All language subtitles for Hayatla tur

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional) Download
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew Download
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal) Download
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Downloaded from YTS.MX

Official YIFY movies site: YTS.MX

Türkiye! Türkiye!

Atatürk Olimpiyat Stadı'nda dev an, beklenen an geldi çattı.

Milli Takımımızla Brezilya, Dünya Şampiyonluğu için sahada olacak.

İlk Dünya Şampiyonluğu'na koşuyor, Ampute Milli Takımımız.

Seyirciler heyecanlı, herkes heyecanlı. Değil mi?

Kesinlikle öyle.

Tüyleri diken diken eden bir atmosfer var.

Her yer kırmızı-beyaz.

Takımlar sahaya çıkıyor ve günlerdir bu anı bekliyorduk.

Açıkçası gerçekten çok heyecanlıyız.

Barış da göründü.

Müthiş bir sevgi seli var Milli Takımımıza.

Herkes ama herkes şu anda ayakta değerli izleyenler.

Türkiye ve Brezilya şu anda soyunma odasından,

tünelden yeşil çimlere doğru ayak basıyor.

Haydi çocuklar!

Barış'ı çok motive gördüm.

Bugün yine kadrodaki yerini aldı.

Kendisinden çok şey bekliyoruz.

Hücumun sağ tarafında görev yapacak.

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal

Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal

Ve o gün geldi çattı.

Haydi Türkiyem, haydi çocuklar!

Maça biz başlıyoruz.

Takım!

Ampute Milli takımımızın Dünya Kupası şampiyonluk maçı

saniyeler içerisinde başlıyor.

Her iki taraf da şu anda yerlerini aldılar.

Faik Hoca, her zamanki gibi saha kenarında

maçın başlamasını heyecanla bekliyor.

- Kendine inanmayan var mı? - Yok!

- Kendine güvenmeyen var mı? - Yok.

Kendimiz için, ailemiz için Türkiye için bu maçı kazanacağız mı?

Evet!

1, 2, 3 Türkiye!

Hadi beyler, hadi, hadi!

Türkiye! Türkiye!

İşte Barış, Barış Telli de yerine aldı.

Tüm oyuncular hazır ve artık hakemin ilk düdüğünü bekliyoruz.

Tüm dünya bekliyor, biz bekliyoruz.

Türkiye!

Barış.

Barış.

Hadi annem, hadi uyan artık. Günaydın.

Tamam anne, dur ya.

Gol atacaktım ama anne ya.

Atarsın, atarsın.

İsmail.

İsmail, hadi annem.

Anne biraz daha ya.

Biraz daha falan yok. Kalkın artık.

Babanız kahvaltıda bekliyor. Hadi.

Şimdi Barış, Barış!

Barış sol kanattan ilerliyor.

Barış!

Barış gitti.

Barış, ufak bir yemek molası verdi.

Barış kahvaltıya oturuyor.

Otursana oğlum, nereye gidiyorsun?

Anne maç var, maç. Arkadaşlarım bekliyor.

Şimdi Barış, Barış gidiyor. Bir çalım…

Oğlum dur, yavaş.

Mükemmel bir çalım, Barış.

Ve şimdi birden karşısına Maradona çıktı.

Maradona'yı geçmek istiyor Barış.

Barış şimdi Maradona'ya bir rüşvet verdi.

Şimdi geçti Maradona'yı Barış.

Barış gidiyor, Barış.

Barış!

Barış, gel buraya. Barış!

Ali!

Gözünü seveyim, al getir şu çocuğu.

Barış!

Dur, bakayım.

Yine mi geldin sen?

Barış değil mi o?

Barış neredesin, ağaç olduk ya!

Barış hadi at, maça başlayalım.

Tamam, geldim oğlum, geldim.

Geldim, tamam.

Hadi.

Hadi abi.

Gel, gel.

- Selamünaleyküm. - Aleykümselam.

Sağ olasın.

Sende.

Hangisi senin oğlan Ali?

İşte bak orada, ayağında top olan.

Küçüğü bu.

Büyüğü gelmiyor daha buralara.

O topu bıraktı.

Bu aralar biraz arabalara meraka saldı valla.

- Vur! - Gol!

Hiç yerinde durmuyor bu vallahi, her yerde koşuyor.

Gel, gel!

Hadi Barış!

Hadi Barış!

Vur!

Gol!

Aferin lan!

Çok fenaymış.

Öyle öyle, maşallah.

Ya zamana oynamasana!

Penaltı!

Penaltı!

Kavga etmeyin!

Penaltı!

Penaltı!

Hadi Barış! Yaparsın Barış!

- Hadi yaparsın! - Hadi!

Hadi Barış!

Hadi oğlum!

Yapabilirsin oğlum!

Türkiye!

Az kaldı.

Tamam oğlum.

Tamam, bir şeyin yok, Barış.

Tamam oğlum korkma, bir şeyin yok, korkma benim güzel oğlum.

Yok bir şeyin oğlum, yok.

Geçecek oğlum!

Hadi bakalım.

Tamam oğlum.

Baba! Baba!

Baba, niye gelmiyorsun baba!

Baba!

Baba! Baba, yardım et, baba!

Baba!

Ali Bey, biliyorum zor bir karar fakat

ameliyata başlamamız için bir an evvel karar vermelisiniz.

Nasıl?

İyi, sakinleştirici verdik. Sabaha kadar uyur.

Sağ ol.

- Geçmiş olsun. - Sağ ol.

Barış.

Barış!

Annem.

Oğlum

Oğlum nerede benim?

Oğlunuz gözetim altında, Aysel Hanım.

Siz şimdi biraz dinlenin, doktor bey uygun gördüğünde götüreceğim ben sizi.

Şimdi götür.

Aysel Hanım, tekrar fenalaşacaksınız, lütfen dinlenin siz.

Çıkar kolumdakini.

Aysel Hanım çıkartamam, lütfen siz dinlenin.

Şunu bir çıkar.

Aysel Hanım, ben götüreceğim sizi yanına.

Şunu bir çıkar! Beni oğluma götür!

Aysel Hanım, tekrar fenalaşacaksınız, lütfen!

Oğluma götür beni. Nerede benim oğlum?

Ne yaptınız oğluma, oğlum nerede?

Yukarıya sorabilirsiniz.

Oğlum…

Barış!

Barış!

Annem!

Oğlum nerede?

Adı Barış.

Annem…

Oğlum…

Buz gibi olmuş ayakların.

Niye soydunuz bu çocuğumu böyle?

Üşümüş.

Ne yaptınız benim çocuğumun ayağını?

Ne yaptınız benim çocuğumun ayağını siz?

Ne yaptınız?

Ne yaptınız benim çocuğumun ayağını?

Gitme Barış dedim, gitme. Bugün bahçede oyna.

Gitme. Dinlemedi beni.

Kahvaltıya bile oturmadı, ayakta… Top, top, top!

Annem!

Ne yaptınız benim oğlumun ayağını? Ne yaptınız?

Ne yaptınız benim oğlumun ayağını siz? Ne yaptınız?

Başka çaremiz yoktu Aysel.

Doktorlar, kangrene çevirir,

ya keseceğiz bacağını ya da ölecek dediler.

Mecburdum.

Nasıl yapabildin bunu oğlumuza?

Bunu sen oğlumuza nasıl yapabildin, nasıl yapabildin bunu?

Ama ölemez o, o küçük daha ya.

Oğlumuza sen nasıl yapabildin bunu?

Nasıl yapabildin oğluma?

Aysel, yapma!

Oğlumun ayağı yok artık, yok yok…

Rahat mısın oğlum?

Ben bir dışarıdakilere bakayım.

Kardeşini yalnız bırakma oldu mu?

- Tamam baba. - Hadi.

Annem.

Sen hastanedeyken İsmail'le biz yatakların yerini değiştirdik.

Barış bahçeye bakmayı çok sever, o burada yatsın dedi.

- Değil mi İsmail? - Evet.

O dedi.

Bulutlara bakarsın, gökyüzüne bakarsın.

Biraz daha iyileşince de…

…bahçede yürüyüşe çıkarız seninle.

Annesinin kuzusu.

Tekrardan çok geçmiş olsun Aysel abla.

Aysel, geçmiş olsun, bir şeye ihtiyacın olursa söyle.

- Söylerim ablam. Ablam söylerim. - Gelirim hemen.

Hadi iyi geceler, geçmiş olsun.

Hadi güle güle.

Güle güle.

Aysel.

Ne yapacağız biz şimdi?

Ne yapacağız?

Oğlumuzun diğer bacağı olacağız.

Maçta 0-0 eşitlik devam ediyor.

Barış'la golü aramaya, Millilerimizle golü aramaya devam ediyoruz.

Brezilya atakta.

Taraftarlar şu anda ıslıklarla karşılık vermeye çalışıyor.

Uzun bir top. Atakan.

Atakan'la topu kazandık.

- Atakan, Barış'la göz göze geldi. - Hadi oğlum!

Atakan'dan pas.

Barış rakibini nefis geçti tekte.

Barış giriyor.

Brezilyalı oyuncular durdurabilir.

Hocam!

Sarı kartlık bir hareket, çok sert.

Başka türlü de durduramazlardı Barış'ı.

Kesinlikle sarı kart olması lazım.

Maçın hakeminden de kart geldi.

İtirazlar var ama sarı kartı görüyor Brezilya.

Ayağın ağrıyor mu?

İlk zamanki kadar değil.

Hastanede daha çok ağrıyordu.

Dokununca ağrıyor mu?

Yok.

Abi.

Maradona nerede?

Bilmem.

Sen hastanedeyken birkaç defa geldi ama annem bırakmıyor bahçeye.

Maradona'yı bulur musun?

Nereden bulayım oğlum?

Bilmiyorum ki nerede olduğunu.

Okulun oradaki futbol sahasına baksan.

Ben orada bulmuştum.

Belki oradadır.

Tamam, bakarım da annem de onu istemez.

Biliyorsun, evde köpek istemiyor zaten.

İsmail.

İsmail.

Kalktın mı oğlum?

Hadi, giy şu okul kıyafetlerini, doğru okula.

Anne ben okula gitmeyeceğim, usta beni bekliyor.

Ben işe gideceğim.

Ne demek okula gitmeyeceğim oğlum?

Usta beni bekliyor ne demek?

Allah Allah.

Bir haftadır fırsattan istifade ne güzel yattın.

Bitti artık, tatil matil yok.

Hadi bakalım, giy kıyafetlerini, doğru okula.

Önce yüzünü yıka, hadi.

Of anne ya…

Of anne ya ha!

Barış.

Hadi gel, tuvalete gidelim seninle.

Yok, istemem.

Bahçeye yürüyelim beraber ikimiz.

Ben sana şöyle çok güzel bir kahvaltı hazırlarım.

Omlet yaparım.

Anne oğul şöyle, karşılıklı oturup bir güzel kahvaltı ederiz.

Hadi annem.

İstemiyorum.

Annem.

Günlerdir yataktasın.

Ayağa kalkman lazım.

Yürümen lazım.

Bir adım atman lazım, annem.

Bak, bir adım atsan arkası gelecek.

Hadi annem n'olur.

Barış.

Maradona!

Maradona!

Maradona!

Maradona, neredeydin sen? Çok özledim.

Çok özledim seni ya.

Neredeydin oğlum sen?

Çok merak ettim ben seni ya.

Maradona.

Neredeydi?

Okulun karşısındaki top sahasında seni bekliyordu Maradona.

- Gel, gel. - Değil mi?

Maradona bile okula gitmen gerektiğini düşünüyor Barışçığım.

Artık bizimle yaşayacak Maradona.

Hadi bakalım.

O yüzden onu yıkamamız lazım, kokuyor.

Hadi Maradona.

Belki bazı tembeller de seni görmek için arkandan gelir.

Maçta kritik bir an.

Barış'la frikiği kullanacağız.

Daha önce çok attı bu gollerden.

Hadi Barış, diyoruz.

Duran toplarda da çok usta bir isim.

Ben kendisinden klas bir gol bekliyorum.

Hadi Barış!

Üç kişilik baraj Brezilya takımında.

O baraj Barış'a karşı koyamaz.

Barış geldi, barış vurdu.

Olsun, bu gelecek golün habercisi.

Gelecek, gelecek. O gol gelecek.

Türkiye, Türkiye!

Abi, ne yazıyor burada?

Abi, ne yazıyor?

Türkiye 5 - İzlanda 0.

Onu demiyorum be abi.

Altında ne yazıyor, altında?

Ya Barış, şu arabayı yapmama bir izin vermedin.

Bakayım.

Millilerden İzlanda'ya.

Beşi bir yerde.

Sen hâlâ oturuyor musun orada?

Kalk şu yoğurdu al da gel.

Ya tamam anne ya, az kaldı.

Oğlum ne az kaldı?

Bir saattir az kaldı, az kaldı deyip duruyorsun.

Kalk.

Baban gelecek daha işten.

Dünya kadar işim var, yemek yapacağım. Yürü!

O kadar diyorum sana, şu kardeşinin yanında böyle oturma.

Onu ayağa kaldır, biraz gezdir diye.

Kime diyorum ben, illa oturuyorsun arabanın başına.

Ne oldu Maradona?

Maradona!

Maradona!

Ne oluyor Maradona, ne havlıyorsun?

Maradona!

Oğlum.

Annem.

Oğlum.

Oğlum benim.

Annem.

- Anne? - Kuzum.

Ben de okula başlayabilir miyim?

Okumayı öğrenmek istiyorum.

Başlarsın tabii.

Maradona da başlasın okula.

Ne kadar kalacaksın?

Şirketten en az 6 ay dediler.

İnşaatın kabası bitmeden de kimseyi göndermeyeceklermiş.

Ama ustabaşı, belki senin için bir şeyler yaparız dedi.

Aysel.

Barış için.

Ona yeni bir hayat kurmam lazım.

Barış için, evet.

Oğlunla ilgili bir karar alırken bir annesi olduğunu da unutma e mi?

Bir şey lazım olursa da annemlere söylersin, hemen gelirler onlar.

Ben de zaten sık sık arayacağım.

Biz bakarız başımızın çaresine, sen bizi merak etme.

Asıl sen ne yapacaksın? Oralar soğuktur.

Üşütüp hasta etme kendini, dikkat et.

Yok, sen merak etme gülüm, merak etme.

Aysel, ikisi de sana emanet ha.

Tamam.

Annen, kardeşin sana emanet, tamam mı oğlum?

Tamam.

Hadi bakayım.

Sen de Barış'ım, top oynamıyorsun oldu mu oğlum?

Okuldan hemen eve geliyorsun.

- Tamam. - Hadi bakalım.

Hadi, hadi.

Bakın, çocuğun ayağı yok.

Yani şimdi benim çocuğumun sorunu beyninde değil ki.

Zehir gibi maşallah benim oğlum.

Yani şimdi tamam da bu çocuk merdivenlerden düşse,

başına bir şey gelse Milli Eğitim bizden bilecek.

O mesuliyeti alamam ben.

Ya Müdür Bey.

Şu çocuğu birinci sınıfa kaydettirin siz, tamam mı?

İkiye üçe geçince o zaman bir hâl çaresini bulurum.

Ben bulurum, bulacağım ben.

Ne yapacaksınız Aysel Hanım?

Tüm gün gelip sırtınızda mı taşıyacaksınız?

Ya gerekirse taşırım.

Bu benim oğlum, taşırım.

Sizin okulunuzda böyle çocuklara uygun bir düzenek yoksa bu bizim ayıbımız mı?

Bu çocuk altı yaşında ya.

Altı yaşında bu çocuğun yaşadıklarını siz hayal bile edemezsiniz.

Yok merdiveni inemezmiş de çıkamazmış da.

Ya geçin bunları.

Hadi Müdür Bey.

Yapın çocuğu kaydını okula.

Hadi çocuklar, hadi sınıflara hadi, teneffüs bitti.

Hadi çocuklar, hadi kızım, acele et biraz, hadi.

- Çocuklar bu hangi harf? - A.

- Bu? - B.

Tamam.

Hoca Hanım bölüyorum, kusura bakmayın.

Buyurun Müdür Bey.

Sınıfa yeni bir öğrencimiz katıldı da.

Gel oğlum.

Cengiz, kalk çocuğum, arkaya geç.

Gel bakalım.

Adın ne?

Barış.

Tamam Barışçığım geç böyle.

Bundan sonra sen burada oturacaksın.

Çocuklar Barış'a merhaba deyin.

- Merhaba Barış! - Merhaba Barış!

Barış, defterin var mı çocuğum?

Yok. Tamam.

Zeynepçiğim, bir sayfa verir misin arkadaşına?

Galiba ilk gününün heyecanıyla defterini evde unutmuş.

Ayağını da mı evde unutmuş öğretmenim?

Sakin!

Sinan, bir daha duymayacağım.

Nerede kalmıştık?

- E! - E!

Çok güzel.

Bu?

- B! - B!

Hadi baştan.

Bu?

Topu atsana!

Hey, topu at, topu!

Salak mısınız siz ya?

Çocuklar, çocuklar yürüyün bakayım!

Hoca.

Adın ne bakayım senin?

Barış öğretmenim.

Barış.

Dışın barış, için savaş.

Memnun oldum, Barış.

Ben de Yılmaz.

- Anne? - Annem.

Babam ne kadar kalacak Rusya'da?

Bilmem ki.

Şu kolunu kaldır bakalım.

Açıyor mu?

Yok.

Hafif hafif yapayım. Böyle kiri de gitsin.

Brezilya atakta.

- Bu anlarda dikkatli olmamız lazım. - Hadi, hadi!

Faik Hoca da uyarılarını yapıyor.

Pas Gabriel'den. Andre, karşı karşıya.

Maalesef top ağlarımızda.

Olsun, sıkmayalım canımızı.

Türkiye bu maçı çevirecek güçte.

Hadi, doğruyu bulana kadar devam.

Sinan, ayaklar omuz genişliğinde

Anlaşıldı hocam.

Aferin oğluma benim, aferin.

Aferin.

Aferin Cengiz.

Zeynep, kaptın bu işi, aferin kızım.

Hadi bakalım, hadi çantaları al. Hadi.

Yapamayanlar!

Evde deneyin, haftaya kontrol edeceğim. Hadi bakalım.

Kaymayın, dikkat edin.

Koş, koş, koş, hadi bakalım.

Hadi oğlum, hadi.

Barış.

Barış, neredesin oğlum?

Gel.

Gel, kızmayacağım, gel.

Al bakalım.

Ne yapıyordun az önce sen burada?

Barış, hoş geldin.

Hoş bulduk, Halit abi.

Anne!

Geldin mi oğlum?

Anne!

Yılmaz öğretmen, beni jimnastik takımına aldı.

Km?

Yılmaz Hoca.

Öyle mi?

İyi, sen de minderde oynarsın.

Hadi, bana yardım et.

Şu bardakları bir kurula bakalım oğlum. Hadi

Anne, hatta ne dedi, biliyor musun?

Eğer daha sıkı çalışırsam tekrar futbol oynayabilirmişim.

Sağ olasın.

Barış.

Baba.

Ne yapıyorsun oğlum sen burada?

Hiç baba, top oynuyordum.

Oğlum, top mop yok.

Hadi, yürü eve, yürü, hadi.

Sakın ha, Barış, sakın bak hiçbir yerde top oynama oğlum.

Görmeyeyim duymayayım ha.

Ha, bana bak.

Eve dönerken de kaldırımdan dönüyorsun, tamam mı oğlum?

Tamam baba.

İyi, hadi sınıfına geç kalma, git sen.

Baban mı o?

Neden canın sıkkın?

Top oynamama izin vermiyor.

Futbola mı başladın sen?

Evet.

Jimnastik ne olacak?

Onu da devam ettireceğim.

Sen şimdi futbol mu oynayacaksın?

Evet, ne olmuş ki?

Barış, gör beni.

Barış.

Gol be!

Bir de seviniyor.

Hep bu salaklar yüzünden.

Ben ne yapayım lan, adama yetişilmiyor ki.

Kaç kaç?

Biz dört, onlar iki. Beşte biter beyler.

Her hafta aynı muhabbet.

Bir kişi eksiğiz deyip adamı alıyorsunuz

değneklerinden yanına yaklaşamıyoruz ki.

Yine ağlamaya başladın, Bekir.

Ya yok be kızım. Ne işimiz var Ankara'da?

Yeter bozkırda kaldığımız.

Ben deniz görmek istiyorum ya.

İlk sıraya İstanbul’u yazalım.

Oğlum, 310 puanla benim İstanbul'a girmem imkansız.

Yazalım Ankara'yı. Barış'ın da puanı tutar, hep birlikte ev tutarız.

Belki Pınar da gelir, fena mı olur?

Ben biliyorum bunun niye İstanbul diye tutturduğunu.

Gidecek, orada rahat rahat takılacak tabii, oh.

Ya ne alakası var aşkım?

Ben iş için istiyorum.

Yani sonuçta mühendislik falan olursa eninde sonunda İstanbul.

Biliyorsun, bütün büyük şirketler orada.

Ya Pınar, aşkım.

Tamam, bırak, konuşmayalım.

Abi tamam, tartışmayın ya.

Benimki sadece hayal.

Zaten hesapladım, benim de puanım yetmiyor.

Hatta annem diyor ki Konya'yı yaz, anneannende kalırsın.

Bozkırdan çöle çok sıkıntı yaşamazsın ha.

Salak salak konuşma.

Yılmaz Hoca arıyor.

Hocam, Cengiz ben, Barış maçta.

Çok sıkıldım ben ya, hadi gidelim.

Şimdi gelecek Yılmaz Hoca, yok üniversite sınavınız nasıl geçti,

kaç puan yaptınız, hesapladınız mı?

Hiç çekemem valla, gerçekten.

Tamam, maç bitsin gideriz.

Zeynep farkında mısın?

Neyin?

Onsuz hiçbir şey yapamıyoruz biz.

Ay yok Barış'ı da bekleyelim, aman da Barış da gelsin.

Kızım valla sen bu çocuğa aşıksın, benden söylemesi.

Pınar, saçma sapan konuşma.

Biz arkadaşız.

Zaten nasıl olacak ki onunla ya?

Sen böyle babam gibi konuşmaya devam edecek misin?

Çünkü ben sürekli zaten bunları duyuyorum.

Yeter! Arkadaşız.

- Sustum. - Aynen, sus.

Arkadaşız biz.

Nasıldım?

Nasıl olacak?

Salak salak topun peşinde koşuyordun.

Yılmaz Hoca aradı. Akşama bizi bekliyormuş.

Seninle konuşacakları varmış.

Tamam.

Gidebiliriz.

Uç, uç, uç, uç.

Uç lan, uç.

Uç, uç, uç, uç.

Bana Zeynep'i geri getir.

Uç, uç, uç, uç.

Bana bacağımı geri getir.

Salak, bırak ajitasyonu.

Bir şey mi yaptım ben sana?

Bana mı kızdın?

Sana kızmadım.

Neye kızdın?

Pınar'a, babama, herkese.

Herkes saçma sapan konuşup canımı sıkıyor.

Ne dediler ki?

Boş ver.

Tren geliyor.

Hadi kalk.

Uç, uç, uç, uç.

Uçmayacak işte.

Tamam, burada kalsın. Güvende olur.

Gel.

Bakın, şimdi oraya gidince Yılmaz Hoca kesin soracak

sınav nasıl geçti diye.

Ben kontrol etmedim diyeceğim.

Anlaştık mı?

Salak salak gülmek yok yani.

Zaten Yılmaz Hoca hiç anlamayacak.

Ya ne olmayacak yani bir kere söylemesem?

Boş ver, çaktırma işte.

Bak, Barış. Özellikle sana söylüyorum.

Sakın pislik yapma orada.

Bana ne kızım.

İstediğin kadar yalan söylersen söyle, bana ne ya.

Buz, ateşi görünceye kadar yanarmış.

Seninki de haftaya kadar sürer,

bu kadar.

Pınar.

Oğuz abi.

Nasıl ya?

Oğuz.

Geldi dallama.

Teyzeciğim.

- Selam. - Selam.

Şampiyon.

Merhaba.

Nasılsın, iyi misin?

İyiyim, sen nasılsın?

İyiyim.

Hadi hadi, bak, vallahi enişteme söylerim, hadi eve.

İyi tamam, geleyim o zaman.

Hadi, öptüm sizi çocuklar.

Görüşürüz. Gittim ben.

Nereye ya?

Hadi hadi.

- Kardeşim. - Görüşürüz.

Bunlar araba değil mi ya?

- Barış! - Bak, bak. B plaka.

B plaka mı?

Aynen. Gazlayacaksın bunu. Tı tı tı yapacaksın buna.

Bak, gitti ama seninki.

Evet, aldı götürdü.

Bugün senin için Ankara'da arkadaşlarla konuştum.

Sonra da bunu buldum bak.

Doğangücü.

Gazilerden oluşan bir ampute futbol takımı.

Başında da Faik Hoca var.

Benim üniversiteden dostum.

Şimdi bu takıma sivilleri de alabiliyorlarmış artık.

Yani hatta federasyona bağlı bir ampute futbol ligi bile kurmaya çalışıyorlar.

Faik Hoca'yla konuştum.

Yani eğer istersen seni bir denemek istiyorlar, ne dersin?

Hocam, hocam… Babam.

Babam izin vermez.

Niye vermesin oğlum?

Oturur konuşuruz.

Anlatırsın derdini. Anlayacaktır diye düşünüyorum.

Sen bana şunu söyle.

Futbol oynamak istiyor musun, istemiyor musun?

Uzun lafı kısası Hoca, Barış hiçbir yere gitmiyor.

Benim gözümün önünde olacak.

Şimdilik abisinin yanında çalışsın.

Bir iki aya kalmaz, belediyeye sokacaklar.

Oğlum amcan sağ olsun araya adam koydu.

Lise diploman yetiyormuş, belediyeye koyacaklar seni.

Ali usta, Barış gibi yeteneklisi çok az bulunur.

Burak çocuk üniversiteye gitsin.

Gazi BESYO’yu rahatlıkla kazanır bu çocuk.

Çay.

Hocam şimdi sen de biliyorsun.

Yani tek ayağı olmayan birini kimse beden eğitimi öğretmeni olarak atamaz.

Hani üniversiteye gitse de alacağı kadro aynı.

Barış istese bunu başarır da mesele o değil abi.

Bu çocuğu üniversiteye yazdıralım.

Hem orada bu ampute futbol takım var.

Onunla birlikte antrenmanlara da katılsın değil mi yenge?

Yani.

Ya hocam…

Jimnastik dedin, tamam dedik.

Masa tenisi dedin, ona da tamam dedik.

Gizli gizli top oynatıyorsun ona da ses çıkarmıyoruz ama bu başka.

Yani ben oğlumun bir ayağını daha top yüzünden kaybetmesini istemiyorum.

Abi bu çocuk ayağını top yüzünden kaybetmedi.

Başkalarının günahı yüzünden kaybetti.

Başkalarının günahının bedelini Barış'a niye ödetiyorsun abi?

Hoca sen ne demek istiyorsun?

Ya Barış'a çarpan adamın günahını Barış niye ödesin?

Ya neyse ne.

Benim çocuğuma babalık yapma sen.

Baba olmadan sen beni anlayamazsın ki hocam.

Bu konu burada kapanmıştır hocam.

Baba dediğin çocuğunu anlar, görür, bir hayali varsa yanında olur.

Ya hoca sen ne diyorsun?

Ya diyorum ki çocuk o takıma girsin Ali usta.

Sonra bak bir ömür boyu vicdan azabı çekersin.

Ya hoca Allah’ını seversen, çık git evinden hoca.

Çok ayıp. Ne diyorsun sen?

Ya bırak Allah’ını seversen. Barış bir dur.

- Oğlum! - Barış!

Dur, gelmeyin.

Gelme.

Oğlum iyi misin?

Milli takımımız 1-0 geride.

Bu anlarda beraberliği arıyoruz.

Coşku arttı.

Golümüz de gelsin artık.

Top Atakan'da. Atakan, Ferhat'ı buldu.

Ferhat baktı arkadaşlarına.

Barış pas bekliyor.

İki isim göz göze geldi.

Barış hâlâ pas istiyor ama Ferhat topu verecek mi?

Bomboş Barış. Pas vermesi lazım.

Ferhat vurmayı tercih etti! Barış şaşkın.

Ferhat ne yapıyorsun oğlum?

Bu iki ismin arasındaki gerilim devam ediyor.

Bu esnada Brezilya kontrası.

Tut şunu!

Geriye hızlı dönmemiz lazım.

Ferhat ileride kaldı. Pas, Felippe'den. Ryan.

Top ağlarımızda. Maalesef skor 2-0.

- Kafanı kullan! - Ne!

Turnuva boyunca ikisi arasındaki gerginlik finalde de devam ediyor.

- Bunun bir son bulması lazım. - Hadi!

Hadi beyler!

Barış!

Cengiz geldi oğlum, aşağıda bekliyor.

Uyuyor de.

Zeynep de gelmiş ama.

Çay koydum, oturuyorlar, istiyorsan gel.

Gel Maradona!

Gel kızım, gel.

Gel, gel, gel.

Hiç sanmıyorum izin vereceğini.

Ya evin bahçesine çıkıp Musa Can'la oyun oynamamıza bile izin vermiyor.

Hadi beni boş verin, Musa Can, tek başına çocuk gidip oyun oynayamıyor.

Ancak işte o şeye gidecek, inşaata gidecek.

Biz çıkacağız dışarı, oyun oynayacağız işte.

Bence Aysel teyze ikna eder.

Yok, denedi kadın, hiç yüzüne bile bakmadı kadının.

Yılmaz Hoca'yla konuştun mu peki?

Ne konuşacağım ben Yılmaz Hoca'yla?

Ne diyeceğim ona ben?

Ne bileyim yani…

Yani.

Gençler size bir sürprizim var.

Zeynep n'aber?

İyi, Oğuz, sen?

Oğuz? İyiymiş.

Şampiyon, iyi misin?

İyiyim.

Evet, hazır mısınız haberime?

Oğuz abim, bizimkilerle konuşmuş.

Tabii eniştem de biraz destek olacak.

Üniversiteye kayıt yaptırıyorum.

Özele. Hem de Ankara'da.

Ee… Kimse tebrik etmeyecek mi?

Tebrik ederim aşkım.

Tebrikler.

Ee ne yapıyorsunuz burada?

Hadi oğlum mevzu var.

Nereye abi? Ne mevzusu?

Oğlum, ne mevzusu olacak ya.

Pederden arabayı aldım da gezelim biraz.

Hadi hadi, ya oğlum dün soruyordun? Hadi.

- Araba ha? - Hadi.

Hadi.

Zeynep.

Öne gel istersen.

Olur.

Arkaya gelsin.

Benim işim gereği İstanbul'da olmam gerekiyor.

- Ya Allah aşkına, bir git ya. - Neden anlamıyorsun?

Ya bahane.

Ya Pınar.

Bak, bunu yeni adım.

Bin şarkı falan yükleyebiliyorsun.

Bin şarkı mı?

Sesi nasıl? Güzel değil mi?

Çok iyiymiş.

İşte benimki eski diye hem böyle güzel sesi de çıkmıyor.

Bu kadar şarkı da koyamıyorsun.

Hadi ya. Bak, bu şarkıyı dinle.

Almanya'da number one.

Güzel.

Ya benim işim gereği, mühendislik gereği İstanbul'da yaşamam gerekiyor.

- Barıştınız mı kumrular? - Neden anlamıyorsun?

Ya yok, ne barışacağız Allah aşkına ya.

Tutturmuş hâlâ salak salak İstanbul diye konuşuyor.

- Pınar? Aşkım. - Bırak, istemiyorum valla.

Ya ben mühendislik okumak için İstanbul'a gitmek istiyorum.

Tamam, nereyi okuyacaksan oku o zaman, git.

Gel diyorum beraber gidelim, neden anlamıyorsun?

Ya ben istemiyorum gelmek falan, gelemeyeceğimi de biliyorsun zaten.

- Beni bir dinler misin? - Bırak Allah aşkına istemiyorum ya.

Geliyorum. Bir dakika.

Barış.

Barış beklesene.

Ne oldu sana?

Bir şey yok.

Bir şey var, kızmışsın sen.

Ne oldu, bana mı kızdın?

Barış.

Niye Oğuz diyorsun ona?

Ne diyeyim?

Ne yapayım, Cengiz gibi yalakalık mı yapayım?

Ya aramızda sadece üç, dört yaş var. Bence sen de abi deme.

Küçükken âşıktın ama ona?

O zaman ortaokuldaydık.

Ayrıca sen de Semra hocaya aşıktın, ne haber?

Uyuz oluyorum buna.

Ya Barış.

Uç, uç, uç, uç.

Bana Barış'ı geri getir.

Hadi hadi.

Musa Can, 13'ü ver.

Hadi oğlum, 13'ü ver.

Geliyor abi.

Abi değil oğlum, usta diyeceksin.

Ben senin ustanım.

Kolay gelsin usta.

Sağ ol.

Sen hâlâ burada mısın ya?

Ben burada çalışıyorum ya.

Musa Can, topla şurayı.

Şurayı bir toparlayayım, hemen hallediyorum usta.

Ya oğlum.

Öğretmen mi oluyorsun, memur mu oluyorsun.

Ne oluyorsan ol da benim bu işe bulaşma.

Niye? Protezle giremez miyim arabanın altına?

Oğlum, saçma saçma konuşma.

Tabii ki girersin.

Ama sen git topunu oyna.

Ne bileyim, arkadaşlarınla falan buluş.

Abi haftalığımı almaya geldim.

Niye geldiğin belli oldu şimdi.

Al.

300 TL lazım.

300 mü?

Ne yapacaksın lan 300 lirayı?

Lazım.

Ya oğlum, yağ falan alacaktım, biliyor musun?

Neyse, olanla bir hafta daha idare ederiz.

Sağ ol be abi, hadi görüşürüz. Sağ ol.

Dur, bir çay iç öyle git.

Yok yok. Musa Can görüşürüz.

Görüşürüz abi.

Oğlum bir çay söyle bana.

Tamamdır usta.

Aferin, usta diyeceksin öyle.

Aşkım.

Ama yani…

Bu ne abi? Viski mi içeceğiz?

Oğlum içmedin mi sen daha önce?

Yok.

Valla ağzın sütten çıkmamış, al bakalım. Al.

- Eniştemden arakladık. - Gel.

Dur, al.

Aşkım emin miyiz?

Evet.

- Al, al, al. - Al.

Dur bekle.

Al bakalım Zeynep.

Şampiyon, al bakalım.

Ben içmeyeceğim.

Niye içmeyeceksin şampiyon oğlum?

Ya niye oyunbozanlık yapıyorsun?

Bak, üniversiteyi kazandınız, onu kutluyoruz.

Sonuçlar yarın belli olacak.

Ya tamam şimdiden kutlayalım.

Yarın bir daha kutlarız. Söz.

Hadi, al, al, al.

Heyecanlandım.

Hadi, üniversiteye, hadi.

Üniversiteye.

Şampiyon.

- Yakıyor. - İyi misin?

Başka isteyen? Aşkım öpeyim seni.

Çok yaktı.

Bu şarkı çok iyiymiş ama.

- Sevdin değil mi? - Evet.

İşte benimki eski olduğu için bu kadar şarkı almıyor, biliyor musun?

O senin oldu artık.

Hayır canım, olur mu öyle şey.

Daha önce hiç duymadım.

Oğuz.

Saçmalama.

Saçmalamıyorum da tamam, hadi gidelim artık.

Oğuz yapma, Oğuz dur!

Seni gebertirim lan!

Gebertirim lan seni!

Barış, dur!

Gebertirim seni!

Barış, dur! Cengiz!

Abi ne yapıyorsun?

Barış! Barış, sakin ol. Barış!

Gel lan! Gebertirim lan seni!

Barış sus!

Bırak gelsin!

- Gel! Gel lan! - Barış, sakin ol!

Ne bakıyorsun lan, gel!

Gel, gel!

- Abi ne olur gel ya. - Ne yapıyorsun, sakin ol!

Barış ne yapıyorsun?

Seviyorum ben seni.

Aşığım.

Barış ne sevmesi, alkol aldın saçmalıyorsun, ya biz arkadaşız.

Değiliz.

Olamayız.

Sen bir kendine baksana.

Çok güzelsin.

Yapamadım, yapamam.

Aferin sana.

Her şeyi mahvettin.

Oğuz.

Oğuz iyi misin?

Ah Maradona, ah!

Maradona da gitti.

Tek arkadaşım da gitti.

Ne yapacağım ben şimdi?

Oğlum.

Gidenler her zaman bizi terk etmez ki annem.

İçin açıyor biliyorum, canın yanıyor.

Biliyorum annem.

Ama yaşıyorsan…

…gidebilmeyi bileceksin.

Yola devam edeceksin annem.

Yok, başka yolu.

Biliyorsun oğlum, sen onlardan farklısın.

Her nereye gidersen git, her ne yaparsan yap.

En iyi ihtimalle o acıyan, vicdan dolu bakışlar hep üzerinde olacak.

Bunun seni ne kadar yaraladığını hiçbir zaman anlayamayacaklar tabii.

Her ne kadar başını yere eğsen de o bakışları hissedeceksin.

Ancak bakışlardan futbolla kurtulabilirsin oğlum.

Başını dik tutup koştuğun o futbolla.

Alayım hocam çantayı.

Yok, ben taşırım oğlum, gel.

Gel, sen.

Evet, devam. Hadi, hadi.

Faik Hoca orada.

Zor biridir, tanıyınca anlayacaksın.

Bir keresinde koşmayan futbolcuyu yarım saat sahada kovaladı biliyor musun?

Öyle koşulmaz böyle koşulur diye.

Hadi oğlum, hadi, hadi, hadi.

- Top gönder! - Oyna!

Burada futbol oynamak kolay değil, Barış.

Zor tabii.

Mücadele edeceksin, savaşacaksın.

Kaptan!

Sende futboldan daha fazlası var oğlum.

Kendine güven yeter, tamam mı?

- Hadi gel. - Bir daha, bir daha.

Güzel, vur.

Güzel!

Helal, helal!

Faik Hocam, selamlar.

Oo… Takoz! Ne haber ya Yılmaz?

İyiyiz hocam, ofsayttan hâllice.

Eyvallah.

Bu mu bahsettiğin genç arkadaş?

Evet, Barış.

Bak çelimsiz bu çocuk, antrenmansız da.

Bizimkiler bir indirir, kalır ha çocuk sahada.

Hocam, sen merak etme.

At topu önüne, uçsun gitsin, Barış.

İyi madem geldiniz buraya kadar, deneyelim bakalım.

Hadi oğlum.

Senin kaç numaraydı oğlum?

Hocam sekiz numarayım ben.

On numara forvet boşta, vereyim mi?

Oğlum kramponunu soruyorum, kaç numara giyiyorsun sen?

Şey, 42'yim hocam.

Hah.

Geç şuraya kulübeye, protezini çıkar, sonra yanımıza gel.

- Hadi bakalım. - Hadi oğlum, kendine güven. Hadi.

Sakin ol.

Evet, toplan!

Çok yavaşsınız çok.

Evet, sekiz numara. Takım.

Takım, sekiz numara.

Sekiz numara bizim takıma girmek istiyormuş.

Askerliğini nerede yaptın kardeş sen?

Kısmetse burada yapacağım.

Dediklerini yaptılar.

Teker teker dolduruyorlar Niyazi'leri takıma.

Ferhat!

Ziya, senin 42'ydi değil mi ayakların?

Çıkar oğlum.

Hocam 40 numara, olmaz ona.

Atma Ziya, atma.

Çıkar kramponu, ver giysin çocuk.

Evet Bekir, Erdal, Hakan, Hayri, siz geçin buraya.

Ferhat sen de geç.

Atakan, Barış, siz de oğlum, hadi.

Dağıt oğlum formaları.

Senin mevkiin neydi Barış?

Her yerde oynarım hocam.

Adamdaki özgüvene bak.

Geç, defanstasın.

Hadi bakalım, çabuk. Alın formaları. Hadi, hadi hadi, oyalanmayın!

Bakalım dediğin kadar iyi mi?

Bakalım hocam.

Yakın oyna, gel.

Gel.

Gel.

Gel, gel.

Kaçırma, kaçırma!

Bu bir, beyler!

Güzel, hadi bakalım hızlı, çabuk!

Oyalanmayın oğlum!

Bizden top almak kolay mı lan? Ha!

Hadi, oyna da görelim. Gel.

Hadi, oğlum hadi, uyumayın. Hızlı. Hadi!

Barış!

İleri çık oğlum, ileri!

Hadi abi, gel.

İleri çık mı?

Kaçırma adamı arkaya! Kaçırma!

Kapa orayı!

Arayı kapa!

Kapa arayı, kapa!

Kapa, arayı kapa!

Geçmesin adam!

Ayağına.

Kapa!

Hocam.

Kalk, yok bir şey. Kalk!

Hocam.

Hocam.

Gol be!

Hocam, faul!

Hiçbir şey yok. Kalk!

Kalk, ne faulü be!

- Ne faulü! - Ne faulü!

Faul!

Önüne bak!

Ayrıl dedim!

Ne oluyor?

Mahalle hamamına çevirdiniz burayı.

Koy topu santraya, hadi çabuk!

Ziya!

Al oğlum, kramponunu. sekiz numara, geç kenara.

Hocam.

Hocam, daha on dakika olmadı ya.

Bu çocuğa bir şans ver.

Takoz bak, bu daha çocuk.

Götür anasının koynuna, büyüsün tekrar getir.

Hocam bak, bu çocuk yanlış yerde oynuyor.

Bence ileride oynamalı.

Bir on dakika daha.

Bak rica ediyorum. Bütün sorumluluk bende.

Ziya, tamam oğlum. Bekle bir on dakika daha.

Sekiz numara, çık bakalım forvete.

Göster bize hünerini, hadi.

Hadi oğlum, hadi oğlum, hadi Barış.

Hadi turuncu, hadi başla.

Ne göstereceksin lan.

Hadi göster.

Yakın oynayın beyler, yakın.

Gel, gel, gel.

Gel.

Açma, sıkıştır, gel.

Duvar, duvar!

Duvar, duvar!

Ya kim tutuyor orayı be!

Kapa hadi!

Çıkma şimdi, çıkma şimdi!

Oğlum pas ver, pas ver, pas!

Çıkma şimdi, çıkma.

Hayri çık, Hayri!

Çık Hayri, çık!

Gol!

Hocam gör şu çocuğun içindeki ateşi hocam!

Bravo beyler, bravo!

Aferin oğlum, aferin oğlum!

Toplanın bakalım.

Evet, arkadaşlar, bugünlük bu kadar yeter.

Yarın yine aynı saatte yapıyoruz.

Geç kalan olursa bütün kirlileri toplatırım, yıkatırım.

Duşunuzu alın, teriniz soğumasın, hadi.

Ne diyorsun hocam?

Bilemiyorum Yılmaz. Yani çocuk yetenekli, belli.

Ama bizim vaktimiz yok.

Yani takıma uyumu, lige hazır olması çok zor.

Hocam, bak sen benim gibi bir Takoz'a bile futbolu öğretmiş adamsın.

Şu çocuğun elinden tutsan bak, yıldız olur bu çocuk, yıldız olur.

Nasıldım hocam?

Gayet iyiydin oğlum, aferin.

Bir gol attın diye oldu mu sanıyorsun oğlum.

Sen sahada nerede duracağını bilmiyorsun.

Kondisyonun yok, zayıfsın.

Pas vermeyi bilmiyorsun, pas almayı bilmiyorsun, bencil oynuyorsun.

Sadece bir golle olmaz.

Öğretin o zaman.

Öğretirseniz yaparım.

Çok işimiz var seninle.

Kendine bir krampon bul.

Yarın geç kalma, sekiz numara.

Aferin, oğlum.

Aferin oğlum.

2-0 gerideyiz.

Geri dönüşün ateşini artık yakmamız lazım.

İlk yarıda en azından bir gol atalım.

Barış ilerliyor. Barış!

Barış ceza sahasına yaklaştı ve yerde kaldı.

Bunun faul olması lazım. Vermedi faulü.

Oyun devam etti ve hakem ilk yarıyı bitiren düdüğünü çaldı.

Soyunma odasına 2-0 geride gidiyoruz.

Barış! Barış!

Barış, sakin!

Abi, uzun çıkın ya!

Kalk, ayağa kalk, kalk!

Ayağa kalk, kalk!

Arkadaşlar, siz Türkiye Milli takımısınız.

Türkiye!

Siz buraya gelebilmek için bedel ödemiş insanlarsınız.

Toprak sahalardan, mahalle aralarından gelip

binlerce insanı bu tribünlere topladınız siz.

Siz gazisiniz, sivilde bedel ödemiş insanlarsınız.

Siz başardınız arkadaşlar!

İki sene üst üste Avrupa kupasını aldınız siz.

Siz başardınız, siz oynuyorsunuz bu finali.

Şimdi nasıl iki gol yediyseniz yukarı çıkıp bunun karşılığını vereceksiniz.

Unutmayın, zor zamanlar, güçlü insanlar çıkarır.

Ama daha zor zamanlarda insanlar kahramanları görmek ister.

Sizin ülkenizi kahramanlar kurdu.

Şimdi çıkın yukarı, Türkiye'ye nasıl kahraman olduğunuzu gösterin.

Allah yardımcınız olsun!

Hadi bakayım!

- Hadi! - Hadi!

Hadi oğlum!

Merhaba.

Merhaba.

Orası dolun Niyazi.

Orası da dolu.

Üstler de dolu.

Burası boş Niyazi.

Gel Niyazi, gel.

Gel.

Ferhat bizim takımın sadece kaptanı değil, takımın her şeyidir.

Rahat etmek istiyorsan eğer, onunla iyi geçinmeye bak.

Niye bana Niyazi diyorsunuz?

Takılma.

Aramızda ufak bir şaka.

Şimdi biz gaziyiz ya?

Siz de Niyazi oluyorsunuz işte.

Hadi bakalım.

Mayın!

Mayın!

Komutanım yardım edin!

Her gece her gece aynı kabus!

Nedir bu ya!

Senin yüzünden kafayı yiyeceğiz oğlum!

Ne yapayım lan!

Sanki bilerek mi görüyorum?

Niyazi.

Alış böyle şeylere.

Askerlik bitti ama kabuslar peşimizi bırakmıyor işte.

Neyse.

Hadi, uyu istersen biraz.

Doğangücü! Kalk çocuğum, kalk yavrum, hadi bakalım uyan!

Kal kalk, hadi kalk!

Emret komutanım!

Hayri!

Hadi oğlum, kurtul sarışından, hadi Hayri!

Ferhat.

Sekiz numara nerede oğlum?

Hocam, belli ki zora gelememiş, kaçmış Niyazi.

Takoz'un bulacağı adam ancak bu kadar olur.

Evet, hadi kamyoncular duşa, diğerleri kahvaltıya.

Bir saate herkes sahada olacak.

Hadi bakayım, oyalamayın çabuk.

Tamam hocam.

Hadi lan uyanın.

Boş kaleye herkes atar.

Kaptan aramızda zoru sevenler var, baksana.

Galiba hocam.

Evet arkadaşlar, protezler çıksın, herkes geçsin yerine.

Kaptan, sekiz numaranın teri soğumadan koşmaya başlayın. Hadi bakalım.

Barış, sen gel oğlum benimle.

Senle biraz top sürme çalışalım biz.

Tamam hocam.

Beyler, bugün çift kale maçımız var.

Isınmayı iyi yapın, açma germeyi sağlam yapalım.

Hakan kaçırma, adam kaçırma, Hakan!

Bravo Barış!

Helal!

Sizi iyi gördüm, Hadi Bey.

Takım iyiyse ben daha iyi olurum, hocam.

Yoruyormuşsun çocukları.

Daha bunlar iyi günleri.

Canlarına okuyacağım bu bacaksızların.

Lige hazır olabilecek miyiz peki hocam?

Senden beklentileri büyük.

Biz elimizden geleni yaparız, Hadi Bey.

Ondan şüpheleri olmasın.

Ama lig başlayabilecek mi?

Yeterli sayıda takım kurabilecek miyiz?

Bizden hariç on takım daha başvurdu federasyona.

Üç takımın daha dahil olmasını bekliyoruz.

Ufak tefek problemleri var.

Ama lig başlayana kadar hepsi hallolacak inşallah.

Barış! Pas ver, oğlum!

Toptan hızlı koşamazsın, pas ver!

Bu çocuk çok iyi, hocam.

İyi, Hadi Bey iyi de çok bencil.

Hep ben oynayayım, hep ben atayım istiyor.

Çok genç daha. Zamanla pişer o da.

Pişer pişmesine de ateşin altını biraz açmak lazım.

Evet beyler, hadi toplanın!

Barış sen sahadasın oğlum.

20 tur cezalısın.

Koş bakalım.

Ama hocam!

Aması maması yok!

Koşuyorsun, göreyim hadi!

Kolay gelsin.

Abim afiyet olsun.

Efendim anam.

Oğlum, nasılsın annem?

İyiyim anacığım, çalışıyorum işteyim.

- İki simit alabilir miyim? - Hemen vereyim.

İşte misin? Niye işteymişsin sen?

Oğlum abin sana para gönderir, aksatma şu okulunu.

Anacığım, hafta sonu ya bugün okul yok, tatil.

- Teşekkürler. - Afiyet olsun.

Aman oğlum, aman ihmal etme şu okulu. O diplomayı alman lazım.

Babanın da içi rahat edecek böylece.

Ya merak etme sen, merak etme.

Şey sordu abin, anne ilk maça beraber gidelim.

Link ne zaman diye soruyor bana. Ben nereden bileyim? Ne zaman sizin link?

- Taze mi? - Taze, taze.

Ne linki anacım? Söyledim ya.

- Kaç tane abi? - Bir tane alabilir miyim?

Anacım haftaya başlıyor, söyledim ya.

Önümüzdeki hafta başlıyor.

- Eyvallah. - Sağ ol abim, afiyet olsun.

Sağ ol.

Babam da gelecek mi?

Bitirdim bitirdim.

Evet, çıktım işte şimdi.

Ne?

Erik mi?

Ha tamam alırım, hadi görüşürüz.

Hadi aslanlar, hadi aslanlar!

Asım, sana bahsettiğim çocuk.

Kıvırcık olan.

Sakin başlıyoruz, beyler.

Barış!

Gel hocam, gel.

Buyurun.

Sağ ol. Başkan!

Seninkini de getirdim.

- Başkanım. - Yapma yavrum. Otur. Oturun.

Barış.

Sen ne yaptın evladım?

Vur dedik, öldürdün.

İnsan bir maçta dokuz gol atar mı ya!

Sağ olun, başkanım.

Sağ bacağın olsaydı seni Fenerbahçe'ye aldırmıştım.

Şu an A takımda top koşturuyordun.

Abartmıyorum.

Süper ligde bile senin gibi hızlısı yok.

Yanlış mıyım hocam?

Allah'tan daha koşu protezi yok abi.

Olsa, valla biz tutamayız bunu.

Bizim antrenman sahasından koşa koşa gider, Olimpiyatlara katılır bu.

Protezi yoksa alırız hocam.

He, ne dersin Barış?

Sağ olun başkanım.

Atamam olsun, ben alacağım.

Olur olur, o da olur.

Ee hocam, sen ne yaptın o işi?

Takımı da şampiyon yaptın.

Ne yaptın, kararını verdin mi?

Çocukların haberi yok, anlaşılan.

Yok abi daha söylemedim.

Ben söyleyeyim o zaman.

Barış.

Faik Hocanı milli takımın başına istiyorlar.

Evet, arkadaşlar, bu bir veda konuşması değil.

Ama birkaç şey de söylemek isterim tabii.

Bu senenin şampiyonluğunda hepinizin emeği var.

Gözyaşı var, alın teri var, cesareti var.

Her şeye rağmen, bütün zorluklara karşın

siz takım olarak ve bütün bu lig

bir kere daha insanlara bir şeyi ispatladınız.

Futbol oynamak için sadece iki bacağa, iki kola ihtiyaç yoktur.

Burası lazım.

Burası lazım.

Sizi takip eden binlerce insana umut oldunuz.

Gurur duyuyorum hepinizle.

Dediğim gibi bu bir veda konuşması değil.

Siz bu takımda da olsanız, başka bir yerde de olsanız

ben hep sizi takip ediyor olacağım, izliyor olacağım.

Ve inanıyorum bir gün milli takımda yollarımız kesişecek.

Seviyorum sizi.

Allah'a emanet olun.

- Bravo hocam! - Hadi bakalım.

Hadi, duşlara.

Teriniz soğumasın üstünüzde, hadi bakalım.

Sen bu formayı hak etmiyorsun lan!

Ver formayı, Ferhat! Vermezsem ne olacak lan!

Kaptan, ayıp oluyor!

Vermezsem ne olacak lan!

Vereceksin lan!

Ne oluyor lan burada!

Ne oluyor burada!

Bir şey olduğu yok hocam.

Anlaşamıyoruz, olan bu.

Ne diyorsun sen Ferhat?

Demek istediğim hocam,

federasyon, futbol takımlarını sivillere açarak yanlış karar verdi.

Eyvallah. O zaman sesimizi çıkarmadık.

Ama burası başka.

bu ülke uğruna uzuvlarını kaybetmiş birçok gazi varken

bu arkadaşın burada olması yanlış karardır.

Yeter!

- Hocam! - Yeter Ferhat, yeter!

Evet.

Burası milli takım.

Buraya savaşta kaybettiğiniz uzuvlarınızdan dolayı değil,

sahada döktüğünüz alın teriyle seçilirsiniz.

İşte bu yüzden…

Milli takım forması giyilmez, hak edene verilir.

Bir daha, bir daha böyle bir şey duyarsam

kim olduğuna, gözünün yaşına bakmam…

Yakarım!

- Hocam! - Beni duydun mu?

Duydunuz mu lan beni?

Güzel.

Şimdi hazırlanın.

Koşacağız.

Sonunda atadılar.

Beden eğitimi öğretmenliği kadrosunu aldım.

Gözün aydın.

Başka bir şey söylemeyecek misin baba?

İstediğin oldu, devletten kadro aldım.

Futbolu da bıraktın mı oğlum?

Bak, istediğim olmamış demek ki oğlum.

Baba…

Senden kadro bekleyen yoktu oğlum.

İstersen hiç çalışma.

Ben zaten gücüm yettiğince çalışıyorum ya.

Ne zaman futbolu bırakırsan o zaman istediğim gibi olur her şey.

Bunlar koşu ve sporcular için özel tasarlanmış protezler.

Fiyatı bu mu?

Evet, 22.000 avro.

Bunda tüm tasarım ayağa özel bir şekilde yurt dışında yapılıyor.

Sonrasında biz kalıba alıyoruz.

Onlar bize bir ay içerisinde yapıp gönderiyorlar.

Düşünürseniz eğer fiyatta indirim yapabiliriz.

Yok, biz bir önceki sayfadakilere bakalım.

Hanımefendi biz onu alıyoruz.

Başkanım, toplanan para yarısını bile karşılamıyor.

Biz bir önceki sayfadakilere bakalım.

Barış, sen karışma.

Başkanım, nasıl karışma?

O parayı bile dernektekiler arasında zar zor toparladınız.

- Olmaz, alamayız. - Hanımefendi.

Siz bu kıvırcığın ayağının kalıbını alın, parasını ben ödeyeceğim.

- Ama başkanım… - Aması maması yok, Barış.

12.08. Bir öncekinden daha iyi.

Bu proteze alıştıkça hızlanıyorsun.

Vay be bir zamanlar mahalle maçlarında oynamaya çalışan Barış,

şimdi milli takımda.

O da yetmiyor, atletizm.

Hocam.

Hiç istemezlerdi bizi.

Cengiz'le şurada saatlerce otururduk.

Biri sakatlansın da yerine girelim diye.

Görüşüyor musun Cengiz'le?

Bir, iki kere telefonda konuştuk.

Zeynep'le?

Yok, onunla o günden sonra hiç konuşmadık.

Uğruyorlar bana, geldikçe.

- Zeynep İstanbul'da biliyor musun? - Ben bir tur daha atacağım.

Oo Barış.

Necdet abi.

Seninle gurur duyuyoruz, gurur.

Kırıkkale'nin gururusun sen.

Bak, kahvenin her tarafına senin resmini astım.

Eyvallah, sağ ol.

Bu arada gel de bir çayımı iç.

Annem kahvaltıya bekliyor abi, sonra gelirim.

Benim küçük oğlan var ya, milli formanı almış senin.

İmza atman için.

En kısa zamanda gel de bir atıver.

Öğleden sonra gelsin…

- Ben de gelirim, olur mu? - Barış abi!

Tamam abi.

- Çocuklar gelin, gelin. - Barış abi!

Barış abi birlikte top oynayabilir miyiz?

Barış abi, topumu imzalayabilir misin abi?

Barış abi bütün maçlarını, hepsini izledim abi.

Ver.

- Teşekkür ederim Barış abi. - Görüşürüz Barış abi.

Hadi görüşürüz.

Nevzat abi, görüşürüz.

Barış, imzaya bekliyorum ha.

Öğleden sonra.

Olur.

Var ya, bu Barış çok becerikli çocuk ya.

Teyit ettim abi.

Direkt Yıldırım abiden öğrendim.

As başkan sabah özel uçakla Milan'a geçmiş.

Menajer de orada.

Beşiktaş'ı devre dışı bırakmak için haberi sızdırıyorlar.

Ne bekliyorsunuz o zaman.

Son dakika olarak girin. Hadi çabuk.

Tamam.

Zeynep, ne yaptınız haberi?

Zeynep ne yaptınız röportajı?

Hazır, Aykut Bey. Melih abi kurguda.

Seslendirmesini yapın, ana habere yetişsin.

Şu kulaklıklarını da bir çıkar.

Tabii. Aykut bey!

Barış Telli, uzun atlamadan sonra yüz metrelik koşuda da altın madalya kazandı.

Ana habere yetiştiriyorum onu da.

Barış Telli kim?

Barış, Ampute milli takım oyuncusu.

Bu transfer yoğunluğunda bunun zamanı mı şimdi Zeynep?

Gazeteye gönderin, uygun bir yere girsinler.

Bu arada, Hadi Türkmen vefat etmiş. Oraya da bir ekip gönderin.

Sizin yapacağınız haberin…

Magazin programı mı bu, sanki adam tatile gitmiş!

Başın sağ olsun.

Sağ ol.

Barış çok üzgünüm.

Hadi Bey'le olan yakınlığınızı biliyorum.

Eminim, kazandığın madalyalara en çok sevilen insanlardan biri de oydu.

Ben bir, iki gün daha Ankara'dayım.

Eğer istersen…

Ben takımın yanına gideceğim.

Oo kral uyumadın mı?

Yok baba, seni bekledim.

Ben niye bekledin ki?

Yılmaz Hoca'na ya da Faik Hoca'na gitseydin.

Onlar benden daha çok babalık yapıyor sana.

Gel baba otur, iki dakika konuşalım.

Oturmayacağım.

Ne istiyorsun?

İyi olmanı.

Yanımda olmanı.

Herkes zaten yanında senin, bana ihtiyacın yok ki.

Sen benim babamsın.

Benim sana ihtiyacım var.

Ben düştüm mü sen kaldıracaksın baba beni.

Hayatta aldığın her kararın bir bedeli olur Barış.

Ben her gün aldığım o kararların bedelini ödedim.

Sen de ödeyeceksin oğlum.

Baba.

Baba, bir gün.

Tek bir gün.

Tek bir gün bile oğlunu izlemeye gelmedin.

Ben her maça çıktığımda

her gol attığımda tribüne baktım seni görmek için.

Gelmedin.

Ben ne yaptım sana?

Hani bu öfke niye?

Futbol oynamak istedim baba.

O gün de sadece futbol oynamak için çıktın sokağa.

Doktorlar ya bacağını keseceğiz, ya ölecek dediler.

O gün ben senin için bir karar almak zorunda kaldım Barış.

Şimdi tek bir ayağın var.

Ona da bir şey olursa ben o kararı bir daha alamam Barış.

Pişman olma baba, sen doğru olanı yaptın.

Hadi oğlum.

Yolun açık olsun annecim.

Sağ ol anacım.

Abi unutma bak, dünya kupasını alırsanız

finaldeki formayı bana vereceksin.

Gel…

Barış, hadi uçağı kaçıracaksın. Hadi.

Bak, bu araba öyle hızlı gitmez.

Hadi oğlum!

İnşallah çalışır.

Merhabalar, ben Ferdi Gün.

Hocam sorum size olacak.

İlk olarak bu turnuva tabii ki Avrupa kupasından çok farklı olacak.

Brezilya gibi grup elemelerinde yenilgi almadan kupaya katılan takımlar var.

Bir önceki turnuvanın finalisti güçlü İngiltere var.

Efendim, bu takımlar karşısındaki şansımızı değerlendirmenizi rica edeceğim.

Hemen ikinci sorum da aday kadroyla ilgili bazı yorumcuların eleştirilerini aldınız.

Kamp sürecinde rotasyonlar devam edebilir mi? Teşekkürler.

Öncelikle bu kupayı kim hak edecekse o kazanacak.

İşte şu takım daha az yenildi, işte bu takım lider…

Bunların hiçbir tanesi ilgilendirmiyor.

Biz kendi futbolumuzu oynuyoruz.

Bizim takımımız iki yıl üst üste Avrupa şampiyonasını kupayla sonuçlandırdı.

Kendi ülkemizde düzenlenen dünya kupasını da almaya

inancımız, isteğimiz, arzumuz var.

Bunun için de çalışacağız.

Kararlarımıza gelince, kararlarımızı sorgulatmayız.

O da bizim tasarrufumuzda.

Teşekkür ederim.

- Hocam, hocam! - Faik Hocam.

Ben Zeynep Özgür.

Benim sorum Barış'a olacak.

Barış bu yıl, Türkiye atletizm şampiyonasında

üç altın madalya kazandın.

Bunların devamı gelecek mi?

Madalya gelir mi bilmiyorum.

Ama ben kendi hikayeme devam edeceğim.

Teşekkür ederim.

- Hocam! - Hocam!

- Faik Hocam? - Faik Hocam?

Kaptan sence takımda oyuncular arasında bir huzursuzluk olduğu doğru mu?

Takım içinde bir huzursuzluk varsa bunu çözecek kişi hocamız.

Ben sadece kupayı kazanmak istiyorum ve ona odaklanmak istiyorum.

Sorunuz için teşekkürler arkadaşlar.

Bu Brezilyalıları bilmem ama İngilizler var ya İngilizler fena.

Onların defansla bir tane şeyi vardı… Roger, Roger mı ne vardı.

Vurdu mu kemikten ses çıkarıyor pezevenk.

Bu yeni, hem de ufak tefek ya bu kez kesin buna çalışırlar.

Vallahi şimdi korkudan taşaklarım büzüştü.

Gelsin oğlum ondan mı korkacağız?

Geçen turnuvada da hatırlarsanız Barış'la birbirlerine giriyorlardı.

Zor ayırdık.

Hacı, ileride Barış'ın kemiğine bir koydu…

Bak yemin ediyorum abartmıyorum, ta defanstan duydum lan sesini.

Yapma ya.

Lan Niyazi, ne yapıyorsun lan?

Tabii duydun Roger'ı, korkudan taşaklarına platin bakıyorsun değil mi?

Hiç.

Bak, bu sana son uyarım.

Seni bu takımdan atarım. Bir daha da almam.

Allah Allah, ben ne yaptım hocam ya?

Takımda bir huzursuzluk varsa bunu çözecek kişi sensin dedim.

Kötü mü dedim yani?

Takımda senden başka huzursuzluk çıkaracak adam yok Ferhat.

Bak, vallahi sana son uyarım.

Şu üç günlük izinde evine mi gidersin,

başka bir yere mi gidersin,

ne bok yaparsan yap, bu kafayı topla.

Kampa da böyle gelme.

Hadi size afiyet olsun.

Atakan, ver şunu.

Kardeşime bak sen.

Hangi ara ayarladın lan bu kızı?

Muhabir kızı mı aradın sen?

Biz arkadaşız.

Lan bırak, yeme beni, ya ne arkadaşı?

Beyler, bakın bakın kız ne yazmış lan.

Belki güneş bir gün ikimiz için doğar.

Belki korkuları, hayallerimiz boğar.

O masal günü gelinceye kadar susuyorum.

Ver şunu.

Ver şunu Atakan, ver.

Fotosunu beğendim ha?

Ne oluyor lan, ne kaynatıyorsunuz yine?

Niyazi… Zeynep yok mu? Şu muhabir olan, onu ayarlamış.

Basın toplantısındaki kız mı?

Ta kendisi.

Ulan Niyazi…

Birader bir bakar mısın?

Buyur.

Bir adres soracaktık da…

Sor.

Bırak! Bırak! Ulan Bırak!

Kimsiniz lan siz!

Kimsin ulan sen!

Ne yapıyorsunuz? Bırakın!

Bas, bas, bas!

Barış!

Barış iyi misin?

İyiyim.

Kim bunlar ne istiyorlar senden?

Bilmiyorum.

- Ne oldu, bacağına mı bir şey oldu? - Bileğim burkuldu.

Barış, tamam.

Abla iyi misiniz?

Hadi kalk.

Hastaneye götüreyim mi?

Hastaneye gidelim mi?

Hayır. Hastane olmaz, buz koysak yeter.

Tamam, dur Barış… Dur.

Abi sen sizi aldığın yere geri götür.

Hadi gel, eve gidelim.

Gel, tamam tutun bana.

Yavaş, yavaş, yavaş.

Yavaş, zorlama… Zorlama.

Tamam, tuttum. Tuttum seni. Tamam, yavaş.

Az kaldı.

Daha iyi mi?

Buz iyi geldi.

E hadi kalk o zaman, karakola gidelim.

Kamera kayıtlarından falan bulurlar. Kim sana zarar vermeye çalıştıysa…

Boş ver, karakola falan gitmeyeceğim ben.

Barış niye boş vereyim?

Plakayı versek kim olduklarını öğreneceğiz zaten.

Gerek yok.

Boş ver. Polise gitmeyeceğim.

Hatta ben eve gideceğim.

Barış ne oluyor?

Ne istiyorsun Zeynep?

Niye beni önemsiyormuş gibi davranıyorsun?

Barış otur, konuşalım.

Ne konuşalım?

Ne konuşacağız?

Bunca zaman sonra çıkıp gelmişsin.

Neyi konuşacağız?

Ben eve gidiyorum.

Barış gitme!

Merak etme, taksi bulurum.

Barış.

Beni bırakma.

Zeynep, bırak gideyim.

Özür dilerim.

Özür dilerim, ben seni ne kadar sevdiğimi anlamamışım.

Özür dilerim.

Çok küçüktüm.

Herkes bir şey söyledi.

Annem, babam, ailem, arkadaşlarım hepsi bir şey söyledi.

Olmaz dediler. Onunla yapamazsın dediler.

Nasıl yapacaksın dediler.

Ben cesaret edemedim.

Seni ne kadar sevdiğimi söylemeye cesaret edemedim.

Sonra sen gittin.

Yapayalnız kaldım.

Onların seçtiği hayatı yaşamak zorunda kaldım.

Ama hep söyledim kendi kendime.

Bir gün karşısına çıkacağım dedim, barışacağız dedim.

Öğretmendim ben.

Sırf sana yakın olmak için muhabir oldum.

Barış özür dilerim.

Zeynep…

Affet beni n'olur.

Beni bırakma.

Zeynep.

Barış…

Seni bana getirsinler diye o kadar çok uğur böceği gönderdim ki.

Ne olur affet beni.

Çok özledim seni, ne olur affet beni.

Ben seni çok seviyorum.

2-0 gerideyiz. İkinci yarı da başlamak üzere.

İnanıyoruz ki bu maçı lehimize çevireceğiz ve o kupayı havaya kaldıracağız.

Bakalım değişiklik olacak mı ikinci yarıda?

Hadi, hadi, hadi!

Bunun adı final. Hadi bakalım.

Hadi beyler, hadi!

Senin derdin ne Ferhat?

Benim bir derdim yok hocam, ne olacak?

Senin bir derdin var.

Senin derdin kendinle Ferhat.

Ve bunun sebebi ne biliyor musun? Kibrin.

Sen, seninle beraber bedel ödemiş arkadaşlarına ihanet ediyorsun.

- Ben mi ihanet ediyorum hocam? - Evet.

Çocukken bacağını kaybetmiş birisinden

nefret ederek ihanet ediyorsun üstelik.

Hiç düşündün mü sen o çocuğun çocukluğunu, gençliğini?

Senin giydiğin o üniformayı bir kere bile giyebilmek için

nelere feda ederdi?

Sen sapasağlam dolaşırken altı yaşından beri hayata tutunmaya çalışıyor o çocuk.

Şimdi yaşayamadığı hayatın suçlusu o mu?

Sen neyin hesabını soruyorsun kaptan?

Bir dakikan var.

Dur burada düşün.

Ya çık, o sahaya kaptan olarak savaş…

Ya da kibrinle burada kal.

Hadi koçum!

Hadi, çıkıp alıyoruz!

Hadi bakalım! Bu final, oynuyoruz!

Hadi çocuklar!

Hadi hadi hadi!

İkinci yarı için artık oyuncular yavaş yavaş

tünelden yeşil çimlere doğru gelmeye başladılar.

Bir yandan gözüm milli takımımızda.

Bakalım ilk yarının sonunda Faik Hoca bir değişiklik yapacak mı?

Kaptan Ferhat'ı sahada göremiyorum.

sanırım Faik Hoca ikinci yarıya değişiklikle başlayacak gibi.

Hocam ne düşünüyorsunuz bu değişiklik hakkında?

Aslında Ferhat benim çok beğendiğim bir oyuncu.

Ama bu maçta biraz etkisiz kaldı.

Bilmiyorum, bakalım yerine hoca kimi oynatacak?

Hasan.

Isın oğlum.

Oktay Hocam.

Siz de hazırlayın, yapalım değişikliği.

Tamam hocam.

Hocam.

Zaman ilerliyor. İlk golü bir an önce bulmamız lazım.

Ferhat gidiyor.

Ferhat pas ver!

Barış ceza sahasına koşu yaptı.

Barış içeride bekliyor.

Bomboş. Girse gol olur.

Ferhat verdi.

Barış vurdu, gol!

2-1. 2-1.

İşte bu! Aferin oğlum!

Bu iş yeni başlıyor. Hiçbir şey bitmedi.

Hadi hadi!

Milli takımımız.

Bu gol, gelecek kupanın habercisi olsun.

Hadi hadi!

İşte bu kadar!

Hadi takım! Hadi takım!

Hadi çocuklar!

Barış.

O arabayı ben ayarladım.

Seni sakatlamaları için.

Biliyorum.

Biliyor musun?

Evet.

Niye gidip Faik Hoca'ya bir şey söylemedin?

Takımın sana ihtiyacı var çünkü.

Şu maç bitsin, senin yapamadığını ben yapacağım.

Kıracağım elini, merak etme.

Hadi beyler, hadi!

Az kaldı, hadi!

2-1 gerideyiz.

Moral bizde, motivasyon bizde, momentum bizde.

Baskıyı yaptı, Barış topu kazandı.

Brezilyalılar şaşkın. Barış ilerliyor. Ceza sahasında Ferhat.

Barış baktı Ferhat'a. Barış bıraktı.

Ferhat, gol!

Gol hocam, gol!

Koçum benim, hadi!

Ferhat ve Barış böyle oynarsa onları durdurmak imkansız.

2-2. Geri dönüyoruz!

Maçın sonuna iki dakikalık ekleme yapılıyor.

Heyecan dorukta.

İki dakika az değil mi ya?

Hocam, bizim çocuklar için iki dakika da yeterli.

Barış'tan pas Ferhat'a.

Ferhat ceza sahasında. Ferhat yerde kaldı.

Penaltı olması lazım.

Penaltı olması lazım bunun.

- Gözler maçın hakeminde. - Penaltı!

Faik Hoca'nın da itirazları var.

Penaltı! Bunun adı penaltı!

Penaltı kazanıyoruz. Penaltı kazanıyoruz.

Aman Allah'ım!

2-2 ve şampiyonluk şansı şu anda avuçlarımızda.

Ferhat kullanacak gibi duruyor penaltıyı.

Yalnız benim kalbim duracak heyecandan.

Müthiş bir heyecan.

Bakalım Ferhat mı atacak, yoksa Barış mı?

Barış.

Sen kullanacaksın.

Bu senin hakkın.

Faik Hoca da öyle istiyor.

Barış Telli, tarihi bir penaltı için topun başına geliyor.

Barış'ın hikayesi çocukken kaçırdığı bir penaltıyla başlamıştı.

Yine hayati bir penaltı.

Hocam o gün kaçtı ama inanıyorum ki bugün gol olacak.

Atarsın Barış, yaparsın.

Yapabilirsin Barış!

Hadi Barış!

Baba, yardım et baba.

Barış, neredesin? Ağaç olduk ya.

Penaltı!

Penaltı!

Gol! Gol!

Gol!

Gol!

Bu maç bitti, şampiyonuz.

Şampiyonuz! Şampiyonuz! Türkiye şampiyon!

Bu çocuklar dünya şampiyonu.

İşte şampiyonluk geldi. 2-0'dan döndük.

3-2 kazanıyoruz, şampiyon oluyoruz.

Şampiyonuz!

Çok bekledik, çok istedik, hak ettik.

Geriden geldik ve bu kez gözyaşlarımız mutluluktan.

Tarih yazıyoruz bugün, tarih.

Sonuna kadar hak ettik bu zaferi.

La la la la la la la! O Türkiye!

La la la la la la la! O Türkiye!

Seni izlemeye geldim oğlum.

Bu günü görmeye geldim.

Sağ ol baba.

İyi ki geldin.

La la la la la la la! O Türkiye!

La la la la la la la! O Türkiye!

La la la la la la la! O Türkiye!

Her şey işte burada başladı.

Çocukluğumun bittiği yer.

Gerçek hayat işte buradan sonra başladı.

Ben flamingoyla başladığını düşünüyordum.

Zeynep'in defterindeki flamingoyla.

Öyle de denilebilir.

Hey Barış abi değil mi o?

Barış abi bizimle top oynar mısın?

At.

Hadi.

Sen, sen, sen!

Al. Hadi gel.

Gel.

Al topu.

At. At.

Barış abi!

Barış abi!

Barış abi.

Hadi!

Gel, bu tarafa.

Gel, gel.

Barış abi!

Çek.

Barış Telli diye bir çocuk var.

Olimpiyatlara katılmak istiyor.

Olimpiyatlarda yarışmak için bu çocuğa protez bir ayak lazım.

Çocuğa şimdi bu hafta protez bir ayak takıyoruz.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.