Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Kısacası, şu an itibariyle aslında bizim mülkümüzde ikamet ediyorsunuz.
-Ama korkacak da bir şey yok tabii.
Size gecenin bu vaktinde çıkın dışarıya diyecek halimiz yok tabii.
O kadar da değil canım.
Abdullah.
Ne-- Abdullah, ne diyor bunlar?
Nasıl ya?
Abi, ne olur, bunun doğru olmadığını söyle.
Doğru Ömerciğim, doğru.
Size üç ay müsaade, Abdullah Bey.
O da eski dostluğumuzun hatırına.
Üç ay sonra burayı boşaltacaksınız.
Niye?
E, çünkü buraya biz geleceğiz.
Biz yaşayacağız burada.
-Ya ne saçmalıyorsunuz siz?
Şirkette yaptıklarınız yetmiyormuş gibi.
Yazıklar olsun size be. Siz de kendinize insan diyorsunuz.
Bu "Düşene bir de ben vurayım" demekten başka bir şey değil.
Anne, sen karışma. Tamam, dur.
Neyine karışmayayım canım, Allah Allah?
Salkım Hanım, siz bize öfkeleneceğinize
Abdullah Bey'e de iki çift laf etsenize.
Aa tabii, Abdullah Bey düşse de kalksa da
sizin ekonomik özgürlüğünüz olmadığı için
yine onun eline bakacaksınız, değil mi?
Ne diyor bu kadın be?
-Seni parçalarım be! -Anne!
-Parçalarım seni! -Salkım.
Bir şey söyleyeceğim.
-Bizim kötü bir niyetimiz olsa...
...satın aldığımız evde kalkın, üç ay daha oturun der miyiz size?
-Demeyiz. -Değil mi?
Kimseden üç ay mühlet falan istemiyoruz.
İki güne boşaltırız.
Hayrını görün.
Çık evimden. Çık!
Kurt.
İddialı konuştu.
O zaman bize müsaade.
Sizi yalnız bırakalım.
Konuşacaklarınız vardır.
-Aa, yeni hayatınızda bol şans.
Bu arada başınız sıkışır,
bir şeye ihtiyacınız olur,
Grup Erdem Holding, bir telefon kadar yakınınızda.
Defolun!
Defolun evimizden!
Defol!
Ah, insan seviyesini nasıl da belli ediyor. Cık, cık, cık.
Abluşkam.
Leş kargaları sizi! Ya, bu adama yapılır mı bu be?
Bu adama yapılır mı bu?
Yapılmış işte, tamam mı anneciğim?
Abdullah Bey evi satışa çıkartmış bankadan. Bunlar da almış, bu ya.
Allah Allah!
Allah aşkına, tane tane ne olduğunu anlatır mısın artık?
Anlatacak bir şey yok kardeşim.
Ev, benim evim.
-Krediyi ödeyemedim. Gitti.
Hesap mı vereceğim ya?
Bakacağım ben bir çaresine.
Nasıl bakacaksın abi? Neyle bakacaksın?
Ya Ömer, bırak.
Sen kendini kurtardın, tamam mı? Güzel.
Sen burayı hiç merak etme.
Allah da bizi kurtarsın.
Abi, yapma. Ne olur. Ne olur yapma.
Ya, ben niye buradayım?
Sana yardımcı olmak için buradayım.
Olma kardeşim.
Olma.
Yardımcı olma.
Sen işine bak.
Tamam Ömer.
Şimdi biraz şey... Azıcık sakinleşsin.
Sakinleşsin.
Ömer abi, ben seni yolcu edeyim.
Bayağı iyi geçti.
Yani herkes çok iyi karşıladı beni.
Herkes çok pozitifti.
Tuncay Bey'i tebrik etmek lazım. Harika bir sistem kurmuş.
Kaos yok.
Böyle birbirinin kuyusunu kazan yok.
Herkes birbirine yardım ediyor.
Şahane ya.
-E, olması gereken de bu değil mi?
Yani öyleymiş ama biz hiç alışık değiliz.
Bizde sürekli kavga, dövüş, kaos.
Aile şirketlerinde bu hep olur.
Kurucu kurumsallaşmak istemezse ne yazık ki son böyle oluyor Fatih.
Aynen. Öyleymiş maalesef.
Keşke bunu daha önce yapsaydık.
Ben damadı gözlemledim.
Kendi gemisini kurtarmak için öyle sıkı mücadele etti ki...
Böyle birini bünyemize kazandırdığımız için çok mutluyum.
Ben çok teşekkür ederim. Sağ olun.
Sizinkilerle görüştün mü? Konuşabildin mi hiç, nasıllar?
Yok.
Ama çocukları sormak için Hayat ablayı aradım ben.
Alev pek bir şey anlamamış ama Apo bayağı bir Cemre'nin arkasından ağlıyormuş.
Biliyorsun, onlar yapışık ikiz gibiydi.
Canım benim ya. Kıyamam.
Vallahi Cemre de onları sorup duruyor.
Yani tamam, burada keyfi yerinde ama misafirliğe geldik sanıyor.
Eve ne zaman döneceğimizi merak ediyor.
Güzelim benim.
Alışacak o da zamanla.
Başak, çocukları birbirinden koparmamak lazım.
Kopmasınlar tabii canım.
Fatih, sen de ailenden kopmamalısın.
Herkes böyle zor zamanlardan geçebilir.
Hatta kalpler de kırılabilir.
Ama önemli olan birliği korumak.
Kesinlikle öyle. Ben de öyle düşünüyorum.
Ya, merak etmeyin Tuncay Bey.
Biz ne badireler atlattık, kopmadık.
Yani para yüzünden de kopacağımızı düşünmüyorum.
Başak, sen iyi misin?
Yani bu kadar vitamin takviyesi alıyorsun sen.
Enerjik olman gerekirken sen daha bir durgunlaştın.
Vitamin takviyesi alıyorum evet de yani hamilelik olduğu yerde durmuyor ya.
Yani o da ilerliyor.
Hâlsiz olmam normal.
Normal, değil mi?
Normal.
Sarmayın bana akşam akşam bak.
Hadi yiyin yemeğinizi.
Tamam canım, bir şey demedik ya.
Allah'ım, yine sinirlendiriyorsunuz.
Kızma hemen.
İşte bildiğin gibi yani ben aslında hâl hatır sormaya gittim.
Ama o arada da iş teklifi aldım.
Çimen, bak, bana doğru söyle.
Oraya Emir'i görmeye gitmedin, değil mi?
Yoksa ne işin var senin durduk yerde Ünal Holding'de?
Anneciğim, orası Ünal Holding değil ki artık.
Adı bile değişti.
Grup Erdem Holding.
Hem ben Asil'i görmeye gittim.
Yani sen oraya Emir beklentisiyle gitmediysen benim için bir mesele yok.
Asil ve Asude yoksa benim için çok özel, önemli insanlar.
Yani sana da çok güzel bir teklifte bulunmuşlar, sağ olsunlar.
Anneciğim.
-Senin benimle alakalı endişelerin mi var?
Çünkü seni utandıracağımı düşünmenden korkuyorum.
Hayır tabii ki Çimenciğim, olur mu öyle şey?
Ama şu anda derslerine odaklanmış durumdasın.
Yani bu vaziyetteyken
dışarıdaki çalışma hayatı senin motivasyonunu bozacak
diye ben endişeleniyorum.
Bilakis, ben zaten biliyorsun, turizm yazacağım.
E, bu da benim alanımda olan bir şey.
Ben zaten rezonans alanımdan çıkmıyorum.
Bravo Çimenciğim. Yani her hafta kendine tutunacak üç günlük bir kavram buluyorsun.
-Ama haksız mıyım anne?
Yani eğer bir işte, bir alanda başarılı olmak istiyorsan
ona göre alanını daraltman gerekiyor.
Ne yapalım, biliyor musun? Ben seni benim programa çıkarayım.
Senin bu güzel fikirlerinden kitleler faydalansın.
Sen geç bakalım dalganı kızınla.
Ayrıca Lider Bey'den bize sıra gelmez ki.
Ne olmuş Lider Bey'e?
-Geldi işte Lidersever.
Ya, Kıvılcım Hanım, ben değil siz sevin, ne olur.
Hem Çimen, bugün Ömer Bey'in hâlini görmen lazımdı.
-Ne oldu, ben bir şey mi kaçırdım yoksa?
Dur Sevilay anlatsın.
Haz alıyor böyle durumlardan. Bak, gözleri parladı.
Vallahi anlatırım.
Ay Sevilay, dalga geçiyorum.
Ama yani ben de gerçek zannettim, ne var bunda?
Ayrıca anlat dedin, bırak anlatsın.
Bak şimdi,
bugün Kıvılcım Hanım'la Lider Bey bahçede sohbet ederken
-Ömer Bey Kemal'i almaya geldi. -Şaka.
E tabii gördü lord gibi adamı, mosmor oldu.
Beter olsun.
Ay, bitti, bitti.
Oh.
Size inanamıyorum.
Al canım.
İstemem hanım, sağ ol.
-Al oğlum. Tam sırası. -Anneciğim, sırası mı şimdi kolonyanın?
Tam şu an kolonyanın önünde sıraya girmenin sırası hatta.
Abdullah...
Abdullah, sen...
Dut yemiş bülbüle döndün ama senin ağzını bıçak açmıyor.
Korkutuyorsun ama insanı.
Abdullah Bey, evin gittiğini bize ne zaman söyleyecektiniz?
Hasbinallah.
Yok, o manada söylemedi.
O manada söylemedi. Yani şey demek istedi.
-Bu kadar olay ne ara oldu?
Ne ara satıldı da bunlar aldı?
Hani bize de söyleseydin, biz de biraz hazırlıklı olurduk duruma diye.
O manada söyledi yani.
Fatih biliyor muydu evin gittiğini?
O yüzden mi Tuncay Bey'in evine attı kendini?
Yok ya, Fatih'in hiçbir şeyden haberi yok.
Eyvahlar olsun.
O da öğrenince bir fırtına da orada kopacak.
Hadi bakalım.
Haddine mi onun ya?
Onun haddine mi fırtına koparmak?
Abdullah Bey.
Ne münasebet?
Sen biliyorsun tabii.
-Kesin biliyorsundur ne yapacağını.
Değil mi?
Yani sokakta kalacak halimiz yok, değil mi?
Abdullah baba, bakın, ben bir şey söyleyeceğim.
Ben tek başıma bir adamım.
Evli barklı da değilim.
İstediğim yerde yaşarım, çalışırım, girerim bir yerde.
Benim için bir problem yok.
Ama annem benim için önemli.
Ne yapacağınızı bilmem gerekiyor.
Düşüneceğim evladım, tamam.
Düşüneceğim.
Ben yatıyorum. Sabah ola hayrola.
Allah Allah ya.
Ya, bu adama ne oldu anneciğim?
Devreleri mi yandı bunun ya?
Ya, ne yaşandığının farkında değil galiba anne. Ev gitti. Ev gitti.
-Kesin büyü yaptırdılar.
Bunun başka izahı yok bak.
Dağ gibi adam gitti, yerine başkası geldi.
Anneciğim,
sana çok büyük iş düşüyor.
Ne yapayım oğlum? Ne yapayım oğlum?
Bu saatten sonra gideyim, çalışayım mı?
Hayır, icap ederse girer çalışırım da ama bana kim kaç kuruş maaş versin yani?
Hay Allah'ım ya.
Ellerin diline düşeceğiz biz.
Anneciğim, ne eli, ne diyorsun anneciğim?
Gözünü seveyim, ben sana git bir yerde çalış mı diyorum?
Yapma Allah aşkına ya.
Onu mu diyorum ben sana?
Abdullah Bey'i kendine getirmen gerekiyor diyorum.
Ben zaten bunun için çabalıyorum.
Adamı kuruyorum, kuruyorum.
Sonra bir dalga vuruyor, her şey değişiyor yine.
Ben de ne yapacağımı şaşırdım ama.
Anne, bir... Sen bir bak bakalım.
Kıyıda köşede tarlası, arsası, tapusu falan bir şey mi var adamın güvendiği ya?
Bir bak, bir öğren.
Anne, bak, kafası giderse iyice
bizim önümüzü görmemiz gerekiyor anneciğim.
Tövbe ya Rabb'im, tövbe. Ağzından yel alsın.
Gitmesin kocamın aklı falan.
Anneciğim vallahi hiç kusura bakma da aklı başında sağlıklı insanın vereceği
kararları vermiyor şu an senin kocan.
Yok öyle. Elimizi kolumuzu bağlayarak oturmayacağız.
-Aa, kim bu saatte?
Amcam arıyor.
Hayırdır inşallah.
Efendim amca?
Alo Fatih, müsait misin?
Müsaitim amca.
Tuncay Bey'deyiz. Ailecek oturuyoruz.
Tamam.
Sen şimdi biraz uzaklaş.
Söyleyeceklerimi sadece sen duy, tamam?
Ne oldu amca? Hayırdır? Korkutma beni.
Az önce abimlerdeydim. Biraz konuştuk.
Nasıl geçti?
Yine burnundan kıl aldırmıyor, değil mi?
Aldırmıyor, aldırmıyor da durum çok ciddi Fatih.
Yani konu sadece şirket konusu değil.
Abim krediye karşılık gidip evi teminat göstermiş bankaya.
Borcu ödemeyince de banka evi satışa çıkarmış.
Ne?
Ne diyorsun amca sen?
Sorma. Bir de ben oradayken Asude'yle Asil geldi.
Evi aldıklarını söylediler.
Resmen baskın yapar gibi.
Üç ay da süre verdiler abime, evi terk etmesi için.
-Tabii, abim burnundan kıl aldırmıyor ki.
Yok, ben iki güne çıkarım diyor. Nasıl çıkacaksa artık.
Ne diyorsun amca sen?
Ben kafayı yemek üzereyim.
Ya, işler bu noktaya gelene kadar babam bunlara nasıl müsaade eder?
Bir bilsem, bilmiyorum ki Fatih.
Ama bizim bir şeyler yapmamız lazım acilen.
Ev diyorum Fatih, ev.
Abdullah Ünal'ın evi gitmek üzere oğlum.
Tamam, tamam da ne yapacağız peki?
Ben sabah gidip avukatla konuşacağım.
Sözleşmelere bakacağım.
Mutlaka bir açık vardır herhalde.
Bir şeyler bulmaya çalışacağım.
Sen de abimlere gel.
Üçümüz oturup son kez adam akıllı konuşalım. Bir şeyler yapalım.
İşe yarayacak mı sence?
Ne bileyim oğlum?
-Denemeden nereden bileyim Fatih?
Tamam amca, ben sabah oradayım.
Tamam, Başak'a da bir şey çaktırma.
Tamam? Panik yapmasın kız.
Tamam amca, tamam. Merak etme bak.
Görüşürüz. Hadi iyi geceler.
Ne oluyor?
Abdullah.
Yatıyorum dedin.
Yatmamışsın.
Ne yapıyorsun burada?
İyi misin?
Hamdolsun.
Senin bu sessizliğin, bu vurdumduymazlığın artık korkutuyor beni.
Bir doktora mı görünsen?
Bir adam varmış...
Hem kör hem topal.
İşi gücü de varmış, çok şükür.
Bir ailesi, çocukları.
Her akşam evine işten çıkıp eli kolu dolu gidermiş.
Ev ahalisi de kapıda karşılar, sıraya girer.
Hürmet gösterir. Hürmette kusur etmez, elini öperlermiş.
Gel zaman git zaman, adamın işleri bozulmuş.
Nihayet bir akşam eve eli kolu boş gitmiş.
Olur öyle.
Hayat.
Karısı kapıyı açar açmaz demiş ki "Ağa Bey, sen körmüşsün."
Oğulları gelmiş hemen.
"Baba, senin bir bacağın da topalmış" demişler.
Adam eğmiş kafayı öne, düşünmüş düşünmüş sonra demiş ki
"Bir gün eve elim boş geldim.
Körlüğümü, topallığımı hatırladım."
Aşk olsun.
-Neyse. -Aşk olsun, onca şey oldu.
Herkes perişan.
İşte benim perişanlığım da elimin kolumun boş olmasından.
Yani ben paragözüm.
Öyle mi?
Şükürsüzüm.
Elin kolun boş geldiğinde seni yüzüstü bırakacak kadınım ben.
Ben öyle bir şey der miyim sana Salkım?
Tabii, demedin. Zaten demedin de...
Öyle işte,
kördü, topaldı... Masal anlattın.
Ben de bunu anlamayacak kadar safım zaten.
Ben ne yapacağım Abdullah?
Ben parayı ne yapacağım ya?
Ne yapayım, kefenime cep mi diktireyim?
Evimiz barkımız gitti diye iki kelam ettim.
Paragöz oldum.
Kendim için konuşuyorsam Allah canımı alsın.
Hanım, sen yat.
Ben biraz daha burada kalacağım.
Yatarım.
Tabii, yatarım.
Ben zaten ancak yer, içer, yatarım.
Sana ne faydam var benim zaten.
Allah biliyor ya.
Benim parada pulda gözüm yok.
Bir kuru ekmeğe doyarım ben.
Sadece başımızı sokacak bir ev olsun.
Sadece bunu dedim.
Bu yüzden de paragöz olduysam
ben ne diyeyim sana?
Ne diyeyim?
Ben bir şey söyleyeyim mi?
Bakın, bunun adı kılçıksız zafer.
Bye bye Ünal Family, hem de nasıl bye bye.
Aynen öyle.
Bir ailenin evinden olduğu geceye zafer gecesi mi diyorsunuz siz?
Aşk olsun hocam ya.
Evlerinden biz etmedik ki.
Banka satışa çıkarttı. Biz de aldık. O kadar.
Birinin ayağı kaydığında elini uzatıp yardım etmek de var,
bastığı yeri ayağının altından çekip almak da.
Ulviciğim, ben sana her zaman söylüyorum.
Sen olaylara duygusal yaklaşıyorsun.
Biz evi almasaydık başkası alacaktı.
Bizim sayemizde Abdullah Bey'in borcunun bir kısmı ödenmiş oldu.
Aynen öyle. Bir de hocam yani bu işler senin dünyanın...
Çok senlik değil ya bu işler. Sen bize bırak bu işleri bence.
Ne oldu sana be? Ne oldu? Bir şey olmuş.
Ha? Başımda öyle duruyorsun.
İyi misin?
Ne yapacağımızı buldum.
Allah aşkına.
Allah aşkına buldun.
Ben biliyordum.
Allah'ım, sana kırk adak. Allah'ım, kırk adak.
Ben biliyordum o karanlık günün ardına aydınlığa uyanacağımızı biliyordum.
Ne buldun? Hayatım, ne buldun?
O iblisleri göndereceksin bu evden, değil mi?
-Allah aşkına. -Salkım Hanım. Salkım Hanım.
Önce o kırk tane adağı iptal et.
Bizim şu an öyle bir durumumuz yok.
Tamam.
Allah'ım, şu an için yapamıyorum ben kırk adak.
Müsait olduğum zaman kesin yapacağım, tamam mı? Söz.
Ne buldun? Söyle hadi.
Bak, bak.
Bütün gece uyumadın, değil mi?
Gözlerin kan çanağı.
Uyuyamadım. Namaz odasıyla burası arasında mekik dokudum.
Rabb'ime sordum durdum.
Kul sıkışınca Hızır yetişmez mi diye.
Ne dedi?
Cevap verdi. Allah Allah.
-İyice artık sen de şaşırdın Salkım Hanım.
Bir hâl çaresi gösterdi, çok şükür.
Ay, çok şükür. Çok şükür Allah'ım, çok şükür.
Bugün buradan çıkıyoruz. Burada bir gün daha kalamam.
Tamam.
Nereye peki?
Nereye gidiyoruz yani?
İki hizmetli, iki çocuk, iki ihtiyar.
Bir de benim aslan gibi oğlum Emir.
Hep beraber.
Nereye? Nilay'ın dairesine.
-Küçük Abdullah'ın evine.
Ne?
Abdul... Oraya, hep beraber.
Abdullah, orası bizim evin salonu kadar.
Başımızı sokacak bir evimiz var mı?
Var.
Elde avuçta ne varsa sattım. Hepsini.
Bir tek yetim hakkına dokunmadım.
O da Nilay'ın yavrusuna bıraktığım mirastır o ev.
Abdullah büyüyene kadar orada yaşayacağız.
Ya, tamam.
Peki de, nasıl sığacağız? Asıl mesele bu yani.
-Bu kadar eşya var.
Dolabı, yatağı.
Benim kıyafetlerim var.
Salkım Hanım, herkesi ihtiyacı kadarını alacak.
Gerisi burada kalacak. Tamam?
Benim hepsine ihtiyacım var.
Tamam. Tamam.
Mecbur artık.
Seçeceğiz içinden.
Selvi'yi erkenden gönder.
Tefriş, temizlik ne varsa yerleşeceğimiz hâle getirsin orayı.
-Siz de burayı toparlayın. -Tamam.
Bugün çıkacağız.
Bugün mü?
Hemen olan bugün.
Bir gün daha burada kalamam.
Akşama yeni evimizde uyuyacağız.
Tamam?
Nasıl bugün ya?
Ay, adam ya.
Allah'ım ya Rabb'im.
Bütün gece yemedin, içmedin, uyumadın.
Bunu mu düşündün ya? Bunu mu buldun?
Çare desen değil, kurtuluş desen zaten hiç değil.
Böyle teneke gibi yokuş aşağı yuvarlanıp gidiyoruz vallahi.
Allah acısın halimize.
Hı hı. Tamam, yani ben konuyu anlattım.
Mutlaka hukuksal bir boşluk vardır, bunu yakalamak zorundayız.
Sözleşmelere sen iyice bir bak, bir şey bulmaya çalış.
Bulamasan da bizi yönlendir.
Tamam, çünkü vaktimiz çok az.
Hı hı.
Tamam, haber bekliyorum.
Canım, bir sorun mu var?
Dün anlattığım ev meselesi, abimlerin eviyle ilgili.
Ne yapabilirim, ona bakıyorum.
Sen biraz fazla mı karıştın bu işe acaba Ömer?
Kendini riske atacak kadar yani.
İyi de ben bir şey yapmasam, yani, kimse kılını kıpırdatmaz.
Göz göre göre abimlerin felakete sürüklenmesini bekleyemem herhalde.
Ömer Bey, haber sosyal medyaya düşmüş.
Boğazdaki düğün zehir oldu.
Bu ne ya?
Canım bir sorun mu var? Ne oluyor?
Zehirlenme mi?
Nasıl çıkmış ki bu haber?
Ne bileyim nasıl çıkmış.
Biz daha ne olup bittiğini anlamadan hemen sosyal medyaya düşmüş.
Herkes bizi suçluyor.
Kim yaptırmış olabilir bu haberi?
Düğünde bir sürü insan vardı. Herkesin elinde bir telefon.
Bir yerden duyulup yayıldı herhalde.
Yani bana pek öyle gelmedi.
Abimi mi suçlayacaksın yine Ömer?
Hilal, sen Kemal'i hazırlar mısın? Benim çıkmam lazım.
Kıvılcım'a bırakacağım, oradan da otele geçeceğim.
Ben de geleyim.
Beni de abime bırakırsın.
Peki, nasıl istersen.
Bir tatsızlık çıkarmazsın, değil mi Ömer?
Bu haberler yüzünden.
Gerilmeyelim artık, lütfen.
Hı hı.
Sağ ol kızım.
Al Selviciğim, evin anahtarı bu.
Sen önden bir git pencereleri aç, güzel bir havalandır, toz al.
Artık ne zamandır kapalıydı, kim bilir ne haldedir.
Tamam Salkım Hanım, siz merak etmeyin.
Ben derler toparlar, siz gelene kadar hallederim.
Tamam.
Nevresimleri de değiştir.
Dolapların içine de tozunu almadan hiçbir şey yerleştirme.
Ay, ben görmeden nasıl olacak bu iş ya?
Siz merak etmeyin, ben hallederim.
Müsaadenizle Abdullah Bey.
Kolay gelsin kızım.
Kolay gelsin.
Günaydın.
Hayırlı sabahlar oğlum.
Bunlar ne?
Biz cidden bayağı bayağı toparlanmaya mı başladık yani?
Başladık.
Nereye gideceğiz?
Ay, daha şimdiden kapılara ben bakar oldum.
Neyse, gideceğimiz evde zaten kapı yakın, oturduğum yerden böyle açarım.
Günaydın.
Ah! Ah!
Bu nereden çıktı be?
Ah, ah, annem, annem.
Sokaklara düşmüşsünüz.
Ne sokakları kızım?
Küçük Abdullah'ın evine geçeceğiz.
Sen nereden duydun da sabahın körü bittin burada?
Ah anne, bütün gece gözlerime uyku girmedi vallahi.
Bak dedim ki, benim annem dedim.
Ne yer, ne içer, sokaklarda mı yatacak dedim anne.
-Tövbe estağfurullah.
Elif, abiciğim, abartma.
Anlattığıma pişman etme beni, yapma şunu.
Ha, sen mi söyledin?
İyi halt ettin oğlum ama ağzına laf veriyorsun şunun.
Yok, yok, yok. Ama size bir şey diyeyim mi?
Siz hiç merak etmeyin.
Sizin yanınızda aslan gibi kızınız var.
Ya, duydun mu beni anne? Anne.
Abiciğim, bak, hepinize diyorum, Abdullah babacığım.
Ben çalışma odasındayım.
Ah, yazık ya.
Şimdi gitmek kolay tabii.
Orada nasıl gidecek, nereye gidecek bu adam?
Dönüp duracak mı ortalıkta, dolap beygiri gibi?
Cır cır cır sincap gibi tepemde.
Ya sabır, ya selamet.
Elif, desturlu gel.
Bir desturlu gel ya.
Vallahi Allah beni senin eline düşüreceğine canımı alsın daha iyi.
Anne, sahiden biz o eve nasıl sığacağız?
Sığan sığacak, sığamayan gider.
Emirciğim, tamam bak, kardeşinin kapısı açıkmış.
Sen gider orada kalırsın.
Ay, abiciğim.
Her zaman. Ben buradayım.
Nasıl olmuşum anneciğim? İlk iş günü kombinim.
Vallahi harika olmuşsun ama makyaj biraz fazla sanki.
Aa, ama o şey, hani allıktan, uçacak o zaten.
Bu da en büyük yalandır zaten.
Aa, birini mi bekliyordun?
Ömer gelecekti, Kemal'i bırakmaya.
Odur.
Aa, hoş geldiniz Ömer Bey.
-Hoş bulduk Sevilay. -Alayım.
-Ay, ay, anne seni çok özledi. -Çimen, nasılsın?
Görüşemedik uzun zamandır.
Her şey yolundadır umarım.
-İyiyim, çok sağ ol. Sen nasılsın?
İyiyim ben de, sağ ol.
Hadi Sevilay abla senin üstünü değiştirsin.
Hadi bakalım.
Hadi bakalım.
Hadi bakalım.
Hoş geldin Ömer.
Hoş bulduk.
Ee, buyurmaz mıydın?
Gel istersen.
Olur, bir çay içeyim.
Sağ ol Çimen.
İyi misin sen? Bir şey mi oldu?
-Biraz abimlere canım sıkkın da.
Ne oldu?
Aa, Abdullah Bey'e bir şey mi oldu yoksa?
Belki biliyorsundur, bilmiyorum da...
Son zamanlarda biraz mali sıkıntılar yaşıyorlardı.
-Dün gece de Asil'le Asude evlerine geldi.
Banka evi satışa çıkarmış.
Onlar da ev alacaklarını falan söylediler. Bayağı hırgür çıktı yani.
Nasıl ya?
Evsiz mi kalacaklar şimdi?
Çocuklar ne olacak Ömer?
Çocuklara bir şey olmaz canım.
Biz varız.
Zaten Fatih'le Başak, Cemre'yi de alıp Tuncay'ın evine gitmişler.
Oraya yerleşmişler.
Vallahi Fatih'e havada karada ölüm yok. O konuda sana çekmiş.
Yani bir şekilde yolunu buluyor anlamında söylüyorum. İyi bir şey yani.
Evet.
Sen bunu gördün mü?
Hayır.
Ne zaman çıkmış bu?
Bu sabah.
Biz daha olayın ne olduğunu anlamadan bütün ihale bize kalmış.
Bizim oteli suçluyorlar yani.
Yani tatsız olmuş. Evet, haklısın.
Kim yapmış olabilir Kıvılcım?
Ben bilmiyorum Ömer.
Nereden bileyim?
Yani otelde bir sürü insan vardı.
Ya, orası öyle de...
Lider Bey'in ekibinden biri yapmış olabilir mi sence?
Hani bayağı bir yakınsınız ya.
O yüzden soruyorum.
Ben bu imadan hoşlanmadım yalnız.
İma etmiyorum. Soruyorum sadece.
Sormuyorsun. Sorguluyorsun.
Aradaki farkı ikimiz de biliyoruz Ömer.
Neyse.
Çay için teşekkürler.
Hilal de abisinde.
Ben onlara bir uğrayayım.
Görüşürüz.
O zaman Lider Beylere selamımızı iletirsiniz.
Tabii ki.
Çimenciğim yani.
Hiç o oldu mu, inat yapar gibi selam melam.
Ne olacak anneciğim? Ayrıca şaka yapıyorum.
Hani Abdullah Beylerin evini kaybetmesine üzüldüm ben gerçekten.
-Yılların yuvası orası.
Orada kocaman bir aile yaşıyordu.
Orası öyle.
Ama başlarını sokacak bir yer elbet bulurlar.
Mesele başlarını sokacak yer meselesi değil ki Çimenciğim.
O çocukların bütün düzeni orası. Alev'e ne olacak?
Küçücük daha ne yapacağız Çimen?
Ne olacak böyle?
Sen merak etme anneciğim.
Ben bugün bir gider kolaçan ederim ortalığı.
Şey yaparım. Öğrenirim.
Tamam.
Hadi sen de işe ilk günden geç kalma.
Sorumluluk sahibi ol.
Şuradan da bir şeyler al.
Daha hiçbir şey yemedin.
Merak etme anneciğim benim.
Ben senin kızınım.
Bir şekilde hallederim.
Hadi iyi şanslar.
Çok sağ ol.
Sağ ol Songül.
Afiyet olsun efendim.
Ömer, hoş geldin.
-Hoş bulduk. -Hoş geldin.
Hoş bulduk Hilal.
Uğramaya vaktin olmaz sanıyordum. Otursana.
Oturmayayım.
Oturmayayım. Benim biraz işlerim var. Fazla vaktim yok.
Oteldeki zehirlenme işini araştırdım.
Birileri dolapların ayarlarıyla oynamış.
Çok korkunç bir hata tabii.
İhmali olan kişiyi bulup cezalandırdın mı peki?
İhmal yok.
Varsa da bizden değil.
Nasıl yani?
Peki senin şüphelendiğin biri mi var?
Oteli pastaya getiren ekip senin ekibinmiş.
Aksi gibi de dolabın ayarlarıyla o an oynanmış.
Yani bana pek normal gelmedi.
Tabii bir de üstüne bu sabahki haberler.
-Peşinen kimseyi suçlayamayız.
Ama bu işi sonuna kadar araştıracağımdan emin olabilirsin.
Çok iyi yaparsın.
Demek şimdi bir de hafiyeliğe başladın, ha?
Sen bilirsin.
Ömer, yeterince derdin yok mu zaten canım?
O ayrı, bu ayrı.
Ömer, ailenin zor durumda olduğunu duydum.
Böyle zamanlarda da her şey üst üste gelir.
Soğukkanlı kalabilmek lazım.
Etrafa çatmakla hiçbir şey çözülmüyor.
Tavsiyen için sağ ol.
Nerede ne yapman gerektiğini iyi bilirim.
Sen geliyor musun benimle?
Yok canım, ben biraz daha kalayım abimle.
Peki.
Görüşmek üzere.
Görüşürüz.
Abi, bu kadar derdin içinde uzatmasan olmaz mıydı?
Aşk olsun ya.
Ne aşk olsun? Ben ne yaptım ki?
Adam gelmiş burada beni tehdit ediyor.
İyi ki sen varsın da bir şey yapmadım.
Bakalım evi ne zaman boşaltacaklar?
Abdullah Bey nakliye kamyonunu aramıştır bile.
Onca lafın üzerine durmaz orada.
Benim merak ettiğim, bundan sonra ne yapacaklar aslında.
Aa, gel, gel.
Biz de zaferimizi kutluyorduk.
Tabii ki senin sayende.
Hayırdır efendim? Sevinciniz bol olsun.
Bol, bol. Merak etme.
Banka, Abdullah Bey'in evini satışa çıkarttı.
E haliyle, biz de satın aldık ablamla.
-Öyle mi?
Hiç haberim yoktu benim.
Hayırlısı olsun efendim.
Bak Yusufçuğum, benden sana bir tavsiye.
Meslek hayatında ilerlemek istiyorsan
aklınla kalbin arasındaki savaşı durduracaksın.
Efendim, ben...
Bana açıklama yapma, ben sana kızmıyorum.
Yıllarca ekmeklerini yedin ama tarafını seçtiysen ona göre davranacaksın.
Tabii.
Misafirler toplantı odasında sizi bekliyor efendim.
İyi bakalım.
Anneciğim.
Niye ağlıyorsun? Bir şey mi oldu?
Oğlum, ben ağlamayayım, kim ağlasın?
O kadar gücüme gitti ki.
Selvi'ye öyle anahtarı verdim, gitti. Şimdi öbür evi temizliyor.
Allah kimseyi gördüğünden geri koymasın.
Salkım Hanım, önce bir ayrılaydın da sonra yine ağlardın.
Ay, bu sefer de Elif geldiyse vallahi kendimi boğazlayacağım artık.
Yok yok ya, gelmez. Gelmez.
Zaten huyu suyu iyice değişmiş, beni de sinir etti.
Hep öyleydi ya.
Ah.
İyi günler.
Kötü haber çabuk yayılır desenize.
-Hoş geldiniz.
Ben Cemre'yi çocukların yanına bir bırakıp geliyorum.
Dur kızım, sen karnı burnundasın.
Emir bırakıversin.
Olur olur, tabii gel. Prenses.
Merhaba.
Hoş geldiniz.
Abdullah Bey, geçmiş olsun.
Sağ olun, eksik olmayın. Sağlığım, sıhhatim yerinde.
Ne için geçmiş olsun?
Baba, sen bizimle dalga mı geçiyorsun?
Ne yapıyorsun sen?
Fatih, tamam sakin.
-Olamam.
Babam doğup büyüdüğüm evi,
aile yadigârımızı elden çıkarmış kimseye söylemeden.
O da yetmemiş, tekine kaptırmış.
Ben sakin falan olamam.
Ya sana mı soracağım?
Kendi evimi sana mı soracağım? Senden izin mi isteyeceğim?
Baba, senin bu tavrın işte bizi bu hâle getirdi.
Kendi evim, benim işim, ben yaptım.
Evet, benim işim, ben yaptım.
Tek başıma yaptım hatta. Aynen öyle.
Tamam baba. Kimsenin buna bir laf dediği yok ki.
Kimsenin bir şey dediği yok.
Yani sen her şeyi ben yaptım diyerek hepimizi tarumar etmene de gerek yok.
Ya... Ya, burası bizim aile evimiz ya.
Bizim doğup büyüdüğümüz ev.
Bizim yuvamız.
Görüyorsun, değil mi Tuncay Bey?
Takke düştü, kel göründü.
Böyledir işte. Düşmeyegör. Düşmeyegör.
Baba, sebebini de mi sormayalım? Araştırdım.
Annemden kalan bütün evlerin tamamını satmışsın.
Evet, ne olmuş?
Evet!
Sen yakında var ya, Hayat ablaya aldığın o evi de geri istersin.
Aşk olsun Fatih.
Satmadığı bir ev var.
Unuttuğundan satmamıştır onu da.
Bana bak, terbiyeni takın ya da çık git evimden. Çık.
Ya, bir sakin olun.
Allah aşkına, lütfen ya.
Sesiniz yukarı kadar geliyor. Bir sakin olun.
-Fatih, bak, ben seni anlıyorum abi.
Ama yani şoktayız biz de dünden beri de bağırarak bir yere varamayız ki.
Yani sakin sakin çözmemiz lazım.
Emir haklı.
Olan olmuş.
Artık bundan sonra neler yapılabilir onu konuşmak lazım.
Hay ağzın bal yesin Tuncay Bey.
Abdullah Bey, sizin için yapabileceğimiz bir şey var mı?
Tuncay Bey, eksik olmayın. Sorduğunuz için Allah razı olsun.
Ancak... Ancak biz... Eksiğimiz falan yok.
Hamdolsun, iyiyiz.
Taşınıyoruz biz bugün.
Nereye?
Şeye...
Küçük Abdullah'ın evine işte.
Ne?
O küçücük eve mi?
Evet.
Evet.
Başımızı sokacak bir evimiz var.
-Gerisi de teferruat.
Baba, bak, bu çözüm falan değil.
Sen hepimizi cezalandırıyorsun. Yapma.
Selamünaleyküm. Merhaba herkese.
Aleykümselam.
-Hoş geldin. -Abi.
Konuşmamız lazım.
Ya, ne konuşmamız lazım?
Konuşacak bir şey yok Ömer.
Abi, lütfen. Son kez.
Abdullah, Allah rızası için. Bak, el değil, gavur değil.
Biri oğlun, biri kardeşin.
-Hadi ne olur dinle. -Baba, lütfen.
Bak, bu defa bağırıp çağırmadan sakince konuşalım.
- Tuncay Bey, kusura bakmayın. - Estağfurullah.
Buyurun, çalışma odasına.
Ah, Çimenciğim.
Başladın mı sen?
Evet, başladım.
Ama göremedim sizi. Toplantıdaydınız.
Alışabildin mi?
E, tabii. Zaten ben daha evvel burada çalıştığım için çok zorlanmadım.
Ama o zamanlar çok farklıydı her şey.
Yani devrim yaşanmış burada resmen.
Kadın eli değdi.
Olacak o kadar.
Eh, bizim de o zamanlar yaşadığımız problem tam olarak buydu.
-Ne gibi?
Siz o dönemi bilmiyorsunuz tabii ama burada bir Haluk Bey vardı.
Kadınların girmesi dahi yasaktı.
Ya, annemle bize neler çektirdi?
Kahve makinamıza el koydu ya adam.
Abartma, yok artık.
Resmen Taş Devri.
Ama şimdi her şey ne kadar farklı.
Herkes huzurlu, modern.
Yani elinizin değdiği her şeyi güzelleştiriyorsunuz Asude Hanım.
Oy, o senin güzelliğin.
Bebek gibisin maşallah.
Asilciğim, kızımız sana emanet. Ben odamdayım.
Tabii abluşkam, tabii ki.
Emanetin var, haberin olsun yani.
Duydum yavrum, duydum.
Akıllı, uslu durduğun sürece zaten bir sorun yok.
Ne tür bir yaramazlık yapabilirim ben? Anlamadım.
Hayır biz bu mevzuyu konuştuk, çözdük, kapattık.
Sen niye ısıtıp ısıtıp bana böyle tekrar veriyorsun?
Niye?
İyi, peki, tamam. Tamam.
Ya bu muydu konuşacağınız?
-Bunun için uzatmayalım.
Abi... Abi, Allah aşkına.
Bir kere yardımcı olmama izin ver, ne olur ya.
Ben senin neyinim? Ben senin kardeşinim.
Biz bir aileyiz.
Ya, yapacağın tek şey, bir tane vekalet vermek.
Ver şu vekaleti, otellerden birini gidip ipotek göstereceğim.
Krediyi yapılandıracağım. Ben de kefil olacağım.
Bitecek bu iş, kurtulacağız.
Amca bir şey söyleyeceğim sana. Biz bunun için geç kalmadık mı?
Hayır geç kalmadık Fatih.
Ben avukatla gerekli araştırmaları yaptım, inceledik.
Gayrimenkulün satışı henüz olmamış abi.
Bankada genel müdürlükte imzayı bekliyor.
Eğer ki biraz hızlı davranabilirsek bu iş bitecek.
Kurtaracağız evi.
E, çok güzel haber bu baba.
Hemen çağıralım avukatı, vekaletini versin amcama.
İstemiyorum ya.
İstemiyorum ya, anlasanıza.
Kapatın artık bu konuyu.
Ya baba, sen ne istiyorsun ya?
Amcam gelmiş karşına, yardım etmek için sana yalvarıyor resmen.
-Ya, bu adam daha ne yapsın?
Onca borcun altına imzasını atıyor.
Ya, bırak şu inadını artık baba. Yapma, yalvarırım, yapma.
Sen neyi anlamıyorsun ya?
Ben hiç kimseden yardım istemiyorum.
Hele senin gibisinden akıl hiç istemiyorum.
İstesen ölür müsün?
Ya abi, Allah aşkına.
Ya, sana gerçekten inanamıyorum, artık bir şey söyleyemiyorum.
Ya, ne var bunda?
Göz göre göre, bile isteye kendini, aileni, etrafındaki herkesi,
evlatlarını sefalete sürüklüyorsun.
Ne evladından bahsediyorsun sen ya?
Sen ne evladından bahsediyorsun?
Bak, bak, ben bu ellerle gömdüm iki tane evladımı.
-Daha yeni gömdüm.
Üçüncüsü çarptı kapıyı. Çıktı gitti.
Hâlâ eli boğazımda böyle.
İstemiyorum ya.
Bitti bu konu. Kapatın.
Çıkın.
Bırakın. Yalnız bırakın beni.
Haydi.
Selamünaleyküm.
Yusuf abi.
Aleykümselam.
Ben buradan geçiyordum da camları açık gördüm.
Ardından senin de camları kapattığını görünce
dedim herhalde Abdullah Beyler buraya geldiler.
Bugün buraya taşınacaklar abi.
Ben önden temizlemeye geldim.
-Öyle mi? -Mecburen.
Büyük ev elden gidince nasıl sığışacağız bakalım.
Abdullah Bey nasıl?
Nasıl olsun?
Rabb'im onu da ailesini de sınıyor herhalde.
Öyle.
Ben tutmayayım seni. Kolay gelsin.
Sağ ol abi.
Abdullah.
Ömer ne dedi?
Fatih ne dedi?
Ne dediler?
Ne bileyim? Bağırışların, çağırışların her yerden duyuldu.
Çare bulacaklardı, ne diye kavga ettiniz?
Sen bunları düşünme hanım.
Tamam.
Bir şey demedim.
Salkım Hanım.
Mutfaktan istediklerinizi hazırladım.
Dolap içlerini de topladım.
Allah razı olsun.
Biz şimdi bayağı bayağı o eve geçiyor muyuz yani?
Geçiyoruz Emir.
Burada hiçbir şeyiniz kalmasın oğlum.
Benim burada değil de şirkette önemli evraklarım kaldı.
Onları almam lazım.
Oğlum, sen artık onlarla yüz göz olmasan mı?
Ben gideceğim anneciğim. Kim olacak? Ben gideceğim, alacağım tabii.
Yani önemli evraklar. Bayağı önemli evraklar.
Benim zaten burada çok fazla bir eşyam yok.
Sen onları organize edersin.
Ben gideyim bunları alayım bari.
Tamam, tamam. Merak etme.
-Hadi görüşürüz. -Hadi selametle.
Selvi ile konuştun mu?
Bitmiş mi temizlik?
Az kalmış.
Zaten ufacık yer. Ne olacak?
İyi, tamam o zaman.
Hadi biz de kalkalım vakitlice. Geç kalmayalım.
Hadi bakalım.
İyi, hadi bakalım. Gidelim.
Hakkımızda hayırlısı artık.
-Gel.
Kıvılcım Hanım, bu çiçekler size.
Teşekkür ederim.
10 dakika sonra da yayına hazırız.
Tamam, hazırım ben de, geliyorum.
Günün güzel geçer umarım. Akşam yemeğinde görüşürüz. Lider.
Akşam yemek mi yiyoruz?
Başka bir planın yoksa tabii.
Yani yok şu anda.
Güzel, o zaman seni saat sekizde alırım.
Tamam, biraz apar topar oldu ama...
Apar topar mı?
Aşk olsun, çiçeklerini beğenmedin mi yoksa?
Hayır, çiçeklerim çok güzel.
Tamam, yani senin yanında sönük kalmışlardır ama...
O zaman sekizde sizi almaya geliyorum hanımefendi.
Tamam, görüşürüz.
Oo, Ünal "Family".
Hayırdır inşallah?
Biraz konuşalım mı Asude Hanım?
Dinliyorum.
Yabancı yok aramızda.
Bankaya yaptığınız teklifi geri çekmenizi istiyorum.
Abimin evini ben satın alacağım.
Peki bundan Abdullah Bey'in haberi var mı?
Haberinin olmasına gerek yok.
Bu bizim aile meselemiz.
Siz teklifinizi geri çekin, kâfi.
Kahraman kardeş iş başında, öyle mi?
Yahu, sen bu kadar borcun harcın altına nasıl gireceksin acaba?
Sana izahat vermek zorunda değilim Asil.
Biz de evi vermek zorunda değiliz Ömer.
Bir imzaya kaldı zaten.
Bugün değilse yarın tapu bizde olacak.
Evet.
Abdullah Bey de evi boşaltacağını söylemişti.
Sen de oradaydın Ömer.
-Üç ay mühlet verdik, öyle mi?
Hayır dedi, efendim, ben hemen çıkacağım dedi ya.
Suçlu biz mi olduk şimdi ya?
Bu konu bizim için çok önemli.
Abdullah Bey'in şu anki ruh hâline bırakılacak bir konu değil.
Aile evimiz orası bizim.
Ve o evi ben satın alacağım.
Borcu üstleneceğim.
Bize zorluk çıkarmayın.
Çıkarsak ne olur Ömer?
Sen böyle devam et, görürsün ne olacağını.
Asude Hanım, hayırdır siz ha?
Acele eve ihtiyacınız mı var?
Ne bu, yağmacılar gibi?
Fatih, Fatih'im.
Bak, şimdi bu "business", anladın mı?
Bunun adı business.
Böyle çocuk gibi ağlamayla, zırlamayla olmaz o işler kardeşim.
Sen elinden geleni yaptın mı? Bence yaptın.
Senin bu dakikadan sonra yapacağın en doğru hamle, kayınbabanın
böyle ufak ufak limanına doğru gemini yanaştıracaksın. Ne?
Yavaş gelesin, yavaş.
Asil, seni öldürürüm oğlum.
Seni öldürürüm.
Fatih, Fatih dur oğlum.
Dur, seni tahrik etmeye çalışıyor.
-Ya, görmüyor musun ne yapıyor?
Sen de böyle cengaver gibi ortaya atılmadan önce iki sefer düşün.
Bu kadar borcun altına nasıl gireceksin? Bir de duyuyoruz.
Milleti zehirlemişsin.
Ne anlatıyorsun lan sen?
Ne biliyorsun da konuşuyorsun?
Ya bilmiyorum, duyuyorum diyorum ya.
Millet oteline gelmiş, bir şeyler yemişler, zehirlenmişler.
Yani sen önce kendi kapını süpür be adam.
Bak, seni gebertirim ha Asil.
-Ömer. -Aklını başına al lan.
Bak, sen de abin gibi biteceksin.
Seni de abin gibi bitireceğim.
Batacaksın sen de, batacaksın.
-Yeter. -Abin gibi batacaksın sen de. Anladın mı?
-Hemen şirketimi terk edin.
-Bırak amca, bırak. -Yoksa polis çağırırım.
-Gel. Gel. -Merak etmeyin gidiyoruz Asude Hanım.
Sizi insan yerine koyduk, konuşmaya geldik.
Fatih, Fatih yürü. Fatih.
Değmezmişsiniz.
Hadi yavaş yavaş.
Hadi, hadi, hadi. Hadi.
Böyle arkanıza baka baka gideceksiniz, anladınız mı?
Bir daha da bu kapıya gelip yalvarmayın.
Başakçığım, ben de seni bekliyordum.
Perihan Hanım.
Bir sorun mu var?
Başakçığım, ben de sana iyi haber vermek isterdim.
Ancak maalesef değerlerin iyiye gitmiyor.
Tedaviye henüz olumlu bir sonuç alamadık.
Nasıl?
Bu olumlu sonuç alamayacağımız anlamına gelmiyor.
Moral bozmuyoruz.
Sadece tedaviye gelip gitmek yerine
yatarak devam etmenin daha faydalı olacağını düşünüyorum.
Durumu eşinle paylaşmanın zamanı geldi bence.
Başak, yatışını yapmam gerekiyor.
Neye direniyorsun?
Perihan Hanım, kararımı çiğnemeyin.
Lütfen.
Fatih'e hiçbir şey söylemeyin.
Bak şimdi, ben sana nasıl güveniyorsam, sen de bana öyle güveneceksin.
-Ben sana Ünallar bitti dedim mi?
Bitti, bitiyor diyorum ben sana. Anlatabiliyor muyum?
Yardımın var...
Kabul ediyorum, senin yardımın olmasa ben daha çok uğraşırdım, tamam.
Allah aşkına ne olsun istiyorsun? Ben sana üstat mı diyeyim? Ne diyeyim ben sana?
Allah Allah.
Yahu, şu Ömer'den vazgeç.
Çırpınıp duruyor, bir halt yapacağı yok diyorum sana ya onun.
Evet.
Biz plana aynen devam.
-Kaldığımız yerden devam.
Benim sana aktardığım tutarı sen kalkıp doğru yere bağladın mı?
E süper.
Bu kadar, bitti.
Halbu-- ben çok anlamıyorum o işlerden, o yüzden yani.
Şimdi bir de burada faiz maiz de değil ya bu.
Kimsenin dikkatini çekmiyor, rahatım o yüzden.
Evet ya, vallahi kağıt kağıt değil.
Yemin ediyorum uçurtma mübarek.
Aynen, aynen.
Aynen.
Tamam, hadi görüşürüz.
Hadi bye bye.
Abluşkam, duymadım.
Sessizce gelmişsin.
Kapı aralıktı.
Sen öyle ne uçurtma falan... Kiminle konuşuyordun?
Yatırım danışmanı arkadaşım.
Arada bana böyle şey falan yapıyor.
Sen düşünürsen eğer...
Düşünmem.
Sen de düşünme.
Bilmediğin işe tavsiye ile girilmez Asil.
Doğru.
Ben sana bir kahve söyleyeyim mi?
Hadi söyle.
Yavrum, bize iki Türk kahvesi.
Evet.
Bu aralar piyasalar hiç hoşuma gitmiyor.
Abartılı artışlar var da...
O yüzden uyarayım dedim.
Dikkat et.
Yani hadi Asil'in ne mal olduğu ortada.
Ben belki Asude Hanım ikna olur diyordum.
Sen boş ver onları Fatih.
Onlar sabaha kadar konuşsun.
Avukattan randevu aldım. Gidip görüşeceğim.
Ben bir şekilde bu işi çözeceğim. Bu iş artık benim kişisel meselem.
-Tamam amca. Ben de geleyim seninle.
Senin gelmene gerek yok.
Daha ilk günden oğlum, sen şimdi kayınpederine mahcup olma.
Git işine gücüne bak. Ben sana haber vereceğim.
Doğru söylüyorsun amca.
Sen de yolunu daha fazla uzatma.
Müsait bir yerde beni bırak.
-Şurada bir taksi var. -Tamam.
Ben seni şurada indireyim.
-Hadi selametle. Tamam, selametle. -Haber ver bana.
Emir Bey.
Emir Bey, pardon.
Sizi dışarı çıkarmak zorundayım.
-Anlamadım.
Ünallardan kimse bu şirkete giremez diye kesin talimat var.
Lütfen zorluk çıkarmayın.
Hasta mı bunlar ya?
Emir Bey.
Zorluk çıkarmayın lütfen.
Arkadaşım, odamdan eşyalarımı alacağım, gideceğim. Tamam mı?
Hadi kolay gelsin.
Biz sizin adresinize yollarız.
Arkadaşım!
Eşyalarımı alacağım, gideceğim.
Ömer Beyler geldi.
Asil Bey'le de bayağı gerildiler.
-Ondan bu tedbir.
Ben sana eşlik edeyim.
Buyur. Sorun olmasın.
Sorun olmasın.
Vay be.
Yusuf abi.
Buraların ağası hep sensin be abi.
Her masada varsın, her devrin adamısın.
Sensin be abi.
Tebrikler.
Emir, ben ne yaptıysam burada yüzlerce ekmek yiyen için yaptım.
Yusuf abi, hadi işine bak, gözünü seveyim.
Emir lütfen.
Yusuf abi!
Odamdan eşyalarımı alacağım, gideceğim.
Bir daha da gelmem. Tamam?
Doymadınız be kardeşim ekmeğe, arpaya.
Allah Allah ya.
Em-- Emir?
Senin ne işin var burada?
Ben burada çalışıyorum.
Staj yapıyorum daha doğrusu. Asıl senin ne işin var?
Eşyalarımı almaya geldim.
Ama senin burada çalışmana hiç şaşırmadım ha Çimen.
Şahane vallahi.
Sevgilinle dip dibe en kolay kestirme yol.
-Tebrik ederim. -Aa.
Ne diyorsun sen be? Ne sevgilisi?
Asil'i diyorum. Ne var?
Ne hâliniz varsa görün be.
Hep beraber.
Tepe tepe kullanın.
Çekil şimdi önümden. Uğraşamayacağım seninle. İşim gücüm var.
Salaksın Çimen. Yemin ediyorum sen salaksın.
Ne üzülüyorsun hâlâ bu çocuğa?
Bırak, beter olsun.
Hayır tamam öyle de...
Benim neden kalbim hâlâ böyle çarpıyor anlamadım ki.
Nerede kaldı bu kamyon?
Bir an evvel gelsin de gidelim artık.
-Aradım ben. Yoldalar. Az kalmış. -Tamam.
Selvi, ev dip köşe temizlendi, değil mi?
Evet, merak etmeyin. Mis gibi oldu.
Elinize sağlık.
Canım benim.
Bak, şu emeklerime bak.
Asude bunların yüzüne bile bakmaz.
İki güne solar giderler.
Yeni evin balkonunda da çiçekleriniz olur.
Nasip.
Abdullah Bey nerede?
Üst kattaydı ama...
Babacığım.
Benim çok canım acıyor.
Bu evlenme işi nereden çıktı böyle apar topar?
Evlenmek istemiyorum baba.
Ben de bilmiyorum, biliyor musun?
Yani şer mi, hayır mı?
O yüzden seninle konuşmaya ihtiyacım var.
Desteğine ihtiyacım var.
Baba, ben Kastamonu'da ne yapacağım?
Ben kimseyi bilmiyorum.
Tanımıyorum.
Ben orada ne yaparım?
Sizden uzakta...
Kadının yeri kocasının yanıdır.
Sen de dizini kırıp oturacaksın.
Ne o öyle?
O ses neydi öyle?
Çalışma odasından geldi galiba.
Evet, bir şey düştü sanırım.
Allah Allah, ne kaldı ki orada?
Dur, bir bakayım.
Abdullah.
Abdullah!
Abdullah!
Yardım edin!
Ambulans çağırın, yardım edin! Abdullah, kendine gel, Allah'ım...
Ambulans çağırın! Ambulans çağırın! Abdullah bayılmış!
Ne oldu burada?
Ambulans çağırın.
Çabuk, çabuk. Koş! Koş, ambulans çağır!
Çabuk! Çabuk! Allah'ım, ya Rabb'im! Yardım et ya Rabb'im!
Abdullah, kendine gel! Abdullah!
Hayrolsun?
Efendim Salkım Hanım?
Ömer, yetiş. Abin fenalaştı. Kendimde değil, ambulanstayız.
Ne diyorsun sen?
Nereye gidiyorsunuz peki?
Eski hastaneye gidiyoruz.
Tamam, hemen geliyorum.
Bismillahirrahmanirrahim.
Ah be abi.
Abdullah Bey, beni duyuyor musunuz?
Abdullah Bey, elimi sıkın.
Tamam, konuşmaya çalışmayın. Sakin kalın.
70 yaşlarında, erkek hasta.
Bilinci açık ama konuşamıyor.
Rakamlara bir göz at.
Fikrini merak ediyorum senin.
Efendim?
Fatih. Fatih, baban fenalaştı.
Ne?
Şimdi ambulansta, biz de peşindeyiz.
Nasıl fenalaştı?
Bilmiyorum. Bilmiyorum. Ben öyle buldum onu, yerde yatıyordu.
Fatih, hiç konuşmuyordu.
Konuşmuyordu, hiçbir şey yapmıyordu, kalkamıyordu.
Hastaneye gidiyoruz şimdi.
Tamam, tamam. Geliyorum ben de.
Tuncay Bey, babam fenalaşmış.
Siz Başak'a haber verirsiniz.
Ben ona söylerim, çık hemen.
Efendim?
Ne oluyor buna ya böyle?
Anlamadım ki.
Neye geldi şimdi, neye gidiyor böyle alev almış gibi?
Allah Allah.
Biz tam çıkıyorduk.
Kamyonu bekliyorduk, öyle eşyalar falan işte, kapıda.
Ben eşyaların derdine düşmüşüm, o da içeride tek başına kalmış öyle.
Gidip bakmasaydım ne olurdu?
Bulamasaydım.
Ya yetişemeseydik?
Buldunuz ya Salkım Hanım.
Vaktinde buldunuz.
Ben onu bulduğumda gözleri açıktı ama bana bakmıyordu.
Bana bakmıyordu ben dedim.
Abdullah Bey, Abdullah Bey dedim.
Bakmadı bana, gene cevap vermedi.
Elimi tutmadı.
Tamam anneciğim.
Ağrına gitmiş herhalde evden çıkmak.
Ağır ağır bıraktı kendini.
İntihar eder gibi.
Kimseyi karıştırmadan.
Ah Abdullah, sen bizi bırakmazsın.
Yok, yok sen çok kırıldın, gücendin ama bizi bırakmazsın.
Biz sensiz ne yaparız?
Doktor geliyor.
Anneciğim.
Ha, tamam.
Nasıl durumu abimin?
Kendine gelecek mi?
Sizinle bir görüşelim.
Buyurun odama.
Niye odaya?
Burada görüşelim, niye gidiyoruz?
Çok mu kötü, ne oldu?
Benimle gelin lütfen. Buyurun.
Çok mu kötü, ne var?
İşte böyle anne.
Yani ben diyorum ki tam her şey yoluna giriyor, yeni bir işe girdim,
güzel güzel hazırlanıyorum sınavıma derken
bu çocuk yine benim karşıma çıkıyor ya.
Hayalet gibi Emir ya.
Hayır, o kadar bir de çirkinleşti, öyle ağır konuştu ki iyice uyuz oldum.
Ne dedi?
Boş ver anne, klasik Emir işte.
O kadar kötü yani Çimen.
Boş ver dedim ya anneciğim.
Yeme şunun laflarını Çimen.
Ver ağzının payını, kendine gelsin.
Yüz verdiğin her vasatın hadsizliği sana yazar Çimenciğim.
Vallahi anne, durdun durdun yine kitabın ortasından konuştun ya yani.
E, ama yani.
Bir de sonra daha da tuhaf davrandı.
Bir telefon geldi, bu böyle eşyalarını bırakıp apar topar çıktı şirketten.
Ne oldu, anlamadım ben hiç.
Aa, Hayat abla mesaj atmış.
-Anne. -Ne oldu?
Aa, Abdullah Bey hastaneye kaldırılmış.
Aa, ne olmuş ki?
Dur, okuyorum.
Abdullah Bey evde fenalaşmış, herkes hastaneye gitmiş.
Hayat abla da evde çocuklarla yalnız kalmış.
Aa, demek ki bu yüzden Emir öyle koşa koşa çıktı bugün şirketten.
Çimenciğim, çıkar artık şu Emir'i aklından.
Çocuklar ne olacak peki?
Evde zaten taşınma telaşı var.
Hayat hangi birine yetişsin?
Anneciğim, tamam. Yükselme hemen.
-Ben zaten Alev'e bakmaya gidecektim.
Şimdi giderim, o da yalnız kalmamış olur.
O zaman ben de hastaneye gideyim.
Hem bir Salkım Hanım'la konuşurum, geçmiş olsun derim.
Hem de Hayat'la bu hastane sürecinde çocukları buraya alırız.
Perişan olmasınlar.
Doğru, doğru.
Hay Allah ya.
Beni sen mi almaya gelecektin?
Ay Lider, yani yemeğe gidecektik ama.
Her şey yolunda mı? Bir şeyin mi var senin?
Abdullah Bey hastaneye kaldırılmış.
Benim bir hastaneye gitmem lazım.
Ben sana eşlik edeyim istersen.
Tamam.
Anneciğim o zaman ben hazırlanır, hemen çocukların yanına geçerim
ama siz bana muhakkak haber edin.
Tamam canım, konuşuruz.
Abdullah Bey, ağır bir inme geçirdi.
Beyindeki basıncı azaltmak ve
oluşabilecek ödemi kontrol altında tutabilmek için bir süre uyutacağız.
Felç mi yani?
Evet.
Ancak beyinde ne ölçüde hasar oluştuğunu
kesin olarak şu aşamada söyleyebilmemiz mümkün değil.
Sedasyonu azalttığımızda bilincini,
konuşmasını ve hareket kabiliyetini değerlendireceğiz.
Doktor Bey,
kocam ölecek mi?
Şu aşamada doğrudan bir hayati tehlike görmüyoruz.
Zaman geçirmeden müdahale edebildik.
Abdullah Bey bu açıdan çok şanslı.
Solunumunu güvenceye almak ve vücudunu mümkün olduğunca dinlendirmek istiyoruz.
Şu an tedbir amaçlı entübe ediyoruz.
Fakat şunu bilmemiz gerekiyor ki önümüzde hiç de kolay olmayan bir süreç var.
Ne kadar sürecek?
Bunu bugün söyleyemem.
Ancak kısa olmayan bir süre bakıma ihtiyacı olduğunu öngörebiliriz.
Uyandıktan sonra fizik tedavi, terapi ve sürekli gözetim gerekebilir.
Kendine hemen yetmesini beklememeniz gerekir.
Bu hastanenin eski sahibi olarak Abdullah Bey'in hepimizin üzerinde çok emeği var.
Bizim için kıymeti tartışılmaz.
Elimizden geleni yapacağız.
Allah razı olsun hocam.
Sizin de kendi aranızda konuşmanız gereken şeyler vardır.
Ben bir süre sizi yalnız bırakmak istiyorum.
Umut Hocam, bir sizinle baş başa da konuşabilir miyiz?
Elbette, elbette. Buyurun. Buyurun.
Ne olacak şimdi?
Ne olacak şimdi?
Ne yapacaklar şimdi burada?
Burada mı yatıracaklar onu?
Sonra çıkaracaklar mı? Ne yapacaklar? Çıkarınca ben ne yapacağım?
Eve götüreyim desem?
O ev zaten hap kadar ev.
O evde hasta mı bakılır Fatih?
Ne yapacağız biz?
Bak, diyor, ne kadar süreceğini de bilmiyoruz diyor.
-Ne yapacağız biz?
Salkım Hanım, merak etme. Biz her şeyin üstesinden geliriz.
Şimdi babam hayatta ya, biz buna şükredelim. Sonrasını boş ver, konuşuruz.
Şükür tabii, şükür de...
Merak etmeyin, ben varım.
Hep birlikte bu işin altından kalkacağız.
Var mısın?
Hakikaten var mısın Fatih?
Baktın battı baban.
Aldın karını, topladın pılını pırtını.
Zengin kayınpederinin kanatlarının altına gittin.
Ben şimdi sana nasıl güveneyim Fatih? Sen söyle.
Ya sabır.
Allah aşkına bak...
...konuşmayayım konuşmayayım diyorum da, şu içim durulmuyor.
Salkım Hanım, bak, şimdi bir şey demeyeceğim.
Acılıyız.
Ama ben babamı ortada bırakmam.
Bunu böyle bilin.
Daha fazla da uzatmayalım.
Dağ gibi adamı devirdiniz.
Şimdi kıymetli oldu.
Aferin.
Ah Abdullah be.
Ah.
Bırakma beni sakın.
Bırakma beni.
Bu dediğinizi benim tek başıma yapmam mümkün değil Ömer Bey.
Hele bu kadar kısa sürede.
Tereddüdünüzü anlıyorum hocam.
Abim bu hâldeyken bunları konuşmak, inanın benim de içime hiç sinmiyor.
Benden istediğiniz şey hiç kolay değil.
Farkındayım.
Abimin sizin için ne kadar kıymetli bir insan olduğunu biliyorum.
Bunu az önce kendiniz söylediniz.
Ama inanın,
sizin için ne kadar kıymetliyse en az o kadar bizim için de kıymetli.
Onun ne kadar zor durumda olduğunu biliyorum.
Onun için istiyorum bunu.
-Vaktiniz çok dar, farkındayım.
Sizi sıkıştırmak istemiyorum ama lütfen hocam. Ne olur.
Söz vermiyorum.
Ama elimden geleni yapacağım.
Şüphem yok.
Sağ olun.
-Uzatma Yusuf.
Şu an eski hastanesinde mi?
Evet. Buraya getirmişler.
İnme geçirmiş.
Yoğun bakıma almışlar.
Uyutuyorlar.
Hayati tehlikesi var mı?
Şimdilik yokmuş.
Ama durum ağır.
Bir araz kalıp kalmayacağını uyanmadan bilemiyorlar.
Araz mı?
Sen... Sen hastanede kal Yusuf.
Herhangi bir şey olursa da bana hemen acil bir şekilde haber ver, tamam mı?
Tabii efendim.
Bu kadar yakın olduğunuzu düşünmemiştim.
Nasıl?
Ünallarla yani.
Ne bileyim bir mesaj atabilirdin, arayabilirdin ama hastaneye koşuyorsun.
Şaşırdım.
Yani bu bir yakınlık meselesi değil.
Hatır meselesi.
Abdullah Bey, Cemre'nin dedesi.
Yeğenimin babası.
O evde yaşayan insanlarla kopmayacak bağlarımız var bizim.
Anladım.
Bu arada sana bir yemek borcum var.
Kusura bakma, ne olur.
Senden alacaklı olmak güzel bir şey.
Beni hastaneye bırakıp dönebilirsin.
Yani tanımadığın insanlar sonuçta.
Gelmek zorunda hissetme kendini.
Olur mu canım öyle şey?
Hilal'le Ömer de oradaymış.
Oradalardır tabii.
Allah şifa versin.
O kadar ağır geleceğini düşünmemiştim doğrusu.
Neyi düşünmüştünüz peki?
Adamın evine kadar aldınız elinden.
Acısını yaşatmadınız.
Ben bir şey soracağım hocam ya size.
Müsaadenizle.
Şimdi bu adam iflas etti, öyle mi? Etti.
Banka da adamın evini aldı, sattı.
Biz de aldık. Hukuki olarak aldık.
Bunda sorun ne hocam ya bunda?
Sizin iş hayatı dediğiniz, insanların evlerini, barklarını ellerinden alıp
elden ayaktan düşürmek mi?
Yani biz şimdi iflas... Suçlu biz miyiz ya şu an?
Onu anlama-- Suçlu muyuz biz yani?
Orasını Allah bilir.
Ben şimdi Abdullah Bey için dua etmeye gidiyorum.
Et hocam, et.
Sabahtan akşama kadar Abdullah Bey'e dua et. Et.
Benim babamı kim kaldıracak, benim babamı?
Sanırsın kafasına sıkmış Abdullah.
Ulvi duygusaldır.
Ama ne yalan söyleyeyim.
Adamcağızın hâli benim de içime oturdu.
Adamcağız?
İyi de abla, peki benim babama olanlar?
Ona ne olacak?
Bir fikrin var mı acaba?
Ben gerçekten anlamıyorum ya.
Yani Abdullah Bey'imizin böyle bir ayağı taşa çarpıyor,
tırnağına bir şey oluyor,
herkeste bir vicdan, bir koşuşturmaca.
Ben babamı gömdüm!
Ben anlamadım ki hani acaba diyorum.
Benim ölüm mü sayılmıyor?
Asil, ben öyle bir şey demek istemedim.
Bir an düşündüm işte.
Hastaneye gitsek mi diye.
Ablam, gidelim de ortalık daha da karışmaz mı?
Haklısın Abidin, haklısın.
Şimdi sıcağı sıcağına gitmek doğru olmaz.
Hadi sen de eve git.
Daha fazla yorulma sen. Hadi eve git. Ben buradayım.
Yok ya, daha neler. Yalnız bırakmam seni.
Başak, bak, duydun sen de.
Hayati tehlikesi yokmuş.
-Buna da şükür.
Zaten bir şey olursa ben sana haber veririm.
Fatih haklı Başak.
Senin biraz dinlenmen lazım.
Öf, iyi, tamam.
Telefonun açık olsun ama bak, ulaşacağım sana.
Merak ederim.
Merak etme.
Sen kendine ve bebeğimize dikkat et yeter. Tamam?
-Görüşürüz. -Görüşürüz.
-Tuncay abi, ben bir tuvalete gireceğim.
Ay, çocuklar da kaldı öyle evde.
Hayat hangi biriyle uğraşsın ya?
Hadi sen git.
Sen git de çocukların başında dur birazcık.
Burada böyle hep birlikte sabahlamanın hiç kimseye bir faydası yok oğlum. Hadi.
Anneciğim, ben seni yalnız bırakmak istemiyorum.
Değilim yalnız. Bak işte, Fatih burada.
Değilim oğlum.
Sabah gelirsin istersen. Hadi.
Belli ki hayatımız bundan sonra böyle olacak zaten.
Kim o?
Ayşin.
Sırası mı oğlum şimdi?
Açmadım zaten anneciğim.
Ev işi ne oldu?
Eşyalar taşındı mı?
Ne bileyim ben, hiç bilmiyorum ki.
Böyle paldır küldür çıktık zaten.
Kamyon kapıda, eşyalar öyle.
-Bilmiyorum yani ne oldu.
Şu hastane işi bir bitsin de gidip bakacağız artık ne olduğuna.
Hadi, hadi.
Bekleme daha. Yürü.
Bir gelişme olursa haber verirsiniz. Tamam?
Tamam.
Telefona bakıp geliyorum.
Tamam.
Geçecek canım.
Hepsi geçecek.
Ben hep senin yanındayım.
Sağ ol.
Başakçığım.
Kıvılcım Hanım.
Geçmiş olsun. Neredeler?
Sağ olun. Herkes yoğun bakım tarafında bekliyor.
Sen iyi misin?
Yorgun görünüyorsun biraz.
Zor mu geçiyor?
Zor.
Yani oluyor herhalde böyle.
Bilmiyorum ki.
Başka bir sorun yok, değil mi?
Yani şimdi bunu böyle ayaküstü sormak da bir tuhaf oldu ama.
İyiyim.
Yani şey... Biraz her şey çok üst üste geldi.
Ben dinlensem toparlayacağım kendimi.
Haklısın.
Eğer bir şeye ihtiyacın olursa beni arayabilirsin.
Ne zaman istersen.
Çok kusura bakmayın ben.
Hamilelik, hormonlar böyle.
Bilirim.
Bilmez miyim?
İyi bakın kendinize.
Teşekkürler.
Görüşürüz.
Tamam, dinliyorum. Anlat.
İlk fırsatta arayacağım ben. Haber vereceğim ona.
Fatih sakın bir yerlere ayrılma. Seninle işimiz var. Tamam mı oğlum?
Ben buradayım zaten amca. Bir şey mi oldu?
Yok, yok. Anlatacağım. Merak etme.
Geçmiş olsun.
-Sağ olun. -Sağ ol Kıvılcım.
Nasıl Abdullah Bey'in durumu?
Hayati tehlikesi yok.
Ama çok ciddi bir inme geçirdi.
Uyutuyorlar şimdi.
Toparlar.
Abdullah Bey öyle pes edecek birisi değil.
İnşallah.
Kıvılcım'ın geldiğini görünce ben de eşlik etmek istedim.
İyi etmişsin.
Geçmiş olsun.
Bir geçmiş olsun diyeyim.
Salkım Hanım, çok geçmiş olsun.
Allah razı olsun.
Çocukları hiç düşünmeyin, olur mu?
Çimen şimdi sizin eve gitti.
Hayat Hanım'a yardımcı olacak. Aklınız kalmasın yani.
Ben de şimdi Emir'i eve göndermiştim.
Evde çocukların başında küçük bir ordu kurulmuş desene.
Hayır, Çimen sadece yardımcı olmak istedi.
İsterseniz Hayat Hanım'la çocukları bizim eve alalım.
Bu süreçte aklınız onlarda kalmasın.
Yok, yok. Hiç gerek yok.
Çimen de fazla kalmasın, Hayat halleder zaten.
Ha, içine sinmiyorsa tabii yani Alev'i alabilirsin, ona kimse bir şey diyemez.
Yok, ben sadece kendi yeğenimi düşündüğüm için söylemedim.
Neyse.
Salkım Hanım,
eğer bir ihtiyaç olursa ne zaman isterseniz arayabilirsiniz.
Sağ ol. Eksik olma.
Tekrar geçmiş olsun.
Sağ ol.
Ömer, biz gidelim artık.
Kemal'de de aklın kalmasın.
Aklım kalmaz sende olduğu sürece.
Teşekkür ederim, sağ ol.
Hilal, sen de abinlerle git. Ben, çünkü, sabaha kadar buradayım.
Canım, kalabilirim istersen.
Hiç gerek yok, haberleşiriz.
Bir şey lazım olursa haber ver, tamam mı?
Pek sanmıyorum ama sağ ol yine de.
Peki.
Hadi biz de biraz hava alalım.
O durumda açamadım telefonu işte.
Kusura bakma, şimdi eve geçiyorum.
Çok geçmiş olsun Emir.
Ne yapacaksın ki evde?
Bilmiyorum.
Çoluk çocuğun başına duracağım sanırım.
Dönmeyecek misin hastaneye?
Anca sabaha.
Tamam, ben de geleyim senin yanına.
Aklım sende kalır.
-Yok Ayşin, yok. Gelmene gerek yok.
Yolumuzu değiştiriyoruz.
Ay, anne.
Ay, koşa koşa geldim.
Vallahi trafikte canım çıktı ya.
Buğra da gelecekti aslında da bir şey varmış, Zoom toplantısı,
Amerikalılarla falan Zoom toplantısı varmış. Çok yoğun yani bu ara.
Anne, ben senin yanındayım.
Çok zor tabii ya böyle hastane, yatalak koca falan.
Yani... Ama anne, bak, senin arkanda aslan gibi kızın var.
Elif, seni parçalarım.
Bak, neredeyiz?
Hastanedeyiz.
Seni öyle bir parçalarım ki burada bile birleştiremezler.
Ben şimdi ne dedim ya?
Sinirlerin mi bozuk senin?
Neyse, tamam. Benimki de laf.
Bozuk tabii.
Vallahi bu yaştan sonra bunları da yaşayasın varmış anne ya.
Allah'ım, ne zor yaşlılık.
Sus artık be. Sus.
Anne, ben sana destek olmaya geldim.
Aşk olsun, yani gelmese miydim?
Bizim bu saatten sonra hep birlikte böyle dimdik ayakta durmamız lazım ya anlasana.
Senin desteğinle ayakta kalacağıma yıkılırım.
Abdullah Bey'in yanına yatırırlar daha iyi.
Aşk olsun ya.
Aşk olsun. Gerçekten aşk olsun.
Aşk olsun.
Ettiği laflara bak, bir de aşk olsun.
Teşekkürler.
Zor bir geceydi.
Evet.
Eskiler insanın ne kadar canını acıtsa da orada öylece duruyorlar.
Aslında bir yere gittikleri de yok.
Hele böyle zor zamanlarda.
Abdullah Bey için hepimiz çok üzüldük.
Ömer için de zor bir gece oluyor.
İnsanların böyle zamanlarda birbirine destek olması hayatın normalidir.
Çok da insanidir.
Elbette, ben aksi bir şey söylemedim zaten.
Biliyorum.
Sadece bir yanlış anlaşılma olmasın diye söylüyorum.
Yine çok netsiniz hanımefendi.
Bu gece benimle geldiğin için teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim.
İyi geceler.
İyi geceler.
Nasıl büyüdü ya?
- Ay, sana kurban olurum. - Gel canım.
Ayşin.
Çimen.
Çimen.
Ayşin.
Merhaba.
Merhaba.
Ha, öyle.
Nasılsın?
İyiyim.
Sen nasılsın?
Memnun oldum.
İyiyim ben de, memnun oldum.
Ayşin, ayakta kaldın. Otursana.
Çimen.
Çocukların yanında kalman çok iyi oldu.
Böyle günlerde insan neye yetişeceğini şaşırıyor.
Aileye destek olmak lazım.
Şey...
Ben öyle bakmaya gelmiştim de siz buradasınız zaten.
-Gideyim ben artık şey olmasın. -Yok.
Otursana.
Sohbet ederdik biraz.
Hem çok geç oldu.
Biz seni bırakırız, değil mi Emir?
Tabii. Bırakırız. Sorun değil, tabii.
Kahve içer misiniz?
Ben almayayım ya. Çok sağ ol. Teşekkür ediyorum. Şey...
Benim taksim var.
Taksi... Adama ayıp olacak şimdi. Bekliyor.
Gideyim ben.
Tamam. İyi geceler.
Sen bilirsin.
İyi geceler.
Kolay gelsin.
Ee, ben ne yapayım?
Size mi yardım edeyim? Çocuklarla mı ilgileneyim?
Yok, yok. Sağ ol. Siz oturun lütfen.
Olur mu öyle şey?
Emir'in ailesi benim de ailem sayılır.
Al kızım.
O zaman tanışalım çocuklar.
Benim adım Ayşin.
Senin adın ne?
Seninki?
Ne yiyorsunuz ya?
Bakayım.
Teşekkür ederim.
Neden?
Ne yaptım ki?
Ne bileyim. Eve girince Çimen'le karşılaştık ya.
Bir gerilirsiniz sanıyordum.
Huzursuzlandım yani.
Olur mu öyle şey ya?
Ne huzursuzluğu?
Hele böyle günlerde.
Kızcağız yardım etmeye gelmiş.
Biz de doğru dürüst tanışmış olduk.
Bir tanesin.
Her şeyin bir sırası var canım benim.
Yok.
Bu kadarı yetmez bana.
Ben böyle daha da sürünsün istiyorum, biliyor musun Abdullah Ünal'ın?
Acı çeksin, çaresiz kalsın istiyorum.
Düştüğü yerden kalkamasın babam gibi inşallah.
Ya da benim babam gibi.
Abdullah o kadar çok acı çeksin ki,
dayanamayıp kafasına sıksın istiyorum.
Ama o tabii inançlı adam.
Canına kıymaz.
İki tane koskoca ailenin parçalanmasına göz yumar.
Çocuklarının yetim kalmasına göz yumar.
Ama canına kıymaz. Kolay değil.
Yetim biziz, biz.
Sen, ben, Hilal.
Ah benim kuzum.
Hilal'im.
Kıyamam ben ona.
Babamın başına gelenleri bilmesin diye
ondan arta kalanları bilmesin diye çok uğraştım.
Her şeye tek başıma göğüs gerdim,
koskoca bir enkazı tek başıma kaldırdım.
O hâlâ hiçbir şey bilmiyor, değil mi?
Bilmiyor tabii.
Bilmeyecek de zaten.
Zaten bilse böyle bir şey yapar mı?
Berbat bir şans, çok kötü.
O iş de çok sıkıcı zaten.
Çok can sıkıcı.
O ilişki hiç hesapta yoktu.
Sen de böyle kırmadan, dökmeden Hilal'i Ömer'den ayıracağım diye
iyice Kıvılcım'a yaklaştın.
İşine yarayacak mı ya hakikaten, bu yakınlaşma?
Ömer'in aklı hep Kıvılcım'daydı zaten.
Ben ona unuttuğunu sandığı şeyi hatırlatıyorum, Asil.
Bu kadar mı sadece?
Yani stratejik olarak Kıvılcım'a yaklaşmanın tek sebebi
bu mu?
Kendini Kıvılcım'a kaptırmazsın, değil mi Lider?
Yani hoş kadın, kabul.
Ama ben buraya niye döndüğümü asla unutmadım, unutmayacağım da.
Planlarımız tıkır tıkır işleyecek.
Ömer... Ömer bir şeyleri çok kurcalıyor.
Kurcalasın, elinde bir şey yok ki zaten.
Ama sen yine de dikkatli ol tabii.
Bir de ablana dikkat et.
Onun hiçbir şeyden, dünyadan haberi yok ki.
Varsa yoksa iş, ona kalırsa yani biz işlerimizi büyütüyoruz.
Ünal Family'yi aldık, şirketten defettik falan filan.
Her şey onun için business.
Ha senin şu abluşkan.
E, hadi o zaman.
Ulan Asil.
Ve babalarımızdan arta kalan hesabı kapatmaya.
-Hakkınızı helal edin desem...
...kâr eder mi, bilmiyorum.
Ama size dua ediyorum Abdullah Bey.
Rabb'im Şafi ismiyle şifanızı versin.
Siz evlatlarınıza bağışlasın.
Abdullah Bey'in solunum değerleri iyi.
Bugün entübasyondan ayırıyoruz.
-O zaman uyanacak mı?
Hemen uyanmasını beklemiyoruz.
Sedasyonun etkilerinin geçmesi, beynin toparlanması biraz zaman alacak.
Hayati bulguları dengedeyse yoğun bakım desteğini çekip taburcu edeceğiz.
O aşamada bakımına evde devam edebileceksiniz.
Evde mi?
Eve çıkınca hastane yatağı, bakım desteği ve fizik tedavi düzeni gerekecek.
Nasıl?
Kendi kendine hiçbir şey yapamayacak mı yani?
İlk etapta bakıma muhtaç olacağını kabul etmeniz gerekiyor.
Fakat bu hep aynı kalacak demek değil.
Şimdilik biraz sabırlı olmamız gerek.
Arkadaşlar taburcu işlemleri için sizi bilgilendirecekler. Geçmiş olsun.
Sağ olun.
Sağ olun.
Anneciğim.
Hoca eve çıkabilirsiniz dedi de...
Hangi eve?
Neye bileyim oğlum?
Ömer abi nerede? Fatih?
Bilmiyorum.
Onlar erkenden çıktılar, bana bir şey demediler.
Hey Allah'ım, ya Rabb'im ya.
Dün taşınıyorduk bugün felçli hocamı nereye taşıyacağımı bilmiyorum.
Anneciğim, bulacağız bir çaresini. Sen hiç meraklanma.
Allah'ım, gör hâlimizi.
Acı bize ya Rabb'im.
Yol göster.
Hadi gel geçelim anneciğim, gel.
Amca nasıl ya?
-Hallettik mi gerçekten? -Hallettik koçum.
-Of, şükürler olsun ya, şükürler olsun.
Karar sisteme düştü.
Bundan sonra sadece evrak işleri.
Nihat Bey, her şey için çok sağ ol. Haberleşiriz, olur mu?
Tamam.
Amca ya, gerçek mi ya bu?
Var ya, babamdan da güzel bir haber aldık mı
daha ne isteriz?
Önce abimi ayağa kaldıracağız.
Ondan sonra da dağılan ne varsa tek tek toplayacağız Fatih.
İnşallah amca, inşallah.
Çok şükür hâlimize.
Ya, neredesiniz? Sabahtan beri arıyorum sizi.
İkiniz birden yok oldunuz ortadan.
Evi kurtardık Salkım Hanım, evi kurtardık.
Ne?
Gerçek-- doğru mu? Doğru mu?
Taşınma falan yok.
E, harika.
İyi ama yani banka, satış. Abi, nasıl oldu bu?
Onların hepsini daha sonra anlatacağım.
Şu kadarını bilin.
Allah'ın izniyle Ünalların evi kale gibi ayakta.
Ay Allah'ım.
Abdullah Bey kendi evine mi çıkacak şimdi?
-Aynen öyle. -Çok şükür ya Rabb'im.
Ay, çok şükür ya.
Ama bak, ne demişler?
-Kardeşin olsun, kanlın olsun demişler.
Allah senden razı olsun Ömer.
Hepimizden, hepimizden.
Şimdi Abdullah Bey uyanacak, bu haberi duyunca...
Salkım Hanım, artık rahatlayabilirsiniz.
Bak, ben de eve geri döneceğim.
Babamın bakımlarıyla bizzat ben ilgileneceğim.
Sizi yalnız bırakmayacağız. Söz.
Allah senden de razı olsun.
Çok şükür.
Çok şükür halimize.
Amcam ya.
Kalktık, geldik.
Bakalım yüzümüzü görünce ne yapacaklar?
Asil, buraya kimsenin felaketini seyretmeye gelmedik.
Geçmiş olsun ziyaretine geldik Asil.
Ağzından çıkacak kelimeleri dikkatli seç.
Hallettik ha.
Çok şükür.
Bunların ne işi var burada?
Gelsinler bakalım.
Çok geçmiş olsun.
Abdullah Bey'in durumuna gerçekten çok üzüldüm.
Sen mi üzüldün?
Daha dün kapımıza dayanıp bu ev bizim artık çıkın diyen siz değil miydiniz ya?
Üzülmüşmüş.
Sahtekar.
Adamı evinden farkından ettiniz, şimdi başında beklemeye mi geldiniz?
Akbabalar.
Salkım Hanım, saygı sınırlarını aşmayalım.
Ben buraya tüm samimiyetimle geçmiş olsun demeye geldim.
Kavga etmeye değil.
Ya, adam içeride can çekişiyor yahu.
Sizin kötülüğünüz yüzünden adamın beyni patladı be.
Salkım Hanım, biraz abartıyor musunuz acaba ya?
Abdullah Bey'in beynindeki bir şeyle bizim ne alakamız olabilir ya?
-Evimize çök...
...şirketimizi soy,
babamı bu hâle getir,
bir de utanmadan geçmiş olsuna gel, öyle mi?
Bak, yok. Bu saydığın her şey var ya Fatihçiğim,
bunların hemen hepsi senin şahsi beceriksizliğinle alakalı.
Dur Fatih, dur.
Fatih, hastanedeyiz. Fatih. Fatih hastanedeyiz.
Asil, öldürürüm seni.
-Fatih. -Fatih, hastanedeyiz. Tamam. Kendine gel.
Hastanedeyiz, tamam.
Hasta ziyaretine geldik buraya.
İnsanların yaralarını deşmeye değil. Sükunet lütfen.
Hadi Asil, gidelim.
Belli ki hata etmişiz.
Bu vaziyette taşınma telaşına düşmeyin.
Zaten üç ay mühlet vermiştik.
Abdullah Bey kendisi istemişti erkenden çıkmayı.
-Allah'ım ya Rabb'im ya.
Allah razı olsun.
Ya, adam felç geçirmiş.
Hanım gelmiş, burada hâlâ merhamet dağıtıyor.
Kendi evimizde üç ay daha kalabilirmişiz.
Hay Allah'ım, sen sabır ver ya.
Bakın, konuyu başka tarafa çekmeyin.
Ben insaniyet namına...
Sizin insanlığınıza ihtiyacımız yok Asude Hanım.
Evi boşaltmıyoruz.
Nasıl olacak o iş?
Banka satışı durdurdu.
Krediyi de yapılandırdık.
Abdullah Bey bu hâldeyken mi yapılandırdınız?
Tam da o yüzden oldu, biliyor musun? Aksi gibi.
Artık abimin vasisi benim.
Bu mümkün değil ya.
Bu teknik olarak mümkün değil.
Bak bakalım, mümkün mü değil mi?
Bu hukuki değil.
Olamaz.
Nasıl yaptın bunu?
Önce sağlık heyet raporu.
Sonra mahkeme.
Sonra da banka.
Teklifler masadan kalktı.
-Borç artık benim borcum Asil.
Ev abimin evi.
Olması gerektiği gibi.
***.
Senin neyin var ya Ömer?
Senin neyin var ki, bu borcun altına gireceksin?
Senin hiçbir şeyin yok ki.
Otellerim var Asil.
Bir tanesini ipotek gösterdim.
İnanılmaz.
Ünallar öyle kolay lokma değildir.
Bu size ilk ders olsun.
Hadi Asil.
Allah şifa versin.
Eksik olmayın.
Allah'a emanet olun.
Dualarım sizinle.
-Sağ olun Ulvi Hocam. -Sağ olun Ulvi Hocam.
Eksik olmayın.
Görüşeceğiz.
Güzel plan.
Ömer'i tebrik etmek lazım.
Abdullah Bey'e adamcağız,
Ömer Bey'e tebrik.
Herifler evi elimizden aldı, farkında mısın abla?
Adam bir şey almadı.
Kendi otelini ipotek ettirip ailesinin evini kurtardı.
İster beğen, ister beğenme.
Çok akıllıca bir hamle yaptı.
Yahu, tam biz tapuyu alacakken bir gecede bak, bir gecede vasisi, mahkemesi,
raporu nasıl alındı acaba ya?
-Allah, plan yapanların en hayırlısıdır.
Bence en doğrusu bu.
Hocam bak, ben bu iş için kaç takla attım, sen biliyor musun?
Atmasaydın Asil.
Güvercin misin sen?
Fatih, çok sevindim.
Çok iyi haber bu.
Nasıl hallettiniz peki?
Amcam çözdü. Uzun mesele. Gelince anlatırım.
-Oh, çok şükür.
Çok mutlu oldum.
Başak, bu süreçte babamın yanında olmalıyım.
Eve dönmemiz gerekiyor.
Benim işim bitince gelip seni alsam, sen Cemre'yi hazırlasan,
benimle eve dönsen, olur mu?
O nasıl söz? Geleceğim tabii ki.
-Biz hazırlanırız, sen merak etme. -Sağ ol hayatım.
Sen nasılsın peki?
Bir şeyin yok, değil mi?
İyiyim ben. Şimdi sen beni düşünme, babanla ilgilen.
Tamam hayatım.
Seni çok seviyorum.
Ben de seni.
Cemreto'm,
duydun mu babayı?
Eve dönüyoruz aşkım.
-Başak, oraya dönmek zorunda değilsin.
Ben Fatih'e de söylerim.
İyice toparlanana kadar burada kalırsınız.
Babası o durumdayken Fatih babasını bırakmaz.
Ben de onu bırakamam.
Güzel kızım, senin rahatın, sağlığın benim için her şeyden daha önemli.
Biliyorsun. Orası hastane gibi olacak.
Kalabalık, telaş.
Sana iyi gelir mi, emin değilim.
Bir şey olmaz, sen merak etme.
Hallederim ben.
En ufak sorunda beni arayacaksın.
Merak etme.
Selma!
Selma, biz eve dönüyoruz. Sen Cemre'yi hazırlar mısın?
Babası gelmeden hazır olsun.
Cemreto'm,
ablayla git sen.
Hadi ablaya git bakalım. Hazırlanın, tamam mı?
Ben de hazırlanayım.
Herkes kendi derdine düştü bebeğim.
Bizim derdimizi de bir biz biliyoruz.
Bakalım biz bu savaşı kazanabilecek miyiz?
Allah, sevdiği kuluna önce eşiğini kaybettirip sonra buldururmuş.
Bizimki de o misal işte.
Hanımlar, sizin de ellerinize kollarınıza sağlık.
İki günde evi eski haline getirmişsiniz.
Çok şükür Salkım Hanım.
Allah sağlıkla oturmak nasip etsin.
Amin inşallah, çok şükür.
Ben odamdayım.
Hadi siz de son bir bakın etrafa, düzeltin.
Abdullah Bey eve geldiğinde eskisi gibi, bıraktığı gibi bulsun.
Geldi.
Hadi. Hadi.
-Oğlum, gel. -Hadi gelin bakalım.
Maşallah, maşallah.
Hamdüsenalar olsun ya Rabb'im.
Hoş geldin.
Abdullah Bey, evine hoş geldin.
Hoş geldin.
Hiç tereddüt etmedin, değil mi?
Niçin?
Otelini ipotek ederken.
Ne kadar emek verdiğini,
senin için ne ifade ettiğini biliyorum Ömer.
Düşünecek bir şey yok ki.
Aile her şeydir.
Neyse ki, Abdullah Bey'i eve çıkarmışlar.
Ömer evi de halletmiş.
Evet, Hilal anlattı.
Otellerden birini ipotek ettirmiş.
Kolay verilecek bir karar değil.
Yani Ömer bir gecede hem Abdullah Bey'in tedavisini, hem mahkeme işlerini,
hem banka işlerini halletmiş.
Büyük bir çaba doğrusu.
Evet, çabalarını takdir etmek lazım.
Ama bu tip çabalar ancak çöküşü yavaşlatan şeylerdir.
-Ben durdurabileceklerini sanmıyorum.
Yani bu insanlar daha iki gün önce
Abdullah Bey'i kaybetmenin eşiğinden döndüler.
E, dün daha yeni evlerini kurtardılar.
Bir müsaade edelim mi, insanlar da sevinsin?
Ben profesyonel bir yerden bahsediyorum.
Yani bir evi kurtarmakla şirket kurtulmuyor.
Hele içerisi boşalmaya başladıysa.
İçerisi boşalmaya başladıysa derken?
Mali verileri ortada, piyasada konuşuluyor böyle şeyler.
Borcu borçla kapatmışlar.
-Yani bir tür sarmala girmişler.
Yani bu bir diriliş hikayesi değil.
Bana göre de tünelin ucunda bir ışık yok.
Gerçi senin canını sıktım, kusura bakma. Böyle işle meşgul ettim.
Kapatalım konuyu.
İyi yaparsın.
Allah kahretsin seni.
Hadi güzelim.
Alo?
Tamam, biliyorum.
Dedim ya, bugün kapatacağım borcu.
Kaçmıyorum ben.
Para sistemde kaldı. O yüzden çekemiyorum şu anda.
Sen bana iki gün daha ver.
Ben sana anaparandan fazlasını vereceğim.
-Tamam mı?
Şeyden... Mailleri atarsanız eğer hemen ilgilenelim. Evet.
Teşekkürler. İyi günler.
Canım.
Kiminle konuşuyordun?
Şey... İş meselesi Elif. Ne oldu?
-Şey, Abdullah babayı eve çıkarmışlar.
Annem de şimdi tek başına neye yetişsin?
Ev de dapdağınıktı.
Ben diyorum ki, bir gideyim, yardım edeyim onlara.
Ha, git.
Git, git tabii.
Ne kadar kalman gerekiyorsa da kal.
Acele etme, olur mu?
Geçmiş olsun.
Ya, ne diyeceğim?
Sen de gelsene.
Hem bir Abdullah babaya geçmiş olsun dersin, iyi olur.
Elifçiğim, ben çalışıyorum ya.
Görmüyor musun? Git sen.
İyi, tamam.
Ben ararım seni o zaman çıkınca.
Tamam.
Ara ha.
Mutlaka ara.
Hadi bakalım, hadi bakalım, hadi bakalım.
Bir dakika, benim param nerede? Geri zekalı makine.
Geri zekalı, benim param... Benim param... Geri zekalı, geri zekalı, geri zekalı.
Allah kahretsin ya.
p
Hepsini batırdım. Hepsini.
Of be of.
İki günün yok.
Bu akşam ödeme gelmezse biz geliriz.
Adresin elimizde.
Allah kahretsin seni.
Hayır, hayır, hayır. Ben şunu idrak edemiyorum.
Bir gecede ne oldu da her şey tersine döndü? Bir gecede ya.
Ne oldu da... Mesela bu vasi davası.
Ne oldu da bir gecede bu vasi davası ortaya çıktı? Ne oldu yani?
Asil Efendi, sen bir şey anlayana kadar Abdullah kefeni yırttı,
-Ömer evi kurtardı.
Aferin sana yani.
Lider,
Ömer gelip bir tane evi almakla savaşı kazanmış olmuyor, haberin olsun.
Ama oyuna geri döndü.
Üstelik artık abisi adına imza yetkisi de var.
Şirketin hesaplarına ulaşması ne kadar sürer sanıyorsun?
Bak, Ömer'i hafife alma.
Köşeye sıkıştığında ailesi için neler yapabileceğini gösterdi.
Şimdi sıra şirkete gelecek.
Ne yapacağız?
Fondaki her şeyi çek, akşam bana getir.
Para bir dakika daha hesaplarda kalmayacak.
Hayır, hayır, böyle bir şey yapamam. Bu çok yüklü miktar.
Yerinden oynatamam bu kadar büyük meblağı.
Ayrıca ablam şirkette.
Orasını sen bileceksin Asil.
Sana haber vereceğim.
Doktorlar düzenli olarak gelip kontrol edecekler.
Şimdilik ilaçlarını ve değerlerini takip edeceğiz.
Bir süre uyanmasını beklemiyoruz.
Biliyorsunuzdur zaten.
Allah tez vakitte ayaklanmasını nasip etsin inşallah.
Amin.
-Sağ olun. -Sağ olun.
Bizi duyuyor mudur acaba amca?
Bilmem.
Belki de.
Yanındayken ara ara konuşun.
Kendisini yalnız hissetmesin.
Şey gibi mi...
Bitkilerle konuşun diyorlar hani. Öyle gibi mi?
Tam olarak öyle değil.
Tövbe tövbe.
Şey gibi oldu...
Yaptıklarını bilse ne derdi acaba?
Vasi meselesi.
Kızar, bağırırdı herhalde.
Abimin en iyi yaptığı şey.
Ama sonunda anlardı bizi.
Aynı iyiliği o da bana yapardı, biliyorum.
Kızsın vallahi.
Yeter ki ayaklansın da hepimizi sıraya dizsin, kızsın. Ben razıyım.
Bunun ne işi var burada?
Kim?
-Bilmiyorum Abidin, bilmiyorum. Bakacağız.
Bu transfer meselesi ne oldu?
Abi, hallettim. Akşama bekliyorum.
Bir şey soracağım.
Yusuf nerede?
Bilmiyorum hakikaten. Yusuf nerede?
Onu soruyorum ya Abidin.
Bak, bu adam çok fazla kaybolmaya başladı ortalıktan.
Sen şunu bir göz hapsine al bakalım.
Sen hiç merak etme abim.
Bakıcısı gibi gözümden de ayırmam.
Asude Hanım,
adam ölüyordu kahrından.
Daha hangi işaret lazım size?
Vicdan var, ahlak var, kul hakkı var. Allah var, Allah.
-Ya, sen ne anlatıyorsun be adam?
Ne anlatıyorsun?
Avukat mısın be adam sen?
Bir yanlış biz miyiz ya bu hikayede?
Abdullah Bey'in yaptığı her şey doğru.
Bir yanlış biziz ama.
Ya velev ki biz yanlışız kardeşim.
Sen mi düzelteceksin bizi? Ha?
Ya, sen kimsin be adam?
Kimsin sen?
Karıncayım.
Neysin?
Hazreti İbrahim'in ateşine su taşıyan karıncayım.
Nemrut'un ateşi benim taşıdığım suyla sönmez biliyorum ama
yine de safımız belli olsun.
Tarafımız belli olsun.
Aşk olsun Ulvi Bey.
Nemrut ben miyim?
Sensin abla.
Yahu, tabii ki sensin ablacığım.
Kenar mahalleye gittin bir tane adamı buldun, aldın başımıza enişte yaptın.
Anlatsın masal, dinleyelim nasihat.
Büyük hikayelerin küçük adamı...
Ulvi Bey!
Ben yakıştığım yeri de çok iyi bilirim, yakışmadığım yeri de.
Merak etmeyin.
Nereye gidiyorsun sen?
Fatih Bey, ben...
Evin karşısında ne işin vardı?
Babamı mı gözetliyorsun?
Yanlış anladınız.
Ben sadece Abdullah Bey'i merak ettim.
Yusuf, merak eden insan gelir, kapıyı çalar.
Sen ne saklanıyorsun hırsız gibi?
Konuşsana Yusuf!
Ömer Bey, benim kötü niyetim yoktu.
Yusuf, şu an abim hasta yatağında yatıyor.
Evini, iş yerini kim bu hâle getirdi?
Bunu çok merak ediyoruz.
Anlamaya çalışıyoruz.
Malum, sen de günlerdir saklanıyorsun.
Belki bu konuyla ilgili bildiğin şeyler vardır.
Bize anlatmak ister misin?
Gel.
Anneciğim.
Anneciğim, geçmiş olsun.
Sağ ol kızım, sağ ol. Hoş geldin.
Bakayım sana.
Ay, sana ne olmuş?
Ne olmuş?
Ne olmuş?
Anne, çökmüşsün.
Kıyamam.
Kıyarsın kızım sen.
Sen insanın etine canlı canlı kıyarsın.
Ama sana bir şey söyleyeyim mi?
Çok iyi oldu.
Bak, bu eve geri aldınız ya, o kadar iyi oldu ki...
Ne yapacaktınız orada üst üste, üst üste bir de yatalak hastayla?
-Anne, ne yapardınız ya? Aman... -La havle vela kuvvete.
Çok zor.
Abdullah babam nerede?
Yukarıda uyuyor.
Biraz sessiz ol.
Tamam.
Tabii zor.
Hiç kolay değil bu yaşta.
Sen de genç değilsin tabii de...
Abdullah babamın bayağı yaşı var yani.
Ay anne, nasıl olacak?
Banyosu var bunun, abdesti var, tuvaleti var.
Anne.
Altını alma işi var.
Iy, tövbeler olsun.
Elif, sen bana yardım etmeye mi geldin, kalan ömrümden almaya mı geldin?
Anneciğim, bak, gerçekleri söylüyorum ben sana.
Yapmasan, yardım etmezsen ne olacak?
Bir de kapı dışarı edecek senin.
E tabii, bu yaşta çocuk da veremedin. Çok normal yani.
-La havle vela kuvvete illa billahul azim.
Evlat değil, düşman doğurmuşsun.
Allah'ım, sen daha beterinden koru diyeceğim...
Ama bundan beteri olamaz herhalde. Tövbe ya Rabb'im, tövbe.
Anneciğim bak, bu sefer elim boş gelmedim.
Hasta bezleri falan aldım ama anne, nasıl pahalanmış.
Ay, nasıl pahalanmış. Bunları topluca internetten sipariş edelim, tamam mı?
Biz hallederdik, sen niye masraf ettin?
Anneciğim, ben seni düşündüğümden.
Yani sonuçta durumlar kötü, malum.
Elif, sen beni düşünmek istiyorsan şu çeneni biraz dinlendir.
Ben başka bir şey istemem. O bana en büyük iyilik olur bak.
İyilik yapamıyor ki insan sana.
Sen yılma evladım. Tamam mı?
Yılma. Yılma. Belki denk düşer bir ara.
Denk düşer.
Ne dedim ki ben şimdi?
Aa.
Sen profil fotoğrafını mı değiştirdin?
Benim çektiğim fotoğrafı profiline mi koydun ya?
Ya, biriniz de farklı olun be kardeşim.
Allah Allah ya.
Hayır.
Hayır ya.
Allah kahretmesin ya.
Of, ne yapıyorum ben ya?
Çimen aradı galiba.
Ya, eli çarptı herhalde. Çok çaldırmadı, baksana.
Abdullah Bey'in durumunu merak etmiştir belki.
Bir geri ara istersen.
Ya, yok canım.
Önemli bir şey olsa o mesaj atardı zaten.
Yani.
Ayşin, ben sana bir şey soracağım.
Sen eve geldiğinde Çimen'le karşılaştığın zaman gerçekten rahatsız olmadın mı?
Yok.
Aşırı rahatsız oldum.
Şunu şurada dedim.
Böyle saçını bir dolasam, ne kadar güzel olur dedim.
Ama işte sevimsiz gibi görünmemek için rol yapmayı tercih ettim.
Tamam, tamam.
E, tamam tabii Emir.
-Çocuk değiliz ki kaç yaşındayız artık.
Normal şeyler bunlar.
Hem evde Alev de var.
Gelir, gider, karşılaşırsınız.
-Hem ben sana güveniyorum.
Teşekkür ederim.
Ben de beni bıraktığın için teşekkür ederim.
Vallahi sanırım yavaş yavaş her şey yoluna giriyor.
Yani... İnşallah.
Ama ben en çok senin yanındayken huzuru buluyorum.
Benim o huzuru kaçırmaya hiç niyetim yok.
Eve varınca haber ver.
Tamam. Görüşürüz.
Görüşürüz.
Bu deli kız beni niye aradı ki ya?
Allah Allah.
Engelliydim de.
Alo, müsait misin?
Geçen akşam restorana gelmiştim erkek arkadaşımla.
Sen de nöbetteydin hani.
O akşamdan güvenlik kamerası kayıtlarına ihtiyacım var.
Of, abartma ya.
Banka kasası açmanı istemiyorum. Alt tarafı kamera kayıtlarına bakacaksın.
Saat on, on buçuk civarı.
Bir kadınla bir adam geldi.
Adamın adı Asil Yıldırım.
Yanındaki kadınla öpüşüyorlar.
Bana tam o anın görüntüleri lazım.
Alo?
Beni aramışsın.
Aslında çok da çaldırmadım.
Yani müsait değilsindir diye ka-- kapatayım dedim hemen ama.
Ne oldu?
İşte, Abdullah Bey'i merak ettim.
Hastaneden çıktıktan sonra ne yaptınız diye.
E, işte aynı hâl.
Eve getirdiler.
Uyuyor hâlâ.
Ne zaman uyanacak bilmiyoruz. Bekliyoruz biz de.
Anladım.
Çok geçmiş olsun.
İnşallah bir an evvel uyanır.
Amin. İnşallah. Sağ ol.
Engelliydim sende.
Neden kaldırdın engeli?
Yani, engellemek falan. Ne bileyim, çocukluk gibi geldi.
Gerek yok. Hem Allah korusun, belki Alev'e bir şey olur.
Haber vermen gerekir.
Kaldırmak istedim.
Dikkat et de Asil'le problem olmasın.
Sonra aradığını görür falan.
Emir, benim Asil'le aramda hiçbir şey yok. Tamam mı?
Nasıl yok Çimen ya?
Resmen gözlerimin önünde adamı öptün.
Kalbimi söküp elime verseydin daha az acırdı, emin ol.
Yeni kız arkadaşıyla karşımda bana nispet yapan adamın mı kalbi acıyormuş?
Acıdı.
Acıyabiliyormuş yani.
Kendine iyi bak Emir.
Sen de.
Kıvılcım Hanım, hoş geldiniz.
Hoş bulduk Sevilay.
Nasıl geçti program?
İyi geçti.
Vallahi yoruldum.
-Bugün biraz engelliler hakkında konuştum.
İnsanların hayatlarının nasıl böyle bir anda değişeceğini, bir anda yardıma muhtaç
bir hâle gelebileceklerini anlattım.
Yani anlatırken de vallahi gözümün önüne hep Abdullah Bey geldi, biliyor musun?
Hastanede onu öyle görünce,
insanın hayatının nasıl bir anda değişebileceğini daha iyi anlıyor insan.
Allah beterinden saklasın.
Neyse ki taburcu olmuş.
Ev meselesi de hallolmuş. Çimen anlattı.
Evet, Ömer elinde ne var ne yok hepsini ortaya koydu.
Sayesinde kendi çatısı altında, kendi yatağında yatıyor bugün.
Büyük fedakarlık.
Vallahi bravo.
Herkes yapmaz bunu.
İnsanı ne söylediği değil, böyle zor günlerde neleri göze aldığı daha iyi
anlatıyor, biliyor musun?
-Kimi övüyoruz peki?
Yine yakışıklı komşumuzu mu?
Yok, bu sefer Ömer Bey'i.
Övmüyoruz canım, hakkını teslim ediyoruz.
Allah Allah, ilginç.
Nesi ilginç Çimenciğim?
Yani anneciğim, uzun süredir haklı olarak ağzından Ömer abiyle alakalı
güzel bir şey çıkmıyordu.
Canım, ben gördüğümü söylüyorum.
Yani kimisi
ailesi için zor zamanlarda elini taşın altına koyuyor, önünü arkasını düşünmeden.
Kimisi de böyle uzaktan
-zararlarını hesaplıyor.
Film izler gibi, keyifle izliyor onların zor durumda olmalarını.
Kimden bahsediyoruz şu an?
Kimmiş bu film meraklısı?
Lider.
Yani bu olanlara o kadar yukarıdan, o kadar kibirli bir yerden baktı ki
kanım dondu.
Belki sana öyle gelmiştir anne.
Hani sonuçta adam "cool" bir adam.
Öyle ah, vah diyecek hali yoktu Ünallar için.
Ne bileyim, davranışları bir tuhaftı.
Yabancılaştım resmen.
Aman, ne olur yabancılaşmayın Kıvılcım Hanım.
Ya, benim tarafım belli.
Lider Beyciyim.
Bak, çok güzel oldu.
Lider Beyciğim.
Anneciğim, sen niye gülüyorsun?
Hani biz senin iyiliğini düşündüğümüz için gülüyoruz.
O yüzden Lider Beyciyiz zaten.
İyi, ne güzel. Güldünüz, eğlendiniz. Aferin size.
Sevilaycığım, ben yukarı çıkıp üstümü değiştireceğim.
Bir kahve yapar mısın bana?
Tabii yaparım.
-Kahve? -Olur.
Yanına da kek.
Asil yalnız çalışmıyor.
Arkasında biri var.
-Asude Hanım var. Başka kim olacak?
Hanımefendiyle ilgisi yok.
Sanmıyorum.
Başkası.
Kim?
Bilmiyorum. Hiç görmedim.
Ama Asil'in de sözünü dinlediği biri.
Şirketi boşalttılar.
Parayı fonlar üzerinden dolaştırdılar.
Başka yerlere aktardılar.
Bugün de Abidin, aracı kurumların birinden valizle nakit çıkarttırmış.
Sen nereden biliyorsun bunu?
Orada eski bir ahbabım var.
O haber verdi.
Parayı bu gece transfer edeceklermiş.
Yusuf, nereye transfer ediyorlar?
Kime ediyorlar?
Gerçekten bilmiyorum.
Ama Abidin de işin içinde.
Herhalde Abidin de işin içinde olacak. Yani Asil işin içinde.
Da...
Amca, bunlar neyin peşinde?
Anlayacağız Fatih.
Anlayacağız neyin peşinde oldukları.
Parayı nereden nereye, kimin kontrolünde gönderiyorlar.
Hepsini anlayacağız.
-Sen de bize yardım edeceksin Yusuf.
Madem vicdanın bu kadar rahat değil,
bundan sonra ben ne diyorsam onu yapacaksın.
İkili mi oynayacağım yani?
Aynen öyle.
Yapabilir miyim bilmiyorum.
Yapabilir miyim bilmiyormuş.
Niye?
Bizi gayet güzel sattın.
Yeni patronunu da satacaksın.
Alışmış olman lazım Yusuf.
Nereye gidiyorsun?
Geldiğim yere.
Asil'in yaptığı terbiyesizliğin faturasını bana mı çıkarıyorsun?
Ben bunlardan anlamam.
Ama bu evde kendime yakışan bir yer bulamıyorum.
Böyle mi bitecekti Ulvi?
Belki de hiç başlamaması gerekiyordu.
Ben o evrak işlerinden anlamam.
Boşanmak için ne gerekiyorsa gönder, imzalarım.
Hakkın var üzerimde.
Helal et.
Benden yana helal olsun.
Helal olsun.
Allah'a emanet ol.
Ay, insanın kocasının olması da başka bir şeymiş, biliyor musun?
Başak, ay bakayım sana.
Ay, yüzün bembeyaz olmuş.
İyi misin?
-İyiyim ya. Şey... Dinlenemedim hiç.
O yüzden yorgunum biraz.
Dinlenince geçer.
Zor, değil mi hamilelik?
Tabii seninki bir de normal hamilelik gibi değil ya.
O ne demek ya? Ne demek istiyorsun Elif?
Yani şimdi düzeniniz yok sizin.
Bir oradasınız, bir buradasınız.
Bebek de etkileniyor yani hâliyle.
İyiyim ben ya. Merak etme.
Elif!
Ne oldu? Ne oldu? Konuşuyoruz Başak'la.
Konuşma sen.
-Kalk, gel benimle.
Nereye?
Babana.
Babana bakacağız.
Yardım etmeye gelmedin mi? Kalk, bir işe yara işte.
İyi. Daha yeni oturmuştum yani.
Gitmiyor da. Evine de gitmiyor.
Tamam, sakin.
Efendim Tuncay Bey?
Başak'a ulaşamadım.
Sizi merak ettim Fatih.
Benim biraz dışarıda işlerim vardı.
Birazdan evde olacağım.
Merak etmeyin.
Başak bugün biraz yoruldu, uyuyakalmıştır.
Sen yine de acele et.
Başak'ın bu halde yalnız kalmaması lazım.
Haklısınız.
Merak etmeyin. Birazdan evde olurum ben.
Hadi lütfen.
Bu saatte dışarıda ne işin var acaba damat bey?
Benim kızım karnı burnunda, oradan oraya
senin peşinde dolanırken sen neyin peşindesin, hı?
İyi akşamlar.
-İyi akşamlar. -Hayırlı akşamlar Fatihçiğim.
Başak nerede?
Ya, bilmem. En son odasındaydı sanırım.
Ay, o hastaydı biraz.
Yani böyle ölü gibiydi. Beti benze atmıştı.
Ne?
Tövbe ya Rabb'im, tövbe.
Elif, o ne biçim laf öyle?
-Öyleydi. -Elif, tamam. Sus abiciğim.
Fatih, sorun ne abi?
Arabasına binerken gördüm ben Başak Hanım'ı.
Seslendim ama duymadı.
Arabasına mı?
Bu saatte tek başına.
Niye haber vermiyorsun bana Selvi?
Yavrum, ne bilsin kız?
Belki senin yanına geliyor.
Sen bir anlatsana bakayım ne olduğunu.
Aç şu telefonu Başak, aç.
-Neredesin sen?
Fatih, tamam çaldırma arka arkaya. Arama arka arkaya. Bir dur.
Panikletme kızı. Belki araba kullanıyordur.
Niye tek başına gitti?
Niye kimsenin haberi yok?
Niye bana haber vermedi? İnsan haber vermez mi?
Dur, nereye gidiyorsun Fatih?
Karımı bulmaya.
Ben de geliyorum bekle. Ben geleceğim.
Yavrum, nerede arayacaksınız da bulacaksınız?
Zaten aramanıza illa geri dönecek.
Hay Allah'ım ya Rabb'im ya.
Madem kızın iyi olmadığını anladın, bana niye söylemiyorsun?
-Anne, sen doktor musun?
Kız iki canlı ya.
Bir yatırırdım.
Bir tas çorba verirdim.
Ne bileyim ağrısı varsa doktor çağırdım falan ama tabii,
insana ait şeyler bunlar. Sen anlamazsın.
Doyamadın ya bana laf sokmalara. Doyamadın. Ben nereden bileyim?
İyi misin dedim. İyiyim dedi.
Hasta değilim dedi. Bir şeyim yok dedi.
Ben de üstelemedim. Ayrıca üsteletmedin.
Ay anne, düşüp bayılmış olmasın bir yerde?
Elif, bak, elimin tersindesin.
Bir çakıvereceğim ağzının ortasına şimdi.
Sus!
Şom ağızlı seni.
Hoplatma benim sinirlerimi iyice.
Laflara bak be.
Tövbe ya Rabb'im, tövbe.
Tuncay Bey, arıyoruz ama ulaşamıyoruz.
Merak etmeyin biz Başak'ı bulacağız.
Tamam, siz evde kalın. Gelirse bize haber verin.
Tamam, biz de gittiği yerlere bakacağız.
Abi, Allah aşkına sakin ol. Tamam?
Bak, kaza yapacağız.
Hadi Fatih, tamam. Hadi.
Bulacağız Emir, bulacağız.
♪ Ben ağlarken ♪
♪ Düşmem ♪
♪ Yüzünde gamzen ♪
♪ Burcundan ♪
♪ Tat almam ♪
♪ Ömürden yok çaren ♪
Başak!
Başak!
Bebeğimi kurtarın!
Başak!
Bebeğimi kurtarın!
♪ Bir busenin ♪
Başak!
Başak, bana bak!
Başak!
Bebeğimi...
Sedye getirin!
Çabuk, sedye getirin!
Bebeğimi kurtarın.
♪ Ömürden yok çaren ♪
♪ Öyle ki ♪
♪ Bir busenin ♪
♪ Esiri oldum ♪
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.