All language subtitles for Sen Çal Kapımı s01e01

af Afrikaans Download
ak Akan
sq Albanian Download
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified) Download
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish Download
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian Download
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian Download
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

(Erkek) Son iki, üç, dört.

("Aytekin Ataş - Sen Çal Kapımı" çalıyor)

(Erkek) "Yanlışlarımdan ders alacak kadar olgun değilim"

(Kadın) "Bu yalan bir mecburiyet yoksa sana vurgun değilim"

"Ama gözlerimde bir ışık, kalbimin tıkırtısı"

"İçim içime sığmıyor, ya bu neyin kıpırtısı"

"Dön yüzünü gökyüzüne, bak bir aşkın yıldızına aman"

"Parlayacak, sönecek, biliyorum"

"Her şey olur, her şey biter"

"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"

"Her şey olur, her şey biter"

"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"

(Kadın dış ses) Hayat sürprizlerle dolu bir hediye

ve hayatı güzelleştirmek bizim elimizde.

Ben de çiçeklerle, kitaplarla, dostlarla dolu bir hayat kurdum kendime.

(Kadın dış ses) Annem çiçekçi olduğu için ezbere bilirdim bütün çiçekleri

ve peyzaj mimarı olmaktı tek hedefim. Başardım da.

İlkokulda anne ve babamı kaybedince ben de bütün gücümü eğitime verdim.

Her sınıfı, her okulu birincilikle, burslarla, ödüllerle bitirdim.

Üniversite son sınıfta İtalya'dan kabul geldi, geleceğim parlaktı.

Mezun olur olmaz işim garanti.

(Kadın dış ses) İtalya, bekle beni İtalya. Geliyorum İtalya derken

(Kadın 2) Eda!

(Kadın 2) Eda!

(Kadın 2) Eda! Kızım, hadi uyan!

Tamam, uyandım.

Eda! Hadi kalk kızım, adamlar erkenden gelmiş.

-Tamam. Nereye? -Dükkâna.

-Hadi kalk. -Tamam, kalktım.

-Günaydın, günaydın. -(Eda) Günaydın.

Günaydın dünya güzeli.

(Eda dış ses) Hayaller İtalya, gerçekler petunya.

(Eda dış ses) Bir şey ters gitti.

(Eda dış ses) Çok, çok çok ters gitti.

İndirmişler bile hala.

Kardeşim, niye içeri taşımadınız, bunları bıraktınız buraya?

Ablacığım, işimiz çok, ağaçları getireceğiz daha.

-Ne yapalım? -Sen dur, dur, ben hallederim.

-Nasıl yani, tek başına? -Evet, hallederim dedim.

-Olmaz öyle. -Bırak!

Hala, ne yapıyorsun? Belin dedim!

-Tek başına Sen geç, geç. -Tamam hadi.

Geç, geç.

(Eda dış ses) Bir zamanlar hayatımda her şey yolundaydı ama bir adam

tek bir adam. O adam, o kötü, o korkunç adam.

Her neyse.

İtalya'daki o prestijli üniversiteden mezun olamadım.

-Kaç oldu şimdi bununla? -36 olacak.

Ah, kıyamam.

Aa!

Hii!

Ne oldu?

İyi misin? İyi misin?

-Sen 35 yaz hala. -Ah, aşkım, sen çok yoruldun ya.

Hadi sen geç biraz dinlen, ben temizlerim.

Hadi geç sen, dinlen biraz. Hadi aşkım.

Geç.

(Eda dış ses) Hayatta tek kurtuluşum kariyerdi, yapamadım.

Artık lise mezunu bir çiçekçiyim.

Bugün bu hâlde bu karmaşanın ortasında debelenmemim tek sebebi

hayallerimi çalan o adam.

(Eda dış ses) O yakışıklı, duygusuz, insafsız, kalpsiz.

En iyisi anlatmaya ben en başından başlayayım.

Ben Eda Yıldız. Bu da Serkan Bolat.

(Eda dış ses) Gökten üç elma düşmüş.

Biri yaşayana, biri anlatana, biri de izleyene.

(Telefon çalıyor)

Buyurun Serkan Bey.

(Serkan ses) Leyla, bugün Evren Bey'le toplantım var.

-Bana bir gün önce haber ver demiştim. -Çok özür dilerim Serkan Bey.

Bu kadar basit bir şeyi bile hatırlamıyorsan neden hayatımdasın Leyla?

(Serkan ses) Neyse, ben üstümü değiştirip geliyorum.

Tekrar özür dilerim Serkan Bey.

Leyla, ya özür dileyecek şekilde davranma ya da özür dileme.

Tamam Serkan Bey.

Edacığım, hazır mı çiçekler aşkım?

-Hazır hala. -Ay, çok güzel olmuş. Ellerine sağlık.

Yemin ediyorum sende bir yetenek var ki

-Beğendin mi? -Oh, şimdi içim açıldı işte.

Daha bunlar ne ki. Sen daha ne bahçeler yapacaksın bak gör.

(Müzik)

Hişt, bana bak, hayat bu.

Tamam, bazı şeyler ters gitmiş olabilir ama

asla hayallerinden vazgeçmeyeceksin, asla.

-Asla. -Asla.

Ayfer Sultan, sen şu teslimatları mı halletsen?

Evet, doğru söylüyorsun. Tamam, ben çıkıyorum.

Sen buraları nasıl halledeceksin tek başına?

Ben hallederim. Aa, hallederim ama

ben bugün erken çıksam olur mu? -Niye?

Havaalanına gideceğim ya Cenk'i almaya.

-Bu defa geliyor mu beyefendi? -Neden gelmesin?

Ne bileyim ben, bir senedir gelemedi de. Sanki İtalya'da değil de Mars'ta görevde.

Hadi halacığım, hadi.

Tamam, gidiyorum.

-(Ayfer) İyi bak kendine. -(Eda) Sen de.

(Müzik)

(Telefon çalıyor)

Serkan Bey geldi.

Serkan Bey geldi! Serkan Bey geldi!

Hoş geldiniz Serkan Bey.

(Hareketli müzik)

-(Kadın) Günaydın Serkan Bey. -(Erkek) Günaydın Serkan Bey.

Günaydın.

Günaydın. Hoş geldin.

Bakıyorum beni hiç özlememişsiniz.

Abi, günde yedi kere konferans yapıyorsun bizimle.

Seni özlemeye fırsat mı kalıyor, baksana.

-Serkan. -Pırıl.

-Çarşambaya hazırlanmamız lazım. -Seni de görmek güzel Pırıl.

Güzel ama çarşambaya hazırlamamız lazım.

Hepinize yazıklar olsun! Bir kere de, bir gün de benim için yapın şu hazırlığı.

Vallahi Serkan Bey gelince ben bile hazır ola geçiyorum.

Kaldı ki ben onun elemanı bile değilim.

Ben sizin elemanınızım.

Engin Bey, ben bu davetiyeyi ne yapayım?

Hişt! Ne yapıyorsun? Kaldır onu ortadan.

Konusunu bile açma. Ben sana ver dediğim zaman verirsin.

Ama ben Serkan Bey'i gördüğümde konusunu açmaktan korkuyorum.

Engin Bey, ben bugün onun odasına hiç girmesem mi?

Evet, harika fikir. Evet, nasılsa onun özel asistanı değilsin.

Odasına falan girmeye de gerek yok.

Süpersin. Vallahi süpersin. Aynen böyle devam.

Sen hâlâ burada mısın?

Değilim.

Off!

Bu evde insan mı yaşıyor başka bir şey mi belli değil.

(Eda) Bütün evi taşısaydın mutfağa!

(Eda) Ben gerçekten nereden başlayacağım?

Ya Melo, bu mutfak böyle mi bırakılır?

Gerçekten nereden başlayacağımı şaşırdım.

Ha

(Melo) Bırak canım, ben hallederim ya.

Azıcık kestireyim mi?

İyi, tamam, sen takıl. Ben halledeceğim.

Canım Dadacığım.

(Mesaj geldi)

Melo! Telefonda takılacağına

gerçekten yardım et. Benim işim var, çıkacağım.

(Hareketli müzik)

(Eda) Melo, bir bakar mısın?

Hadi yürü, gidiyoruz. Yakalanacağız, gidiyoruz.

Seke seke giderim ben. Yakalanmadım, şimdi yakalanacağız.

(Üst üste konuşuyorlar)

-Ayakkabıların nerede? -Hişt

Külkedisi!

Bunu unutmuşsun.

-Yaa. -Öyle olmuş biraz.

Hayırdır, yolculuk nereye?

Yolculuk?

-Düğüne. -Cenazeye.

-Düğüne, düğüne. -Cenazeye ya.

Eda, biz mezunlar gününe gidiyoruz da sen üzülürsün diye sana söylemek istemedik.

Hayda! Bu muydu yani? Evde bir hâllerdesin.

Kızım, niye üzüleyim ya?

Aksine gurur duyarım. Siz zamanında aldınız diplomanızı.

Zaten diplomayı en çok hak eden kişi sensin. Sen gönüllerin diplomasını aldın.

Ayrıca benim mezunlar gününden haberim var.

Aysel Hoca aradı. Okula çağırdı, bir şey konuşacakmış.

Allah Allah! Niye aramış seni? Ne haber veriyor o kadın sana?

Melo, daha gitmediğime göre ne konuşacakmış nereden bilebilirim?

Ki ben de gelsem mi sizinle? Geleyim, hem konuşmuş olurum.

-Yok! -Yok!

Yok.

Sen gelme.

Neden biliyor musun? Şimdi biz oraya gideceğiz, iki saat kalabalık, işte

stresleneceksin, bulamayacaksın derken falan filan--

-Hadi sen şeye artık, eve. -Dur, dur, dur. Dur.

Melo, pembe far?

Mor.

Melo, kırmızı rujun var.

Renk körlüğü.

-Renk körü olmuş bu kız. -Hasır çanta.

Bunu Bunu

Kara kıza bu. Kara kızın renk olsun diye, hep kara kara ya bu.

Melo, beni kandıramazsın. Bu senin tavlama kombinin kızım.

En son Tarkan'ın konserinde böyleydin.

Tarkan'a da giyilirdi ama.

Sökülün.

Hadi, hadi. Doğruyu söyleme vakti.

Sökülün diyor. Sökülelim o zaman.

Şimdi biz gidiyoruz ya hani

-Ee, evet? -Ee!

Eda, üniversitenin mezunlar gününün onur konuşmacısı yani

konuşmaya çağırmışlar.

-Onur konuğu. -Evet, kim?

Bolat, abi.

Serkan Bolat.

-Serkan Bolat mı? -Aynen öyle.

Serkan Bolat!

(Hareketli müzik)

Leyla, dosyaları düzenleyip benim ofisime bırakır mısın?

Tamam Serkan Bey.

-Leyla, odam yukarıda. -Biliyorum Serkan Bey.

Bana demek istediğin bir şey mi var?

Selin Hanım nişanlanıyor.

Do-doğru mu duydum? Bana Selin nişanlanıyor mu dedi?

Evet Serkan.

-Abiciğim, boş ver. Ne yaparsa yapsın. -Boş ver?

Boş veremem Engin. Ne demek, ne demek nişanlanıyor?

Biz daha yeni ayrıldık Engin. Ne demek? Ne acelesi vardı da evleniyor hemen?

İşte bak, kendin söylüyorsun. Zaten ayrıldınız siz.

-Kız ne isterse yapar, sana ne? -Yapamaz Engin.

Yapamaz çünkü o herif kiminle çalışıyor, gayet iyi biliyorsun, değil mi?

-Kaan Karadağ. -Kimse kim!

Selin zaten seninle konuşmak için Londra'dan dönmeni bekliyordu.

Ha, konuşmak istiyordu benimle, öyle mi?

Serkan, Serkan bak, gözünü seveyim Selin'e falan gitme.

Dedim ya, üniversiteye konuşmaya gidiyorum.

Sonra Evren Bey'le toplantım var, Engin.

Serkan Bey.

Efendim Leyla?

Davetiye.

(Müzik)

-Ne yapıyorsun? -Patronum.

Ceren 10 yıl sonra nerede, ne yapıyor olacak?

Ceren 10 yıl sonra ailesindeki herkes gibi

avukatlık yapmaya devam ediyor olacak. Sonra ailesinin uygun gördüğü

ailesinin içinde avukatlar dolu bir avukat beyefendiyle evlenecek.

Ondan iki tane çocuğu olacak. Çocukları da avukat olsun diye

onların beynini yıkayacak.

Böö!

Gerçekten hayallerini soruyorum.

Gerçek hayalim ayakkabı tasarımcısı olmak.

-Sen beni mi çekiyorsun? -Evet.

Ben havamda değilim, kızları çek.

Melo, sen?

10 yıl sonra nerede, ne yapıyor olacaksın?

Bir bakalım.

Yarı zamanlı kasiyerim, yarı zamanlı hosteslik yapıyorum.

Ev ekonomisinden mezunum.

Benden olsa olsa ya tam zamanlı ev hanımı olur ya da tam zamanlı kasiyer olur.

Hayallerin, hayallerin!

Hayallerim?

Âşık olduğum adamla evlenip, üç çocuk yapıp yine de taş gibi olmak.

Eda, sen? 10 yıl sonra kendini nerede görüyorsun?

Kahrolsun Serkan Bolat.

-Gelecekle ilgili hayallerini soruyorum. -Hayallerimi yıktı Serkan Bolat.

Hadi, hadi.

(Hareketli müzik)

(Müzik)

(Araba korna çalıyor)

-Sakinleştik mi? -Evet.

Şimdi eski okuluma gideceğim, hocamla konuşacağım.

Serkan Bolat'ın yalanlarını büyük bir umursamazlıkla dinleyeceğim.

Sonra da havaalanına Cenk'i almaya gideceğim.

-Hop! -Ne?

-Ee, Cenk gelmeyebilir Edacığım. -Neden gelmesin?

Çünkü aylardır geleceğim diyor ama asla gelmiyor, kandırıyor seni.

Ben erkeklerle ilgili hayal kırıklıkları uzmanı mı oldum acaba?

Ne buluyorsun o salakta anlamıyorum.

Ne buluyorsun?

İyi biri, güvenilir, düzgün.

Bizim manav da öyle. Sebzeyi, meyveyi geliş fiyatından veriyor.

Gayet düzgün, güvenilir bir adam. Onu seç o zaman.

Hem yeri de belli. Köşeyi dönünce sağda.

Melo, ne alakası var şimdi ya?

(Arabadan sesler geliyor)

Ne oldu öyle?

-Bilmem. -Ayy!

-Ne oluyor? -Tekliyor yine bu.

-Yine mi ya? -Frene bas, frene bas.

-Basıyorum. Bir dakika kızlar, durmuyor. -Kenara çek o zaman.

-Genç yaşımda ölmek istemiyorum. -Dada, bassana frene.

Bastım Melo.

Ben sana bu arabayı bırak dedim, değil mi?

Önde araba var. Aa!

Ohh!

Çarpacağım sandım.

Sağ ol dayıcığım, yine yarı yolda bırakmadın bizi.

Arabayı bırakalım mı, böyle dura kalka gidelim mi?

-Yok ya, gidelim. Köşeyi dönünce zaten. -Ucu ucuna yetişeceğiz.

İyi o zaman, siz inin. Ben park edip gelirim.

-Gecikme ama. -(Eda) Tamam.

(Müzik)

-Serkan Bey, hoş geldiniz. -Hoş bulduk.

-Kapılar şu tarafta. -Teşekkürler.

Rica ederim.

(Müzik)

Pardon, bakar mısınız?

Buraya park etmeniz yasak güvenlik nedeniyle. Arka tarafa geçin, şu tarafa.

Aa, neden? Buraya park etmişler ya, kimin bu?

Serkan Bolat'ın. VIP. Siz arka tarafa geçin lütfen, bekleme yapmayın.

Serkan Bolat'ın.

İyi, tamam.

Tamam.

(Müzik)

-Eda! -Hocam.

Nasılsınız?

-İyiyim, nasıl özlemişim seni. -Ben de sizi.

Bir beş dakika konuşalım mı? Haberlerim var sana.

-Konuşalım. -Gel şöyle oturalım.

Ee, nasılsın? Çiçekçiliğe devam mı?

-Devam hocam, iyiyim. Siz nasılsınız? -Ben iyiyim.

Bak, üniversiteyi bırakanlar için af çıktı.

Ben rektör ve öğrenci işleriyle senin için görüştüm.

Nasıl ya?

Yani eylül ayında okula tekrar başlayabilirsin.

-Hocam, gerçekten mi? -Evet canım.

Ben o kısmı hallettim fakat bursunu geri veremiyorlar.

Malum, devamsızlık yüzünden.

Yani son sene için okulun parasını ödemen gerekiyor.

Hocam, affetmeseler de olurmuş o zaman.

Ben o kadar parayı nasıl bulurum?

Yüzde 100 burslu okuyordum ben, biliyorsunuz.

Eda, destek olabilecek kimse yok mu?

Biliyorsunuz, halam var sadece.

O da kredi çekti. Yani çiçekçiyi büyütüyor, ödemeleri var.

-Başka da kimse yok. -Anladım.

Anladım ama yine de sana haber vermek istedim.

Ne bileyim, belki bir yol bulunabilir diye.

Sağ olun.

Okulla da sakın bağını koparma. Sık sık gel ziyaretime, tamam mı?

Senin yerin bende çok ayrı, biliyorsun.

-Sağ olun hocam. -Sakın üzülme.

-Hocam, bir bakar mısınız? -Tamam canım, hemen geliyorum.

Mimarlığın mezuniyet töreni var bugün. Ben şimdi gideyim

salonda tekrar görüşürüz.

(Müzik)

Dadacığım, hadi geç kalacağız.

Dadacığım, iyi misin?

-Melo, sen git, ben birazdan geleceğim. -Emin misin?

Birazdan geleceğim.

(Müzik)

(Sessizlik)

(Müzik)

(Asansör sinyal sesi)

Onur konuğumuz Serkan Bolat birazdan bizlerle birlikte olacak.

Birçok uluslararası mimarlık ödülünün sahibi Serkan Bolat

aynı zamanda dünyanın en prestijli üniversitelerinin

mimarlık, astronomi ve uzay bölümlerinde eğitim almış.

Adamın nereden geldiği şimdi belli oldu.

Üzerine aynı zamanda aynı üniversitede işletme yüksek lisansını tamamlamıştır.

Baba parası. Bildiğin baba parası.

Adam iki tane üniversite bitirmiş, biz bir tanesini zor bitirdik.

Huzurlarınızda Serkan Bolat.

(Müzik)

-(Sunucu) Hoş geldiniz Serkan Bey. -(Serkan) Hoş bulduk.

Dergilerde görüldüğünden daha yakışıklıymış.

Ne dedin?

Yok bir şey.

-Bu muymuş Serkan Bolat? -(Melo) Çok yakışıklı değil mi?

Siz ne alkışlıyorsunuz?

-Adam yakışıklı, ben ona alkışlıyorum. -Ben tabii ki alkışlamıyorum.

Ben yakışıklı görünce tutamıyorum kendimi.

(Sunucu) Sektörün deneyimli isimlerinden biri olarak

bugün öğrencilerimize neler söyleyeceksiniz acaba?

Öncelikle Art Life Mimarlık olarak

üniversitelere artı değer kazandırmayı çok önemsiyoruz.

Çok önemsiyor ya, çok önemsiyor. Öğrencileri okuldan attırarak.

Hişt! Eda!

Yapılacak olan kütüphane sadece üniversite öğrencileri için değil

tüm mimarlar için bir başvuru kaynağı olacak.

Ve maalesef

üniversiteyle birlikte hayatın en güzel, en keyifli dönemi sona erdi.

-Teşekkürler, sayenizde! -Eda!

(Ceren) Bir şey diyeceğim, ortalık fena karışacak ha.

İş dünyası çok acımasız ve rekabetçi.

O yüzden elinizdeki en büyük değer ne paranız, ne aileniz

ne de çevreniz. -Doğru söyledi.

Bak, bu sefer doğru söyledi. Sizin için söylemesi kolay tabii!

-Edacığım! -(Erkek) Ne oluyor ya?

Sahip olduğunuz en büyük değer sizsiniz.

O yüzden ne öğrendiyseniz unutun, yeniden okuyun, çok çalışın

klişeleri yıkın ve kimseyi dinlemeyin.

Kimseyi dinlemeyin, beni dinleyin diyor. Konuştuğuna göre!

Fifi, sen de mi?

Ama kimseyi dinlemeyin, dedi. Bence doğru söylüyor. Beğendim.

(Serkan) Aynı zamanda Art Life Mimarlık olarak

bugüne kadar birçok üstün başarılı üniversite öğrencisine

hem iş imkânı hem de burs sağladık.

-(Serkan) Ve sağlamaya devam ediyoruz. -Yalnız bir dakika

yalanın bu kadarı da fazla. -(Kadın) Aa, kim bu kız?

-(Erkek) Nereden geliyor bu ses? -Eda, saçmalıyorsun ama artık, yapma!

Galiba arka tarafta benimle konuşmak isteyen biri var.

Eğer yüzünüzü gösterecek cesaretiniz varsa sizi dinliyorum.

Cık cık cık!

Memnuniyetle.

-Yapma! Eda, lütfen yapma. -Dur bir ya.

Rezillik çıkacak. Yapma lütfen.

Buradaki insanları masallarınızla istediğiniz kadar uyutabilirsiniz ama

beni uyutamazsınız. Çünkü kimseye burs falan vermiyorsunuz.

Ee, şöyle

bugüne kadar altı üniversiteden 27 öğrenciye yurt dışı bursu vermişiz.

Vermediniz. Daha doğrusu verdiniz, sonra iptal ettiniz.

Pardon, biraz yaklaşabilir misiniz? Yüzünüzü göremiyorum.

Eda, gitme.

Eda, gitme.

(Müzik)

Burs konusunda hata olmalı.

Adınızı alabilir miyim?

Hayır, adımı alamazsınız. Adımı öğrenmeyi hak etmiyorsunuz.

(Kadın) Şu cesarete bak, nasıl konuşuyor.

(Müzik)

Eda, nereye gidiyorsun? Eda, buraya gel.

(Melo) Kızım, beklesene. Eda.

(Sunucu) Kusura bakmayın Serkan Bey. Lütfen devam edin.

(Melo) Eda, beklesene. -(Eda) Geri dönün kızlar.

Ben yalnız kalmak istiyorum, ciddiyim.

(Telefon çalıyor)

Alo, Cenk, biniyor musun? Ben havaalanına geliyorum şimdi.

Ne?

Erken mi geldin?

Buluşalım o zaman.

Teyze mi? Biz ne zaman

Yarın? Tamam Cenk. Tamam, biz yarın görüşürüz.

Bir bu eksikti. Gerçekten, bir bu eksikti.

(Müzik)

Sen şimdi görürsün.

(Müzik)

(Leyla ses) Serkan Bey, liste önümde ama

bursu kesilen hiçbir öğrenci yok.

Ne oluyor ya?

Leyla, arayacağım seni.

(Müzik)

Ne?

(Müzik)

Merhaba.

Ne yapıyorsun sen?

Ha?

Ne yaptığını sanıyorsun?

Kimsin sen?

-Bir dakika -Bırak beni.

Kimsin?

-Bırak beni. -Neden yalan söylüyorsun?

Kimsenin bursu falan kesilmemiş.

-Kimsin sen? Adın ne? -Sana ne?

Seni Karadağ yolladı, değil mi?

-Karadağ kim ya? Çekilir misin? -Adını söyle.

Peki, söylemiyorsun. O zaman karakolda söylersin.

Karakol ne? Saçmalama. Bırak beni. Yoksa--

Yoksa ne? Yoksa ne?

Beni içeride rezil ederken atıp tutuyordun. Şimdi ne oldu?

Rezil mi? Ben mi seni rezil ettim?

Bak hanımefendi, senin gibi tipler

hayatıma her gün girmeye çalışıyor, tamam mı? Ama giremiyorlar.

O yüzden senin içeride yaptığın saçmalık, basit.

(Serkan) Şu yaptığın saçmalık, basit.

Beni rezil edemezsin. Çünkü sen bunları yaparak

kendini rezil ediyorsun.

Sen rezil olmak nedir, biliyor musun acaba?

Ahh!

(Serkan) Hanımefendi bakın, gerçekten

(Eda) Sen şimdi görürsün rezil olmayı.

Ne yaptığını sanıyorsun sen?

Hadi, karakola. Gidelim, çözsün memurlar.

-Ne yapıyorsun? -Hatta ben hayatımı

nasıl kararttığını anlatayım, çözsünler. Oldu mu?

-Sen ne yapıyorsun şu an? -Ne oldu? Beni korkutamadın, değil mi?

Sen benimle dalga mı geçiyorsun? Senin gibiler

imajlarına zarar gelmesin diye karakola falan gitmez.

Sen çocuk mu kandırıyorsun? Sen benimle dalga mı geçiyorsun?

Se-sen

delisin.

(Telefon çalıyor)

-Efendim Leyla? -Serkan Bey

çok, çok özür dilerim. Hani siz

burslar kesildi mi diye sormuştunuz ya

ben de kesilmedi demiştim. Sonra siz emin misin demiştiniz.

Ben de eminim demiştim. Ama sonra emin olamadım.

Leyla?

Serkan Bey, burslar kesilmiş.

Hepsi. Finans müdürümüzden bilgi aldım.

(Leyla ses) Siz gereksiz harcamaları kısın deyince o da böyle bir

Tamam Leyla, tamam. Sonra konuşuruz.

Ohh!

Benimle arabaya gelir misin lütfen?

-Neden? -Sensiz hareket edemeyeceğime göre

eğer arabaya gelirsen kelepçeyi açacağım.

Ne oldu? Vaz mı geçtin karakoldan?

-Evet, vazgeçtim. -Tam tahmin ettiğim gibi.

Hem nasıl bir insan arabasında kelepçe taşır ki?

Yavaş.

(Müzik)

(Serkan) Aç şunu.

Davetiyeden mi çıktı bu kelepçe?

Bu insanlar nasıl bir kafa yaşıyor?

Anahtar yok.

Nasıl olsun? Kenetleneceğiz yazıyor burada.

Ver şunu bana.

Bir sürü işim var. Sen benimle geliyorsun.

Tabii senin işin var, benim hiç işim yok, değil mi?

Hatta ben ne yapabilirim, biliyor musun? Seninle bütün gün her yere gelebilirim.

Sen benim hayatımı kararttığın gibi günümü de mi mahvedeceksin?

Bu var ya bu, bu senin yüzünden oldu, tamam mı?

O yüzden eğer mantıklı bir şey söyleyeceksen dinleyeceğim seni.

Ama söylemeyeceksen benimle lütfen arabaya bin.

Tamam. Binelim.

(Eda) Yavaş.

(Müzik)

Araba kullanmasını biliyor musun?

Pardon?

Bu nasıl bir ön yargı? Bunu herhangi bir erkeğe sorar mıydın?

Evet mi hayır mı?

Bin.

(Müzik)

(Korna çalıyor)

(Müzik)

Böyle daha kolay olurdu sanki.

Öyle. Taksim'e gidelim.

-Öyle mi? -Öyle.

Ve arabayı senkronize hâlde kullanalım ki

kimsenin canı yanmasın, tamam mı? -Tamam.

Vay, tamam demesini biliyorsun demek. Bravo.

(Müzik)

Senkronize.

Pardon.

Alışkanlık ya. Kemerime ulaşmaya çalışıyordum.

Şimdi

muhtemelen daha önce böyle bir araba kullanmadığın için

bilmen gereken çok hassas noktaları var.

(Araba çalıştı)

(Serkan) Birincisi

(Patinaj yapıyor)

Arabanın hakkını vereceksin.

Kimsin sen?

(Müzik)

Biraz yavaşlar mısın? Yani biraz önce ceza yedik.

Vallahi ben yemedim, sen yedin. Senin araban.

(Telefon çalıyor) Çantamı alır mısın? Uzanamıyorum.

(Müzik) (Telefon çalıyor)

Hoparlörü açar mısın?

-Alo, Melo? -(Melo ses) Alo, Dada?

-Neredesin sen? -Dışarıdayım.

Dışarıda derken spesifik olarak bir yer söyle. Yanına geleceğiz biz.

Melo, sabit değilim. Hareket hâlindeyim.

Ben şu an zaten arabanla karşı karşıyayım.

Sen doğru düzgün söylesene. Neredesin? Kiminlesin?

Niye tuhaf tuhaf konuşuyorsun?

Serkan Bolat.

Ben de Galler prensi ile beş çayındayım. Vallahi.

(Melo ses) Sorma, çok tatlı adam bu arada.

Kızım, doğru düzgün söylesene şunu. Neredesin? Ne yapıyorsun?

Serkan Bolat'layım Melo. Onun arabasında, oldu mu?

(Melo ses) Ne? Nasıl ya?

Nereye gidiyorsunuz siz?

-Nereye gidiyoruz? -Otele.

Otele.

-Otele mi? -Yola bakar mısın?

(Serkan ses) Tek el kullanır mısın? Kolumu kopartacaksın.

Eda, doğru düzgün söylesene. Ne oteli? Ne Serkan Bolat'ı?

Korkutuyorsun insanı.

Melo, ben seni sonra arasam olur mu? Şu an kapatmam lazım.

Kapat, kapat.

Edacığım--

Kızım, ne diyor diyoruz sabahtan beri!

Melo, ne diyor? Söylesene.

-Kapattı! -İyi de kapatmadan ne dedi?

Konuşmayı unuttu bu.

Ne oteli?

Taksim'de bir otele gitmem lazım.

Önemli bir iş toplantım var. Misafirim yurt dışından geldi.

Kaçırırsam göremeyeceğim bir daha.

Önce sanayiye mi gitseydik, şunu açtırmaya? Daha iyi olmaz mıydı?

Bak, adın her neyse senden rica ediyorum, tamam mı?

Rica ediyorum.

Taksim'deki otele gidelim. Sonra söz veriyorum sana

kelepçeyi açtıracağım.

Sanki hayır deme seçeneğimiz varmış gibi.

Şu hâlimize bak.

Merak etme, ben de böyle dolaşmaktan hoşlanmıyorum.

(Radyoda müzik çalıyor)

Telefon açmam lazım.

(Telefon çalıyor)

-(Engin) Efendim? -Engin, bir çilingir bulup

Taksim'deki otele gelsene. -Çilingir mi?

Evet Engin. Bir çilingir bul, al, gel Taksim'deki otele.

Otel mi? Çilingir mi?

Abiciğim, sen ne yaptın? Otel odasında kilitli falan mı kaldın? Ne oldu?

Elimde çıkartmam gereken bir kelepçe var Engin.

O yüzden çilingiri al, Taksim'deki otelde buluşalım.

Kelepçe mi? Ke

-Hallediyorum kelepçeyi. -Duydum. Ben de arabadayım.

(Telefon çalıyor)

Niye kapattın?

Dikkatin dağılıyor çünkü. İnince ararsın.

-Yok, açmıyor. -Açmıyor değil, kapalı.

Kapalı değil, ulaşılamıyor.

Ben anlamıyorum, insan nefret ettiği bir adamla niçin otele gider?

Evet, bu da doğru. Sonuçta beraber masaj yaptıracak hâlleri yok.

-Evet. -Benim tanıdığım Eda

Serkan Bolat'ın bir kilometre yanına yaklaşmaz.

-Evet. -Başı dertte de o değil.

Peki, biz şimdi Eda'yı nasıl bulacağız arkadaşlar?

Ne bileyim ben nasıl bulacağız.

-Buldum, Beni Bul'dan bulacağız. -O ne?

Bir uygulama. Biz Eda'yla telefonumuz falan çalınırsa diye yüklemiştik.

Aç.

Eda, bul.

Bir dakika, kızın telefonu kapalı değil mi şimdi?

Bu kapalıyken de buluyor.

Ben böyle bir uygulama olduğunu ilk defa öğreniyorum şahsen.

Ben de.

Çünkü zengin kesim için üretilmemiş de ondan.

Bak, bak, bak.

Ne var, kalbinizi mi kırdım? Doğruyu söylüyorum.

Sizin telefonunuz kaybolsa hop, yenisini alırsınız.

Ama biz 36 ay taksitle aldığımız için telefonumuzun peşindeyiz.

Böyle bir sürü uygulama var. Beni Bul, Ben Seni Bulayım, Siz Beni Bulun.

Birlikte Bir Şeyleri Bulalım. Mevcut böyle uygulamalar.

-Aman, siz nereden bileceksiniz. -Hadi Melo, Eda'yı bulalım.

-Hah, buldu. Burası neresi? -Ben biliyorum buraları.

Aman, sen de her şeyi bil zaten.

-Nereden gideceğiz? -(Melo) Buradan gösteriyor, dur.

-(Fifi) Nereden? -Şuradan gösteriyor. Gel.

(Fifi) Oradan girdiğimize göre buradan çıkacağız zaten.

Evet, şimdi ne yapıyoruz?

Bekle.

(Serkan) Bekle, bekle.

Bekle.

Şimdi.

Çık, çık, çık.

(Müzik)

(Telefon çalıyor)

-Engin, nerede kaldın? -(Engin ses) Yoldayım

çilingir bulamadım hâlâ. Abiciğim, neler oluyor?

(Engin ses) Senin kolunda neden kelepçe var?

Engin, onu boş ver. Şimdi Evren Bey'le toplantım var.

Ne yapacağım? Bak, o araziyi almazsak

Londra'daki bütün çabalar boşa gitmiş olacak.

(Serkan) Kelepçeyle çıkamam adamın yanına.

(Engin ses) Bana ne kızıyorsun kardeşim? Koluna kelepçeyi kim taktıysa

git, ona kız. Allah Allah! -Tamam, acele et.

Ee, geliyor mu çilingir? Çünkü ben çok acıktım.

Çıkalım, yap toplantını. Ben de yemek yiyeyim.

Kelepçeyle nasıl toplantıma çıkacağım? Ben bir saattir ne anlatıyorum burada?

Bence yaparsın.

Gerçekten bak, kimse görmez. Ben hallederim, o bende.

-Nasıl halledeceksin? -Hallederim diyorsam hallederim.

Ayrıca geç kalan sensin. Sen bilirsin.

Evet, gidiyor muyuz?

Gidelim.

(Müzik)

(X-Ray cihazı ötüyor)

(Müzik)

Hayır, hayır! Ben binemem asansöre. Merdivenle çıkalım. Nerede merdiven?

-Neden binemezsin? -Binmeyi tercih etmiyorum. Oldu mu?

Lütfen, merdivenle çıkabilir miyiz?

Vallahi bilmiyorum. Çünkü gideceğimiz restoran 15. katta.

O yüzden tercihlerini bir gözden geçir.

(Eda) Binemem dedim. Merdivenle çıkalım.

Benim onun içinde nefesim daralıyor.

Lütfen merdivenle çıkalım.

-Nefesini tutarsın. Ben geç kalıyorum. -Tutamam.

-Binmeyeceğiz. -Bak bana, bana bak

ben bugün senden çekeceğimi çektim, tamam mı?

O yüzden şimdi düzgün, tatlı, normal bir insan gibi

benimle asansöre bineceksin. Konu kapanmıştır.

(Müzik)

Şu düştüğüm hâle bak.

Cidden merak ediyorum, daha fazla nasıl başıma dert açabilirsin?

Ne yani? Alt tarafı merdiven çıkıyorsun.

Evet, 15 kat. Seninle kelepçeli hâlde.

(Serkan) Cidden anlamıyorum

nasıl bir deli tanımadığı bir adama kelepçe takar?

Beni nasıl bir duruma soktuğunun farkında mısın sen?

Ben pişman değil miyim sence? Baksana bana bir.

Benim keyfim çok mu yerinde? Ben de sana takılı kaldım.

Cidden seni tanıdığımdan beri tek bir şey yolunda gitmiyor.

Ben seni daha tanımadan tek bir şey yolunda gitmedi benim hayatımda.

Sen olmasaydın, şu anda peyzaj mimarıydım ben.

-Benim yüzümden olmadın, değil mi? -Aynen öyle.

Bak, hayatın boyunca birine kelepçeli kal, umurumda değil.

Hatta yukarıda araziyi alama, umurumda değil!

Batsın Serkan Bolat. O kadar umurumda değil.

-Bitti mi? -Bitti.

Güzel.

(Müzik)

-Devam edelim. -Evet.

Ne antlaşması yapacaksın o adamla?

Arazisini satmıyor. O araziyi almam lazım. Oldu mu?

Adam arazisini satmıyor ama sen almak istiyorsun. Nasıl?

Genelde çok güzel bir ikna yeteneğim var.

Aynı zamanda aklımı kullanırım. Ama sağ olasın senin sayende

salak bir kalpli kelepçe var kolumda.

O yüzden adamın beni ciddiye alması mümkün değil.

Adam kelepçeleri görmeyecek diyorum sana.

Orası bende. Tamam mı?

Devam edelim.

Çık çık bitmiyor bunlar.

-(Fifi) Hayır, bu tarafı gösteriyor. -(Melo) Bak, şu an o tarafı gösteriyor.

O taraftan gösteriyor. Bak, oklar o tarafı gösteriyor.

-Yürü, oradan gidelim. -Bu taraftan gösteriyor.

-Bu taraftan diyoruz sana. -Çizgiye geri girdik.

-Bak, gördün mü? Doğru. -Bir şey diyeceğim

hadi söyle, nerede? Hadi geldik. Nerede telefon? Hani?

Arabada.

-(Ceren) Bu mu? -(Melo) Araba, evet.

Ama çok karanlık. Hiçbir şey gözükmüyor ki.

Eda.

Çanta nerede acaba?

Ne bileyim ben. Bagaja mı koydular acaba kızı?

-(Fifi) Bir şey olmuş olmasın? -(Melo) Ne bileyim ben. Eda!

Sen bir ö Oo!

-Kızlar -Ne?

-Bir baksanıza. -(Melo) Ne olmuş? Ne?

-Gel, gel. -(Melo) Ne var?

(Melo) Sen bir

O!

-Otele, otele! Hemen otele gidelim. -Hadi gidelim. Hemen hem de.

Bir dakika, bir dakika, bir dakika.

Çok fena değildi bence ha?

Tamam.

Gel, gel, gel.

Şu Boğaz'ın güzelliğine bak.

-Evren Bey oradaki adam. -Hangisi?

Orada.

Evet. Planın ne?

Düşünüyorum.

Düşünüyorsun? 15 kat merdiven çıktık, şimdi mi düşünüyorsun?

Bak, bana güvenmek zorundasın, tamam mı?

Sana güvenmek mi zorundayım?

Sabahtan beri her fırsatta beni sabote ediyorsun.

İsmini falan Bak, biliyor musun

vazgeçiyorum ben. Engin halleder. -Hişt, dur. Adam bize bakıyor.

(Eda) Bize bakıyor.

-Kolunu belime dola. -Ne?

Kolunu belime dola.

Ne yapıyorsun?

Doğal davran.

Ben senin sevgilinim.

(Müzik)

Sen şu an neden bana yardım ediyorsun?

Bilmiyorum. Bazen böyle aptalca iyiliğim tutuyor.

-Güzel. -Hadi.

Hadi.

-Adı neydi dedin? -Evren.

Evren.

-(Evren) Merhabalar Serkan Bey. -Evren Bey, hoş bulduk.

-Kusura bakmayın, geç kaldık. -(Evren) Önemli değil.

Tanıştırayım. Aa

Peri Hanım, Evren Bey.

Merhaba. Ben

Serkan'ın sevgilisiyim. Ama aynı zamanda projenin yatırımcısıyım.

Sizinle tanışmak istedim.

Merhaba Peri Hanım. Buyurun, oturun.

Tabii. Lütfen, buyurun.

(Serkan) Lütfen.

Evren Bey, açıkçası çok zaman harcamayalım.

Direkt konuya girelim. Zaten biliyorsunuz, araziyi

satın almak istiyoruz. Teklifimiz de orada.

Teşekkür ederim. Ee

ama öncesinde bir şeyler yeseydiniz.

-Hiç gerek yok. -Ay, gerçekten çok iyi olur.

Ben ölüyorum açlıktan.

-Bakar mısınız? -Niye? Söyledim ya sana.

-(Eda) Teşekkür ederim. -(Garson) Rica ederim.

Pardon, burada tatlı menüsü yok. Tatlı menüsünü alabilir miyim?

Tatlım, biraz önce aç olduğunu söyledin. Tatlı nereden çıktı?

Tatlım, ben her zaman ilk tatlı söylerim ya, sen de bilirsin.

Önce tatlımı garanti edeyim, sonra ben rahat rahat yemeğimi yerim.

-Tabii. -Gerçekten

çok tatlı bir hanımefendisiniz.

Yani.

Yani.

(Fifi) Resepsiyona mı soruyoruz?

Soralım.

-Merhabalar. Kolay gelin. -Merhabalar.

Merhaba, iyi günler. Biz Eda Yıldız adında bir arkadaşımız var da

kendisi müşteriniz oluyormuş sanırım. Bakar mısınız?

Eda Yıldız adında bir müşterimiz yok.

Eda Bolat diye biri var mı? Bir ona bakar mısınız?

-Eda Bolat ne alaka? -Sen bir dursana.

Siz bir bakın. Eda Bolat diye bakın.

-Eda Bolat adında da bir müşterimiz yok. -O da yok.

Peki, rica etsem, Serkan Bolat'a bakabilir misiniz bir de?

Lütfen.

-O da yok. -(Birlikte) O da yok. Yok.

Yok.

(Melo) Ee

peki böyle muazzam yakışıklı, yani gördüğünüz zaman

kayıtsız kalamayacağınız kadar yakışıklı

yani üst düzey bir yakışıklı birini gördünüz mü?

Hiç gözünüze çarptı mı? Görmemeniz mümkün değil çünkü öyle birini.

Kusura bakmayın. Hadi, kendi aramızda konuşalım.

(Melo) Sanki görmüş gibi, bir şey söyleyecek gibi.

-Söylemeyecek diyorum. -Eda'ya hâlâ ulaşılamıyor.

Siz içeriye bakın, ben de dışarıda arayayım. Dağılalım.

Koskoca otelin içinde biz nereden bulalım şimdi Eda'yı?

Melo, fotoğraflarını gösterelim. Belki görmüşlerdir.

Kız, doğru.

Tekrar merhaba. Kusura bakmayın, rahatsız ediyoruz, biliyoruz ama

son bir soru.

Bu fotoğraftaki arkadaşları gördünüz mü?

Tamam, tamam. Gördüm ben bunları. Kelepçe takıyorlardı.

-Kelepçe mi? -Kelepçe?

Ne bileyim ben, ikisi de kelepçe takıyordu.

Asansöre doğru gittiler.

Bayağı bildiğimiz, kelepçe?

Ellerini birbirine böyle böyle kelepçe?

-Suçlu gibi mi kelepçe? -Suçlu mu?

-Suçlu mu? -Hayır canım, ne suçlusu?

Onlar arkadaşlarımız bizim. Yanlış anlaşılma oldu. Kusura bakmayın.

Melo, farklı bir yere çekeceksin olayı. Yürü.

-O zaman ben teklifi bir inceleyeyim. -(Serkan) Lütfen.

(Evren) İzin verirseniz.

Bu benim kısmetim sanırım. Yiyebilir miyim?

Pardon, ben çok özür dilerim. Afiyet olsun.

Peri Hanım, bu hayatta en çok ne lazım biliyor musunuz?

Sizin gibi doğal, içi dışı bir, hiç kimseyi önemsemeyen insanlar.

Teşekkür ederim.

(Müzik)

-İstersen patatese geç. -Bence de.

Beni şaşırttınız.

Bu fiyat beklediğimin üzerinde.

Zaten olayımız bu Evren Bey.

-Art Life ama-- -Tuzu verebilir misin?

(Serkan) Biz bu yüzden yüksek fiyat veriyoruz ki

siz anlayın, ne kadar ciddi bir alıcı olduğumuzu.

Fiyat böyle iyi olduğuna göre

sizin bu araziye bayağı ihtiyacınız var.

-Şimdi tam-- -Hayatım, sosu verir misin?

(Müzik)

Şöyle Evren Bey.

Şimdi, sizin araziniz bizim kuracağımız tesisler için çok müsait.

Golf sahaları, tenis kortları, yat limanı.

Yani bir düşünün.

Sizce bu muhteşem değil mi?

Peri Hanım, arsa için siz ne düşünüyorsunuz?

Hayatım, arazi tam deniz kenarında.

Denizi de çok seversin.

Evet. Bir yeri sevmem için deniz görmesi yeterli.

Her baktığımda beni kendine çekiyor.

(Evren) Bravo.

Biliyor musunuz, ben de teknede yaşıyorum.

(Evren) Denize o kadar çok aşığım ki.

Size çok güzel bir teklifim var.

Eğer yatırımınıza beni ortak almayı kabul ederseniz

araziyi satmayı kabul edebilirim.

Kabul etti Evren Bey.

Harika.

Evet, Evren Bey kabul etti galiba ama

çok küçük bir detay kaçırıyorsun tatlım.

O da şu ki sen ortaklığı kabul etmiyorsun.

Yani yatırımı kendi yönetmek istiyor.

Doğru, iyi ki hatırlattın hayatım.

Yani herkes gibi ben de projelerimi yaparken

tek başıma olmayı tercih ediyorum. Öyle daha rahat çalışıyorum.

-Anladım. -(Garson) Tatlınız efendim.

-Teşekkür ederim. -(Garson) Afiyet olsun.

Paylaşmak ister misin?

Çilek yiyemem, alerjim var, ölürüm.

O zaman bir isim hakkı isterim.

Şimdi Evren Bey, size çok iyi teklif verdim.

(Serkan) Daha fazlasını veremem.

Ve dürüst olalım, o arazi size masraf.

O yüzden elden çıkartırsanız siz de rahatlarsınız.

Peri Hanım, benim yerimde siz olsaydınız ne yapardınız?

(Evren) Satar mıydınız?

Şöyle

Hım.

Belki de satmazdım.

Yani anladığım kadarıyla paraya ihtiyacınız yok.

Bir adam gelmiş, Serkan Bolat.

Teklif vermiş. Ortaklık istemiyor.

İsim hakkı vermiyor. Satmayabilirdim.

Hayatım, dudağının köşesinde biraz krema var.

-Ama -Hıh.

siz de buraya kadar geldiğinize göre satmaya gönüllüsünüz.

(Eda) Gönlünüz ne diyor acaba?

(Eda) Anneannem derdi ki

insan denize baktığında zihni berraklaşırmış.

Bir düşünün, güzel gönlünüz ne diyecek?

Kararımı verdim.

Peri Hanım, sizin hatırınıza araziyi satıyorum.

Ben de sizin hatırınız için isim hakkını veriyorum.

Bütün tesiste olmak zorunda değil. Marinaya veririz ismi.

-(Evren) Evet. -(Eda) O zaman kutlayalım.

(Evren) Olur.

Serkan Bey.

(Müzik)

Niye bu kadar kızdın, ben anlamadım ki.

Adam kelepçeyi de görmedi. Araziyi de aldın.

Adama isim hakkı verdin.

Marinada bir dubaya verirsin adamın adını.

Mutlu olsun diye yaptım.

-Ben sana konuşma dememiş miydim? -Pardon?

Sen beni herhâlde başkalarıyla karıştırdın.

Sen bana emir falan veremezsin de.

Bak, ben anlaşma yaptığımda karşı tarafa söz hakkı vermem.

Ben ne istiyorsam o olur, anladın mı?

Neymiş ya sendeki hırs!

(Eda) Ayrıca o araziyi de benim sayemde aldın.

İyi misin?

Bir yardım eder misin? Sıcak bastı, bunu çıkartmam lazım.

Tamam, gel.

(Duygusal müzik)

Kolunu kaldırman yeterliydi.

Gömleği açmak zorunda değildin.

O zaman net konuş. Sana yardım edende kabahat.

(Eda) Yavaş.

(Müzik)

Bir saniye.

Şu an gazete okumanın sırası mı?

Sence gazete okumak ister gibi bir hâlim mi var?

Herkes bize bakıyor.

Bu hiç dikkat çekmiyor çünkü.

-Buraya mı gelecekler? -Evet, buraya gelecekler.

Gel, şöyle oturalım.

(Müzik)

(Konuşmalar duyulmuyor)

(Engin) Serkan.

Engin, neredesin?

(Engin) Ne oluyor abiciğim burada?

Hanımefendi kim?

Biliyorum. Adını söylemiyor.

Maşallah Engin, bir çilingir dedim, komple şirketi getirmişsin.

Abi, ne yapsaydım? Ellerimde kelepçe var dedin.

İşte ben de yasal işlemler için avukatını

özel bir arama yapmak istersen diye asistanını

kelepçeyi açsın diye çilingiri ve inşaattan ustayı getirdim

o açamaz diye ama

-Bu? -Benim bir işlevim yok.

Ben sadece eğlenceye geldim ve çok iyi gidiyor.

Neyse.

Abiciğim, ne oluyor burada, ha?

Yok bir şey, ufak bir karışıklık. Lütfen artık şunu açar mıyız?

Çilingir kardeşim, hadi bakma öyle, aç şu kelepçeyi, hadi.

Yalnız beyefendi, ben kapı açarım sandım. Yasal olarak bunu açmak için iznim yok.

(Çilingir) İstesem açarım. Ama yeminli çilingirim ben.

Açamam yani, kusura bakmayın.

Yeminli çilingir.

Yeminli çilingir mi olurmuş? Yeminli çilingir ne?

Vallahi beyefendi, ne yalan söyleyeyim, dernek kurduk.

Hırsıza, suçluya hizmet vermemeye yemin ettik.

Kusura bakmayın. Boyumdan büyük iş bu, açamam ben.

Bizim yasa dışı bir iş yapar gibi hâlimiz mi var?

Burada bankta oturuyoruz. Ayrıca kelepçenin üstünde kalp var, kalp.

(Erkek) Ufak bir fikir.

Acaba karakola mı gitsek?

Çünkü polisler sanki kelepçe açma konusunda daha profesyonel gibi.

Olabilir.

Yalnız avukatınız olarak karakola gitmenizi

asla tavsiye etmiyorum Serkan Bey.

Engin, sinirlenmeye başlıyorum.

Abiciğim, çok haklısın. Ben şimdi iki dakikada halledeceğim.

İki dakikada ben hallederim bunu Serkan Bey.

-Lütfen. -Hayır, hayır! Ne yapıyorsun?

Ne demek yapmam? İki dakikada çık

-Abiciğim, gelir misin lütfen? -Başka çilingir çağır. Bana ne! Hayır!

-Ne demek başka çilingir? -Hayır dedim!

-Beyefendi, lütfen gelir misiniz? -Hayır! Geri çekilir misin abi?

-Geri çekil! -Beyefendi, lütfen gelin.

Bana bak, ben istemiyorum! Bileğimi kesecek! İstemiyorum!

-Senin de canın çok tatlıymış. -Başka çilingir! Evet, tatlı canım!

-Oldu mu? -Öyle mi? Vallahi bilmiyorum.

-Senin değil mi? -Benim de

-Bana bak, dediği lafa bak ya! -Beyefendi, lütfen artık gelir misin?

-Abi, lütfen. Bak, başka çilingir çağır! -(Fifi) Bir saniye!

Fifi?

Fifi!

(Aksiyon müziği)

Vay! Teşekkürler.

Helal olsun Engin, helal olsun.

20 kişi çağırıyorsun, bir Fifi açıyor.

Abi, şimdi suçlu ben mi oldum yani? Elimde kelepçeler var dedin.

Ustaya açtırıyordu.

Of! Sağ ol Fifi'm.

-İyi misin? -(Eda) İyiyim.

Kızım, sen etrafa bir bakar mısın fotoğraf falan çeken oldu mu.

-(Eda) Kızlar nerede? -Leyla, alır mısın şunu?

Kızları aramam lazım.

(Engin) Şey yapalım, seninle bir basın açıklaması hazırlayalım.

Leyla, arabam nerede?

Yok. Yani her deliğe girdim şu otelde, hiçbir yerde yoklar.

Hatta bütün odaları tek tek dinledim.

Neler duydum Uzun, bir bilsen var ya.

Yuh Melo ya.

Ben de aradım, yoklar. Yani bütün oteli tavaf ettim, yoklar.

Biz bir güvenliğe falan gidelim, yürü.

Doğru söylüyorsun kız, iyi fikir, yürü.

(Telefon çalıyor)

-Alo? -Kızlar mı?

Buldum, parkta. Tamam, bekliyoruz, parktayız.

(Fifi) Kelepçe açtım. Sen ne iş yapıyorsun?

-(Eda) Ya kelepçem mi? -Senin elinde.

Bütün gün çok zor bir gün geçirdim, yorgunum.

Kızlar bir gelsin sonra konuşuruz.

Sen neye bakıyorsun?

Hadi herkes işine.

Bak, ben de şimdi ofise geçiyorum.

Ama geldiğinde bana ne oldu ne bitti anlatacaksın.

Tamam Engin, hadi.

Leyla.

Gelir misin?

Serkan Bey.

Bugün yaşanan rezillik için seni sorumlu tutuyorum.

Kovuldun Leyla.

Gerçekten mi?

Evet Leyla.

Minnettarım.

Gidebilirsin Leyla.

-Gideyim mi? -Git.

İyi, hadi biz de gidelim.

Bir daha asla ama asla yüzünüzü görmemek dileğiyle.

Duygularımız karşılıklı hanımefendi.

Şuna bak ya! Ukala!

(Müzik)

(Serkan dış ses) Burs konusunda hata olmalı.

(Serkan dış ses) Adınızı alabilir miyim? (Geçiş ses)

Hayır, adımı alamazsınız. Adımı öğrenmeyi hak etmiyorsunuz.

(Geçiş sesi)

(Müzik)

Kızım, sen ne diye el âlemin koluna kelepçe takıyorsun?

(Ceren) Ya seni dava etseydi?

Ne bileyim, bir anda gözüm döndü.

Sadece kelepçe taktığıma da dua etsin ayrıca.

Ayrıca o kadar gıcık, böyle kontrol delisi bir adam ki.

Ders vermek istedim.

Ders vereyim derken Serkan Bolat'la bir tam gün nasıl geçirilir kursu almışsın.

Harbiden.

Evet, nasıl geçti bir tam günün?

Nasıl geçmiş olabilir? Korkunçtu tabii ki.

Yalnız adam bayağı yakışıklıymış.

Kız Uzun, ağzın bal yesin be.

Adamı gördükçe içimden böyle kalpler falan fışkırdı.

-O kadar yakışıklı bir adam ki. -Değil mi?

-Ben bu kadar yakışıklı beklemiyordum. -Sen gözlerini gördün mü?

Gözü, boyu posu, ben böyle bilmiyordum.

-Bir de sarışınlığı yok mu-- -Kızlar!

Ne yapıyorsunuz?

Saçmalamayın yani, ayıp!

Yok kalp derken kalp

Kalp krizi geçirdik!

Seni arıyoruz, telefonu açmıyorsun. Sana ulaşamadık.

Telefonum!

Telefonumla çantam adamın arabasında kaldı.

-Aa! -Melo, bu şimdi mi söylenir kızım?

Ben nereden bileyim?

Cenk de aramıştır beni.

Kesin aramıştır tabii canım. Cenk en büyük problemimiz bizim.

O zaman mecbur Art Life Mimarlık'a gidiyoruz ha?

Bir daha asla fevri davranmayacağım, asla!

(İkisi birden) Kesin fevri davranacak.

-Çok yakışıklı. -Adamın o yakışıklılığı yok mu!

Gerçekten söylüyorum. Çok yakışmamış mı?

(Üst üste konuşmalar)

Abiciğim, kim bu kız?

Neden bu kız sana ismini söylemiyor?

Benden nefret ediyormuş.

-Allah Allah! Neden? -Neden?

Güzel bir soru.

Birazdan öğreneceğiz.

Leyla, Ahmet Bey'e söyler misin, bütçe raporunu hazırlayıp benim odama gelsin.

Merhabalar, kolay gelsin. Serkan Bolat burada mı?

-Kim öğrenmek istiyor? -Ben öğrenmek istiyorum.

Lütfen arar mısınız?

-Adınız? -Adımı söylemeyeceğim.

Siz onu arayın.

Adını söylemek istemeyen biri sizinle görüşmek istiyor deyin, o anlar.

Sen niye adını vermek istemiyorsun adama?

Ne bileyim.

Bursumu geri vermek ister, peşimden koşar, rahatsız eder.

İstemiyorum yani muhatap olmak.

Daha çok adamın senden kurtulmak ister gibi bir hâli vardı ama.

Serkan Bey, burada bir hanımefendi var.

İsmini vermek istemiyor. Siz tanıyormuşsunuz.

Adını söylemek istemiyor ha?

Evet, tanıyorum.

Bir beş dakika bekletin.

Peki efendim.

Sizi şöyle beş dakika bekleteceğim. Serkan Bey şu anda müsait değil.

Beş dakika.

(Kapı vuruluyor)

-Serkan Bey. -Ahmet, gel, otur.

Ahmet, yurt dışı burslarını kesmişiz, artık vermiyormuşuz.

-Sen mi yaptın bunu? -Evet.

Neden?

Siz bütçedeki bazı harcamalarda kısıtlama yapmamızı istemiştiniz.

Hangi harcamalarda kısıtlama yapmak istedim?

-Gereksiz harcamalar. -(Serkan) Gereksiz harcamalar.

Yani gereksiz araba kiraları, seyahatler, ofis malzemeleri.

Bunlar Ahmet, gereksiz harcamalar. Burslar değil!

Evet. Bu konular benim dışımda, o yüzden ben--

Engin, lütfen oturur musun?

Ben düşünemedim.

Ne demek düşünemedim Ahmet?

Ahmet, böyle bir kararı bana sormadan nasıl alırsın?

Haklısınız.

(Müzik)

Bak, dellendi gene.

Beş dakika dediniz, doldu. Ben dayanamayacağım, gidiyorum.

Kızlar, ben gidiyorum.

-Öyle şey mi olur? -Ya Eda, bir saniye!

Nereye gidiyorsun sanki?

Gitti.

Hay bin kunduz! Bu o kız!

İşler çok fena karışacak şu anda.

-Pardon. -Aa! Selam.

Serkan Bey'in ofisi nerede acaba?

Ben sana yardımcı olayım. Karşıda zaten.

Sen bugün parkta işten kovulmamış mıydın?

Evet, kovuldum. Ama bizim şirkette kovulsan da çalışmaya devam ediyorsun.

Ta ki yeni asistan gelene kadar.

Bir de o asistana bildiklerimi öğretmem gerekiyormuş.

Gerçi Serkan Bey hiçbir şey bilmediğimi söylüyor ama.

Neyse.

-Sana bir şey sorabilir miyim? -Tabii.

-Özel bir şey. -Tabii.

Belli ki ikimiz de Serkan Bolat'tan pek hoşlanmıyoruz.

Bir önerin var mı, onu ne sinir eder mesela?

Bak, beş dakika içeri girip çıkacağım. Sinir edip çıkacağım yani.

Sinir etmek derken kızdırmak gibi mi? Ayol çok kolay.

Serkan Bey her şeye kızar zaten, hiç uğraşmana gerek yok.

Yok, hayır, öyle değil. Bak, şöyle düşün.

Öyle bir şey diyeyim ki içine otursun.

Kendine gelemesin, sinir olsun.

Ha, yok, yok. Onu asla sinir edemezsin, asla.

Çelik gibidir. Zekidir, disiplinlidir, az uyur, çok çalışır, çok düşünür.

-Ama -Ama?

Bir hatasını bulman lazım. Ama bulamazsın.

Ama eğer bulursan mahvolur.

Kafayı takar, takıntılı çünkü. Kafaya çok takar.

Hım, hatasını bul diyorsun yani.

Ama bulamazsın.

Şimdi abiciğim, biz bu lansman toplantısında

finansal konulara girecek miyiz?

(Kapı vuruluyor)

Gir.

(Engin) Benim için fark etmez ama sonuçta baktığın zaman

basın seni zorlayacak bu anlamda, değil mi yani?

(Duygusal müzik)

Ahmet.

Biraz sonra devam edebiliriz.

Oldu. O zaman ben de

(Duygusal müzik)

Çantam arabada kalmış.

Evet.

Bu arada bugün yaptıkların için ruj bende kalacak.

Ki çok merak ediyorum, arabaya ne yazacaktın?

Onu senin hayal gücüne bırakıyorum.

Bursunu ben kesmedim.

Finans müdürüm kesmiş, biraz önce öğrendim.

Yani benim hatam değil.

-Ha, senin hatan değil yani? -Değil.

Bölüm birincisi, yurt dışında burs kazanmış bir öğrencinin

hayatını karartmak hiç tarzım değil.

-Finans müdürünü kovdun mu? -Neden?

Merak ediyorum. Bu büyük hatası yüzünden finans müdürünü kovdun mu?

Kovmamı mı isterdin?

Sizin yaptığınız hata yüzünden benim hayatım mahvoldu.

Benim hayatım altüst oldu. Bilmem anlayabiliyor musun?

Ben birinin çıkıp hatasını kabul etmesini istiyorum, bu kadar.

Kimin? Finans müdürünün mü? Şimdi gelip senden özür mü dilesin?

Ben burada hata yapan tek bir insan görüyorum. O da Serkan Bolat.

Finans müdürünün bu hatasından Serkan Bolat'ın haberi olmuyorsa

Serkan Bolat'ın hatası demektir.

Ki haberi oluyorsa da o Serkan Bolat'ın hatası demektir.

Yani, kaybettiğim gelecek karşılığında kendi kendini kovma yetkin var mı?

Tahmin etmiştim.

Eğer istersen bursunu hâlâ geri verebilirim sana.

O kadar mı?

Gerçekten o kadar mı?

Yani sen bana bursumu geri vereceksin ve benim hayatım bir anda normale dönecek.

Her şey düzelecek, öyle mi?

Siz her şeyi ne kadar kolay sanıyorsunuz!

İstemem! Senden hiçbir şey istemem!

Gurur yapmaz mısın? Üniversiteyi bitirmeyi ne kadar çok istediğini

anlıyorum ben.

Defalarca aradım, mail attım, kapınıza geldim.

Beni okuldan atacaklar, bursumu kesmeyin dedim.

Beni bir kişi bile dinlemedi.

Ben yine aynı şeyi yaşamayacağımı nereden bileyim?

Bir insanın gururu bu kadar kırılır mı? Kalsın!

(Serkan) Bir durur musun?

(Serkan) Bir dur!

Bak!

(Müzik)

Bak, ben sana garanti veriyorum, bir sorun yaşanmayacak, tamam mı?

Ne dersin, ha?

En iyisi sıfırdan temiz bir sayfa açarız.

Sen bugün yaptıkların için benden özür dilersin.

Ne? Pardon, ben mi senden özür dileyeceğim?

Burada özür dilemesi gereken kişi ben miyim?

-Tamam, ben senden özür dilerim. -Tamam.

Ama sen de burada, bütün ekibinin önünde başına gelenler benim hatam diyeceksin.

Ben hata falan yapmadım!

O zaman ben de özür falan dilemiyorum.

Bak, bak! Sen gerçekten ama gerçekten delisin.

Sen de hatasını kabul etmeyen duygusuz bir robotsun.

-Robot? -Robot!

(Müzik)

Doğru mu duydum?

O kız Serkan Bey'e ayar mı verdi?

Bu kız adı her neyse benim idolüm.

Bugün çok acayip bir gün.

Siz girsenize içeri!

(Müzik)

Peki, bu menekşe niye aramızda?

(Eda) O menekşe bunalımda.

-Küllenme hastalığı var. -Nedir o?

(Eda) İlaçladım, yapraklarını temizledim.

Ama hâlâ toz kaplıyor yapraklarını.

(Eda) Yalnızken olur öyle bazen.

Aileni özlersin.

Sana yol gösterecek biri olsun istersin.

O yüzden getirdim buraya.

Kendinden bahsetmiyorsun değil mi Edacığım?

-Tabii ki kendimden bahsediyorum hala. -Nasıl yani?

Menekşeye terapi yapıyoruz burada, sen ne diyorsun?

Ah! O Serkan Bolat var ya o Serkan Bolat!

Onu elime bir geçirsem!

Sen de ne diye gittin o konuşmaya?

Bak, bak! Bana nasıl bakıyorlar!

Sizde de hiç akıl yok.

Hala, ben o konuşmayı unuttum bile.

Biz burada boş boş muhabbet ediyoruz işte menekşe falan.

İnşallah.

Hem bizim olduğumuz ortamda o menekşeye hiçbir şey olmaz.

Onun ailesi biziz.

Ya.

Ben acıktım.

Sıkıldım ben sizden. Böyle gizli kapaklı konuşmalar falan.

Ben evime gidiyorum.

Yemek getirdim, dolapta. Sabah da kahvaltıya geliyorsun.

-Tamam mı Edacığım? -Ben?

Sen gel, gel. Sensiz olur mu?

Benim başımın tatlı belası, davet mi bekliyorsun?

Sağ ol halacığım. Yemekler için de teşekkür ederim.

-Biz yarın görüşürüz. -Afiyet olsun.

Hiçbir şeyi takma kafana. Neydi?

-Hayat kısa. -Aynen öyle.

-Hadi iyi geceler. -İyi geceler.

Görüşürüz.

-Dada'm? -Ha?

Yarın bizim mağazada sayım var.

-Evet? -Hosteslik işi de var.

Ona benim yerime sen gider misin? Lütfen, lütfen, lütfen.

Melo, giderdim ama ben Cenk'le buluşacağım.

Yoksa giderdim gerçekten, ne olacak.

Sen dünyanın en iyi dostusun, seni çok seviyorum, çok teşekkür ederim.

Melo, sen beni nasıl dinliyorsun? Giderdim diyorum, buluşmasam.

Cenk'le buluşacağım, kusura bakma.

Kesin buluşamayacak.

Kesin.

Uzun?

Melocuğum, yarın benim annemin doğum günü, gelemem.

'Part-time' iş zaten.

Azıcık etine dolgunum diye beni zar zor aldılar işe, vallahi atarlar.

Annemler de beni atarlar, doğum günü diyorum.

Puh!

Kara kız?

Senden olmaz.

(Telefon çalıyor)

Cenk arıyor kızlar.

(Telefon çalıyor)

Alo, Cenk.

Şimdi mi?

Tamam, olur. Buluşalım.

Tamam. Hazırlanıp birazdan çıkıyorum.

Hadi görüşürüz.

Ben Cenk'le buluşacağım.

Bu ne?

-Siz mi aldınız bunu? -Yo, ben almadım.

-Ben de. -O zaman kim?

-Hayır! -Ay, evet!

Bak, sen o kadar adamı azarladın

yaralandın diye ilkyardım çantası almış sana.

Adam sadece yakışıklı değil, bir de romantik çıktı.

Bildiğin romantik.

O kendini beğenmiş ve ukala Melo.

Canım, o kadar kusur kadı kızında da olur.

Onları görmeyeceksin, gözünü kapatacaksın.

Sen yakışıklı, zengin, romantik kısmına odaklanacaksın.

Hadi ben gidiyorum, sizi öpüyorum.

-Öptük, dikkat et. -Bu kız kendine çok yazık ediyor.

Çok güzel kız, çok yazık ediyor. O Cenk'ten ayırmak lazım bunu.

Sofra hazırlama sırası sende mi?

(Ceren) Hadi gel beraber hazırlayalım bari.

(Fifi) Hadi Ceren.

(Fifi) Hadi ama.

(Ceren) İyi, aman tamam.

(Müzik)

Burada olduğunu söylediler.

Vay, gecenin bu saatinde ofistesin. Şaşırdım.

Neden?

-Bu şirketin PR'cısı değil miyim ben? -Yarın nişanın var ya.

Geceni ofiste harcamak istemezsin diye düşündüm.

Kelepçe.

Fazla iddialı.

Ferit'in fikriydi.

Hangisi? Kelepçe mi, nişan mı?

Çünkü galiba Ferit'in birçok fikri var.

Ama eminim yakın dostu Kaan Karadağ'ın da bir etkisi vardır fikirlerinde.

Senin derdin bu mu Serkan?

İş, rekabet, Kaan.

Nişanlanıyorum diyorum ve sen bu cevabı mı veriyorsun bana?

Biz ayrılalı ne kadar oldu Selin?

Bana bunu nasıl yaparsın Selin?

Bana neden söylemedin, neden Ferit, Selin?

Yapmak istediklerini yapanlar, genelde duymak istediklerini duymazlar Selin.

Sana bir şey diyeyim Serkan?

En azından ikimizden biri bir şey yaptı.

Bir karar verdi.

Durup beklemedi.

Zaman akmıyormuş, hayat geçmiyormuş gibi davranmadı.

(Selin) Ee, ne diyorsun?

Gelecek misin?

Sen nişanlanacağından eminsen benim de geleceğimden emin olabilirsin.

Ferit iyi bir adam Serkan.

Dalgasız bir deniz, senin gibi değil yani.

Beni bilirsin, kutlamaları pek sevmem.

Ama merak etme, seninkini asla kaçırmam.

Evet.

Yarın görüşürüz.

(Müzik)

Cenk?

Eda, hoş geldin.

-(Eda) Asıl sen hoş geldin. -(Cenk) Hoş bulduk.

-Nasılsın? -İyi, çok iyiyim.

Uçuş biraz rötarlı geçti ama gayet keyifliydi.

-Sen nasılsın? -İyiyim.

Aslında üzülmüştüm bugün görüşemeyeceğiz diye ama iyi oldu aradığın.

Niye?

Sen öyle deyince, neyse. Bayağı iyi görünüyorsun sen.

Böyle kıpır kıpır, çok mutlu falan.

Ben iyiyim, evet, İtalya bana çok iyi geldi, içim kıpır kıpır.

-Yürüyelim mi biraz? -Olur, yürüyelim.

Aylar oldu görüşmeyeli.

Ben iş yerinden üç gün izin aldım seninle görüşeceğim diye.

Sen çiçekçiye artık iş yeri mi diyorsun?

Ben 'part-time' çalışıyorum orada. Ne diyeyim, hobi mi diyeyim?

Yok, ne bileyim Eda.

Sen öyle lise mezunu kaldın ya, ben o yüzden üzülüyorum.

Kalmadım Cenk.

Kalmadım, yani mezun olmamış olabilirim

ama ben tekrar gireceğim sınava, devlet üniversitesine.

Yani sen dört seneyi tekrardan--

Ne yapayım Cenk, gerçekten ne yapabilirim?

İtalya'ya gitmek benim hayalimdi.

Oraya gelmek için elimden geleni yapıyorum, yapacağım.

Hatta ben diyorum ki sen de mi dönsen?

Hazır iş güç de yok diyorsun, sonra beraber gitsek?

Hayallerimizdeki gibi.

Biraz şöyle oturalım mı?

Tamam, oturalım.

(Engin) Ne dedin sen?

(Serkan) Yarın Selin'in nişanına gidiyorum.

Serkan, yapma.

Engin, o adamla evlenmeyecek, Selin'i çok iyi tanıyorum.

Abiciğim, ne demek evlenmemek, adamla nişanlanıyor.

-Ayrıca seni terk etti, hatırlatırım. -Beni terk etmedi.

Benim onu sevmediğimi düşündüğü için bıraktı.

Öyle mi? Seviyor musun peki?

Söyle bana, ben Selin'i seviyorum, de.

Abi bak, kız yıllarca senin evlenme teklif etmeni bekledi. Etmedin.

Senden ayrılmak istedi, hayır, olmaz bile demedin kıza.

-Şimdi sırf hırsından-- -Selin'le iş ortağıyız. Tamam mı?

Gitmesem ayıp olur.

İş ilişkisi diyorsun yani, öyle mi?

Zaten kızın hayatını mahvettin, bari şimdi rahat bırak.

Abi, zaten onunla beraberken de böyleydin sen.

Sanki bir sözleşmenin maddelerini yerine getirir gibi böyle duygusuz--

Duygular bir noktadan sonra biter.

İlişki dediğin şey zaten bir sözleşme aslında.

Nasıl bu kadar duygusuz olabiliyorsun, benim aklım almıyor.

Bana bak, senin aklında başka plan mı var yoksa?

-Ne gibi? -(Engin) Ne bileyim ben.

Senin aklında dönen tilkileri ben artık anlayamıyorum ki.

Gitme şu nişana, gözünü seveyim yapma şunu.

Merak etme, bir saat gideceğim, tebrik edeceğim, sonra çıkacağım.

Yok abiciğim, gitme.

Valla bak, ben biliyorum, başımıza bir iş açacaksın orada.

Engin, hiçbir şey olmayacak.

Hadi saat geç oldu.

İtalya inanılmaz bir yer Eda.

İnsanlarla anlaşman için dil bilmene falan da gerek yok.

Sen Türkçe konuşuyorsun, adamlar İtalyanca anlıyor. Çok ilginç.

Çok cana yakınlar, çok sıcakkanlılar, acayip hayat dolular.

Bütün şehirleri birbirinden güzel.

Böyle denizi, tarihi, gece hayatı, gündüz ortamları

hepsi birbirinden güzel.

Ne güzel.

Sen bayağı geziyorsun galiba.

Ya

bu arada biz yarın buluşamayacağız Edacığım.

-Neden? -Ailevi meseleler, çok özel.

Senin ailevi meselelerin ne zamandır özel Cenk?

Sen iyi misin? Gerçekten sen iyi misin?

Çünkü buluştuğumuzdan beri bir tuhaf davranıyorsun, bir hâllerdesin.

Yo. Aslında benim seninle konuşmak istediğim bir konu var.

Evet, çok da önemli bir konu ama şu an zamanı değil.

Tamam.

Şurada oturan kadın var ya, şuradaki bak, tek başına oturuyor.

Geldiğimizden beri bana bakıyor.

Ben tanıyor muyum? Yo, tanımıyorum da.

Gözünü de ayırmadı. Ben de kilitlendim şu an.

Şey yapalım mı? Hadi biz kalkalım mı artık?

İyi, tamam, kalkalım. Zaten niye buluştuk ben anlamadım da.

(Cenk) Seni görmek istedim çünkü seni görmek bana çok iyi geliyor.

Bana da.

-O zaman yarından sonra. -Tamam, yarından sonra.

Sen ne taraftan gidiyorsun?

-Bu taraftan. -Ben de bu taraftan giderim.

-Tamam, görüşürüz. -Yarından sonra.

(Cenk) Eda.

Ben seni çok özlemişim.

Görüşürüz.

(Cenk) Görüşürüz.

Gel.

(Müzik)

Al bakalım. Aferin.

Aferin.

(Müzik)

-Melo? -(Melo) Dada'm, hoş geldin.

Çağımızda hâlâ bigudi kullanan var mı senden başka?

(Melo) Ben çağlar ötesi bir güzelim.

300 yıl önce doğmuş olsaydım var ya, ben dünya güzeli seçilirdim.

Sen şimdi de dünya güzelisin. Öyle olmadığını düşünen utansın.

-Sen niye erken geldin? -Cenk'in işi varmış.

Hatta yarın da varmış.

Ne konuştunuz, ne anlattı?

Yani daha çok o konuştu diyebilirim.

İtalya'yı anlattı işte. Ama böyle kıpır kıpırdı, çok mutluydu.

Bir tuhaftı.

Yarından sonra buluşacağız, bana çok önemli bir şey söyleyecekmiş.

Allah Allah. Ne söyleyecekmiş acaba?

-Aa! -Ne?

-Aa! -Ne?

Kız, bu gerzo sana kesin evlenme teklif edecek!

Yok artık Melo, saçmalama.

Bak, kabul edersen valla hakkımı helal etmem.

Ne evlenmesi kızım, saçmalama. Yani önemli bir şey her şey olabilir.

-Herhangi bir şey. -Bak, demedi deme

evlilik teklifi kapıda.

Melo, sen şu kafandakileri çıkarsan da beynine oksijen mi gitse?

Yo, açık havadayız, iyi geldi.

Biraz fazla sıkı yaptım herhâlde, yüzüm gerildi.

Ayrıca sen neden saçlarını yapıyorsun?

Yarın mağazada sayımdan sonra parti mi var?

Yok, mağazaya gitmeyeceğim.

Arayıp izin de alamam, herhâlde bu sefer kovarlar beni.

Neden?

Hosteslik yapmak zorundayım, parası iyi. Gitmezsem bir daha aramazlar beni.

Olmaz öyle şey. Yani mağaza garanti iş, diğeri ayda yılda bir.

Hişt, ne diyeceğim.

Tamam, ben senin yerine giderim. Zaten Cenk'le de buluşmayacağım.

Dada'm, gerçekten mi? Kız, senin bir tek melek kanadın eksik.

(Eda) Ama bak, zor bir şey değil dedin.

Sen bana detayları söyle, yapabilirim herhâlde.

Yok, hiç zor bir şey değil.

Bak şimdi, ben zaten direktörü son dakika arayacağım ki

benim yerime başka birini bulmasın.

Gideceksin, kadını bulacaksın. Şöyle bir tipi var.

Ama sen hiç takmayacaksın, tamam mı?

Gerisi kahveden sonra anlatayım, ben kahve yapayım sana.

-(Eda) Tamam, hadi yap. -(Melo) Yaşa Dada'm.

("Aytekin Ataş - Sen Yağmur Ol" çalıyor)

"Birdenbire takıldı ellerim ellerine"

"Birdenbire, zaman bile duymadan"

"Bir yıldız bir çiçeği nasıl aydınlatırsa"

"İnce, narin dallarını kırmadan"

"Yüzümüzde ay ışığı"

"Üstümüzde gökyüzü"

"Menekşeler, yaseminler"

"Bizi dinler mi dersin?"

"Sen yağmurun kardeşi"

"Ben rüzgârın sırdaşı"

"İkimiz bir mutluluk düşü kurabilir miyiz dersin?"

Siyah etek, beyaz gömlek, topuklu ayakkabı, saçlar da toplu, tamam mı?

(Eda) Tamam, biliyorum.

Uçaktaki müşteri galiba kadın.

Meyve salatası vereceksin, yasemin çayı vereceksin, asla konuşmayacaksın

rahatsız edilmek istemiyormuş. İşin basit aslında.

Benim siyah eteğim yoktu.

Siyah elbise üstüne beyaz gömlek yapıyorum, olur mu?

Olmaz mı, çok güzel olmuşsun. Sade hâlin bile çok güzel.

-Nazar değmesin. -(Eda) Senin güzelliğin o.

Sana ne diyeceğim, şu dünkü kişi

hani otelde, sonra bizim ofise geldi ya.

Evet, ne olmuş ona?

Onun adını, telefonunu, adresini öğrensene.

-Niye ki? -Hiç, aklıma takıldı.

-Haklısın valla, güzel kız. -Burs meselesi aklıma takıldı Engin.

-Burs meselesi. -Tamam tamam. Bulurum ben, merak etme.

-Bulunca da haber ederim sana. -Tamam.

-Yasemin çayı demiştin, değil mi? -Evet ama senin almana gerek yok.

-Çünkü uçakta poşet çay var. -Poşet çay ne kızım?

-Hadi ben kaçtım. -Dada'm.

-Efendim? -Sen dünyanın en iyi dostusun.

-(Melo) Çok teşekkür ederim. -Hadi gecikiyorum.

-Kolay gelsin. -(Eda) Sağ ol.

(Melo) Dikkat et.

Serkan, Selin nişanına bizi davet etmedi, haberin var değil mi?

Evet anne, sadece arkadaşları gelecekmiş. Ufak bir parti.

-Sen gidiyor musun? -Evet.

-Arkadaşı olarak mı? -Evet anne.

Bu ne rahatlık, düşündükçe başıma ağrılar giriyor.

Siz daha yeni ayrıldınız, ne zaman gitti buldu bu Ferit denen adamı?

Gitmen iyi olur.

Selin holdingin ortağı. Evet, ilişkiniz bitmiş olabilir ama iş devam eder.

Nasıl olacak o iş, ben anlamıyorum.

Evlenseydiniz ne güzel beraber yönetecektiniz şirketi.

-Anne. -Tamam.

-Susuyorum. -Tamam.

Yalnız ideal gelinimizi kaybettik, söyleyeceklerim bu kadar.

Ayrılmaları büyük hataydı.

Hep söylerim, bir hata, her zaman başka hataları doğurur.

-Evet. -Evet.

-Göreceğiz. -Kesinlikle göreceğiz.

Müsaadenizle, benim hazırlanmam lazım. Yoksa nişana geç kalacağım.

Tamam canım.

-Afiyet olsun. -(Serkan'ın annesi) Sağ ol.

(Müzik)

(Müzik)

Olamaz, olamaz, olamaz

(Müzik)

(Serkan) Pardon!

(Serkan) Pardon!

(Müzik)

Pardon.

Şaka mı bu?

Ne yapıyorsun burada?

İyi misin?

(Eda hızlıca nefes alıp veriyor)

Gel.

Nefes al, bak bana. Burnundan nefes al, ağzından çıkar.

Derin nefes.

Gözlerime bak. Birlikte.

(Derin nefes alıp veriyorlar)

İyi misin?

Dar alan. Klostrofobim var, yine tuttu.

Gel benimle, gel.

Gel istersen şöyle geç.

İyi misin?

İyiyim.

(Müzik)

(Kemeri taktı)

-İyisin? -İyiyim.

Burada ne işin olduğunu söyler misin?

Yani çünkü açıkçası tahmin etmekte biraz zorlanıyorum.

Yeryüzünde olmak istediğim en son yer burası.

Neyse ki yeryüzünde değilsin.

Ve galiba dünya üzerindeki en son görmek istediğin insan da bendim.

-Öyle bir şey demiştin. -Aynen.

Evet.

Peki, neden buradasın?

Yani arabasına zarar veremedim, şimdi uçağını düşürürsem

o zaman toptan kurtulur muyum dedin? -Fena fikir değilmiş aslında.

Ev arkadaşım yarı zamanlı hosteslik yapıyor.

Benden rica etti, ben de kırmadım.

Bu kadar insanın arasında sizin bindiğiniz uçağa denk geldi.

-Milyonda bir, rastlantı işte. -Aslında 50'de bir.

Bu firmadan sadece 50 kişi uçak kiralıyor. Bir tanesi de benim.

-Şaşırmadım. -Evet.

(Müzik)

Neredeyiz?

-Gökçeada'da. -Ne? Gökçeada mı?

Gökçeada'da. Ben birkaç saate dönerim.

Sen iyisin, değil mi? Nefesin, kalbin?

İyiyim.

Ne yapayım, ben de buralarda hava alırım.

Pist burası. Yani çok dolaşılacak bir yer değil.

Hem hava birazdan kararacak.

-Tamam. -Peki.

-İstersen sen de gelebilirsin benimle. -Sizinle mi?

-Yok, kalsın. -Yani gideceğim yer sahile yakın.

-Hem sahilde temiz hava alırsın. -Teşekkür ederim, iyi böyle.

Peki, sen bilirsin.

Bakar mısınız?

-Ben de gelebilirim, sahile yani. -Olur.

-O zaman eşyalarımı alıp geleyim. -Tamam.

(Müzik)

(Eda) Teşekkürler.

(Eda) Nereye geldik?

-Nişana, ufak bir kutlama töreni. -Akrabanız mı?

Eski sevgilim.

Sosyetenin de iyice suyu çıkmış.

-Pardon, bir şey mi dedin? -Yok, kendi kendime.

Yalnız ufak parti anlayışınız da ilginçmiş.

O zaman ben sahile gideyim. Ne taraftan?

-Tamam, iyi eğlenceler. -Sağ ol.

(Müzik)

(Erkek) Teşekkür ederiz geldiğiniz için.

(Erkek) İki ay gibi bir sürede burayı, organizasyonu hazırlamak

Selin'i böyle mutlu görmek benim için çok önemliydi.

O yüzden çok mutluyum, size de geldiğiniz için çok teşekkür ederim.

Ayrıca iki ay sonrasına da düğün günü aldık.

Eğer bir aksilik olmazsa iki ay sonra da düğünümüz olacak eğer yetiştirebilirsek.

Yetişmesi için de elimizden geleni yapacağız--

Serkan Bey geldi!

(Selin) İzninizle.

Benim diyeceklerim bitmedi daha, pardon, alo!

-(Gazeteci) Serkan Bey, bir poz alalım. -Hoş geldin. İzninizle.

-Geciktiniz Serkan Bey. -Valla bence herkes erken gelmiş.

Sen de her zamanki gibi çok güzelsin.

Sen de harika görünüyorsun.

Dikkat et parçalamasınlar seni bu akşam.

Gerçi alışık olduğun durumlar.

Neymiş alışık olduğu durumlar?

-Hoş geldin. -Hoş bulduk Ferit.

Valla beni gerçekten çok şaşırttın. Ben senin için, gelmez diyordum ama

Selin, yine sen haklı çıktın.

-Feritciğim, şakanın sırası değil bence. -Şaka yapmıyorum ki hayatım.

Nasıl buldun partiyi?

-Güzel. -(Garson) Buyurun efendim.

-(Serkan) Teşekkürler. -Rica ederim.

Gayet güzel ama madem canlı yayınlayacaktınız

neden Gökçeada'ya kaçtınız?

Şöyle anlatayım.

(Ferit) Aslında Selin biz bize olalım istedi, daha sakin olsun istedi ama

biliyorsun, zaten tavlayana kadar göbeğim çatladı

ikna edene kadar yapmadığım romantik hareket kalmadı.

Ben de bütün dünya duysun, herkes duysun istedim yani.

Haksız mıyım Allah aşkına?

O zaman

(Müzik)

Kaan Karadağ neden burada?

Serkan, inan benim de haberim yoktu, Ferit iş çevresinden tanıyormuş.

Bir şey diyeceğim, siz üçünüz çocukluk arkadaşı değil misiniz?

(Ferit) Çünkü bana öyle dedi. Bilmiyorum, bir problem mi var?

Serkan kusura bakma, senin de canını sıktık şimdi.

Yo. Önemli değil.

Bir sorun yok.

-Gel biz dans edelim o zaman seninle. -İzninle.

(Müzik)

(Telefon çalıyor)

-Melo. -Alo, Dadacığım.

Her şey yolunda mı diye merak ettim, bir arayayım dedim.

Her şey yolunda bebeğim.

Ama bil bakalım senin yasemin çayı meraklısı müşterin kimmiş.

-Kimmiş? -Serkan Bolat.

Ne oldu, şu an ağzını kapatıyorsun, değil mi?

Yo, hayır. Ben nereden bileyim be Dada'm.

O zaman beni bilmediğin işlere niye karıştırıyorsun?

Doğru, haklısın. Şimdi bir de adamın peşinden gitmiş gibi oldun sen.

Kovulursam da kovulayım, çık gel oradan, dön gel, sen neredesin?

-Neredeyim ben, ben Gökçeada'dayım! -Sen oradan dönemezsin.

-(Melo ses) Ben Ankara falan sandım. -Melek Yücel

hayatın boyunca bana borçlusun. Bak, bunu unutma, hayatın boyunca!

Sen de benim seni ne kadar çok sevdiğimi unutma Dadacığım.

Valla özür dilerim, bilerek yapmadım, bilsem ben seni gönderir miyim oraya?

Ben kapatıyorum! Kapatıyorum!

(Müzik)

Serkan.

Selin, geç oldu. Ben gideyim artık. Tebrikler.

Yapma ama. Daha çok erken.

Ne oldu? Kaçıyor musun?

Yakışıyor mu sana bu kadar erken ortamlardan kaçmak?

Baktım sen gelmiyorsun, gelip bir merhaba diyeyim dedim.

Biraz medeni ol, rahat ol. Sıkıntı yok.

Senin olduğun her yerde sıkıntı var Kaan.

Serkan

Kaan, lütfen.

Ferit, siz Selin'le nasıl tanıştınız, hiç anlatmadın.

Çok komik oldu. Şimdi şöyle

ben normalde Serkan'ın müşterisiyim. Bizim oteli yapıyor.

Selin'le de Serkan tanıştırdı bizi.

Bizim otelin tanıtımı için benim birine ihtiyacım vardı.

(Ferit) Serkan da Selin'i önerdi.

Tabii ben Selin'i görünce vuruldum. O günden beri peşindeyim.

Özetle Serkan sayesinde oldu.

Serkan, teşekkürler.

Açık ilişkiler. Vay be! Kadeh kaldırmalar falan.

Yakında Ferit holdinge de girer.

Saçmalama oğlum. Olur mu öyle şey?

Beş saniye içinde buradan gitmiş ol.

Yoksa?

Yoksa ne olacağını gayet iyi biliyorsun Kaan.

Tamam. Zaten sıkmıştı bu gergin ortam.

(Kaan) Bu mutlu günü bozmak istemem. Kendime içecek bir şeyler alayım.

Serkan, gerçekten kusura bakma.

Ne oldu şimdi? Niye gerginlik oldu, anlamadım ki ben.

Madem çocukluk arkadaşısınız.

Şimdi iki ay sonra düğün var. Ben hanginizi çağırmayacağım?

(Ferit) Nasıl olacak?

Ferit iki ay sonraya gün almış.

(Müzik)

O kadar çabuk yani.

Selin'i de kaçırdın. İşte bu büyük bir hata.

Artık müzmin bekârsın.

Serkan, bir şey diyeyim mi? Seni çekecek kadın bulman çok zor.

Bak, vallahi çok zor.

Feritciğim, hiç sanmıyorum. Serkan çok seçici sadece.

Ben senin sevgilinim.

(Müzik)

Artık seçici olmama gerek kalmadı.

Ben de hayatımın kadınını buldum.

Hatta aramızda nişanlandık.

Öyle. Tebrikler.

Serkan

ciddi misin?

Selin, şu an Ferit bize bakıyor.

Bir dakika. Bana neden söylemedin?

Sana söylemem mi gerekiyordu?

Serkan, ben seni çok iyi tanıyorum.

Bir nişanlın olsa buraya getirirsin.

Blöf mü yapıyorsun bana?

Hayatının aşkıyla tanıştırsana bizi de abiciğim. Neredeymiş?

-Buralarda Ferit. -Nerelerde?

Kalabalıktan çok hoşlanmıyor.

Bak, zaten çok beklettim onu. O yüzden iyi geceler. Tebrikler.

(Duygusal müzik)

Gidebiliriz.

Tamam.

Saçında kum var.

(Duygusal müzik)

Tamam, ben yaparım.

Peki. Gel.

Gel, şuradan.

(Selin) Serkan!

(Selin) Serkan!

(Müzik)

Bak, ne dersem diyeyim, hiçbir şey demeyeceksin

hiçbir şeye itiraz etmeyeceksin. Sadece gülümseyeceksin, tamam mı?

-Anlamıyorum şu an. -Güzel.

Neye itiraz etmeyeceğim? Ne oluyor?

Neye itiraz etmiyorum?

Merhaba.

Merhaba.

Serkan.

Madem nişanlısınız, bizden niye saklıyorsun, anlamadım.

(Serkan) Kendi aramızda.

(Hareketli müzik)

Bak, bir şey diyeyim mi Serkan?

Aşırı mutlu oldum.

(Ferit) Yemin ederim çok sevindim. Çünkü

ne yalan söyleyeyim, ben seni kendime rakip olarak görüyordum.

(Ferit) Gerçekten. Doğruya doğru ama

bu kadar güzel bir kadın

Vay be!

(Ferit) Çok yakışıyorsunuz, gerçekten. Çok yakışıyorlar, değil mi?

Evet.

Teşekkürler.

Serkan.

Evet.

Bizi tanıştırmayacak mısın?

Tabii.

Şöyle; Selin

Merhaba.

-Ferit. -(Eda) Merhaba.

Ve

(Müzik)

Adımı söylemeyecek misin hayatım?

(Müzik)

Adını söylememe gerek yok.

Çünkü ben

ona hep genelde

çileğim derim.

(Müzik)

-Çileğim? -Evet.

Evet.

Çok güzel.

Biz artık gitsek mi? Hava da esmeye başladı.

Evet.

Tebrik ederim. İyi geceler.

İyi geceler. Teşekkürler.

-Tebrikler. -İyi geceler.

-Memnun oldum. -Biz de.

-Ne yaptın sen? -Hiçbir şey deme.

Şaka gibi değil mi? Çok yakışmıyorlar mı birbirlerine?

Aynen.

Kim o kız?

-Serkan'ın nişanlısı. -Nişanlısı?

Nişanlısı.

Hadi dans edelim.

-(Ferit) Hadi. -Hadi.

(Ferit) Gerçekten çok yakışıyorlar, değil mi?

Olacak şey değil! Yaptığı şeye bak!

Her yerde seni arıyorum.

Nikâh dairesine baksaydın.

Kaydımız var mı ben ona bakmaya gidiyorum.

Biner misin arabaya?

Ben kendim giderim. Sağ ol.

Dur.

Mantıklı ol. Nereye gideceksin bu saatte?

Mantıklı ol!

Mantıklı olması gereken kişi ben miyim?

Biraz önce arkadaşlarına nişanlı olduğumuzu iddia ettin.

Mantık bunun neresinde?

Bak, senin dâhil olacağını düşünmemiştim. Abartacak bir durum yok.

Şimdi biner misin arabaya?

Nereye gidiyorsun?

(Eda) Senin yüzünden her şey allak bullak oldu.

Eğitimim, kariyerim, hayallerim.

Sen kendini ne sanıyorsun ya?

(Serkan) Beni suçlayıp mızırdanmayı bırakacak mısın?

Biraz sorumluluk alıp hayatını düzene sokmaya ne dersin?

Nasıl? Biraz ne?

Sen beni ne kadar tanıyorsun da böyle konuşuyorsun?

Bak, sana bir teklifim var.

(Serkan) Hayatını düzene sokman için bir şans.

İki ay sonra eski sevgilim evleniyor.

Seninle bir sözleşme yapacağız.

İki ay boyunca nişanlı taklidi yapacağız.

Ve karşılığında üniversite masraflarını ödeyeceğim. Ne dersin?

Sen

Sen bana ahlaksız teklifte mi bulundun biraz önce?

Hayır. Öyle bir şey değil. Aramızda temas falan olmayacak.

Olsaydı bir de!

Bak, zaten bir kadın olarak ilgimi çekmiyorsun. Olay şu

toplantılarda, davetlerde yanımda duracaksın. Bu kadar.

Selin'in sana soracağı sorular olacaktır tabii.

Selin kim?

-O sahildeki mi? -Evet. Eski sevgilim.

Ne diyorsun sen?

Bu ne biçim teklif? Ayrıca neden ben?

Selin seni kıskandı. Daha önce kimseyi kıskandığını görmemiştim.

Buradaki amacın ne?

Eski sevgilini geri kazanmak mı istiyorsun?

Hayır. Nişanlısından ayırmak.

Bu nasıl çarpık ilişkiler yumağı?

Siz nasıl insanlarsınız?

Galiba anlamıyorsun.

Ben sana bir fırsat sunuyorum.

Bu düzensiz hayatını düzene sokmak için.

Evet mi hayır mı?

Bu bir evet tokadı mıydı?

Hayır, canım istedi.

Ayrıca tabii ki hayır.

Ben seninle nişanlı taklidi yapacağıma

ömür boyu halamın çiçekçi dükkânında çalışırım daha iyi.

Ki benim sevgilim var.

Olmasa da bu nasıl bir cüret? Sen kendini ne sanıyorsun?

Hem ben senin yüzünü bir daha göreceğime--

Tamam, tamam, anladım.

Ben sana bir anlaşma teklif ettim, sen de reddettin.

Bu kadar uzatmana gerek yok.

Gidelim.

(Müzik)

Ya duyulursa

bu geceki yalancı nişanlılık meselesi?

Üç, beş sarhoş yarına hatırlamazlar bile.

(Müzik)

Bir daha asla ama asla görüşmemek dileğiyle Serkan Bey.

Duygularımız karşılıklı hanımefendi.

(Kadın) Serkan Bey, yanınızdaki hanımefendi kim?

(Üst üste konuşuyorlar)

Bu ne? Çok saçma!

(Kadın) Serkan Bey, hanımefendinin adı ne?

(Serkan) Hüseyin, bir ilgilenir misin?

(Hüseyin) Arkadaşlar

(Eda) Bu ne? Çok saçma!

(Üst üste konuşuyorlar)

Yarın sabah 10.00'da yeni yatırımımızla alakalı bir basın toplantısı yapacağım.

Muhtemelen magazin de orada olacak.

Senin benim özel asistanım olduğunu ve bir iş toplantısı çıkışında

oraya gittiğimizi söyleyeceğim. Uygun mu?

Uygun.

Hatta bence yarın sen de ol.

(Serkan) Yanımda durursun.

(Eda) Ben ineyim burada.

O zaman yarın sabah yine, yeniden, mecburen görüşüyoruz.

Son kez.

Son kez.

İyi akşamlar.

(Duygusal müzik)

Neyin basın toplantısı bu?

Ayrıca bizim neden hiçbir şeyden haberimiz yok?

Ve bize hiçbir şey anlatmıyorsun. Üzülüyoruz sonra biz.

Anlatacağım, her şeyi anlatacağım.

Bir yanlış anlaşılma olmuş. Bunu atlatayım, anlatacağım.

Ayrıca siz niye geliyorsunuz ki?

Gerçekten gerek yok.

Ben halledip çıkacağım. Beş dakikalık basın toplantısı.

Sen hayatında kaç kere basın toplantısı yaptın acaba?

Melo, sen hiç konuşma.

(Telefon çalıyor)

Kızlar, Cenk.

Of! O da duymuş mudur acaba nişan olayını?

-Aç, öğrenelim. -(Eda) Tamam, dur.

Alo, Cenk.

Şimdi olmaz. Benim işim var biraz.

Niye? Bir so

Olmaz. Gelme.

Konum mu?

Tamam, atıyorum. İyi, tamam.

-O da geliyor. -Geliyor.

Ya bu gerzo basın toplantısında Serkan Bolat'a saldırırsa?

-Ne yapacağız şimdi? -(Melek) Ama ben sana dedim.

Evlilik teklifi geliyor, kapıda dedim.

Nişanlandığını öğrenince çıldırdı.

Eda'yla Serkan Bolat'ın gerçekten nişanlı olmadığının farkındasın, değil mi?

Evet, onu diyorum işte. Öğrenince çıldırdı.

Hadi, gecikiyoruz.

(Müzik)

(Serkan) Yatırımcıları ön tarafa alıp

diğer müşterilerden ayrı tutsunlar, tamam mı?

Engin, soru cevap sende.

Tamam, hallederim. Merak etme sen. Erdem

organizasyonla ilgili tek bir hata istemiyorum. Her şey 'okay' mi?

Merak etmeyin, her şey bir tuş kadar yakınımda.

(Engin) İyi, hadi gidelim bakalım.

Serkan, konuşabilir miyiz?

-Tabii. Ne oldu? -Ne mi oldu?

Basın gizli nişanlının haberleriyle çalkalanıyor.

Sosyal medyaya bakmıyor musun?

Bunu PR'cım olarak mı soruyorsun yoksa eski sevgilim mi

yoksa ortağım olarak mı? Anlayamadım tam.

İşler çığırından çıktı diyorum Serkan.

Birazdan magazinciler bizim yatırım lansmanımızı basacaklar.

O zaman işini yap Selin

ve magazincileri engelle.

(Müzik)

-Merhaba. -(Eda) Merhaba.

-Selin neden burada? -Çünkü benim

Pardon ama bu seni ilgilendiriyor mu?

Pardon. Peki, tamam.

Yarım saate basın hazır olur.

-Tamam. -Güzel.

-Güzel. Orada görüşürüz. -Geç kalmazsan.

-Kalmam. -Umarım.

Aranızdan biri bana Serkan Bolat'ın yüzünü

bir daha görmeyeceğimi söyleyebilir mi?

Söyle, söyle lütfen.

-İyi misin? -Lütfen söyle.

-Söyle! -Bir daha görmeyeceksin yüzünü.

-(Cenk) Eda. -Cenk geldi Eda.

(Melek) Burada ne işi var?

Cenk.

-(Cenk) Merhaba. -(Melek) Merhaba.

-Nasılsınız? -(Melek) İyiyiz, sağ ol. Sen?

Harika.

-Eda, bizim-- -Biz buralardayız Eda.

Hadi Melo.

Eda, seninle çok acil konuşmam lazım.

Cenk, biliyorum ama şimdi hiç zamanı değil.

Hayır Eda, şu an tam zamanı.

Çünkü benim bir saat içinde havalimanında olmam gerekiyor.

Ne? Nereye? Gidiyor musun?

Evet, gidiyorum.

Ama gitmeden önce seninle çok önemli bir şey konuşmam gerekiyor.

Oturalım mı biraz?

Tamam. Oturalım içeride bir yere.

(Müzik)

(Kadın) Afiyet olsun.

-(Eda) Teşekkürler. -(Cenk) Teşekkürler.

Seni dinliyorum.

Eda, biz birbirimizi yıllardır tanıyoruz.

Biz seninle iki arkadaşız.

Yakın arkadaşız, dert ortağı.

Bir hayat paylaştık birlikte.

Aa! Bak, bak, şuradaki kız var ya

bu bankta gördüğümüz kız, hatırlıyor musun? O kız.

Bak, yine oturmuş karşımda bana dik dik bakıyor. Kim bu ya?

Kim olabilir bu? Serkan Bolat'la falan mı ilgili?

Eda, beni dinleyecek misin lütfen?

Tamam, pardon. Dinliyorum ama bu ikinci oldu artık.

Bak, İtalya'ya gitmek beni çok olgun bir adam yaptı.

Ve ben anladım ki hayatın anlamı aşkmış Eda.

Cenk.

Eda, lütfen anla beni.

Eda, ben

ayrılmak istiyorum.

Evet.

Eda, ben ayrılmak istiyorum.

Ne?

Ne?

Cenk, sen ne diyorsun?

Eda, ben İtalya'ya gittiğim zaman iş falan aramadım ki.

Resim okumaya başladım ben.

Her şeye yeniden başladım. Ben öğrenciyim yani. Hayatımı sıfırladım.

Bambaşka birine âşık oldum.

Carla diye biri.

Cenk, sen ciddi misin?

-Evet. -Gerçekten ciddi misin? Carla kim?

Carla, Eda, İtalyan.

Eda, Carla bir güzel makarna yapıyor.

Tutkulu, kıskanç, neşeli, hayat dolu.

Orada oturuyor hatta.

Bir dakika.

Sen benden ayrılırken kız arkadaşını da mı getirdin?

Eda, senden ayrılmamı kendi gözleriyle görmek istedi.

O yüzden geldi. Bir de biz buradan beraber havalimanına gideceğiz.

Daha pratik olur dedi.

Türkçe de bilmiyor, o yüzden dik dik bakıyor oradan.

Eda, sakin ol.

Ben şu an sakin olmaya çalışıyorum ama sakin falan olamıyorum Cenk!

Sen benden ayrılırken kız arkadaşını mı getirdin?

Böyle bir şeyi nasıl yaparsın sen?

Sen dünkü haberleri gördün.

Serkan Bolat'la sevgili haberlerini gördün. O yüzden.

Ben anlamaya çalışıyorum, anlayamıyorum. O yüzden mi?

Hayır Eda. Ben haberleri gördüm, evet ama hiç ihtimal vermedim.

Yani Serkan Bolat ve sen.

Daha neler!

Daha neler derken?

Eda, bütün Türkiye adamın peşinde.

Davul bile dengi dengine yani, kusura bakma.

Öyle mi?

Serkan Bolat kim, ben kim, öyle mi?

(Hareketli müzik)

(Cenk) Eda, ben seni üzmek için söylemedim ki.

Eda!

Nerede kaldı bu kız?

Bana bak, yolda çalıştın, değil mi? Ezberin falan tam.

Bir sıkıntı olmaz sahnede.

Sakin ol Engin. Evet, her şey tamam.

Kısa bir konuşma yapacağım. Sonra sorun falan kalmayacak.

İyi o zaman. Hadi inceden başlayalım. Biz hazırız. Hadi abi.

Değerli konuklarımız, sevgili dostlarımız, hoş geldiniz.

(Gerilim müziği)

(Cenk dış ses) Eda, bütün Türkiye adamın peşinde.

(Cenk dış ses) Davul bile dengi dengine yani, kusura bakma.

(Eda dış ses) Öyle mi? Serkan Bolat kim, ben kim, öyle mi?

Şimdi önemli konumuza girmeden önce

iş konuşmadan önce bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek isterim.

(Hareketli müzik)

-Eda. -Eda.

Şimdi biliyorsunuz, skandal kelimesi

Eda!

ile ben asla yan yana gelmeyiz.

(Hareketli müzik)

Bu dizinin ayrıntılı altyazısı FOX TV tarafından

Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.

www.sebeder.org

Ayrıntılı Altyazı Çevirmenleri: Ayhan Özgören - Belgin Yılmaz

Bülent Temür - Çağıl Doğan - Çağrı Doğan

Son Kontrol: Beliz Coşar

Teknik Yapım: Yeni Gökdelen Tercüme

("Aytekin Ataş - Sen Çal Kapımı" çalıyor)

"Bu yalan bir mecburiyet"

"Yoksa sana vurgun değilim"

"Ama gözlerinde bir ışık, kalbimin tıkırtısı"

"İçim içime sığmıyor, ya bu neyin kıpırtısı"

"Dön yüzünü gökyüzüne, bak bir aşkın yıldızına, aman"

"Parlayacak, sönecek, biliyorum"

"Her şey olur, her şey biter"

"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"

"Her şey olur, her şey biter"

"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"

"Her şey olur, her şey biter"

"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"

"Her şey olur, her şey biter"

"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.