Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Belgeselin yapımcısıyım.
Parasal olarak sıkıntılı bir dönemdeydim. O yüzden girdim bu işe.
Normalde belgesel tercih etmem.
Daha önceden TRT belgesel çekmiştim.
Tabii bir de Karadeniz'de olduğum için Burak benden bir projenin süpervizörü
olmamı istedi.
Paraya da ihtiyacım vardı.
Burak'ın kuzeniyim. Ona yardım etmek için bu projede yürütücü yapımcılık
yaptım.
Aslında sektörle alakam yok.
Kompresörcüyüz biz.
Çin'den kompresör ithal ediyoruz.
Burak'cığım hoş geldin. Hoş bulduk. Sağ ol hocam.
Merhaba Ergun Bey. Hoş geldin. Hoş geldin.
Hoş geldin. Otur çocuklar.
Evet Burak, yaşa nasıl?
İyi abi, çok selamlar var onda.
Sağ olsun, sağ olsun.
Buyurun.
Abi Adem benim çocukluk arkadaşım, Ergun da kuzenim. Biz üçümüz ortak bir
belgesel çekmeye karar verdik.
Güzel. Belgeseli Adem anlatsa daha iyi olur. Evet Adem.
Evet, sizde bir Karadenizli olarak sizin de ilginizi çeker diye düşündük. Ve size
geldik Ali Bey.
Şimdi Çağdaş Efsaneler. Evet.
Öncelikle ana tema olarak Karadeniz'in çağdaş efsanelerini işin içine
katacağız. Yani şu Meatbusters efsane avcıları gibi ama biz Karadeniz
efsanelerini araştıracağız.
Aslında o gün oraya hazırlıklı gitmiştik. Ali abinin o dönem Karadeniz
'in dağ turizmine çok büyük bir yatırım hazırlığında olduğunu biliyordum.
Bir çeşit mega inşaat projesi gibi bir şey.
Baltoğlu Şirketler Grubu 1.4 milyar dolar net gelir.
5 bine aşan istihdam.
Her yıl gücüne güç katarak büyüyen ekonomik bir dinam.
Baltoğlu Şirketler Grubu İnşaat, gemi inşaat, Ve enerji
sektörlerinde öncü ve lider grup ufku geniş bir vizyonla yenilikçi
bir mega projeye daha imza atıyor.
Baltoğlu Şirketler Grubu Avrupa'nın alplerini Karadeniz'e taşıyor.
Karadeniz'i Orta Doğu'nun yaşam ve turizm merkezine dönüştürüyor.
Kaçkar Mega'da 2023.
Orta Doğu'nun altlarında, bulutların üstünde, doğayla iç içe, yeşille
uyum içinde, hayallerinizi ve gördüklerinizi aşan bir yaşam merkezi.
Dağ otelleri, yayla tesisleri, kır siteleri.
Mega Outlet.
Doğaya duyarlı pek çok ekolojik çözümle LEED sertifikasına aday.
Dağların zirvesinde zarif bir kardelen gibi Kaçkar Mega Dağ 2023
seçkin bir geleceği coşkuyla kucaklıyor.
Gelin zirveleri beraber fethedelim.
Bu projenin önünü açacak gerekli kanunlar çıkarılma sürecindeydi. Bu
süreçte propagandaya başlayıp kamuoyunu hazırlamak gerekiyordu tabii.
Bize sponsor olursa doğrudan bizim üzerimizden gizli reklam başlayacaktı.
Şimdi belgesel çekiyoruz diyorsunuz. Karadeniz'in güzelliklerinden
bahsediyorsunuz.
Çay bahçesi, fasulye tarlası, sırtında odun taşıyan yetmişlik teyzeler.
Bunları sakın unutmayın. Onları da çekin.
Yaylalara çıkın.
O tulum sesinden horon eden vatandaşı bir izleyin. Aralarına bir girin.
Bütün bunları içeren videoklipler hazırlayın.
Şimdi o kadar çok güzellik var ki bizim orada.
Bunları böyle bir videoklip altında müzik eşliğinde yaparsanız çok güzel
olur. Bunları yapın.
O güzellikleri görelim.
Şimdi Ali Bey yani çok güzel söylüyorsunuz. Zaten hani biz bunu
belgeselde zaten göstereceğiz. Bütün bu manzaraları, yaylaları.
Ama hani bunu video klip başka bir konsepte giriyor.
Yani bu zaten gösterilecek ama video klip bambaşka bir boyuta getirir bunu.
Bir düşünün. Eminim yaparsınız bu konuyu. Müzik iyi fikir abi. Müzik iyi
fikir. Çünkü zaten öyle bir şey olduğu zaman yine izleyicinin ben çok dikkatini
çekeceğini tahmin ediyorum.
Karadeniz'le ilgili bir şey yapıyorsan muhakkak müzik klipte koymak lazım. O da
doğru diyorsun yani onu yapalım.
Yaşayan hatır bizde çoktur.
Elbette bu proje içerisinde bizim de bir tuzumuz olmasını isteriz.
Şimdi sen bu konuda çalışmalarını yap.
Hafta işi görüşelim. Tamam.
Setçi ve şoför olarak iş aldığımız adam yola çıkmadan hemen önce işi bıraktığı
için onun yerine Murat'ı tuttum.
Dünyanın en becerikli adamı demiyorum ama o sıkıntılı dönemde işimizi çözdü.
Çocuk da gayet güzel işini yaptı zaten.
Sponsordan aldığı paranın onda biriyle işi bitirmeye çalıştığı için hem seççi
hem şoför diye Murat tuttu.
Haydi hayırlı yolculuklar. Sağ ol. Sağ ol.
Hadi Burakcığım görüşürüz.
Düşüş kendinize iyi bakın.
Olmaz böyle.
Sağ ol. Hadi görüşürüz.
Aleyküm selam.
Araştırmamıza Ofloge efsanesinden başlamaya karar vermiştik.
Aslında bu konuda Ali Bey'in bir ısrarı olmamıştı. Yani sadece ilk bunun aklına
geldiği için ona jest olsun diye bundan başladık.
Yani her Cuma diyoruz, bunu her gün demiyoruz ya, Cuma günü diyoruz ya.
Biraz havuzun içine sıcağım ya, siğırınızı sıkayım.
Sikimin pezdadıkları, koronavirüsün amiratı. Çıkın dışarı! Çıkın! Çık!
Çık! Ve atınları dışarı, hasat!
Durmayalım da ya.
Yapmayalım burada imamlık yapmayalım ya. Getirin buraya, getirin. Başka bir adam
getirin buraya ya.
Sikenin çayacağında geçmişini ya. Al, istemenin çayacağı ya.
Bir oflu hoca arıyoruz.
Bu adam biraz küfür ediyormuş. İnternete falan da düşmüş bunun.
Küfürleri, müfürleri.
Böyle bir bilgin var mı?
Anlamaz mısın? Hiç duydun mu öyle birini?
O burada değil, o İstanbul'da.
İstanbul'da? İstanbul'da nerede?
İstanbul'da Fatih de olması lazım. Tam kesin ama tam şimdi kesin diyemem
mesela. Ama burada değil yani, İstanbul'da.
Namaz kıldırıyorsun, hocasın.
Ben ne bileyim gece ne yapıyorsun?
Çin misin? Peri misin?
Anaşit misin?
Soydarın mısın? Ben ne bileyim?
Tam yüzde yüz değil de mesela yüzde yetmiş ve yüzde seksen İstanbul'da
olduğunu biliyorum.
Bilgim bende kasetlerden, internetten öğrendiğimiz kadarıyla. Yani küfür eden.
Olsun hocayı kızdırmayacaksın.
Kızdırırsan ağzı... Ağzı bozulur. Ağzını bozar.
Gülerdik işte. Komik gelirdi bize. Bazen kızardık yani küfür ettiği için.
Belge olabilir ama çok az bir şey yani.
Anladım. İstanbul'da Fatih'te kalıyorum.
Anladım abi. Heee.
Yani buralarda diyorsun.
Burada. Tamam. Meşhur ofis alıcı burada.
Benim
kızımı dayı da
davet etti.
Nesi verdi kızının?
Kızım hayal görüyor, ani tiksinme oluyor.
Nükleer füzyon, güneşin ve gölgenin gücü, yeni bir era açacaktır ve dünyayı
her zaman değiştirecektir.
Bence o çok iyi bir adam ve gerçekten çok iyi bir hayran.
Onu okumakla tefetti.
Biz şu an hani herkes başka bir şey diyor.
Birisi diyor ki yok İstanbul'da diyor. Birisi diyor Of'ta diyor. Birisi diyor
ne bileyim Trabzon'da diyor.
Yerini bilmiyorum ama bazı küfürlerin kalbe iyi geldiğini duydum.
Ha küfürler kalbe iyi geliyormuş.
Nasıl kalbe iyi geliyor?
Kalp baskılarına yarıyor, şifa oluyor. Ha küfür edince kalpleri mi iyi oluyor?
Rahatlıyor insan psikolojik olarak.
Ha psikolojik olarak rahatlıyor diyorsun.
Evet bayağı bir faydası var.
Bunu duydunuz yani.
Evet.
Küfürbaz Ofloce diye biri yok.
Bu bizim eski bir belediye çalışanımızın işgüzarlığı.
Bu şaka maksadıyla kaydı yapmış.
Bu kayıt da internete düşmüş.
O yüzden size bilmiyorum nasıl yardımcı olabilirim.
Peki bu kişiyle bir röportaj yapmamızı sağlayabilir misiniz?
Şimdi bu olay internette yayıldıktan sonra bu kişi çok rahatsız edilmiş.
Hatta tehditler almış.
Belki kimliğini gizli tutmanız kaydıyla bir görüşme ayarlayabilirim ama söz
veremem. O zaman biz sizden haber bekleyelim. Olur, haberleşiriz. Ben size
ulaşırım.
İnternette bulduğunuz kayıtlar evet bana ait.
Bunlar espri olsun diye yapılmıştı.
Ama bunların peşine takılıp buralara kadar gelmenize hiç gerek yoktu.
İnterneti araştırsaydınız zaten bu bilgilere ulaşırdınız.
Yani burada belgeseli konu olacak bir durum yok.
Ama gerçekten bir araştırma konusu arıyorsanız bana ilham olan gerçek Oflu
Hoca'yı araştırın.
O hoca gerçekten çok derin, çok kıymetli ve çok özel bir insandır.
Hatta çoğu kişi onu ölmüş biliyor ama o hala hayatta.
Yalnız onu bulmaya çalışırsanız başınızda geleceklerde hazırlıklı olun.
Bu uyarımı da ciddiye alın bence.
Bu konuda size söyleyeceğim başka bir şey yok.
Bahse geçen hoca ile ilgili Ali Bey'in adamlarının da yardımıyla bilgi
topladık. Böyle bir hoca gerçekten var gibi gözüküyordu. Ama çok enteresan bir
şekilde hakkında hiçbir resmi kayda ulaşamadık.
Ne bir nüfus kaydı ne de başka bir şey.
Ama en garibi adamın tam adı bile belli değildi.
İbrahim, İsmail, Davut gibi bir sürü isim zikrediliyordu.
Ama daha ciddi kaynaklardan Mustafa ismine ulaştık.
Oflu'yu yakından tanıdığı iddia edilen Gümüşhane'den Süleymaniye Camii İmamı
Nuri Hoca bizimle bu konuda konuşmayı kabul etti.
Bu hoca 127 yaşında.
Dahi, ermiş, her derde deva.
Yani diyelim ki birini bize arıyor, bir okusun.
Öflesin, hemen iyileşiyor.
Şimdi gözleri görmüşsün. Gözlerini böyle sıvazlıyor, şey yapıyor.
Hemen gözleri açılıyor.
Yaralı varsa yaralarını iyileştiriyor.
Boy desem iki metre yirmi santim daha adam.
Çocukluğumdan bu yana bilirim onu.
Şöyle mor sakallı, sakal burada.
Geldiği yerde her sene o mahalleye gelirdi bizim mahallemize. Bir odası
vardı onunla ayrı.
O odada...
Gider hoş beş ettikten sonra benim cemaatim gelecek girdi. Siz boşanın.
Çıkardı orada.
Kapısına kimse vurmayacaktı tabii.
O çıktıktan sonra dizi ağıran oldu, başı ağıran oldu.
Elini böyle bir sürerdi mübarek ama yüzüne baktığınız zaman ben iyi
tanıyorum. Pir nur.
Yani yüzüne bak böyle.
Ay mübarek ya dersin ya sakallar buraya kadar.
Ay mübarek 127 yaşında. Ne demek 127 yaşında?
Allah bol ömür versin. O yaşa kadar gelmek zor.
Benim annem 93 yaşında öldü. Bir eğritü ağacının üstünde namaz kılarken gördüm.
Öyle bir zat.
Gördüm.
Sabah namazlarını Mekke'de kılıyormuş.
Nasıl yani?
Mekke'ye gidiyormuş sabah namazını. Ve hanımı soruyormuş, nereden geliyorsun?
Hanım söyleyemem.
Hanım diyor ki, nereden geliyorsun? Şüpheleniyor hanımı.
Acaba başka bir hanıma mı gidiyor? Affedersiniz.
Şüpheleniyor. Sonra sıkıştırıyor, sıkıştırıyor. En sonunda artık
dayanamıyor. Diyor ki hanım ben sabah namazlarında ben Kabe'ye gidiyorum.
Namazımı kılıp geliyorum.
Yani uçarak gidiyor. Evet.
Çalıkları da giyiyor. Cenab-ı Allah onu böyle böyle yerden kaldırıyor.
Havalanıp Kabe'ye gidiyor. Kabe'ye gidiyor. Kabe'ye yük sürüyor, esiyor,
dua ediyor, ibadet ediyor.
Sonra geri geliyor.
Tabii bunca anlatılandan sonra konuyu o meseleye getirmek zordu.
Hocam, benim şimdi size bir sorum olacak bu Oflu Hoca'yla ilgili.
Buyurun. Bu Oflu Hoca'nın kötü bir huyu varmış.
Küfür ediyormuş.
Doğru mu?
Küfür etmez.
Ama şöyle bir şey demiş.
Hay ağzına tüküreyim.
Öyle bir şey demiş.
Ama oradakileri yanlış anlamış.
Ve adamcağızı rencide etmişler.
Çok üzerine gitmişler.
Adamcağızı kahretmiş, oradan çıkıp gitmiş.
Vurmuş kendini dağlara.
Köylere.
Halk iftira etmiş yani.
Yani bir şey söylemiş de hani.
Ağzına tüküreyim. Onlar da küfür anlamışlar.
Hayır efendim küfür ettin, hayır efendim küfür ettin.
O da kahrediyor, çekip gidiyor dağlara.
Köyde de buluyor kendini işte.
Yine hastalarını tedavi etmeye başlıyor. Ama bir gün burada görüyorlar, bir
gün yok.
Bir gün orada görüyorlar, orada yok.
Hala pir olmuşmuş, uçuyor.
Küfür konusunda rahatsız oldukları belliydi. O yüzden lafı daha fazla
uzatmak istemedim.
Peki hocam, biz şimdi bu oflu hocayla röportaj yapmak istesek, bu hocayı
nereden bulacağız?
Bulsanız da röportaj yapamazsınız.
Size kendini göstermez. Bulamaz mıyız diyorsun?
Bulamazsınız.
Kendini göstermez.
O sizi görür, yanınıza gelir, oturur. Ama siz onu göremezsiniz.
Göremeyiz biz. Gelir gider insan gibi görünür. Bazı zamanında gelir böyle
dilenci gibi olur. Bazı zamanında gelir istediğin gibi genç alem olur.
Yani bu adama ulaşmak çok zor. Doğru.
Bu adam artık ermiş.
Bu adam Allah yolunda, Allah Allah diye diye yani pir olmuş artık.
Yani onun için ulaşamasınıza başına gitmiş olursunuz.
Hoca meselesinin çok daha gizemli bir ele alması Ali abinin hoşuna gitti.
Hocanın halkın ilgisini çekecek bir reklam malzemesine dönüşebileceğini
düşündü. O gün için bu bana da mantıklı gelmişti ama bu at üstünde poz vererek
proje tanıtmaktan bile daha kötü bir fikirmiş.
Keşke nerede bulabilsek, konuşabilsek ama bulamazsınız diyorsunuz.
Öyle şimdi şu anda belki de yanımızda.
Belki aramızda.
Çünkü ermiş.
Doğru diyorsunuz hocam.
İyi akşamlar. İyi akşamlar ablacığım.
Karadeniz, asılsız fıkralara, mantıksız efsanelere konu olan bir bölge olmuştur.
Bunu kırmak lazım.
Bunu görev hak etmiyor.
Yangın merdivenini ahşaptan inşa eden otelcilerden, evinin altında el
marifetiyle makineli tüfek üreten köylülere, hatta doğa üstü güçleri olan
küfürbaz cahil hocalarına kadar her türde şiir efsanesi türetilmiştir
Karadeniz hakkında.
Tabii bunlar maalesef bölgenin imajını zedelenmekteler.
Öte yandan, Karadeniz'i Orta Doğu'nun alplerine dönüştürecek mega bir inşaat
projesi başlatmış bulunmaktayız.
Proje tamamlandığında Karadeniz, Rusya'dan Arabistan'a, Mısır'dan İran'a
her yıl milyonlarca turisti ağırlayacak bir turizm merkezine dönüşecek.
Yüz bin lira istidam sağlanırken bölge bacasız fabrikalarla kalkınacak.
Karadeniz bir değişim sürecinde. Bu süreçte yörenin bozuk imajını da
düzeltilmesinler. Özellikle de yatırım hazırlanan yabancı sermaye için.
Bu maksatla bölgede araştırmaya başlayan belgesel ekibimiz gerçekler ortaya
koyacak ve bölgenin imajının tazelenmesine katkıda bulunacaklar.
Büyük Karadeniz olarak Mega Dağ Projesi ile ilgili geleceğe umutta bakıyorum.
Memleketim insanının da geleceğe umutta bakmasını istiyorum.
Bu proje benim için çok önemli.
Yalnız benim için değil, memleketim insan için de çok önemli.
Akabinde Ali abinin aramları hocanın yerini tespit ettiler.
Hoca Usor'da bir köy düğünündeymiş.
Her şey fazla kolay olmuş gibiydi ama hiçbir şey göründüğü gibi basit değildi
tabii.
Adam geldi.
Tulum'un sesiyle orana kapıldık ve...
Yani
böyle... ...mitolojideki sirenler
gibi bir şey.
Evet. İfade etmek tabii zor. Orada olup onu birebir yaşaman gerekiyordu.
Resmen paralize olmuştuk.
Yani sanki transa geçmiş gibi.
Yani dağları aşıp oraya kadar hocayı bulmak için çıkıp da hocayı sormadan
geri dönmemizin başka bir açıklaması olabilir mi?
Yaşadıklarının ardında hoca mı vardı yoksa çocukların yüksek rakımda horonun
aptallaşması mıydı bilmiyorum ama bu yaşadıkları beyin tutulması bir seri
belanın başlangıcıydı.
Penceresi önünde karanfil
sarsı.
Ses var.
Ne? Ne?
İş makinesi mi yok?
Demedim oğlum.
Zere benziyor.
Ne oluyor?
Lan fıvırı getireyim abi.
Fıvır ne lan?
Gel gel.
Naber oğlum?
Tank oğlum, görmüyorum.
Karadeniz'de tankın ne işi var oğlum?
İftira mı oldu oğlum?
Bir noktadan sonra izleri kaybettik.
Tırmanmaya devam ettik.
Bir saat kadar daha yürüdükten sonra tepede bir mahalleye vardık.
Hoş geldiniz. Hoş bulduk. Hoş bulduk.
Nasılsınız? Teşekkür ettik. Gelelim mi?
Gel. Abi ne demek. Buyurun.
Buyurun.
Buyurun. Buyurun. Buyurun. Buyurun. Buyurun. Buyurun. Buyurun. Buyurun.
Buyurun. Buyurun.
Buyurun.
Buyurun.
Sizler de böyle rahatsız ettik. Ne demek.
Biz misafirperveriz Karadenizliler. Biliriz biliriz. Yemeyiz yediririz,
yatmayız yatırırız. Ama kötü bir şeyde de mermide basarız.
O en doğrusu. En son o konuşur. Biz bu susar bu konuşur.
Biz genelde çaycılık yaparız. Çayla. Çay mustasiliyiz.
Onun haricinde arıcılık da yaparız.
...fazla yoğun değil ama evimize yetecek. Konu komşuya verecek kadar.
Bir de silah ustalarımız var.
Silah ustaları? Evet.
Teşekkür ederim. Şeker isteyen olabilir.
Burası meşhur mu yani? Evet, meşhur. Silah ustalarıyla.
Ama en meşhuru İsmail Usta mı diyorsunuz? Evet, İsmail Usta'dır. Bu
köye mi has? Bu köye has kendisi.
Yani yaptığı silahla, tabanca ile...
Üç yüz tane, beş yüz tane atabilirsin.
Geri basmaz, mermi şişirmez.
Namliyi patlatmaz.
Dosta giden güvenilir.
Karadeniz'de en ünlü de öyle bir İsmail Usta'mız vardır.
El yapımı mı bunlar? El yapımı, evet. Tamamen el yapımı.
Öyle ünlü bir abimizdir.
Siz sahirdir. İşiniz, amacınız ne?
Ne amaçla geldiniz? Nasıl oldun?
Şimdi abiciğim biz aşağı derede kalıyoruz. Orada bir kamp kurduk.
Evet. Dün gece akşam otururken bir ses duyduk.
Sanki iş makinesi gibi bir şey.
Gece görüşüyle baktık. Tank gibi bir şey gördük.
Ne olduğunu net göremediniz.
Net gördük işte. Karşımızda tank var. Ormanın içinde.
İş makinesi olabilir. Olamaz böyle bir şey. Ama iş makinesi gibi değil.
Böyle bir şey biz duymadık. Bilmiyoruz.
Duymadınız.
Sonra onun izlerini takip ederek aşağı kadar geldik.
Hoş geldiniz, safa geldiniz. Ama öyle bir şey yok, öyle bir şey duymadık. Hani
kimse de bilmiyor mu öyle bir şey? Yok, öyle bir şey yok.
O iş makinesi duruyor. İş makinesi duruyor. Konu komşudan duyardık. Burada
bir sürü konu komşumuz var. Hadi biz mi bilmiyoruz? Ama onlar da yok, öyle bir
şey bilmiyoruz.
Askeri manevra falan mı var dedik ama... Köylüler tank hakkında bir şey
bilmediklerini söyleseler de tavırları bir garipti.
Hatta çok ilgimizi çekmediği halde silah ustaları İsmail'le röportaj yapmamız
için ısrarcı bile oldular.
Karşıdaya bir hez götürürüz.
Kendisiyle görüşelim. Diyelim böyle bir arkadaşlar gelmişler.
Misafirsiniz. Hayır görüşmem demez.
Şu anda burada mıdır ustamız?
Kendisi evde olur. Geçer görürüz. Hemen yakın. Yakın mı buraya? Size zahmet
olmazsa... Olur mu ne demek ya sevgili dostum?
Birlikte bir gider bakarız sohbetimizi ederiz. Madem hani bu köye kadar geldik
meşhurmuş. Tamam yaparız sohbetimizi.
Adem o kadar ısrarcı olmasa ben bu işin peşinden gitmeye çok da meraklı
değildim. Yok ben ona katılmıyorum çünkü yani sonuçta kim olsa merak eder.
İsmail Usta'nın huzuruna çıkmadan önce birkaç köylün nezaretinde bizi bir
salonda beklettiler.
Sonra bizi oraya götüren köylü geldi ve evin altındaki atölyeye götürdü.
Atölyede pek de sıcak karşılandığımız sorunemez. Yani ne bir merhaba, ne bir
konuşma, hiçbir şey.
Usta yüzümüze şöyle bir baktı ve tezgahı yerleştirdi, demir çubuğu işlemeye
başladı.
Parçayı işlemeyi bitirdiğinde mesajı gayet net aldık.
Ustanın 80'lik demirden yonttuğu kazığı görünce ima edilen tehdit anlaşılmayacak
gibi değildi zaten.
İsmail abi, arkadaşlar dere kenarında bir şey görmüşler.
Onun izini takip ederek köye kadar gelmişler.
Ne gördünüz İsmail ustaya anlatın.
Valla çok karanlıktı. Yani net bir şey göremedik ama.
Bu gördüğünüz şeyi kameraya çekebildiniz mi?
Çekmedik.
O noktadan sonra kayıt cihazlarımız kapatıldı.
Tüm ekipmanımıza el konuldu.
Gözetim altına almıştık.
Sonra köy meclisi toplandı.
Yani biz onlara Ali Bey için çalıştığımızı söyledik ama bu onları
daha da öfkelendirdi.
Sonra konu Ali Bey'in silah ustalarıyla ilgili söylediklerine geldi.
Onlara Ali Bey'in iddialarından bahsettik.
Küçük 42 tabanca yaptılar diye bölgenin imajı zelenemez.
Karadeniz Teksas değil.
İşte bu noktada çok kritik bir karara vardılar.
Riskli de olsa Ali Bey'e bir cevap vereceklerdi.
Dünyaya açılmaya karar verdiler.
Biz de bu gerçeği belgeleyecektik.
Bize bu oluşumla ilgili bilgi verdiler.
Kendilerini halk ordusu ya da milisler olarak tanımlıyorlardı.
Eğer bir gün gerekirse ülkelerini korumak için destek kuvvetleri
oluşturacak ve direniş örgütleyeceklerdi.
Düşüncelerine göre ordu ve kolluk kuvvetleri mutlaka halk ordusuyla
desteklenmeliydi. Ve en çok da bir gün bunların kendi halkının aleyhine dönme
ihtimaline karşı önlem olarak.
Onlara halk ordusu kurmanın yasal durumunu sorduğumuzda ise çok net bir
cevap aldık.
Bize halk ordusu kurmaya halkın kendisinden başka kimsenin karar
veremeyeceğini söylediler.
Yani ferman padişahınsa dağlar onlarındı.
Tamam, kenara alalım.
Orada yollarımızı ayırdık.
Gitmeden önce kovanlar toplandı.
Ortalık biraz temizlendi.
Sonra giderlerken bize yarım saat bekleyin, araya mesafe koyun, öyle yola
çıkın dediler.
Biz de isteklerine uyduk tabii.
Bir tank daha gelin.
Devreye Ali Bey'in adamları girdi ve jandarma bizi bıraktı.
Olay örtbas edildi tabii.
Sonra oradan çıkıp bulabildiğimiz en lüks otele kendimizi attık.
Zaten benim hakikaten de kampamp çekecek halim yoktu.
Kamu başımıza gelecek felakete önceden kestirme ihtimalimiz de yoktu.
Kalk doğru kalk, yardım.
Murat, yardım için koş, kalk.
Allah!
Oğlum açsana!
Rastgele seçip bir gece kaldığınız otelde yangın çıkma olasılığı nedir?
Peki bu otelde yangın merdiveni yangın çıkma olasılığı nedir?
Burak'ın da dediği gibi beynimiz tutuldu.
Sonra karşımıza halk ordusu çıktı. Neredeyse kaza oturuyorduk.
En sonunda da bu yangın merdiveni yangını.
Beyaz tavşanın peşindeki Alice'den tek farkımız hocanın peşinde attığımız her
adımda Karadeniz'e has bir efsanenin bir tarafımıza kapak olmasıydı.
Sonuç olarak yeni bir efsane daha bir tarafımıza kapak olmadan uyarıyı dikkate
aldık ve hocanın peşini bıraktık.
O noktada Oflu Hoca dosyası bizim için tamamen kapandı.
Ama Ali abiye verilmiş bir sözümüz de vardı. Bu yüzden çocuklarla anlaştık.
Hızlı bir biçimde Karadeniz'in daha düz efsanelerinden araştırmayı tamamlayıp
eve döneceklerdi.
Patent alma aşamasında falan bayağı bir zorlandık biz.
Günlerce sırada bekledik.
Bazı ön mülakatlardan geçildi. Hatta yanımda Hollanda'nın birkaç bilim
adamıyla gittim.
Enerji cihazımız bu.
Yani prototip cihaz bu.
Mıknatıs motoru dediğiniz bu mu? Evet, mıknatıs motoru. Hiçbir yere bağlı
değil.
Sırasız enerji üreten bir makine.
Yoktan enerjiyi nasıl var ediyor?
Mıknatısların farklı diziliminden kaynaklanan bir elektromanyetik dalganın
itiş kuvveti. Yani bütün hadise bu. Sadece mıknatısların farklı dizilişi.
Ben şöyle patentleri bir göstereyim size.
Mıknatısların dizilişi, elektromanyetik dalgaların nasıl harekete geçirdiği,
içindeki... Akım şeması.
Peki çalışırken görebilir miyiz? Tabii.
Şu anda üretim aşamasında bir fabrikaya girdiği zaman üretime geçebilecek
aşamada.
Sonuç itibariyle bizi ülke olarak dışa bağımlılığı engelleyecek bir proje bu.
Şu anda Japonya'dan Almanya'dan demin izah etmiş olduğum gibi çok ciddi
teklifler var ve değerlendiriyoruz açıkçası.
Switch'e bastığınız zaman basalım.
Bakalım tekrar çalışacak mı?
Tekrar çalışmaması lazımdı.
Demek ki... Siz
değil mi Karadenizlisiniz?
Hayır ben Ankaralıyım.
Kazasız belasız çekimlerimizi tamamladık.
Sonra tam dönüşe geçmeye hazırlanırken son bir görev daha aldık.
Ali Bey'in hanım arkadaşı Arzu Hanım'ı bölgede gezdirip dolaştırmamız istendi.
Ali Bey evli olduğu için bu hanımla arkadaşını gizli tutmak durumundaydı.
Bize birkaç günlüğüne kendisini gezdirip iyi vakit geçirmesini sağlamamız
söylendi. Tabii kesinlikle gizli tutulacaktı.
Biz Ali ile hep konuşuyorduk. Ben Karadeniz'e gelmeyi çok istiyordum.
Yani hep böyle resimlerden, fotoğraflardan tanıyoruz ya da
filmlerden. Gelip görmeyi çok istiyordum ama bir türlü olmadı nedense.
Siz ne iş yapıyorsunuz?
Oyuncuyum ben.
Oyuncu mu?
Hatta bir ara Amerika'ya gitmeyi bile düşündüm.
Hani orada tam yerinde Strasberg'in kendi okulu var. İşte devam ettiriliyor.
Ama kısmet olmadı. Yani gittim de şey için gittim, method acting için gittim.
Ben gerçi Berlin'de de yaşadım.
Çok güzel bir şehir ya.
Yani şey olarak güzel.
Kosmopolit olması açısından.
Bir de dünyanın yani metropollerin arasına girdi duvardan sonra.
Duvar yıkıldıktan sonra. Daha önce öyle değildi ama ondan sonra baya bir
gelişti. Hakikaten güzel bir şehir.
Ben bir de şey okudum. Sinema eleştirmenliği. Öyle mi? Evet.
Bayağı donanmışsınız.
Sinemayı seviyorum.
Tiyatroyu çok seviyorum. Aşığım tiyatroya ama sinema bambaşka tabii.
Arzunun gezdirilmesi bitmiş. Çocuklara ve dönüş hazırlıklarına başlamışlardı ki
son dakikada hocanın çatlı olduğu haberi geldi.
Hoca bir de Ali abiye dağ projesinden vazgeçsin diye mesaj yollamış.
İşte o noktada Ali abi bu işi bir reklam tanıtım işi olmanın ötesine taşıdı ve
bunu bir meydan okumu olarak algıladı.
Bu iş Karadeniz'in kaderini değiştirecek.
Hatta daha diddalı konuşayım. Bu proje Karadeniz'in tarihindeyken bir fırsat.
Ha bu projeyi beğenen var, beğenmeyen var.
İsteyen var, istemeyen var.
Memlekette demokrasi var. İsteyen istediği gibi düşünür.
Ama şunu söyleyeyim.
Öyle veya böyle bu iş yapılacak.
Avrupa'nın alplerini Karadeniz'e taşıyacaksın.
Adam buna karşı çıkacak.
Karşı çıksın.
Elinden geleni de yapsın.
Nihayetinde Ali Bey'in isteğiyle arzuyu dolarak çata doğru yola koyulduk.
Zaten bundan sonrası bizden çok Ali Bey'in ve onun yakın çevresinin
hikayesi.
Arzu Hanım kesinlikle hocayla uğraşılmayacağı, hatta köyün içine daha
girilmeyeceği konusunda bize teminat verdi.
Sadece Ali Bey'in gönlü olsun diye köyün dışında kamp kuracak, birkaç gün kamp
yapıp oradan ayrılacaktık.
Arzu'nun İsviçre Alpleri ve Doğu Karadeniz üzerine yaptığı
karşılaştırmalı anlatıyı dinledikten sonra yakınlarda bir grubun kamp
yaptığını öğrendik.
Arzu bunlarla tanışmak istedim.
HES'lerle mücadele etmek için geldik.
İnsanları bilinçlendirmek için.
HES, biliyor musun? Ben de tatil yapmaya geldiğinizi zannetmiştim. Yok, yok,
değil. Bir ayda, bir ayda. Kinder sürprizden biri daha.
İnternete bir adam, bir herif düşmüştü. Bu, işte, küfürler yağdırıyor. Evet,
evet, evet, biliyorum. İşte, bununla ilgili vaaz veriyor. Bunu komedi haline
getirmiş. Adam aslında itfaiyeciymiş.
Valla mı? Ve hani bunun gerçekten komiklik olsun diye. İşte, milleti
güldürmek adına.
Ama ilham aldığı kişinin gerçek Oflu Hoca olduğunu öğrendik.
Gerçek Oflu Hoca'nın da biraz ağız bozukluğu varmış. Ama adam ermiş.
Hocanın doğaüstü güçleri var.
Gerçek üstü güçleri var.
Mesela gittiğimizde adam yok oluyor. Bir anda ortadan yok oluyor.
O gece Arzu Hanım'ı pansiyonuna bırakıp kampa döndük.
Sabah erkenden his çocuklarla beraber köylülerle röportaj yapmaya esire
gittik. Arzu Hanım gelmek istemedi. Hisçilerden ırmakla kampta kaldık.
Biraz karabiber.
Biraz baharat.
Hindistan'dan almıştım. Biraz karışım.
Niye katıyorsun o baharatları? Mantarın acılığını alsın diye.
Böyle ekle.
Anlaşılmaz.
Biraz tek ile.
Tam olarak baba çağırmaya gelmesi lazım.
Ki keke yiyip verirsin.
Amsterdam'da çayını içmiştim bunun.
Bir de smoothie.
Smoothie bilmiş.
İçeceği çok yapılır. Ben çikolatayı görmüştüm. Normal yapıyorsun çikolatayı
içine karıştırıyorsun erittin çikolatanı. Ama ben kekini hiç
yememiştim yani.
Kek biraz daha dama yönelik bir lezzetliymiş.
Çok tuzlu. Çok tuzlu değil mi?
Baya tuzlu. Tabii.
Hiç bu dereotlu peynirli kek yemiş miydiniz?
Yani peynirli ben sadece cheesecake biliyorum.
Yok beyaz peynirli.
Yok yok yememiştim dediğim gibi yani Amsterdam'dayken baya güzel kafa
yapmıştım. Yani değişik bir tecrübeydi.
Bu da güzel bir tecrübe olacak.
Bundan sonrası annemin tarifi.
Nasıl geçti? Güzel, çok güzel geçti. Adem de ayrıca çok girişken yani.
Baya politik davrandı.
Bu arada size bir sürprizimiz var.
Onu da sonra açıklayacağız.
Ben merak ettim.
Hesti çocuklardan biri keman çalıyormuş.
Yanında da kemanını getirmiş.
Arzu da kemanı çalıyormuş.
Birlikte aşağı kampa kema çalmıyordular.
Akor kaçtı.
Ama ne kadar enteresan değil mi?
Perdesiz bir enstrüman.
Ama Batılıların icat ettiği bir enstrüman.
Yani öğrenciyken ben de çok eylemciydim. Yani hatta bir seferinde Taksim Meydanı
'nda bir mitingdeydik.
Çevik kuvvet aniden Tomay'la müdahale etti.
Üstümüze gaz sıktı.
Gelenler var.
Askeri araç geliyor.
Merhaba. Çamlıhemşin Kaymakamı Arda Kavaklıoğlu. Hoş geldiniz. Merhaba
efendim. Merhaba efendim.
Çamlıhemşin Jandarma Komutanı Yüzbaşı Uğur. Hoş geldiniz. Köy Muhtar Emin
Yılmaz. Buyurun efendim.
Başçavuş Murat Demirtaş. Hoş geldiniz.
Buyurun buyurun.
Tekrar hoş geldiniz.
Siz de hoş geldiniz arkadaşlar.
Sağ olun.
Biz Ali Bey tarafından bilgilendirildik. Öyle mi? Evet. Burada belgesel
çekiyormuşsunuz. Bir şeye ihtiyacınız var mı? Bir eksiğiniz var mı?
Çok sağ olun. Her şey yolunda şu anda. Her şey gayet iyi. Ne üzerine bir
belgesel çekiyorsunuz? Çağdaş efsaneleri araştırıyoruz. Ama asıl maksadımız
buranın doğasını, insanı yansıtmak.
Yalnız gerçekten çok enteresan. Biliyorsunuz değil mi?
Kandinsky de müzikten çok yararlanmış.
Adam belirli bir zamandan sonra renkleri nota gibi görmeye başlamış. Yani o
renklerde, notada hani harmoni nasıl sağlanıyorsa sen bilirsin.
Renklerde o harmoniyi yakalamaya çalışmış. Yani müzik gerçekten önemli
bir şey. Ah tabii, ardından biliyorsunuz değil mi Hitler'in neler yaptığını.
Bir ülkenin kültürünü, sanatını yok ediyor.
Zaten ondan sonra da işte akademisyenleri işlerinden alıyor.
Eskiden anlatılan ve gerçek olan bir olay ayılar hakkında.
Kadınlar ormana gitmişler yaprak veya odun yapmak için.
Bu kadınlardan bir tanesini ayı almış götürmüş mağarasına.
Kadın tabii korkuyor. Ama yapacak bir şey yok. Ayı vuruyor omuzuna gidiyor.
Orada kadını besliyor.
Vallahi artık doğanın imkanlarıyla beraber böyle bir zaman geçiyor tabii.
Hayat arkadaşı oluyor ayının kadını.
6 ay beraber yaşamışlar orada.
Beraber ilişkiye girmişler.
Ondan sonra kadın kaçıyor oradan. Kadın kaçıp geliyor işte evine anlatıyor
kocasına böyle böyle oldu. Artık yapacak bir şey yok hayvan bu.
Efsane dedik miydi hikaye konumuna giriyor. Aslında bunlar var yani bu bir
bölgeye ait değil.
Diğer bölgelerimizde de, ormanlık bölgelerimizde ayının yaşadığı hemen
hemen her bölgede böyle şeyler olmuş.
Benim de Sarıkamış'ta görev yaptığım yıllarda aynı şekilde batı
lojmanlarından bir arkadaşımızın eşi kaçırılmıştı ayı tarafından ve altı ay
kadar evinde, ininde bakıldı. Ayı bakmış ve çok güzel ballarla,
armutlarla, meyvelerle beslemiş. Fakat ayı her çıkışında İninin önüne kaya
dayıyormuş. Demek ki kadına artık alıştı diye bir gün kayayı takmayınca,
kapatmayınca kadın kaçarak kurtuldu.
Siz arkadaşımızın eşi dediniz yani bildiğiniz. Evet.
Orada görev yapan bir muazzam subayın eşi.
Bence bu çok iyi bir yatırım. Eğer maddi gücü varsa bir insanın ya da bir
sanatçıyı değerli buluyorsa onun eserlerini almak ve saklamak. Kimsenin
ulaşamayacağı. yerlerde saklamak. Van Gogh yok mu? Adam açlık sefilik içinde
öldü ama öldükten sonra tabloları biliyorsun yani. Tabii tabii.
Peki bu halkı bilinçlendirirken sizin ehliyetiniz,
bilginiz, beceriniz nedir?
Ben teknik üniversite çevrim mühendisliğinden mezunum. Çok iyi.
Bitirme tezimi de özellikle bu enerji üzerindeki ekonomik ve politik sorunlar
üzerine yaptım. Bu yüzden HES'ler benim tezimi çok büyük bir bölümünü
kapsıyordu. Sonra tezi de bitirince baktım kağıt üzerinde olmuyor. Kendimi
yollara vurdum. Mühendislik olunca da mimarlar, mühendisler, mop odalarının
hepsi çarşı her şeye karşı bir şeylere karşı olalım diye çıktınız yollara.
Peki öyle değil.
Çok daha fazla ve karanlık.
Karanlık mı? Nasıl yani?
Yani arka tarafına doğru bilinmeyenler, işin içine bir şeylerin girdiği,
rüşvetlerin girdiği, başkalarının girdiği çok mesele var.
Peki HES'in neyine karşısınız?
Bir dere üzerine beş HES yapılmasına karşıyız. Rakamlar üzerinde oynanmasına
karşıyız. Mesela bize nehrin yüzde ikisinden beşinden yararlanacağız
derken, yüzde kırkından ellisinden yararlanılmasına karşıyız.
Devleti denetleyen kurumlar hepsi birer çarktır. Sayıştay var, Danıştay var. Her
bakanlığın kendi denetleme, değerlendirme kurulları var.
İşte ben o en sondaki devletin kurumlarına güvenmiyorum. Denetleyen
kurumlarına. Hatta ben devletin kendisine güvenmiyorum.
Çarşı her şeye karşı. Değil. Önce chat değişti. Sonra belgeler değişti.
Sonra kanıtlar değiştirildi. Sonra tekrar dava açıldı. Tekrar düştü. Hez
onay verildi, hez kapatıldı.
Her bir davada bütün kanıtlar, bütün bilgilendirmeler tekrar değişti.
Yetmedi. Savunucuların maalesef hayatlarını kaybetmesiyle davalar en
baştan tekrar açıldı. Yani öldürüldüler mi diyorsun?
Hayır.
Eceliyle. Trafik kazası.
Çok daha yeni oldu.
Sizin bölgenizde oldu.
İspatınız varsa niçin mahkemede bunu...
Tartışmıyorsunuz. Birilerini suçlarken, birilerine bir ithamda bulunurken
mutlaka elinizde belge ve bilgilerin olması gerekiyor. Daha fazla
uzatmayalım. Size iyi muhabbetler.
Yazık ya yazık.
Deneyecek hiçbir şey yok Sayın Kaymakam.
Yani bunlar bu kadar basit.
Yeter ki sizdiki.
Aynen öyle.
Ortada yanlış anlaşılma var bence.
Yanlış anlaşılma falan değil Adem Bey.
Şu anda devleti temsilen en üstteki makam var ve ona saygı duymak
zorundasınız. Tabii ki tabii.
Öyle mi Ergun Bey?
Doğrudur. Yani.
Her ne kadar demokrasiyi savunuyorsak da...
Devlete saygı duyacaksınız.
Saygısızlık olduğu yerde... Siz anlattınız mı niye burada olduğunuzu
falan? Evet.
Oradan zaten HES'ler ne yapıyorsunuz, niye diye.
Hani kaymakam ve özellikle komutan ikisi birlikte.
Adem Bey, ya bu arada biraz ortamı da yumuşatalım. Bizler Türkler
misafirperverliğiyle bilinir biliyorsunuz. Bir çay. Tabii, tabii.
Yani ne bileyim, ağzımızı ıslatacak bir şeyler.
Aslında kabahat bizlerden başlıyor, ailelerden başlıyor diye düşünüyorum.
Artık yavaş yavaş ataerkil aileyi bırakıyoruz.
Artık bundan sonra nasıl bir aile yapısına sahip oluruz bilemiyorum.
Öyle değil mi muhtarım? Aynen, aynen. Katılıyorum. Yani. Doğru diyorsun.
Hayır ben de bunlardan bir şey anlamadım. Bunlar neyin peşindeler?
Onlar sizin fırtına deresinin üzerine yapılacak eserin...
İptalini istiyorlar, yapılmamasını istiyorlar. Durum onu gösteriyor, evet.
Yani.
Teşekkür ediyoruz.
Teşekkür ederiz. Şeker almaz mısınız? Almıyoruz, teşekkür ederiz.
Çay çok güzel oldu. Ne kadar yorgunluğumuz sunu.
Afiyet olsun.
Kızlar yapmıştı herhalde.
Sağ ol.
Alabilir. Kızlarımız herhalde becerikli. Becerikli.
Afiyet olsun.
Güzel. Güzel olmuş.
Ben kendime geldiğimde etrafta bizden başka kimse kalmamıştı.
Jandarma komutanı, kaymakam falan.
VDS'ciler çoktan gitmişti.
İstanbul'a dönüşe geçmek üzere toplanmaya başladık ki bir anda sis
çöktü köye.
Arkasından bir de fırtına patladı.
Biz toplanırken Arzu Hanım arabada bekliyordu. Sonra ben onun yanına
geçtim. Çektiği fotoğraflara bakıyordu. Halinden memnundu.
Sonra ihtiyaç gidermem gerekiyor dedi. Ben fırtınadan dolayı gitmemesini, yani
aşağıdaki pansiyona gidinceye kadar beklemesini önerdim. Ama dinlemedi.
Sonra sisim içine doğru yürüyerek uzaklaştı.
Bu onu çatta son görüşümüz oldu.
Bu maalesef Ali abi için kademeli bir çöküşün başlangıcı oldu.
Tabii maddi bir çöküşten bahsetmiyorum, manevi bir çöküş bu.
Arama kurtarma ekibi geldi. Sesimi duyan var mı?
Köpek devrim ekiplerimiz zaten bizim burada.
Önceki aradığımız... Dolayısıyla zaten bir tane kremi yaptım.
Tekrar hoş geldiniz komutanım. Teşekkür ederim.
Bu nedir durumunuz?
Komutanım hanımefendinin ayı tarafından kaçırılmış olma ihtimaliyle bölgedeki
ayı inlerini kontrol ettik. İki tane timimiz 18 saattir bu bölgede doğu
bölgesinde çalışıyorlar ve saat 9 sularında ayıya ait ini buldular.
Olay yeri inceleme ekibimizin ayının ininde yaptığı araştırma sonucunda
kaçırılan hanıma ait bir adet iPhone 4S cep telefonu, bir adet atkı, üç
adet nar, bir miktar bal ve beş adet armut bulundu.
Ayrıca olay yeri inceleme ekibi, inde muhtelif çam dallarından bir yatak
yapıldığını ve diğer bulguların ışığında ayının kaçırılan hanıma baktığı sonucuna
vardılar.
Mağarada bulunan iPhone'un incelendiğinde kızın Ali abi için bir
ses kaydı bıraktı ortaya çıktı.
Kızın bulunmasına belki yardımcı olur diye jandarma kaydı Ali abiye dinletti.
Çok trajik bir anda.
Telefonun şarjı bitmek üzere.
Bu kayıp birilerinin eline geçer mi bilmiyorum.
Şu an burada değil.
Beni burada hapis tutuyor.
Bana iyi davranıyor.
Ama çok korkuyorum.
Aşkım.
Ali. Ne olur beni bırakma.
Ne olursa olsun benden vazgeçme.
Beni sen kurtarırsın.
Sana ulaşır mı bilmiyorum ama... ...şöyle hissettiğini biliyorum.
Öööööö Öööö
İki hafta olmuş Arzu hala bulunamamıştı.
Jandarma ve sivil savunma ekipleri aramaları bırakmıştı ama Ali abinin
adamları aramalara devam ediyorlardı.
O gün Ali abinin yediği ağır bir darbeydi.
Merhaba Kuraycığım.
Kardeşim nasıl oldun?
Vallahi iyi olmaya çalışıyorum.
Sende ne var ne yok son durum nedir?
Ağabey şimdi haberler güzel.
Bu son ayda da başka paketi onaylayacak.
Yalnız birkaç tane ek madde konulmasını istedi.
Bir üstünden geçeceğiz.
Önümüzdeki hafta Allah'ın izniyle paketi meclise sunarız.
Öyle de olanların basına sızdığına dair duyum aldım.
Doğruysa benim bitmem demektir biliyorsun.
Bakarız. Bilgi sızabilir, bilgi çağrı yaşıyoruz.
Bunu normal kabul edelim. Ona göre hareket edeceğiz artık.
Ha ne olacak ki? Bir iki tane çapurcu kanalda haber yaparlar, internetten
tweet atarlar, sikimler açarlar, Kasımpaşa yani.
Enkaz, enkaz, enkazın altında kalmış gibiyim Koray. Bunu tarif edebiliyor mu
sana? Bilemiyorum.
Ama bu başıma gelenlerin izahatı yok.
Ağabey madar oldum demektir millete. Ağabey bak, oynamayı hiç kafana takma.
Sen başkanın hasılaması.
Yani ayı değil kutu payısı olsa, yine bu kahrapa geri geçecek.
Zaten gündem bu yeni ilişki yasaklar konusunda meşgul.
Sonra halk gönlünden de sorun yok.
Biliyorsun. Ama bize çeviririz.
Yani söyledik. Bir şey yok ortada abi.
Yalnız bir tek yenge alma ne dersin? Onu nasıl ikna edersin? Hakikaten bilmiyorum
abi.
Neyse şimdi takma kafanı onlara.
Öbür hatta çağrı var. Ben seni arayayım.
İyi tamam konuşuruz sonra.
Hadi görüşürüz abi. Hoşçakal.
Kendini görmek zorundayım.
Çantayı mı sav?
Çantayı mı sav?
Uçaktan şimdi indim abi. Hava arındayım.
Şans sensörünü biliyorsun Levent'te.
Evet abi biliyorum.
Oraya gel ama dikkatli ol. Sanki takip ediliyormuş gibi geldi bana.
Tamam abi merak etme. Yarım saate oradayım.
Ay'ın kaçırdığı hanımla ilişkiniz olduğu doğru mu?
Cevap verir misiniz?
Cevap verir misiniz?
Ne basına haber sızması ne de başka bir şeyin aslında çok da önemi yoktu Ali abi
için.
Şu kadarını biliyorum ki Ali abi o kadını sevmişti.
Ve daha başka bir şeyin o kadar da önemi yoktu.
Gururu ve haysiyeti için yaşayan bir adam için çok zor bir durum.
Cevap verir misiniz?
Ali Bey, Ayı'yı kaçırdığın hanımla ilişkiniz olduğu doğru mu?
Cevap verir misiniz?
Üç ay sonra Arzu bulundu.
Rivayete göre sonrasında işler o kadar iyi gitmemiş Ayı'yla.
Ayı, Arzu'yu terk etmiş.
Kız donmak üzereyken hoca tarafından kurtarılmış.
Ayıdan sonra Arzu sanki yeniden doğmuştu.
Selamun Aleyküm arkadaşlar.
Buyurun.
Nasıl oldun Arzu?
Onlar mı çok şükürler olsun.
Dert ederen yarabbim der, namına da vereyim.
Her gece sizleri ağlasam da
güldürdüm Değişmez
ifademle ben hep sizlere
döndüm Yüzümün bir yanını
karanlıkta sakladım
Her gece siz gülerken ben gizlice
ağladım. Benim de dertlerim vardır.
Benim de bir sevdiğim renkli
maskeme rağmen.
Benim de bir benliğim.
Beceriksiz hallerim sizleri mutlu kıldı.
Şu aptal palyaçoya bir gülüş çok
muydu?
Şu aptal palyaçoya bir gülüş
çok muydu?
Sisa! Sisa!
Sonuç olarak başımıza bunlar geldi.
Bence yanlış adama ulaşıldı.
Devletlere, şirketlere taparlar.
Barajlarına, binalarına tapınırlar.
Dayıya taparlar, ayıya taparlar, bilmem neye taparlar.
İnsanın güce tapan doğası değişene dek bu böyle devam edecek.
Nihayetinde insanlık bu hayvan doğasını aşacak ve dünya daha manalı olacak.
Ama insanın evrilmesi gerekiyor. Bu süreci kısaltmak adına Evrim sürecini
kısaltmak adına her türden müdür, her türden otoriteyi sorgulamak ve
gerekiyorsa yıkmak zorundayız.
Bu bir savaştır.
Bu arz-taref dünyasında maddeye karşı mananın savaşıdır.
Oflu hocanın bir gizemi var bilinmez.
Etraflarda ona buna görünmez.
Hissedersin onu sen hep yanında.
Neredesin sen?
Nerelerdesin?
Oflu hocanın bir gizemi var bilinmez.
Etraflarda ona buna görünmez.
Hissedersin onu sen hep yanında Neredesin sen?
Nerelerdesin?
Neredesin sen?
Nerelerdesin?
Uzaklardan kopuk gelen Bembeyaz bir melek gibi Dertlerime bul
bir çare Zaman zaman Sıkılınca
uğraşmaktan, yorulunca çok derinden çekerim. Bir of of of
of oflu hocanın bir gizemi var bilinmez.
Etraflarda ona buna görünmez.
Hissedersin mi onu sen hep yanında?
Neredesin sen?
Nerelerdesin?
Oflu hocanın bir gizemi var bilinmez Etraflarda ona
buna görünmez Hissedersin onu sen hep yanında
Neredesin sen?
Nerelerdesin?
Neredesin sen?
Nerelerdesin?
Uzaklardan kopuk gelen
Ben beyaz bir melek gibi dertlerime bul bir çare.
Zaman zaman sıkılınca uğraşmaktan yorulunca çok derinden
çekerim. Bir of of of of oflu hocanın bir gizemi var
bilinmez.
Etraflarda ona buna görünmez.
Hissedersin mi oğlum sen hep yanında?
Neredesin sen, nerelerdesin?
Neredesin sen, nerelerdesin?
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.