, bizi ağırlıyor.
Keyifler yerinde, biz güzeliz.
Maestro abimiz güzel.
Şimdi onlar plan yapıyorlar işte, örgütü çökerteceğiz.
[Serbest güler]
Bakalım yani, bir takım hedefler var.
Onları elimine edince, kafalar rahat.
[Serbest güler]
Hay Allah ya.
[Serbest] Seni bir göreyim istiyorum ama,
şu aralar takvim çok karışık ya, ah canım ya.
Sen ne kadar güzel bir şeysin ya.
Sen ne kadar tatlı bir şeysin sen ya.
İşte bu yüzden paranıza el konuldu.
Ayrıca bazılarına da hesap sorulacak tabii, bu mevzuyla ilgili.
Az önce anlaştık ya, aileye dokunulmayacaktı.
O anlaşma sadece sizin aile için geçerliydi.
Nasıl yani?
Maestro.
♪ Sensiz saadet neymiş ♪
♪ Tatmadım bilemem ki ♪
♪ Alnımın yazısıydın ♪
♪ Ne yapsam silemem ki ♪
♪ Seni uzaktan sevmek ♪
♪ Aşkların en güzeli ♪
♪ Alıştım hasretine ♪
♪ Gel desen gelemem ki ♪
♪ Seni uzaktan sevmek ♪
♪ Aşkların en güzeli ♪
♪ Alıştım hasretine ♪
♪ Gel desen ♪
[şarkı biter]
Yanmadı ya.
Serhan sen çakmağı versene.
Çıra var mı ya? Bir çam ağacı filan, bir dal, bir şey, çamdan kessek de.
Sen kes bir yerden, acaba?
Hah, şimdi oldu.
-Serhan, sen içeriden bir jel falan bul. -İlhami bak şunlara.
-Dökelim, böyle yanmıyor. -Ne jeli abi?
Oktay abi, mangal jeliyle mi yakacağız adamı ya?
Söyledim baştan, odunlar sıkı, hava almıyor, yanmaz ki bu.
Abi, bak bunun altını gazete, dergi falan iyice besleyeceğiz, tamam mı?
-Anca öyle olur. -Serhan, içeriden jeli alıp gelsene ya.
Nereden eminsin bu kadar jel olduğuna?
Ya bir git bak ya kardeşim, bir git bak, ölür müsün ya?
Bir bak. Allah Allah!
-Oğlum! Oğlum! -Abi ne yapıyorsun?
İlhami abi, ne yapıyorsun?
Bu odunlar hava almazsa yakamayız bu adamı biz Oktay.
Biraz ama mevtaya saygı abi ya!
Yakalım şu adamı, hadi.
-Tamam, tamam. -Ya tekrar ediyorum.
-Sıkı odunlar olduğu için yanmıyor. -Efendim?
-Sıkı olduğu için yanmıyor. -Benzin bulmak lazım.
-Git, benzin bul. -Nereden bulacağım?
-Allah aşkına? -Benzin bul!
Nereden bulayım?
Git, bir tüp bul oğlum.
-Gözüm çok kötü oldu. -Odunlar yaş ya.
Şöyle bir şey yapabiliriz.
Harici bir ateş yakabiliriz. Köz yapıp mevtayı da közün üstüne yatırabiliriz.
Oğlum, adamı yemeyeceğiz lan, sen niye pişirmeye çalışıyorsun adamı?
Ya Allah'ını seversen bir getir şu benzini ya!
Oktay, Oktay, yapacağınız işe sokayım sizin ben!
Yapacağınız işe sokayım! Mahvettiniz ya!
Ölüye saygınız bu mu oğlum?
Ya bir şeyi de düzgün yapın ya! Adamın son isteği bu.
Yakıyoruz baba, yakıyoruz, tamam.
Adamın götüne odun soktu ya!
-Ben yapmadım, İlhami abi… -Özür dilerim İlhami abi ama…
Hava almadan nasıl yakacaksın?
Abi çok kilit bir odunu çektin. Şimdi konuşturma beni, gördüm.
Adam öldükten sonra neler geldi başına ya. Yanmıyor amına koyayım ya!
Serhan, arı kovanı vardı, git oradan petekleri al, yanar onlar.
-Arı kovanı mı? Abi saçmalıyorsun artık. -Git lan, git!
Yanan bir şey getirin, piknik tüp de mi yok?
Bu adam neyle mangal yapıyor oğlum? Jel falan yok mu?
-Hiçbir şey yok, çok istiyorsan git bak. -Bu şekilde alev almaz.
-Yanıyor mu? -Ha, yavaş yavaş.
-Bir şey çıtırdadı. -Aha yandı.
-Çıtırdadı. -Baba, oluyor gibi.
-Sönüyor, üfleme ya. -Söndü abi.
-Tamam, yeter. -Çok, söndürecek kadar üfledin.
Adam, parmak ucundan başladı yanmaya!
-Allah Allah! -Yandı abi, yandı.
-Aldı, aldı! -Baba!
[herkes bağırır] Oo! Yandı!
-Oo! -Baba, yandı!
Hey maşallah be!
[herkes bağırır]
[Özdemir Erdoğan "Gurbet" çalar]
Çok iyi be!
Gel baba, gel!
Maşallah!
[herkes] Oo!
Tabii efendim. Görüşmek üzere, çok sağ olun.
Ne oluyor oğlum, yalaka yalaka konuşuyorsun ya?
-Abi iş sonuçlandı. -Aa!
Paramız da yattı. Abi, örgütten aradılar.
Sizinkiler anlaşmış abi, sizi salıyoruz, sizinle vedalaşıyoruz abi.
Bize de internet kafe işi düşünmüşler, iş kolu olarak yani.
-Aha! -[Furkan] Abi bitti bu iş ya!
-Ya, sonuçta hayra çıktı ya, şu iş. -Oh, çok şükür!
-Üzerimden büyük bir… Büyük bir şey çıktı. -Çok şükür. Abi.
♪ Memleketten bir haber mi var? ♪
♪ Yoksa yarin gözyaşları mı Bu yağmurlar? ♪
♪ Söyleyin memleketten bir haber mi var? ♪
Çok çoluk çocuk doldurmayın.
-Baba, tuvaletlerin içi simsiyah. -Temizleyin oğlum.
Halka halka bok olmuş, çıkmıyor mümkün değil yani.
Bas çamaşır suyunu.
[Serbest] Dibi kararmış ya. Karartmışlar. Bunun yenisinin alınması gerekiyor.
-Atakan, sandalyeleri… -[Oktay] Mavilerle yeşilleri yer değiştir.
-[Atakan] Bu ikisini mi? -[Oktay] Mavilerle yeşilleri.
-Bu mavi mi? -[Atakan] Bu mavi abi.
Maviyle şey et oğlum, maviyle yeşili değiştir diyorum.
Bunu da mı ben söyleyeyim ya? Her şeyi bana soruyorsun ama ya.
-Tamam abi. -[Gazanfer] Oktay.
Maviler bir yere, yeşiller bir yere.
-[Gazanfer] Oktay. -Bu kadar basit. Efendim baba.
[Serbest] Amcasının kuzusu…
Amcasının yavrusu…
-Yapma, korkutuyorsun, yapma. -Korkuyor.
Atakan, çay koysana be.
[Gazanfer] Gel dedeye, gel dedeye, gel, gel. Oy, oy, oy!
Sağ ol baba. Serhan!
-Atakan, çay koy. -Çay yok abi.
Oo, annesi al, al. Al hemen…
Babası işte. Gel, gel.
-Bence oldu. -Oldu gibi. Bak bakalım.
♪ Felek yârdan ırak koyduysa bizi ♪
Bir dakika, bir dakika abi, kolayla olmaz o.
♪ Gurbet ilde bir başıma neyleyim? ♪
Lan vallahi cuk oldu ha.
Tamam, bağla oğlum, bağla. Bağla! Bağla! Her yerine bas ama.
-Aferin lan. -Üste basman lazım. Altı çıkıyor.
Üste basınca altı çıkıyor.
♪ Yârdan ırak yaşanır mı? Söyleyin ♪
♪ İçerim yanıyor, yâr yâr Yaram pek derin ♪
♪ Bana nazlı yârdan, aman Bir haber verin ♪
-Tamam. -Aslan parçası be, aslan parçası.
Esirlik nasıl gitti? Anlat bakayım ya.
Abi, esirlik iyi ya. Yedik, içtik, yattık paso, ne olacak?
-Oh mis! -Sinoplu bir arkadaşı verdiler.
İkinci gün. Çok efendi, çok kalite bir arkadaş. Aşı karşıtı.
Aşı "İki Biontech vuruldum." demiş örgüte, yalan.
Seyahatlerde sıkıntı olmasın diye, o işletmiş rapora.
-Ha. -İşletmiş, rapora işletmiş.
Yeni bir aile abi.
-Sana nasıl davrandı? -İyi davrandılar, Allah razı olsun.
Eksiğim yoktu.
-İlk işleri sen miydin? -İlk işleri benim abi.
Konuştuk, çok gönülden, candan insanlardı.
Onlar beni üzmedi ve Allah onlardan razı olsun.
Ben onları üzmedim ama yani, zaafları var,
sıfır aile olduğundan, esir izolasyonu, tutsak izolasyonu çok zayıf.
Yani dışarıyla benim temasım vardı.
Üç kere kaçacak gibi oldum.
Siz beni arayacağınızdan dolayı, size de ayıp olmasın diye kaçmadım.
-Nasıl kaçmadın? -Kaçabilirdin, kaçmadın?
Kaçabilirdin de mi kaçmadın?
Size ayıp olmasın diye.
İyi yapmışsın. Peki aile nasıl gelir elde ediyorlar?
Ya aylık ne alıyorsun dedim, şey 17 bin dedi.
-Ne kişi başı? -Kişi başı aynen.
-Aile mi kişi başı? -Aylık değil. Yok adam, esir başı.
Ha kaçırdığı adam başı.
Adam başı 17 ayda, üç kişi kaçırsa.
-51 bin. -51 bin.
-Gayet iyi. -Masraflar içinde mi?
Masrafı yok abi.
Tamam da yiyorsun, içiyorsun…
Abi, hepsi örgütten, aldığı direkt cebe kalıyor, aldığı direkt cebe kalıyor.
-Nasıl? -Hayır yani…
-Yok yok, hiç. -Fiş mi topluyor?
-Fiş alıyordur. -Mahsuplaşıyorlar bir şekil. Fil alamaz.
Hani, onu iz sürerler diye maliyeden de, fiş alamaz ama…
Demek ki güven esasına dayalı, onu inan sormadım.
Ha, şişirirsin hesabı.
Suistimal edilebilir.
Hem her ay da üç esir nereden denk geliyor? Bir esir denk geldiğinde…
Bir de bir arkadaşı var, Bayburtlu.
Ona da internet kafe… Baba, geliyorum!
Ona da bir internet kafe. Her işi bana yaptırıyor, özlemiş mi ne yapmış?
İnternet kafe kurdurmuşlar, yeni nesil işler kötü bakma,
internet kafe nedir abi? Bizimki yine, saçmalık yani, kötü.
-Para kazanmak öyle. -Aile de kurdurmuyorlar.
İyi bir ailenin içerisine alacak. Baba, geldim!
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.