Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Yürümeye başla.
Biraz daha.
Tamam, orası iyi.
Biraz dön. İşte böyle.
Arkamda, geldiğin oturma odası var.
Merdivenler hemen solda.
Sağ tarafında mutfak penceresi var.
Masanın üzerinde bıçağın var.
Bant izini görüyor musun?
Sağ tarafında?
Canavarın gölgesi orada belirecek.
Bir noktada, o tarafa bakıp onu görüyorsun.
- Tamam mı? - Tamam.
Saçını biraz geriye at.
İşte, böyle. Mükemmel.
Bana doğru birkaç adım at.
İşte bu kadar.
- Tamam mısın? - Evet, hazırım.
Başlayalım.
Yani, ne zaman istersen.
THE BEAST
Çeviri: Dikistutmaz X: iapetos | Letterboxd: Moandor
Teşekkürler.
Pauline...
Kocamı gördün mü?
Az önce diğer salondaydı.
Georges'i gördün mü?
Beş dakika önce diğer salondaydı.
Söylesene, partilerde neden...
...birlikte yaşadığımız ve her gün gördüğümüz insanları ararız?
- Keyfin yerinde mi? - Hem de nasıl.
- Kocamı kaybettim. - Şanslısın. Tadını çıkar.
Ben de öyle yapıyorum. Fazlasıyla hem de.
- Sanırım onu stüdyoya giderken görmüştüm. - Stüdyoya mı?
- Anton'la tanışmadın mı? - Hayır.
Anton...
Gabrielle...
Ona çalışması için bir oda verdik.
Bu gece bir şeyler gösterecek.
Bir göz at. Bu çağ, parlak olduğu kadar güçlü ve karanlık.
Garip bir tezat.
- Peki o zaman. - Sizi yalnız bırakayım.
- Bu taraftan mı? - Evet.
Son odadan sonra, sağda.
- Size eşlik edebilirim. - Teşekkür ederim, ama ben hallederim.
- Önce bir içki istemez misiniz? - İçkim var.
Ve bir şey saklayan bir eldiven.
Pes ediyorum.
- Umarım beğenirsiniz. - Beğeneceğime eminim.
Teşekkürler.
- Ne düşünüyorsun? - Vahşi.
Psikiyatrik.
Oldukça güzel, bence.
Seni resmedebilir.
Asla.
Ruhuma değer veririm.
- Hatırlıyorsun, değil mi? - Neyi?
- Daha önce tanıştığımızı. - Gerçekten mi?
Roma'da.
Yıllar önceydi.
Üç yıl önce. Bir akşam yemeği partisinde.
Madame Butterfly gösterisinden sonra düzenlenmişti.
Amcan ve yengenle birlikteydin.
Koyu yeşil bir elbise giymiştin.
Roma'da değil, Napoli'deydi.
Altı yıl önceydi.
Annem ve kardeşimle beraberdim.
Aslında beni hatırlamıyorsun bile.
Belki detaylar konusunda biraz eksik kaldım.
Ancak, seni çok net hatırlıyorum.
- Gerçekten mi? - Evet.
Peki neden?
Çünkü bana hiç unutamadığım bir şey söyledin.
O zamandan beri bana hep seni hatırlatıyor.
Dönüş yolunda söylediğin bir şey.
Unuttun mu yoksa?
Fransızca mı konuşuyorduk?
Sanırım dilleri karıştırdık.
Belki de sana bunu hatırlatmaya çalışmam akıllıca olmaz...
Devam et.
Bir insanı eski günlerine döndürmek risklidir.
Ancak onlardan uzaklaşmışsan, çok daha iyi de olabilir.
Peki, bu gerçekleşti mi?
Unutamayacağın bir şey.
Yani, bahsettiğin şey gerçekleşti mi?
Sanırım neden bahsettiğini anladım.
Böylesine samimi bir güveni paylaştığımı unutmuştum.
- Bunu bir tek ben mi biliyorum? - Evet.
- Kimseye bahsetmemiştim. - Böylesi daha iyi.
Sohbetinizi böldüğüm için özür dilerim...
Kendimi tutamadım. Siz Gabrielle Monnier'siniz, değil mi?
Evet.
Sadece hayranlığımı itiraf etmek istemiştim.
Harika bir müzisyensiniz.
Eşine az rastlanır hassasiyette bir piyanist...
Teşekkürler.
Duygulandım.
Sizinle konuşma cesaretini gösterdiğime göre...
...bir gün sizi giydirmek istediğimi söylememe izin verin.
Beni giydirmek mi?
Ben Paul Poiret.
O hâlde, memnuniyetle kabul ediyorum.
- Onur duydum. - Benim kadar olamaz.
Sizi daha fazla rahatsız etmeyeyim.
Hâlâ aynı şeyleri hissediyor musun?
Ne dedim ki?
Tam olarak?
Çok gençken hissettiğin bir şey.
İçinin derinliklerinde.
Nadir, tuhaf, korkunç...
...er ya da geç gerçekleşmesi kaçınılmaz olan bir şey için...
...içinin derinliklerinden gelen bir kader hissi.
Eninde sonunda seni mahvedeceğine ikna olmuştun.
Sanırım kullandığın kelime buydu: Mahvolmak.
Başka bir şey söylemiş miydim?
Bir ilişkiye dahil olmak istemediğini...
...çünkü bir felakete yol açacağını ve seni bir hiç haline getireceğini söyledin.
Sen ve sana yakın olan herkes için.
Doğru.
Ancak soruna cevap vermek gerekirse, hiçbir şey olmadı.
- Yine de evlendin mi? - Nereden biliyorsun?
Eldiveninin altındaki alyansın şeklinden...
Doğal olarak.
Peki ya kocan? Nerede?
Bilmiyorum...
Evet, riski göze aldım.
Ama genç ve romantiktim.
Ve şimdi hepsi çok uzak görünüyor.
Sonra bana gizli bir canavar gibi ortaya çıkacak...
...ardından içindeki ve etrafındaki her şeyi yok edecek bir şeyden bahsettin.
- Peki sen ne dedin? - Hiçbir şey söylemedim.
Hatırladığım kadarıyla, beni biraz korkutmuştu.
Ama belki de yalnızca çok genç olduğumdandı.
Gabrielle?
- Güzelim. Nasılsın? - İyiyim.
- Stüdyodaki tabloları gördün mü - Gördüm.
- Georges burada mı? - Muhtemelen salondadır.
Pekâlâ.
Gidip bir merhaba diyeyim o zaman.
İyi eğlenceler.
Evlilik her zaman kolay olmuyor.
Üzgünüm, şimdi seni yalnız bırakacağım.
Benimle kal, lütfen.
- Deli olduğumu mu düşündün? - Hayır. Sanırım anladım.
Yani takıntımın belli bir gerçekliğe tekabül edebileceğini mi söylüyorsun?
Belli bir gerçekliğe dayanarak, evet, kesinlikle.
Bugün bu canavara seninle birlikte göz kulak olabilirim.
Ama artık korkmuyorsan, bunun bir anlamı yok tabii.
- Ciddi misin? - Kesinlikle.
Eğer göz kulak olmak istersen, korkmuş gibi davranabilirim.
Yanımda olacaksan.
Her ne kadar hatırlamıyor olsan da bana sırrını açtın.
Bana bir şey emanet ettin.
Aradan geçen onca zamana rağmen.
Peki ya sen?
- Artık korkmuyor musun? - Tabii ki korkuyorum.
Ama bu riski almaya hazırım.
Artık o kadar da genç değilim.
Çok etkilendim.
İyi misin hayatım?
- Nerelerdeydin? - Seni arıyordum.
İşte buradayım.
- İyi misin? - Evet.
Becerilerini, eğitimini...
...ve kişisel projeni listelemek zorunda kalsaydın ne derdin?
Bilmiyorum
Hızlı düşünebiliyorum, sezgilerim kuvvetli...
...hiç eğitim almadım çünkü dokuz yaşındayken ABD'ye taşındık.
- Neden? - Hatırlamıyorum. Küçüktüm.
Ailem ortamın dayanılmaz hâle geldiğini söylemişti.
Korkuyorlardı.
ABD'ye vardığımızdaysa iç savaş patlak verdi.
Ve böylece tekrar yola koyulduk.
Evet, Chengdu'ya. Dokuz yıllığına.
- Orada okula gitmedin. - Gitmedim.
Ama kendi kendime çok şey öğrendim.
Kolay öğrenirim.
Peki ya kişisel projen?
Çalışıyorum.
Mümkünse kendimi yararlı hissedeceğim bir yer olmalı.
- Yararlı mı? - Evet, yararlı.
Şu anda yaptığım iş dışında.
14-17 numaralı odalar
Affedersin.
Burada mı çalışıyorsun?
Hayır. Üzgünüm.
O zaman sen de benim gibisin.
- Nasıl biri olduğunu bilmiyorum. - Bir parça kaybolmuş.
- Binada mı yoksa yaşamda mı? - Öncelikle binada.
- Görüşmemin nerede olduğunu bilmiyorum. - Benimki daha yeni yapıldı.
Şurada, sağda.
- İyi geçti mi? - Göreceğiz.
İşe gitmem gerekiyor.
- Bol şans. - Teşekkürler.
Minus 4012.
Başka bir iş bulmana yardımcı olmam için bana iyi bir sebep ver.
Zekiyim.
Birçok şey yapabilirim.
Biliyorsun, bugünlerde zekâ o kadar da nadir rastlanan bir şey değil.
Bahsettiğin zekâ, insanlıktan yoksun.
Bahsettiğim zekâ insanlığı kurtardı.
İnsanlık derken insanî yönünü kastediyorum.
Bir insan varlığını.
Yapay zeka sorumlu ve adil bir forma evrildi.
Ve çok insanî bir hâlde. Bu büyük bir gelişme.
%67'lik işsizlik ve %20'lik mekanik çalışma oranıyla bunu ilerleme olarak görmek zor.
Bize işe yaramaz insanlar diyorlar.
Bunun ne kadar aşağılayıcı olduğunun farkında mısın?
Sadece yeteneklerime uygun bir iş istiyorum.
Öfkeni hissediyor musun?
Duyguların, bazı görevleri yerine getirmene engel oluyor.
Şimdilik, yalnızca duygulanımlarının sonucu etkileyemeyeceği bir iş yapabilirsin.
Mevcut işin gibi.
İş ve duygularım arasında seçim mi yapmalıyım?
Bazı durumlarda.
Özellikle de sorumluluk ve düşünce gerektiren işler için...
...ki ilgini çeken de bu.
Bugün, öfkeli ya da depresif biri tarafından verilen önyargılı kararlar yok.
Sakinliğini koru.
Evet. Bu iyi bir şey mi bilmiyorum.
2025'te yaşananları tekrar yaşamak ister miydin?
- O trajedileri? - Hayır, tabii ki istemem.
Paranoyak ya da daha kötüsü duygusal olma.
Tüm bunlar yeni, bu nedenle ihtiyatlı davranıyorsun...
...ancak işçi her zaman olduğu gibi uyum sağlar.
DNA'nı temizlemek için geçmiş yaşamlarını araştırmayı önermiştik...
...ve sen bunu reddetmiştin.
- Sadece, sonuçlardan korkuyorum. - Ne gibi sonuçlardan?
Artık bir şeyleri hissedememekten korkuyorum.
Söylenti bu.
Elbette bir şeyler hissedebilirsin.
Sadece onları daha dingin bir şekilde hissedersin.
Bu kadar korkma, tatlım.
Hâlâ sikişebilirsin.
Ve ben senden daha çok sikişiyorum, biliyorsun.
Biraz farklı ama daha kötü olduğu da söylenemez.
Sadece farklı.
Ve bilim bunun işe yaradığını kanıtladı. Bilime güvenebilirsin.
Bilim hiçbir şey kanıtlamadı.
Ve kimse yapay zekânın nasıl çalıştığını bilmiyor.
Her halükârda, objektif olamayacağına eminim.
Olabilir, sadece Budizm'in hep bildiği şeyleri keşfediyoruz.
Asırlardır size zarar veren şeyleri gözden geçirir ve onlardan kurtulursunuz.
Öyle mi?
- Uyandığında hatırlıyor musun? - Evet.
İnan bana, işe yarıyor.
Yine de Budist ya da robot olmak istemiyorum.
Ben robot olmadım.
Artık, duygularımdan dolayı acı çekmiyorum.
Kaybedecek bir şeyin yok.
Var. Kaybedebilirim...
Neyin var?
Ne kaybedebilirsin ki?
Muhtemelen, güçlü bir duyguyu asla bilemem.
Büyük romanlar bir fantezidir, tatlım.
Bir an bile pişmanlık duymadım.
Düş.
Bırak kendini.
Ayrıca, veri plakası ısılarını kontrol etmekten daha ilginç bir işi hak ediyorsun.
Yani, bunu teklif ediyorlarsa demek ki hak ediyorsun.
Benim gibi.
DNA'nı arındırarak...
...asırlar boyunca miras kalan ve bilinçaltına bulaşan...
...eski travmaları temizlemiş olursun.
Hormon düzenlemesi gibi ama daha yüksek bir seviyede olanı.
- Anladın mı? - Anladığımı düşünüyorum.
Dediğim gibi, sana yardım edebiliriz.
Duygulanımlardan kurtulman konusunda yardımcı olabiliriz.
Hepsinden mi?
Hepsinden mi?
İçimde çok kötü bir şey olacağına dair derin bir his var.
Bir tür felaket.
Ve bununla yüzleşmem, orada olmam gerekecek.
Beni dehşete düşürse bile.
Gördün mü, işte duygulanım budur.
Bu korku, mesela.
Artık kötü bir şey olamaz, endişelenme.
Felaketler geçmişte kaldı.
Yeniden adapte olmak için ne yapmalıyım?
Gözlerini kapat ve aç.
Hepsi bu kadar.
- Hadi yap. - Neyi?
Kapa gözlerini.
Şimdi aç.
Hepsi bu kadar. Başka bir şey yok.
Kımıldama.
Kulağına bir iğne yiyeceksin.
Hiç acı hissetmeyeceksin.
- Biraz korkuyorum. - Her şey yolunda gidecek.
Sadece gözlerini kapa, hepsi bu.
Başka bir şey yok.
Kapa gözlerini.
Kapa gözlerini.
- Yaşlandım mı? - Hayır.
Biraz yaşlanmış olmalıyım.
- Kaç yaşındaydın? - Bu, yaşımı sormanın kibar bir yolu mu?
Hiç de değil.
Bağışla.
Beni ilgilendirmez belki ama... Bebekler...
- Senin fikrin miydi? - Küçük bir kızken mi?
Hayır.
Sadece müzik ilgimi çekiyor.
Kocan nasıl oldu da bebek üretim işine girdi?
Biraz şans eseri.
Hukuk okuyordu.
Bir sabah uyandı ve bana şöyle dedi...
"Bir rüya gördüm. Bebek üreteceğim. Rüyamda onları gördüm."
İşte böyle.
- Ve böylece onunla evlendin. - Ve şimdi bir fabrikamız var.
- Ne zaman evlendiniz? - Konservatuardan ayrıldığımda.
Evde oturmak istemiyordum...
...müzikle uğraşmak, dışarı çıkmak ve dünyanın tadını çıkarmak istiyordum.
Ne gariptir ki, evlenmek beni özgürleştirdi.
Bu yüzden mi hiç çocuk yapmadın?
- Çocuğum olmadığını nereden biliyorsun? - Sağa sola sordum.
Şüphesiz.
Henüz yok, ama istiyorum.
- Ve yapacağım. - Bundan şüphem yok.
Peki ya sen?
Paris'i Londra'dan daha heyecan verici buluyorum.
Soruma cevap vermiyorsun.
Ben mi?
Gerçek bir yalnızım diyelim.
Acıktım.
Krep istiyorum.
Sence Sen Nehri yeniden yükselecek mi?
Paris'ten ayrılmamız gerekir mi?
Paris Venedik olursa, benim için sorun yok.
Şehri daha da mitolojik kılacaktır.
Burada ölmekten bile mutluluk duyarız.
Krep alacağız.
Reçel de alalım.
Reçel ve çikolatalı kruvasan.
Korktuğun felâket belki de budur.
Paris'in sular altında kalması mı?
Hayır, beni en çok korkutan şeyin bu olduğunu sanmıyorum.
Yani hâlâ korkuyorsun?
Sen söyle, çünkü bana göz kulak olacak olan sensin.
Söz veriyorum.
Napoli'deyken, korkmuş gibi mi görünüyordum?
Hayır.
Çok sâkin bir şekilde konuşuyordun.
Aptalca bir soru soracağım.
Bir bebeğin yüzünü nasıl tasarlarsın?
İfadesini, özelliklerinizi nasıl seçersin?
Hiç de aptalca bir soru değilmiş.
Aslında aynı kalan ve yeniden kullanılabilir bazlarla çalışıyoruz.
Birden fazla ifade var mı?
Mutlu bir bebek.
Korkmuş bir bebek.
Üzgün bir bebek.
Çok fazla duygu yansıtmayan...
...ve herkesi memnun edebilecek tamamen tarafsız görünen, sadece bir tane var.
Peki bu tarafsız bebek neye benziyor?
Bunun gibi bir şey.
Sana etrafı gezdirebilirim istersen.
Buraya bayılıyorum.
Memnun olurum.
- Seni çalarken dinlemek isterim. - Henüz hazır değilim.
- Ne üzerinde çalışıyorsun? - Schönberg.
Acı çekiyorum.
- O kadar zor mu? - Benim için öyle.
Çok yaratıcı ama içinde duygu bulmak zor.
Belki de onu bu kadar heyecan verici kılan şey budur.
Çünkü açıkçası, bazı şeyler artık imkânsız hâle geldi.
Meselâ?
Tam olarak, duygu yanılsaması.
Kendini tatmin eden müzik yanılsaması.
- Ama duygu, duyarlılığın temelidir. - Tam olarak değil.
Duyarlılık başka yollarla da gelebilir.
Farz edelim ki duygu olmadan müzik yapmanın bir anlamı var...
...ki bu kanıtlanmayı bekliyor...
...bu ne olurdu?
- Buz gibi kompozisyonlar mı? - Tam olarak değil.
Daha az geleneksel bir deneyim sağlar.
Daha ilkel.
Eşi benzeri görülmemiş bir deneyim.
Ellerine bakabilir miyim?
Piyanistlerin elleri farklı mı?
Yoksa sadece duyarlılıkları mı?
- Çok güzeller. - Teşekkürler.
Eve gitmeliyim, geç oldu.
- Ne çalıyordun? - Schönberg'den bir parça.
- İyi iş çıkarıyorsun. - Bilmiyorum.
Her şeyi anladığımı düşünmüyorum.
- Her şeyi anlamak zorunda mısın? - Sanırım hayır.
Elektrik olmadan da güzel.
Odayı hiç böyle görmemiştim.
Çok güzelmiş.
Buradan gitmeliyiz.
Yalnız kalmayalı uzun zaman oldu.
İstemiyor musun?
- Bu seni korkutmuyor mu? - Ne korkutmuyor mu?
- Benimle yalnız olmak. - Korkmak hoşuma gidiyor.
Yaşadığımı hissediyorum.
Gabrielle...
Söylemem gereken bir şey var.
Panjurları kapatayım mı, efendim?
Hayır, ben kapatırım, teşekkürler. İyi geceler.
Çalışmam gerekiyor.
Geçti.
Gitti.
Ben yanındayım.
Yalnızca bir güvercin.
İçeri girdi ve çıktı.
- Seni seviyorum. - Ben de seni.
- Önsezini düşünüp duruyorum. - Öyle mi?
- Belki de felaket çoktan gerçekleşmiştir. - Ne demek istiyorsun?
- Sıkıcı bir adamla evlisin. - Sıkıcı biri değil.
Hem de hiç.
Ve onu gerçekten seviyorum.
Belki de sadece, yalnız kalmaktan korkuyorsun.
Yalnızlığı severim.
Aslında buna sık sık ihtiyacım oluyor.
- Yani, sorun bu değil mi? - Değil.
Bu durumda bir önerim var.
Ama bunu saçma bulabilirsin.
Şu an olandan daha saçma bulmayacağım kesin.
Aklından ne geçiyor?
Eğer bir önsezin varsa...
...bir kâhine gidene kadar sana...
...eşlik edebilirim.
- Tanıdığın bir kâhin var mı? - Olmasa söylemezdim.
Bilemiyorum...
- Geleceği bilmek tehlikeli değil mi? - Sanmıyorum.
Bu tamamen nasıl yorumlandığına göre değişir.
Ve onunla ne yaptığına.
Bazı şeyleri aceleye getirmeli miyiz bilemiyorum.
Bunlar yıllardır oluyor ve ben buna acele etmek demezdim.
Öyle mi?
Yani?
Yani?
O kadar ciddiye almana gerek yok.
Eee?
Öyle olsun bakalım.
Bitmeden çıktık. Kızmadın mı?
Hiç de bile. Zaten sıkılmaya başlamıştım.
Bu akşam, kaybının yarattığı dramın hiçbir anlamı yoktu.
Napoli'de Butterfly'ı oynayan kadın daha dokunaklıydı.
Böyle mi düşünüyorsun?
Bir kaybın sonsuz dramı mı?
Başa çıkması gereken tek şey bu.
Babasının...
...ailesinin...
...benliğinin...
...ve aşkının kaybı.
Bu da sonunda onu intihara sürükledi.
Kendimizi bundan koruyalım.
Lütfen bana Paris'in sular altında kalıp kalmayacağını sormayın...
...çünkü bu soruya cevap vermekten bıktım.
- Buraya gelme sebebim bu değil. - Güzel.
Bunu daha önce hiç yapmadım.
Tam olarak nasıl oluyor?
Genel olarak oldukça iyi geçiyor.
Ben soru soruyorum ve sen de cevap mı veriyorsun?
- Hipnoz yaptığımı biliyor muydun? - Bilmiyordum.
- Ne kadar tutuyor? - Parası ödendi.
- Buraya tam olarak neden geldin? - Açıklaması zor.
Uzun zamandır bir kaygım var.
Bir önsezi.
Yıllardır, bir şey olacağına dair bir önsezim var...
...ama bu gerçekleşmiyor.
Bilmek istiyorum...
- Bir aşk ilişkisi mi? - Değil.
- Çok emin görünüyorsun. - Eminim.
Sevdiğim ve beni seven bir adamla evlendim.
Bana ondan bahset.
Gençken bana çok yardımcı oldu.
Bu kaygının beni boğduğu dönemlerde.
Her ne kadar korkusu azalmış olsa da benim için hâlâ endişeleniyor.
Çok iyi anlaşıyoruz.
Bu başka bir şeyle ilgili.
Beni etkilemeye çalışma.
Sadece, bir risk olup olmadığını bilmek istedim.
Tabii ki. Bir risk mutlaka vardır.
Ama risk güzeldir. Güçlüdür.
Canlıdır.
Kapa gözlerini.
Kapa gözlerini.
Ve beni dinle.
Doğal bir felaket var ama herkesin bahsettiği gibi değil.
Bir canavar var.
Saldırmaya hazır bir canavar.
Bir de güvercin var ama canavar o değil.
Güvercin, Kutsal Ruh'u temsil eder.
Habercidir.
İyiye işarettir.
Tabii evine girmedikçe.
Girdiyse, o zaman biri ölecek demektir.
Belki de sen.
Belki de bir yakının.
Bir adam var...
...ama sadece rüyalarında sevişebiliyor.
Yapılması gereken zor bir seçim var.
Her şeyi yok etmeden...
...yapılamayacağına dair bir his de.
Seni içten içe yiyip bitiren ve usul usul yakan bir acı gibi.
Ancak en yıkıcı olanı bu seçeneksizliktir.
Masadan bir bıçak alıyorsun.
Yan odada bir adam var.
Bir felâket.
Ama düşündüğün gibi değil.
Tereddüdün, felakete yol açıyor.
Yapmamalısın...
Gitmelisin.
Çok tehlikeli.
O, sadece rüyalarında sevişebilir.
Üç dediğimde, yavaşça gözlerini açabilirsin.
Bir...
İki...
Üç.
Sabah fabrikadaydım.
Şaşırtıcı bir şekilde, güç hiç etkilenmedi.
Şuradaki duvarlar çok nemli ama sızıntı yok.
Ama bu duvarda bir çatlak var.
Su buraya sızabilir.
- Peki ya su sürekli yükselirse? - Bir şey olmaz.
Ama sular çekildiğinde, hasar gören duvarın onarılması gerekir.
Tabii evine girmedikçe.
Yan odada bir adam var.
Sonrasında, caddeye bakan bu katı restore ettirmek istiyorum.
Sanırım, ufak bir çalışmayla...
Ufak bir çalışmayla, yaptıklarımızı satmak için bir yer açabiliriz.
Aşkım...
...hiçbir şey yapamayacak kadar felç olduğum bir zamanda...
...benim için kişisel olan bir yolda...
...güvene ve mümkün olana doğru...
...bana rehberlik etmek için...
...elinden gelen her şeyi yaptığını biliyorum.
En mutlu olduğum yıllar, bu yıllar oldu.
Ama içimde bir acının beni yavaş yavaş yiyip bitirdiğini ve yaktığını hissediyorum.
Bir parçamın bizden uzaklaşmaya başladığını hissetmek...
...ona tutunmanın ve sana kavuşmanın zorluğu...
...hayal etmesi bile imkânsız olan büyük kaybın sezgisi...
...ve bu kopuşa karşı olan direncim.
Sana solgun göründüğüm tüm bu aylar boyunca buna dayanmaya çalıştım.
Yanında olmaya, bize inanmaya çalıştım...
...ama bu felâketten, bu kötülükten kaçamadık.
Ve her şey bizi gece gündüz oraya geri götürmeye başladı.
En dayanılmaz olanı da...
...ilk günden beri ve bunca yıl birbirimizi bu kadar çok sevmiş ve taşımışken...
...mutsuz olduğumuzu görmekti.
Ayrıca kendimi hayal ürünü bir dünyada yürüyormuşum gibi hissediyorum.
Artık hayatımın bir parçası olmadığını sana asla söyleyemem...
...çünkü birlikte yaşadığımız her şey...
...benim özüm.
Elveda demek benim için çok zor.
Umarım zayıflığımı bağışlarsın, çünkü bu sözler zaten çok canımı yakıyor.
Merhaba, ben bebek Kelly.
Protokolün bir parçasıyım.
Her şeyin yolunda gidip gitmediğini kontrol etmek...
...ve size destek olmak için buradayım.
Dadı gibiyim.
Siktir...
Daha az resmî olabilir miyim?
Hadi.
Seni geri götüreyim.
Bazı şeyleri kendine saklamanı anlıyorum.
Ve senden her şeyi anlatmanı da beklemiyorum.
Tüm bunları yaşamak çok farklı bir deneyim.
Sadece nasıl hissettiğini bilmek istiyorum.
İyi hissediyorum.
Öyle görünmüyorsun. Sorun nedir?
Bir şey yok.
- Sorunun ne olduğunu söyle bana. - Sadece, senin gibi olmak istemiyorum.
Ne demek benim gibi?
Senin gibi işte.
Ölemezsin bile.
Özür dilerim, kastettiğim bu değildi.
Sadece beni sıkıyorsun.
Birçok seçeneğim var, biliyorsun. Benden en iyi şekilde faydalan.
Hikâyeler anlatabilirim.
Kelime oyunları da yapabilirim.
- Oyun oynamak ister misin? - İstemem.
- Benimle sevişmek ister misin? - Biraz korkutucusun, farkında mısın?
Peki ne yapmak istiyorsun?
- Dans etmek istiyorum. - Olur.
Dans edelim.
Burada mı dans edeceğiz?
Selam!
- Harika görünüyorsun. - Teşekkürler.
- Sigara ister misin? - Hayır, teşekkür ederim.
- Burada sigara içebilirsin. - Anladım.
- Müzik 1972'den. Bayıldım! - Neden 1972?
Hiçbir fikrim yok, ama harika!
İyi eğlenceler!
- Burası neresi? - Adı yok.
Burada, başka yerde yapamayacağın şeyleri yapabilirsin.
Serbest bölge gibi.
- Ne yapmak istiyorsun? - İşemek istiyorum.
- Arınma merkezi. - Evet.
Burada ne yapıyorsun?
Bir arkadaşımla birlikteyim.
Yani oldu mu?
Denemeye mi karar verdin?
Denemedim.
- Neden denemedin? - Bilmiyorum.
Bir önsezi.
Buna arınma demelerinden hoşlanmıyorum.
- Kirlenmiş hissetmiyorum. - Ben de, şüphelerim var.
Dün emindim, şimdiyse tam tersi.
Sanırım kaygı ataklarımdan bıktım.
- Kaygı ilham verir. - Olabilir.
Ama ben Stoacıları düşünüyordum. Doyum, tutkunun yokluğunda gizlidir.
- Madame Butterfly operasını bilir misin? - Tam olarak bilmiyorum.
Elime bak.
Tut lütfen.
Çok güzel ellerin var.
Ne yapacaksın?
- Belki birkaç gün beklemeliyiz. - Belki de.
- Hiç böyle dans eden insanlar görmemiştim. - Ben de görmedim.
- Bu yüzden sık sık buraya gelirim. - O zaman ben de tekrar geleceğim.
Kiminle konuşuyordun?
Bir keresinde, o adam için kocamı terk etmiştim.
Vay canına!
- Doğru olanı yapmışsın. - Bilmiyorum.
Hâlâ, korkunç bir şey olacakmış gibi hissediyor musun?
Hayır, artık pek hissetmiyorum.
Sanmıyorum.
- Gerçekten artık hissetmiyor musun? - Hayır, geçti.
Sana bir görüntü göstereceğim.
Ne çağrıştırdığını söyle.
Ne görüntüsü?
Gözlerini açabilirsin. Görüntü gitti.
Zor bir test; ama ne durumda olduğunu gösteriyor.
Bir şey hâlâ direniyor.
Bazen böyle şeyler olur.
İki gün sonra bir seans daha yapacağız.
Endişelenme.
- Ne kadar sürmüştü? - Sanırım 10 dakika.
Ve her şeyi net bir şekilde hatırlıyor musun?
Evet, bu endişe verici.
Ancak olayların ne derece gerçek olduğunu bilmek zor.
İnan bana, gerçekler.
Korkutucu.
Yeniden başlamaya isteksizim.
Gerçekten neyden korkuyorsun? Kendine dürüstçe sor.
Geçmişi sürdürme arzusu ile...
...bugünü mahvetme korkusu arasında gidip geliyorum.
Bugünü mahvetmemek için geçmişi sürdürmeye devam etmelisin.
Ne olursa olsun, sevdiğin birini kaybetmek o kadar acı vericidir ki...
...her şey iyi gitse bile, her zaman gelecek kayıplar için kaygı duyarsın.
- Kendini acıdan kurtarman daha iyi. - Muhtemelen.
Zaten burada bitmesini istemiyorum. Bir gardıroba dönüşeceğim.
Daha iyisine layıksın, evet.
Söylesene Sophie, sence günün birinde karşılaşacak mıyız?
Bilmiyorum.
- Ama seni seviyorum, tatlım. - Ben de seni.
- Çay alır mıydınız hanımefendi? - Hayır, teşekkürler Bertrand.
- Geç mi kaldım? - Fazla değil.
- Gidelim, Bertrand. - Merhaba efendim. Beni takip edin.
Üretim şeklini değiştiriyoruz.
Porselen bebeklerden selüloit yeni bir bebeğe geçiyoruz.
İkisini de burada göreceksiniz.
Günde yaklaşık 30, yılda 7.000 bebek yapıyoruz.
İki çalışan burada, üç çalışan da evden çalışıyor.
Selüloit için yeni bir kalıp metodu kullanıyoruz.
Hamuru döküyoruz, kalıbı çıkarıyoruz ve böyle bir kalıp elde ediyoruz.
Büyüleyici.
Tüm uzuvlar kalıplardan çıkarıldıktan sonra yumuşak hale gelmeleri için zımparalanıyor.
Biz buna budama diyoruz.
Gerçekten de derisi çok yumuşak.
Vanilya kokuyor.
Ama hâlâ klasik porselen bebek yapıyoruz.
Değişim birkaç yıl sürecek. Bu taraftan.
Hayır, sigara içmeyin lütfen.
- Selüloit oldukça yanıcıdır. - Özür dilerim.
Bu malzemenin sorunu bu, ancak ortaya çok daha gerçekçi bebekler çıkıyor.
Burada onlara renk veriyoruz.
Sonra bebeklerin kafalarını tamamlıyoruz.
Model olarak senin gözlerini mi kullandılar?
Belki de.
Montajı burada yapıyoruz.
Gövdeler mukavvadan yapılır...
...ve tüm uzuvlar bir araya getirilerek eksiksiz bir bebek oluşturulur.
- Diğer tarafta da bebek kliniğimiz var. - Klinik mi?
Evet, kırık bebekleri onarıyoruz.
Teşekkürler, Bertrand.
- Sergi odasını göstereyim mi? - Çok isterim.
Seni bu kadar korkutan ne?
- Bana şimdi söyleyebilirsin. - Bilmiyorum.
- Bu duyguyu kelimelere dökmek zor. - Bana güvenebilirsin.
Bir dene.
Ömrümü sana anlatamayacağım korkunç şeylerden...
...başka bir şey düşünmeyerek geçirdim.
- Korkunç oldukları için mi anlatamıyorsun? - Evet.
Artık hiçbir şey duyamıyorum.
Saat 19:30.
Herkes gitmiş.
Korkun mu yoksa bana olan sevgin mi daha güçlü?
Seni sevdiğimi mi düşünüyorsun?
Elini tekrar göster.
Onur Belgesi Gaby Bebek
Özür dilerim. Yapamam.
Yapamaz mısın yoksa yapmak mı istemiyorsun?
İkisi de.
Kımıldama.
Gel.
- Başka bir çıkış var mı? - Evet, muhtemelen.
Altta bir çeşit galeri var. Bu taraftan, hadi!
- Nerede? - Burada!
Uzun değil, 10-15 metre.
Tek çıkış yolu buysa, suyun altında yüzmek zorundayız.
Üstündekilerin hepsini çıkarıyorum. Bu kadar ağırlıkla yüzemezsin.
Önden ben gideceğim.
Baktım geçilecek gibi değil, geri döneceğim.
Hâlâ birkaç dakikamız var.
İki dakika içinde beni göremezsen, yüzmeye başla.
Tamam.
- İyi misin? - Değilim!
Hayır!
Yapmak istemiyorum.
Yapmak istemiyorum.
- Yapmak istemiyorum. - Her şey düzelecek.
Sadece birkaç metre.
Bir sorun çıkarsa geri döneceğim.
- Tamam. - Hemen döneceğim.
Hemen döneceğim.
Elveda demek benim için çok zor.
Umarım zayıflığımı bağışlarsın, çünkü bu sözler zaten çok canımı yakıyor.
Birbirimize benzemiyoruz ve bu çok güzel, çünkü çok iyi anlaşıyoruz.
Gerçek aşkı deneyimlemelisin.
Aramızdaki bağın süreceğini...
...ve bir gün yeniden bir şeylerin oluşacağını söyleyen...
...o nazik iç sesi takip etmek zorundayım...
...aksi takdirde, yıkılacağım.
Selam. Ben Louis Lewanski.
Şu an şehirdeyim ve gerçekten güzel bir gün.
Ama her zaman söylediğim gibi...
...güzel bir ortam, yalnız olduğunuzda bir kâbusa dönüşür.
Ve ne yazık ki, çok uzun zamandır yalnızım.
2 yıldır Santa Barbara Üniversitesi'ndeyim.
Ve bu iki yıl içinde yalnızlık ve umutsuzluktan başka bir şey deneyimlemedim.
Sorunum, kızlar.
Burada bir sürü güzel kız var.
Ama hiçbiri bana bir şans vermiyor.
Nedenini bilmiyorum.
Benden neden bu kadar tiksindiğinizi anlamıyorum.
Bu çok anlamsız.
Size çekici görünmek için elimden geleni yapıyorum.
İyi giyinirim. Kültürlüyüm.
Olağanüstüyüm.
Güzel bir arabam var.
Üniversitemdeki insanların %90'ıninkinden çok daha güzel.
Kibarım.
Tam bir centilmenim.
Ama siz kızlar bana hiç şans vermiyorsunuz.
Nedenini bilmiyorum.
İyi giyinmek için çok çaba sarf ediyorum.
Bu güneş gözlüğü 300 dolar.
Giorgio Armani.
Taktım, gördünüz mü?
Bakın, ne kadar harika görünüyorum.
30 yaşındayım ve hiç kız arkadaşım olmadı.
Hâlâ bâkirim.
Bir kızla seks yapma, uyuma ya da bir kızı öpme şansım, hiç olmadı.
Hiç, bir kızın elini bile tutmadım.
Cep telefonumda hiçbir kızın numarası yok.
Ve bu hiç adil değil, çünkü olağanüstü biriyim.
Kızları hak ediyorum.
Selam. Ben Louis Lewanski.
Bugün 7 Mayıs 2014.
Babamın oturduğu mahalleden manzarayı seyrediyorum.
Ne güzel bir gün, gökyüzünde tek bir bulut bile yok.
Çocukların oynadığını duyuyorum.
Bana çocukluğumu hatırlattı.
Hayatımın en güzel dönemiydi.
Keşke hâlâ çocuk olsaydım ve...
...dünyanın ne kadar acımasız olduğunu bilmeden yaşayabilseydim.
Çocukken ne kadar çekici olduğunuzu...
...ya da kaç kızın sizden hoşlandığını dert etmezsiniz.
Ancak ergenliğe ulaştığınızda, hayatınız...
...yeryüzündeki cennete ya da tam bir cehenneme dönüşür.
Hayatım tam bir cehenneme dönüştü.
Hiçbir kız benden hoşlanmıyor bu yüzden hepsinden nefret ediyorum.
Anita Fulci.
Dakota Mill.
Kristen Meyer.
Gabrielle Monnier.
Maya Smith.
Phoebe Brown.
Penelope Jones.
Çok güzel, yürümeye başlayın, kızlar.
Muhteşem.
Çok güzel. Yavaşlayın.
Zarifçe.
Muhteşem. Pekâlâ.
Durun.
Teşekkürler.
- Eee? - Artık yirmi yaşında değilim.
- Hadi be! Plastik cerraha mı ihtiyacın var? - Hayır, teşekkürler.
Ben oyuncu olmak istiyorum, model değil.
O zaman gerçekten bir plastik cerraha ihtiyacın var.
Aphrodite Kliniği'ni ara ve Dr. Weill'i sor.
Benim yönlendirdiğimi söyle. Elmacık kemiklerimi yapmışlardı.
Güzel olmuş.
- Dakota. Dakota Mill. - Gabrielle Monnier.
- Selam. - Selam.
- Ev içi reklamında oynar mısın diye sordu. - Sen ne dedin?
Bilmiyorum dedim. O ne ki?
Sabun, deterjan, yoğurt, telefon...
Süper.
Dudaklarına estetik yaptırma.
- Çok seksiler. - Teşekkür ederim.
Selam, ben Louis Lewanski.
Arabamda oturup sahili izlemenin keyfini çıkarıyorum.
Ve bu yüzden gözlerim mahvoldu!
Hemen önümde genç bir çift sahilde yürüyor.
Benim yaşlarımdalar.
Onlar gelip öpüşmeye başlamadan önce manzaranın tadını çıkarıyordum.
Ben neden bunu deneyimleyemiyorum?
Şunlara bak.
El ele tutuşuyorlar.
İzlemesi işkence ama izlemek zorundayım.
Bunu çekmeliyim.
Dünyaya, hayatın neden adil olmadığını göstermeliyim.
Dünyadan neden nefret ettiğimi herkese göstermeliyim.
Çünkü hiçbir kız bunu benimle yapmak istemez.
Ben siktiriboktan bir bebek bakıcısıyım.
Ev demişken...
Bütün yaz evde bebek bakıcılığı yapıyorum. Bu da onun kadar kötü.
Hangisi daha kötü bilmiyorum: Bir eve mi yoksa cücelere mi bakıcılık yapmak?
- Ne kadar maaş alıyorsun? - Saati 10 dolar. Peki ya sen?
Ayda 1,000 dolar. Artı kalacak yer.
Hangisi daha iyi? Saatte 10 dolar mı yoksa ayda 1,000 dolar mı?
Bilmiyorum.
Gördün mü? Dişlerimle dizlerime ağda yapabilirim.
Vay, çok iyiymiş.
- Erkek arkadaşın var mı? - Yok, genç yaşta ölmek istemiyorum.
- Senin var mı? - Yok.
Hollywood Bulvarı'nda Fractal adında bir kulüp var. Müziği harikadır.
- Gece gidelim mi? - Harika olur.
- İşe gitmem lazım. - Tamam.
Bunu benim için bu geceye kadar saklar mısın?
- Ne ki bu? - 2C-B.
Hiç duymamıştım.
Manyak bir şey. Video oyunlarındaki gibi renkler görüyorsun.
Muhteşem!
- Ama annem üstümü arıyor. - Gerçekten mi?
Eve vardığımda kollarımı kaldırıyorum ve üstümü arıyor.
Aynı havaalanındaki gibi!
Kafayı yemiş. Metal dedektöründen geçmen gerekiyor amına koyayım.
- Yok artık! - İnanılmaz, değil mi?
Her yerde teröristler görüyor.
Epey etkili.
- Fractal'da görüşürüz. - Görüşürüz.
Akşam görüşürüz.
Kraliçe Patsy'den tüm gece kuşları...
...ve aşka aşık olanlar için geliyor: You Belong To Me.
Bugün Cumartesi, saat 02:27.
Uzun gece, daha yeni başlıyor.
Merhaba!
Aphrodite Tıbbî Estetik Kliniği'ne hoş geldiniz.
İnternet sitemizin keyfini çıkarın.
Daha fazla bilgi için bizimle telefon veya e-posta yoluyla iletişime geçin.
Veya daha iyisi, bir randevu için.
İyi günler.
Falcı Gina Kaderinizin kontrolünü elinize alın.
Buraya Tıklayın.
Burçlar | Tarot | Astroloji | Gezegenler Yıldıznâme | Medyumlar | Blog | Bize Ulaşın
Aphrodite Medikal Estetik Kliniği'ne hoş geldiniz.
İnternet sitemizin keyfini çıkarın.
Daha fazla bilgi için bizimle telefon veya e-posta yoluyla iletişime geçin.
Burun estetiği için bire basın.
Yağ aldırma için ikiye basın.
Göz kapağı estetiği için üçe basın.
Yüz germe veya göğüs estetiği için dörde basın.
Kol germe estetiği için beşe basın.
Vajina dudağı estetiği veya başka bir genital ameliyat için, altıya basın.
Burun estetiği için...
Üzgünüm, bu gece gelemeyeceğim. İyi eğlenceler! Dako.
Selam!
- Yanınıza oturabilir miyim? - Ne için?
Bilmem, bir içki içmek için belki?
Yalnız kalmak istemiyorum.
- Kim bu sürtük? - Bilmiyorum.
Kızım, gördüğün gibi, bu yalnızca bize özel bir şey.
Uza!
Aynen...
Bizimle oturmak istiyorsan, bunu hak etmelisin. Ve sana baktığımda...
...bunu başardığını göremiyorum.
Uza hadi, sürtük.
Bugün Cumartesi, saat 02:27.
Uzun gece, daha yeni başlıyor.
Teşekkürler.
Burada saat 14:00.
Cehennem gibi, hiçbir şey yapamıyorsun. Uyuyamıyorsun bile.
- Orada saat kaç? - 05:00.
Ne kadar şanslısın.
- Ne yapıyorsun? - Gerçekten bilmiyorum.
- İş arıyorum sanırım. - Hayır, bu gece diyorum.
Özel bir şey yok. Los Angeles'ta Cumartesi gecesi sikişmeyen tek model benim.
Kendimi 150 yaşında gibi hissediyorum.
- Şimdi de model mi oldun? - Ne olduğumdan emin değilim.
Burada ne yaptığımdan da.
Aşkı ne zaman bulacağım? Kariyerimde ilerleyebilecek miyim?
- O müzik de ne? - Şimdi kapatmalıyım tatlım.
- İyi misin? - Evet, iyiyim.
- Seni seviyorum. - Ben de seni.
Şimdi ara.
Tahmini bekleme süreniz 1 dakikadan azdır.
Merhaba!
Bence iyi...
Bunu ilk kez yapıyorum.
- Tam olarak nasıl oluyor? - Göreceksin ki her şey yolunda gidecek.
Ben soru soruyorum sen de cevap mı veriyorsun?
Şart değil. Nasıl gideceğini göreceğiz.
İşe yarıyor mu peki?
Gabrielle, gelecekte bugün kimsenin inanmadığı pek çok şey kanıtlanacak.
Ve akla uygun hâle gelecek.
Görünmeyenleri, geçmiş yaşamları, gelecek yaşamları görebiliyoruz...
Şu an sadece birkaç mistiğin inandığı şey...
...yakında bilimsel olarak kanıtlanacak.
Yani evet, işe yarıyor.
- Nereden biliyorsun? - Çünkü gördüm.
Peki ne kadara mâl olur?
Ödemeyi nasıl yapacağım?
Bunun için endişelenme. Tutar, aboneliğinden otomatik olarak düşülür.
Evin güzelmiş.
Benim değil. Sadece göz kulak oluyorum.
- Yine de güzel. Orada yalnız mısın? - Evet.
- Korkmuyor musun? - Hayır. Her yer kilitli.
- Beni nasıl buldun? - Şans eseri.
Ben öyle düşünmüyorum.
İş mi arıyorsun?
Gerekli niteliklere sahip olabilirsin.
Ne demek istiyorsun?
Olabilir, ama önce ameliyat olman gerek.
Ameliyat mı?
Emin değilim. Ama çocuk istediğini görüyorum.
Hiç alâkası yok.
Aynı zamanda, bir adamı terk ediyorsun.
Neden bahsettiğin hakkında hiçbir fikrim yok.
Evet, bu çok normal.
Kafan çok karışık.
Ve sevdiğin adamı tekrar bulup bulamayacağını bilmek istiyorsun.
Ne adamı? Adam falan yok.
Benimle iletişime geçme sebebin bu değil miydi?
Uzun zamandır arıyordun.
Hayır. Buraya taşınmakla doğru kararı verip vermediğimi...
...ve bir şansım olup olmadığını bilmek istiyorum.
Aşırı benmerkezcisin.
Ciddi bir narsistik kriz yaşıyorsun.
Bu çok yıkıcı ve yaygın bir durum.
Sıradan bir şey.
Bu, çağımızın en büyük belâsıdır.
Ama bundan kurtulmalıyız.
- Ne? - İyi biri olduğunu görüyorum.
- Neden böyle söyledin? - Çünkü senden korkuyorum.
Gördüklerime bakınca, senin için korkuyorum.
Sadece rüyalarında sevişiyor. Gerçek hayatta değil.
Sen neden bahsediyorsun be?
Orada biri mi var?
Evet?
- Ben Bay Denver, uyuyor muydun? - Hayır.
Burada saat 14:00. Orada o zaman sabah 5, değil mi?
Evet, 05:00.
Komşu, ışığın yandığını görmüş, her şeyin yolunda olup olmadığını öğrenmek istedim.
Evet, her şey yolunda.
Kitap okuyordum.
Ayrıca evin içinde dolaşan birini de görmüş.
- Bir şey fark etmedin mi? - Hayır. Hiçbir şey.
- Ama dikkat edeceğim. - Teşekkürler.
- Ölen var mı? - Bilmiyorum.
İzninizle.
- Bitmiş gibi görünüyor, değil mi? - Evet, sanırım öyle.
- Yaralandın mı? - Hayır.
Senin evin hangisi?
Şu evde kalıyorum. Benim değil ama orada yaşıyorum.
- Bu civarda mı oturuyorsun? - Buraya yakınım.
- Ben Gabrielle. - Louis Lewanski.
Benimle eve kadar yürür müsün?
Yürüyemem.
- Gerçekten, yürüyemem. - Niye ki?
Çünkü... Yapamam
Aptalca bir şey yapmaktan korkuyorum.
Tüm bu olanlardan sonra, yalnız kalmak istemiyorum.
- Lütfen. - Yapamam.
- Lütfen. - Yapamam.
Hoşça kal o zaman...
Tamam, güle güle.
...sinemada kötü, gerçek hayatta harika bir oyuncu.
Programımıza tekrar hoş geldiniz. Umarız keyif alıyorsunuzdur.
Bugün her yerden harika şarkıcılarımız var.
Birkaçı çok uzaklardan, ama sizler için sahne almaya geldi.
Umarım beğenirsiniz. Bizimle olduğunuz için teşekkürler, iyi seyirler.
Gelmişsin.
Hayır, teşekkürler.
Alkol kullanmıyorum.
Daha önce söylediklerim için üzgünüm.
Korkmuştum.
Neyden korkuyordun?
Gerçekten bilmiyorum.
Hayatım boyunca korkunç şeyler düşündüm.
Bir süre sonra korkmaya başlıyorsun.
Ne gibi şeyler?
- Açıklaması zor. - Çok korkunç olduğu için mi?
Evet.
Bir dene.
Bana güvenebilirsin.
Seni yargılamam.
Örneğin o deprem bence gayet normaldi.
Neredeyse devam etmesini istedim.
- Anlıyorum. - Anlıyor musun?
Evet, anlıyorum.
Ama bak, yine de buraya gelmeyi başardın.
Korkma.
Yaklaş.
En zor kısmı çoktan geride kaldı.
İçeri girdin.
Buraya gel.
Korkma.
Kaos, içinde güzel şeyler de barındırır.
Korkma.
Buradasın.
- Sen kimsin lan? - Ne?
- Sen kimsin? - Kim miyim? Dalga mı geçiyorsun?
Özür dilerim.
- Sanırım biraz kafam karıştı. - Ne oluyor?
Bilmiyorum.
- Sen iyi misin? - İyiyim. Her şey yolunda.
Özür dilerim.
Peki, ben şimdi gidiyorum, tamam mı?
Selam, ben Louis. Louis Lewanski.
Geceyi arabamda yalnız başıma geçirdim.
Çoğu insan birlikte uyur ya da sevişirdi.
Ama artık umurumda değil.
Bir süre önce bir deprem oldu.
Muhteşemdi.
Keşke bütün gece sürseydi.
Muhteşemdi.
Şu anda bir evin önünde park halindeyim.
O evdeki bir kıza bakıyorum. Aşırı güzel bir kız.
Daha önce birbirimizle konuşmuştuk.
Güya onu rahatlatmak için benim de kendisiyle gitmemi istedi.
Ama o da diğerleri gibi.
Benimle asla sikişmek istemez.
Beni azdırırdı, sonra da benden tiksindiğini söylerdi.
Yapmam gereken şeyden korkuyordum çünkü kendim için üzülüyordum.
Neden bilmiyorum ama onunla ilgili bir şey beni harekete geçirdi...
...ve ben hiçbir şey yapmadım.
Bu çok saçma.
Hiçbirinin bana yürüdüğünü görmedim.
Ve ben de onlara yürüyemiyorum.
Duygulanmıyorum ya da üzülmüyorum. O da benim için üzülmezdi.
Merhamet istemiyorum.
Bunu hak ediyorum, kızlar.
Başaramadım, ama bir daha olmayacak.
Dediğim gibi, bugün intikam günü.
- Evet? - Ben Bay Denver.
Buyurun.
Küçük bir deprem olmuş. Evde hasar var mı?
Önemli bir şey yok. Sadece ufak tefek şeyler.
- Küçük mavi vazo kırıldı. - Tamam, önemli değil.
Bir de Çin vazosu.
Masanın üzerindeki.
Siktir! O bir Ming vazosuydu.
- Tüh... - Çok üzgünüm.
Neyse. Komşu, evden birinin çıktığını söyledi.
- Doğru mu? - Evet, bir arkadaşım geldi.
N'oldu ki?
- Her şey yolunda mı diye sormak istedim. - Evet.
Evet. Her şey yolunda.
- Kesinlikle endişelenecek bir durum yok. - Peki.
Şarkının bitiminden önce soruyu doğru cevaplayın...
...ve 10.000 dolar kazanın.
Kelly?
Kelly bugün yok. Testten geçiyor.
- Ciddi bir şey mi? - Ciddi bir şey yok. Endişelenme.
Tatlım, zor zamanlar yaşamak normaldir.
Anlamıyorum. Televizyonda o şarkı çalıyordu...
...ve dinlerken ağlamaya başladım.
Neden bilmiyorum ama çok ağladım.
Bu da bu sürecin ne kadar gerekli olduğunu gösteriyor.
- Neredesin? - Evdeyim. Kedim hasta.
Bunu duyduğuma üzüldüm.
- Ciddi bir şeyi var mı? - Ateşi yüksek ve nefes almakta zorlanıyor.
Ama onu tedavi edeceğim.
Kedini seviyorsun.
Son seansım yarın.
İşe yaramadığını ve tekrar denemem gerektiğini söylediler.
Sen neredesin?
- İyi geceler. - Birini mi arıyorsunuz?
Evet, Louis adında birini.
- Buraya sık sık gelir. - Sık sık gelirdi.
Onu nerede bulabileceğimi biliyor musunuz?
Burada bile böyle şeyler söylemeyiz.
Lütfen. Çok önemli.
Bir votka alayım, lütfen.
Teşekkürler.
- Yanınıza oturabilir miyim? - Ne için?
Bilmem. Sohbet etmek için.
Yalnız kalmak istemiyorum.
- Kim bu sürtük? - Hiçbir fikrim yok.
Kızım, gördüğün gibi, bu yalnızca bize özel bir şey. Uza!
Aynen. Bizimle oturmak istiyorsan, bunu hak etmelisin.
Ve sana baktığımda bunu başardığını göremiyorum.
Uza hadi, sürtük.
Zaten her şeyi mahvettik.
Her şeyimiz vardı ama hepsini mahvettik.
Başımıza daha fazla bir şey gelemez. Felâket çoktan gerçekleşti.
Sıkıntıdan patlıyoruz.
Hazırım.
...bu yüzden erkek arkadaşım...
...kesinlikle sikişmek istedi...
Ve ben istemiyordum, sadece uyumak istedim.
Ama Brett şu anda çalışmıyor, o yüzden aklı fikri sikiş sokuşta.
Yani sonuçta sabahın köründe kalkmak zorunda olan benim, o değil.
Bir süre sonra kendi kendime dedim ki: Yapalım gitsin de uyuyayım artık.
Sonra sırt üstü uzandım, daha hızlı bitsin diye gözlerimi kapattım...
...ama sonra birden...
Buradasın.
“Çok büyük. Çok büyük.” Ben de anlamadım. “Çok büyük” olan ne amına koyayım?
Evet, daha önce hiç olmadığı gibi boşalacağım, ama...
Ve sonra anladım. “Büyük Deprem”.
San Andreas depremi.
Tamamen panikledim.
Dün gece sen de pek uyumadın.
Cindy sensin, değil mi?
- Hayır. - Sokayım!
Sen kimsin peki?
- Gabrielle. Monnier. - Gabrielle...
Trafik güvenliği reklamı için mi buradasın?
- Evet, sanırım öyle. - Tamam, güzel.
Buradasın, güzel. Hadi halledelim şu işi.
Dinle, bu gerçekten çok basit, tamam mı?
Oğlunla kaldırımda yürüyorsun. Bunu yapım sonrasında ekleriz.
Elini tutuyorsun. Sonra bir kısa mesaj alıyorsun...
...bırakıyorsun ve o, caddenin karşısına koşuyor.
Ve sonra sen de peşinden koşuyorsun.
Ama caddenin ortasında telefonunuzu düşürüyorsun. Ve bir an için...
...telefonun ve oğlun arasında tereddüt ediyorsun.
Ölümcül bir an çünkü, bom!
Araba sana çarpacak. Ve slogan şu olacak...
Tüh! Sınırsız paketin vardı!
Gerçekte var olmayan bir şeyden korkabilir misin?
- Yapabilir misin? - Evet, yapabileceğimi düşünüyorum.
- Peki. - Denerim.
Harika. Başlıyoruz. Dave!
Gel.
Hadi millet, başlıyoruz.
- Al. - Teşekkür ederim.
- Bozulursa yedeği var. - Teşekkürler.
Mükemmel.
Herkes sessiz olsun, lütfen.
Kamera hazır mı? Ve... Motor!
Ufaklıkla yürüyorsun.
Kısa mesaj geldi...
...Ve ufaklık kaçtı.
...Ve uçuyorsun.
Öldün. Kımıldama.
Öldün.
Çok özür dilerim. Ama o adamı hatırlamıyor musun?
Tam orada duruyordu.
Siktir!
Sokayım.
Sokayım...
Louis Lewanski.
Amerikan iç savaşı sırasında önemli görevlerde bulunmuş Amerikalı bir asker.
Kilitli hesap. İstek gönder.
Arkadaş olarak ekle
Gabrielle Monnier - Aktris
Doktor John Duff.
Evergreen Üniversitesi
Falcı Gina.
Tahmini bekleme süreniz 6 dakikadır.
Dikkat!
Amerika Birleşik Devletleri'nin ve dolayısıyla dünyanın Başkanı olacağım.
Dikkat! Bilgisayarınıza virüs bulaşmış olabilir.
IP adresiniz kimliğinizi çalan siteler tarafından kullanıldı.
Kilidi açmak için bizi arayın.
Bilgisayarınız, yasadışı faaliyetler nedeniyle kilitlendi.
Hemen bizi arayın.
Çok komik.
Merhaba. Orada biri mi var?
Tahmini bekleme süreniz dört dakikadır.
EPS güvenlik merkezinden arıyorum. Alarmınız çaldı.
Evet, biliyorum.
Şifreniz nedir?
Sanırım sorun yok. Kendiliğinden çaldı.
- Şifreniz nedir? - Doğru, pardon.
Bir dakika...
“White Jazz”.
Çok güzel. Siz iyi misiniz hanımefendi?
Sanırım iyiyim, her şey yolunda.
Evde biri varsa ve konuşamıyorsanız...
...“yatmaya gidiyorum” deyin.
Anladım. Gerçekten sorun yok.
- İyi geceler. - Teşekkürler.
Bilgisayarınız, yasadışı faaliyetler nedeniyle kilitlendi.
Tahmini bekleme süreniz üç dakikadır.
Bu son videom.
Tüm bunlar beni geri dönemeyeceğim bu noktaya getirdi.
Bugün intikam günü.
İnsanlıktan intikamımı alacağım gün.
Çok arzuladığım ve beni reddeden...
...tüm o sarışınları katledeceğim.
30 yaşındayım ve hâlâ bâkirim.
Daha önce hiç bir kızı öpmemiştim. Bu ıstırap vericiydi.
Ben sadece rüyalarımda sevişirim. Gerçek hayatta değil.
Ben sadece uyurken sevişirim. Hayattayken değil.
Sadece öldüğümde sevişeceğim.
Artık ölü kızlarla gerçek seks yapacağım.
Eğer sana sahip olamazsam, seni yok edeceğim.
Sen beni mutlu bir hayattan mahrum bıraktın...
...ben de karşılığında seni hayattan mahrum bırakacağım.
Adil olan bu.
Siz hayvansınız ben de sizi hayvan gibi katledeceğim.
Hepinizden o kadar nefret ediyorum ki.
İnsanoğlu iğrenç bir tür.
Istırap verici.
Ben sadece rüyalarımda sevişirim. Gerçek hayatta değil.
Ben sadece uyurken sevişirim.
Ne istiyorsun?
Gabrielle, neredesin?
Dün söylediğin "Sadece rüyalarında sevişiyor"...
...cümlesi ne anlama geliyordu?
Ne görmüştün?
Bunu neden söyledin?
Lütfen söyle bana.
Dün görüşmeyi sonlandırdığım için özür dilerim.
Lütfen...
Bu tür şeyler kişiseldir.
Bu yüzden seni arıyorum. Yardımına ihtiyacım var.
Lütfen, söyle.
- Bilmem gerekiyor. - Seninle yalnızken konuşmayı tercih ederim.
Yalnızım. Devam et.
Seninle yalnızken konuşmayı tercih ederim.
Anlamıyorum.
Arkandaki kişinin duymasını istemiyorum.
Geri dönemem, üzgünüm.
- Geri dönemem, üzgünüm. - Elbette dönebilirsin.
Hayır, artık çok geç.
Bahsettiğin korku tam da bu.
Başka yok.
Artık korkmuyorum.
Bitti artık.
- Kapıyı açacağım, tamam mı? - Yerinde olsam açmazdım.
- Neden? - Açma kapıyı.
Kapıyı açmamamı istiyorsan bu, içten içe bana zarar vermek istememendendir.
- Korkmayı bırak. Güven bana. - Hayır.
Güven bana. Tamam mı?
Kapıyı açacağım.
Kanıtla o zaman.
Söylediklerini kanıtla!
Biliyorum işte.
Güven bana.
Kapıyı açacağım.
Güven bana.
Buraya gel... Güven bana.
Kapıyı...
...açıyorum.
Buraya gel aşkım.
Bu görüntü karşısında yıkılmamalısın.
Bu kendi ölümün...
...düşüşün ya da sonun olsa bile.
Üzgünüm.
Üzgün olan benim.
Senin üzerinde işe yaramıyor. Hem de hiç.
Başarısızlık oranımız %0,7 ve korkarım sen de bunun bir parçasısın.
Gerçekten üzgünüm.
- Üzgün müsün? - Değilim.
- Tam tersi. - O zaman sorun yok.
Dün gece seni rüyamda gördüm.
Şimdiye kadarki ilk rüyam.
Gittiğimiz o kulüpteydin...
...ama bu sefer ortam değişmişti.
Sen ve bir adam dışında orada kimse yoktu.
Birbirinize kenetlenmiş şekilde dans ediyordunuz.
Bir de...
Bir şarkı çalıyordu.
Yıllar boyunca süren bir aşk hakkında.
Hiç bitmeyen bir aşk.
- Sonra ne oldu? - Hiçbir fikrim yok.
Sadece seni hatırlıyorum.
Çok mutluydun.
Çok seksiydin.
Seni istiyorum.
Sen bir oyuncak bebeksin, Kelly.
Senden bir iyilik isteyeceğim.
Buna iznin olmadığını biliyorum ama birini bulmama yardım etmen gerekiyor.
Lütfen.
- Bu seni mutlu edecek mi? - Evet.
Louis, benim Gabrielle.
Birkaç gün bekleyeceğimizi söyledik ve bunda haklıydık.
Birbirimizin karşısında olduğumuz her an, tamamen çaresizdik.
Kaybolmuştuk çünkü nedenini bilmeden harekete geçmiştik.
Artık, nedenini biliyorum.
Buluşmalıyız.
Mümkün olduğunca çabuk.
Bu gece benimle en son görüştüğümüz kulüpte buluşmaya çalış.
Mümkünse, bu gece.
Seni bekleyeceğim.
Lütfen gel.
Ben...
Gece görüşürüz.
Korkun mu yoksa bana olan aşkın mı daha güçlü?
Seni sevdiğimi mi düşünüyorsun?
Elini tekrar göster.
Geri döndü.
- Nerede? - Buralarda.
Bir tane ister misin?
Garip.
- Bugün kimse yok. - Evet, bu garip.
- Ama kötü bir şey değil. - Aynı fikirdeyim.
Son görüşmemizden sonra Madame Butterfly'ın tamamını dinledim.
Gerçekten muhteşemdi.
- Seni gördüğüme çok sevindim. - Ben de seni.
- Bana söyleyeceğin bir şey vardı... - Evet.
Ama söylemesi zor.
Nereden başlayacağımı bilemiyorum.
O zaman sondan başla.
Benimle dans eder misin?
Beklemekte haklıydık.
Bu şarkıyı birlikte o kadar çok dinledik ki.
- Ama ne zaman? - İlk çıktığında.
Arınma sırasında tüm görüntüleri tekrar gördüm.
Ne yaptın sen?
Adalet Bakanlığı'nda bir iş buldum.
Daha yeni başladım.
Muhteşem bir iş.
Sen de başvurmalısın.
Birlikte çalışmak güzel olur.
Birbirimizi sık sık görürüz.
- Seni seviyorum. - Ben de seni.
Seni gördüğüme sevindim.
Hayır!
Çeviri: Dikistutmaz X: iapetos | Letterboxd: Moandor
Gaspard'ın anısına
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.