Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Ben Semavi.
Her an her yerde olan Allah'ın adıyla başlıyorum.
Bana terörist diyorlar.
Soruyorum sizlere.
Asıl terörist kimdir?
Dünyadaki bütün zenginliği gasp etmiş bir avuç sömürücü değil midir?
Vicdanı, merhameti, iyiliği, adaleti unutmuş,
hırslarının esiri, koltuklarının kölesi olmuş
zalimler değil midir?
Aynı zalimler sizlere diyorlar ki
"Dünyanın düzeni böyle. Böyle gelmiş, böyle gidecek.
Değiştiremezsiniz.
Elinizdekiyle yetinin! Daha fazlasını istemeyin!"
"İsterseniz teröristsiniz!" diyorlar!
Dericiler Meydanı.
- Ha siktir. - Yani yalan söylüyorlar.
Bundan sonra hakkı olan hakkını alacak.
Kimse mağdur, mazlum, muhtaç kalmayacak.
Allah'ın hükmü galip gelecek!
Gözünüzü, kulağınızı dört açın.
Zalimler, kan emiciler...
Size söylüyorum, bundan sonra hiçbir yerde güvende değilsiniz.
Korkun bizden.
Bu işi temizleyeceksiniz.
Mahkemeye aksetmeden bitireceksiniz bu işi.
Arabayı oğlumun kullandığı ortaya çıkarsa seni bitiririm.
Allah belanı versin!
Toplan! Toplan!
Fırlayın. Önce Semavi'yi alacaksınız.
Herkesin dikkati bende olsun!
Topla! Topla!
Al onu. Al onu!
Siyah kapüşonlular!
Araca bakın, araca!
Götür. Devam et.
Götür, götür.
Değil, değil, değil, değil!
İçişleri Bakanı Ekrem Öz'ün oğlu Can Öz'ün
geçen sene 24 yaşındaki altı aylık hamile Şenay Dilaver'in
ölümüne yol açtığı iddia edilmiş
fakat polis raporu Dilaver'i sekizde sekiz kusurlu bulunca
Can Öz hakkında herhangi bir yasal süreç başlatılmamıştı.
Can Bey, bir şey söylemeyecek misiniz?
Can Bey, bir açıklama bekliyoruz. Can Bey?
Bunun başka bir adı yok. Skandal yani.
Yani, ne dersen de.
Bir bakan, hem de ya, bu devletin içişleri bakanı bu.
Hamile bir kadını katleden oğlunu kurtarmak için
sahte rapor düzenletiyor, kamera kayıtlarını siliyor.
Yani, kim bilir daha neler yapıyor ya!
Halkı galeyana getirerek açıklamalar yapıp
görüntüleri yayınlayanların hiç mi suçu yok?
Nasıl yani?
Devletin gizli arşivlerine sızabilen,
bütün ekranları zapt edebilen bir güç var karşımızda.
Bu sizi hiç mi endişelendirmiyor?
Bakanın bunları yapabilmesinden daha fazla endişelendirmiyor.
Yayınımıza ara verip Ankara'ya bağlanıyoruz.
Hakkındaki iddialarla gündemde olan Bakan Ekrem Öz,
şu an İçişleri Bakanlığı'na giriş yaptı.
Kaza görüntüleriyle alakalı bir açıklama yapacak mısınız efendim?
Hepsi montaj. Siyasi bir suikastla karşı karşıyayım.
Elbet hesabı sorulacak bunun.
- İstifa etmeyi düşünüyor musunuz efendim? - Hayır.
Dünyadaki bütün...
Nasıl da etkiliyor insanları ya.
- Ne var bu herifte? - Ya, anasının... Puşt.
Turgut Bey.
Biz bu anı daha önce yaşamış mıydık Muammer?
Ha?
Herife bak.
Gündüz gözü meydanlara çıkıyor,
bütün televizyonlardan canlı yayın yapıyor,
araya bir de parça alıyor, devleti madara ediyor, siz oturuyorsunuz.
Ağzınız açık seyredin.
Efendim, muhtemelen uluslararası bir hacker grubu var bu işin içinde.
Efendini de sikeyim, uluslararası hacker grubunu da sikeyim.
Turgut Bey.
Az sakin.
Olmuyorum lan sakin. Zaten aldım dosyayı sizden.
Başkası baksın.
Siz de artık pezevenk mi kovalarsınız, torbacı mı yakalarsınız...
Gerçi onu da beceremezsiniz ya siz.
Belki birileri MOBESE kayıtlarını sildirip
sahte kayıtlar düzenletmezse becerebiliriz, ha Turgut Bey?
- Bana laf mı çakıyorsun? - Lütfen sakin.
- Bırak Muammer. - Tamam, lütfen.
Bana laf mı çakıyorsun lan?
Tamam. Sakin lütfen. Kara!
Sen sikildin.
Turgut Bey! Turgut Bey!
Sayın dinleyiciler, iddiayı şimdi doğrulattık.
Yaklaşık altı yıldır içişleri bakanlığını yürüten Ekrem Öz görevden alındı.
Semavi!
Semavi! Semavi! Semavi! Semavi! Semavi! Semavi! Semavi!
Semavi! Semavi! Semavi! Semavi! Semavi!
Susun.
E, sırada kim var Semavi?
Evet Semavi, ne var sırada?
Başka bir bakanın edepsiz kasetleri filan mı?
Ne diyorsun sen Ali Rıza amca?
Ne mi diyorum?
"Ne yapıyorsunuz?" diyorum, "N'oluyor?" diye soruyorum.
Ya, aklı başında bir Allah'ın kulu kalmadı mı burada, ha?
Dilek Hanım, bir şey demeyecek misin?
- Allah yolunda mücadele ediyoruz biz. - Ne yolu, ne mücadelesi? Ha?
Siz kendinizi düşünüyorsunuz. Allah'ı karıştırmayın bu yola.
Ali Rıza amca, ayıp oluyor ama.
Biz Allah'ın emirlerini yerine getiriyoruz.
Allah onun bunun videosunu yayınlayın diye mi emrediyor?
- Tövbe estağfurullah. - Ha Gökhan?
Allah o herifin tepesine yıldırım düşürmüyor,
hastalık, kaza bela vermiyor, sana videosunu gönderiyor, öyle mi?
Sen biraz yoruldun Ali Rıza baba. Dinlen istersen.
Ya, sen benim kızımı nasıl böyle bir şeye bulaştırdın ya?
Bunu daha sonra baş başa konuşalım mı baba?
Şimdi konuşacağız Gökhan. Sen kimlerle ne iş karıştırıyorsun?
Tövbe de Ali Rıza amca.
- Karşında Semavi var senin ya. - Var da ne?
Ne farkı var senden benden? Etten kemikten insan işte.
Günaha giriyorsun.
- Söylediklerini geri al Ali Rıza amca. - Almıyorum, ne yapacaksın?
- Ne demek almıyorum? - Salih... Şşt, tamam.
Kimseyi zorla inandırmak zorunda değiliz. Zorlama yok bizde.
Öyle mi? Özgür müyüm yani?
E, madem özgürüm, bitsin bu iş. Yürü kızım, gidiyoruz bu tımarhaneden.
- Baba... - Merve. Bak, bu işin sonu iyi değil.
Yürü hadi.
Çekil önümden!
Siktir ol.
- Ne oluyor? Ulan... - Hadi.
Ne oluyor? Ulan!
Biliyorum, burada böyle saklanmak hepinize zor geliyor.
Ama asıl inananlar böyle günlerde belli olur.
Rahattayken, her şey yolundayken inanmak,
hiçbir tehlike yokken "Allah uğruna ölürüm" demek kolay.
Ama ben size hiçbir zaman kolay olacağını söylemedim.
Söylemeyeceğim de.
Ben bunu bilerek, her şeyi göze alarak çıktım bu yola.
Ve başarana kadar da yoluma kim çıkarsa çıksın durmayacağım.
Ya benimle gelirsiniz ya da geride kalanlardan olursunuz.
Seçim sizin.
Şimdi...
Bir derdi, sıkıntısı olan varsa konuşsun!
Yok mu?
İşimize bakalım o zaman.
Ali Rıza amca burada.
Aç şu kapıyı.
Merve, lütfen zorluk çıkarma.
- Ali Cemal! Aç şu kapıyı. - Merve, olmaz.
Baban buradan ancak Semavi emrederse çıkabilir.
Anlaşıldı mı?
Doğru söylüyor, değil mi babam? Ondan bu sinirin.
- Ne demek istediğini anlamıyorum. - Dün gece seni gördüm Gökhan!
Kimdi o?
- Takip mi ettin sen beni? - Evet, takip ettim!
- Çünkü bana hiçbir şey anlatmıyorsun. - Birine bir şey söyledin mi?
- Kimdi o adam? - Birine bir şey söyledin mi?
Korkuyorsun sen ya.
- Kim onlar da bu kadar korkuyorsun? - Ben kimseden korkmuyorum!
Birine bir şey söyledin mi?
- Birine bir şey söyledin mi? - Allah biliyor Gökhan. Yetmez mi?
Gökhan?
Gökhan, sen neye bulaştın?
Anlatsam da anlamazsın. Hiçbiriniz anlamazsınız.
Neyi anlamayız ya? Neyi anlatamazsın?
Ya, sen Allah'la konuşuyorum dedin, biz buna inandık, bunu anladık ya!
Bunun ötesinde neyi anlayamayız?
Allah'ın seninle hiç konuşmadığını mı? Aslında seni hiç seçmediğini mi?
Nasıl söylersin böyle bir şeyi Merve?
Söylerim çünkü benim tanıdığım Gökhan yok artık.
Ve hangisi gerçek, inan, anlayamıyorum!
Bir bilgisayar.
Yazılım şirketi.
Ne?
Dün gördüğün adam...
Kübra'yı yaratan yazılım şirketinin sahibiydi.
Görevden alınan Ekrem Öz'ün yerine
uzun süredir yardımcılığını yürüten Turgut Yüksel'in getirildiği açıklandı.
Selim.
Sen ne yaptığını zannediyorsun?
- Ne yaptığını zannediyorsun lan? - Selim, dur.
- Geri zekâlısın! - Selim!
- Geri zekâlı! Göt! - Tamam, dur.
Ne yaptığını zannediyorsun?
Tamam, yok... Tamam!
- Ya, neye gülüyor? Neye gülüyorsun oğlum? - Tamam, bırak!
- Neye gülüyorsun? - Salaksın.
- Neye gülüyorsun hâlâ? - Salaksın çünkü.
Salak.
Salaklar! İdiotlar! Beyniniz yetmiyor çünkü.
Kapasiteniz yetmiyor. IQ'nuz yok! İdiotsunuz hepiniz!
Selim! Ne kadar muhteşem bir şey yarattık, bunu nasıl görmüyorsun?
Selim! Selim! Selim!
Bakanı indirdik!
Kübra yaptı bunu.
- Yani bütün o mesajlar... - Evet.
Allah tarafından gelmedi.
Gökhan, bu insanlar seni kullanıyor.
Sen görmüyor musun?
Sana anlamayacağını söyledim Merve. Anlamıyorsun işte.
Ben onları kullanıyorum Merve.
Daha adil bir dünya için, insanların kurtuluşu için
ben kullanıyorum onları.
Bugüne kadar yanlış bir işe girdik mi Merve?
Bugüne kadar insanlara yardım etmekten başka ne yaptık?
Ama bugünkü olay...
O şerefsizin oğlu hamile bir kadını öldürdü.
İki can aldı. Ve sakladı.
Eğer ben bugün o görüntüyü yayınlamasaydım kim bilir kaç kişinin daha canı yanacaktı.
Onlar,
yapacaklarımız, başaracaklarımız için kullandığım bir araç.
Telefon, bilgisayar, banka... Ne varsa içinden geçiyor diyorum ya.
"Kırılamaz, girilemez, yapılamaz" denen ne varsa
Kübra göz açıp kapayıncaya kadar girip çıkabiliyor içine.
Delireceğim Selim!
Selim, biz yaptık bunu abi! İnanabiliyor musun?
- Nasıl oldu peki bu? - Kübra yaptı!
Nasıl yaptı? İmkânsız böyle bir şey yapması.
Ya, imkânsız yok!
İmkânsız diye bir şey yok artık. İmkânsız bizim altımızda.
Kübra yeni bir algoritma yarattı. Kendi kendine Selim. Tek bir komutla!
Firewall'lar, encryption'lar... İçinden geçiyor diyorum sana.
Selim, şu anda literally dünyada Kübra'yı durdurabilecek bir güç yok abi.
Bu ne demek, biliyor musun? Selim, ne demek, biliyor musun? Ha?
Dünya abi. Dünya... Bak, burada.
Bak. Burada duruyor. Avucumun içinde, bak.
Parmaklıyorum şu anda dünyayı ben.
- Göster şunu bana. - Hah! Gel buraya.
- Gel, gel, gel, gel. - Ya, manyak mısınız siz ya? Ha?
Suç bu yaptığınız, farkında mısınız?
- Hişt. Selim. - Efendim.
Suç bu... Ya, delirtmeyin beni be!
- Arkadaşlar, durdurmamız lazım Kübra'yı. - Durduramayız.
Ya, ne demek durduramayız ya? Başımız belaya girecek.
İşte... Durduramıyoruz. Öyle değil mi Adem?
Şimdi ne olacak? Sırada ne var?
Sorduğun sorunun cevabını aldın işte.
O ne demek ya?
Şu demek.
Merak ettiğin şeyi öğrendin. Bırak, planladığım gibi devam edeyim.
"Devam edeyim"?
Biz bu işin içinde hep birlikteyiz, farkındasın, değil mi?
Annen, kardeşin, sana inanan bunca insan... Sen şimdi kalkmış bana "ben" mi diyorsun?
Ne değişti Merve? Hı?
Bundan önce attığım adımları sorgulamıyordunuz.
Şimdi niye sorguluyorsun?
Ben değişmedim. Ben Semavi'yim.
Ne Allah'a inancım değişti ne de yürüdüğüm yol.
Sen... Başından beri inanmıyordun, değil mi bana?
O kanlı gömlek, "Sana inanıyorum" demeler filan... Hı?
Gökhan, tabii ki de sana inandım.
O zaman niye sorgulanıyorum şu an Merve?
Bak. Hiç kimseye bir şey söylemeyeceksin.
Baban da doğru olanı anlayana kadar orada kalacak.
Buradan geri dönüş yok artık.
Yani geriye dönük temizliğe kalkışırsak bütün sistemi kaybederiz.
Sistemi kaybedersek her şey açığa çıkar. Kimseye hiçbir şey açıklayamayız.
Sözleşmedeki milyonlarca dolarlık tazminattan bahsetmek bile istemiyorum.
Umurumda değil benim osu busu.
Umurumda değil, bitecek bu iş. Bitireceksiniz.
Sadece tazminat yüzünden mi sence Deniz?
Hapis? Ha?
Elektrik kesintisi, kaos, kaos, kaos...
Onlarca insan öldü.
Semaviciler diye bir salaklar sürüsünü ülkenin başına sardık.
Başında da bir lider. Bizim yarattığımız bir lider.
Elinde ordusu olan falan bir lider.
Hani, bilmiyorum. Bence en az müebbet.
Hepimiz.
"En az" diyorum çünkü ben içeride bizi yaşatacaklarını zannetmiyorum.
Yani evet.
Zor bir karar, değil mi?
Hapis ya da Kübra.
- Haklı. - Haklı mı?
Haklı.
"Haklı." Nesi haklı? Nesi haklı, sabahtan beri?
Hapse girmemek için buna mı göz yumacağız? Buna?
Hayır ya, hayır. Ne hapsi? Hapis benim umurumda bile değil.
Deniz. Bak, bu... Bu gerçek bir devrim.
Sevgilim, ne demek olduğunu anlayabiliyor musun?
Sevgilim, ben de diyorum ki...
Ya, bunun üstüne hiçbir şey dememen lazım artık. Lütfen.
Siktir et hepsini ya. Bu durmamalı. Bak, buna fokuslan.
- Ne olursun... - İşte bu yüzden de arkadaşlar...
Yardımınıza ihtiyacım var. Sistemi mükemmelleştirmemiz şart.
Nereye varacak bunun sonu peki?
Başladığı yere.
Önce gücü ele geçirecek.
Açıkçası bu şekilde göreve gelmekten dolayı buruk ve üzgünüm.
Ama sonuçta devletimiz bu şekilde karar vermiş,
bize de kabul etmek düşüyor.
Herkes seni konuşuyor.
Benim bu göreve gelmem herhangi bir...
Dosyadan alınışımı mı?
Yok. Yeni bakana posta koyuşunu.
Yürek mi yedin abi?
...görevden aldırabilecek kadar güçlü bir terörist yapılanmayı çok...
Şimdi hangi dosyaya bakıyorsun?
Sence?
Başına büyük bela alacaksın. Bırak peşini abi.
İçeride güvenilir birine ihtiyacım var. Buradaki gözüm kulağım olacaksın.
Semavi denen puştu her koşulda yakalayacağım
ve sen de bana yardım edeceksin. Tamam?
...hız kesmeden devam edecek.
Karışıklık ve huzursuzluk yaratmaya çalışanlara eskiden olduğu gibi
bugün de en ufak bir müsamaha gösterilmeyecektir.
Siktiğimin...
Biliyorum Allah'ım.
Biliyorum, benimlesin.
Yaşamamı istedin.
Bugünler için, mesajını iletmem için,
insanları senin yoluna çağırmam için.
Ben bunu bilirim Allah'ım.
Ama onlar anlamazlar.
Şüphe ederler.
Senden şüphe ederler.
Bilmezler ki ne yaparlarsa yapsınlar, ne söylerlerse söylesinler,
ben senin yolundan ayrılmam.
Aynı o günkü gibiler.
- Hangi günkü gibi? - Abimin karakoldan çıktığı gün gibi.
Önünde sessizce beklemiştik.
Sanki bir şeyler değişti anne.
Daha önceden abimin gözlerine böyle sevgiyle, hayranlıkla bakıyorlardı.
Şimdi korku var gözlerinde.
Bunlar abinden korkmuyorlar.
Onların korkusu gelecek. Gelecekten korkuyorlar.
Ya, Ali Rıza amcayı kollarından yaka paça çıkarıp hapse attılar ya.
Sen... Sen korkmuyor musun?
Ne olacak böyle?
"Abim Allah'ın seçilmiş kulu. Allah abime yardımcı olur.
Abim başarır" diyen Gülcan'a ne oldu?
Nereye gitti o Gülcan?
- Nereye? - Nereye gideceğim anne?
Bacaklarım uyuştu. Ayakta yiyeceğim biraz.
Acıkmışsındır.
Kızım, bütün bu olanlar saçmalık.
Deli işi. Manyaklık. Biliyorsun, değil mi?
Sen akıllısındır Merve. Öyle kolay kolay kanmazsın.
Değil mi kızım?
Beni geç.
Ben artık bugün var, yarın yokum.
Ama sen... O gençler...
Gökhan sağlıklı düşünemiyor.
Bunu görüyorsun, değil mi?
Bunu benim kadar senin de gördüğünü biliyorum.
Her neye bulaştıysa hepimizin sonu gelecek.
Ona sadece senin sözün geçer.
Dinlemiyor artık beni baba.
Dinler. Seni seviyor.
Bir tek o tarafı değişmedi.
Artık bir şeyler yapman lazım.
Gülcan...
Sen nereden çıktın?
Bu yaşa geldin, hâlâ öğrenemedin mi?
- Şu cazibeye bak. - Hoş geldin Semavi.
Bu ne için?
Şöyle bir karşılıklı...
Kutlamayalım mı ya?
Bir şey söyleyeceğim, bundan daha iyisini bulamadım
ama senin için de çok fark edeceğini zannetmiyorum.
Hadi bakalım.
Nice Ekremlere!
Ve gelecekteki başarılarımıza.
Al, biraz havyar ye.
Yer altında bulamazsın.
Ne oldu ya? Bugün iyice bir...
- Bir şey mi var? - Yok bir şey.
Semavi, bir sorun mu var?
Bir sorun yok.
Peki.
Hadi, işimize dönelim.
- Kaçta görüşeceksin adamla? - İki saat sonra.
Gel, detaylara bakalım.
- Sana bir şey soracağım. - Hı?
Sen abimin seçilmiş kişi olduğuna gerçekten inanmadın mı hiç?
Güloş, sence benim sikimde mi onun seçilip seçilmediği? Ha?
Adam benim en yakın arkadaşım.
O yüzden mi yanında değilsin?
Ona yakın olursam sana uzak kalırım.
Hım?
Asıl ben sana bir şey soracağım.
Neden geldin?
- Bir şey mi oldu? - Yo.
Güloş...
Gerçekten benim için mi yaptın onu?
Gömleği. Çaldın ya?
Evet. Getir, yine çalayım.
Sen beni koruyacak mısın hep böyle?
Sana rağmen hem de.
- Bir şey diyeceğim. - Hı?
Siktir olup gitsek mi acaba buradan?
Siktir olup?
Nereye?
Allah'ın unuttuğu bir yere.
Efendim, hoş geldiniz.
Buyurun.
Semavi.
"Sayın Bakanım" mı demeliyim acaba?
Sisteme meydan okuduk. Para saçtık! Manyakça değil miydi oralar?
Bir sonraki level çok daha zor. Hazır mısın?
Evet. Evet bakanım.
En kısa zamanda yakalayacağız o Semavi denen adamı.
Yaptığının cezasını çekecek.
Devletin kalbine gir.
Enter.
Oğlum, nereye gidiyorsunuz ya?
Neden durduk Cihangir?
Allah belanı versin senin Cihangir.
Görevi kötüye kullanma, ihalelere fesat karıştırma,
şantaj, tehdit, rüşvet...
Daha sayayım mı?
Kimsin sen ya? Ha?
- Nasıl buldun bütün bunları? - Konumuz bu değil.
Ne istiyorsun?
Halktan çaldığın bütün parayı geri aldım.
Hesabında hiç paran kalmadı.
Hepsini de ihtiyaç sahiplerine aktardım.
Paramı aldın.
Kendince adaletini de sağladın.
Ne istiyorsun?
Seni kullanarak devletin kalbine girmeyi.
Şimdi ne olacak?
Merve Hanım.
Bana yalan söylemediniz, değil mi?
Polis yok, sadece ben.
Evet, dinliyorum.
İmkânsız kardeşim bu be.
Gökhan.
Kardeşim, bu imkânsız. Biz bunu yapamayız.
Asıl imkânsız olan neydi, biliyor musun?
Senin gibi bir leş kargasının o koltukta oturmasıydı.
Gökhancığım, bak. Olacak şey var, olmayacak şey var.
Ben bu isimleri nasıl görevden alayım?
Hadi görevden aldım, nasıl yerlerine hemen birilerini atayayım?
Ya, kamuoyu baskısı olur. Nasıl gerekçelendireceğiz biz bu işi?
İstediğiniz olacak.
Size Gökhan'ı vereceğim.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.