Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
♪ Sen çekip gidince...
♪ ...arkandan çok göz yaşı döktüm.
♪ Ama çekip gitmiştin öylece.
♪ Moralinin bozulduğunu...
♪ ...ve üzgün hissettiğini...
♪ ...inkâr edemezsin.
♪ Sahip olduğun...
♪ ...en kıymetli dostunu özleyeceksin.
♪ Öyle bir zaman gelecek ki...
♪ Dün...
♪ ...her ne yapmışsan güzeldi.
♪ Günlerini gece karanlığına boğdun.
♪ Hiç denemeden...
♪ ...başarılı olamayacağını bilmiyor muydun?
♪ Aklından bir şey geçiyor, değil mi?
♪ İzin ver...
♪ ...zaman sana kendini mahvettiğini göstersin.
♪ Hayallerini geride bırakıyorsun.
♪ Hiç denemeden...
♪ ...başarılı olamayacağını bilmiyor muydun?
- Dostum. - Ne?
- Karar ver artık. - Bu çalma listesi çok saçma.
- Bir şarkıda dursan mı? - Hallediyorum.
Şöyle bir...
Bu mekânı nereden buldun?
Birileri bahsediyordu. Benim de hoşuma gitti.
- Kimdi onlar? - Birileri işte.
Resimleri görünce sen de beğendin.
Hazırlanmak için biraz daha zamanımız olsaydı keşke.
Hoşuna gider sandım.
Hiçliğin ortasında, ay ışığı ağaçların arasından geliyor.
- Ne diyordun sen ona? - Alacalı mı?
Alacalı! Evet.
- O kelimeyi çok kullanıyorum, değil mi? - Alacalı hayatı hep sevmişsindir.
Şu ağaçlara baksana ya!
Ağaçların kokusunu alabiliyorsun.
Tanrım, şu esinti!
Hay aksi, dur!
- Ne oldu? - Arabayı durdur.
Tanrım.
Ne oldu?
- Şapkam uçtu. Gidip alacağım. - Ciddi misin?
- Kath, o şapka sınırlı sayıda üretildi. - Peki, acele et.
Tamam.
Şanslıyım. Ağacın dalına takılmış.
Sevindim.
- Hava daha karamadı bile. - Kararacak ama.
Çevirmen: Ozan Tufan Twitter: @ozn_tufn
Varış noktası solunuzda.
Evet, öyle.
Çok şükür.
Şu karı bir kere daha dön deseydi, yemin ederim ki...
- Direksiyonu sıkıca tutuyordun. - Gelecek sefere sen sür.
Eski köye yeni âdet olmaz.
- Sürmeyi hiç denedin mi ki? - Çok sıkıcı iş.
Yan koltukta oturmak daha keyifli.
Sanırım geldik.
- Bu da ne? - Ne oldu?
Niye başka bir araba var burada?
Bilmiyorum ama...
Bu da ne?
- Bu kim? - Bilmiyorum.
Buranın kiraladığın ev olduğundan kesinlikle emin misin?
Eminim. Resimdekiyle birebir aynı.
O zaman, neden bir adam var orada?
Eminim ki önemli bir şey değildir.
Dinle.
Burada bekle. Neler oluyor bir öğreneyim.
Bu kulübeyi biz kiraladık.
- Bu yüzden... - Ne yaptınız?
Kulübeyi hafta sonu için kiraladık.
Hayır.
Evet.
Kısa bir tatil için.
Olabilir ama biz buradayız.
Ama biz...
...şehirden buraya gelmek için saatlerce araba sürdük.
Max, rezervasyonu göster.
- Gerek yok, Max. - Bir şey göstermek zorunda değilim.
Kulübe bizim. Parasını ödedim.
Max, kulübe bizim. Biz kiraladık.
İçeriye yerleştik bile.
Yolluk ister misin?
- Bu çok... - Ne yapıyorsun?
- Yemek siparişi veriyorum. - Ne?
Ev sahibini arayacağım. Numarası ne?
O biraz zor. Hat pek çekmiyor buralarda.
Hey, hadi ama. Yardımcı ol bize.
Yardımcı mı olayım?
- Max, hadi gidelim. - Hayır.
Hava çoktan karardı. En az 150 km boyunca hiç otel yok.
- Geceyi burada geçirsek ya? - Bir anda ortaya çıktınız, dostum.
Dinle. Çok yoruldu. Saatlerdir araba sürüyor.
- Sen sür o zaman? - Süremem.
- Nasıl yani? - Ehliyetim yok.
Gece sürmeyi hiç sevmez. Gözlerinde sorun var da.
- Aman be! - Ne oldu?
Arabada bekleyeceğim.
Hey!
- Kalabilirsiniz. - Ne?
Tek gece zaten.
Cidden mi? Harika!
- Duydun mu? - Evet, duydum.
Yani?
Sen gir içeri. Ben geceleri görmeyen gözümle arabada yatarım.
Nasıl yani?
Gece araba sürmeyi sevmememi neden o kadar abarttın?
Ama sevmiyorsun! 10 dakika önce dedin ki...
Ne dediğimi biliyorum.
Haklısın.
Özür dilerim. Geri dönmeliyiz.
Bir gece için bu kadar macera yeter.
Burada kalmak, konfor alanının dışında.
Yani, bizim konfor alanımızın.
Şimdi dönersek...
- Hayır, Max. - Ne?
Kalalım.
- Sandım ki... - Yeterince macera yaşadığımda...
...sana söylerim.
Pekâlâ.
Sizin için sorun olmayacaksa kalmaya karar verdik.
- İyi bir sevgilisin. - Öyleyimdir.
Sağ olun.
Hadi bakalım.
Dostum!
Burası beyninin içi gibi.
Her şey eski tarzda. Nostaljik.
Pencereden orman görünüyor.
Ebediyen burada kalınır, değil mi?
- Vay anasını, şuna baksana. - Farkındayım.
Baksana bir.
Uyumamız için en uygun yer neresi, sizce?
Biz orada uyuyoruz. Sanırım ev sahibinin odası.
Başka her yer olur.
Vay be.
- Valizlerimizi arabadan getirelim. - Evet.
Dursana.
Bu plaktaki nakaratlar fena. İki dakika uzunluğunda.
Jamiroquai.
Bir göz atmama izin ver.
Yardım lazım mı?
Elbette.
- Ne zamandır berabersiniz? - Beraber değiliz.
Çiftlerin birbirini kullandıkları, kapitalist tarzda değiliz yani.
Anladım.
Ama ne kadar zamandır sadece sevişiyorsanız diye sorarsan...
...bir yıl oldu diyebilirim.
Ya siz?
Ne kadar zamandır...
Berbersiniz?
Aynı. Bir yıl oldu.
Evleneli mi yoksa tanışalı mı bir yıl oldu?
Evli miyiz sandın?
Tahmin ettim sadece.
Neden öyle düşündün ki?
Sizin gibi insanlar...
...evli ya da bekâr oluyor genelde.
Benim gibi mi?
Demek istediğim, evli olmaman...
-...iyi bir şey. - Evet.
Evlilik işini bir kez denedim.
Bana göre değil.
Max ile işleri akışına bıraktık.
Pekâlâ.
Şimdi parti oldu işte.
Aman Tanrım.
Ne oldu?
- Pillow Talkers. - O ne?
"Pillow Talkers, ilişkinin heyecanını kaybetmiş sevgililer için bir oyundur."
"Oyun, çiftleri hem fiziksel hem de duygusal olarak birbirine yakınlaştıracak."
Ezik çiftler birbirine yakınlaşmak için bunu oynuyor, inanılmaz.
Hadi oynayalım.
Ne?
- Başka ne yapacağız? - Bilemedim dostum. Oyun biraz...
Ben varım.
Cidden mi?
Evet. Tabii senin için fazla maceralı olmayacaksa.
"Partnerine doğru eğil ve derin bir nefes al."
"Burnuna gelen kokuyu tarif et"
Saç.
Had ama. Kartta tarif et yazıyor.
Al, içindeki şairi ortaya çıkar bakalım.
Saç ve kafa. Bir de...
...çiçekler falan işte.
Çok tatlısın var ya.
Ben anladım seni. Tam kalbimden.
Sıradaki kişi.
- Hadi kızım! - Sıra bende.
Salla zarları.
Pekâlâ.
- Hikâye. - Amanın!
"Şu anki...
"Şu anki partnerinle tanışma hikâyeni anlat."
Her şey yoğurt reyonunda başladı.
Aslında onun öğretmeniydim.
- Farkındayım. - Çok ateşli!
Özel bir eğitim dersiydi, yani tamamen yasaldı.
Sonra bir gün ona ceza verdin ki ders bittikten sonra okulda kalsın.
- Aslında... - Domates yetiştiriyorduk.
Max hayal kırıklığına uğramıştı.
Altı hafta süren bitki yetiştirme dersiydi.
İlk hafta domates ektik.
"Gerçek işlere ne zaman girişeceğiz" diye düşünüyordum ben.
Meğerse hiç girişmeyecekmişiz.
Dersleri ekecek sanıyordum.
Ama bak sen şu işe, her salı dersi en önde dinliyordu.
Israrcısın, değil mi?
Bu tür işler sabırlı olmaktan geçiyor.
Sonra ne oldu?
- Nasıl yani? - İlişkiniz nasıl başladı?
Max en önde seni dinliyor. Ders bitmek üzere falan.
Pekâlâ.
Son dersten sonra...
...beni kahve içmeye davet etti.
Ben de kabul ettim.
İşte böyle oldu.
Peki. Buna da tanışma hikâyesi diyebiliriz sanırım.
Müsaadenizle.
Senin sıran.
"Meydan okuma kartı çek."
Hay aksi.
"Dirsek, insanların bilmediği cinsel istek uyandıran bir bölgedir...
...sağındaki oyuncuya bunu kanıtla."
Şimdi, kural kuraldır. Yani...
Vay be.
Dışarıda ne var peki?
- Güya okyanusa yürüyebiliyormuşsun. - Hadi canım?
Yarın sabah bunu yapmalıyız.
Bence ilk iş olarak buradan giderek...
...arkadaşlara rahatsızlık vermeyi bırakmalıyız.
Peki ikinci iş olarak yapsak?
Max.
Senin için fazla mı macera olur?
Çok yorgunum ben.
- Uyumaya gitsek... - Saat daha on buçuk.
Ama ben çok yorgunum.
Uyumaya gideceğim.
Yatak odasında uyuyabilirsin.
- Ne? - Evet.
Yerde yatarız biz.
Ciddiyim.
Evde yatağımız bile yok çünkü biraz şeyler...
Peki, sağ olun.
- İyi geceler. - Sana da.
Sıra sende.
Sanırım öyle.
Hadi bakalım. Babacık bir jet ski istiyor.
Max?
Max!
Al.
Neler oluyor?
Gitmişler.
Nasıl yani?
- Nereye? - Gitmişler işte...
Hey, Al!
Bana bak. Max nerede?
Yürüyüşe çıkmıştık. İşemek için biraz geride kaldım.
Geri döndüğümde ise...
Ne?
Öpüşmeye başlamışlar.
Ne dedin?
Aptal erkek arkadaşın, kız arkadaşımın her yerine elliyordu.
Onu kurtarmak için yanına koştum ama bana gülmeye başladı.
Sonra kaçıp gittiler.
- Ama neden? - Neden mi?
Yani, Greta...
...buna cidden cevap vermemi mi istiyorsun?
Ben...
"Canlı bir ahtapot yemek...
...beni kötü bir insan yapar mı?"
Menüdeyken kulağa güzel geliyordu ama...
...belli ki yunuslardan daha akıllılarmış.
Pekâlâ.
Senin sıran.
İstediğin soruyu yaz.
Üstüne biraz konuşacağım. Sonra soruyu yakacağız.
- Sonra da... - Ne olacak?
- Cevabı beklemeye başlayacağız. - Almayayım ben.
Biraz olsun bile merak etmiyor musun?
- Neyi? - Biliyorum, onu aramak istemiyorsun.
- Ama Max'in beraber kaçtığı kadın kim? - Emin değilim, Greta sanırım.
- Bu kadar mı? - Başka ne olacak?
Kim bu kadın? Ne numaralar çeviriyor?
Kaç yaşında?
Jason öğrencilerinden biri için beni terk etseydi, o kızın peşine düşerdim.
"O kızda ne görüyor. Onda olup da bende olmayan ne?"
Böyle olması iyi oldu.
İlişkiyi aylar önce bitirilmeliydim.
Max eğlenceli biri, sanırım.
Ama açıkçası çok uğraş istiyor.
Uğraşıcı olması gerekiyor. Böylece buna değiyor mu, göreceksin.
Bir şeylerle uğraşmaktan ve numara yapmaktan bıktım.
İhtiyacım olan her şey burada.
Kitaplarım, bitkilerim ve kapımda bir kilit var.
Şimdi tek istediğimse ebedi bir sessizlik.
Bunu istemem çok mu?
İyi ki gelmişim buraya.
Merhaba?
Merhaba.
- Geçen hafta kulübenizi kiralamıştım. - Peki.
Acaba müşterilerinizden birinin iletişim bilgilerini alabilir miyim?
Neden?
Çünkü bir şeyini unutmuş da.
Kitabını.
Ona geri vermeye çalışıyorum.
Adı, Gretaydı sanırım.
Müşterilerin kişisel bilgilerini paylaşamam.
Doğrudur ama geri isteyeceği bir şeye benziyor.
- Şehirde misin? - Evet.
Yarın oradan geçeceğim. Uğrayıp alabilirim.
Hayır, bu çok...
Sorun değil.
Aslında ben işte olacağım, yani...
Adres ne?
173 Capp.
- Harika, görüşürüz. - Görüşürüz.
Siktir ya.
- Nasıl yardımcı olabilirim? - Sanırım dün gece telefonda konuşmuştuk.
Evet, sen kulübenin sahibi...
Bir bakayım, buralarda bir yerde....
Müsaadenizle.
Suladın mı hiç?
- Sulamadan bahsetmedin hiç. - Evet, düşündüm ki...
Ne sandın beni, bitkilere fısıldayan adam mı?
Hadi be oradan.
Sanırım paranızı iade istiyorsunuz.
Nasıl istiyorsan öyle yapalım.
Peki.
- Bu, şey bitkisi mi? - Verbena.
Yani öyleymiş.
Lazarus türünün ince yapraklı varyantı, değil mi?
Nadir görülen bir çeşit mi?
- 10 dolara satsana bana. - Emin değilim.
15'e ne dersin?
Hey, dostum. Benim bitkim bu.
Demin senindi. 25, hatta gittiği yere kadar veririm.
- 30. - 40.
N'oluyor lan?
50.
Kendi bitkimle beni dolandırmaya çalışıyor.
Sizinle iş yapmak bir zevkti.
İstersen bir raf dolusu o bitkiden var.
Ben ölü olanları seviyorum sadece.
- Kitabı alsam mı? - Evet, doğru ya.
- Kitap falan yok. - Ne?
Yalan söyledim. Her şeyi uydurdum.
Anlamıyorum.
Erkek arkadaşımla kulübeni kiraladık.
Kulübeye gittiğimizde orada Greta adında bir kadın vardı.
O gece erkek arkadaşımla birlikte kaçtılar.
Evet, seni arayıp buraya kadar gelmene sebep olmamalıydım.
Dert etme. Sorun değil.
Ormanda yaşayan yaşlı bir adamım. Bu hafta yaptığım en heyecanlı şey buydu.
- Büyük şehir, ilişki sorunları. - Bahçıvanlık dolandırıcılığı.
- Aynen öyle. - En azından sana bir kahve ısmarlasam?
Ne olduğunu anlamak için dışarı koştum.
Al adındaki adam, öylece oturmuş ağlıyordu.
Olanları bana söyledi. Kulübeye geri gittim.
Gitmişlerdi. Bu kadar.
- Kadına ulaşmak mı istiyorsun? - Bu kadın kim, onu bile bilmiyorum.
Bu olanlar çok klişe geliyor.
Tecrübelerime göre, kadını aramak genelde iyi sonuçlanmıyor.
Evet, biliyorum.
Özellikle de olanları konuşmak istemiyorsa.
Vay anasını be.
Anlamıştım. Sen olduğunu anlamıştım.
- Merhaba, Ramon. - Nicholas Barlow buradaymış be!
Kulübenden çıkıp gelmişsin. Yere kazdığın çukura falan sıçıyordun sen.
Şehirde ne yapıyorsun?
Nereden tanışıyorsunuz?
Bildiğim her şeyi bu beyefendi bana öğretti.
Biraz abarttın.
Sen de mi tatil evi kiralama işindesin?
Dalga geçiyorsun, değil mi?
- Nicky Barlow? - Ramon.
Bu adam bir efsanedir.
Zamanın çok ilerisinde.
Biyoteknoloji girişiminde beraber çalışmıştık.
- Adı neydi? - Adı duyulmuş bir şey değildi.
Çünkü GlaxoSmithKline şirketi tarafından satın alındık.
Fena olay. Çok ciddi para kaldırmıştık.
Burada oturan, son anda vazgeçen Paul Bunyan dışında.
O zamanlar, tüm mesele fikirlerine sadık kalmaktı.
Söyle bakalım, bugünlerde kimlerle çalışıyorsun?
- Neler yapıyorsun? - Aslında...
Bir şey yaptığım yok.
Bir ara konuşmalıyız.
Erkek kozmetik ürünü işine giriştim.
- İşi bilen birini arıyoruz. - Hay aksi.
Geç kalmışım.
- Neye? - Yapacağım diğer işe.
Kesinlikle gidemezsin.
Çok özür dilerim, gerçekten.
Sana milyonlar kazandıracak bir iş teklifi sunuyorum.
Sen ise gidiyorsun, yine!
Hayret bir şey ya!
Girişim uzmanı mısın? Onlara benziyorsun.
Planımdan az daha bahsedeyim mi?
Koreli her üç erkekten birinin her gün...
...göz kalemini kullandığını biliyor muydun?
Ancak Amerika ve Avrupa piyasasında ise...
Duvarda bir deliğe benziyor ama tamamen gizlenmiş.
Restoranın adı "Called Eight Ways". Haftaya oraya gideceğiz.
- Ve sadece... - Ahtapot servis ediliyor.
Aynen öyle. Menüde sadece ahtapot var.
Çok tazeler. Akşam yemeğinde yemelik.
Cole'un Spotify hesabı açmasına izin mi veriyorsunuz?
Yedi yaşına girdi.
- Örgütlerden korkmuyor musunuz? - Times gazetesi haberini mi diyorsun?
Ne haberi?
Hackerlar, çalma listelerine gizli mesaj yerleştirmenin yolunu bulmuş.
- Bir çocuk intihar etmiş. - Yok artık, neden?
- Yalan be. - Gerçek!
İşteki arkadaşım Angela, bir şarkı açtı. Gizli mesajı hissedebiliyordum.
O örgütlerden biri beni ele geçirmişti.
- Ne? - Birkaç yıl önce.
İnternet üzerinden şarkı dinliyordum.
Adamın teki "aradığım şeyin" kendisinde olduğunu söylemişti.
Beni bir ambarda tuzağa düşürmüştü.
Tanrım, cidden mi?
Max, ne diyorsun sen?
Tüm paramı alıp bana bir çanta dolusu 7 inçlik vermişti.
Yedi ne? Uyuşturucu gibi mi?
Hayır, 7-inçlik plak. Plak satın almış.
Spotify'dan bahsediyoruz sanmıştım.
Çok sağlam şarkılardı. Hayatımı kökten değiştirdi.
Bu yüzden, çocuklarınıza mukayyet olun!
Max, yeraltının nabzını tutuyor.
Baksanıza.
Bu da ne demek?
Hadi ama. Tişörtün ne kadar?
150 dolar mı?
- Ne? - Tokyo'dan nakliye ücreti de var.
Umursamıyor görünsen de pahalı giyiniyormuşsun.
- Nereye gidiyorsun? - Şarabımız bitti.
- İyi misin? - İyiyim.
Şaraplar ne tarafta?
Şaraplar? Hani üzüm asmasından yapılan...
...ya da tatlı, ironik etiketi olanlar?
Bir şeyler yapacağım.
Bu yapıyor hâlin mi?
Önemli olduğunu bilmiyorum mu sanıyorsun?
Biliyor musun?
Bir şeyler al, gidelim. Zaten geç kaldık.
Ne fark ediyor ki? Bir şey yapacağın yok.
Buyur?
- Selam? - Selam.
Kath ben. Dün görüşmüştük.
Selam. Elbette.
İşine yetişebildin mi?
Kusuruma bakma ya.
50 doları nereye harcadığımı duyunca çok üzülmeyeceksin.
Hadi be oradan!
Erkek kozmetik ürünü işinden bahsediyoruz.
Ya hepsi ya hiç.
Dediklerini düşündüm.
- Evet? - Haklısın.
Kadını aramam işe yaramayacak.
- Telefonu açmaz bile. - Evet, muhtemelen.
- Yani, onu bulmalıyım. - Onunla yüzleşecek misin?
Bu kadın kim ki? Amacı ne yani?
Ne yaptığının farkında mı?
Yani...
Kişisel bilgilerin gizliliği konusunda...
...dediklerini anlıyorum.
Ama bir adrese ihtiyacım var.
Bunu yapmak istediğine emin misin?
Sanırım eminim. Evet, kesinlikle eminim.
Peki, yapalım o zaman.
Sen de mi geleceksin?
Gizlice takip işi yapacağız, değil mi?
Bu tür işleri ortağın olmadan yapamazsın.
Öyle mi?
Ölmeden önce yapmak istediğim bir şey bu.
Hadi, beraber yapalım.
Gözlük ve atıştırmalık alırız. Göze çarpmayacak da bir minibüs.
- Minibüsün mü var? - Hayır, senin var mı?
- Normal bir arabam var. - O da işimizi görür.
Buyur?
- Örgüt için mi alışveriş yapıyorsunuz? - Ne diyorsun lan sen?
Aynen öyle.
Vay, Noel baba mı o?
Huzur içinde yatsın.
Süt ve kurabiye falan da alın. Onlar da işe yarar.
Örgüt için alışveriş yapıyor olsaydık katılır mıydın?
Evet, katılırdım. Ama söyleyeyim, son örgütümden yeni ayrıldım.
Bu yüzden biraz kafama göre takılmak istiyorum.
Komiksin.
Sarhoş olmaya gidiyoruz. Gelmek ister misin?
Şimdi mi?
Sadece şarap içmiyorsan tabii.
Hadi zil zurna sarhoş olalım.
Sanırım adres burası.
Evet.
Neden havalı gözlük sadece sende var?
Yok artık!
Soğuk kahve, çörek.
O anlaşmadan neden vazgeçtin?
Ne?
Şu biyoteknoloji işi. Çok para kazandırır gibi duruyor.
İmzalamadan önce babam vefat etti.
Başın sağ olsun.
Sorun değil. Öleceği belliydi.
Hasta mıydı?
Hipertrofik Kardiyomiyopati.
Genetik bir hastalık.
Kısacası, tüm sinir sistemi iflas etti.
Tanrım.
Çaresizce, her gece hastane odasında...
...ızdırap içinde inleyişini izlerdim.
Sonraki gün ofise gidip 20'li yaşlardaki insanların...
...tüm gün birbiriyle şakalaştığını görürdüm.
Bu durum beni deli ederdi.
Evet.
Evet.
Evet.
Sonra babam vefat etti.
Ne kadar zor olduğunu hayal bile edemem...
Özür kılınmış hissettim.
Artık bu şekilde yaşamak istemediğimi anladım.
Her gün yeni anlaşma kovalamak...
...ve hayatı hiç bitmeyecekmiş gibi yaşamaktan bıkmıştım.
Tam zamanında kurtuldum.
Baksana.
Bu o kız.
Ne yapacağız?
- O olduğuna emin misin? - Eminim.
Nereye gidiyor ki?
Bekle.
Sen üst tarafı kontrol et. Ben şu tarafa bakayım.
Yine burada buluşalım.
Selam.
İçeri girebilir...
Sadece bir saniyeliğine. Parası neyse öderim.
Çocuğun falan mı içeride?
Ne?
Dedim ki, içeride çocuğun falan mı var?
Dur, seni duyamıyorum.
Gelecek misin?
Aman Tanrım.
Seni sonra arayayım.
Sen Kath'sin, değil mi?
Şu kulübeden?
Evet.
Ben Greta.
Evet, biliyorum.
Burada ne yapıyorsun?
Ben...
Max nerede?
Evet, bunu hak ediyorum.
Ne demek istiyorsun?
Bir süredir seni düşünüyorum.
Çok havalı ve özgürsün.
Sonra ben...
...araya girdim.
Çok kötü hissediyorum, gerçekten.
Kulağa saçma geldiğinin farkındayım ama gerçekten öyle.
Sonra Max'e baktım.
Bana gülümsedi.
Sadece...
Ondan vazgeçemedim.
Bunu sana söylemem gerek yok. Onu herkesten iyi tanıyorsun.
Doğru.
Ama yine de kendimi yuva yıkan birisi gibi hissediyorum.
Bunu demem çok klişe, biliyorum.
N'oluyor lan!
Nereye gittiğine dikkat etsene, pezevenk!
Lanet olsun.
Çok üzgünüm.
Gerçekten.
Arkadaşlarım bekliyor.
Bu yüzden...
İzine rastlamadım.
Sen?
Yapılan ilk kayıtları dinlersin ya.
"Protect Ya Neck" gibi. O şarkıyı nasıl bestelemişler, dersin.
30 yıl geçer ama ona yakın bir şarkı bile bestelenmez.
Neden mi?
Çünkü zekânın da bir zaman çizelgesi var.
- Kontenjanı doldurduk. - Yani?
Dünyada belirli sayıda mı dâhi var diyorsun?
- İçinde bulunduğumuz yüzyılı düşünsene bir. - Peki.
Ancak her 10 yılda gerçek bir dâhi çıkıyor...
...o da şansımız varsa.
- Öyle mi ya? - Evet, takip ediyorum ben.
Kaç yaşındasın ki sen?
100.
Ciddi soruyorum.
50.
Vay, 50 yaşında göre çok iyi duruyorsun.
Şaka yapıyordum be!
50, cidden mi?
Vücut çalışıyor gibisin.
Bir kere yoga yapmıştım.
Vegan mısın?
Ne biçim soru bu?
Seni tanımaya çalışıyorum, dostum.
Tanımak mı, peki.
Birkaç kere denedim ama çok yorgun hissettim. Demir lazım bana.
Korunmasız seks hakkında ne düşünüyorsun?
- Ne? - Korunmasız seksi daha önce hiç duymadın mı?
Neyim ben, doktor falan mı?
- Normal sorular bunlar. - Evet.
Bunlar üçüncü buluşmada sorulacak sorular, dostum.
- Şu an flört mü ediyoruz sanıyorsun? - Hayır.
Ne, nasıl? Hayır.
Seninle şakalaşıyoruz sadece.
Bir konsere gelmek ister misin?
- Ne zaman? - Yarın.
- Oakland'da mı ya da... - Kuzeyinde.
- Redwood'ta. - Hadi canım!
Büyük bir alan lazım çünkü çok...
Deli gibi Rock dinleyeceğiz.
"Fear of God, Anal Cunt" gibi grupları mı dinleyeceksiniz?
- Aynen öyle. - Dostum.
Kulağa çok ilkel geliyor.
Davullar ağaçların arasında çalınacak.
Siktir! Kahretsin!
Yapma öyle! Enfeksiyon kaparsın.
- Hayır... - Elini ver.
- Yarın... - Evet?
Cazadero'ya geleceksin.
- İki saat uzaklıkta değil mi orası? - Bu işte var mısın yok musun?
Varım.
131 Manzanita adresine gel.
- Konser orada mı olacak? - Sayılır. Kulübe gibi bir yer.
Gece orada toplanıp sabah yola çıkacağız.
- Ormanda mı? - Evet.
Örgüte katıldım şimdi, değil mi?
İçeride neler oluyordu? Bir çeşit şey gibiydi...
Hiçbir fikrim yok.
- Konuşmak ister misin? - Pek istemem.
36 yaşımdayken karım beni terk etti.
- Hadi ya. - Hayır, onu suçlayamam.
- En iyi hâlimde değildim. - Hiç oluyor muyuz ki?
Oğlumuzu da alarak Austin'e taşındı.
Ne yapacağımı bilmiyordum.
Bu yüzden hedefim olmadan sürmeye başladım.
Sonra bir gün çıkmaz yola girdim.
Hiçliğin ortasında, etrafım ağaçlarla kaplıydı.
Bir kayanın yanı başına oturdum.
Kafamı kaldırınca pencereyi gördüm. Cennetten düşmüş bir işaretti.
Satışa çıkmış küçük bir kulübe.
Eskimiş hâldeydi ama pek seçeneğim yoktu.
Parasını ödedim ve artık benimdi.
Alırken fareleri ve su sızıntılarını bilmiyordum.
Tam hayal ettiğim gibi değildi...
...ama bana yeterli gelmişti.
Ne var biliyor musun?
Bizim yaptığım işte bu. Hayatta kalmak.
Demek istediğin şey, tüm bu yaşadıklarımı arkamda bırakabilirsem...
...ormanda kulübemi alabilir miyim?
Aynen öyle demek istedim.
Susadın mı?
Evet, susadım.
Gerçekten susadın mı?
- Sanırım orada da şarap kalmamış? - Dinle, dükkândayken...
İki saattir yoksun.
- Bunu anlatmaya çalışıyorum. - Bahane bulmana gerek yok.
- Bulmuyorum. - Bir kere bile olsa yetişkin gibi davran o hâlde.
Arkadaşların kadar yetişkin davranmadığım için özür dilerim.
Şarap yudumlayıp dünyanın korkunçluğunu konuşmadığım için de özür dilerim.
Bir şey bildikleri yok.
- Sen biliyor musun? - Evet!
En azından öğrenmeye çalışıyorum.
Bazen hayatı doğaçlama yaşamalısın. Gerçek tecrübeler edinmelisin.
Peki, gerçek bir tecrübe edinelim o hâlde.
Teklif ettiğim her şeyi reddediyorsun.
- Ne gibi? - Dopamin orucu tutmak...
...feribotta yastık savaşı yapmak gibi.
Yetişkin birine vurmak istemiyorum diye...
Bak işte! Hep bir bahanen var.
Hayatımı boşa harcamak istemiyorum, ya sen?
Bunları deneseydin belki sevecektin.
Bir geceyi daha terk edilmiş bir depoda...
...birkaç keş ile harcamak istemiyorum.
- Bunları geçtim artık. - Ama yıllar oldu.
Aslında sen haklısın. Özür dilerim.
Biliyorum, tek istediğin...
Hayır, dinle.
Küçük bir tatile çıkmalıyız
- Baş başa. - Ne?
Her zaman şehrin çöpünden, gürültüsünden kurtulmak istediğini söylemez misin?
Evet.
O zaman, hadi yapalım.
Kuzey'de bir kulübe kirayalalım, eski tarzda olsun.
Kulağa güzel geliyor.
Değil mi? Kesinlikle yapmalıyız.
- Yarın. - Yarın mı?
- Evet. - Ama hazırlanmamız lazım...
Neye hazırlanman lazımmış?
- Hadi ama! - Çok aceleye geliyormuş...
Hadi ama. Şu anda buna ihtiyacımız var!
Beklememize gerek yok.
Peki, yapalım.
- Cidden mi? - Evet.
- Öyle mi? - Evet.
İşte ben de bunu diyorum ya!
- Şapkamı bulmalıyım. - Tabii ki bulmalısın.
Lisedeyken ne zaman kötü bir ayrılık yaşarsam...
...bu şeylerden birini fondip yapardık.
Ritüelimiz olmuştu.
İşe yarar mıydı?
Bir şekilde hayatta kaldım ama nasılını bana sor?
Bu da amma büyükmüş.
- Sen ne aldın? - Sprite.
Bu kadar mı?
- Nasıl yani? - Tek çeşit mi?
Tek çeşit yetmez.
Tüm mesele, içecekleri karıştırıp kendine has olanı yapmak.
Öğreneceğim çok şey var.
Hey.
Babanın hastalığının genetik olduğunu söyledin.
Evet.
Peki sende bu hastalık var mı?
- Özür dilerim. - Hayır, sorun değil.
Neyle savaşıyor olduğumu bildiğime mutluyum.
- Üzerinde çalıştığım bu tedavi ise... - Sen mi?
Bir çeşit kan nakli tedavisi.
Gelecek vadediyor.
Tek başına mı çalışıyorsun?
30 yıldır üzerinde çalışıyorum zaten, biraz da iyiye kullanayım.
- Tanrım! - Ne oldu?
Ben burada bir kıza kafayı takmışım.
Açıkçası yaptığı şey benim için bir iyilik sayılır.
Sen ise kendi hayatını kurtarmaya çalışıyorsun.
Dalga mı geçiyorsun?
Ölümle burun burna geldim ve terk edildim.
Ölsem daha iyiydi açıkçası.
Yer değiştiremez miyiz?
Hayatta olmaz. Kendi başınasın.
- Nerede kaldı? - Endişelenme.
Endişelenmeyeyim mi? Ya vazgeçerse?
Dostum!
Onca şahsi soruyu sorunca adam korktu tabii.
Gelecek. Nasıl biri olduğunu gördün.
Sana nasıl baktığını gördüm.
Senin de ona nasıl baktığını gördüm.
Ne diyebilirim ki? Hayal dünyasında yaşayan aptalları seviyorum.
- Gelse bile... - Gelecek.
Ona gerçekten şey yapacak...
Kes şunu! Ne yapmamız gerektiğini biliyorsun.
- Eğer hazır değilsen... - Hazır değilim demedim.
O zaman bebek gibi davranmayı kes!
- Her şey yoluna girecek? - Nasıl bu kadar eminsin?
Çünkü insanlar tahmin edilebilir. Onların en üzücü özelliği bu.
Bir şeyi istiyorlarsa gereken her şeyi yaparlar.
- O mu geldi? - Tabii ki o.
- Gidip konuş onunla. - Ne?
Kibar ol.
- Neden yolcu koltuğunda oturuyor? - Kim sürüyor lan?
Bunun hata olduğunu biliyordum. İptal edeceğim.
Hayır, Al!
- Yo. - O da kim?
Kız arkadaşım.
Konserden bahsetmedim çünkü sürpriz olsun istedim.
- Anlaşmamız böyle değildi. - Bana ayak uydur sen.
Evet, burayı biz kiraladık.
- Bu yüzden... - Ne yaptınız?
- Kulübeyi hafta sonu için kiraladık. - İçeriye yerleştik bile.
Yolluk ister misin?
Gece sürmeyi hiç sevmez. Gözlerinde sorun var da.
- Aman be! - Ne oldu?
Arabada bekleyeceğim.
Hey!
- Kalabilirsiniz? - Ne?
Cidden mi?
Harika!
Ne yapıyorsun?
Kız gitti.
- Sakinleştiricinin etkisi geçiyor. - Yani?
Daha çok ver o zaman, aptal.
Önce içeri taşıyalım.
Merhaba?
Tanrım!
Özür dilerim, içerisi biraz...
- Seni beklemiyordum. - Biliyorum.
- Aramaya çalıştım ama... - Evet, hat buralarda pek çekmez.
Aynen.
Tanrım.
Mutfakta düşünürken iyi bir plan gibi gelmişti.
Hayır. Olur mu öyle.
Seni gördüğüme sevindim.
Bu senin için.
- Sağ ol. - Avokado ağacı bu.
Tabii.
Yani, 15 yıl sonra olacak.
Programımı temizleyeyim.
Hem teşekkür etmek hem de özür dilemek istiyorum.
Ne için?
Çevirdiğim tüm şu gizli saklı işler için.
Ben değilim bu. En azından olmak istediğim kişi değil.
- Seni bu işe karıştırmamalıydım. - Hey, ben kendi isteğimle dâhil oldum.
Dünya öyle bir sesli ki!
Kendi sesimi zar zor duyar oldum artık.
- Burada ne işim var sanıyorsun? - Bu işin ucunu bıraktım, tamamen.
- İçeri gelmek ister misin? - Elbette.
Peki.
Sağ ol.
İçerisi çok dağınık.
Şunları bir toplayayım.
Dalga mı geçiyorsun? Böyle bir ev için adam bile öldürürüm.
Sana çay verebilirim. Kaynar su ve siyah çayım var.
Sanırım siyah çaydı.
Şunu alayım.
- Sıcak olan her şey olur. - Peki.
Tedavin için işe yarar bir şey miydi o?
Evet.
Yardımcı oluyor mu?
Süreç boyunca öğreniyorum. Her zaman işe yarar olmazlar.
- Endişeli değil misin? - Ne için?
Bilmem, kendi üzerinde deniyor olmandan?
Ben olsam mahvolmuştum.
Ben de mahvolmuş durumdayım zaten.
Yıllarca alnımda son kullanma tarihim yazıyormuş gibi hissetim.
Ne değişti peki?
Babam öldüğünde evini satıp eşyalarını kurcaladım.
Rastgele ihtimaller üzerine kurulmuş bir hayat.
Neyi atıp neyi saklayacağıma karar veremedim.
En sonunda evden çıkıp bir şeyler içmeye gitmek zorunda kaldım.
Aylardan şubat, Minnesota'dayım. Hava buz gibi.
Babamın mantosunu alıp kapıyı açtım.
Yüzüme fena bir soğuk hava vurdu.
Ellerimi montun cebine soktum ve bunları buldum.
Sekiz ay ömrü kaldığını söylemişlerdi.
Her güne bir X koymuş.
Teker teker.
Ta ki buraya kadar. Burada bitiyor.
Ekim 21'de.
Söylenenden dokuz gün eksik.
Tanrım.
Vücudum beni yolda bırakmak üzereydi. Bunu biliyordum.
Ama beynim hâlâ benimleydi.
Çaresizce oturup günlerin üstünü çizmek zorunda değildim.
Elimdeki bilgileri kullanıp olayın seyrini değiştirebilirdim.
Her an ensemde olan ölüm korkusuyla, tabii.
Ölüm korkusuna.
Üşüdün mü?
Biraz soğudu. Şömineyi yakayım.
Kusura bakma. Misafirim pek olmaz.
Açıkçası daha çok istilacı gibi oldum ben.
Evet. Biraz odun getireyim.
Sağ ol.
- Ya geri gelirse? - Geri gelmeyecek.
Ya polise falan giderse?
Dostum, inan bana.
Şimdiye evine dönmüş yatağına uzanıp aldığı çörekleri yemeye başlamıştır.
- 22.30'da hemen uyumaya gitti. - Aynen öyle.
Starbucks'daki ateşli randevuları.
Cidden, endişe edilecek biri değil.
Bunun bizim için ne anlama geldiğini...
...bir düşünsene.
Sana ve bana.
Öyle değil mi?
- Bu kadar acil olan şey ne? - Selam, baba.
Bayadır seni bekliyoruz.
- Merhaba, Greta. - Nasılsın?
- İyiyim. - Belirti falan var mı?
- Önemi yok. - Nasıl yani önemi yok?
Benim için endişelenmenizi istemiyorum.
Annem beni evden attıktan ne zaman sonra senin yanına taşındım?
Bilmem.
- Bir yıl mı? - Bir yıl.
23 yıl içinde sadece bir yıl. Beraber geçirdiğimiz tüm zaman bu.
- Geçmişi değiştiremem. - Biliyorum.
Demek istediğim, bu yeterli değil.
Daha yeni geldim.
Ölmene izin veremem.
Elimden gelen her şeyi yapıyorum.
Ama çözdün, değil mi? Tedavi işe yarıyor.
Teorik olarak, evet.
Ama gerçekçi değil. Şeye ihtiyacım var...
Mümkün değil, biliyorsun.
- Ya mümkün olsaydı? - Ne?
Ya ihtiyacın olan şeye sahip olsaydın?
Aman Tanrım!
Çözüm yolumuz bu.
- Ne yaptınız? - Tedavi için. Altı aydır bunu diyorsun.
Sokaktan rastgele birini mi kaçırdınız? Bu şekilde olmuyor, biliyorsunuz.
- Rastgele değil. - Aptal değiliz.
Seninle eşleştiğine emin olduk. Tüm özellikleri tutuyor. Adam temiz.
Çılgınlık bu. Siz kafayı yemişsiniz.
Hayatını kurtarmaya çalışıyoruz.
Ve onunkini. Sence onu kaybetmek mi istiyorum?
Baba, sadece yardım etmek istiyorum.
- Ben bunu istemedim. - Peki.
Adamı göle mi atalım yoksa...
- Demek istediğim... - Hayır.
Olan oldu bir kere.
Oğlun sana bir hediye verdi.
Kabul edecek misin?
İşe yarayacak baba. Biliyorum.
Peynir de.
Hey.
- Ne dedi? Biliyor mu? - N'oluyor? Çıplak ayak buraya koştum.
Sorun yok. Her şey kontrol altında.
- Emin misin? - Evet, bir şey bildiği yok.
- Buraya ne halt yemeye gelmiş o zaman? - Bilmiyorum.
- Ziyarete gelmiş. - Ziyarete mi gelmiş?
Aman Tanrım.
- Senden hoşlanıyor mu yoksa? - Hayır.
Dükkânına gitmen şarttı sanki.
Beni aradı. Ne bildiğini öğrenmem lazımdı.
- Bodrum şakasını niye yaptın ya? - Durmayacaktı.
Ayrıca ızdırap içindeydi. Kendimi sorumlu hissettim.
Ben o tür insanlardan...
Ne?
Ne tür bir insansın sen?
Yeter bu kadar.
- Çayını bitirince gönderirim. - Ne? Hâlâ burada mi?
Evde tek başında mı bıraktın?
Sikerim böyle işi.
Ne yapacaksın...
Greta.
Siktir.
Aman Tanrım.
Max?
Max.
Burada ne yapıyorsun? Neler oluyor?
Gitmeliyiz artık.
Olamaz, Max! Sana yardım edeceğim!
Hayır.
Konsere git.
Konser mi? Ne?
Sahneye yakın bir yerde dur.
Max. Max.
Max?
Max.
Aman Tanrım!
Lütfen, yapma.
- Bu, onu öldürür. - Bu da ne?
Kath, böyle olsun istememiştim.
- İstemedin mi? - Baba?
Bırakın halledeyim.
Bir konuşalım.
Neler oluyor lan!
Hastalığımı sana anlatmıştım ya?
- Kan nakli tedavisini. - Evet, ama...
Arkadaşın, kan naklinin ana kaynağı.
O cihaz ihtiyacım olan proteini...
Aman Tanrım!
Bu adam da fena bir şarkıcı!
- Çöz onu. - Kath.
- Hayır, bitir şu işi hemen! - Maalesef, öyle bir seçeneğimiz yok.
- Arkadaşınla kan kaynağını paylaşıyoruz. - Paylaşmak mı?
Bir tür parabiyoz. Birbirimize ihtiyacımız var.
Ama süreç başladıktan sonra...
Sonra ne olacak? Sonsuza kadar böyle mi kalacak?
- Biliyorum, uygun bir... - Beni terk etti sanıyordum!
Beni o bilge laflara doldurdun!
Ama sevgilim onca zaman boyunca burada mıymış?
- Böyle olsun istememiştim. - Tabii ki istedin.
Sadece bakmayı sevmiyorsun.
Bu yüzden sen etrafta cirit atarken bu adam sağımlık inek gibi burada duruyor.
İnek mi?
Ona "Kanını çektiğimiz Maxie ineği" diyoruz.
- Kes şunu! - Möö!
Kes şunu dedim!
Anlamalısın. Babamın vazgeçişini gördüm.
Hastalığın onu içten içe yediğini gördüm. Başka bir yol bulmalıydım.
Hem benim hem de oğlum için.
Ne?
Kusura bakma. Hikâyen çok dokunaklı. Sadece birkaç milyon kez dinledim de.
Ölüyor oluşum seni sıkıyorsa, kusura bakma.
Hepimiz öleceğiz ama...
Bu ne?
Nicholas Levi Barlow, yaş 57.
Hey, bu sensin.
Sinaptik hipertrofizm testi, falan filan.
İşte burada.
Sonuç: negatif.
Baba? Doğru mu söylüyor?
Ne fark eder ki?
Hipertrofizm olmasa başka bir şey olurdu.
- Bu tedavi gerçek sorunla savaşıyor. - Gerçek sorun ne?
Her türlü hücresel çürüme problemi. Karışık bir konu.
Pek karışık değil.
Baban, hastalık tedavi etmeye çalışmıyor. Sadece yaşlanmak istemiyor.
Yani, daha da yaşlanmak istemiyor.
Bizim eleman ise gençlik pınarı.
Ama dedin ki, kanımız...
Hastayım sanıyordum.
Bunu sen kendine dedin. Zamana ihtiyacımız var.
Şimdi, sayende zamanım var.
Ayrı geçirdiğimiz onca yılı, kaybolan yıllarımızı telafi edebiliriz.
Bana neden gerçeği söylemedin?
- Söylersem yardım etmezsin sandım. - Bana hiç şans tanımadın ki.
- Oğlum, ben... - Dur.
- Tüm bunları biliyordun. - Bunun olması gerektiğini biliyordum.
Kendi ineğimi bulana kadar korkup kaçmanı istemedim.
Ne?
Sonumuzun onun gibi olmasını istemeyiz, değil mi?
Yani, herkes kazançlı çıkıyor.
Belki de herkes diyemeyiz.
- Greta... - Ne yapacağız?
Gitmesine izin mi vereceğiz? Her şeyi gördü.
- Belki konuşabilirim. - Hayır. Konuşmandan bıktık usandık.
İstiyorum.
Ne?
Tedaviyi ben de istiyorum.
- Hayır, sen hâlâ gençsin. - Genç miyim?
Benim ömrüm de seninki gibi geçip gidiyor.
Ölüm korkusuna ne oldu? Bunu bana diyen sen değil miydin?
Benim için de öyle. Her gün, her saniye ölüme yaklaşıyorum.
Barlow, kadından kurtulsak...
Max mi?
İnsanlara onun komik ve öngörülemez biri olduğunu söylerdim..
Ama esasında, onun hevesli yüzünü gördüğümde...
...zamanın geçtiğini unuturdum.
Ben fark etmeden geçen onca yıl içinde...
...kendimi meşgul tutabilmek içindi.
Onu ben de kullandım.
Senin kullandığın gibi.
Anlaşılan o ki senin yolun işe yarıyor.
Evet.
O zaman bana da ver.
Yok artık be!
O şekilde olmuyor. Eşleşmesi gerektiğini söylemiştim.
Hayır. Onun kanını istemiyorum.
Onunkini istiyorum.
Ciddi misin?
Hey...
Bu noktaya nasıl geldiğini anlıyorum. Seni anlayabiliyorum.
Barlow, ne diye bekliyoruz?
Babanın yaptığı gibi takvimden günleri karalıyorum.
Bir seçim yapmalısın.
Ya o ya ben.
Her şeyi kendim mi yapmak zorundayım!
Temiz mi?
Peki.
Babacığımıza fazla mı genç kanı verdik yoksa?
- Al. - Çünkü şu an aptal gibi davranıyor.
Al, yardımın lazım.
Dalga mı geçiyorsun!
Sana yalan söyledim. Biliyorum, yanlış yaptım.
Özür dilerim.
Ama bu işi çözebiliriz.
- Beraber. - Hadi ama onun sana inanacağını mı...
Siktir!
Evet.
- Kaldır, Al. - Kaldırıyorum.
Peki, indir şimdi.
Acele et.
İşte böyle.
Kusura bakma, bu kısım pek...
Kath, ne yapıyorsun?
Yaklaşma.
- Şimdi seni... - Hayır, Al.
Müsaadenle.
Lütfen.
Bu konuyu biraz konuşalım mı?
Daha yeni tanıştık, biliyorum.
Ama bunca yolu geldin.
Acaba sen de benim hissettiğim gibi hissediyor musun?
Öyle mi?
Birbirimize zaman tanıyalım.
Bu işi çözmek için biraz zaman.
Beraber.
Lütfen.
- Bu, son şansın olabilir. - Ne için son şansım?
Nihayetinde sen de yaşlanıyorsun.
Siktir git.
Lanet olsun.
Polisler gelmiş.
Endişelenme. After-Party'de görüşürüz.
Hayır, hayır, olamaz!
Tanrım! Al, hortumu ver.
Ver bana.
Kath.
Korkmuştum.
Hepimiz korkuyoruz!
Ne yapıyorsun?
Al!
Çevirmen: Ozan Tufan Twitter: @ozn_tufn
♪ Beni en karanlık odaya götür.
♪ Tüm pencereleri kapatıp kapıları kilitle.
♪ Çünkü sesini duyduğum ilk andan itibaren...
♪ ...karanlıktan başka bir şey göremez oldum.
♪ Beni en çorak çöllere götür.
♪ En yakın denizden binlerce kilometre uzakta olsun.
♪ Çünkü gülümsemeni gördüğüm ilk andan itibaren...
♪ ...orası bana cennet gibi gelir zaten.
♪ Tırmanılamayacak kadar sarp dağ...
♪ ...diye bir şey yok.
♪ Geçilemeyecek kadar çorak çöl...
♪ ...diye bir şey yok.
♪ Herhangi bir yerde...
♪ ...aşkına dair bir işaret göstersen bana...
♪ ...her acıya katlanabilirim.
♪ Beni Sibirya'ya götür.
♪ Kışın en soğuk zamanı bile...
♪...Kaliforniya'daki ilkbahar sıcağı gibi oluverir.
♪ Bana ait olacağını söylediğin gün...
♪ Beni Sibirya'ya götür.
♪ Kışın en soğuk zamanı bile...
♪ Kaliforniya'daki ilkbahar sıcağı gibi...
♪ ...oluverir.
♪ Bana ait olacağını söylediğin gün...
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.