All language subtitles for K111444

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Kim varmış burada?

Yakaladım seni.

Anne!

Anne!

Anne, beni bırakma!

Anne!

Beni bırakma!

Anne, beni bırakma.

Başak? Başak nasıl, iyi mi?

Çok şükür, hayati tehlikeyi atlattı. Durumu stabil.

Oh! Oh, çok şükür.

Oh, çok şükür.

Bebeğimiz?

Başak'ı kurtarmak için...

...gebeliği sonlandırmak zorunda kaldık.

Bebeği kaybettik.

Başımız sağ olsun.

Şu an bunun hiç sırası değil biliyorum ama acil konuşmamız gerekiyor.

Buyurun.

Fatih.

Fatih.

Hadi.

Hadi.

Hadi.

Başak'ın çok ciddi bir hastalığı var.

-Bu yaşadığımız süreç onun sonucu aslında.

Tedaviye devam ediyorduk ancak maalesef...

Ne hastalığı bu?

Kan kanseri.

Ne?

Allah'ım...

Aklım almıyor, bu...

Bu nasıl olabilir, böyle bir şey?

Benim niye haberim yok?

-Bakın Fatih Bey, ben... -Bana niye söylemediniz?

Başak benden ağlayarak rica etti bunu.

Sizin de öğrenmenizi istemiyordu.

-Çok korkuyordu. -Neyden korkuyordu? Neden korkuyordu?

Sizi üzmekten, ölmekten, bebeğinizi kaybetmekten.

Her şeyin bir anda değişmesinden.

Hastalığıyla tek başına mücadele edeceğine inandı.

Ben de onun rızası dışında hareket edemedim.

Çok zorlu bir operasyon geçirdi Başak.

Ve üzgünüm ki bir daha çocuk sahibi olamayacak.

Ne?

Fatih, beni iyi dinlemen gerekiyor.

Önümüzdeki süreç daha da zorlu olacak.

İlik nakli için uygun donör aranacak.

Aile içinden uygun kişilerin test edilmesi gerekiyor.

İlik nakli?

Donör?

Zaman çok önemli.

Tedavi imkanlarımız var.

Şu an bütün dikkatimizi Başak'ın iyileşmesine vermeliyiz.

Anlıyorum.

Çok zor bir durumun içindesin.

Ancak bu süreçte Başak'ın en çok eşine ihtiyacı olacak.

İki canlı diye üstüne titriyordum, sen biliyorsun.

Aman yorulmasın, aman üzülmesin, aman terlemesin.

Yok ama yok, yok, dinletemedim.

Bak, şimdi ne oldu?

Hem kendini hem hepimizi kahrı perişan etti.

-Daha doğuramadan çocuğunu kaybetti.

Cık!

Allah düşmanımın başına vermesin diyeceğimiz olay bizim başımıza geldi.

Çok zor gerçekten.

Zor, çok zor tabii.

Ama yani, bir yandan da takdir-i ilahi, bir şey diyemiyorsun, ne diyeceksin?

Sen sakın, sakın işlerin ucunu bırakma Selvi, tamam mı?

Hocayı da ara.

Doğmamış evladımıza Kur'an okutacağız.

-Hemen Salkım Hanım. -Helva da yapalım.

Biraz bol bol yap.

Bol bol yap, böyle uzak mahallelere de dağıtırız.

Kim bilir, belki birinin duası bulur sabiyi.

Ah, evlat acısı kıyametin dünyadaki hali.

Rabb'im sen kimseyi evladıyla sınama.

-Efendim Kıvılcım? -Ömer, selam.

Ya sen bugün Kemal'i kaç gibi alacaksın?

-Bir işim var da ona göre ayarlayacaktım. -Vallahi, hiç bilmiyorum ki.

-Başak hastanede.

Ben de kabristandan dönüyorum.

Aa, ne oldu Ömer?

Başak niye hastanede? Ne kabristanı? Anlatsana, ne oldu?

Kıvılcım, Başak'ın hepimizden gizlediği kötü bir hastalığı varmış.

Dün akşam da aniden nüksedince ameliyata almışlar hemen.

En kötüsü de

maalesef bebeği kaybettik.

Ay, ne diyorsun Ömer?

Ay, inanmıyorum. Başak ne durumda peki şu an? İyi mi?

Ameliyatı iyi geçmiş.

Hastanede tedavisine devam edecekler.

Ama durumu zor tabii.

Ah canım benim. Kim bilir ne hâldedir şimdi. Olmaz mı?

-Anne, ne oldu? -Sorma.

Hastanede birkaç gün müşahedede kalacak.

Kim bilir ne hissediyor bilmiyorum ki.

Fatih desen, darmadağın oldu çocuk zaten.

Bebeği de kendi ellerimizle toprağa verdik.

O kadar acı ki.

Allah sabır versin herkese.

Tamam Ömer.

Ben seni tutmayayım. Bir şeye ihtiyacınız olursa beni ararsın.

Kemal'i de merak etme. Müsait olunca konuşuruz, tamam?

Tamam, sağ ol.

-Hadi görüşürüz. -Ne olmuş anneciğim?

Söylesene, çatlayacağım şimdi.

-Çimenciğim, Başak bebeğini kaybetmiş. -Anne!

Ay, inanmıyorum. Çok zor bir durum.

Nasıl heyecanlıydı, nasıl anne olmaya çok hazırdı.

Bebeğin zıbınından, mama sandalyesine, biberonundan, her şeyini düşünmüştü.

Nasıl dayanacak şimdi? Çok zor bir durum.

Anne ya...

Ah Çimenciğim, hayat çok zor.

Anladım.

Yine de bir şeye ihtiyacınız olursa arayıp söylemen yeterli canım.

Hemen gelirim, biliyorsun.

Tekrar başınız sağ olsun.

Kimin başı sağ olsun Hilalciğim?

Şu hastanede Ömer'in yeğeni Fatih'le karşılaşmıştın.

-Hı.

Onun karısı Başak.

Hamileydi.

Bebeği kaybetmişler.

Geldi mi zaten her şey üst üste geliyor.

Daha Abdullah Bey'in olayını atlatamadan, şimdi de bu.

Ömer'in sesi de çok kötü geliyordu zaten.

Yapabileceğimiz bir şey var mıymış?

Cık, yok, sordum ben de.

Bir şey olursa zaten Ömer söyler.

Anladım.

Bir kadın için en korkunç şey...

...bebeğini kaybetmektir herhalde, değil mi?

Öyle.

Ablam, senin için yapabileceğim başka bir şey var mı?

Yok, yok. Sağ ol Abidin.

Mahkemeye götürdün, getirdin.

-Yeterince uğraştın benimle. -Ne demek. Estağfurullah.

Bunlar boşanma evrakları.

Avukat hanım da seni arayacakmış.

Gururlu adammış.

Nafaka bağlayayım dedim, kabul etmedi.

Para gönderdim, onu da iade etmiş.

Yahu ablam, kusuruma bakma da

normalde insanlar erkek tarafından nafaka almaya çalışır.

Sen adama para vermeye çalışırsın.

Nece iştir, anlamıyorum.

Abidin, onun durumuyla benim durumum bir mi?

Evliliğimiz kısa sürmüş olsa da Ulvi Bey'in üzerimde hakkı var.

Ama maalesef...

...sevmek, saymak bazen yetmiyor.

Abdullah.

Abdullah ya, aç artık gözünü.

Şimdi yatmanın sırası mı, hı?

Bak, torunun da daha doğmadan hakkın rahmetine kavuştu.

Hay Allah'ım, böyle birdenbire de söyledim de. Cık!

Of! Ben de çok üzüldüm. Canım çok yandı, kahroldum.

Vallahi. Başak perişan, Fatih perişan.

Herkes perişan, Allah'ım beterinden saklasın diyeceğim.

Daha beteri var mı bilmiyorum yani.

Hadi.

Hadi, aç artık gözünü, uyan.

Vallahi Abdullah, gücüne gitmesin ama ben hangi birinize yetişeceğim şimdi?

Bilmiyorum yani.

Kalk, bağır, çağır, kız, ne istiyorsan onu de

ama bari sesini duyayım.

Cık!

Hadi şu ailenin başına geç artık.

Allah'ım tez elden versin şifanı.

Sensiz hiçbir şey beceremiyoruz biz.

Abluşkam.

Dönmüşsün.

Ay...

He.

Hallettin bu işi de. Vallahi helal olsun he.

-İş mi bu bilmiyorum ama evet, hallettim.

Bitti.

Olması gereken bir davaydı de, geç. Bence hiç üzülme, biliyor musun?

Neye üzülüp üzülmeyeceğimi bana bırak, oldu mu Asil?

Tamam abla. Sen bilirsin.

Ama bence insan bu hayatta neye üzülmeli, neye üzülmemeli,

buna da dikkat etmesi şart.

Ne dertler var.

Başak'la Fatih bebeklerini kaybetmişler.

Ne?

-Ne diyorsun Asil? -Evet.

Hastanedeler şu an.

Ah, ah yavrum.

Allah ikisine de sabır versin. Çok, çok zor bir durum bu.

Ölümlü dünya.

Ah canım benim, ah yavrum.

Bir kadın aylarca karnında taşıdığı bebeğini kaybediyor.

Çok kötü bir şey bu, çok.

Ah, ah, ah, ah benim güzel kızım.

Çok geçmiş olsun.

Allah tekrarını göstermesin böyle bir acının.

Amin.

Ama kızım ya, ne yaptın sen?

Ne yaptın yani?

Bu yapılır mı? İnsan hastalığını saklar mı hiç?

En azından kocana söyleseydin ya, değil mi?

Salkım Hanım.

Şimdi sırası değil Fatih.

Şimdi sırası değil tabii.

Allah bilir bana ne zaman söyleyecektin Başak?

Ah Başak, ah.

Oğlum,

kız bu haldeyken bunları konuşmanın bir anlamı var mı?

Evet, evet. Tamam, hadi.

Hadi, tamam, şimdi yarayı deşiyormuşuz gibi olmasın öyle.

Yani, olmuşla ölmüşe çare yok sonuçta.

Her gelen Allah'tan. Rabb'im böyle takdir etmiş.

Yani, sorgu sual olmaz, değil mi?

Salkım Hanım, Allah aşkına bir susun, rica edeceğim.

Kız eve daha yeni adımını attı.

Aa, bismillahirrahmanirrahim.

Ne dedim ben? Ben ne dedim ya?

Sadece teselli ediyorum ama ne desem kabahat ya.

Siz de.

Başakçığım, hadi gel. Gel kızım, gel.

Seni odana yerleştirelim. Ben de Abdullah Bey'e bakayım.

-Mecbur değilsiniz burada kalmaya Fatih.

Orada eviniz hazır.

Hem Başak da daha rahat edecekse.

Sağ olun Tuncay Bey. Biz kendi evimizde daha iyi oluruz.

Peki damat. Nasıl isterseniz.

Ben doktorlarla irtibat hâlindeyim.

Tedavi daha da yoğunlaşacak ama Başak bu illetten kurtulacak.

İnşallah.

Gereken ne varsa hepsini yapacağız. Asaf'ı aradım.

İlik nakli için gereken tahlilleri yaptıracak.

Uygun çıkarsa Amerika'dan hemen gelecek. O olmazsa Cemo var.

Tabii, tabii. Sağ olun. Ben ilgilenirim.

Bak, çok zor bir şey yaşadınız.

Acınız var.

Kabul.

Ama Başak'tan daha önemli hiçbir şey yok şu andan itibaren.

Lütfen bunu bilelim. Buna göre davranalım Fatih.

Sağ olun.

Sağ ol Sevilaycığım.

Afiyet olsun.

Kıvılcım Hanım, Başak hastaneden çıkmış dediniz, değil mi?

Evet, evet. Bugün taburcu etmişler.

Ziyarete gidecek misiniz?

Yani, o eve hiç gitmek istemiyorum ama Başak bir kendine gelsin, gideceğim tabii.

İnsan ne söyleyeceğini de bilemez böyle zamanda.

Yani, her zaman bir şey söylemek gerekmiyor.

Bazen sadece yanında olmak, sessiz kalmak yeterli.

Şimdi o evde yardıma muhtaç bir adam var. E, Başak'ın durumu ortada.

Yani, çok zorlanırlarsa ben Alev'i de almayı teklif edebilirim.

Çok iyi düşünmüşsünüz. Bakarız tabii burada zevkle.

Çimen de gelecek mi sizinle?

O da üzülmüştür Başak'ın durumuna, görmek ister belki.

Emir o evdeyken olmaz Sevilay.

Doğru, haklısınız.

-Afiyet olsun. -Sağ ol.

Kız.

Doğmadan cinsiyetini öğrenmeyelim dedik.

Doğmadı ama öğrendik.

Kızımız olacakmış.

Neden bana söylemedin Başak?

Ne lazımsa yapardım ben.

Dünyanın öbür ucuna gitmek gerekirse giderdim.

Başka bir doktor daha, başka bir hastane daha, bir çare arardım.

Yanında olurdum.

Neden bunu benden mahrum bıraktın?

Hiçbir şey yapamazdın.

Yapabileceğin bir şey yoktu.

Bebeğimizi hastalığımdan, kendimden koruyabilirim sandım.

Koruyamadım.

Belki ben korurdum sizi.

Doktor sana da söyledi mi Başak?

Bizim bir daha çocuğumuz...

Biliyorum.

Yalnız kalmak istiyorum Fatih.

Evlat acısı neymiş, anladım baba.

Sen nasıl dayandın?

Abimden, ablamdan sonra?

Nasıl kalktın her sabah o yataktan?

Ben ne yapacağım şimdi?

Ben nasıl nefes alacağım baba?

Rabb'im veriyor mu bunun sabrını?

Baba?

Baba?

Fatih, burada mıydın sen?

Ay! Abdullah Bey, Abdullah Bey, Abdullah Bey, uyandın mı sen?

Allah'ım, sana şükürler olsun ya Rabb'im.

Tamam, tamam, tamam.

Tamam, tamam, dur, hemen konuşmaya çalışma sen.

Hay Allah'ım, Fatih, görüyor musun?

Fatih, doktor demişti, böyle gözlerini açacak demişti.

Ellerini kollarını oynatacak.

Bunlar hep hayra alamet, bunlar hep iyiye gidiş demişti.

Demişti, Allah'ıma bin şükür, bin şükür.

Allah'ım sana şükürler olsun ya Rabb'im. Böyle böyle açılacak kocamın her bir yanı.

Dur, dur.

Ama tabii, bak Fatih, bak. Ama bak, bak.

Benim masajlarım işe yaradı, tabii Allah'ın şifasıyla beraber.

Tabii, bak Fatih, ben o kadar çok masaj yağı aldım ki bak.

Görüyor musun? Gül, şakayık, amber.

Bunlarla hep böyle masaj yapacağım, babacığının her bir yanını ovacağım.

Tövbe, tövbe.

Her bir yeri açılıverecek canım benim. Bütün kasları açılacak o zaman.

Bütün kaslar açılacak.

Maşallah, maşallah.

Allah'ıma bin şükür.

Gitti.

Fatih gitti. Nereye gitti?

-Heyecanlandı gitti.

Herkese haber vermeye gitti uyandığını herhalde.

Canım benim. Oy, sen uyandın mı?

Benim, o benim küçük pirzolam benim, küçük pirzolam.

-Oy, uyandın mı sen, he?

Oy, maşallah sana.

Maşallah.

Tanıdın mı?

Tanıdın mı tavanı?

Tavan... Bizim evimiz burası.

Gitmedik yani.

Evimizdeyiz biz, gitmedik.

Çok şaşırdın, değil mi?

Çok şaşırdın sen. Sen çok şaşırdın, değil mi tavanı görünce?

O küçücük eve gitmedik biz.

Vallahi buradayız, neler oldu neler. Ben hepsini sana tek tek anlatacağım.

Bir bir anlatacağım, sen sevindin gibi.

Öyle gibi baktın. Sevin-- Tabii sevinirsin, evimizdeyiz çünkü.

Ömer kurtardı evi, sen biliyor musun?

Hepsini oturacağım, sana anlatacağım. Bak, başımıza neler geldi, neler.

Neler geldi. Oy, benim canım benim.

Uyandın ya... Kapattım gözünü. Niye kapattın?

Allah'ım, çok şükür, maşallah, maşallah. Püh!

Hoş geldin.

Hoş buldum.

Beklettim mi?

Yani, biraz.

Ama sitem edecek kadar değil.

Efendim?

Alo? Emir, ya ben Başak için aradım. Aslında Fatih'i arayacaktım da

ama müsait midir, değil midir, emin olamadım.

O yüzden seni arayayım dedim.

Nasıl, daha iyi mi? Duydum, çıkmış hastaneden.

Yani, bilmiyorum ki nasıl iyi olsunlar?

Perişan haldeler ama iyi değiller yani.

Çok doğru, haklı kız. Ya ben de çok üzüldüm.

Başınız sağ olsun bu arada, Hani bebek için...

Sağ ol, Allah razı olsun.

Sen ne olur Başak'a bak, geçmiş olsun dileklerimi ilet muhakkak.

Ben Fatih'i de arayacağım, sadece uygun bir vakti bekliyorum.

Tabii, sen onu ara.

Bir de şimdi Asil Bey beni aradığını duyup da rahatsız olmasın yani.

Onu ara sen.

Emir, ben sana defalarca söyledim. Benim Asil'le aramda bir şey yok.

Niye anlamak istemiyorsun? Yok bir şey benim aramda.

Seni de zaten Başak'a geçmiş olsun dileklerimi ilet diye aradım.

Bir anlam arama. Uyuzluğun da ailemi yok.

İyi akşamlar.

Yok ya, yani olacak gibi değil bu adam.

Her seferinde ayrı bir hayal kırıklığı yemin ediyorum ya.

Gerçekten zaman kaybısın Emir ya.

Ben de Başak'ı soracaktım ama Çimen daha erken davrandı sanırım.

Maalesef.

Rahatsız olmuyorsun, değil mi?

-Ne? Çimen'in aramasından mı?

Yok canım.

Böyle günlerde kırgınlıkların, küskünlüklerin bir önemi kalmıyor.

Ölümün karşısında hepimizin eli kolu bağlı.

Yani, ben evlat sahibi değilim.

Ama acıların en büyüğü için evlat acısı derler.

Allah Başak'la Fatih'in yardımcısı olsun.

Ben bir elimi yüzümü yıkayayım.

-Ama bir kahve ısmarlarsan içerim. -Aa, tabii, hemen.

Emir, şey, annemi arayacağım da telefonumun şarjı bitti.

-Seninkini kullanabilir miyim? -Tabii.

-Al. -Teşekkür ederim.

Sizin bu samimiyetiniz beni yordu artık.

Bunu siz istediniz.

Şu an nasılsın sorusu kadar saçma bir şey yok, değil mi senin için?

Yani, aldığım nefes bile ciğerime batıyor amca.

Sen anla nasılım.

Oğlum, güçlü durmak zorundasın. Böyle olur mu?

-Bilmiyorum amca, bilmiyorum.

Ne yapacağımı bilmiyorum.

Hayatımda ilk defa bu kadar korkuyorum, biliyor musun?

Tamam da Fatih, sen böyle sağa sola savrulursan

Başak ne yapsın? Ona kim güç verecek?

Amca, ben Başak'a çok kırgınım, çok kızgınım.

Yani, hastalığını benden saklamasını hazmedemiyorum.

Fatih, Başak bu haberi aldığında kim bilir ne kadar üzüldü, neler yaşadı,

bunu bilmiyoruz ki.

Böyle düşünmesi gayet doğal.

Senin yapman gereken tek şey ona destek olmak.

Kırgınlıkları, kızgınlıkları unutmak, unutturmak.

Ona sevgi vermek.

Gerekirse pamuklara sarmak. Oğlum, onun yanında olacaksın.

Şu an Başak'ın senin sevginden, merhametinden başka

hiçbir şeye ihtiyacı yok. Böyle düşün oğlum.

Haklısın amca.

Ya ben ne yapacağımı bilemedim.

Babama gideyim, sarılayım, ağlayayım dedim.

Beni duydu, biliyor musun? Gözünü açtı.

Ne diyorsun ya? Uyandı mı abim?

Yani, daha konuşamıyor ama yani sanki beni anladı, duydu.

-Böyle gözlerime baktı. -Vay be.

Koskoca Abdullah Ünal.

Aslan abim benim.

Çok şükür.

Çok şükür amca.

Günaydın.

Günaydın.

Sen bekle beni.

-Nasılsınız efendim? -İyiyiz efendim. Siz nasılsınız?

Teşekkürler.

Stüdyoya mı?

Stüdyoya gideceğim ama öncesinde bir Abdullah Beylere uğrayacağım.

Başak'ı ziyaret etmek istiyorum. Fatih'in eşi.

-Evet, Hilal söyledi. Çok zor bir durum.

Evet, maalesef öyle.

Tabii, oraya gidince

mecbur Salkım Hanım'ı da görmek zorunda kalıyorum.

O kadını asla sinirlerim kaldırmıyor ama yapacak bir şey yok.

-Sen gitmeden gerilmişsin. -Hiç sorma.

Yani, biraz böyle emrivaki gibi olacak ama istersen ben de eşlik edeyim.

Hem seni yalnız bırakmamış olurum hem aileye geçmiş olsun dilerim.

Yani, farkındasın, Ömer'le aramızda böyle bir negatif elektrik var

ve bu Hilal'i de seni de çok huzursuz ediyor.

Onun da farkındayım.

Belki bir şeyler biraz normale döner, he?

-Olur, neden olmasın? -O zaman buyurunuz efendim.

-Yalnız ben kendi aracımla gideyim.

Sonrasında stüdyoya gideceğim çünkü.

Onu bizim arkadaşlar hallederler. Hem biraz laflarız.

Sana karşı hep çok mahcup oluyorum.

Peki o zaman, tamam.

-Hadi, gel.

-Kıvılcım Hanım'ın arabasını aldırın. -Tamam efendim.

-Teşekkür ederim. -Rica ederim.

Canımı sıktın diyemem

ama o günkü konuşmanın tonu beni biraz şaşırttı açıkçası.

Yani, bir ailenin felaketinden bahsederken bu kadar soğukkanlı olmanı beklemiyordum.

Doğruya doğru.

Haklısın.

Ama ben biraz olaylara profesyonel bir yerden bakıyorum galiba.

Bu da iş hayatının kötü alışkanlıklarından biri.

Bende de tam tersi.

Yani, bir durumun insani tarafını görmeden, bakmadan,

hatta tartmadan hiçbir şeyi değerlendirmiyorum.

Farkındayım.

Seni özel yapan şeylerden biri de bu zaten.

Senin rahatsız olduğunu anlayınca çok mahcup oldum.

İltifatla konuyu kapatmaya mı çalışıyorsun?

Yani, biraz öyle oldu galiba ama mahcubiyetim ve özrüm samimi.

Ondan şüphem yok.

-Özrünü kabul ediyorum. -O zaman gün güzel başladı diyebiliriz.

Peki, öyle diyelim.

Yaşasın o zaman.

Efendim, sağlığı nasıl Abdullah Bey?

İyi değil.

Ama iyi olacak inşallah.

Hep dua ediyorum.

-Rabb'im şifasını versin inşallah. -Amin.

Biz de her gün dua ediyoruz Yusuf.

Ama senin artık duadan başka şeyler de yapman lazım.

Resmi ya da gayri resmi,

şirketin ne kadar para transferi varsa bütün listeyi istiyorum.

Bu şerefsiz Asil,

abimle Fatih'in haberi olmadan şirketi nasıl bu hâle getirdi,

nasıl batırdı, bunu bileceğim.

Bunu öğreneceksin Yusuf.

Elimden geleni yaparım tabii ki ama benden şüpheleneceklerdir Ömer Bey.

Yani, her şeye ulaşabilir miyim bilmiyorum.

Ulaşacaksın Yusuf.

Başka yolun yok.

Bu ipi Ünalların boynuna beraber geçirdiniz.

Bunu unutma.

Eğer ki helallik istiyorsan,

abimin yüzüne tekrar bakabilmek istiyorsan bunu yapacaksın.

En önemlisi, Asil namussuzunun arkasında kim var?

Bunun cevabını istiyorum.

Ben müsaadenizi isteyeyim.

-Hayırlı haberlerle geleceğim inşallah. -İnşallah.

-Ömer Bey, müsait miydiniz? -Halis, gel.

-Ne yaptın? -Dediğiniz gibi pastacıyla konuştum.

Düğün günü Lider Beylerin ekibine teslimatı yapmışlar.

Otele getirenleri öğrendim. İrtibatlarını aldım.

Mutfağa girip soğutucunun ayarlarıyla oynayanlar, değil mi?

Aynen efendim.

Güzel.

Oradaki herkesin iletişim bilgilerini, kimlerle irtibat kurmuşlarsa

bütün bilgileri avukata gönderiyorsun. Ben arayacağım onu.

Başüstüne Ömer Bey.

Benim mekanımda,

bana bunu yapan kimse hesabını verecek.

Ben alışverişe çıkıyorum.

Aa, Buğra?

Ay, bu ne ya? Ahır gibi olmuş içerisi. Kalk.

-Allah'ım... Aç şu perdeleri.

Kalk hadi ya. Ya tamam, anladık.

Gece çalışıyorsun, sabah uyuyorsun da bu nedir ya?

-Ahır gibi olmuş her yer. -Elif ya, of.

Elif, kapat, kapat. Kapat, bunu kapat. Sakın açma, tamam mı?

Açma, sakın.

Perdeleri açma, tamam mı? Sakın açma, perdeleri açma.

Ne oluyor ya?

-Neden? -Açma perdeleri.

Bana bak.

-Hasta mısın sen? -Elif, Elif, dur ya, dur.

Buğra, bak, bizim birbirimize sahip çıkmamız lazım.

Bak anneme. Yatalak koca bakıyor. Ne kadar zor, biliyor musun?

Ama dur, tamam.

Ben seni şimdi iyi edeceğim.

Bir çorba kaynatayım, hemen iyi olacaksın, tamam mı? Bekle sen.

Bekle, dur.

-Dur, ben şimdi halledeceğim.

Kim bu ya? Alacaklı gibi.

-Şş, şş, sus, Elif.

Elif, sus. Alacaklı gibi değil kızım. Gerçekten alacaklı.

-Bir şey diyeceğim.

Git, kapıyı aç. Buğra burada yok de, tamam?

-Hadi. -Nasıl ya? Buğra!

Kızım, ya şu koca çenen bir kere işe yarasın, ne olur.

Ya adamları sepetle, gönder işte.

Ne olur, hadi, tamam?

Buğra, kim bunlar? Ne oluyor ya? Bir dakika, nereye gidiyorsun ya?

Buradayım, buradayım. Sen git, kapıyı aç, kapıyı.

-Tamam.

Tamam.

Kime baktınız?

-Buğra'yı çağır. -Yok Buğra.

-Ne cehennemde de bilmiyorum zaten.

Umurumda da değil.

Nerede olursa olsun. Ben boşanıyorum ondan.

Siz de kapımın önünde durmayın. Vallahi bağırırım ha.

Bütün komşuları, yedi düveli toplarım buraya.

-Görürsünüz ha. Polis de çağırırım. -Tamam, uzatma.

Söyle ona.

Etek altında saklanmakla çözülmez bu işler.

Nasıl olsa bulacağız.

İcabına bakacağız.

Tamam. Hadi, bakarsınız siz. Hadi!

Buğra, bu ne?

Ben ne yaşadım ya?

Aferin kız.

Kafan ne güzel çalışıyor sıkışınca ha. Güzel hallettin.

-Buğra, ne oluyor ya?

Kim bunlar Allah aşkına?

-Of, Elif ya...

-Buğra... -Çok fena battım, tamam mı?

Adamlara borcum var. Paralarını istiyorlar.

Nasıl ya?

Bir dakika. Nereye kaçacağız?

Ay, yurt dışına mı kaçacağız?

Ay!

Allah'ım, bir günde hayatımız mı değişiyor bizim?

Yok, yok, yok. O kadar uzağa gitmemize gerek yok. Ee, şey...

Çantanı hazırla, sizinkilere gidelim. Orada bulamazlar beni.

-Nasıl? Bayağı kalmaya mı? -Evet.

Ne diyeceğiz annemlere?

Ne bileyim ya? Düşünürüz onu. Hadi, hadi. Çabuk, çabuk, çabuk.

Sen hazırlan. Hazırlan, çabuk.

Dur. Buğra.

Ya bana bak bakayım.

Ne oluyor?

Ya ne yaşıyorsun?

Bana niye anlatmıyorsun ya? Karı koca değil miyiz biz?

Elifçiğim, şimdi sırası değil.

Bak, git, sana dediğim gibi eşyalarını hazırla, tamam mı?

Hadi, uzatma, hadi.

-Çabuk, çabuk, çabuk, çabuk, çabuk. -İyi, tamam, dur.

-Zamanımız yok. Hadi. -Tamam.

Hadi. Hadi kızım, hadi.

Hadi canım, hadi.

Hiçbir şey alma ha. Sakın hiçbir şey alma yanına.

Hemen iki tane bir şey al.

Geldi. Aç bakalım ağzını. Aç bakalım ağzını.

Aferin sana.

-İyi günler. -Buyurun.

Bakıcılık için gelmiştim. Adım Meral.

Öyle mi?

Benim haberim yoktu ama.

Kıvılcım Hanım'la görüşmüştüm ben. Siz?

-Bir saniye bekler misiniz? -Tabii.

Efendim Hilal?

Kapıda bakıcı olduğunu söyleyen bir kadın var Ömer.

Aa, Meral Hanım ya. Unuttum söylemeyi. Biz Kıvılcım'la konuşup kararlaştırmıştık.

Bugün başlayacaktı işe. Atlamışım. Sen de ilgilenir misin?

-Kıvılcım'la karar almıştınız? -Evet.

Peki bu konuyu önceden benimle paylaşman gerekmiyor muydu Ömer?

Sonuçta Kemal'le ben ilgileniyorum burada.

Ayrıca bu evde bakıcıyla dip dibe olacak olan kişi de benim.

Hilal, kusura bakma.

Evet, sana da haber vermem lazımdı ama nelerle uğraştığımı sen de biliyorsun.

Gelince konuşalım mı?

İyi, tamam Ömer.

Fatih.

-Bak, çok güzel, mis gibi çorba yaptım.

Bir tas koysunlar sana. İçiver hadi. Biraz kendine gelirsin.

İstemiyorum. Sağ olun Salkım Hanım.

Ay oğlum, ama olmaz böyle aç biilaç.

Selamünaleyküm.

-Aleykümselam amca. -Fatih'im, n'aber koçum?

-Aleykümselam Ömer. Hoş geldin. -Hoş bulduk Salkım Hanım.

Gel, otur.

Şuna bir şey söyle. Hiçbir şey yemiyor bak.

Bir adamın karısına destek olması için güçlü olması gerekmez mi?

Öyle öyle de bazen de yalnız olması iyi sanki.

-Tabii, o da var yani, tabii.

Allah şifa versin Başakçığıma. İyileşsin de.

Amin.

Bir de şeyi öğrendik. Yeni öğrendik onu da.

Bir daha hiç çocuğu olmayacakmış. Çok üzüldüm.

O kadar üzüldüm ki...

-Vallahi. -Salkım Hanım...

Ya çok güzel olmaz mıydı Fatih?

Şöyle bir soyadını vereceğin bir erkek çocuğun olsaydı çok güzel olurdu.

Vallahi billahi. Düşünsene.

Ama ya tabii, takdir-i ilahi.

Ne diyeceksin? Hiçbir şey denmez. Hiçbir şey denmez.

Salkım Hanım, siz neler diyorsunuz ya?

Neler geçiriyorsunuz şu aklınızdan şu durumumuzda?

Yok soyadıymış, yok bilmem neymiş.

Sizce derdimiz bu mu bizim?

-Şu konuyu kapattırır mısınız?

Öyle bir şey demedim. Yani, çok içim acıdı.

Ondan ben...

Yazık.

Hoş geldiniz.

-Hoş bulduk Salkım Hanım.

Hoş bulduk.

-Ben bir Başak'ı görmek istedim.

Başın sağ olsun Fatih.

Lider de size bir geçmiş olsun demek istedi.

Sağ olun. Ayağınıza sağlık.

Estağfurullah. Merhaba Ömer.

Merhaba.

Ayakta kaldınız. Buyurun. Siz şöyle buyurun.

Estağfurullah.

Ne içersiniz?

Vallahi zahmet olmazsa bir acı kahvenizi alayım.

Estağfurullah, ne zahmeti?

Siz hastaneye de gelmiştiniz yanlış hatırlamıyorsam.

-Evet. -Evet, biz birlikte gelmiştik yine.

Hı. Değil mi? Evet.

Biz çok severiz misafir.

Tekrar hoş geldiniz.

Fatihçiğim, Başak bir müsaitse yanına çıkabilir miyim?

Tabii, yukarıda, odasında, dinleniyor. Buyurun.

Sen odayı biliyorsun zaten. Ben de bir mutfağa bir bakayım.

Başakçığım, gelebilir miyim?

Kıvılcım Hanım, tabii.

Hoş geldiniz.

Seni bir görmek istedim.

Görmezsem içim rahat etmeyecekti.

İyi ki geldiniz.

Ben sizi görmeyi beklemiyordum.

Gelin.

Yani, o gün iyi görünmüyordun hastanede.

Ben yorgunluğuna vermiştim.

Meğer nelerle uğraşıyormuşsun.

-Hem de tek başına.

Hani elimden bir şey gelir miydi bilmiyorum ama

seni dinlerdim.

Derdine bir çare bulurduk birlikte.

Bundan sonra hep aklında olayım, tamam?

Bana sarılır mısınız?

Tabii canım benim. Gel.

Başak.

Bak.

Bak, sana ne getirdim.

Tavuk suyu çorba pişirdim ellerimle. Getirdim sana. Şifa olsun.

-Hiçbir şey istemiyorum Salkım Hanım.

Aa! Aa! Olmaz.

Sen de şey gibi, Fatih gibi...

Olmaz. Olmaz kızım.

Bak,

Allah kimseye kaldıramayacağı yükü vermezmiş.

Tabii. Şey gibi düşün.

-İmtihan. Bunlar hep imtihan.

Allah sana bu acıyı verdi ki

belki de o sabinin sayesinde sen Sırat Köprüsü'nden geçebileceksin.

Böyle düşün. İçin ferahlasın biraz.

Salkım Hanım, yani, bu halde bir insanın başında söylenecek şeyler değil bunlar.

Niye canım?

Aa! Siz karma deyince oluyor da biz Allah'ın hikmeti deyince mi kabahat?

Ya ilk çocuğunu bırakmış. İkincisi nasip olmamış.

-Bundan âlâ imtihan mı olur canım? -Ay yeter ama artık. Yapmayın, ne olur.

Bir şey mi dedim ben? Kötü bir şey... Kötü bir şey mi dedim kızım?

Bak, ben diyorum ki Rabb'im

tövbe kapılarını sonuna kadar açmış sana kızım işte.

Bundan istifade et diyorum ben. Ne diyorum?

Şifan burada. Bak, bu senin şifan.

Salkım Hanım, bir kendinize gelin lütfen.

Bir insanın acısının üstünde böyle tepinmeyin.

Ayıp oluyor ama.

Bir kızı rahat bırakın, ne olur.

Ne biçim söz öyle o ya?

Tepiniyor muyum ben?

Tepi-- Hayvan mıyım ben ya? Tövbe tövbe.

Çıkın dışarı.

Çıkayım mı?

Çıkın.

Tamam, çıkarım. Allah Allah.

İyi, ne hâliniz varsa da görün ikiniz de.

Allah aşkına.

İlgi alaka gösterende kabahat zaten.

Allah Allah.

Bak, bu eve de bu kadına da katlanmak zorunda değilsin.

Fatih'e söyle, taşının buradan.

Ya Abdullah Bey'in durumu stabil. Burada önemli olan sensin şu anda.

-Hallederim ben.

Hayır. Hiçbir şeyi tek başına halletmiyorsun artık.

Yalnız değilsin.

Bundan sonra hiçbir şeyi omuzlarında tek başına taşımayacaksın.

Biraz önce dediğim şeyleri de unutma.

Teşekkür ederim.

Aklımda.

Gördüğüm kadarıyla siz birbirinize çok bağlı bir ailesiniz.

Ne kadar güzel.

Umarım en kısa zamanda da sorunlarınızı çözersiniz.

Bu arada Ömer,

sana daha önce dediğim gibi yapabileceğim bir şey varsa çekinme lütfen.

Fatihçiğim, sen de bunu unutma, olur mu?

Eksik olmayın, sağ olun.

Bu arada Abdullah Bey'e de geçmiş olsunlarımı iletin.

Müsaadenizle ben bir Başak'a bakayım.

Tekrar ayağınıza sağlık.

Estağfurullah. Güzel günlerde görüşmek üzere.

Ömer, bu zehirlenme işi ne oldu? Ne yaptın?

Hastaların durumu iyi, çok şükür. Şikayetçi olan da olmadı.

O zaman bir sorun kalmamış mı oluyor?

Aksine, araştırmaya devam ediyoruz.

Kim olduğunu bulunca da savcılığa şikayetimizi yapacağız.

-Sizin de haberiniz olur mutlaka. -Anladım.

O zaman şüphelendiğin biri var. Doğru mu anlıyorum?

Eh, birileri var tabii.

Harika.

Evet, hasta ziyaretinin kısası.

Elbette, çıkalım mı?

-Benim bir Ömer'le konuşmam lazım.

-Olur, çıkalım terasa. -Tabii ki.

Arabanı getirdi arkadaşlar.

-O zaman görüşürüz. -Çok teşekkür ederim.

Hoşça kalın, görüşmek üzere.

Geçmiş olsun.

Yani, salonda ayaküstü de konuşabilirdik niye buraya kadar geldik, anlamadım.

Baş başa daha iyi olur diye düşündüm. Şimdi giren çıkan olur salonda.

Sana bir şey sorabilir miyim?

Sor tabii.

Siz böyle her yere birlikte mi gidiyorsunuz?

-Düğüne, derneğe, geçmiş olsuna falan?

Ben bu sorudan da hoşlanmadım Ömer. Soruyu sorma biçiminden de.

Cevap verir misin?

Belki ben de senin cevabından hoşlanmam.

Adam evden çıkarken "Ben de geçmiş olsun demek istiyorum" dedi.

-Olmaz mı deseydim? -Anlamadım.

-Siz aynı evden mi çıktınız? -Haddini aşıyorsun Ömer.

Soruyorum sadece.

Yani, böyle bir şey yok. Olsa da seni ilgilendirmez.

Ya bu konuyla ilgili sana herhangi bir şey açıklamak zorunda değilim.

Peki, uzatmıyorum bu konuyu.

Ama sana şu kadarını söyleyeyim.

Ben bu adama zerre kadar güvenmiyorum.

Buraya gelip de bize geçmiş olsun diyebilecek samimiyetimiz yok bizim.

Ve samimiyetsizliği paçasından akıyor.

Ve ben onun bu sahte nezaketini yiyemiyorum Kıvılcım. Bunu bil.

Lütfen dikkatli ol.

Uyarıyorum seni.

Lider'le ilgili bu fikirlerini Hilal'le de böyle paylaşabiliyor musun sen?

Ama tabii, sevgilinin abisi olunca zor.

O beni anlamaz

ama sen anlarsın.

Abisi tabii.

Neyse.

Meral sizdeymiş. Bakıcı kadın.

Biliyorum, haberim var.

Buradan çıkıp oraya gideceğim. İstiyorsan birlikte gidelim.

-Bir görüşürüz hem. -Olabilir.

Ama benim bir stüdyoya geçmem lazım. Sonrasında haberleşiriz.

Peki.

Görüşürüz.

Dediklerimi unutma.

Dikkatli ol.

Canım?

Niye ayaklandın sen?

İyiyim.

İyi ol. Hep iyi ol.

Artık ben başka bir şey istemem senden.

Baban arıyor.

Efendim Tuncay Bey?

Alo, Fatih?

Başak nasıl?

Daha iyi. Evdeyiz. Dinleniyor.

Asaf'la konuştum.

Testleri negatif. Nakle uygun değil.

Başak'a donör olamayacak.

Anladım.

Ben şimdi Cemo'yla temasa geçeceğim.

Çocuk Almanya'da, biliyorsun.

Zaman kaybetmeden oradaki bir hastanede testleri yapmasını isteyeceğim.

İyi düşünmüşsünüz. Tabii ki.

Siz Başak'ı merak etmeyin. Ben yanındayım.

Sağ ol.

Asaf donör olamıyormuş.

Baban Cemo'yu arayacak.

Fatih, senden bir şey isteyeceğim.

İste tabii aşkım.

Söylemen yeterli.

Beni bebeğimize götürür müsün?

Korkuttun bizi be abi.

Ama sen korkmamışsındır, biliyorum.

Sen güçlü, kudretli, imanlı bir adamsın.

Ama kim bilir içinde ne fırtınalar kopuyordur şimdi.

Allah'ın izniyle hepsi geçecek.

Sen rahat ol.

Rabb'im seni bize bağışladı.

Yine dağ gibi kalkacaksın.

Arkamızda olacaksın, yanımızda.

Senin gölgen yer.

Şu ev meselesinde de bana kızma, ne olur.

Mecburdum. Kendimi sana vasi tayin ettirdim.

Sen olsan sen de yapardın, biliyorum.

Benim iyiliğim için.

Hatırlar mısın abi eski mahallemizi?

Ben daha çok küçüktüm.

Mahallede kimse bana Ömer demezdi.

Hep Abdullah'ın kardeşi derlerdi.

Yıllar sonra anladım niye öyle dediklerini.

Senin

adın bile beni korumaya yetti.

Her zaman dağ gibi yanımdaydın.

Ben düştüm, sen kaldırdın.

El verdin bana.

Şimdi sıra bende.

Rahat ol.

Ben ne yapıyorsam

ailemiz için yapıyorum.

Tıpkı senin bana öğrettiğin gibi.

Seviyorum seni.

Acaba hazır mısın Çimen Korkmaz?

Başınıza gelecekleri bilmiyorsun ki. Nasıl hazır olacaksın?

Hadi bakalım.

Kaos yükleniyor.

Bu kim şimdi?

Kızına dikkat et.

Bu ne böyle?

Sinyal sesinden sonra mesajını

Ah Çimen!

Ben ne yapacağım seninle böyle?

Ben geldim bebeğim.

Ah, toprak çok soğuk.

Toprak çok soğuk.

Ben seni göremedim bile.

Sana ben daha dokunamadım ki.

Ben sana daha dokunamadım.

Seni bir kere bile kucağıma alamadım ki ben.

Seni kendimden koruyamadım ben.

Sana bir isim bile veremedik.

Bir ismin bile yok.

Artık bir ismi var Başak.

Dünya durdukça o bizim Melek'imiz olacak.

-Selvi. -Hoş geldiniz, buyurun.

Hoş bulduk.

Selvi, sen bizim bu valizleri odaya bırakırsın, olur mu?

Tabii Elif Hanım.

-Tamam, annem nerede? -Salonda.

Heh, tamam.

Hadi kocam, gel.

Ay, dur, dur. Bak, sessiz ol. Sürpriz yapacağım. Dur.

-Sürpriz!

Anneciğim.

Bismillahirrahmanirrahim. Kızım, ne oluyor ya öyle?

Bir anda böyle baskın yapar gibi.

O nasıl laf anne öyle ya?

Kocamın yanında.

Beni bu evde istemiyorsun sanacak.

Yok, yok, estağfurullah, öyle demek değil de...

Şey oldu bir anda, korktum öyle böyle hararetli gelince.

Hadi, öp elini, heh.

Öpeyim.

Rahatsız etmedik inşallah.

Ben de gelip bir geçmiş olsun demek istedim.

Sağ ol.

Otursana.

-Nasılsın damat bey oğlum?

İyiyim, teşekkür ederim.

Anneciğim, şimdi biz sizin yanınıza neredeyse hiç gelemedik ya.

Siz de neler yaşadınız yani, malum ama bizim de aklımız hep sizdeydi yani.

Ne yediğimizi bildik, ne içtiğimizi.

Sonra en sonunda Buğra dedi ki

bizim dedi, ailemizin yanında olmamız lazım.

"Biz şimdi bu zor zamanda

ailemizin yanında olmayacağız da nerede olacağız?" dedi.

-Hadi dedi, işini gücünü halletti.

Topladık bütün eşyalarımızı, uzun uzun kalmaya geldik buraya. He?

-Dur. -Ama görüyorsun, değil mi benim kocamı?

Nasıl fedakar, nasıl fedakar benim canım kocam.

Ah, Allah razı olsun, canım benim, oh çok şükür.

Sus, sus, için soğusun, motorun soğusun bir dur daha.

Tamam.

-Kalmaya geldiniz? -Hı hı.

-Uzun? -Uzun.

Uzun kalacaksınız?

Kalacağız.

Çok iyi düşünmüşsünüz.

Maşallah, maşallah, sübhanallah. O kadar iyi düşünmüşsünüz ki...

Kafalar zehir.

Sizin için de bir sakıncası yoksa tabii.

E, sonuçta ben de artık sizin bir oğlunuz sayılırım, değil mi?

Öyle oldun.

Öyle oldun diyelim artık yani, tabii.

Öyle oldun gibi bir şey.

Şey oldu.

Kal geldi ona.

Annem heyecanlanınca kal gelir anneme.

Kal geldi, çok sever beni.

Çünkü ben onun göz bebeğiyimdir, o yüzden kal geldi.

Ben bir gittim, iki geldik.

Oh, maşallah, iki kişi coşku seli oldu bir anda yani.

-Değil mi anne? -Hı.

Hanımefendi, bir saniye. Han--

Kıvılcım Hanım, Çimen Hanım'ın annesi. Çimen Hanım toplantı odasında efendim.

Hoş gelmişsiniz diyeceğim ama

pek hoş gelmemiş belli ki.

Benim anlamadığım, zaten adam gurur şov bir adam.

Yani, bunu kabul etmeyeceği baştan belli.

Tamam işte, ablam onu gidecek, ona soracak.

Adam hayır diyecek, onun da içi rahat edecek.

Asude ablam böyle biri zaten yani.

Ya bak, ne güzel. Geldin, kahvemizi içiyoruz.

Yok, işim var falan diye çıkacaktın. Fena mı oldu? Elektriğimiz düzeldi.

Bir şey söyleyeceğim, Allah aşkına bak.

Bu konuyu sonsuza kadar hiç olmamış gibi kapatıyoruz, tamam mı?

İçim rahatladı benim de, hayır yani. Oh!

Benim de rahatladı vallahi.

Ne oluyor burada?

-Aa. -Kıvılcım, konuşuyoruz.

Hayırdır, sen niye böyle girdin ya?

Sen sus Asil, gözümde daha fazla küçülme.

Küçülme mi?

Kamera şakası mı? Bak yemin ederim, vallahi kovarım seni, ona göre.

Asil, sakın sulandırma, seninle hesabım ayrı.

Ne hesabı Kıvılcım, sen niye böyle davranıyorsun ya?

Çabuk toparlan gidiyoruz Çimen.

Anneciğim, ne oluyor? Anlamadım ben, bir şey söyler misin?

Hadi dedim Çimen, toparlan, gidiyoruz!

Aa, ne toparlanması? Ne yaşıyoruz biz şu an anne?

Al, bunu yaşıyoruz.

Aa.

Anne, sana kim yolladı bunu, nereden çıktı bu?

Konumuz bu değil Çimenciğim.

Bak, burada insanların içinde bağırıp çağırttırma beni.

Kendimi şu an zor tutuyorum zaten. Toparlan, gidiyoruz!

Ben bir şey söyleyebilir miyim Kıvılcım?

Bak, yemin ediyorum. Ne olur bana inan. Burada gördüğünü gördün.

Tamam, haklısın ama burada gördüğün asla böyle bir şey değil.

Bak asla değil, yemin ediyorum sana bak.

Sana dostum dedim, güvendim ben Asil.

Şu hale bak, şu gördüğüm iğrenç manzaraya bak!

Bir de karşımda utanmadan masum numarası yapıyorsun.

-Anneciğim... -Anneciğim deme bana!

Çabuk, toparlan, gidiyoruz. Sen de bir daha gözüme görünme!

Abidin, ne yapıyorsun sen burada?

Kapı mı dinliyorsun?

-Yok, yok abla ya.

-Abimin sesini eşittim de, onu bekliyorum. -He.

Abla.

Asil, ne oluyor burada?

Senin suratın niye böyle?

-Yok bir şey, odanda bir konuşalım mı?

Aa, Kıvılcım, sen burada mıydın?

-Ne oluyor, iyi misin sen? -Hiç iyi değilim Asude Hanım.

Çimen bundan sonra burada çalışmayacak. Kusura bakmayın, size iyi günler.

Yürü Çimen.

Biri bana açıklama yapacak mı?

Hadi odama.

-Abi... -Abini şimdi...

Abidin...

İşte aynen böyle davranır,

siz bilirsiniz dersen, hiç sorun olmaz. Sen hiç merak etme.

Zaten ev şehir hastanesi gibi, yani gördün.

Kimse bize bulaşmaz.

Sen de işte o sırada, şu alacak verecek meselelerini halledersin.

O zamana kadar da kalırız biz burada.

Ama görüyorsun, değil mi? Karın nasıl halletti, he?

Nasıl pratik, nasıl akıllı?

Görüyorsun, değil mi? Nasıl dağ gibi arkanda?

Kolay bulunmuyor. Yalnız hiç kolay bulunmuyor.

Haberin olsun.

Elif ya, senin yerinde başkası olsa eğitimine devam eder.

Yurt dışına gider.

Ne bileyim, ne istiyorsa onu yapar.

Şu zenginliğin içinde sen mutlu olmayı nasıl beceremedin ya?

Becerdim işte aşkım.

Evlendik ve mutluyuz.

Ya tamam, anlıyorum, biz çok böyle apar topar oldu her şey ama...

Bak Buğra, biz alışacağız birbirimize.

Sen kendini bir bana bırak önce, tamam mı?

Kaynaşacağız biz, sen hiç merak etme.

Cidden bu kadar mı?

Bu mu? Koca da koca.

Evet, bu kadar.

Şaka gibisin Elif. Şaka.

Uyuyacağım ben biraz, sessiz ol.

Ben sana bir bebek yapayım da

sen baba olunca nasıl olsa yola gelirsin.

Aynen.

Zavallı Kıvılcım. Hiç hak etmiyor bunları, hiç!

Ya burada bir tane mağdur var, o da benim, ben.

Çimen'le benim aramda hiçbir şey olmadı, olmayacak, elli kere söyledim.

Ya bunu söylemek bile bana zulüm ya.

Yemin ediyorum ya.

-Benim mağdur. -Vallahi abim haklıdır abla.

Ben ilk günden beri bilirim.

-Bu kız abime vantuz gibi yapıştı.

Abidin, sen nasıl konuşuyorsun öyle vantuz falan?

Kiminle nasıl konuşulacağını öğren.

Kendine çekidüzen ver.

Aa, tabii, hata senin değil. Hata seni yetiştirende.

Özür dilerim abla.

Abidin.

Yahu sen kaç yaşında adamsın? Arana mesafe koyamadın mı?

Akranın mı o senin, alıp yemeğe götürüyorsun?

Gene ben suçluyum.

Bir yerde ben varsam zaten kesinlikle ben suçluyumdur.

Başka kimse değil.

Asil, sen kimsenin acısına saygı duymayan bir adam hâline geldin artık.

Doğrusunu Allah biliyor ya.

Sen bu başına gelenleri hak ediyorsun ama onlar hak etmiyor.

Sen de ağır konuşmaya iyi alıştın be abla.

Vallahi.

Eski kocandan kalma huylar bunlar herhalde.

Asil!

Abi, ya bu fotoğrafı kim çekti de gönderdi? Hani...

Ne bileyim ben? Hafiye miyim ben?

Konuşturmadı ki Kıvılcım. Çekti gitti hemen.

Bu fotoğraf yayılınca ne yapacaksınız acaba Asil Bey?

Ya Allah aşkına, şu felaket tellallığını bırakın ya.

Durup dururken ben niye şu an tedirgin oluyorum, korkuyorum ya?

Allah'ım ya.

Hiç öyle ağlayarak kurtulamazsın. Bana bunun hesabını vereceksin Çimen!

-Anneciğim, lütfen konuşmayalım şu an.

-Ben çok kötü hissediyorum kendimi. -Bir şey konuşmadık ki Çimen.

Eve gelene kadar ağladın. Hiçbir şeye cevap vermedin.

Ben de sesimi çıkarmadım.

Sinirden, arabada kavga etmemek için de sustum.

Ya senin beni bu hâle getirmeye ne hakkın var?

-Özür dilerim anne. -Özür dileme!

Özür dileyip konu kapanacak, öyle mi, he? Bunu mu bekliyorsun sen benden?

Ya Çimen, sen benim yakın arkadaşım, dostum dediğim,

birlikte çalıştığım adamla sevgili olmuşsun.

Ya hiç mi düşünmedin annem bunu duyarsa ne kadar üzülecek diye?

Ya sen beni delirtmeye mi çalışıyorsun?

Anne, Asil benim sevgilim değil ki.

Değil. O bir anlık bir şeydi.

Bir anda öpüverdim ama sonra o da beni itti zaten, geri çekildi.

İstemedi anladın mı?

Ya o zaman niye yaptın kızım böyle rezalet bir şeyi?

Emir vardı yeni sevgilisiyle, mekanda yanımızdaydı.

Benim de yanımda bir tek Asil vardı.

Ben de onu kıskandırmak için bir anda öptüm ama sonra çok pişman oldum.

Anlıyor musun? Ondan bin kere özür diledim ben zaten.

O da mevzuyu kapattı.

Senden de özür dilerim.

Çimen, Emir seni annesini balkonda attığın için suçladı.

Yani, senin böyle korkunç bir şey yapabileceğine inandı, he?

Bu kadar yabancıydı sana yani.

Sen de bu adamı bu yüzden boşadın. Unuttun mu bunu?

Hayır tabii ki.

O zaman niye kendini böyle rezil bir hâle sokuyorsun bir adam için?

Çünkü pişman olsun istedim anne.

Benim çektiğim acıyı o da çeksin istedim.

Onu bir başkasıyla görmeye dayanamıyorum.

O da bunu yaşasın istedim.

Onun bir başkasıyla mutlu olma ihtimali beni delirtiyor, anladın mı?

Acı çeksin istedim o da.

Çimenciğim, eğer benim kızım

bir erkek için kendini böyle rezil bir hâle sokuyorsa

hata benim Çimenciğim.

Ben sana düzgün terbiye vermemişim demek ki.

Sana yetişkin gibi nasıl davranılır öğretememişim demek ki!

Ne oluyor?

Hayır ya.

-Hayır, Allah kahretsin. Hayır ya. -Ne oluyor Çimen?

Of, her yere yayılmış fotoğraf.

Korkunç yorumlar yazıyorlar anne.

Sana kim yolladıysa bunu da o attı demek ki.

Tamam, kapat, okuma.

Avukatı arayacağım zaten, hepsini engeller.

Zaten o numarayı gönderecektim avukata.

Hiçbir anlamı kalmadı ki! Artık bittim ben, mahvoldum.

-Sana da saçma sapan şeyler yazmışlar. -Çimenciğim, yazarlarsa yazsınlar.

Senin yüzünden bunu da yaşamadık demeyiz. Kalk git şimdi odana, gözüm görmesin seni.

Çabuk!

Annesinin patronunu baştan çıkardı.

Aşklarını ulu orta öpüşerek ilan ettiler.

Kıvılcım Arslan millete akıl verene kadar kendi kızına sahip çıksın.

Ya resmen oturduğum yerden gündem yarattım ya.

Ay, Ayşin, sofra hazır, hadi, gelmiyor musun yemek yemeye?

Yemekte ne var?

-Patates. -Patates.

Yok, ben aç değilim.

Zaten aç olsam da patates yemek istemiyorum.

Ayrıca onu bulamayan insanlar var. Şükret halimize.

İşte bu kafa seni sefalete mahkum etti.

Hâlinden memnun olan olduğu yerde sayar böyle.

Asıl ben neyi merak ediyorum, biliyor musun?

Senin bu deli deli hayallerin, deli deli düşüncelerin acaba bizi

nereye sürükleyecek hayatta, onu merak ediyorum.

Senden çok uzaklara Makbuşçuğum.

Hadi sen yemek ye. Hadi.

Afiyet olsun.

Kafede misin?

Sen nerede istersen ben oradayım Emir Sertkaya.

Allah'ım benim değil, Fatma anamızın eli.

Rabb'im, benim elim değil, Fatma anamızın eli.

İlk defa duydum, bereket için mi?

Evet canım, öyle.

Rahmetli babaannem söylerdi, yemeğini yaparken

benim değil, Fatma anamızın eli değdi derdi.

-Öyle unutmuşum.

İnsan dara düşünce hatırlıyor.

Şu üstümüzdeki ağırlık bir kalksın da inşallah.

Amin, inşallah.

Selvi, çık, şu çocukların başında sen dur azıcık, Hayat insin aşağı.

Sabahtan beri canı çıktı kadın.

-Hemen efendim. -Hadi.

Ay anne...

Yavaş, yavaş kızım, yavaş.

Artık evli kadınsın sen. Deve gibi koşturup durma evin içinde.

Azıcık kibar ol.

İşveli ol, cilveli ol, böyle yavaş yavaş, usul usul yaklaş.

Belki kocan biraz beğenir.

Beni kocam beğeniyor anneciğim zaten. Aşık bana.

-Hı. -Niye öyle diyorsun ya şimdi?

Belli. Yüz metre ötende oturuyor adam senin.

O senin yanında öyle. Saygıdan.

Yoksa baş başayken neler yapıyor yani.

Anlattırma bana şimdi.

Anlatırsan boğarım seni.

Duydun mu beni? Ümüğünü sıkarım senin.

Akşam akşam oynatma sinirimi.

Ay, şurada iki dedikodu vereceğim. Taze dedikoduyla geldim.

Bütün ağzıma tıktın lafı ya.

Neyin dedikodu... Ne oldu?

Ne gibi bir şey? Ne olmuş?

Nasıl dedikodu?

-Göstereyim mi? -Bak şimdi.

La havle vela kuvvete.

Vallahi şimdi şurada şak diye düşüp bayılıvereceğim ha.

-Söyle. -Bak. Dur şimdi.

-Bak.

Aa.

Kapat, kapat, kapat. Terbiyesiz seni, terbiyesiz, ahlaksız.

Ya... Bütün haber sitelerine düşmüşler.

Herkes o Çimen'e senin dediklerini yazmış, biliyor musun?

Edepsiz demişler. Fingirdek demişler.

Kuduruk demişler. Demişler de demişler yani.

Ama o Kıvılcım Hanım'ın da bütün karizması yerle bir oldu.

Demişler ki kızı patronuyla sevgili diye o programı yapıyor demişler.

Hay Allah'ım.

Hey Allah'ım, sen ne büyüksün ya Rabb'im.

Akla izana sığmayacak kadar büyüksün ya Rabb'im.

-Ama ne oldu bugün? -Ne oldu?

Ne oldu? Geldi o Kıvılcım buraya Başak'ı ziyarete diye.

Bana bir ton laf.

Böyle sayfa sayfa laf etti bana başöğretmen gibi.

Ee, Allah'ım, Allah'ım, insanı böyle tepetakla ediverir bir anda.

Ama ne demişler?

Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al.

Tövbe ya Rabb'im, tövbe.

Allah'ım ya Rabb'im, alınma.

Çok şükür, çok şükür, benim bir tanecik kurban olduğum Emir'im

o musibetten kurtuldu.

Elim bollansın. Adağım var, adağım, adağım var.

Kırk tane.

Ne işin var senin burada?

Damadınız değil miyim ben sizin?

Oğlum, laf ebeliği yapma.

Şu ayaklarını toparla.

Bu evde düzgün otur.

Oldu mu hacı kayınço?

Dayak mı istiyorsun oğlum sen? Hayırdır?

Yok, yok, şaka yapıyorum sana.

Böyle alınma hemen ya.

Efendi gibi yemeğini ye.

Sonra da Elif'i al.

Çek git buradan tamam? Hadi.

Ha, yok.

Gitmiyoruz. Bir süre burada kalıyoruz.

Sebep?

Sebep şu ki ben çok ucuza gittiğime karar verdim.

Yani, senin kardeşinle evlenmek için çok ucuz.

Bayağı ucuz.

Madem evlendim, niye sürüneyim, değil mi?

Burada güzel takılırım işte.

Hizmetçiler var, bilmem ne. Güzel yani ortam.

-İki tane soru soracağım sana. -Tabii ki.

Bir, iç güveyisi misin? İki... Oğlum, şu ayağını indir, bu pozlar ne?

Ben de o zaman sırayla cevap vermek isterim.

Bir, iç güveyisi diyebilirsin. Hiç alınmam.

-İki... -Lan kes!

Oğlum, en başında ne anlaştıysak o.

Formaliteden bir süre evli kalacaksın Elif'le.

Ondan sonra da boşanacaksın. Bitti gitti.

-Boşanmazsam ne yaparsın?

Senet mi imzaladık? Yok.

Ha ama dersen ki "Hemen boşan.

Evimden de defol git, yüzünü görmeyeyim."

Hayhay.

O zaman bir beş milyoncuk daha rica ediyorum kayınçocuğum.

-Oğlum, Buğra!

Seni dinlene dinlene döverim lan!

Sus! Gelecekler!

Canım zaten sıkkın! Bana şey yapma!

Emir! Oğlum ne yapıyorsun?

Şakalaşıyoruz ya.

Özlemişim ya damadı.

Var ya.

-Çok iyi çocuk ya. -Şakaya bak, şakaya.

Ayı yavrusunu sevdi.

Efendim, bu arada masa harika gözüküyor.

Ellerinize sağlık.

Sağ ol evladım.

Hadi, geçelim o zaman, sofraya geçelim.

Fatih'le Başak odalarından inmeyeceklermiş.

Hadi, buyurun, biz geçelim sofraya.

Anneciğim.

Canım.

Bir şey yok, tamam ya, öyle bir an içim kötü oldu.

Ama bırakmayacağım kendimi.

Bırakmayacağım.

Bırakmayacağım.

Abdullah o yataktan kalkacak, bu masanın başına oturacak yine.

Aynen öyle anneciğim. Olacak tabii ya.

Biliyorum, Allah'ın izniyle olacak bunlar. Evelallah.

Her şeyin hayırlısı olur, hiç merak etme.

Buğra, ne yapıyorsun?

-Kalk oradan. -Kırık mı sandalye?

Yok abiciğim, kırık değil de Abdullah babamızın yeri orası.

Yani, aile büyüğümüz ya hani.

Sofranın başına o oturuyor.

Senin tabağın nerede, biliyor musun? Bak.

Oraya geç bak. Tabağın orada.

Hı.

Kalk! Oğlum, kalksana, git şu tarafa.

Çekil.

-Geç yerine. -Okay, okay, ben şaşırdım.

-Kalk, gel buraya. Sen yanıma gel. -Dön önüne be.

Kırık olan bu.

Sipsi.

Sağ ol ablacığım, sağ ol.

Afiyet olsun.

Sağ ol.

Hadi, afiyetler.

Oğlum, sen neredeydin bütün gün?

Anneciğim, birkaç iş görüşmesi yaptım. Bir tanesi var ya çok iyi geçti ha.

Hadi bakalım.

Aman dikkat et, oralarda öyle evlenip boşandım falan deme de.

Elif.

Hayır yani, hatta sorarlarsa kiminle evliydin, eski karın kimdi diye

-sakın ağzını açma. -Kızım sus.

-Yani, rezil olursun. Gerek yok. -Kime diyorum Elif?

Elif, ne diyorsun abiciğim? Bir tane tane anlat bakayım.

Bir dökül. Ne?

-Ya... -Göstereyim direkt.

Göster.

Al abiciğim.

Bak, her yere düşmüş fotoğraf.

Bomba.

Aman...

Zaten. Değil mi? Boş ver.

Çok... Oh be, iyi ki de gitti zaten bence de.

Değil mi?

Çok şükür. Hadi afiyet. Herkese afiyet olsun.

-Döndür bakayım bana. -Lan önüne bak!

-Tamam, tamam. -Kaldır şunu sen de Elif.

Bize ne bağırıyorsun ya?

Çimen yapmış yapacağını, ben gösterince mi sorun oluyor yani?

-Yedi düvel duydu zaten. -Şş, aa.

Ben doydum ya.

Afiyet olsun size. Yemeyeceğim yemek.

Emir, gel, iki lokma yemeğini ye bari. Tamam, gel. E--

Kızım, sen ne lüzumsuz bir şeysin be, he?

Bulmuşsun işte tencerenin kapağını.

Şurada iki lokma bir şey yiyecekti. Çocuğun kursağından bir şey geçecekti ya.

Ne istedin abinden? Ne istedin yahu? Abinden ne istedin?

Bizden ne istedin sen ya?

Yine suçlu ben oldum, değil mi?

Bir de konuşuyor. Vallahi elimin tersini... Ağzına...

Dökerim dişlerini.

Ben sensiz yapamam.

Her şeye katlanırım ama sensiz olamam.

Ne diyorsun Nihat? Bir şey çıkar mı bu işten?

Bilmiyorum.

Eldekiler bunlar.

Başka bir ipucu yok.

Bence biz buradan ilerleyelim.

Sen hazırlığını yap. Savcılığa şikayette bulun.

Bana da bilgi geç, olur mu?

Tamam, görüşürüz.

Bir şey oluyor. Ne oluyor Ömer?

İşle ilgili. Önemli bir şey yok.

Ne yaptın? Bakıcıyla nasıl geçti?

İyi. Güzel geçti.

Kemal sevdi mi?

Bu soruyu bana önce sorman gerekmiyor mu Ömer?

Ben sevmedim mesela.

Biliyorum. Senin derdin benimle.

Kadından ne istiyorsun? Ya bunu seninle daha önce konuşmadık mı Hilal?

Bizim bir bakıcıya ihtiyacımız var dedik. Bunu biliyorsun.

Bilmesine biliyorum da

bu konuyu Kıvılcım'dan önce neden benimle konuşup kararlaştırmıyorsun?

Sonuçta bu evde o bakıcıyla ben muhatap olmayacak mıyım?

Hilal, gereğinden fazla tepki göstermiyor musun şu an?

Tipik erkek davranışı işte.

-Buna mansplaining deniyor. -Ne?

Bu yaptığına, benim hassasiyetimi küçültüp önemsizleştirip,

konuyu kendince açıklayıp üstünlükle kapatma çabası.

Vay be.

-Neler yapmışım ben. -Of Ömer...

Kusura bakma, atlamışım.

Senin de fikrini almam lazımdı. Bu telaştan unuttum. Özür dilerim.

-İyi.

-Bir daha olmasın. -Olmaz.

Bu arada abimlerde Kıvılcım'la karşılaştım bugün.

Yani, çok konuşamadık öyle.

Aslında bakıcıyla tanışmaya o da gelecekti ama niye gelmedi bilmiyorum.

Hı, tabii.

Haberin olmamıştır senin.

Kıvılcım'ın canı biraz sıkkındır bugün.

Uğraşması gereken bir skandal vardı da.

Bu ne ya?

Ne alaka Asil'le Çimen?

Bayağı hızlı.

Enteresan bir aile.

Aileyle ne ilgisi var ya?

Asil'den beklerim böyle bir şey de...

Çimen ne alaka?

Kıvılcım çıldırmıştır şimdi.

Hı. Arayıp teselli etmek ister misin?

Hilal, neyi ima ediyorsun şu an?

Ben bir şey ima etmiyorum.

-Sordum sadece. -Sorma.

Hoşlanmıyorum böyle sorulardan.

İçin rahat olsun diye söylüyorum.

Abim destek oluyordur ona.

Kıvılcım yalnız değildir yani.

Bu konuyu daha fazla uzatma istersen Hilal.

Hayır, benim anlamadığım senin derdin Kıvılcım'ın yanında birinin olması mı?

Yoksa o birinin abim olması ihtimali mi?

Benim şu anki tek derdim bu konunun daha fazla uzamaması.

Ben yatıyorum. İyi geceler.

İyi geceler.

İyi geceler.

Şu rezilliğe bak.

Ablacığım, yeter artık.

Vallahi iki lokma bir şey yiyeceğim, burnumdan geldi her şey ya.

-Ne oldu? İştahın mı kaçtı? -E, kapandı abla.

Kapandı, kaçtı tabii ki yani. Çünkü suçum yok.

Ya, ya, tabii.

Ben aslında anlamalıydım.

Çimen'i staja başlatalım dediğimde böyle sende bir garip hâller oldu.

Bir tuhaf tuhaf davranmaya başladın.

Ne varmış ya benim halimde tuhaf muhaf? Ne varmış?

Abim, sen her şeyi çok belli ediyorsun.

-Ya huyun böyledir.

Bak, o buseden sonra senden hayır gelmedi ya.

Böyle balansın kaydı. Şeklin şaştı.

Seni burada belli etmeden bir boğarım Abidin.

Bak elimde kalır-- Abidin, bak...

Tamam, ne gördümse onu söylüyorum ama sustum.

Şuna bak.

Platform patronunun genç sevgilisi sunucunun kızı çıktı.

Aralarındaki yaş farkı dikkat çekti.

-Vallahi soğuk soğuk terliyorum. -Ablacığım, vallahi yeter artık ama.

Yemin ederim ya. Gerçekten ya. Magazin böyle bir şey ablacığım.

Bugün beni konuşurlar, yarın başka birini konuşurlar.

Bu durum böyle yani. Magazin bu.

-Abidin. -Evet abla.

Magazin bu. Değişken ve unutkan.

Sen ne olsun istiyorsun ablacığım ya? Ben çıkıp gideyim mi?

Git. Git Asil.

-Gideyim mi? -Git.

Git ve bu rezilliği düzelt.

Ya Kıvılcım'ın, en yakın dostumuzun yüzüne bakamaz hale geldik.

Gideceksin, o kadından özür dileyeceksin. Onun gönlünü alacaksın.

Bunu da halletmeden gelmeyeceksin!

-Bu mu son sözün? -Bu.

Abim, güle güle git.

Hayırla gel. Öpüyorum.

-Seni burada bir... -Sinirimi bozmayın benim!

Ya hadi bizim gözümüzün önünde oldu. Biz gördük, tamam.

Al işte, bak. Bütün millet gördü şimdi.

-Görüyorsun ama, değil mi?

Hiçbir şey gizli kapaklı kalmıyor bu hayatta. Hiçbir şey.

Hadi bakalım, şimdi Çimen Hanım ayıklasın pirincin taşını.

Ne yaptın?

Konuşabildin mi? Nasılmış morali?

Ya ne konuşacağım? Bana ne onun moralinden ya?

Allah Allah. Ne hali varsa görsün. Hele böyle bir konuyu yani.

Ben aslında Çimen'e üzüldüm, biliyor musun?

Tabii.

Ne olursa olsun, bir insanın özel hayatı böyle ortalığa saçılmamalı.

Kimse kimsenin ne yaşadığını bilemez çünkü.

O kızın da bir ailesi var, çevresi var.

-Yazık. -Ama işte bak.

Eğer bir insan kendisine yazık ederse hayatı böyle yokuş aşağı gidiyor işte.

Freni boşalmış kamyon gibi. Ya.

Aman, neyse, boş ver. Biz Çimen'i mi konuşacağız burada?

Ne yapalım? Bitmiyor mu işin?

Yani, çıkmayalım mı?

Artık biraz baş başa kalmayalım mı?

Olur. Çıkarız.

Ama ben bir gün sonuna bakayım.

-Bizimkiler alabilmiş mi? -Tamam.

-Beş dakika. -Tamam.

Hiç gelmeyeceksin sandım.

Temizlik sende, unutma.

Ona bakacağız canım.

Hay Allah'ım ya.

-Sevilay.

Kıvılcım Hanım'a haber verseydim ama bir dakika.

Yahu görüyor zaten, neyi haber vereceksin?

Ne işin var senin burada?

Ne demek? Ne demek ne işin var Kıvılcım ya?

Anlamadan, dinlemeden çektin gittin.

Şey nerede? Çimen nerede?

Geldim. Ne oldu ki?

Bir sessiz sakin şekilde,

kavgasız, dövüşsüz annene anlatır mısın ne olduğunu?

De ki "O gece restorana gittik.

Emir'le beraber kız arkadaşı vardı." Söyle.

De ki "Ondan sonra ben Emir'i görünce kıskandım biraz.

Alkolün de ayarını kaçırmıştım" de.

"Bir anda çat dedim, Asil'i öptüm" de, onun haberi yoktu.

-Söyle. -Söyledim zaten hepsini.

Söylemedin mi? Söyledim hepsini.

-Söyledin mi? -Evet.

E, o zaman yani, bu yargısız infaz niye Kıvılcım?

Allah aşkına, yakışıyor mu sana?

Ben seni de tanıyorum. Çimen'i de tanıyorum.

Ve bu iğrenç manzaranın kızımdan kaynaklandığını da gayet iyi biliyorum.

E, tamam da bu öfke bana niye o zaman ya?

Bana niye anlatmadın Asil?

Madem kızım böyle bir hata yaptı, dostum olarak gelip bana niye anlatmadın?

Allah aşkına nasıl anlatayım? Kız yerin dibine girmiş zaten.

Ya çıkamıyor oradan. Beni bak, beni kaç kere aradı.

Aradı, cevap vermedim, mesajlarına dönmedim.

Konuşsana kızım. Döndüm mü?

Aradım gerçekten. Açmadı, konuşmadı benimle hiç.

Bana da söylemediniz.

Ya söyleyemedik. Nasıl söyleyelim Allah aşkına?

Geldi, şirkette burnumun dibine girdi sonra zaten.

Ya ben artık bu konuları duymak istemiyorum.

Benim sinirlerim kaldırmıyor.

Psikolojim hiç iyi değil.

Bundan sonra da bir süre program falan yok.

-Program mı yok? O nasıl ya? -Ya bu rezilliğe konuk mu gelir?

Ne anlatacağım ben bu rezilliğin içinde?

Milletin ağzına düştük, görmüyor musun?

Okumadın mı yazılanları, mailleri, mesajları?

E, tamam işte, millet daha fazla merak eder.

Sen de derdini daha rahat anlatırsın çok insana.

-Ya Asil, sen izlenme derdinde misin?

Şu an krizi fırsata mı çeviriyorsun?

Ya sen beni hiç mi tanımadın?

Şu an dediğine inanamıyorum gerçekten.

Sözüm ona, geldin, kendini açıklamaya çalışıyorsun.

-Yine iş adamı damarın tuttu şu anda. -Anneciğim, öyle demek istemedi aslı--

-Ya-- -Ya sen sus, hiç konuşma.

Sen bir sus! Ya Kıvılcım, Allah aşkına tuttuysa tuttu.

Vallahi bak, burama kadar geldi Kıvılcım ama aşk olsun ya sana.

Program yok demek kolay.

Maaş var, çalışanlar var, reklam var, sözleşme var.

-Var oğlu var ya. -Bak orada da kapı var Asil.

Lütfen gider misin?

Bak, tam sakinleşmiştim.

Geldin, yine sinirlerimi oynattın.

Çıkar mısın lütfen?

Vallahi bir kovmadığın kalmıştı beni bu evden, o da oldu ya.

Tamam, daha şey yapma, zaten sinirli.

Sen sus be, şımarık.

Her şey senin yüzünden oldu zaten.

Ben şu an gidiyorum.

-Hâlâ buradasın. -Yok, yok, gidiyorum.

Sen sakinleşeceksin, ben gelip bu konuyu baştan aşağı kadar konuşacağım.

Sakinleştiğin... Sevilay. Bunu konuşacağız.

-Anneciğim iyi misin? -Seni de gözüm görmesin!

Çabuk git.

Anneciğim diyor hâlâ.

Kıvılcım Hanım, bir şey ister miydiniz?

Huzur istiyorum Sevilay, var mı?

Yok.

Kıvılcım da bozuk tabii.

Bozuk ama nasıl bozuk yani?

E, gönlünü alman lazım, değil mi?

Bilmiyorum, bir şekilde halledeceğim işte.

Ya Asil, düşünüyorum da ben yanlış bir ortak mı seçtim acaba diye.

Seninle bir organizasyon kurduk, işleri oturtmaya çalışıyoruz.

Sen eline yüzüne bulaştırıyorsun.

Kıvılcım, yeni bitti bir de sen başlama, rica ediyorum.

Gerçekten düşmeyegör ya.

Sen merak etme, Ünallar bitti, bitiyor.

Peki.

Ama bak, Ömer boş durmuyor, geliyor kulağıma bir şeyler.

Ya uğraşsın dursun Ömer.

Cengaverlik yaptı, kendini ortaya attı, iki tane oteli kaldı.

Onları da bir kaybetsin de ben kahramanlığını göreceğim o zaman onun.

Vallahi önce Hilal'i kurtarmak lazım oradan.

Neyse, sen dikkat et attığın her adıma.

Kıvılcım'ı da üzme.

Bence sen dikkat et.

Kıvılcım üzmesin seni.

Aranız bu kadar iyi olsun diye tanıştırmadım ya ben sizi.

Hı.

Çıktım ben.

Çok erken çıktım canım, seni uyandırmak istemedim.

Meleğimizin hayır işlerine koşturacağım.

İşim biter bitmez yanındayım.

Baban sana böyle veda etmek istemiş meleğim.

Sen gece geç mi geldin?

-Ben mi? -Hı.

Ayşin'le miydin abiciğim?

Tövbe estağfurullah, tövbe.

Hayır yani, sen de öyle garson marson dinlemedin, iyi tutuldun kıza yani.

Hayır, ben çünkü şeyden biliyorum, Buğra'nın arkadaşı ya,

öyle patronluk falan yalan yani.

Sen de bil, bilgin olsun diye söylüyorum.

Elif, sana ne evladım, milletin işinden gücünden ya?

Vergi memuru musun sen?

Allah Allah.

Kahvaltını yap, sinirlendirme beni, hadi.

Yapıyorum işte.

Allah Allah.

Heh. Ye kocam, ye, bak, bunların hepsi bizim memleketten geliyor.

Çok güzel, yarasın vallahi, oh.

Yiyorum, yiyorum, tamam.

Hangileri memleketten?

Hangileri dedi ya, ekmek.

O helvadan kaldı mı?

Var tabii.

Ben biraz alırım o zaman, kahvaltıdan sonra.

Maşallah, iştahı da vallahi yerinde.

E, yakıyoruz ya anneciğim, normal yani.

Ne biçim laf o kızım?

Allah Allah, tövbe ya Rabb'im.

Ne dedim ya?

Genciz, yakıyoruz dedim. Yalan mı?

Allah...

-Fatih yok mu, inmeyecek mi aşağıya? -Yok, sabah erkenden çıktı, gitti.

Allah Allah, karısı bu hâldeyken?

-Nereye gitti ki ya? -Bilemiyorum.

Başlarında da bir büyük yok ki, tutsun da sorsun, oturtsun oturduğu yerde.

Ah Abdullah Bey, ah.

Anneciğim, ben sana balayı fotoğraflarımızı gösterdim mi?

Ne balayı kız?

Ne ara gittiniz, nereye gittiniz?

Buğra?

Yok vallahi, gitmedik biz bir yere.

Yok, yok, ben yapay zekayla yaptım yani böyle bir şeyler. Bak abiciğim.

Ay Allah'ım.

-O ne ya? -Bak anneciğim.

Ya sübbüh, bunlar gerçek gibi.

İşte öyle ama değil, yapay zeka.

Düğünümüzü de yapacaktım ama o çok belli olur diye yapmadım.

Ay, çok güzeliz be.

Tövbe ya Rabb'im, tövbe.

Şeytan işi bunlar kızım, Allah sana akıl fikir versin.

Biz nelerle uğraşıyoruz, bu nelerle uğraşıyor.

Hiç ya, yemin ediyorum var ya yapay zeka "Ben neyin içine düştüm?

Allah'ım, kurtar beni" falan, dile gelmiştir ya.

Çökertiyordur bu yapay zekayı.

Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor.

Fatih'in telefonu da kapalı.

Sinyal sesinden sonra mesaj bırakabilirsiniz.

Nerede bu ya?

Aman da aman.

-Oo. Aferin sana. Al.

Al bakalım bunu da. Hop. Ham.

Hop, hop. Ay!

Hay! Hay Allah.

Ama böyle olmaz ki ya.

Batırdın her yeri.

Affedersiniz Hilal Hanım, hemen hallediyorum ben.

Hayır, sen neden içeride yedirmiyorsun ki?

Ferah ferah burada otursun dedim.

Hem manzaraya karşı canı sıkılmasın dedim.

Bence sen sıkıldın, çocuğu bahane ediyorsun şu an.

Olur mu hiç öyle şey?

Spor yapıyorum burada, görmüyor musun?

-Bizim size ne zararımız var ki burada? -Ha, bir de bana cevap veriyorsun.

İnanılmaz gerçekten.

Bu ne hadsizlik?

Bu ne kendini bilmezlik?

Biz kimi almışız evimize böyle ya?

Bırak, tamam.

Yusuf ne bulmuşsa göndermiş.

Beyler, burada ne yazıyorsa tek tek, satır satır hepsini inceliyorsunuz.

-Asil şirketin içini nasıl boşalttı?

Buradan öğreneceğiz.

Sakın bir şey atlamayın. Şirkette kim varsa,

herkesi bu işe koşturuyorsun.

Muhasebe, bilgi işlem, kim varsa, tamam?

Elbette Ömer Bey. Siz hiç merak etmeyin. Arkadaşımız bu konuda uzman.

Yardımcı olacak bize.

Dediğim gibi, aramızda kalacak her şey.

En ufak bir şey olduğunda da hemen bana raporlayın.

-Başüstüne efendim.

Tamam, sizi çıkın.

Efendim Kıvılcım?

Müsait miydin?

Müsaitim, oteldeyim.

Şimdi Meral aradı, bakıcı.

Avaz avaz ağlıyor kadın telefonda.

- -Herhalde Hilal'le kavga etmişler.

Ben bir gidip bakacağım. Sen de gelirsen iyi olur Ömer.

Allah Allah.

Tamam, hemen çıkıyorum ben. Evde görüşürüz.

Tamam, sağ ol.

Ne olmuş? Kemal iyi miymiş?

Vallahi durum Kemal'le ilgili değil Sevilay.

Ben de gidip bakıp anlayacağım.

-Geleyim mi ben de seninle? -Gerek yok, sağ ol.

Ya Sevilay abla, ben kaç kere özür diledim.

Benim daha ne yapmam gerekiyor? Anlamıyorum ki.

Çimenciğim, annen senin iyiliğin için konuşuyor, biliyorsun.

Bence onu en çok kızdıran şey, senin bir erkek için bu hâllere düşmüş olman.

Ama geçecek güzelim. Biraz sabır.

Of yani, bıktım gerçekten, biliyor musun?

Aferin sana Cemreto'm.

Başak Hanım, iyi ki geldiniz. Sizi görünce çocuğun yüzü gülüyor.

Ben nasıl oynatacağımı bilemiyorum.

Onları görmek de bana iyi geliyor.

-Maşallah. -Çevir onu, tam tersi.

Burada mıydınız?

Başakçığım, kahvaltı da etmemişsin sen.

Bari birazcık helva ye, ağzın tatlansın.

-Helva mı? -Hı.

Adettendir yavrum.

Kavurduk, dağıttık bütün mahalleye. Sabinin ruhuna gitsin.

Şuraya bırakıyorum. Heh.

Gel.

Benim kaybettiğim bebeğim için kavurduğun helvadan

ağzım tatlansın diye bana mı getirdin?

Yavrum, sevaptır diye ben...

Bu tepsiyi başına çalmıyorsam burada çocuklar var diye.

Dua et.

Yok ama, vallahi.

İnsan bir Allah kabul etsin der.

Ellerine sağlık der.

-Yok ama, yok. Bak, sese bak.

Nasıl vuruyor kapıları.

Yok, iyilik yaramıyor bunlara.

Yok, vallahi yaramıyor.

Anlamıyorlar ki.

Sen yersin belki, dursun.

Allah Allah.

-Hayırdır Meral Hanım, ne oldu?

Ben kimseye bir saygısızlık etmedim.

Tamam, sen hiç yorma kendini Meralciğim. Ben Ömer Bey'e durumu anlatacağım.

Sen şimdi git, birkaç gün izin yap. Benden haber bekle.

-Ben hiç böyle olsun istemezdim. -Biliyorum, ben de.

Ama çözeceğiz, lütfen.

Ya Kıvılcım, ne olmuş yani bu kadar? Ne olabilir?

Ne olacak? Hilal içinden geçmiş kadının.

-Allah Allah, neden? -Ömer, bilmiyorum.

Yani, kendi aranızda konuşup halledin. Beni muhatap etmeyin ne olur.

Senden ricam, Kemal'i hazırlayıp getirir misin?

-Ben alıp gideyim bir an önce. -Kıvılcım, lütfen.

Sakin ol. Gel, yukarıya gidelim, birlikte konuşalım.

Bu ikimizin de konusu.

Yani, küçük bir aksilik oldu diye de Kemal'i alıp gitme.

Bugün bende kalsın.

Küçük bir aksilik mi?

Biliyorum, senin de kafan dağınık.

Yani, bu konulara da girmek istemiyorum ama...

Rica ediyorum, lütfen.

Sen de gördün, değil mi Asil'le Çimen'i?

Maalesef.

Bu konuyla ilgili de bir şey yapmamı istiyorsan söyleyebilirsin bana.

Ne gibi Ömer?

Gidip Asil'in gırtlağını sıkmak mesela. Bunu zevkle yaparım.

Ya tabii ki böyle bir şey istemiyorum.

Ama ne demek istediğini anladım, sağ ol.

Hadi girelim, lütfen.

Peki, tamam.

Hilal, anlatır mısın doğru düzgün ne olduğunu?

Anlatmadı mı size Meral Hanımcığınız ağlaya zırlaya?

Koşa koşa ilk seni aradı, değil mi Kıvılcım?

Arayacak tabii. Onu işe alan benim.

Doğru.

Patronu sensin tabii.

Ben senden duymak istiyorum.

Ya bir günde ne yaşanmış olabilir de kadın arkasına bakmadan çekip gitmiş?

Salonun ortasında Kemal'e yemek yediriyordu.

Ben de bu evin bir düzeni var dedim.

İçeride yedir diyorum, laftan anladığı yok.

Ha, bir de yetmezmiş gibi pabuç kadar diliyle cevap veriyor bana.

Benim de tepem attı, ne yapayım?

Doğru düzgün birisini alsaydınız işi.

Ben senin esas derdini anladım da...

Neymiş ya benim derdim?

Sonra konuşalım.

Ben Kemal'i alıp gideyim.

Siz sonra kendi aranızda meseleyi halledersiniz.

Meral'le ilgili ne yapacağımızı da herkes sakinleşince konuşuruz.

Olur mu Ömer?

Bir dakika, bir dakika.

Sadece Ömer'le değil.

Benimle de konuşman gerekmiyor mu Kıvılcım?

Kemal'le ne kadar zamandır burada ben ilgileniyorum.

Ayrıca bu evde ben de yaşıyorum, öyle değil mi?

Bunlar senin Ömer'le halletmen gereken konular.

Benimle değil.

-Ben Kemal'i alıp çıkayım. Sonra... -Kıvılcım.

Kemal bugün bende kalsın.

Sağ ol geldiğin için, biz kendi aramızda konuşup hallederiz.

Emin misin?

Evet, eminim.

O zaman bana müsaade, haberleşiriz.

Gel babacığım, gel, gel.

Hop. Senin de kafanı şişirdik şimdi hemen.

Ben Kemal'i uyutayım, gelince konuşacağız.

Konuşuruz Ömer.

Gel.

Erkenden başlamışsın ya, he?

Hayırdır?

Hayır mı kaldı Abidin?

Allah aşkına.

Çimen'in şımarıklığı yüzünden iki günde her şey allak bullak oldu ya.

Abi, takılma böyle şeylere.

Kız seni öptü. Senin başın gözün sağ olsun ya.

Oğlum, bu nasıl bir bakış açısı ya? Allah aşkına.

-Abidin, sen farkında mısın?

Ablam beni evden kovmaktan beter etti ya.

Kıvılcım desen, inadım inat, yerinden kıpırdamıyor.

Bu telefonu bugün kaç kişi aradı, sen biliyor musun, ha?

Reklam vereni ayrı arıyor, çalışanı ayrı arıyor,

sözleşmesi olanı ayrı arıyor, sponsoru...

Açamıyorum ki telefonu abiciğim.

Açsam ne diyeceğim insanlara? Ne diyeyim?

E, yatışır.

Kıvılcım Hanım'ın heyheyleri de yatışır. Yatışır abi.

-Ben diyorum ki... -Hı?

Bir basın bülteni bu şeyle alakalı.

Hani...

"Kıvılcım Hanım aslında küçük bir rahatsızlık geçirdi.

Bu program olmaması bununla alakalı.

Yoksa herhangi bir durum yok. Çıkan bütün haberler asılsızdır.

Çimen'le de herhangi bir şey yoktur.

Çok yakın zamanda, çok daha güçlü şekilde geri döneceğiz" gibisine bir şey mi acaba?

Cık.

-Yapma. -Cık mı? Niye?

Yaptırma abi. Öyle şeyler yapma. Hayır.

Niye oğlum?

Abim, bir şeyi ne kadar yalanlarsan o kadar doğrudur.

E, bunu herkes bilir.

Bak, bu millet neleri neleri unuttu ya. Bunu mu unutmayacak?

-Öyle mi diyorsun ya? -Sen bana güven. Yapma. Vallahi.

Eski karının yanında benden hesap sorman şık oldu mu sence?

Hilal, hesap sorduğum falan yok sana.

Gayet iyi biliyorsun sen de.

Kıvılcım sadece Kemal'in annesi olarak buradaydı.

-Tabii.

-Siz ayrılmaz bir takımsınız. -Evet.

Çünkü bir oğlumuz var.

Bunu en başta seninle konuştum ve hâlâ bunu konuşuyor olmak gerçekten çok yorucu.

Bakıcı işi olduğundan beri zaten bir tuhaf davranıyorsun.

Kriz çıkardın, ne yaptın, ettin gönderdin kadını.

Oldu mu şimdi böyle?

Ben böyle biri miyim gerçekten senin gözünde?

İstekleri olmayınca huzursuzluk yaratan, kriz çıkartan bir kadın mıyım?

Değildin.

Ama bugün yaptığın da şımarıklık resmen.

Ağır konuşuyorsun.

Ben senin için, Kemal için, bu evde, bu hayatta bir yerim olsun diye

o kadar uğraşmışken...

Hilal, uğraşmana gerek yok.

Bazı şeyleri kabul etsen yetiyor zaten.

Kıvılcımsız bir hayatımız olmayacağı gibi mi?

Şu an konuyu çarpıtıyorsun.

Siz bir aradayken nasıl olduğunuzu görüyorum Ömer.

Abimin yanında ona nasıl baktığını da.

Kör değilim.

Abim, abim. Ne abiymiş arkadaş ya. Başlayacağım şimdi abine.

Lafını bil.

O benim bu hayattaki tek yakınım.

Tek yakının, öyle mi?

Aynen öyle.

Yine gidiyorsun herhalde?

Çok bile kaldım.

Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor.

Allah Allah, nerede bu ya?

Şş, damat.

Gel bakayım.

Gel, gel.

Ne var?

-Buldun mu parayı? -Para mara yok oğlum.

-Ben sana başka bir şey soracağım.

Şimdi bu Ayşin'in garsonluk, patronluk meselesi ne?

Bir anlat bakayım sen onu bana.

Yani, o kafenin sahibi mi, orada çalışan mı? Söyle bakayım.

Ya şu işe beni karıştırmasan olmaz mı ya?

Abim benim.

Canım benim.

Oğlum.

Yakışıklım.

Sana bir soru sordum, tamam?

Adam gibi cevap ver.

Bak, bizim Ayşin'le aramız gayet iyi, tamam?

Ciddiyiz yani.

Böyle dedikodu yapmak için sormuyorum ben sana.

Anlamam lazım, bilmem lazım.

Anlat hadi.

Çalışıyor orada öyle, herkes gibi.

Hadi ya.

Sahibi mahibi değil ya.

Allah Allah.

Hilal Hanım, yemeğe kalıyorsunuz herhalde.

Yemeğe kalıyorum.

Yemeğe de kalıyorum.

Hatta bu gece komple burada kalıyorum Songül.

Şahane.

Ben hemen misafir odasını hazırlatıyorum o zaman.

Hadi, sağ ol.

Tam bir davetsiz misafirim.

Kaldım başına abiciğim.

Sevindin mi?

Kız, o ne biçim laf öyle, he?

Çok sevindim ayrıca burada kalmana da senin canın sıkkın birazcık.

Söyle bakalım, Ömer ne yaptı bu sefer?

Ömer'in bir şey yaptığından o kadar eminsin yani.

O adamı ilk gördüğümde gözüm tutmamıştı zaten.

Ben notumu vermiştim.

Onun sana layık olmadığını ve yanına yakışmadığını düşünüyorum.

Aşkın gözü kör.

Burada kör olan da benim sevgili kardeşim, sensin.

Ömer kötü biri değil.

Sen niye bu hâldesin o zaman?

-Kıvılcım yüzünden.

Kıvılcım yüzünden mi? Ne alakası var?

Ömer'le ayrılsalar bile

dost kalabilmişler.

Tamam.

Çocukları var.

Tabii ki de görüşecekler. Buna da saygım var.

Ama ikisi bir aradayken...

...ben sanki yokmuşum gibi.

Önemsiz biriymişim gibi hissediyorum.

-Şş.

Bunu kabul edemem.

Hanımefendi şimdi hiç olmadı.

Bu konuyu bir baştan alacağız galiba.

Neymişsin gibi dedin?

Önemsiz, öyle mi?

Kendine bunu söyleme bir daha, olur mu?

Hem sen kendin söylemedin mi zaten "Aralarında bir ilişki yok.

Sadece çocuk bakıyorlar" diye?

Evet, yok.

Ama ben hâlâ...

...birbirlerini unutabildiklerini hiç sanmıyorum.

-Peki bunu neye dayanarak söylüyorsun? -Kadınlar hisseder diyelim.

Bu konuda bir şey diyemem ben.

Orası dipsiz kuyu.

Kıvılcım'la seni

yan yana gördüğünde

Ömer'in nefes alıp verişi bile değişiyor, biliyor musun?

İnan bana.

Bilmeden konuşmuyorum.

Kuzucuğum,

Ömer'i bilemem ama Kıvılcım'ı tanıdığım kadarıyla

medeni bir şekilde ayrılmışlar

ve çocuğunu büyütmeye çalışıyor.

Sadece bu kadar.

Kemal...

O kadar tatlı ki...

-Nasıl alışıyor insan bir bilsen. -E, doğrudur.

Çocuk, sevilmez mi?

-Abi... -Hı?

Biliyor musun? Bence Lidya çok şanslı.

Senin gibi bir babası olduğu için.

Bunu o eşek kafalıya da söylersen sevinirim.

Görebilirsen tabii.

Söyleyeceğim, söz.

Yeğenimin hakkını şimdi ben böyle kullanıyorum, değil mi?

-Kullan. -Yıllardır olduğu gibi.

Sen bana sadece şahane bir abi değil...

...baba da oldun.

Ya...

Bana bak,

sen ne zaman ne istersen ben o olurum, tamam?

Seni çok seviyorum.

Ben de seni çok seviyorum.

Bir şeye ihtiyaç olursa arayın, hemen gelirim ben.

Yok Sevilaycığım. Kemal zaten babasında. Aklın bizde kalmasın.

Bir tane izin günün var. Git, güzel güzel dinlen.

Görüşürüz o zaman sonra.

-Görüşürüz. -Görüşürüz Sevilay abla.

Efendim Başakçığım? Nasılsın?

Nasılım bilmiyorum ki.

Ben bu saatte rahatsız ettim sizi, kusura bakmayın.

-Sadece kimi arayacağımı bilemedim.

Olur mu canım benim, ne kusuru?

-Bir sorun mu var? -Yok.

Yani, yeni bir şey yok.

Sadece evde çok bunaldım.

Yani, o evde bunalmamak mümkün mü? Çok iyi bilirim.

Haklısınız.

Ya eğer

müsaitseniz dışarıda görüşebilir miyiz?

Belki bir kahve içeriz.

Olur tabii, çok güzel olur. Vallahi ne iyi düşünmüşsün.

Ben o zaman hazırlanıp çıkayım, yolda kararlaştırırız.

Ararım ben seni mekan için, olur mu?

Çok teşekkür ederim Kıvılcım Hanım beni kırmadığınız için.

Görüşürüz.

Tamam canım, hadi görüşürüz.

Ben de geleyim mi anneciğim?

Hem evde kaldım, sıkılıyorum hem de Başak'a geçmiş olsun derim.

Sen hiçbir yere gelmiyorsun Çimenciğim.

Evde oturup ne yaptığını, nelere sebep olduğunu otur bir düşün lütfen.

-Anneciğim, tamam da abartmıyor musun?

Yani, ne bu ev hapsi gibi, ben ne yaptım? Adam mı öldürdüm?

Sen benim sana olan güvenimi öldürdün Çimen.

Az buz bir şey değil bence.

Anneciğim, lütfen böyle olmayalım.

Senin yüzünden bu haldeyiz Çimen, he?

Ben annemden gördüğüm şeyi yapıp senin her adımında yanında olmaya,

arkanda durmaya çalışıyorum ama usandım ben artık.

Yani, beni öyle bir hayal kırıklığına uğrattın ki

ben sana ne diyeceğimi bilmiyorum artık.

Çimen, otur, bir düşün lütfen.

Bu kadar gencecik, bu kadar yolun başındayken

bir hayata ne kadar daha yanlış, ne kadar daha hata sığdırabilirsin.

Yalvarıyorum ya, daha ne yapacaksın sen?

Al şapkanı önüne, otur, koy, biraz düşün lütfen.

Ay Abdullah.

Kalksan da bir görsen.

Yani, o da olacak Allah'ın izniyle.

Evelallah yani, olacak tabii ama yani işte bir görsen...

Herkes kendi hâlinde.

Herkes.

Fatih desen sabahtan beri evde değil.

Yani, günahına girmek gibi olmasın da Allah bilir nerede.

Gelin desen odasından çıkmaz. Yani tamam onu da anladık da...

Sanki biz bir şey yaptık bebeğine.

Öyle bir hava yani.

Sofra desen sofra değil.

Elif geri geldi, tam kurtulduk diyorduk, geri geliverdi.

Şey gibi...

Ne o?

Bir tane şey var ya, atıyorsun, atıyorsun böyle,

dönüyor, dönüyor, dönüyor etrafta.

Geri geliyor sana.

Ahşap.

Ecnebi filmlerinde çok kullanıyor.

Söylesene. Ecnebi filmlerinde çok kullanıyor.

Ne o? Yamuklu böyle kenarı. Burası böyle, burası...

Hadi, söyle.

Bumerang. Bume-- Vallahi billahi. Hay aklımla bin yaşayayım. Bumerang.

Bumerang gibi geri geldi kız.

Bu sefer melül melül bakan böyle kocasıyla da geldi sana.

Hay Allah'ım ya Rabb'im, inanmazsın. Gör de inanma.

Allah'ım, sinirim bozuldu. Çocuk böyle bakıyor sadece. Hiçbir şey yaptığı yok.

Vallahi duruyor. Benimkine anca bu yaraşır zaten.

Ne oldu?

Bir şey oldu. Biri gidiyor, biri geliyor, bir şey oldu.

Dur, ben bir bakayım. Sen burada bekle beni.

Hiçbir yere kımıldama, tamam mı? Geliyorum hemen.

Nereye?

Ne oldu, bu saatte nereye, hayrola?

Dışarı.

Allah aşkına, ne var şu dışarıda? Anlamadım gitti.

-Hayır, kocan yanında değil.

Hastalıktır, sağlıktır, umurunda değil. Maşallah yani sana.

Boğuluyorum Salkım Hanım.

Müsaadenizle dışarıda hava alacağım.

Aşk olsun.

Biz boğuyoruz yani seni, öyle mi?

Bunalttık seni yani.

Allah aşkına uğraşmayın benimle.

Hay Allah'ım ya Rabb'im ya Resulallah.

Evde hastamız mı var? Derdimiz mi var? Yasımız mı var?

Vallahi kimsenin umurunda değil, kimsenin.

Hadi Fatih Bey

hayır işi diye çıktı dışarı da

sen böyle süslenip püslenip ne yapıyorsun acaba? Nereye?

Lider Beyciğim, gidiyor musunuz?

Sofra hazırlatıyordum.

Songül Hanım, birkaç işim var.

Hilal'e de söyle, beni beklemesin yemeğe, tamam?

Hilal Hanım odasında uyuyor.

Duştan sonra dalıp gitti. Anlamadım ben de.

O kadar yorgun, o kadar üzgün gördüm ki kendisini.

Kıyamam.

Nesi var acaba?

Songül Hanım,

uyanınca kendiniz sorarsınız.

Eğer isterse dertleşirsiniz.

Şimdi izin verirseniz çıkabilir miyim?

Ay, çok özür dilerim, ben sizi lafa tuttum.

Affedersiniz Lider Beyciğim.

İyi akşamlar.

Çalışıyor o da orada öyle herkes gibi.

-Efendim? -Nerelerdesin bakalım?

Evdeyim.

Çıkmadım ya dışarı.

Eve giden gelen oluyor.

Biraz yoğunluk var.

Anneme yardımcı olayım dedim.

İyi yapmışsın canım.

Sesin soluğun çıkmadı, ben de merak ettim seni.

İyiyim, iyiyim.

Sen ne yaptın?

Ne yapayım ben de? Pek müşteri yok bugün kafede.

Öyle temizliğin başında duruyorum. Bizimkiler adam gibi yapsın işlerini diye.

Tabii canım.

Patronluk zor.

Ne yapalım, kendi dükkanımız.

Yani.

Çok kötüyüm.

Tamam, ben ararım seni sonra, hadi öptüm.

Ben de öpüyorum.

Hadi abi, hadi, temizlik bitmedi mi daha?

Bitiyor, patlama.

Ne oldu?

Hayatımı mahvettim.

Ne oluyor buna böyle be?

-Alo? -Alo?

Çimen, iyi misin sen, ne oluyor? Hayırdır?

Annemle kavga ettik, o kadar ağır konuştu ki benimle.

Berbat hissediyorum kendimi.

Ölmek istiyorum gerçekten, biliyor musun?

Gözlerimi kapatayım, bir daha hiç açmayayım istiyorum.

Çimen, tövbe estağfurullah ya. Allah korusun, ne saçmalıyorsun sen?

Neredesin?

Evdeyim.

He.

Çıkabilir misin peki?

Şimdi mi?

Evet, evet, şimdi. Sen böyle söyleyince...

Saçmaladın ya, ölmek istiyorum falan, benim aklım kalır sende.

Ben geleyim, seni alayım, çıkalım, olur mu?

Olur.

Peki, tamam, gel yani.

Beni kırmayıp geldiğiniz için çok teşekkür ederim.

Ne demek, olur mu öyle şey?

Hem böyle hava almak bana da iyi gelecek gerçekten.

Yani, benim de kafam iki gündür böyle biraz allak bullak.

Bizimkilerden duydum.

Ne yazık ki.

Tabii, zaten sizinkilerin diline düşmek için bahane lazım.

E, biz de hiç sakınmıyoruz kendimizi. Bol bol malzeme veriyoruz.

Ay, çok özür dilerim.

Ben sinirlerim bozuldu, böyle güldüm.

Dileme, dileme. Sen gül. Sen gülünce bana da iyi geliyor.

İyi ki varsınız.

Sen de öyle Başakçığım.

Ne içersin bu arada?

Böyle rahatsız etmeyecek, akşam akşam hafif gelecek bir bitki çayı?

Ya da açsan bir şeyler de yiyebiliriz.

Aç değilim ama bitki çayı güzel fikir.

Hm.

Kıvılcım, bu ne güzel tesadüf.

Aa, Lider.

Gerçekten öyle. Nasılsın?

İyiyim, sen nasılsın?

İyiyim ben de.

Bu arada Lider hem komşum hem arkadaşım.

Başak da Fatih'in eşi, bahsetmiştim.

Aslında biz geçmiş olsuna beraber geldik ama tanışamadınız tabii.

Evet Başak.

Çok geçmiş olsun.

Umarım daha iyisinizdir.

Biz böyle biraz kafa dağıtalım, hava alalım diye haberleşip böyle spontan.

Çok iyi yapmışsınız.

Ben de bir arkadaşımla yemek yiyecektim şirketten.

Havayı güzel bulunca biz de buraya geldik.

-Sizi daha fazla rahatsız etmeyeyim. -Estağfurullah.

-Görüşürüz. Teşekkür ederiz. -Görüşmek üzere.

Evet, sen karar verebildin mi?

Şey... Yok, bakıyorum hâlâ.

-Zencefilli şey, yeşil çay. -Tamam. Olur.

Abidin?

Nereye gittin ya Yusuf'um? Nereye gittin sen, ha?

Deli çıktık seni bulacağız diye.

Kayıpsın diye polise, jandarmaya haber verecektik.

Ben buralardaydım.

Ha, memlekete gidip geldim.

Orada akrabalardan biri rahatsızlanmış da.

İşte onunla alakadar olmaya.

Hiç yakışıyor mu yalan namazlı ağzına, ha?

Beni boş ver, Allah'tan kork be.

-Yok, bak, gerçekten söylediğim... -Kes lan yalanı.

Ben zaten seni hiç sevmemiştim.

Kıpraşma.

Kıpraşma, vallahi elimde kalırsın ha.

Abidin, bırak beni. Yapma, ayıp oluyor.

Sen ayıp, günah nedir, bilir misin, ha?

Yusuf?

Hayır, ben de diyorum ki Abidin kime bağırıyor acaba?

Seni yerde arıyorduk, gene yerde bulduk.

Otur.

İnanır mısın, sabahtan beri böyle içimde böyle bir sinir.

Böyle bir hırs.

İçiyorum, içiyorum.

Ya diyorum, ben bu siniri, bu hırsı kimden çıkartacağım?

Karşıma sen çıktın.

Yusuf'un beni gördü.

Yusuf Yusuf oldu.

Yok, olmaz, niye olsun ya? Yusuf bir hata mı işledi de öyle olsun?

Ben sizin talimatınız olmadan ne yapabilirim Asil Bey?

Bence de.

Değil mi?

Hele, arayana bak hele.

Ömer Bey'imiz.

Yusuf?

Sen bu küçücük aklınla çift taraflı casusluk mu yapıyorsun yoksa?

He?

Ünalları getirdin, önümüze koydun, bize sattın.

Bizi alıyorsun, götürüyorsun, Ünallara satıyorsun.

Öyle mi?

Çok mu para verdiler?

Ha?

Bana cevap ver Yusuf.

Çok mu para verdiler Yusuf?

Cevap ver.

Çıkmayacak mıyız?

Annene mi yakalanalım istiyorsun?

Annem evde yok.

Sevilay abla da çıktı.

Yani, biz bize oluruz dedim.

Hı? Burada.

Emin misin?

Evet. Hadi, gel.

Ver, alayım üstünü.

Sağ ol.

Yalnızsın demek evde, he?

E, tabii.

Yani, senden başka kimse gelmeyeceğine göre.

Asil falan?

As-- Yapma artık Emir.

Zaten her şey senin yüzünden oldu.

Pardon, anlamadım ben. Nasıl benim yüzümden oldu ya?

Öyle.

Ben seni kız arkadaşınla görünce dayanamadım.

Kontrolümü kaybettim Emir.

Tamam.

Ne olur daha fazla bu konuyu konuşup da birbirimizin canını daha fazla sıkmayalım.

-Tamam. -Haklısın.

Seni öyle görmek benim için de pek kolay değildi yani.

Benim için de yaşaması kolay değildi.

Ama bak,

yine zor zamanımda yanımda sen varsın Emir.

Yine beni merak edip koşup gelen bir tek sen oldun.

Vallahi ben de buna şaşıyorum zaten.

Bana yaşattığın onca stres, üzüntü, kaygı...

Sen aradığın zaman nereye gidiyor, vallahi ben hiç bilmiyorum ya.

Emir...

İyi ki geldin.

Ben salağım ya.

Ne?

Ben bayağı bir salağım ya.

Belli ki sen ne zaman beni arasan ben dayanamayacağım.

Koşacağım, geleceğim. Ben salağım ya.

Daldım, kusura bakmayın.

Aklım Fatih'te.

-Sabah not bırakmış.

Meleğimizin hayır işleriyle koşturacakmış. İlgilenecekmiş.

Ama sabahtan beri arıyorum.

Telefonu kapalı, merak etmiyor değilim açıkçası.

Yani, Fatih'in sana çok düşkün olduğu, canının da çok yandığı belli.

Bazı insanlar acılarını böyle tek başlarına, herkesten uzak,

sevdiklerine gölge düşürmeden yaşamayı tercih ederler.

O da öyle. Yani, en azından bugünlük.

Ya ben...

Acaba Fatih'e haksızlık mı ediyorum?

Hastalığını saklamakla ilgili mi?

Yani hem o hem de hayatına girerek.

Ya Başakçığım, kayıplarımızla ilgili kendimizi suçlamanın sonu yok.

Yani belki benim bunu şimdi söylemem sana tuhaf olacak ama

siz bir sürü zorlu yoldan birlikte çıkabilmeyi başarmış bir çiftsiniz.

Bunun da üstesinden geleceksiniz. Ben buna kalpten inanıyorum.

Güzel kalbiniz söyletiyor size bunları.

Yani, sen iyi ol diye ben inanmadığım hiçbir şeyi söylemem.

Ne demiş Mevlana?

Kalp denizse dil de kıyıdır.

Yani, denizde ne varsa kıyıya o vurur.

-Ben bir iki dakika müsaade isteyeyim. -Tabii.

Allah'ım, nasıl olur?

Böyle bir şey nasıl olur?

Ne olur aç kapıyı! Neredesin?

Allah kahretsin! Açsana şu kapıyı!

Lider, aç!

Allah kahretsin!

Hamileyim.

Aç şu kapıyı, aç.

Bizi bırakıp bereye gittin?

Niye şimdi?

Allah'ım, niye şimdi?

Niye şimdi karşıma çıkardın bunu?

Kıvılcım, her şey yolunda mı? Bir sorun mu var?

Yani bilmiyorum ki. İki dakika Başak'ı yalnız bıraktım.

Gitmiş herhalde, anlamadım.

Ben çıkarken gördüm de biraz önce, senin haberin vardır diye düşündüm.

Hayır, yok. Yani, bir şey mi oldu acaba?

-Biraz böyle hassas bir döneminde. -Anladım.

Bir anda ağrım arttı. Kalkmak zorunda kaldım, özür dilerim.

Eve geçip dinleneceğim. Bu akşam için çok teşekkür ederim.

Arayacağım.

Neyse, umarım iyidir. Ben de gideyim artık.

Tamam, benim de işim bitmek üzere. İstersen beraber çıkarız.

Yok, gerek yok. Arabayla geldim zaten ben.

Tamam.

-Görüşürüz. -Görüşmek üzere.

-Dikkatli sür. -Tamam.

Her şey yolunda mı patron?

Berbat

bir durum.

-Ömer şu zehirlenme olayının peşinde hâlâ.

Savcılığa kadar uzatmış işi.

Ama biz sağlamdayız, merak etme.

Gelen haberlere göre Ömer para trafiğini kurcalıyormuş.

-O para çoktan uçtu.

Anca arkasından bakabilir.

Peki bize ulaşabilir mi?

Asla.

Senden

son ve sağlam bir vuruş daha istiyorum.

Ömer'in elindeki iki oteli de

tamamen bitir.

Sen nasıl emredersen patron.

Ve şu Ünallarla bütün hikayemiz

sonuçlansın.

Ne oldu?

İçin mi yandı?

-Yatmadınız mı siz?

Aman kızım, benim uykum tavşan uykusu zaten.

Pıt diye açıveriyorum gözlerimi, ne olacak?

-Anne? -Aa.

Hayrola? Sen niye ayaklandın?

Seslere uyandım.

Ben gürültü falan yapmadım.

Ay Emir gitti, gelmedi daha.

Fatih de yok, değil mi?

-Sabahtan beri ulaşamıyorum. -Cık.

-Hay Allah'ım, evde resmen erkek yok.

Bir yatalak Abdullah Bey var, o kadar.

Ne hâllere düştük ya Rabb'im.

Anne,

Buğra var.

Ay, ne güzel unutmuştum. Niye hatırlatıyorsun?

Ben yatıyorum.

Hadi, hayırlı geceler kızım.

Hayır, bu nereden geliyor ki bu saatte?

Ne bileyim ben? Sorabiliyor muyuz sanki?

Neyse, evin yolunu buldu ya. Buna da şükür.

Fatih?

Başak?

Neredesin sabahtan beri?

Bak, sana kimi getirdim.

Cemo?

Anne?

Ay, ne oldu?

Cemo'm.

İyi ki geldin.

Seni habersiz bıraktım.

Farkındayım, özür dilerim.

Gidip Cemo'yu kendim almak istedim.

Hem senin yanında olsun, moral olsun diye,

hem de Cemo'nun tahlil sonuçları uyumlu çıktı Başak.

İlik nakli tedavine başlayabileceğiz artık.

Çok şükür.

Hikmetinden sual olunmaz vallahi.

Derdi veren Rabb'im dermanını da veriyor bak.

Çok şükür.

Çimen, uyuyor musun?

Anne!

Senin burada ne işin var?

Kıvılcım Hanım...

Anne!

Çimen!

Anneciğim.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.