All language subtitles for Rogue.2007.DVDRip.XviD-aAF

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian Download
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian Download
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil) Download
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

ÇEVİRİ: Turuncu "İyi seyirler"

Dışarısı cehennem kadar sıcak, değil mi?

Vay, vay, vay, vay, vay.

Bugün nasılız, genç adam? Sizin için ne yapabilirim?

Vay canına, bu süetin içinde rahat olmalısın?

Evet. Bütün valizlerimi havalimanında kaybettim de.

Bugün gerçekten de çok sıcak bir gün olacak.

Evet, ama dalga geçmiyorum.

Burada tekne gezisi yapıldığını sanıyordum?

Bir kaç yıl önce, buralarda herhangi bir turist görsen, kendini şanslı biri sanardın.

-Evet. Burası çoğu insan için çok uzak.

Ama yavaş yavaş değiştiğini sana söyleyebilirim.

Her neyse. Gerçekten sert bir kahve alabilir miyim?

İki şekerli kapuçinoya ne dersin?

Phil. Selam.

Nasıl gidiyor, adamım?

Chicago nasıl?

Her şey iyi, ama...

...havaalanında valizlerimi kaybetmeleri hariç.

Bilgisayarımda valizimin içindeydi ve yazımı bitirmek için de ona ihtiyacım var.

Greg'in ofisini arayıp, ona neler olduğunu anlatır mısın?

Çünkü, gerçekten birinin valizlerimin peşine düşmesi gerek.

Alo? Alo?

Alo? Beni duyuyor musun?

Beni şimdi duyuyor musun, Phil?

-Dışarı çık. Şu an beni duyuyor musun?

Hey, beni duyuyor musun?

Hayır, burada servis berbat.

Hayır, bu iş bitti. Evet, bir hafta önce geri döndü.

Her neyse.

Bu boktan görevi almamla ilgili ne düşünüyorsun?

Alo?

Siktir.

Yüce İsa.

İşte... Gerçekten serttir.

Sağolun, çok teşekkürler.

Hey, güzel resim.

Bu kahrolası aptal, geceleyin yüzmek için iki kere düşünmeliydi, değil mi?

Biletler. -Baba, biletler sende mi?

Biletler.

Bu iki tane. -İki yetişkin, bir çocuk.

Orası, biraz daha ortası.

Çok alçak.

Evet. -Büyük olan daha güvenli görünüyor.

Sen benden daha iyisin. -Pekâlâ millet.

Seyahatimde, sadece bir kere...

...sıcaktan ve sineklerden şikayetçi olabilirsiniz.

-Tanıştığımıza memnun oldum.

Onlar da, buradaki yaşamın bir parçası...

...ve tüm gün boyunca sızlanmak, onları yok etmez.

Simon, şu sinekleri yakala.

Seni tekneden atayım mı?

Biletler?

Bir tane var, inan bana.

Hadi, dostum.

Sizin iki biletiniz var, efendim.

Hayır, sadece ben. -Endişelenmeyin.

İstediğiniz yere otur.

Amanın!

Şuan, vahşi bölgeye çıkma zamanı. Ayrıca, saat 5:00-6:00 gibi geri dönmeliyiz.

O, senin de çocuğun ve timsahlar için ona söz verdim.

Tatlım, bu kaset iki saatlik.

Uzun uzun film çekemem, değil mi?

Gidiyoruz!

Belki o timsahları görebiliriz.

Ryan'ın vahşi yaşam tekne seyahatine hoş geldiniz.

Adım, Kate Ryan...

...ve bugün sizin tur rehberiniz olacağım.

Sanırım siz bunu kavrayamadınız.

Bu benim iş arkadaşım, Kevin.

İyi günler dile, Kev.

Aman Tanrım, çok şirinsin.

Tatlım, bir köpek almalıyız.

Gerçekten mi? -Evet.

Bir kedi olduğunu düşün.

Herhangi bir sorusu olan?

Pekâlâ, hadi gidip timsahları kontrol edelim.

Kuzey Bölgesi, dünyadaki tuzlu su timsahı...

...nüfusunun en çok olduğu yerdir.

Nehirdeki gelgit sayesinde yayılırlar.

Devlet, Texas'ın iki katı büyüklüğündeki bir kara parçasını...

...kontrol altında tutuyor. Ama sadece 200,000 nüfusumuz var.

Tahmin edebildiğiniz gibi, hepimizin büyükçe bahçeleri var.

Affedersiniz. Affedersiniz?

Merhaba. -Merhaba. Ben, Gwen.

Merhaba, Gwen. Sakıncası yoksa...?

Tabii ki, buyurun, takılın. -Hayır, hayır.

Üzgünüm, Bu...

Bu sigara dumanı bana geliyor.

Tamam. Kahretsin, bu hayatımın yanlışı!

Ben arkaya geçeceğim.

Çok... Çok teşekkür ederim. -Önemli değil.

Gerçekten bu hoşuma gitti. -Çok teşekkür ederim.

Pekâlâ.

Buraya gel. -Bunun zumu nerede?

Zum yapmanıza gerek yok. -Pekâlâ.

Tamam, gülümseyin.

Kahretsin!

Ne yapıyorsun? - Şuna bakın. -Hayatım, dil çıkartmışsın.

Neden hep dil çıkartıyorsun? -Affedersiniz?

Aile fotoğrafınızı çekmemi ister misiniz?

Evet, bu süper olurdu. -Gerçekten mi?

Bu iyi olurdu. -Teşekkür ederim. -Çok teşekkür ederim.

Büyük tuş mu? Evet, zaten bir tane olacak.

Pekâlâ, çekiyorum.

Bu güzel...

Bu, çok güzel bir kamera. -Teşekkürler.

Bu yeni mi?

Evet, noel için aldım. -Güzel. Hoş ve zarif.

Benimki kaba ama o değil. Dijital SLR...

...ve tek lens tepkili.

Bu, 25mm lens'li. Benimki ise 35mm ve 155mm'e kadar da çıkabiliyor.

Ama ek parça ile 300mm'e kadar çıkacağını iddia ediyorlar.

Bunu bilmiyordum. Bu çok etkileyici.

Hadi canım. Tahmin et ne kadar?

Bilirsin 'Afrika Kraliçesi' gibi,

ateşli ve azgınım. Soyunmak istiyorum.

Odana gelebilirim.

Biliyorsun, bunu yapabiliriz. -Başka bir yere oturmak ister misin?

Sana yakın oturmak istiyorum. -Hayır, oraya oturmak ister misin?

Hayır. -Yedek bir koltuk daha var, oraya otur.

Bu koltuk için para ödedim. -Beni uyuz ediyorsun. Oraya geç.

İrlandalı kızın nesi var? Gerçekten de bıktım bu cinsel muhabbetlerden. -Hayır.

İrlandalı kızla mı? Hayır, lütfen git oraya otur.

Herkesi botun arka kısmına yönlendiremezsin.

Hayır. -Bu kadar seks muhabbeti yeter.

Tamam mı? Tamam mı? Tamam mı? -Bu senin teknen değil.

Kahretsin! Çok sıcak, değil mi?

Onlar ne için bekliyor?

İzlemeye devam et.

Aman Tanrım. -Siktir!

O da neydi? -İyi misin, hayatım?

Şu piçin büyüklüğüne bakın.

Öğle yemeğini daha yeni yedi.

Amanın, bu heyecan verici.

İyi misin? -Ne sıklıkla bunu yapar?

Her gün 2:00'de.

Her gün saat 2:00'de mi? -Evet.

Ne kadar yükseğe zıplarlar?

Bayağı yükseğe atlıyorlar. Kendilerini itmek için de kuyruklarını kullanıyorlar.

Demek istediğim, bazen sana doğru atlayabilirler.

O zaman, teknenin içine de atlayabilirler, değil mi?

Teknenin içine de atlayabilirler mi?

Suyun içine girmediğin sürece sana bir şey olmayacak.

Sana bunu düşünmediğimi söyleyeyim.

Tuz var.

Çok hareketsizler.

Şuna bak -Bu harika. -Evet bu harika!

Baba, seni ısırdığını düşünsene.

Hayret verici.

Çok hareketsizler.

Küçük görünüyor, değil mi? -Nasıl yakaladıklarını tahmin edebiliyorum...

Yakışıklı görünüyor.

İşte gidiyor.

Pekâlâ, bugün bakacağımız cins;...

...Tuzlu su timsahları.

Muhtemelen, timsah ailesinin en tehlikeli olanları.

Daha çok, 200 yıl boyunca...

...avlanma yeteneklerini mükemmelleştiren...

...dinozorlar gibi yaşarlar.

Bir saat boyunca, su yüzeyine çıkmadan...

...20 mil hızla yüzebiliyorlar.

Ve inanılmaz bir hızla saldırabilirler.

Aynı zamanda avlarını izleyip, Alışkanlıklarını da öğrenirler.

Yani, Burada bize baktıklarını görebilirsiniz.

Eğer biriniz burada, nehir kenarında kamp yaparsanız ve suya ihtiyacınız olursa...

-Anneninki gibi dişleri vardır.

...bunu her gün farklı zamanlarda yapın,....

...çünkü alışkanlıklarınızı öğrenirler.

Bundan kaçınmalısınız.

Timsah sizi yakalar ve asla bir kerede yutmaz.

Parçalara böler.

Süper.

Allen, hayal edebiliyor musun? -Acaba nasıl büyüyorlar?

Bu küçük bir taneydi,...

...ama 6 metreden, 8 metreye kadar uzayıp,...

...2 ton kadar da ağırlığa ulaşıyorlar.

Daha büyük olanlarının da hikâyeleri var.

Ama bugün inceleyeceğimiz timsahlar sadece tehlikeli olanlar.

İnsanlara çok saldırırlar mı?

Bazen, turistlere.

Bunun tadı kötüydü.

Bence de.

Endişelenmeyin, efendim. Biz bu teknede güvendeyiz.

Kendilerinden büyük olan şeylere saldırmazlar.

Bu tekne ne kadar büyük? -Evet.

Yeterince. -Tabii ki. Her neyse.

Biraz rahatlayacak mısın?

Bana sorarsanız, büyük olan daha iyiydi.

Güzeller, değil mi?

Beni seviyor musun? Beni seviyor musun?

Bir öpücük ver. Bir öpücük ver.

Islak bir tane mi? -Evet.

İsa aşkına. Hâlâ sineklerden şikâyetçi olan yok mu?

Bu ilk ve son şikâyetindi.

Bu şikâyet değildi, bir soruydu.

Ne kadardır dışarıdasın? -Bir kaç gündür.

Alice Springs'den sonra da, doğruca eve.

Evin nerede?

Chicago.

Bir dergi için gezi yazarıyım.

Güzel bir yaşama benziyor.

Ya sen? Sık seyahat eder misin?

Hiç bir zaman buradan ayrılmadım.

Dalgamı geçiyorsun?

Neden bunları bırakmak isteyeyim?

İnsanların buraya ilk geldiğinde, yüzlerini görmek çok heyecan verici.

Yerine otursana.

İkiye ayrılan, tehlikeli bir kıvrım var.

Hay hay, Kaptan.

Buranın dünyadaki en eski yeşillik olduğunu, biliyor musun?

Kesinlikle eskiden kalma gibi.

Baba, bazen çok sıkıcı oluyorsun.

Bir, iki...

Yakaladım seni.

Gördün mü?

Hayır.

Aman Tanrım, duruyorlar.

Katie. -İyi günler, Neil.

Kanlı cazibeden, kadınlara bir armağan.

Üzgünüm, hanımlar.

Bunun için kusura bakmayın, millet. Bir dakika sürmez.

Çalışıyorum, Neil.

Katie, biz sadece turistlere iyi günler demek istiyoruz.

İyi günler turistler. -Turistler.

Evet, resim çeker misin, hayatım.

Lütfen. Hemen.

Umarım mikroskobunu getirmişsindir!

Pekâlâ, turistlere kendini tanıttın.

Şimdi nehrin sonundaki diğerlerine de kendini tanıtır mısın?

Hadi, dostum. Biraz takılalım mı?

Yok, sen takıl.

Merak ediyorum da neden bu günlerde,

Kaptan Katie Coo'nun burnu havalarda.

Bu da ne, Katie? Neden bana engel oluyorsun, tatlım?

Üzgünüm, evlat. Genç hanım size kibarca uzaklaşmanızı söyledi.

Artık turumuza devam etmek istiyoruz.

Allah beni kahretsin, bu kahrolası John Wayne. -Bu bir tur, John.

Ben ve Col; bizler vahşi yaşamız.

Merhaba.

-Biz ördeğiz! Bunu senin için saklayacağım.

Gitmeniz için üçe kadar sayacağım.

Sen ne aval aval bakıyorsun, Dört-göz?

-Bir. Bilmiyorum.

Broşürüm var ama burada serseriler ile ilgili bir bilgi yok.

Dostum, bu ödleğin teki. -İki.

Dalga geçmiyorum.

Saçmalama, Katie.

Kahretsin!

Hay Allah.

Defol!

Sen iyi misin?

Bunun için üzgünüm, millet. -İnanılmaz.

Görebildiğiniz gibi, kirli insan...

...çevremiz için en büyük tehditlerden biridir.

Collin! Collin, seni aptal!

Üzgünüm, dostum. -Ne halt ediyorsun?!

Unut gitsin, ahbap. Bitti.

Yaklaşık on gündür. -Evet, hepimizin dört haftası var--

Arkadaşlarımın inanamayacağı şeyleri görüyorum.

Önceden biz de senin gibi dikkatsizdik.

Pekâlâ, şimdi eve dönüyoruz.

Yaklaşık olarak bir saatimizi alır ya da onun gibi bir şey.

Kasabaya dönerken dondurma almanız için sizi tam zamanında geri götüreceğim.

Bu mükemmel gün için hepinize teşekkür ederim.

Şimdi bitiyor mu?

John Wayne ve Dört-göz'e özel teşekkürler.

İyi işti, Dört-göz.

Bence güçlü bir alkışı hak ettiler.

Teşekkürler, beyler. -Afferin, Afferin.

Dünyanın bu kısmında sizi 'En İyi Adamlar' diye çağıracağız.

Siz olmasaydınız, nerede olurdum bilemiyorum.

Lütfen beni çekme.

Hayatım, lütfen.

Bunu gördün mü?

-Hayır, neydi? Bir şey gördüğümü sandım.

Orada parlayan bir şey gördüm.

Bir şey demeli miyiz?

Affedersiniz, bayan. -Kocam az önce bir şey gördü.

Bence o parlak bir ışıktı.

Nerede gördün? -Orada.

İşaret fişeği olmasın?

Başka gören oldu mu?

Hayır. -Hayır. -Hayır.

Bekleyin, benim kasetim var. -Evet, biraz geri sar.

Evet, işte orada.

Aman Tanrım! Gördüm.

-Evet! Bir tane orada. -Evet orada!

Şu ışığı görüyor musunuz? -Ben gördüm...

Merkez, burası 'Suzanne'. Orada mısın, Bill? Tamam.

Merkez, burası 'Suzanne'. Beni duydun mu? Tamam.

Seni anlayamıyorum.

Kingston Gorge'dayım ve biraz parazit var. Beni anlıyor musun?

Galiba bir işaret fişeği gördüm.

Nehrin diğer tarafına geçip kontrol edeceğim.

'Suzanne', gidiyor.

Pekâlâ, az önce işaret fişeğine benzeyen bir şey gördük.

Şimdi hızlı bir biçimde nehri geçeceğiz...

...ve birinin başı belada mı diye bakacağız.

Bu rahatsızlığın farkındayım,...

...ama karşılık vermek zorundayız.

6:30'da otobüse binmem gerekiyor.

Evet, biz de ailelerle buluşacağız.

Kim olduğunu düşünüyorsun?

Avcılar olabilir. Bazen Arnhem Land topraklarına giriyorlar.

Herhangi biri de olabilir.

Evet, herhangi biri olabilir ama eğer oradaki siz olsaydınız,...

...aynı şekilde karşılık vermemi isterdiniz, bu yüzden şimdi oturun, bayım.

Üzgünüm, ama karım ile beni...

...tüm gün boyunca burada tutmayacaksınız, değil mi?

Bu, ne kadar sürecek?

Nehrin birkaç mil ötesinden ileride olamaz.

Pekâlâ, hepiniz iyisiniz.

Dinle, o iyi.

İyi misin?

Oraya gerçekten de gitmemiz gerektiğini sanmıyorum.

Bu topraklar kutsal.

Gerçekten de birinin başının belada olması önemli değil mi?

Umarım iyidir.

Bence daha derinlerden, bataklığın ilerisinde bir yerlerden geldi.

Sen ne düşünüyorsun?

Bence gidebildiğimiz kadar hızlı gitmeliyiz. Üstelik orada da kimse yok.

Gitsek iyi olur, birazdan hava kararacak.

Büyük ihtimalle haklısın.

Ne?

Pekâlâ, bence işaret fişeğinin atıldığı yer burası.

Gerçekten çok uzağa geldik.

Sizi daha fazla dışarıda tutamam. Geri dönmeliyiz.

Tamam, Biz--

O da neydi?

Siktir, batıyoruz. -Aman Tanrım! Batıyoruz!

Bir delik var! -Ne oldu?

Neden hareket etmiyoruz? Kımıldayın!

Oraya! Oraya!

Bekleyin! Koltuklarınızda bekleyin!

Sadece koltuklarınızda bekleyin.

Neredeyse geldik. Koltuklarınızda bekleyin.

Çıkalım. Hemen çıkalım!

Tekneden inin. Acele edin.

Tekneden inin.

Pekâlâ, çantaların birinde telsiz olacaktı.

Buralarda bir yerlerde olmalı.

Tamam.

Onu bulabilir misin?

Hayır, burada değil.

Kahretsin! -Çalışıyor mu?

Teknenin telsizine ne oldu? -Islak ama çalışabilir.

Tekneden uzak durun.

Çalışmıyor, ahbap.

Islanmış.

Bunu tepeye çıkartıp, kurutabilir miyiz?

Kanalları gezmeye devam et.

Lanet olasıca telsiz yok!

Bu küçücük adada bizi telsizsiz ve mahsur bıraktın!

Harika!

Kate?

Acil, merhaba, beni duyan var mı? Tamam.

Orada neler oluyor?

Otobüsü kaçıracağız. -Biz de geç kaldık.

İyi misin? -Evet. Ben sadece--

Telsizimizde yok, değil mi? -Burada kalmak istemiyorum.

Derin bir nefes al.

İyi olacaksın, tamam mı? -Evet.

Bayan, telsizimiz yok, şimdi ne halt edeceğiz?

Peki, burada olduğumuzu nasıl anlayacaklar?

Timsahların, tekneye saldırmayacağını söylemiştin.

Pekâlâ, onlar bölgesel hayvanlardır, yani...

...yanlışlıkla birinin bölgesine girersek,...

...büyük ihtimalle bizi hafifçe dürterler.

Sadece istenmediğimizi bilelim.

"Hafifçe dürtmek mi"? Teknedeki herkese bunu söyle.

Aman Tanrım, nerede olduğumuz bile belli değil.

Dinle. Sakin olmak zorundayız, tamam mı? Hepimiz iyi olacağız.

Babam bir şeyler olduğunun farkına varacaktır...

...ve bizi bulmaları için birilerini yollayacaktır.

Tam olarak ne zaman?

Nehrin yukarı kısmından uzakta olduğumuz için bir kaç saat alacaktır.

Nehirde gelgit var, değil mi?

Bu nehirde gelgit var! -Ne? Bu ne demek?

Şu ağaçları görüyor musun? Gelgit oluştuğunda nehir ne kadar yükselmiş.

Her yer su altında kalacak.

Bak, bu saatlerce sürmeyecek...

...ve tekneyi onaracak zamanımız da olacak.

Bayan, tekneler hakkında fazla bir şey bilmiyorum. Şaka bir yana,...

...bu çamurun arasında oturup, suyun dibini boylamak için bekleyemeyiz.

Eğer karşıya geçersek bir kaç saat yürüyebiliriz.

Kurtulmak için tek yol bu.

Karşıya nasıl geçeceğiz? -Güzel soru, sence?

Ne dersin dostum, benimle misin?

Hayır! Hayır, Everett, hayır. -Tamam, hayatım.

Grup benim sorumluluğumda ve teklif ettiğiniz şey çılgınca.

Eğer şimdi karşıya geçmezsek, sonra çok geç olacak.

Tamam mı? Anladınız mı?

Ne?

Karanlıkta mı karşıya geçmek istersiniz? Gelin!

Bilemiyorum! Bilmiyorum, korkuyorum!

Canınız cehenneme! -Sudan gitme!

Hey. Hey, ahbap!

Gel. Gel, ahbap.

Hadi! -Ellerini çek benden!

Bir şey duyuyorum.

Bu hangi kanal?

Şuna bakın! -Aman Tanrım.

Hangi cehenneme gitti bu?

Birileri bir şey yapsın! Everett!

Everett!

Everett?! Everett!

Everett! -Geride kalın.

Hayır!

Sudan uzak durun. -Benden uzak dur!

Geri gel. Geri gel! Hepiniz sudan uzak durun!

Everett! -Yüce İsa!

İyi olacak.

Hayır! Hayır!

Everett!

Birileri bir şey yapsın!

Gelgitin oluşmasına ne kadar var demiştin?

Şu feneri alır mısın?

Ne, bir kaç saat mi, yoksa...?

Ne?

Gelgitin oluşmasına kaç saat veya kaç dakika var?

Bak, orada sinirli bir hayvan var,...

...bence gelgit bizim en son problemimiz olmalı.

Birazdan hava kararacak. Görebilmemiz için ışığa ihtiyacımız olacak.

Bu adadan gitmemiz gerekiyor. Suya da giremeyiz.

O zaman buradan nasıl çıkacağız?

Seni cesur bir seyahat yazarı sanmıştım.

Evet, ama daha az önce, kahrolası bir timsah tarafından yenen bir adam gördüm.

Yaptığım bu değil, tamam mı? Ne yaptığımı biliyor musun?

Oteller, pansiyonlar ve restoranlar hakkında aptalca yazılar yazarım,..

...Avustralya ile ilgili hiçbir şey yok.

Ve bu arada, hayvanlardan da nefret ederim,...

...özellikle de katil hayvanlardan.

Eve döndüğümde, kahrolası editörümü öldüreceğim.

İşaret fişeklerimi bulamıyorum.

Üzerinde "İçinde İşaret Fişeği var"...

...yazan, büyük sarı kutuda olabilir mi?

Nerede? -Orada.

Siktir!

Tamamen yarağı yedik.

Buraya! Çabuk!

Çabuk.

Bir şey mi duydun? -Dinle, bence bu müzik.

Bunlar onlar.

Devam etmemizi söylemiştim. Buraya gelelim demiştim.

Hey!

Şuna bak. Galiba seni gördüğü için mutlu.

Ahbap, baksana!

Neil, yardıma ihtiyacımız var!

Ne yapıyorsunuz? -Hey, Neil! Baksana, Neil!

Tekneden çıkın!

Ne yapıyorsunuz?

Beyler!

Yavaşla. Yavaşla.

Gel, sen--

Neil! -Geri dönün!

Şaka yapmıyorum!

Ne?

Ben...

Seni duyamıyor!

Şimdi benimle konuşmak mı istiyorsun?

Teknedeki sorun ne?

Yüz!

-Dostum, yüz! Yüz! Hadi, ahbap! Devam et!

Hadi, Neil!

Hadi, acele et. Bunu yapabilirsin.

Çık.

Siktir! -Collin!

Collin!

Collin!

Lanet olsun!

Nasıl hissettiğini düşünemiyorum.

Babanın gelmesi ne kadar sürer?

Kahretsin. Bunu yakamıyorum.

Yandı.

Yerel teknik, ahbap.

Pekâlâ, karşıya geçmek için bir şeyler yapmamız gerekiyor.

Bu kadını yeni gördük...

Peki suya girmeden karşıya nasıl geçeceksin?

Suya giriyorum.

Neil...

Karşıya kadar yüzeceğim, sessiz olun.

Şu ağaçtan,...

...diğer ağaca bir ip bağlayacağım.

Su üzerinden asacağız.

Hepimiz birer birer geçeceğiz.

Bu gün timsahların 2mt kadar sudan yukarı zıpladıklarını gördük.

Karım karşıya geçemez. -Yapmak zorunda, ahbap.

Yardım getirebilir miyiz?

Sonra geri döneriz, ama biliyorsun ki ada burada olmayacak.

Harika!

Sokayım beynine!

Karın iyi olacak. Hepimiz iyi olacağız.

Ama geri gelmeden harekete geçmeliyiz.

Geri gelmeyeceğini nereden biliyorsun?

Etrafına bak, şampiyon.

Hâlâ onun bölgesindeyiz ve bu onun hoşuna gitmiyor.

Ek olarak da, büyük ihtimalle peşimizde olacak. Katie, yani--

Ne? -Bizi tanıdı mı?

O asla durmaz. Seni yemek deposu sanıyor.

Saldırgan bir köpekmiş gibi bir parça etin bekçiliğini yapıyor.

Yüce İsa!

Sonra, seni öldürdüklerini sakladığı yere götürür.

Ve çukura gömer.

Dediğim gibi, şuan hareket etmek için en iyi zaman, çünkü o aptal şuan meşgul.

Dinle, Neil...

Bak, gelgit başlıyor.

Başka seçimimiz yok.

Şansımız varken gidelim, yoksa sonra...

Anladın.

Elimi ister misin? -Evet.

Aman Tanrım.

Adadaki ağaçlardan, kıyıya bir ip bağlayacağız.

Planımız tırmanmak.

Anne?

Endişelenme, tırmanacaksın.

Tabii ki tırmanacağım.

Tabii ki.

Neil! Neil?

Bunun iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum.

Biri geçmek zorunda. -Bunu yapmak zorunda değilsin.

Pekâlâ, o zaman ne yapalım?

Bence...

Bunu bir şeyleri kanıtlamak için yapmıyorum.

Bu sadece...

Demek istediğim, eve gitmek istiyorsun, değil mi?

Evet, tabii ki. -Pekâlâ.

Tut bunu.

Neden beline bağlamıyorsun? Ona yemek olacaksın.

Eğer hızlı olmazsan daha iyi bir yemek olursun, ahbap.

Göründüğün kadar aptal değilsin. -Evet, sen de.

Sudan uzak durun.

Tamam, bir tane burada.

Diğeri de burada.

Bunu neden yapıyor?

Bölgelerini korumaya çalıştıkları hakkında söylentiler duydum.

Ama insanlar aldırmadan geçip gidiyor...

...ve hayvanlarda onları rahat bırakmıyor.

Benimle misin? Bu onu çıldırtacak.

Bizim hareket ettiğimizi sanacak.

Evet, ama bu gerçekten de tuhaf, değil mi?

Hazır mısınız?

Tamam mıyız?

İlk ben gidebilir miyim?

Sadece eve gitmek istiyorum.

Şükürler olsun!

Başardı.

Pekâlâ, iyi işti!

Eğer uzun süre tutunamazsam... Bilemiyorum.

Pekâlâ, dön. Dizlerin ipin üstünde kalsın.

Tamam, hadi gidelim.

Russell, onu ipin üzerine kaldırır mısın?

İşte bu. -Ayaklarına dikkat et.

Pekâlâ, Mary-Ellen.

İpe tutun. -İyi olacaksın.

Şimdi bacaklarını ipe dola ve sadece dediklerimi yap.

Bir elin diğerinin önünde olsun ve sonunda başaracaksın.

İşte. İşte bu.

İşte bu. -Beceriyor.

Gerçekten iyiydi. -Hadi!

Tamam. İyi misin?

Bu güzel.

Seni buradan çıkartmak zorundayız. -İşte bu.

Simon, en küçük harekette bile haber ver, tamam mı?

Liz? Sherry'yi karşıya geçireceğim.

Arkanda olacağım, tamam mı?

Kesinlikle iyi olacağız.

Tamam mı, tatlım?

İşte bu. Harika.

Şimdi karşıya geç ve nefes almaya devam et.

Bir şey gördün mü? -Rahatla.

Russell, kapa çeneni.

İyi olacağız. Hepimiz iyi olacağız. -Hepimiz iyi olacağız.

Sadece devam et.

Neredeyse oradasın. Nefes almaya devam et.

İşte bu.

Devam... Nefes almaya devam.

Tamam, tatlım. Biraz daha.

Olmuyor, tutamıyorum.

Durmak zorundayım.

Tamam, Mary-Ellen. Başaracaksın.

Nefes almaya devam et.

İyi olacaksın. -O neden duruyor?

Acele etmezse hepimiz öleceğiz.

Dayanamıyorum! Dayanamıyorum! Dayanamıyorum!

Hadi.

İyi gidiyorsun.

Dayanamıyorum.

O iyi mi?

O... O dondu.

Sherry, Sherry, Sherry. Hadi. Gidiyoruz. Gidiyoruz.

Dayanamıyorum! -Bir dakika bekle.

Bana dokunma! -Hadi!

Sakın yanıma gelme!

Siktir git! -Sakin ol, ahbap.

Onu, ipin üzerine çıkartma.

Yarak kafalı, ip üç kişiyi kaldırır mı?

Bu kadının,...

...karım ve çocuğumun hayatını tehlikeye atmasına izin vermeyeceğim!

Sakin ol ve ne yaptığını düşün.

Neden siktirip gitmiyorsun?! -Aşağı in!

Yüce İsa. Onu aşağı indirin! -Uzaklaşın! Benden uzak durun!

Hemen aşağı in!

Sakın bunu yapma, aptal.

Tamam, Sherry. Buradayım. -Deli misin? İpten in!

Üç kişi olmamalıydı... -Bunu biliyoruz, ahbap!

Aptal İngiliz.

Devam et, Shery. Sorun yok, ben buradayım.

Hemen arkandayım, Shery.

Dayan. -Bir şey kıpırdadı.

Mary-Ellen, Allen ve Sherry hemen arkanda.

Hareket et, Mary-Ellen! Arkanda iki kişi var, hareket et!

Tamam, Shery. Buradayım. Arkandayım.

Devam et, Shery.

Hareket etmiyor.

Allah aşkına, hareket et!

Yapamam.

Yapabilirsin! -Hadi.

Neil, onu hareket ettir!

Devam et...

Neil, o tuhaflaştı, hareket ettir!

Kımılda! Allah aşkına kımılda! Kımılda!

Neil?

Neil, hadi! -Neil?!

Neler oluyor? Siktir!

Kımıldayın! Kımıldayın!

Hayır, Shery! Hayır, Shery! Hayır...

Sadece sıkıca tut. -Babacığım!

Tanrım! -Kımıldayın! Kımıldayın!

Bir şeyler yapın!

Gitmesine izin verme. -Devam edin!

Hadi, yüzün!

Aman Tanrım!

İyi misin? İyi misin?

Kahretsin!

Kate, sudan uzak dur.

Hayır.

Çok üzgünüm.

Babacığım!

Hayır!

Aman Tanrım!

Fazla uzun sürmez. Birileri bizi bulacaktır.

Her şey iyi olacak.

Neredesin, sen... Piç?

Üzgünüm, acıyor mu?

Hayır, iyi durumda.

Ben... Sadece... Elimi burktum galiba.

Tanrım!

Onlar nasıl? -Sherry şoka girdi.

Ve Elizabeth de pek iyi sayılmaz.

İlaçlarını alması gerekiyor.

Nerede?

O...

Onun çantası teknede kalmıştı, büyük ihtimalle de batmıştır.

Ama ilk yardım çantasında ağrı kesiciler olacaktı.

Gelmeleri sabahı bulabilir.

Eğer sizleri buraya getirmeseydim, bunların hiç biri olmayacaktı.

Bu senin hatan değil. Bu senin hatan değil.

Üzgünüm. -Üzülme. Buraya gel.

Üzgünüm. -Hadi, önemli değil.

Bu senin hatan değil, hemen pes etme, tamam mı?

Tamam mı? Vazgeçme. Vazgeçme, tamam mı?

Pekâlâ.

İşte bu daha iyi.

Tamam, şimdi gidip ilk yardım çantasını bulalım.

Nerede bu kahrolası.

Hayvan ile anlaşıyoruz, değil mi?

Bence, sonuçta bu sadece aptal bir hayvan.

Düşünüyorum da, belki bir tuzak kurabiliriz...

...ve bu sayede, yüzmek için gerekli zamanımız olur.

Yüce İsa.

Bu lanet olası adadan kurtulmamızın tek yolu...

...birilerinin daha büyük bir tekne ile gelmesi, anlıyor musun?

Ben bunun işe yarayacağını düşünmüyorum. Ya sen?

Yaramayacağını biliyorum...

...ama gelgit hızlanıyor ve insanlar birbirlerinden kopuyor.

Hemen bir şeyler yapmalıyız.

Yem. Hiç yemimiz yok.

Yemimiz olmadığını biliyorum.

Eğer bir şekilde, bu çapa ile o hayvanı yakalayıp,...

...kısa bir süreliğine tutabilirsek--

Hatta can yeleklerinden birini kullanarak, su üstünde kalmasını sağlayabiliriz.

Pekâlâ. Demek balığa gidiyorsunuz? Bu harika!

Her şey ortada. Sen ve Peter, lanet olası dahilersiniz.

Kapa lanet çeneni, Simon. -Tamam. Üzgünüm, ahbap.

Burada olanları önemseyen tek kişi ben miyim?

Demek istediğim, dışarıda bir hayvan var ve o bizi avlıyor.

Neden hâlâ peşimizde?

Bilemiyorum.

Ve... O büyük.

Aynen dişleri olan buharlı bir tren gibi ve sanki dişlerini biliyor.

Ve... Ve... Ve uyuşuk uyuşuk burada...

...kendimizi zapt etmeye çalışıyoruz.

Kapa şu lanet olasıca çeneni, tamam mı? Ne kadar vaktimiz var?

En fazla yarım saat. -Yarım saatimiz var, tamam mı?

Demek ki, bunu deneyip tuzak kurabilir...

...ve karşıya geçmemize yetecek kadar onu oyalaya biliriz.

Ya da kıçımızın üstüne otururuz...

...ve siktiğimin yarım saati içinde boynumuza kadar su dolmasını bekleriz.

Allahın cezası Amerikalılar.

Tamam, ahbap. Ben seninleyim.

Ama yemimiz yok.

Evet.

Hayır.

Hayır. Hayır, yapamam.

Evet, yapabilirsin. -Yapamam!

Yıllarımı savaşarak geçirdim... -Hayır diyorum.

... ve bir yıl daha savaşmak, kızımla biraz daha vakit deçirmek demek.

Yapamam.

Çünkü ben ıssız bir yerde,... -Hayır.

...çamur yığını içinde ölmeye gelmedim...

...ve artık başka kurban vermek istemiyorsun.

Kızımın ölmesine izin vermeyeceğim.

Aman Tanrım.

Bekleyin. Bekleyin.

Ne yapıyor şimdi?

Her şeyi yiyor, değil mi?

Hey?

Yüzdüğümüzde ilk sen gidersin. Bana yardımcı olmalısın, hayatım.

Ama karşıya nasıl geçeceğim?

Diğerlerinden biri sana yardım edecek.

Peki, ya sen?

İyi olacağım, tatlım. Hadi güvenli bir yere gidelim.

Ne düşünüyorsun?

Kahretsin.

Yardım eder misin?

Ne?

Her neyse.

Pekâlâ, bana bırak.

Bayağı iyisin. -Evet.

28 yıl oldu ve hâlâ düğüm atabiliyorum.

Böyle bir yerde olmamalıydın.

Evet, inan bana seyahat etmek, büyütülecek bir şey değil.

İşte gidiyor.

Tuzağı kim tutacak? -Sadece burada durmayacak mı?

Timsahlar, sudaki titreşimi hissederler.

Yemi hareket ettirirsek canlı olduğunu sanacaktır.

Aksi takdirde yeme gelmez.

Ben bunu hallederim. -Hayır, sen bu el ile yapamazsın, ben hallederim.

Daha önce hiç balık tuttun mu? -Evet, altı yaşındayken bir kere.

Hiçbir şey değişmedi.

İpi izleyeceksin.

Can yelekleri hareket ettiğinde hemen bize söyleyeceksin...

...ve biz de bu cehennemden çıkıp gideceğiz, anladın mı?

-Anladım. Ne zaman?

Yemi almasını bekleyeceğiz. Hadi diğer tarafa geçelim.

Hadi, gidelim. Hadi.

En son geçmek istediğinden emin misin?

Gerçekten hayır.

Pekâlâ.

Tamam, giy şunu.

Yükseliyor.

İşe yaramayacak, değil mi?

Eğer yapmazsak, atlamamız gerekecek.

Bir birimize destek olalım, yüzebildiğimiz kadar hızlı yüzelim.

Tamam.

Gerçekten kocana olanlar için üzgünüm.

Elveda diyememe şansının olmaması...

...nasıl bir şeydir düşünemiyorum bile.

Son üç yıldır elveda diyordum.

Gitmeye hazır mıyız?

Yüzemem.

Kimsenin hayatını tehlikeye atamam.

Biz...

Eğer iyi bir nedeni olsaydı bir yıl önce yapardım.

Ama yok. Bu yüzden daha da zorlaştırmayalım.

Giy şunu yoksa bir hayatı riske atacaksın.

Çünkü sensiz gitmem, tamam mı?

Ve sen... Sen gerçekten iyi bir kadınsın.

Hadi, kahrolası.

Hadi. Tuttum seni.

Seni seviyorum.

Timsahlar, köpeklerin kokusunu alırlar. O en son geçmeli.

Tamam.

Ona iyi bakacağına söz ver.

Söz.

Pekâlâ.

Kate?

Hâlâ--- Pete!

Git. Git! Onları çıkartmalıyız. -Kahretsin.

Hadi, gidelim! Gidelim! Hadi, gidelim!

-Tamam. Suya girin

Evet, suya girin.

Annen için endişelenme ve hızlı yüz!

Yürüyün. Oraya gidin.

İşte bu. Gidin.

Gidin. Yüzün! Yüzün!

Endişelenme, seni tutuyorum.

Yüzün! -Acele etsinler! Dayanmayacak!

Kate, acele etsinler!

Hadi! Acele edin! gidin!

İyisin, Sherry. Git! İşte bu! Git!

Kıpırdayın!

Kate, gitmek zorundasın!

Dayanmayacak!

Anne!

Sherry'yi görüyor musun? -Orada.

Kate! Kate!

Kate, o kurtuldu!

Nerede olduğunu bilmiyorum. Yüz! Yüz!

Sherry!

Bekle!

Arkalarından gidin!

Nehrin yukarısına doğru, orada buluşuruz. Gidin!

Tamam. -Gidin!

Size yetişeceğiz. Gidin buradan. Gidin! Gidin!

Kate!

Kate! Kate!

Kate!

Kate.

Kate!

Kate!

Kate!

Kate.

Russell!

Russell!

Simon, bekle!

Simon!

Kevin, buraya gel.

Kevin, buraya gel, seni küçük pislik!

Kevin.

Kevin?

Kevin?

Kevin?

Kevin. Buraya gel, oğlum.

Hadi, Kevin.

Yüce İsa.

Kevin.

Kevin!

Kevin, buraya gel.

Kevin!

Kevin, buraya gel.

Buraya gel dedim, seni küçük pislik.

Kevin!

Kevin! Kevin, geri gel!

Hayır. Hayır! Hayır!

Hayır! Çık buradan!

Hayır!

Hadi, lanet olası! Hadi!

Hayır.

Hayır!

Hey! Hey!

Hey! Hey!

Hey!

Kahretsin.

Sağol.

Selam.

Selam.

Tur nasıldı?

Gelmeden önce daha az vakit geçireceğimi düşünüyordum.

Sağol.

"DEV TİMSAHI ÖLDÜREN TURİST" "CANAVAR TİMSAH ÖLDÜRÜLDÜ"

ÇEVİRİ: Turuncu

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.