Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
-Kim o? -Fantasia.
N'aber tatlım?
-Star City'ye gittin sanıyordum. -Bu gece gidiyorum.
Sen o kamerayı kullanabildiğini mi sanıyorsun?
Hadi.
İğrenç danslarınızla her şeyi berbat ediyorsunuz.
Bobby, bak kim gelmiş.
-Nasılsın? -İyiyim.
-Ray de geldi mi? -Hayır.
-Bu iyi işte. -Bu çok iyi.
Kapımız sana her zaman açık. Tam zamanında geldin.
Bobby şimdi pastasındaki mumları üfleyecekti.
Bugün doğumgünün mü? Kaç yaşında oldun, 60 mı?
O senin IQ’ un tatlım.
Darren ve Danielle.
Cüzdanımı arabada bırakmışım. Hemen dönerim.
Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz be?
Herkes yere yatsın, sesinizi kesin!
-Ne oluyor? -Yere yatsana be!
Bizimle uğraşma Ray.
Çök!
Fantasia!
Sessiz ol, hiçbir şey olmayacak.
-Marco nerede oturuyor? -Bilmiyorum.
-Nerede oturuyor dedim! -Bilmiyorum.
-Nerede? -Bilmiyorum!
Malları nereden alıyorsunuz? Buraya uçarak mı geliyor?
-Ray, lütfen. -Bu konuda hiçbir şey bilmiyorsun.
Marco, nerede oturduğunu söylersek bizi öldürür.
Biz ne yapacağız sanıyorsun ki?
Söyle yoksa kafanı koparacağım.
Bizle uğraşmayın!
Ona öyle vurmana gerek yok.
Ona söylersen sizi rahat bırakır.
O Marco'nun nerede oturduğunu bilmiyor. Marco'yla ben buluşuyorum.
Onu rahat bırakırsan sana söylerim.
Kim o?
Benim, Bobby.
Biraz mal lazım.
-Bu kadar geç gelme demiştim. -Hadi be oğlum.
Mal bu gece lazım.
Gel bakalım.
Bu kız da fıstık gibiymiş.
Şu memelere bak. Bayıldım.
Ne yapıyorsun Ray?
-Bana bak! -Bu karıyı istiyorum.
Senin istediğin şey masada. Cüzdanımdaki 200 doları da al.
-Fazla vaktim yok. -Parayı da, kokaini de al.
-Biraz benzin. -Sen kafayı yemişsin.
Onun canına okuyacağım. Senin 200 dolarına kalmadım.
200 dolar bana yetmez.
Yapma!
-Demek paran var ha? -Söndür şunu!
-Onu yakacağım! Siktir git! -Söndür şunu!
Siktir git!
Piç!
Vay be!
Tamam mı?
Herifin çocuğu varmış!
Allah kahretsin! Çocuk nerede be?
Çocuk nerede?
Çocuğu ara. Onu burada bırakamayız.
Bütün evi aradım.
Ne olmuş yani? Git ara onu. Saklanmıştır.
Anneciğim!
Ne oldu canım? Ne var?
Tamam, baban yanında.
Kabus görmüş.
İyi misin? Onu bizim odaya alalım.
İyi misin?
Geliyor musun Dale?
Şimdi geliyorum.
Tamam. Hadi Dud, cüzdanlarla başlayalım.
Bastığın yere dikkat et.
İsimleri lazım.
İlk önce şuna bakalım. Sanırım misafir olan o.
Kimmiş?
Robert Prost'la tanış John.
Memnun oldum Robert.
Bastığın yere dikkat.
-Robert'ın odasında ışık mı yanıyor? -Evet. Hem de sabahın 10'unda.
Kahretsin!
John!
Kasette bir şey var mı?
Arkadan gelen sesler.
Elinde ne var?
Hiç.
Ray Malcolm'ı nasıl tespit ettiniz?
Komşulardan biri evin önünde Ray'in arabasını görmüş.
Onu görmüş mü?
Gözlüklü bir zencinin Ray'in arabasına binip gittiğini görmüş.
Ray'in soyadını bilmiyordu. Müptelalarla takıldığını söyledi. Araştırdık.
Sesleri ayırdınız mı?
Daha değil. Bu Ray'in dosyası mı?
O zenci kimmiş?
Pluto diye tanınıyor.
Son bir iki haftadır Ray'le takılıyormuş.
Bence buralı değil.
Pluto mu? Hepsi bu mu?
Şimdilik.
Kız kimmiş?
-Fantasia. -Dalga geçme.
Güzel bir kız. Ray'in kız arkadaşı.
Şunu dinleyin.
Sanki şey diyor, ''bir yere gittin sanıyordum'', ama nereye?
Galiba, ''Star City'ye gittin sanıyordum'' diyor.
Sonra öbür kız bir şey diyor. Bir daha dinlet.
Evet, Star City. ''Star City'ye gittin sanıyordum.''
Şuna baksana Dud.
79'da hırsızlıktan tutuklanmış.
Acil durumlarda aranacak kişi...
''Jeremiah Malcolm, amcası.
''Star City, Arkansas.'' Vay be.
Orada mısın Jimmy?
Evet Dale. Söyle bakalım.
Adliyeye gidip Ray Malcolm'ın dosyasına baktım.
Burada doğmuş, ama 20 yıldır buralara uğramamış.
Şimdi amcasının evine gidiyorum.
Bana bir iyilik yapsana. Charlie'yi ara da sabah erken gelsin.
Herifler gelirse diye ben evin oralarda takılacağım.
Gelirlerse onları bekliyor olacağız.
Bu iş büyük iş. Yine konuşuruz. Tamam.
Tamam.
LOS ANGELES - EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ
İsimlerini ver, Ray Malcolm ve Pluto Franklin.
Kızı tarif et. Kurbanların bıçaklanarak öldürüldüklerini söyle.
Kaç defa bıçaklanmışlar?
Bundan bahsetme. Yastık kılıflarını da söyleme.
-Ya diğer üç kişi? -Boğularak öldürüldüklerini söyle.
Ya çocuk?
Ondan da bahsetme. Sadece kurtulan biri olduğunu söyle.
Şüphelilerin eyaleti terk ettiklerini sanıyoruz. Sadece yerel televizyonlarla konuşma.
Daha net bir şeyler söylemelisin. Basın peşimde.
-Daha öncekiler kadar vahşi olduklarını söyle. -Gerçekten mi?
Sağol.
Şu Star City meselesi nedir?
Başlayın bakalım. Dud...
Oraya gitmek aptalca mı olur?
Şimdiye kadar şanslıydık. Ray'i orada yakalayabiliriz.
Şerifle konuştum. Ray'i de, Fantasia'yı da tanımıyormuş.
Ama amcasını kontrol edecekti.
Aramasını bekliyorum.
İkinci şüphelinin kimliği ne oldu?
Pluto... Gerçek ismi Lenny Franklin.
Aslen Şikago'lu.
Altı yıl önce, Ray'le birlikte...
yine böyle bir soygun yüzünden enselenmişler.
San Quentin'de iki yıl birlikte yatmışlar.
Hapishane arkadaşları.
Pluto sıkı biri.
IQ’ su 150 ve üniversite mezunu.
Bıçaklama işini onun yaptığını sanıyoruz.
Dosyasında bıçaklara çok meraklı olduğu yazıyor.
Üç defa tutuklanmış.
Nedense videoyu açık bırakmış.
Manyak herif.
Parmak izi yoktu, o da ardında bir işaret bıraktı.
Evet, burada.
Ben Cole.
Bağla.
Şerif Dixon, ben Dud...
İyiyim, teşekkürler...
Ne konuştuğunuzu biz de duyalım. Adı ne demiştin?
Şerif Dale Dixon. Şerif odadaki herkes sizi duyuyor.
Müdür Jenkins da burada.
Los Angeles emniyet müdürü mü?
Vay be! Tanıştığımıza memnun oldum.
Ben de.
-Şu şey meselesi... -İşiniz başınızdan aşkın ha?
-Öyle. -Bundan eminim.
Aynı anda altı ölü!
Buralarda pek öyle şeyler olmaz.
Bazen bıçaklama olur. Genelde de zenciler.
İki haftada bir...
poker masasında birbirlerini bıçaklarlar.
-Şu meseleye... -Ya da barbut oynarken.
Şu çocuğun amcasını merak ediyorsunuz. Sanırım 12'den vurduk.
Adamın evine gittim. Tam saklanılacak yer.
Ormanın içinde, kasabanın 10 kilometre kuzeydoğusunda.
Çürük bir köprüden geçen tek bir yol var.
Nereye bakacağınızı bilmezseniz hayatta bulamazsınız.
Şehir çocukları beş dakikada kaybolur oralarda.
Ama ben hazırım, merak etmeyin.
Yapma Bonnie.
-Ne dediniz? -Bir şey yok.
Kızarmış soğan yoktu, ben de patates aldım.
Los Angeles'la konuşuyorum, emniyet müdürüyle.
Evet efendim.
Yani bu işi çözecek gibi miyiz?
Hem de nasıl. Yardımcılarım ve ben gözetlemeye başlayabiliriz.
Şerif Dixon, biz bir plan yapıncaya kadar bunu ertelesek.
Nasıl isterseniz.
Bu en iyisi.
Bu benim işim. Bu piçleri yakalayacağız. Haber bekliyorum.
70 numaralı karayolu, New Mexico
Sizin burada ne işiniz var? Ne zaman döndünüz?
-Çarşamba akşamı. -Çarşamba akşamı mı?
Buna balayı demezler. Daha uzun süre kalmalıydınız.
Earl'ün işe dönmesi gerekiyordu, ben de haftaya yeni bir işe başlayacağım.
Ne yapacaksın?
Rice Mill'de muhasebe. Muriel emekli oldu.
Ben de bizim Hosey'le konuştum, beni işe aldı.
Bu çok iyi. Tebrikler.
-Sağol Dale. -Biz artık gidelim.
Bundan ister misin?
Neden giyinmiyorsun?
Sana giyin dedim.
Ray, o insanlar öldü.
O insanlar öldü.
Yok ya!
Sen de oradaydın.
Bunu unutma.
Ben sana bir şeyler giy demedim mi?
Burada bize yıl sonuna kadar yetecek mal var.
Houston'a gidinceye kadar.
Hepsini satmayız.
Hepsini Houston'da Billy'ye satacağız.
Sonra Şikago'ya döneceğim. Siz ne yaparsanız yapın.
Arabayla oradan oraya dolanmak bana uymaz.
Ne olacağını sanıyorsun? Başımız belaya mı girecek?
Malın bir kısmını Arkansas'ta satmayı düşünüyordum.
Bu Arkansas hikayesi hoşuma gitmiyor.
İşimiz hemen biter. Merak etme.
Oraya yerleşecek değiliz.
Ortada bir şey yok. Niye canını sıkıyorsun?
Bil bakalım niye.
Seni anlamıyorum.
Neden biraz rahatlayıp eğlenmene bakmıyorsun?
Neden bizle kafayı bulmuyorsun?
Kendini iyi hissetmek istemiyor musun?
Bu, bizim şimdiye kadar vurduğumuz en büyük voli.
Sense öyle bok gibi orada oturuyorsun.
Allah kahretsin!
Dikkat et Ray.
Beni iyi dinle.
Aynen dediğim gibi olacak. Houston'a gidip malı satacağız.
Çünkü bu 15 bin fazla dayanmaz.
O zamana kadar mallar benim kontrolümde.
Daha fazla zırvalamanı istemiyorum.
Kızın da.
Piç!
Aşağılık herif!
Neden uyumuyorsun ki?
Bir şeyi unuttun!
Paraları unuttun. Bütün paralar bende.
O 15 bin sende kalsın Ray.
Doğru söylüyor.
Malları Houston'da satmalıyız. Kazanacağımız parayı düşün.
Her şey düzelecek. Pluto'nun Şikago'da tanıdıkları var.
Kazandığımız parayla uzun süre idare ederiz.
Hadi sevgilim, her şey düzelecek.
Oraya gittiğimizde istediğin kadar kokain alırız.
Güvende oluruz.
Pluto bize yardım eder.
Güvende oluruz.
Burası çok güzel.
Her taraf yemyeşil.
Biliyor musun, ben şehirli değilim.
Hadi be. Sen Los Angeles'ta doğdun.
Malibu'da.
Bu da ne?
Selam.
Star City'ye hoşgeldiniz. Önümüzde koca bir gün var. Motele gidip...
eşyalarınızı bırakırız, sonra da bir şeyler yeriz.
Araba kullanmanızı görünce Kaliforniya'dan olduğunuzu anladım.
Polisler her yerde birbirlerine benziyor.
Beni takip edin.
Çattık be!
Sizi burada iyi ağırlamalıyız.
Fem, biraz daha ekmek alabilir miyiz?
-Tabii Fırtına. -Bir de kahve.
Fırtına mı?
Beni böyle çağırırlar. Neden, ben de bilmem.
Ormanda bekleriz. Kötü çocuklar geldiğinde de...
onları kıstırırız.
Star City'ye gelip geleceklerine pişman olurlar.
Bu nefis.
Annem de böyle yemekler yapardı.
Sağol. Walter nasıl?
Mesanesinden ameliyat oldu.
Geçmiş olsun. Size her türlü desteği vereceğim.
İki yardımcımla birlikte...
bütün gün, sırayla o evi gözetleyeceğiz.
Siz rahatınıza bakın. Bira için, kızlarla takılın, istediğinizi yapın.
Size yardım edeceğiz.
-Size yardım edeceğiz. -Nasıl isterseniz.
Bir şey daha var. Bizim Malcolm...
kalıbımı basarım yeğeninin ne yaptığını bilmiyor.
Onunla konuştun mu?
Daha değil. Biliyorum, çünkü orada telefon hattı bile yok.
Tek başına yaşar. Oradan hiç ayrılmaz.
Sanırım onunla konuşup haberdar etmeliyiz.
-Olabilir, ama... -Charlie! Gel bakalım.
Yardımcım. Emekli polis.
Charlie, bu Dud Cole.
Bu da Dan Macintosh.
John McFeely.
Doğru. Mac'la başlayan isimleri hep karıştırırım.
-Yemek yedin mi Charlie? -Evet, Jocelyn bana...
Chalie Detroit'lidir.
Dale, eğer amcasıyla konuşursak ve o da işin içindeyse...
-Size haberi yok dedim ya. -Fırtına, yani Dale...
Bu herifler çok tehlikeli.
Anladım.
Bitirdiniz mi?
Birazdan.
Al Fern.
Üstü kalsın.
Üstü yok ki Fırtına. Hesap 12 dolar...
sense 10 dolar verdin.
Görüşürüz.
Gitti mi?
Bu herifle tanıştığımdan beri hiçbir zaman yemeğimi bitiremedim.
Konuş Jimmy.
Sorun Harlan Childress. Lureen aradı. Etrafı birbirine katıyormuş.
Bir işin peşindeyim. Onu öldürmüyorsa vaktim yok.
Onu öldürmeye çalıştığını söyledi.
Sana haber vereyim demiştim.
Anlaşıldı, tamam.
Atlayın. Malcolm'a gitmeden önce bir yerde durmamız lazım.
Aç şu kapıyı!
Allah kahretsin! Lureen!
Harlan! Allah kahretsin.
-Sakin ol Harlan! -Bırak beni!
Sakin ol.
Biraz dolaşmak ister misin?
-Sakin ol. -Bütün gece kafayı çekmiş.
Bu adamlar da kim?
Sorun yok.
Beni içeri almadı.
Anladım.
Bütün gece kafayı çekmişsin.
Böyle yapacağını biliyordun, değil mi?
Özür dilersen belki seni eve alır.
Alacağımı biliyor.
Kiliseye gideriz, kendine gelir.
Tamam Lureen.
-Onu tutuklamayacaklar, değil mi? -Onlar benimle. Los Angeles'tan geldiler.
Kalk. Toparlan bakalım, tamam mı? Hadi.
Hadi, kalk.
Gel buraya.
Bana bir iyilik yap. Baltayı yerine kaldır.
Tamam mı?
Buraya yine gelmek istemiyorum. İyi misin?
İyiyim.
Baltayı yerine kaldır. Pencereyi de hallet.
-Cheryl Ann'le kızı öp. -Selam söyle.
-Cam için üzgünüm. -Önemli değil.
Önemli değil. Haftada iki kere buraya gelirim.
Los Angeles'ta altı kişiyi öldürme suçuyla arananlar
Köpekler!
Allah kahretsin! Artık beni tanıyorlar. Bunun farkında mısın?
Yüzümü, adımı biliyorlar! Benim aletin uzunluğunu bile biliyorlardır!
Allah’ın belası bir çocuk yüzünden! Neden bana söylemedin?
Yemin ederim çocuk mocuk görmedim!
Herhalde saklanıyordu.
Yalan söyleme!
Vurmasana. Pluto, onu durdursana.
Ondan kurtul Ray.
Her şey düzelecek.
-Kes sesini. -Arabadan kurtuluruz. Bizi bulamazlar.
Seni bulamazlar!
Bizi bulamazlar!
-Her şey düzelecek. -Çek şu ellerini.
Her şey düzelecek.
Başka bir yol yok mu Dale?
Adımlarınıza dikkat edin. Tahtalar çürümüş.
Evet çürümüş.
14 yaşındayken motorumla bu köprüde kaza yaptım.
Yangını itfaiye söndürmüştü.
Yanıklar hala görülüyor.
Tam bir sığınak.
-Adam burada mı? -Evet.
-Başka kim var merak ediyorum. -Yalnız o.
Dale, bekle biraz.
Önemli değil, hadi.
Nasılsın?
İyi misin?
-İyi misin dedim. -İdare eder.
Güzel.
Ben Şerif Dixon.
Ne şerefi yahu?
Ben Şerif Dixon.
Evet, sıcak bastırmadan tavukları besliyorum.
Son günlerde yeğeninle konuştun mu?
Ray Malcolm'la konuştun mu?
Kardeşimin oğlu. Akrabalarımı bilirim.
Son günlerde seni aradı mı? Onunla en son ne zaman konuştun?
-Kimle? -Ray Malcolm'la.
Ray benim kardeşimin oğlu.
Tavukları beslemem lazım. Öğlen olunca sıcaklar bastırıyor.
Umarım senin de, tavukların da başına güneş geçer.
Nasıl yardım edebilirim?
''Ne şerefi yahu?''
Ben de ''Ray Malcolm'la konuştun mu'' dedim. Şunu babanın tabağına koy.
''Ray Malcolm benim yeğenim'' dedi.
''Kardeşimin oğlu. Akrabalarımı bilirim.''
''Onunla konuştun mu'' dedim. Bana ''kimle'' dedi?
''Ray Malcolm'la'' dedim. O da ''Ray benim kardeşimin oğlu'' dedi.
Ray gelince neler konuşacaklar bir düşünün.
Çörek?
Bunlar harika.
Harika Cheryl Ann.
Hadi bakalım.
Umarım buraya gelir. Çünkü size haberlerim var.
Şu beyaz sersemle iki zenci...
Cheryl Ann, ayağımı kıracaktın.
Bonnie, turşuyu uzatsana.
Fasulye yemedim. Biraz alabilir miyim?
180 numaralı karayolu, Teksas
Bir yerini keseceğimi mi sandın?
Ne olursa olsun sana zarar veremem.
Araba satıcısını öldürmediğinize sevindim.
Sen bizi ne sanıyorsun?
Bu önemsiz değil Dale.
Kendimizi açığa çıkarttık, bu da beni rahatsız ediyor.
Kabak gibi ortadayız.
Adamın bir ilgisi olmadığı çok açık.
Kimse hakkında böyle bir yargıya varamazsın. Sonra o adam gelir başına bela olur.
Hadi ama! Ben burada neredeyse...
altı yıldır şerifim.
Silahımı kılıfından çıkarmadım bile.
Anneciğini öp bakalım.
Şimdi yatağa.
Hadi bakalım.
-Sabaha görüşürüz. -İyi geceler anne.
Keyfiniz yerinde mi? Yiyecek, içecek yeterli miydi?
Fazlasıyla.
Bu ikinci şişe değil mi?
Öyle.
Yemekte söyledikleri için özür dilerim.
Herhalde John üzülmüştür.
Öyle demek istememişti. Çocukluktan beri öyle konuşmaya alışık.
Anlıyorum.
Eminim John da anlamıştır.
Bu adamlar tehlikeli, değil mi?
Tehlikeliler.
Dale'i hiç bu kadar heyecanlı görmemiştim.
Bu onun şimdiye kadarki en büyük davası.
Sizi ve John'u çok seviyor. Bu çok belli.
Sizin kahraman olduğunuzu düşünüyor.
Kahramanlıkla alakamız yok.
Belki bunu ona da söylemek istersiniz.
Kızımın babasına ihtiyacı var.
O televizyon seyreder. Ben gerçeklerden bahseden şeyleri okurum.
Artık gitmeliyiz.
Hadi, daha gece yeni başlıyor.
-Kim kurabiye ister? -Herkes.
-Yemekler müthişti. -Kurabiyeler burada.
-İşemem lazım. -Bahçeye işe.
Daha neler.
Biliyor musun Dale...
bu bizim davamız.
Söylemek istediğim, bu herifleri tutuklama işine...
istersen bulaşırsın, istemezsen bulaşmazsın.
Tabii buraya gelirlerse.
Gelirlerse ben de orada olacağım.
Burada durumun iyi.
İyi bir ev, iyi bir aile.
Şanslı birisin.
Sanırım şanslı biriyim.
Yazı turada bile zor yenilirim.
At yarışlarında favori olmayan ata oynarım ve kazanırım.
Annem doğuştan şanslı olduğumu söylerdi.
Bak, Karanlık Anılar'daki Julia hakkında bir yazı.
O Julia değil. Onun ikizi.
İkizi değil.
Bunun kim olduğunu söyleyebilir misiniz?
Karanlık Anılar'daki Julia.
Söylemiştim. Houston haritası var mı?
Houston haritasına ihtiyacımız yok.
Sakin ol.
Nasılsın Bill?
Hiç olay yok.
Herhalde kasabadaki en heyecan verici işler bizim işler.
Öbür sandviçin hazır.
Bana bakıyor. Kim olduğumu biliyor.
-Hayır, bilmiyor. -Biliyor.
Gidelim.
Geri çekil. Geri çekilsene.
Ray dur. Yapma.
Kahretsin.
Hiç ata binmedim.
-Çek şu ellerini. -Gidelim.
Gidelim, tamam mı?
Her şeyi mahvetme.
-Hepsi bu mu? -Evet.
Bunları açtığımız için bozulmadınız ya?
Parasını verecekseniz dert değil.
O biraları içip araba kullanmayacaksınız ya?
Öyle bir şey yapmayız. Onları sonra içeceğiz.
Şaka yapıyordum.
7,95 lütfen.
-İyi geceler. -Size de.
Senin için çok genç Bill.
Gençleri severim.
Kahretsin! O polis arkamızda.
Arkaya bakmayın.
Sakin olun.
Ya bizi durdurursa?
Durdurmayacak.
Yavaşla Ray. Heyecanlanma.
Orada beni tanıdı. Biliyordum.
Tanısaydı seni orada tutuklardı.
Sadece bizi kontrol ediyor.
Teksas'ta beyaz bir erkek ve zenci bir kız. Hepsi bu.
Büyük ihtimalle plakayı soruşturuyor.
542.
Dinliyorum.
Eyalet dışı, New Mexico'ya kayıtlı NE 245'i sormuştunuz.
Araç daha yeni satılmış.
Tutuklama emri yok. Yeni ruhsat çıkartılmamış.
Anlaşıldı. Son birkaç günkü arananlar listesine bakar mısınız?
Kaliforniya'dan gönderilmiş bir teleks hatırlıyorum.
Zenci bir erkek ve kız...
bir de beyaz bir erkek, cinayetten aranıyorlardı.
Hızlan Ray. Onu şüphelendireceksin.
Hızlan, yavaşla. Bir karar ver artık be!
Teleksi buldunuz mu?
Hala arıyorum 542.
Anlaşıldı.
Ben 542.
Onları durduracağım.
Kahretsin!
Ne yapacağız?
-Onun beynini patlatacağım. -Kenara çek.
Sakin olacağız ve duruma göre hareket edeceğiz.
Gerekli olmadıkça onu öldürmeyeceğiz.
Bir salaklık yapmayacağız.
Ehliyetinizi ve ruhsatı görebilir miyim?
Selam, sizsiniz ha?
Ehliyet Kaliforniya'ya kayıtlı, arabaysa New Mexico'ya.
Kaliforniya plakamız vardı...
ama arabamız New Mexico'da bozuldu, biz de bunu satın aldık.
Sana o arabayla gidilmez demiştim.
Beni dinlemedi.
Bununla gidebiliriz.
Nereye?
Philedelphia'ya. Annem orada oturuyor. Hastalandı.
Ray benim erkek arkadaşım, beni götürme işini üstlendi.
Richard da arkadaşımız. Bize yol arkadaşlığı yapıyor.
Yoksa hızlı mı gidiyorduk?
Hayır.
Öyleyse ne bok yemeye bizi durdurdun?
Arabadan çıkmanızı istiyorum, birer birer.
İlk önce siz hanımefendi.
Ellerini kaldır!
Sakin ol. ''İlk önce siz beyefendi'' demedin mi?
Arabadan uzaklaş, ellerini de görebileyim.
Arabadan çıkın dedin, ben de çıkıyorum.
Senin derdin ne?
Ne diyorsa onu yap.
Sen olduğun yerde kal. Sen de ellerini arabaya koy.
İyice aç.
Şimdi de bacaklarını aç.
Sen de, eller arabaya.
Bacaklarını aç.
Tamam, şimdi sen de gel bakalım.
-Neden ne yaptığımızı... -Ellerini arabaya koy!
Tamam, sen de...
İşte bu be! Piç herif!
Gidelim! Onu arabaya bindir. Hadi! Çabuk!
Piç herif!
Pluto, yanlış tarafa doğru gidiyoruz. Kasabaya doğru gidiyoruz. Geri dön.
-Adamı öldürdüm mü Ray? -Evet, ama doğru şeyi yaptın.
Sen ne yapıyorsun be? Ters tarafa doğru gidiyorsun.
Arabayı belirlediler. Arabadan kurtulmamız lazım.
Evet, onu öldürdün.
Şu arabayı döndürecek misin sen? Yanlış tarafa doğru gidiyoruz!
Aynasızların yanından geçeceğiz, çaktın mı?
-Bizi görecekler. -Başka şansımız yok.
Kasabadan uzaklaşırsak bizi yakalarlar. Şimdi kapa çeneni.
-Nasılsınız? -Biraz başım ağrıyor, ama...
Bir şey yok. Ortalık sakin.
Ne zaman geldin?
Saat 4'te Charlie'den devraldım. Kahve ister misiniz?
-İstemem, sağol. -Ben de.
Dün gece söylediklerini düşündüm.
-Herhalde çok kızmıştın. -Kızmamıştım.
Hayır, haklıydın.
Bizim yaşlı bunak sağır olmasaydı her şeyi mahvetmiştim.
Bilemezsin.
Hatalıydım. Bu konularda benden bilgilisin.
Bizi beceriksiz sanmanı istemem.
Dale, bu enerji ve özveriyle on polise bedelsin.
Yapma ya!
Bir şey daha var.
Senin de dediğin gibi sürekli zırvalıyorum.
Los Angeles'a taşınıp çalışmak istiyorum.
Ne yapacaksın?
Teşkilata katılacağım. Gençliğimden beri burada görevdeyim.
On yıldır adi suçlularla uğraşıyorum, işin kaymağını yeme zamanı geldi.
Biliyorum, teşkilata girmek çocuk oyuncağı değil, ama...
şu işi halledersek, sen de beni tavsiye edersen...
kim bilebilir ha?
Sen, ben ve Macintosh iyi bir ekip olurduk.
Bu çok ilginç bir fikir.
Ne haber Fırtına?
Bu Larry Gibson, karayolu devriyesinden.
Larry, bu Dud Cole. Los Angeles'tan.
Dün gece birileri Teksas'ta bir yol devriyesini öldürdü.
Rapora bakılırsa Houston'a gidiyor olabilirler.
Tarife göre sizin aradığınız adamlar olabilirler.
Piç herifler!
Markette çekilmiş görüntüleri olmalı.
-Güvenlik kamerası mı? -Evet.
Teksas.
Anlaşılan bize doğru geliyorlar.
Kahve kaldı mı?
-Benim fincanımdan içer misin? -Tabii.
Allah kahretsin. Teksas.
290 numaralı karayolu, Teksas
Sence o polisi bizim herifler mi öldürdü?
Fotoğrafları gördüğümüzde anlayacağız.
Çocuklar Noel'i nasıl beklerse Fırtına da bizim herifleri öyle bekliyor.
Fırtına, tam bir doğal afet.
Ondan hoşlandım.
Olağanüstü biri.
-Bu sabah bana ne dedi biliyor musun? -Ne dedi?
Los Angeles'a gelip teşkilata katılmak istiyormuş.
-Dalga mı geçiyorsun? -Yemin ederim.
Benimle ve Macintosh'la biraraya gelirse çok sıkı bir ekip olurmuşuz.
Yok ya!
İşin kaymağını yemek istiyormuş.
Sen ne dedin?
İlginç bir fikir dedim.
Bu duyduğum en komik şey.
O şaşkalozun emniyetin oralarda dolaştığını düşünebiliyor musun?
''Suçluları kıstırır.''
Bizim oğlan ancak 10 dakika dayanır.
''Suçluları kıstırır.''
Fırtına, oraya kimse giremez.
-Şekerleme alıyordum. -Bu sefer parasını verecek misin?
Dışarıda arabanızı gördüm.
Bir saat önce Charlie nöbeti devraldı.
Dud, bu sabah seni zor duruma sokmak istememiştim.
Yanlış anladın, biz...
Beni arıyorlar.
Burası 210.
Şimdi fotoğraflarla Little Rock'tan döndüm.
Anlaşıldı. Bizim içinmiş.
Para bırak.
Jimmy, aldın mı?
Bu Ray.
Bu da esrarengiz Fantasia olmalı.
Adı Fantasia değil.
Lila Walker.
Vay Pluto.
Ne haber?
Nasılsın Beaver?
Onlar da bizden.
Gelsenize.
-Gelsene. -Önce sen.
Bu Fantasia. Bu da Ray.
Bu Joey. Koltukta mızıldanan da Kim.
-Dişlerini çektiler de. -Siktir git Beaver.
Otursanıza.
Oturmayacak mısın?
Böyle iyi.
Şu büyük parti mal nerede?
-Billy nerede? -Burada değil.
Onu gördüm, peki nerede?
Hala New Orleans'ta.
New Orleans'ta mı?
Ne zaman dönecek?
Yarın akşam.
Konuştuğumuzda bana öyle dememişti.
Orada takıldı kaldı.
Seninle konuştuğunda böyle olacağını bilmiyordu.
Onu bekleyeceğiz.
Bekleyemeyiz. Gitmemiz lazım.
Yarına kadar bekleyeceğiz.
Burada kalırız.
Bence bu pek de iyi bir fikir değil.
Fazla odamız yok, sonra...
Neden olmasın?
Benim odada kalırsınız.
Daha önce de bu koltukta yattım.
Defol git Beaver. Bir yere kıpırdamam.
Telefonu versene.
Bazen tam bir aptal gibi davranıyorsun.
Ben Star City'ye gidiyorum. Bu pisliğe bulaşmamın tek sebebi...
para kazanıp ailemi ziyaret edebilmekti.
O, başımız bu kadar belaya girmeden önceydi.
İşin sonuna geldik.
O zaman sorun ne?
Yapacağınız tek şey geçerken beni almak.
Sen de biliyorsun, Pluto buna izin vermez. Söylediklerini duydun.
Bence bu iyi bir fikir.
Bizden önce giderse yolculuğumuz daha güvenli olur.
Tanıma uymayız.
Sorun çıkmaz.
Şu işe bak be.
Bensiz yapabilecek misin?
Bilmem.
Anlaşılan sadece kardeşiyle annesi evde.
Nasıl insanlar?
Çok iyidirler. Dindar insanlar.
Bu pisliğe bulaştığına inanamıyorum.
Fırtına, Lila Walker'la nasıl tanıştın?
Onu tutuklamıştım, markette hırsızlık yapmıştı.
Liseli bir kızdı.
Sadece ruj ve şu göze sürülen şeyden çalmıştı.
10 dolar bile etmezdi.
Kötü biri değildi, ama gözü dışarıdaydı.
Ona yardım etmeye karar verdim. Onunla konuşmak istedim.
Ve bir gün ortadan yok oldu.
Bazıları...
Hollywood'a artist olmaya gittiğini söyledi.
Neyse, bunlar beş yıl önceydi.
Daha sonra onun hakkında hiçbir şey duymadım.
Artık işi büyütmüş.
Birini öldürdüğünü sanmam.
Şu çocuk... Kapıyı açtı, onu gördü, kapıyı kapadı.
Bu onun katil olmadığını kanıtlar.
Bu hiçbir şeyi kanıtlamaz.
Annesiyle konuşacak mıyız?
-Ya Lila'yı uyarırsa? -O öyle bir şey yapmaz.
O öyle bir şey yapmaz. Lila yapmaz.
Ondan haber aldınız mı?
Hayır. En son geçen yaz.
Hazirandı, ya da temmuz.
Siz Lila'yı tanıyorsunuz. Onların söylediği şeyleri yapmaz.
Kaçırılmış olmalı ya da beyni yıkanmıştır.
Bu ülkenin en iyi polisleri Lila'nın ve o heriflerin peşinde.
Ve onları yakalayacaklar.
Lila teslim olursa bu onun için iyi olur.
Şerif haklı.
Hiçbir şey için söz veremeyiz, ama yardım ederse suçu hafifler.
Ondan haber almadım, onunla konuşursam bunları ona söylerim.
Ronnie, senin bir şeyden haberin var mı?
Hayır efendim.
Olsaydı söyler miydin?
Evet efendim.
Anneanne...
acıktım.
Byron, şimdi bizi rahat bırak yavrum.
O kim?
Lila'nın oğlu.
Bir oğlu olduğunu bilmiyor muydunuz?
Hem de çok güzel bir çocuk.
Zaman ayırdığınız için sağolun. Şimdilik bu yeterli.
Jeremiah'ya gitmeyeceklermiş.
Doğru. Fantasia çocuğunu görmeye buraya geliyor.
Bu kızı ne kadar yakından tanıyorsun?
Ne demek istiyorsun?
Anlarsın ya.
Hiç komik değil!
Allah kahretsin!
Allah’ın belası.
Şuraya bak. Artist gibisin.
Sen de koca adam olmuşsun.
Dur da sana şöyle bir bakayım.
Hala çirkinsin.
Dalga geçiyorum. İyi görünüyorsun.
İyiyim.
Eve döndüm. Oğlumu göreceğim.
Eve gelemezsin. Polisler peşinde.
-Ne dediler? -Atla.
-Söyledikleri şeyleri yapmadım. -Biliyorum.
Kaçarsan suçlu olduğunu düşünürler.
Zaten suçlu olduğumu düşünüyorlar.
Bir zenciden şüphelendiler mi suçlu odur.
Sen de biliyorsun. Adil yargılanmayacağım.
Hapishaneye gitmek de istemiyorum.
Şerif Dixon...
-Dale Dixon mı? -Eve o geldi.
Sen onu tanırdın, değil mi?
Evet, onu tanırdım.
Buraya kadar çocuğumu görmek için geldim.
Evi gözetliyorlardır.
Kasaba dışında bir yer bulmalısın.
Bu gece çocuğumu getirirsin, onu görürüm.
Yarın sabah da giderim.
Ronnie lütfen.
Ben ablanım. Yardımına ihtiyacım var.
Tamam.
Birkaç ay önce bir arkadaşımın anneannesi öldü.
Otoyolun yakınında bir evi var, yemciyi geçtikten sonra.
Artık orada kimse oturmuyor.
Bütün gece nöbetteyim, beni bekleme.
Dud ve John da seninle birlikte mi?
Hayır.
Bir evi gözetlemek için 10 kişi gerekmez.
Bunu becerebileceğini...
Los Angeles'lı değilim, ama bir evi gözetleyebilirim.
Tamam mı?
Seni seviyorum. Bunu biliyorsun, değil mi?
Biliyorum.
Küçük kızımızı da her şeyden daha çok seviyorum.
Bunu da biliyorum.
Param olsaydı size söz verdiğim paranın hepsini verirdim.
Sorun şu ki o kadar param yok.
Arkadaşın beni rahatsız ediyor. Otursana şuraya be.
Polisten kaçtığınızı biliyorum.
Paraya ihtiyacınız var. Hiç yoktan iyidir, değil mi?
Şu işi sakin sakin halledelim. Burası polis kaynıyor, siz de kaçıyorsunuz.
Her kanalda siz varsınız.
Benden başka güvenebileceğiniz kimse yok.
Bir paketi de size vereceğim.
Ya kabul edin, ya da gidin.
8 dolar! Ne işe yarar?
Daha fazla parası olması lazım.
Gidelim.
Kenara çek. Ayrılıyoruz.
Sen ne diyorsun be?
Kenara çek. Her şey ters gitti.
Parayı ve kokaini bölüşeceğiz, sonra herkes kendi yoluna.
Olmaz.
Benimle oyun oynama. Paramı ver.
Yapamam. Para yok.
Ne dedin?
Hiç param yok.
Param nerede?
Bende değil. Parayı alıp gitmiş.
56 dolarım var. Para Fantasia'da. Kes artık, yoksa kaza yapacağım.
Geri zekalı piç!
Bırak bu ayakları. Esas senin arkadaşların parasız çıktı.
Şu senin sevgili Billy'in.
Seninle ne bok yiyorum ki? Kılıbık herif!
Para lazımsa Arkansas'a geleceksin.
Lila, gitmemiz gerekiyor.
Beş dakika daha.
Saat sabahın 4'ü oldu.
Eve dönme zamanı. Şimdi uyu, sabah kalkınca anneanneyi göreceksin.
Seni seviyorum. Uslu duracak mısın?
Bir öpücük ver bakalım.
Hadi Lila.
Oğluma dikkat et, tamam mı?
İdare edebilecek misin?
Parayı bankaya yatır Ronnie.
Parayı bankaya yatır, tamam mı?
-Nasılsın? -Orada kal.
Dön. Ellerini tezgaha koy.
Bacaklarını aç.
Dediğin gibi olsun.
Artık dönebilir miyim?
Olduğun yerde kal.
Arkadaşların nerede?
Ray ve Pluto mu?
Yakında burada olurlar.
Ne zaman?
Bilmiyorum.
İlk önce arayacaklar.
Yalan söylemediğini nereden bileyim? Her an burada olabilirler.
Sana yalan söylemiyorum.
Bana ne yapacaksın?
Odaya geç. Haydi.
Salona geç.
-Ne yapıyorsun? -Otur.
Ne yapıyorsun?
Los Angeles'tan iki polis seni görmek istiyor.
-Bırak şu telefonu. -Niye?
Ray'le Pluto her şey yolunda mı diye burayı arayacaklar.
O polisleri ararsan telefona cevap vermem.
Tabii vereceksin.
Allah kahretsin!
İstesem de sana yardım edemem.
Buna yetkim yok.
Beni 17 yaşındayken becermeye de yetkin yoktu...
ama bu seni durdurmadı.
Doğrusu bu.
Beni gözetleyeceğine, neden gelip oğluna merhaba demedin?
O benim oğlum değil.
Değil mi? Neredeyse senin kadar beyaz.
Bu bir şeyi kanıtlamaz.
Ne yani, ben orospu muyum?
Tanıştığımızda bakireydim, sen de bunu biliyordun.
Kuş sesini duyuyor musun?
Gece öten kuşları duyarsan ne olur demiştin?
Birisi ölür demiştin.
Niye karanlıkta oturmamız gerekiyor?
Geldiklerinde armut gibi avlanmak istemiyorum.
Sana söyledim, gelmeden önce arayacaklar.
Nereye gidiyorsun?
-Sigaralarım çantamda. -Benimkinden al.
-Mentollü içerim. -Ben alırım.
Orada olduğunu unutmuştum bile.
Kendimi korumam için Ray vermişti.
-Nasıl çalıştığını bile bilmiyorum. -Tetiği çekersin.
Bana niye öyle bakıyorsun?
Seni vuracağımı mı sandın? Bu çok saçma.
Sigaralarımı alabilir miyim artık lütfen?
Ateşin var mı?
Karın sana iyi bakıyor mu?
Tabii.
Güzel.
Adı neydi? Thelma Lou mu?
Cheryl Ann.
Doğru.
Ve bir kızınız var.
Adı neydi?
Bonnie.
Kaç yaşında?
Sekiz.
Ailen hakkında konuşmaktan hoşlanmıyorsun, değil mi?
Hoşlanmıyorum.
Seni suçlayamam.
-Sana bir sürprizim var. -Nereye gidiyorsun?
Beni vurmayın memur bey.
Ne yapıyorsun be?
-Işığı yakabilir miyim? -Hayır.
Bozulmasın diye buraya koymuştum.
Açık bırakalım da ışık gelsin.
Bu oğlumuzun doğum günü pastası.
Ben istemem.
Nasıl istersen.
Çok güzel.
Biraz tadına bak.
Doğum günü bugün mü?
Hayır. Eylüldeydi.
Kaçırdım.
Onu anneme bıraktığımda iki yaşında değildi.
Yani dört doğumgününü kaçırmışım.
Biz de dördünü birden kutladık.
Annen biliyor mu?
Neyi?
Hayır, ona söylemedim. Başını hiç belaya sokmadım Dale.
Bunu asla yapmam.
Bonnie zenci mahallesinde bir üvey kardeşi olduğunu bilse şaşırmaz mıydı?
Oğlumuzun pastasından biraz almalısın.
Oğlumuz deyip durma.
Niye? O bizim oğlumuz.
Allah kahretsin, istemiyorum dedim.
-Buna ne dersin? -Sen ne yapıyorsun?
-Sen bunu istiyorsun. -Kes şunu.
Kes şunu be!
Niye benimle yattın?
Bizim babamız da beyazdı, biliyor muydun?
Tabii onu hiç görmedik.
Başka bir ailesi vardı.
Bu yüzden rengim açık.
Çünkü babam beyazdı.
Rengim bir beyazınkine yakın olduğu için beni becerebileceğini düşündün.
Siyah olduğum için de...
bir kenara fırlatabileceğini düşündün.
211'den 210'a.
211'den 210'a.
Neredesin Dale?
Juney! Nasılsın?
Yeni haberler var mı?
Merhaba Charlie.
Sen Ronnie misin? Ben Ray. Fantasia orada mı?
Evet, Lila.
Nerede?
Oranın telefon numarası var mı sende?
Versene.
Ronnie, buraya gel.
-Buraya gel. -Gitmem lazım.
Lila buradaysa bunu bu beylere söylemeni istiyorum.
Başının derde girmesini istemiyorum.
Hayır, ben hiçbir şey bilmiyorum.
June Hawkins dün gece kurbağa avlıyormuş.
Eve dönerken arabanızda Byron'la seni görmüş.
Sabahın 4'ünde Byron'la sokakta ne yapıyordun?
Bütün gece buradaydık.
June karıştırmış. O yaşlı biri. Gözleri de iyi görmez.
-Bırakın konuşturayım şunu! -Konuşmaz. Onun ablası.
Çocukla konuşabilir miyim?
-Bu sabah nasılsın? -İyiyim.
-Uykun mu var? -Sanırım.
-Dün gecen dayınla dışarı mı çıktın? -Hayır.
Emin misin?
-Sevimli bir bayan gördün mü? -Hayır.
Emin misin?
-Bunları söylemeni dayın mı istedi? -Evet.
Yani numara mı yapıyordun?
Artık numara yapmasak ve gerçekleri söylesek, ne dersin?
Seni de bir iki gece içeri atalım.
Nasıl bir yer ablana da anlatırsın.
Gitmeme izin vermek zorundasın.
Bunu yapamam.
Beni hapse atmalarına izin veremezsin.
Ben hapse girersem çocuğumuza ne olacak?
Annen ona bakmaya devam eder.
Annene onun için para da veririm.
Neden parayı ona vermiyorsun?
Neden ona ''ben senin babanım Byron'' demiyorsun?
Bu neye yarar?
Bence de bu iyi bir fikir değil.
Beni hapse atmak...
ve beş yaşındaki çocuğumuzu unutmak daha kolay.
Merhaba tatlım.
Her şey yolunda.
Gerçekten.
Nereden arıyorsun?
Benzin istasyonunun adı ne?
Sapağı kaçırmışsın.
Bir kilometre geride.
Cothern Yem Dükkanını görünce sağa döneceksin.
Orada dar bir yol var.
Çok uzak değil. 10 dakikalık yol. Acele et.
Ben de seni özledim.
Bu yol muydu Byron?
-Sanmam. -Öyle mi?
Geldiklerinde onları arabadan uzaklaştırıp eve sok.
Kapıyı açıp onlarla konuş. Bir aksilik olmadığını görsünler.
Sonra ben çık deyinceye kadar mutfakta kal.
Sağa sola ateş etmeye başlarlarsa sen uzak dur.
Sonra beni bırakacak mısın?
Bırakacağım.
Bu yol muydu?
Cothern Yem Dükkanı
Sakın oyalanma. Hemen gir çık. Anladın mı?
Ne yapacağımı sanıyorsun? Merak etme.
Bu yol olduğundan emin misin?
Evet.
İyice anladın mı?
Merhaba.
Hadi Fantasia, gidelim.
Bir iki dakikalık işim var. Eşyalarımı toplamam lazım.
Ne eşyası be? Bir tek çantan vardı.
Uzun sürmez. İçeri gel.
Hemen dönerim.
Saçmalama, ben de seninle geliyorum.
Umarım kendine elbise almamıştır.
Nesini toplayacak bu kız?
-Geç. -Dikkatli ol. Seni seviyorum.
Hiç para harcadın mı?
Fantasia! Nereye gitti bu?
Polis! Kıpırdamayın! Eller yukarı yoksa sizi gebertirim!
-Neler oluyor be? -Yere çökün! Hemen!
Sen de kimsin be?
-Orospu! -Kes sesini!
-Bunu neden yaptın? -Üzgünüm.
Orada kal!
210.
210, A-1 kanal 1'deyim. Cevap versene. Hadi.
Fırtına, neredeydin sen yahu?
Yardıma ihtiyacım var.
Hangi bölgedesin?
Allah’ım.
Hangi bölgedesin? Neredesin?
Otoyolun yakınlarında, Kükürt yatağının 3 kilometre aşağısında.
Bir ev var. Ormanda bir ev var...
Adresi var mı?
Adresi nereden bileyim? Yardım gönderin. Bir de ambulans.
Üç şüpheli de vuruldu. Ben de fena yaralandım.
-Üçü de vurulmuş. -Kükürt yatağı nerede biliyor musun?
Sıkı tutun Byron.
Charlie, ona sen bak.
Hadi Dud! Charlie onunla ilgileniyor.
Herif hepsini zımbalamış.
Ambulans geliyor. Sana battaniye getireceğim.
Siz öldünüz mü?
Siz öldünüz mü?
-Pek sayılmaz. -O kadın nerede?
Orada.
Gitme. Buraya gel. Benimle kal.
-Burada kal. -Niye üstünüz kan oldu?
Kavga ettim.
O anahtarlarla ne yapıyorsunuz.
Kapıları kilitliyorum.
Buraya gel. Yüzünü göremiyorum.
Yaklaş.
Adın...
Byron.
Beş yaşındasın.
Yoksa dört mü?
Beş.
Benimle kal.
sidisi@yahoo.com
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.