All language subtitles for Dusman.1980.720p.WEBRip.x264.AAC-[YTS.GG - YTS.BZ]

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Dökülme şarmıta! Amma dağıttın kendini be!

Neremiz çakıyor ki?

Senin memleket neresidir yani?

Buralıyım, Eceabat'tan. Ben de Diyarbakırlıyım, Çarmık'tan.

Bizim de şu garip leylek gibi kanadımız kırılmış.

Kalmışız gurbetlerde.

Bir amele pazarı daha var.

Buranın yerlileri oraya gider.

Sanki Türkiye değil Almanya.

Evli işçi, yabancı işçi.

Yalilerin gittiği amele pazarına niye gitmedin ki?

Pazara ilk çıkışım. İlk. Belli.

Alışırsın ama.

Hepimiz senin gibiydik ilk çıkışımızda.

Utana sıkıla bakarsın etrafına.

Zannedersin ki... ...Kılı her kalantor adam işveren.

Sen de müşteri bekleyen bir malsın sanki.

Terhaneye gittin mi sen hiç?

Biraz da öyle işte.

Bakarsın gelenlere, öyle.

Seninki boşta, benimki dolu mudur?

Tıh! Hem karnın boştur, hem de aklın karıda kızda. Bu ne iştir böyle?

Abi, kari başkadır, onun da yeri başkadır da... ...Kari ayrıdır, karın

ayrıdır. Üç kişi lazım bana, helal kanalda sürün, temizlen gel.

Ben geleyim abi.

Ben bu işi iyi bilirim. Çok helal temizlemişim. Baştan konuşalım, iki yüz

liradan fazla vermem. İşimi beğenirsen, üç beş fazladan veririm. Üç yüz beşi

yok. Yol yapma şimdiden. Sen gelme, başkasını veririm ben.

Geç öyle sen bu tarafa, geç! Gene bok içindeyiz bugün, kurtulamadık!

Kafana uygun iki kişi daha al yanına!

Keçiyi, kuşu, kababan döner etrafında. Bu namussuz da aynen öyledir.

Her sabah gelir, oturur şu kahveye. İş bulan gider, bulamayan kalır.

İşte o zaman bu ırzı kırık çıkar piyasaya.

Dolanır iş bulamamışların etrafında.

Allah seni inandırsın, kaç zamandır gözü bu yüzükte namussuz.

Bilmeyen de der ki, bak bak, adamın parmağında bir okka yüzük.

Bir gazete, havası havası!

Evine ısırılmış bu adamın! Kim ısırdı bu adamın elini?

Kenarlarına taş koyun, rüzgarı sürmesin!

Gördüm! Polis nasıl da buldu suçluyu!

Kim ısırmış bu adamın elini?

Hoşçakalın.

Geçmiş olsun, ne oldu sana?

Tıkalıverdim birden. Şimdi nasılsın?

İyiyim... İyiyim ya, pek de iyi değilim hani.

Sen ne yaptın?

Bulamadım bir iş daha.

Benim yerime koşuştur ver azıcık. Şöyle kendimi toparlayana kadar.

Ne gerek abi ya?

İddia ederiz biz.

Hepimizin başında gelir bu.

Belki yarın da ben düşerim. Belli mi olur bu iş?

Korkum siz değilsiniz.

Korkum ağadan.

Bilmez misiniz huyunu? Attık diye verir.

Mesut gelsin!

İsmail gelsin benim yerime!

Çok darlandım!

Hey koca Feyyaz! Keyfin bey de yok vallahi, yatmışsın!

Oh, oh!

İyi vallahi!

Ben senin yerinde olsam eve gider yatağım.

Geçer, şimdi geçer. Şurada bir yere uzanırsam biraz geçer.

Amma da inatçı bir adam yahu, eve de gitmiyor.

Müstahak be Zevenge!

Feyyat istediği zaman eve gidemez.

Gitse bile kapının önünde süpürge varsa eve giremez.

Ne süpürgesi be?

Feyyat dışarıda, karısı kızı içeride çalışırlar, bilmiyor musun?

Bunlar böyle, anla işte, iki başlı. Kara adam alır eve.

Adam aldı mı, kapı önüne süpürge koyar. Ola ki Feyyat zamansız geldi, ola ki

evdeki iş uzadı. Ama süpürge kapıdaysa, Feyyat anlar işi, hemen döner, giremez

eve. Bırak ölsün pezevenk boynuzlu!

Almayın adamın günahını be! Bu kadar dağıtmayın!

İnanmıyorsan götüreyim seni bir gün, paraya kıyarsan!

Dinlensen dikkat et.

İyi olur.

Nimet abla baksın sana.

It's okay!

İngilizce bilmiyor musunuz, Almanca bilir misiniz?

Nesiniz siz, hangi millettensiniz? Bırak funking fonu da, ne istiyorsun onu

söyle! Türkçe biliyor musunuz?

Git işine be kardeşim, dalga mı geçiyorsun nedir?

Sen de dört balık tutarsın, tamam işte!

Kırsatı bildin bildin, bilemedin mi avucunu yalarsın. Onun yerinde başkası

olacaktır. Çocuk mocuk, karı kız dinlemez gider.

İsmail insan adamdır be! Ne demiş Alman'ın karı? Gel demiş, gel be!

Görür görmez vurulmuş İsmail'e.

İsmail de, İsmail de o zaman!

İsmail yeni evli o zaman.

Karısı da hamile.

Karısını seviyor üstelik, gözü de bir şey görmüyor.

Alman karı üç gün kalıyor burada, ısrar ediyor.

Yok diyor İsmail, dünya bir yana, karın bir yana.

Elinin tersiyle itiyor her şeyi.

Alman karı zengin, Alman karı da paran ne böyle?

İsmail daha kız ne böyle?

Karısını seviyormuş sersem, bu devirde sevgi ha!

Müstahak İsmail'e, her şeyin müstahak! Daha beter olsun!

Bakma, fazla bakma, kaçırdın o fırsatı bir kere!

Bakarsın ya, daha çok bakarsın! Ah, ben ne... Ayrık ettim der yanarsın da artık

çaresi olmaz.

Gel gel bir bardak şarabımı iç. Miden bayram etsin gel.

Başka zaman.

Gel gel şaraplar benden.

Sen git. Benim tadım yok.

Hadi iyisin gene. Köşeyi dönmüşsün. Fileyi doldurmuşsun. Bu devirde en büyük

erkeklik fileyi doldurmak. Fileyi doldurdun mu gerisi kolay.

Merhabalar.

Kaç zamandır göremedik yüzünü!

Nasıl gelelim ki, kolay mı gelmek?

Gelmek kolay, gelmek kolay ama çıkmak zor, çıkmak zor!

Bozma kafanı, iyi olur be İsmail!

Gün doğmadan neler doğar, bakarsın! Ne bileyim yani, hep böyle gidecek diye ya!

Bekle bekle, yakında piyango vuracak, hem de en büyük piyango vuracak!

En büyüğünden vazgeçtik, amorti bile vurmuyor be, amorti!

Piyangoya ne lüzum var be, Nuri aldı bir daktilo ki!

Daktilo eski meski, Çanakkale Savaşı'ndan kalma gemilere benziyor

ama... ...baş ver!

Bir yıla kalmaz o daktilo ile Ece Abaz'ı hep ben satın alırım Nuri!

Niye olmasın be?

Topal Bahtiyar buraya geldiğinde nasıldı be?

Bir pantolon vardı adamın götünde...

İplik çeksen kırk yama dökülürdü.

Yamalı bir pantolon, on lira para, bir de daktilo. Böyle iniyor kasabaya topal

Bahtiyar. Adamın en büyük silahı daktilosu. Ve beyni, dik tak, dik tak,

dik tak, dik tak, dik tak, dik tak... ...On sene sonra teslim alıyor herkesi.

O Bahtiyar, sense Nuri!

Adamın adı üstünde, Bahtiyar!

Bahtiyar'ın her kuruşunda binlerce yetimin hakkı var be Nuri!

Yetim hakkı üzerine kazan lan Serhat! Adama hayır mı getirirsin? Bırak yetim

hakkını be Rüstem!

Buraya bak!

Dedi ki bırakın yetim hakkını! Helal! Helal! Bravo Nuri Bahtiyar!

Yaşasın Bahtiyar'ı Nuri!

Gülün gülün, siz gülün!

Adam iş biliyor be, iş biliyor!

Sizler gibi ayakta uyumuyor.

Bilmem nerede zabıt katibiyken buraya sürülüyor. Adam sürgün!

Dava vekiliyim diyor.

Çöküyor köşeye.

İlk güneşçesinden aldığı para on lira.

Bahtiyar olmak on lirayla başlıyor. Bir pantolon, on lira para.

Bir de dört kilo. Dört kilo adamın silahı.

Çalışıyor, didiniyor.

Yedi çocuk var Bahtiyar'ın başında.

Yedi çocuk, dördü de kılıç. Kılıç gibi dalıyor ortalığa. Çok geçmiyor. Tapu,

kadostro, çubu.

Bahtiyar egemendir artık.

Kırk üç. ...3 dönüm tarla kapıyor ilk ağızda... ...2 yıl geçiyor, tarla 2000

dönüm... ...yıl 1976... ...tarlalar 41 dönüm... ...yaa... ...evler, arsalar,

bankalarda para... ...sıra sıra büyük adamlar... ...herkesin ağzı açık,

şaşkın... ...mahdiyar... ...çekiyor bayrağı burçlara... ...herkes teslim...

...anlayacağın kattı bizim tarlayı... ...kendi tarlasına göz göre göre...

...sınır mınır tağıdı yok beyim... ...vallahi şaşırdım ne yapacağımı...

...anladım... ...gerekeni yapacağım... ...sana öyle bir dilekçe yazacağım ki...

...yani... ...yarın sabah gel al dilekçeni... ...şimdi yazsan olmaz mı...

...köye gitmem zorla... ...kime gidersen git... ...kimse hemen yazamaz sana bu

dilekçeyi... ...düşüneceğiz... ...bir formül bulacağız... ...kitap

karıştıracağız... ...öyle hemen yazılır mı ki...

Maksat senin paranı almak olsa... ...hemen oturur çiziktiririm bir

dilekçe. Maksadımız iyi olsun değil mi? İş görülsün. Sağ olasın. Herkes sizin

gibi olsa... ...borcumuz... ...senin için yüz lira.

Ellisi şimdi... ...ellisi de dilekçeyi verdiğim zaman. Yarın.

Sabah gelirim.

Dokuzda.

Şimdi de yazabilirdin dilekçeyi. Hemen yazıp versen olmaz.

İşi zor göstereceksin ki... ...Anla!

Topal Bahtiyar böyle yapmış.

En ufak bir iş yapsa bile... ...Önemsettirmiş çevresine.

Bahtiyar olmayı aklından çıkar Nuri abi.

Bahtiyarlık bir kere olur.

Neyse kuralı biz de onu yapalım.

Bahtiyar olamayız belki ama hayatımızı kurtarırız. Sinan abi bir kağıt istiyor.

Sinan abinin kağıt istemesinden de bıktım be!

Bir kağıt, bir buçuk, iki lira al!

Hadi!

Bahtiyar bu memlekete geldiğinde... ...Cebinde on lira vardı.

Ve bir daktilo!

Bahtiyar olmak zor abi!

Bugün Arabalı'da bilet satıyorlar.

Milli piyango!

Alacaktım, sonra düşündüm.

Yüz binlerce bilet satılıyor.

Yüz binlerce bilet içinde tek!

Bir tek büyük ikramiye!

Bahtiyar olmak da öyle. Milyonda bir ihtimal.

İhtimal ama?

Bahtiyar kaçakçılıktan pezevenkleye kadar her şeyi yaptı.

Başkalarının malını, mülkünü kitabına uydurup gasp ederken eli titremedi.

Yüreği sızlamadı.

Kendisine yararlı olmayan hiçbir şeye yüz vermedi.

Hangi parti iktidardaysa onun düdüğünü çaldı.

Sağcıyla sağcı, solcuyla solcu oldu.

Kim dardadır, zordadır kolladı ve ezdi.

Kimine yalanla, aldatmayla...

Kimine şiddetle, zorla yaklaştı.

Ankaralara taşındı. Cebinde her kapıyı açacak kartvizitler.

Defterinde büyük adam adresleri.

Hepsinin anahtarını buldu.

Kimine karı taşıdı. Kimine oğlan, kimine kullan para.

Rüşvet, haraç... Kaşıkla verdi, sapıyla gözünü çıkardı.

Borç verdi.

Borcunu zamanında ödemeyenlerin evlerini, arsalarını, tarlalarını aldı.

Hem de kanun yoluyla, polis zoruyla, icra yoluyla.

Biz de yapabiliriz.

O ne yaptıysa, her şeyi yapabiliriz!

Bana öyle ters ki!

Tencereyi kaynatmak, eve ekmek götürmek bana yetecek!

Bu bile o kadar zor ki!

Kahramanlık! Senin ev derdin yok iş değilse, tek başına bir adamsın!

Tek başına!

Akşam oluyor, gidecek yerim yok!

Neresi iyi bunun?

Hüksiye'yi gördüm bugün. Bir otel balkonunda.

Sarhoş. İntihar etmek istiyordu.

Gebersin. Kardeşinin karısıydı.

Bana ne?

Kardeşimden bana ne? Ben onların bekçisi miyim?

Ben Nuri'yim Nuri.

Ben kendimden sorumluyum.

Kim geldi, kimle konuşuyorsunuz?

Babam geldi, büyükanneme yoğurt getirmiş.

Un da getirmiş, bana da şeker getirmiş.

Kolay gelsin!

Ne yapıyorsun öyle?

Dişin mi ağrıyor?

Ne gargarası bu, gene mi bademcikleri?

Ne pişiriyorsun?

Ne güzel de kokuyor!

Sarımsaklı bir şey galiba, ha?

Ne kokuyor böyle, yemek değil mi?

Sarımsak sirke!

Allah Allah!

Sarımsak sirke kokuyor başım!

Gerçekten sarımsak sirke. Niye yaptın bunu Naciye?

Annem sana küsmüş.

Niye küsmüş? Ben bir şey yapmadım ki.

Gerçek mi? Yine mi küstün bana?

Naciye, sarımsaklı güzelim. Sirkeli güzelim benim. Niye küstün?

Boğulacaksın! Aaa, ne dedim?

Soluk al dedim, soluk!

Yavaş yavaş ye, boğulacaksın!

Arkandan atlı gelmiyor!

Bitti bitti, yeter!

Kaseyi bırak, onu da yeme!

Başladın yine dansa!

Yetmiş yaşına geldin hâlâ, bırak bana şu dans etmeyi! Otur sen otur, ben

götürürüm, bırak!

Vazgeçemedin, şu huyundan gitti!

Ne zaman tartışsak hemen küsersin, günlerce!

Çocuk musun sen?

Küsmek de ne oluyor?

Anlayamıyorum ki seni!

Biz burada ekmek bekleyelim, sen git şarap sıkkın lan, öyle mi?

Nuri abiyi gördüm, Almancı Recep'in kardeşi, o ısmarladı.

O ısmarlamış!

Ne diyorsun?

Anlamıyorum ki!

Ne diyor? Sen anlıyor musun?

Sen niye diş istiyorsun biliyorum ben. Senin derdin yemek falan değil. Senin

aklın fikrin kocada kocada.

Ben ne diyorum kendine diyorum.

Gülersin ya. Hoşuna gitti değil mi?

Ne zaman yaptıracaksın benim dişimi?

Bağıra bağıra. Bu sefer söz. Şöyle parası çok aklı kıt ömrü az bir koca

bulacağız sana.

Öyle değil mi?

Dalga geçme kadınlar. Hep aynı şaka aynısı olduk. Öf yani öf öf!

Boşuna sevinme! Birkaç gün sonra kırıp kumbarana alır paranı yine içinden.

Boşuna sevinme!

Söz verdi babam, bir daha kumbaramı kırmayacak. Değil mi babacığım?

Kırmayacaksın kızım, kırmayacaksın!

Babanın sözüne güvenilir mi be? Hangi sözünü tuttu ki onu da tutsun?

Bari!

Kaçtı namussuz ayva!

Nereye gitti bu ya?

Mağmer abi seni çağırıyormuş, gelsin beş dakika demiş.

İsteyerek kırar mıyım kalbimi?

Peki, hata ettim. Bağışla beni.

Sana bağırmamalıydım. Ama biliyorsun durumu.

Bugün amele pazarına gittim.

Durumlar o kadar kötü ki... ...kimse kimsenin derdine ilgi duymuyor.

Herkes herkese kapalı, kayıtsız.

Bundan iki üç yıl önce evlenmişti.

Kocası Almanya'da Alman bir kadını.

Onu gördüm sabah.

Dövmüşlerdi. Mosnordu gözle. Sarhoştu.

Bir otel balkonunda.

Kimsenin umurunda değildi intiharı. İğrenç bir şey.

Kadın kendini attı atacak.

Milletin aklı kadının orasında burası. Çıplaktı çünkü kutsiye. Çır çıplaktı.

Sen de baktın tabi.

Kim dardaysa onun kapısına dikiliyorlar.

Onları darda boğmak, zorluklarından yararlanmak için.

Bohçacı Hatice de böyle bir insan.

O kadın bir baykuş.

Gün akşam onu burada görünce kan beynime sıçradı.

Naciye, anam o kadın bir felaket habercisi, inan!

Kim dardadır, kimin evinde geçimsizlik var... ...kimin yolu huzursuz biliyor o

kadın. Hemen damlıyor o eve.

O kadın bir eve girdi mi, ayağa bir kere alıştı mı... ...bil ki o ev çöker

Naciye! Anam, o ev çöküyor.

Sana kızmamın nedeni buydu.

Ne işi var o kadının evimizde? O kadın bir baykuş.

Biliyorum, senin bir kabahatin yok.

Bir kötü niyetin yok.

Zaten olamaz da. Fakat alıştırma ayağına.

Onun niyeti öncük boncuk satmak değil, onun niyeti başka.

Verecek sana ne istersen, borçlandıracak, sonra da düşürecek.

Biliyorum, sen de güzel şeyler giymek istersin. Hakkın da bu senin.

Ama durumumuz ortada.

Senin için her şeyi yapmaya hazırım.

Soygun yapmayı bile düşündüm, inan!

Ama gözüm kesmedi.

Ya başaramazsam?

Ya yakalanırsam dedim kendi kendime?

Naciye! Ama... ...Hapishane kapısı beklemek zordur.

Ne varmış senin Muammer abi?

Belediyeyle anlaşmış.

Başıboş köpekler zehirlenecekmiş.

Üç dört gün sürermiş iş.

Yapmasan?

Mecburum be anam.

İş yok ki iş.

Niye sürdün bu sarımsağı zirkeyi?

Saçlarım dökülüyor.

Zirkeyle sarımsak iyi gelirmiş.

Hep sıkıntıdan.

Yaz geçti.

Pamuk topladık. Çapaya gittik. Çalıştık.

Odun kömür bile alamadık.

Ne yapacağız?

Kış geldi. Ne üstümüzde var ne başımızda.

Teyp de alamadık.

Annemin dişlerini de yaptıramadık.

Gözlük de alamadık. Kör olacak kadın.

Eli de onaramadık.

Kireçleyebilseydik bari.

Dam desen dam da öyle.

Akacak yine bütün kış.

Kirayı da arttıracaklarmış.

Kız okula başlayacak. Ne defteri var, ne çorap, ne önlük, ne bir şey.

Annemin işini halletseydik iş değilse.

Destek olurdu bize.

Üç aydan üç aya mı ne? Yedi bin sekiz bin mi ne veriyormuş hükümet?

65 yaşını doldurmuşlara veriyor hükümet maaşı.

Anne nüfusta gösteriyor 63.

İki yılı daha var.

Diyorlar ki kemik muayenesi yapılırsa olur.

Bir de mahkeme açılmalıymış. Yaşı büyütmek için.

Ben bir daha konuşayım Nuri abiyle. O bilir.

Akacak yine da.

Yorumunuz her gün daha kötü oluyor.

Hiç aklım kesmiyor ki düzelsin.

Babamla konuşacağım.

Hissemi versinler yine.

Satarsak hisseyi elimize geçer birkaç kuruş.

Senin hissenize düşer ki. Hepsi otuz bölüm tarzı. Hiç yoktan iyi değil mi?

Bir iki ayıbımızı örter.

Sana teyip de alırım.

Kışa giyecek.

Annenin dişlerini yaptırırız. Gözlük alırız. Odun, kömür, kışlık yiyecek.

Havalar düzelirse tamı da onarırız.

Bugün işe giderken bir teyit gördüm. Çok güzeldi.

Dokuz bin lira yazıyor belli.

İçim gitti.

Korkuyorum.

Neden?

Bilmiyorum.

Her şey daha kötü olacak diye korkuyorum.

Naciye, neyin var senin?

Şaşırtma beni Naciye, anam!

Neyin var senin?

Neden ağlıyorsun?

Niye ağlıyorsun Naciye?

Adamın içine kurt düşündün, kurt tutursan mı?

Neyin var?

Kötü bir şey mi yaptın yoksa?

Anlat bana!

Naciye!

Bilmiyorum!

İçim karar!

Bulak!

Sıkıntı!

Kötü bir şey yapmadı değil mi?

İyi olacak be Naciye!

İnan bana!

Korkuyorum ben anne! Ben de sizinle yatayım!

korksun. Büyükannem de korkuyor. Dua okuyor durmadan. Okuyor ama anlaşılmıyor

ki duası.

Herkese Selim gibi evlat versin İsmail. Oğlum diye söylemiyorum.

Yalnız... ...Selim iyi çocuk. Akıllı çocuk.

Fakat korkuyorum. Neden ki?

Uyuyamadın mı? Rüya gördüm.

Köpekler.

Çok mu irkiltici, itici?

Bilmem ki. Konuşuyorlar işte.

Bazı insanlar görüyorum.

Köpeklerin ölümüne çok üzülüyorlar. Ama aynı insanlar biliyorum ki...

...insanların sokaklarda öldürülmelerine hiç üzülmüyorlar. Ama hiç.

Kedilere üzülürler. Köpeklere acırlar. Kuşları severler. Ama insanlara

gelince...

Be Naciye'm, çalışmak zorundayız.

Sonra zararlı değil mi bunlar?

Geçenlerde ısırmadı mı bir çocuğu? Kuduz olmadı mı çocuk?

Ben bir şey demiyorum ki!

İsmail değil mi o gelen?

Kolay gelsin! Kolay gelsin, hala bitirememişsiniz işleri!

Oğlum!

Yardıma geldim. Kolay gelsin! Aaa, ter içinde kalmışsın! Önemli değil, bir şey

olmaz anacığım.

Hasta olursun! Dur bir şeyler alayım.

Babam hiç yüz vermiyor bizim. Pamukları toplayıp gittiniz ya, kalmadınız ya...

...erken gittiniz diye kırık biraz. Yağmur da mahvetti bizi.

Kolay gelsin baba, çalışmaktan gözünüz dünyayı görmüyor.

Ne var, ne istiyorsun?

Yardıma geldim.

Yardım? Bırak sahtekarlığı! Niye geldin? Var senin bir hesabın. Ne hesabım olacak

be baba?

Vardır, vardır!

O kadar yolu sen boşuna tepmezsin.

Yardım düşünen adam, işler diz boyuyken bırakıp gitmezdir.

Gelirken izin aldın mı karımla?

Söyle, seni dinliyorum.

Hızadan anlat!

Bizi havare etme, daha çok işimiz var.

Bir ricaya geldim.

Biraz borç para isteyecektim.

Borç para, benden!

Ben banka mıyım yoksa tefeci Akif mi?

Ne parasıymış bu benim?

Ne parası olacak, borç işte.

Babam değil misin?

Darlandık, dara düştük.

Kime gideyim?

Kime gidersen git!

On iki bin lira verdim, daha yirmi gün olmadı.

Bütün yaz sana çalıştık.

Dırtlığa kadar borç içindeydik, biliyorsun.

Kimsenin yüzüne bakamaz olmuştuk.

Onları kapattım.

Odun kömür bile alamadık eve.

Önümüz kış!

Senin önün kış da bizimki yaz mı?

Bizimki de kış!

İş de bulamadın.

Belediyeye girmiş dediler.

Üç günlük işte o!

Köpekleri zehirleyecek duruma düştüysen...

Eh yani!

Elin adamı adam öldürüyor, öldürtüyor, sesiniz çıkmıyor da... ...Ben köpek

zehirlemişim, çok mu görüyorsunuz? Çemişine gerek var İsmail, oduna kömüre

ne gerek var?

Adamın karısı güzel olduktan sonra... ...Hay az olmuş akış, ne fark eder?

Ne demek istiyorsun ki sen?

Allah işte!

Elin karısı kızı tarlada kırda çalışır... ...Zeydine gider... ...Hiç

bir şey yapmasa çalı çırpı toplar... ...Seninki de...

Ahineye bakar! Niye, Naciye de çalışmadı mı bütün yaz? Gördü pamukta!

Saçını toplamaktan pamuk toplamaya vakit bulamadı.

Baba, bu manyağın aklıyla nasıl yürüyorsun anlamıyorum.

Milletin diline düşmüşsün be! Ne diyorlar, kullandıymıyor mu?

Ne diyorlarmış ki?

Karının canı sıkılıyormuş da evde... ...Oyalansın diye teyp arıyormuşsun.

Canı sıkılan kadar her bir boku yer.

Sibiryalı'nın teypeyi bilin... ...Karısı kaçmasın diye bir teyp aldı fıkara.

Evde canı sıkılmasın, oyalansın diye.

Karış ve Fırla kaçtı.

Üstelik giderken de teybi beraber götürdü.

Belaya mı geldin, ne istiyorsun?

Neler konuştuğunu duymuyor mu kulağın? Naciye senin gelinin değil mi?

Kötü ne söyledi ki? Neden kurtuluyorsun?

Ne söyledi ha?

Burcunu yorma!

Bırak beni be! Allah senin belanı versin, hırlamışsın!

Nedir bu sizin yaptığınız be?

El aleme rezil olacağız. Düşman mısınız?

Bilemiyorum ki ana. Dost mudurlar, düşman mıdırlar bilemiyorum ki.

Gittin babasız büyümüş bir kızı aldın.

Babasız büyümüşse kızın suçu ne? Ne yapmış? Bir şeyini mi duydunuz?

Baba olup da bir düğün mü yaptın? Takı mı taktın? Bir çul mu serdin evimize? Ne

yaptın? Bize mi sordun evlenirken? Gittin aldın getirdin. Ne çeyizi vardı

ne bir şey.

Kız almak kolay mı?

Evlenmek kolay mı? Size kalsa bekardım hala.

Sen niye evlenmedin ha?

Kız kendi ayağıyla gelmişse suç mu istedi? Sevmiş beni gelmiş.

El alem gibi bilezik mi istedi?

Baba parası mı istedi? Ne istedi?

Babası yoktu ki baba parası istesin.

Manyak manyak konuşma! Kızdırma kafamı!

Sana kız mı geldi ne geldi? Terbiyeyle konuş!

Yapmayın!

Bırakın bu işleri!

Allah'ım!

Allah'ım!

Anlaşıldı. Sizinle konuşulmaz.

Uzun sözün kısası, verin benim hissemi! Ne düşüyorsa hisseme verin!

Ne hissesi be!

Hissende ne oluyor mu senin?

Daha ben ölmedim, dur hele!

Parla!

Her çöpünüzde, her karış toprağınızda emeğim var benim.

Hah, emeği varmış!

Başlatma şimdi emeğinden de, sümüğünden de!

Herkes bir emek lafı tutturmuştur, gidiyor! Ne emeği be!

Yoksa sen de mi kumarist oldun?

Baba, anla beni!

Yardım et bana.

Perişanım. Durumumuz çok kötü.

Zeynep de okula başladı. Önümüz kış.

İşsizim. Herkesin karısı kısı çalışıyor. İş mi yok?

Ama beyimiz kıskanç. Hem aç hem kabadayı.

Hem kel hem pudul.

...dedesiniz diye mi doğurdum?

Birbirinizin kafasını... ...gözünü yarasınız diye mi doğurdum?

Sizin birbirinizi... ...ettiğinizi düşman etmez be! Düşman!

Düşman!

Amma da dalmışsın ha Nedim abi!

Hani ya şu sünnet alayını görmesem... ...Sadece yüzünü görsem... ...Sanırdım

ki bir cenazeye bakıyorsundur.

Öyle be Nuri!

Bu şenlikler, bu alaylar öldü artık.

Ancak zenginler, o da eskiye bağlı olanlar... ...Böyle gezdirebiliyorlar.

Eskiden fakirler de gezdirebilirlerdi. Şimdi nerede?

Şimdi mevlid okutuyorlar.

Kesiyorlar, tamam bitti iş.

İşler kötü ha!

Geçen seneye nazaran işler biraz daha kesin.

Bu sene hemen hemen boş kaldılar.

Sıkıldılar yani oturmaktan. Eskiden düğünleri cumadan pazarlık yaparlardı.

Cumadan giderlerdi. Şimdi yalnız pazar günü istiyorlar.

Çalgıcılar da eksik.

Sünneti bir gezdiriyor, içki veremiyor.

Trakı fiyatlarında bir artış var, güç yetmiyor. Para yok ki.

Neden böyle olacak bilemiyorum ki.

Biz her şey daha iyi olacak derken tersi oldu.

Milletin hali nasıl, iyi mi, kötü mü?

Vallahi biz çalgıcılardan anlarız. Bak çalgıcılar bozsa, oturuyorlarsa...

...bileceksin ki milletin hali iyi değil.

Demek ki para yok.

Para olsa çalgıcı çalar.

Çalkıcı çalıyorsa demektir ki kişiler iyidir.

Bak Bahtiyar'a sünneti İstanbul'dan Ankara'dan orkestra getiriyor.

Ünlü artistler, ünlü şarkıcılar davet etmiş. Bu pazar şenliğe bak sen.

Fakir fukar artist yürüyeceksin diye Bahtiyar'ın evinin önüne dolacak.

Ee... Bahtiyar bu!

Göster bakalım marifetini Şükrü!

Almanlar görünce şaşırsınlar!

Kolay gelsin beyav!

Ne yaptın be? Nerede kaldın? Ancak... Bir klarnet, bir cümbüş, bir darbuka bin

beş yüz lira! Çok be!

Değil!

Gece on birde elbise üzerinde!

Aman ha!

Bizi Almanlara mahcup etme!

Memleket meselesi! Olur mu be ya?

Her şey iyi, hoş ya Nuri. Aramızda konuşuyoruz. Bu Almanlar bizden karı

isterlerse ne olacak?

Karı mı?

Herifler horoz almaya mı geliyorlar, karı almaya mı?

Öyle değil be yahu.

Kafaları çekince hani. İster ya adam. Amal'ın karısıyla konuş.

Nimet ablayla.

Bizim İsmail'in karısı için ne diyorlardı?

Ne diyorlardı?

İyi göbek atıyormuş.

Şarkı türkü söylüyormuş düğünlerde.

Düğünlerde kadın kadına herkes oynar. Göbek atar, şarkı söyler.

İsmail ile konuştun mu? Konuşacağım.

Karısını da getirse mi acaba?

İsmail arkadaşımız nasıl deriz? Olur mu?

Ayıp olur.

Yüzüne ne oldu, kavga mı ettin?

Öyle bir devirde yaşıyoruz ki... ...İnsanın babasından bile ayrılıyor.

Ya menfaat dünyası, yeni mi aklın başına geliyor?

Niye böyle oldu?

Anlayamadım ki!

Kime güveneceğimizi şaşırdık.

Kendine güveneceksin, kendine!

İyice bunaldım.

Bak!

Denize bak!

İçim aynen böyle.

Ama çaresizim.

İşler çok kötü.

Bildiğin gibi değil.

Ne yapacağımı şaşırmış durumdayım.

Naciye nasıl?

Niye sordun?

Sordum işte.

Neden?

Adamın evde huzuru yoksa hiçbir yerde olmaz be İsmail.

Ne biliyorsun evde huzurum olmadığını?

Bilmiyorum olabilir öyle düşündüm.

Kupsiye'yi gördün.

Bak anlaşacaksak seninle bana Kupsiye'den falan söz etme.

İntihar etmiş manyak karı. Çocuklar ortada kalmış. Bana ne etmeseydi?

Onu bunu bırak sen. Kendimize bakalım.

İşin var mı bugünlerde? Yok.

Cumartesi Horoz Şevket'in misafirleri geliyor Almanya'dan. Bir Almanla iki

Almancı. Almanya'da horozcular kahvesi açacaklarmış.

Konukları iyi ağırlamak istiyor Şevket. Bizden de yardım istedi.

Her gün için 300 lira para verecek.

Şevket'in adamı rolü için 300 lira. İyi para.

Hani filmlerde olur ya... ...bir adam kabadayıdır.

Dört tane de figüran bulurlar onun yanına.

Kafayı buldun abartıyorsun durumu. Senin kafan bozuk.

Her şeyi tersinden alıyorsun.

Neyse be abi... ...Bir işe gider gibi kalkar geliriz.

Köpek seyirlemeye gidiyoruz da... ...Ne olacak yani?

Benim de bir işim var sana.

Kaynanam. Var yetmiş yaşlarında.

Ona nasıl maaş bağlatırız? Bir de tarla, işsem.

Seni hiç iyi görmüyorum be İsmail, neyin var senin?

Yuvam tehlikede abi!

Çatırdamış!

Yıkılmak üzere! Nasıl?

Bilmiyorum!

Bilemiyorum!

Sezinmiyorum!

Yuvam tehlikede abi!

İşin kötüsü, karımı da çok seviyorum! Çok!

Anne burnuna bir şey mi oldu?

Ne var burnunda?

Burnum böyle olsa.

Bak yandan bak. Güzel değil mi?

Elin hep orada mı kalacak?

Kalır mı?

Ameliyat yapıyorlar.

Burnum böyle oluyor.

Hokka gibi. Beş tane de bir düşme yaptıramadınız. Bir gözlük alamadınız.

Şimdi de burun mu yaptırıyorsunuz? Ne olmuş senin burnuna, bok mu olmuş?

Önce karnınızı doyurun, karnınızı! Kış geldi, bir bok yok evde! Zeynep!

Pes karı! Evlenecek adam bulamadı da gitti, elini almanıyla evlendi.

Alamam mı o geçer?

Sünnettirmiş o adam.

Doğru mu?

Aa!

Ne o yüzündekiler?

Ne oldu böyle?

Dün akşam görmedin mi?

Allah çarpsın yeri fark ediyorum.

Ne oldu?

Kavga ettik.

Kavga mı?

Neden? Kimdi?

Karla için.

Verin benim hissemi dedim.

Yok dedim.

Hisse miyse yok dedim.

Nuri abiyle konuştum.

Babamsayken hissemize alamıyorum.

Olmazmış.

İşler iyi değil.

Anne için bir dilekçe yazdırırım.

Nuri abiye.

Yaşını büyütmek için dava açacağız.

Annenden büyük iki tanık derlerse ki... ...Evet, bu kadın yetmiş yaşındadır,

oluyor.

Muhtardan da bazı evraklar var.

Onları kovalayacağım bugün.

Kimse halinden memnun değil be İsmail, kimse!

Bizim için burada hayat yok dayı!

Her taraf öyle be oğlum, biliyorsun!

Benim oğlan Selim, üç yıldır İstanbul'da. Dün mektubunu aldım.

Çalıştığı fabrikada grev varmış. İşçiler greve gitmişler.

Bilmiyorum, iyi mi yapıyorlar, kötü mü yapıyorlar?

Benim bildiğim grev demek, karşı durmak demek.

Hakkımı verin çalışayım, yoksa çalışmam demek.

Onlar ne yapacağını bilir be dayı. Üç kişi, beş kişi değil ki, koskoca

fabrika. Dört yüz kişiymişler.

Baksana, iki kişi olsa adam düşünür.

Ama dört yüz kişi bunlar.

Dört yüz kişi ne demek dayı?

Sonra Selim akıllıdır, okumuş adamdır. Yanlış yapmaz.

Haftaya gelebilirim diyor.

Öyle yazmış.

Keşke gelse.

Benim de niyetim gitmek İstanbul'a.

Yunanistan'dan gelmişler. O yaşlı adam var ya, zamanında burada oturuyormuş.

Dükkanı mı ne varmış, gezmeye gelmiş.

İsmail, üç saattir yana yakıla seni arıyorum, hayrola! Gel, gel, gel

anlatırım, gel!

Adam ölmeden önce memleketimi dünya gözüyle bir göreyim demiş.

Gittik sizin eve, evde kimse yok. Naciye'nin anası malum, konuştuğu

anlaşılmıyor ki kadının.

Arabacı muammerin karısı sağ olsun, o halde!

Naciye neredeymiş?

Bilmiyorum ki!

Hoş geldin! Hoş geldin! Hoş geldin Fikriye!

Biz aynı... ...Ben doğum burada... ...Burada büyüdüm...

...Sonra Yunanistan'a gitti... ...Var yirmi beş, yirmi sekiz sene... ...Ben

çok severim memleketi... ...Fakat çok kötü!

Çok kötü olaylar oldu.

Benim dükkan var. Yali boyunda.

Güzel. Güzel bir dükkan.

Hani faturası.

Çok. Çok güzel. Tamli. Karşı karşıya idik. Biz iki dükkan. Biri benim,

biri Salih.

Salih... ...sakal böyle.

Bir sabah idi.

Sabah. Müsteri var dükkanda.

Bir kız ve anası.

Ben ölçüyorum güzel bir kumas.

Tas geldi.

Nereden geldi?

Anlamadım. Tas nabole.

Cam sangir.

Adamlar dondular aniden.

Anlamadım bile. Kumaslar yerde.

Tüfekli makaralar yerde.

Sürmedi bir saat.

Dükkan yok yerinde.

Her şey sokakta. Ben hastane.

Gözümü açmak yok.

Kapanmış. ...Gözüm ne böyle... ...Yok vicdan... ...Çok tövdüler

beni... ...Diyorlar ki namussuz, alçak, hain... ...Sonra

Agnadin... ...Demişler ki var bir ayna Mösyö Dimitrenin dükkanında... ...Dezgah

altında... ...Bakar Müslüman kadınların bacaklarına aynadan... ...Bak nerede

ayna... ...Yıktılar dükkanımı...

Aradılar, aradılar, yok aynı.

Anlaşıldı sonraki yalan. Yalan ama benim gitti dizler. Gitti dükkan, kumaslar,

tüfekli makaralar.

Sonra gittim ben Yunanistan.

Bıraktım her şeyi burada.

Aklım burada.

İlk pasta zor Yunanistan.

Benim memleket burada, burada. Yok benim içimde kötülüğü.

Sur'da rakı içerdi.

Raki çok güzel!

Var Yunanistan'da da raki... ...Ama bizim raki başka!

Kafayı bulunca soynardı kısırta ki...

Hediyemdir. Zahmet etme Kirye, siz bizim misafirimizsiniz. Bizim size ikram

etmemiz gerekirken. Yoo, almazsan olmaz.

Biz dostuz, arkadaş.

Kalbim kırılır.

Hediyemdir.

Al İsmail, al. Madem ki Mösyö böyle istiyor, al.

Ayıp olur sana.

Çok teşekkür ederiz Mösyö.

Aslında almak istemezdik. Fakat çok ısrar ediyorsunuz. Hiç kırılmayasınız

diye.

Bu da size hediyendi.

Hiç olmadı Bekir ye.

Tabii baba haklı, insanın doğduğu yer.

Benim memleket, ev,

görmesem olmaz.

Şöyle bir hatıra fotoğrafı çektirelim.

Bir de hep beraber, anneyi de alalım.

Hadi, hanım! Gel sen, gel!

Siz de geçin, ben çekeyim.

Hangisi benim?

Anlaşılmıyor dediğin, tane tane konuş!

Bu resimde ben neredeyim, seçemiyorum!

Sen mi?

İşte bu sensin!

Göremiyorum ki, bir gözlük olsaydı belki!

İyi çıkmış mıyım?

Çok iyi çıkmışsın be analık! Çok güzelsin!

Görseydim!

Ne oldu be kızım?

Kıkıştım! Kıkıştım!

Kolay gelsin!

Ne zaman geldin?

Az önce!

Sen neredeydin?

Bademciklerim şişmişti. Nimet ablaya kadar gittim. Çektirmek için.

Ne işin var senin orada? Bilmiyor musun onun ne mal olduğunu?

Bana ne?

Her koyun kendi bacağından asılır.

Bademciklerimi gösterdim ben o kadar.

Sen deli misin nesin?

Ben kendimi taşımasını bilmez miyim? Acısına dayanamadım boğazımı.

Yutkunamıyordum bile.

Doktora gidecek durumumuz mu var? Bir doktor ilaç beş yüz lira.

Mecburen oraya gittim.

Tahminen kaç saat oluyor?

Bilmiyorum ki. Oluyor işte biraz.

Ben saat iki buçukta geldim. Saat şimdi beş.

Feyyatlarda mıydın bu saate kadar?

Deli misin be? Ben Nimet ablada on dakika mı ne oturdum.

Boğazıma baktı bastırdı o kadar.

Sonra Sıdıka'ya gittim biraz. Canım sıkılıyordu orada oturdum.

İstersen sor. Ne yani evden çıkmayacak mıyım?

Ne diyor ne diyor?

Diyor ki kedilere de meraklısın galiba. Burada horozdan çok kedi yavrusu varmış

diyor. Kediler aşçının kedileri.

Doğru yollar işte.

Hayvan bu ne yaparsın?

Yazık. Benim böyle olduğuma bakmayın siz. Ben çok yufka yürekliyim. Onlara da

bakıyoruz işte horozlarla.

Bakın şimdi, kedilerle horozların dövüşünü seyretmek ister misiniz?

İstemiyormuş, istemiyor. Hemen şimdi, beş dakikada! Benim horozlarım kedi

falan dinlemezler. Kediyle, köpekle her şeyle dövüşürler. Biraz üstlerine

varalım, bize bile saldırırlar.

Mesela, kedi yırtıcı hayvan sayılır, değil mi?

Bakın ne yapacak benim horozlarım şimdi?

Benim horozlarım kedi falan dinlemezler. Takar pençelerini böyle.

Hop, bakın şimdi.

Şungut, takıcı ötüş.

Gerekmez, yapmayın.

Benim horozlarım böyle işte.

Yalgıcılar da geldi.

Tamam mı İsmail?

Tamam. Hale mi hazır?

Gidelim öyleyse!

Buyurun!

Sen çalgıcılarla, peyzinin minibüste gelirsin. Bizi takip edersiniz, tamam mı

aslanım? Tamam!

Tamam abi!

Tamam!

Bizim atalarımız bu topraklar için kanlarını dökmüşler. Şu toprakların her

karışında binlerce şehidimizin kanı var. İnsan buradan geçerken düşünecek, ben

nereden geçiyorum diye.

Çanakkale, M.Ö. 4000 yılda kadar uzanan çeşitli medeniyetlere sahne olmuş bir

memlekettir.

Çok zengin bir tarihi geçmişe sahiptir. İşte Troya!

Homeros'un destanlarında sözünü ettiği Troya.

Burasının Troya olduğunu keşfeden bir Alamandır.

Bak Allah'ın işine, bizim horozları keşfeden de bir Alman.

Bakın, tarih nasıl bunları yazıyorsa, bir gün bizim horozları da yazacak.

Burayı keşfeden Alamanın ismi de Henry Schillemann.

1870 yılında burada kazılara başlıyor ve büyük bir hazine buluyor.

Hazineyi karısının yardımıyla önce Yunanistan'a... ...oradan da Almanya'ya

kaçırıyor.

Ötesini söylemeyelim be! Alman hazine kaçırmış falan demek ayıp olmaz mı?

Niye ayıp olsun be?

Adamlar dünyada ne buldularsa memleketlerine kaçırdılar. Milliyetçi

adamlar. Kötü mü?

Şimdi bizim horozları da götürüyorlar.

Birkaç yıl sonra Almanya'dan horoz almaya gidersek hiç şaşma.

Seni Alman'a bizim horozları kaçırmaya geldin. Helal olsun sana.

Türklerin bağımsızlık savaşında verdikleri ilk sınavın geçtiği yerleri

göstereyim.

2000 Türke karşı 10 bin Anzaklı savaşıyorlardı.

57. Alayın tümü son neferine kadar şehit oldu.

Şu topraklar hala kan kokuyor.

Yelibolu savaşlarında Anzakların kaybı 252 bin, Türklerin kaybı ise 280

bin kişiyi buluyordu.

Mustafa Kemal...

...Yelibolu savaşlarında en önemli yerin... ...Kocaçimen Tepesi ve

Congbayırı olduğunu... ...bu yörenin düşmanın eline geçmemesinin

gerektiğini... ...tüm komutanlardan önce sezmişti. Bunun için elinden geleni

yaptı. Savunması tam 9 ay sürdü.

Arkadaşlar... ...şimdi de Çanakkale Boğazı'nın girişinde...

...Kisarlıtepe'deyiz. Bu topraklar için canlarını rahatça veren... ...250 bin

şehidimiz için dikilen... ...Çanakkale şehitler anıtındayız.

Bağımsızlığımızın simgesidir bu anı! Aslında Kurtuluş Savaşı, Gelibolu

Savaşları ile başlamıştır.

Bizim babamız, dedemiz çarpışmışlar. Kanlarını dökmüşler bu topraklar için.

Hepsinin kemikleri bu toprakların altında.

Buna karşılık devlet ne yapmış?

Bize demiş ki, siz durun! Siz bizimsiniz!

Fakat Bulgarya'dan gelene, Sırbiyadan gelene demiş ki al sana toprak.

Kelle başı on beş dönüm. Bize gelince yok. Bir karış bile.

Vallahi size yalan gelir. Biz bu memleketin çocuğuyuz. Onlar gelmiş

şuradan buradan.

İnanın onların sözü bizden çok geçer. Bizim sözümüz geçmez.

Zaten bizde adettir.

Bir adam birisi için diyorsa ki sen bizdensin tamam.

O adam boku yedi.

Bizden olunca yandın. Her şeyin kötüsü, işin zoru, etin kemiği, malın kılçığı

sana düşer. Bizim gibi değil mi Nuri abi?

Hayır ettin be İsmail, sen bizdensin, olur mu?

Bizim İsmail yamandır ha!

Bundan dört beş sene önce bir Alman turist kadını... ...çok güzel bir kadına

tutuldu İsmail'e... ...bir görüşlerinde tutturdu götüreyim diye İsmail'i

götürecek Almanya'ya!

Gitmedi İsmail, gitsene be Tokmak, akıl yok ki!

Karısını bırakamamış der!

Karı da karı ha, çok güzel!

Nasıl haktı?

Bir aksilik olmazsa senin almana bir sürprizimiz var bu akşam.

Söyleme ama!

Almancı kardeşlerimiz.

Büyük abilerimiz.

Abinin adı neydi be?

Bilmiyorum be ya. Abi adın neydi?

Bir yetişiyor veya yürüyüşlerine yetişemeyiz de bir tane yetişiriz.

Naciye nerede?

Daha gelmedi.

Nereye gittiğini de bilmiyorum.

Bunları yiyebilirsin. Yumuşak.

Çok geç kaldım değil mi?

Saat kaç?

Bana mı soruyorsun?

Özür dilerim.

Yardım eder misin?

Çok pişmanım!

Çok pişmanım, beni bağışla!

İsmail, çok pişmanım, beni bağışla!

Seni bir daha ürmeyeceğim!

Neredeydin?

Neredeydin dedin?

Sana söyleyecektim.

Üzümlenmezsin diye korktum.

Bahtiyar Bey'in sünnet düğünü vardı.

Ünlü artistler, şarkıcılar gelecek denilmişti.

Onları seyretmeye gittim.

Bu saate kadar.

Beni bağışla İsmail.

Bir daha sana sormadan kapıdan dışarı adım atmayacağım.

Söz sana.

Zeynep'imiz üzerine yemin ederim.

Bugüne kadar beni hiç anlamadın.

Acılarımı anlamadın.

Sana duyduğum sevgiyi anlamadın.

Kaygılarımı, endişelerimi anlamadın.

İyi niyetimi hep kötüye kullandın.

Sana kaç defa anlattım.

Çevremiz kuşatılmış dedim.

Akbabalar, neş kargaları... ...İnsan simsarları... ...Alçaklar,

namussuzlar... ...Anlamadın.

Ben sadece ekmeğimizi...

...nafakamızı düşünürken... ...bunun için her şeyi göze alırken... ...sen

başka hayaller kurdun. Ben ekmek peşinde koşarken... ...sen artist olmayı

düşündün. Şöhret olmayı düşündün. Evinden koptun.

Ben alabildiğine sana yaklaşmak isterken... ...sen puştundan

pezevengine... ...orospusundan bilmem nesine... ...bir şey soktun aramıza. Bak

şu duvarlara!

Yıllar önce çektirdiğimiz resim kimlerin arasında boğulmuş? Bak!

Kim bu adamlar?

Kim bu kadınlar?

Ne işi var evimizin duvarlarında?

Kimdir bu karı? Söylesene bana!

İmrendiğin, gıpta ettiğin bu kadın kim?

Kimdir bu adam?

Bizlere ne hayrı var bunların?

Biz fakir, yoksul, ekmeğe muhtaç insanlarız Naciye!

Bunlar bizim karnımızı doyurur mu?

Bunlar bizim içinde bulunduğumuz sıkıntılara merhem olur mu?

Yıllardır kafanda taşıdığın hayallerin bizi uçuruma götüreceğini... ...yuvamızı

yıkacağını hiç düşünmedin mi?

Neleri göze alıyorsun artist olmak için?

Kim yapar seni artist?

Kimsin sen? Neyine güveniyorsun?

Senin gibi milyonlar var. Senin gibi milyonlarca kadın, genç kız bu

hayallerle zehirleniyorlar.

Kimi evini, kimi yuvasını terk ediyor.

Bilmiyor musun sonlarını?

Kim dolduruyor İstanbul'un, Anadolu'nun barlarını, pavyonlarını, kerhanelerini,

randevu evlerini kim?

Senin gibi düşünenler. Bir hayal uğruna evlerini terk edenler.

Hayal kırıklığına uğrayanlar.

Bu duvar, bu resimler... ...senin sonunu haberliyorlar bana.

Bugüne kadar hep sustun.

Uyardım.

Belki kendi kendine düşünür... ...söylediklerimden ders çıkartır dedin.

Ama sen tam tersini yaptın. Ne kadar yumuşak, anlayışlı davrandıysam... ...o

kadar kötüye kullandın beni.

Yazık! Çok yazık!

Artist olacaksın ha?

Ünlü artist Naciye!

Ünlü orospu olacaksın ha? Laf ol!

Artist mi olacaksın, orospu mu olacaksın, ne olacaksın git ol!

İsmail! Defol!

İsmail! Yapma, dur!

Sen oysun! Ne yaptığının farkında değilsin!

Bütün mahalleyi ayağa kaldıracaksın!

Kalksın be, kalksın! Kim ayağa kalkarsa kalksın! Bu aklı taşıyan bir kadın için

köpek zehirleyemem! Bu aklı taşıyan bir kadın için oyun oynayamam! Onun bunun

ağzının kokusunu çekemem!

Kapıyı açarsanız sizleri de atım! Bu iş burada bitti!

Naciye bu aklı taşıdığı müddetçe benim karım olamaz artık! Bu kadar!

Babam içeride hasta.

Kur'an okursun istedi. Hoca Kur'an okuyor.

Ne var kız?

Naciye kararından vazgeçmiş. Bizimle gelmeyecekmiş İstanbul'a. Neden?

Kocamı seviyorum. Ondan ayrılmam diyor.

Bırak bu akılsız işleri Naciye. Ne kendini aldat ne de kocanı.

Sizin geleceğiniz yoktur.

Aranızda yüzlerce adam girmiş. Bu ne biçim sevgi böyle?

Sizde kalan paramı ve eşyalarımı almaya geldim.

Ne kadardı paran?

Bilmiyorum. 8 bin lira mı ne olacaktı galiba?

Yanlış düşünüyorsun Naciye. Bak pişman olacaksın.

İyi düşün. Biz yarın öğle otobüsüyle gidiyoruz.

Düşün. Öğleye kadar düşün.

Düşündüm.

Bak deftere. Ne kadarsa ver parasını.

Markları da verin. Onda sizin payınız yok zaten.

Alman bana verdi şahsıma.

Satacak mısın?

Düşünüyorum.

Hediye de satılmaz ama bilmiyorum.

Bu yoklukta hediye hediye hesabı mı olur be İsmail?

Sat bana, hepsine bir lira veririm.

Al.

Alman kaç marka vermişti sana değil mi? 20.

10 da ver bana, 500 lira da ona vereyim.

Şile razı olayım mı?

Doğa satmıştım. Belki yıkanırsın diye.

İsmail, benimle konuş.

Ne olursun, konuş benimle.

Seninle konuşmamız gerekli.

İhtiyacım var.

İsmail...

Bağışla beni!

Hatamı kabul ediyorum.

Bana yardım et!

Hatamı düzeltmek istiyorum.

Çok sevdim!

Bana yardımcı ol! Beni yalnız başıma bırakma!

Beni yıkma ne olur!

Konuş benimle!

Yardım et bana!

Yardımına muhtacım!

Sana ihtiyacım var!

İhtiyacım!

İsmail, inat etme! Elini ver bana, elini tutayım!

Çok yalnızım, inan!

Senin sevgini, şefkatine ihtiyacım var!

Her zamankinden çok!

Anlatamıyorum ki!

Anlatamıyorum!

Kahvaltı etmeyecek misin?

Hayır.

Dur, gitme.

Beni dinle.

Bugün bir yere ayrılma.

Beni yalnız bırakma bugün.

Kurbanım olurum senin İsmail.

Yalvarırım.

İşim var.

Elini ayağını öpeyim senin.

Beni yalnız bırakma bugün.

Neden?

Anlatamam.

Anla beni.

Anlatamam.

Anlatamayacağın ne olabilir ki?

Yanımda kalmanı istiyorum bugün.

Bir tek gün.

Hiç değilse öğleye kadar. Öğleye.

Bırak bu artist numaralarını.

İsmail. Yalvarırım.

Ne var? Bir şey mi var?

Yok bir şey.

Ama gitme.

Yalvarırım gitme.

Almanlar ayrılıyorlar bugün.

Çekil yoksa canını yakarım.

Çekil dedim! Yak canımı!

İstersen dön, bırakmayacağım seni!

İzlediğiniz için teşekkür

ederim.

Bizi de bekleriz diyor, oraları da getirin, bir dövüştürelim.

Tabii, tabii, en kısa zamanda. Siz bir telgraf çekin, ben iki gün sonra

oradayım. Hadi bakalım, affedersiniz.

Hadi güle güle!

Hoşça kalın!

Güle güle!

Şimdi sıra geldi bize!

Sıra değil mi sıra?

Eee, işte böyle!

El birliğiyle Alman'ı dize getirdik, aldık marklarını.

Hepinize teşekkür ederim arkadaşlar, hem sana hem sana.

Hepiniz canla başla koşturdunuz, bizi Alman'a mahcup etmediniz.

Bu senin Nuri, bu da senin İsmail.

Biz de böyle, al gülüm ver gülüm. Hey, oradan çay yapın be!

Bıraktıkları teyit miydi? Niye sordum?

Biliyorsun ya, alıyoruz, satıyoruz biz de.

Hediye bu, satılır mı be? Niye satılmasın be ya?

Dur be Nuri, kandırma beni. Satmaya niyetim yok.

Söyle, beş bin.

Satmayacağım. Beş bin beş yüz.

Beni kırma, sen her zaman bulursun.

Peki be, seni mi kıracağım şimdi? Ver yedi bin lira. Altı bin. Yedi bin.

Altı bin beş yüz lira.

Oldu be, senden iyi mi yani?

Benim aklım kesti Nuri.

Sen çok yakında bu memleketin ikinci bahtiyarı olacaksın arkadaş.

Şimdi inandım.

Teybi bana sat. Ne?

Üç bin liram var.

Kalanını da iki üç ay içinde öde.

Ama İsmail, gördün... ...Ben buna peşin para altı bin beş yüz lira verdim.

Peşin para altın sayılır.

Şimdi satsam yedi binden bir kuruş aşağı vermem kimseye.

Bana da yedi bin say.

Vallahi İsmail, seni severim ama bu başka.

Arayan var mı be? Yok abi, o deli karı aradı yalnız.

Deli karı mı?

Dilekçe yazdı ayaktaş!

Yazalım ona bir dilekçe, alalım paracıklarını!

Biz yazmasak başkası alacak, koş git paçuna koş!

Yedi bin beş yüz sahibi abi!

Nasıl ödeyeceksin?

Darılma ama sen evinin ekmeğini bile zor götürüyorsun!

Teybin borcunu nasıl ödersin ki?

Bu teybi almam gerekli abi!

Bana arkadaşlık edeceksin.

Anlatamam. Çok gerekli bu teyip bana.

Peki be İsmail.

Sekiz bin lira sayacağım sana, oldu mu?

Nasıl istersen.

Bak şimdi, tarılmacı yok.

Bir de senet yapacağız.

Olur, beş bin liralık. Eline para geçtikçe getireceksin bana.

Ne var be, beni aramışsın.

Hani dilekçe yazacaktın bana?

Paran var mı paran?

Var! Ne kadar?

Otuz beş lira!

Say oğlum şu parayı! Say bakalım, otuz beş lira var mı?

İyi yaz dilekçeyim!

Yaz ki gecikmesinler!

Gelsinler hemen!

Sen hiç merak etme!

Yüzük ne oldu, yüzük?

Hiç sorma, kaptırdım yüzüğü.

Akbaba'ya kaptırdım.

Canın sağ ol, inşallah iyi olur.

Gelmedin mi daha?

Zaten işler çok kes arttı. Bu sene işler çok kötü, çok.

O kanadı kırık leylek vardı ya leylek, o da öldü.

Hadi hoşça kal, hakkını helal et.

Helal! Sağ ol dayı, ne hakkımız vardı ki güle güle.

Çakmadın, çakmadın! Çakmıyor mu yine?

Neremiz çakıyor ki?

Neremiz?

Hayrola, bir şey mi olmuş?

Amalfeyat kriz geçirmiş.

Ne krizi be?

Adam ölmüş, haberiniz yok! Tepeye bileti kesilmiş! Karısıyla kızı kaçmış galiba!

Galiba da ne demek kaçmış? Kaçmış mı? Nereye? Kaçmış işte! Öyle otobüsüyle

kaçmışlar! İstanbul otobüsü diyorlardı ya!

Nasıl bir kız doğurmuşsun gördün mü?

Aaa! Teyp de almış!

Almış ama kaç para!

Naciye de namuslu karıymış. Giderken götürmemiş teybi.

Büyük sözü dinlemeyenin sorunu budur.

Sana iyi oldu.

Aklın başına gelir belki.

Ne yapmayı düşünüyorsun şimdi?

Anasını ne yapacaksın?

Sırtında mı taşıyacaksın, yoksa layık olduğu yere götürüp kapının önüne mi

bırakacaksın? Buna vereceğin tek lokma bile haramdır, tek lokma bile! Şu an

evimizde bulunması bile zul, zul!

Tanıyorsun değil mi?

Bakacak yüzün yok kimseye, değil mi?

Kalk! Kalk, konuş bizimle!

Buna terbiyesizlik düşer ikisi!

Ne istiyorsunuz?

Ne demek ne istiyorsunuz?

Karın kaçmış!

Demek ki Feyyaz'ın kapısına konan süpürgeler biraz da senin içinmiş.

Karın, Hamal'ın karısı ve kızıyla birlikte kaçmış. Çık dışarı! Defol

evimden! Bir kelime daha konuşursan seni öldürürüm! O kadar erkeksen karnı öldür!

Seni ben boynuzlatmadım ki, kol boynuzlat!

Yapmayın!

Ne yapıyorsun?

Delirdiniz mi? Kavganın sırası mı şimdi?

Tam da birbirinize yardım edeceğiniz sırada.

Suçlu biziz.

İyi mi ki biz her şeye bir sinema seyircisi gibi baktık?

Her şeye... Her kötülüğe... Yolsuzluğa... Ahlaksızlığa... Bizim

dışımızda bize bulaşmayacakmış gibi baktık.

Suçlu biziz.

Oysa her şey bizimle o kadar ilgiliydi ki...

Bize o kadar yakındı ki... ...Bir yerde bulaşıcı bir hastalık varsa... ...O

herkese ilgilendirir. Bulaşıcı çünkü.

Biz ne yaptık? Hep uzak durduk.

Dur diyemedik.

Ne oluyor diyemedik.

Her şeyi kendi haline bıraktık.

Karışmadık.

Ve yatın karısı evin önüne süpürge koyduğunda... ...Bir işaret

koyduğunda... Bunu Feyyat'la karısı kızı arasında bir mesele olarak gördük.

Her boku yediler, biz seyirci kaldık.

Süpürgeyi sadece kocasını küçültmek için, aşağılamak için söz konusu yaptık.

Oysa süpürge hepimize meydan okumaydı.

Süpürge ahlaksızlığın, kahpeliğin hepimize, bütün namuslu insanlara meydan

okumasıydı.

Süpürge namussuzluğun... İnsan haysiyetine, şerefine meydan okumasıydı.

Anlayamadık.

Aklımıza gelmedi ki... ...bu mikrop bir gün hepimizi boğazlayacak.

Anlayamadık ki... ...bu namussuzluk karşısında gösterdiğimiz hükmün...

...bizim başımızı yiyecek.

Anlayamadık.

Şimdi ne yapmayı düşünüyorsun İsmail kardeş?

Naciye'yi arayacağım.

Naciye yaşamamalı.

Çünkü o... ...kendisine gösterdiğim insani duygularımı... ...aile şerefimizi

hançerledi. Beni kahpece vurdu. Yaraladı.

Kimsenin yüzüne bakacak yüz bırakmadı bende.

Yaşamamalı Naciye. En kolay bu.

Naciye'yi öldürmek çok kolay.

Kolay ya da zor.

Bu düzen var oldukça... ...binlerce Naciye yaşar. Bin Naciye ölür, bin

Naciye doğar.

Ben onu bunu bilmem.

Naciye yaşamamalı.

Zeynep'i ne yapacaksın peki?

Anamla konuştum. Babamla konuştum.

Zeynep'i onlara bırakacağım. Onlar bakacaklar ona.

Naciye'nin anası ne olacak?

Bilmiyorum. Bak İsmail kardeş.

Eğer Naciye'nin yaptıklarından bu kadını sorumlu tutar da... ...ortada bırakır

gidersen cinayet olur.

Cinayet sadece adam vurmakla olmaz.

Göz göre göre birini ölüme terk etmek de cinayet sayılır.

Ne yapmamı istiyorsun ki? En azından bu kadını... ...acizler yurduna

yatırmalısın. Bunun için uğraşmalısın. Ortada bırakmamalısın.

Formaliteleri nedir bilmiyorum.

İstersen biz sana yardımcı olmaya çalışırız.

Naciye ölmeli. Başka bir şey düşünemiyorum.

Bak beni dinle. Acını anlıyorum. Ama bir acı yeter sana.

Naciye'yi öldürmen seni yeni acılara boğacak.

Cezaevleri, sıkıntılar, yokluklar... ...mahvolacaksın.

Bu kez de Zeynep aynı tehlikeyle karşılaşabilir.

Öldürmek çözüm değil.

Acıları göğüslemelisin.

Kendine yeni bir hayat bulmaya çalışmalısın.

Yeni bir hayat ha?

Yeni bir hayat.

Bundan sonra.

Bu yaştan sonra.

Yaşın kaç ki?

Elli yaşında olsan ne çıkar? Ben sana yardım ederim.

Bir iş bulmaya çalışırız bir fabrikada.

İstersen iş bulana kadar seni konuk ederiz evimizde.

Neden? Seni bu durumda yalnız bırakmak... ...içimizden gelmiyor. Bu

bir görevdir.

İnsanlık görevidir.

Merhabalar. Merhabalar.

Nasılsın be İsmail?

Birkaç gündür görmeyince merak ettik seni. Ne var ne yok? Ne yapıyorsun?

Baksana bir sigara.

Ne haber be Selim, neredesin böyle?

İstanbul'dayım, çalışıyorum.

Biliyorum. Ara sıra Muammer abiyle konuşuyoruz seni, kulağını çınlatıyoruz.

Ee, nasıl gidiyor işler İstanbul'da?

İyi sayılır, fabrikadayım.

Kusura bakma be İsmail, artık gerek kalmadı diye düşündüm de. Doğru, gerek

kalmadı. Yüz lirası eksik, bozuk yok da sonra veririm sana.

Şevket haklı, benim de aklım kesti.

Ama bilmelisin ki Bahtiyarların geleceği yoktur.

Olamaz!

Bayrami.

Bize mektup yazarsın değil mi? Bize unutmazsın değil mi?

Yazarım ana.

Bir süre sonra gelirim de belki.

Bakmam mı ki oğlum, bakmam mı ki?

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.