Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
PROLOG AŞIRI SARHOŞ BEYAZ KIZ
Türkçe'ye çeviren ; ufukbaba nÇeviri v2.2 kullanılmıştır.
Arabanız hararet yapmış gibi görünüyor.
Efendim?
Araba hararet yapmış
Çekici çağırdım. Sıkıntı yok.
Herhalde sadece su gerekli.
Sigorta nedeniyle arabanıza müdahale edemem.
Eviniz yakın mı?
Çekici çağırdım.
Gidebilirsiniz yani... Evet.
Teşekkürler.
Çekici yolda mı?
Bunu defalarca söyledim.
-Hanımefendi -Aynısını soruyorsunuz.
-İyi misiniz? -İyiyim.
Çekici yolda.
Gidebilirsiniz.
Teşekkürler.
Kadın sinyal 1.
Hissedebiliyorum.
Kağıt ped kullanmak ister misin?
Bunda utanılacak bir şey yok.
Geçen sefer mat kullanmaktan epey utanacağını ima etmiştin.
Evet.
Sana matı getireyim mi?
Hanımefendi, ben San Mateo Polis Departmanı'ndan Şerif Yardımcısı Timbo.
Bu da Yardımcı Diaz.
Bu konuşmanın kaydedildiğini size bildirmek zorundayım.
Acaba neden?
Kimliğiniz var mı?
Kaliforniya'da değil.
Anlamadım.
Kaliforniya'da değil.
Kaliforniya kimliğinizin olmadığını söylediniz.
Öyle demedim.
Baştan başlayalım.
Kimliğiniz var mı?
Bu koşullarda Kaliforniya'da polise kimlik göstermek zorunda değilsin.
-Adınız nedir bayan? -Haklı olduğumu biliyor.
-Kaylee. -Kaylee, üzerinden alkol kokusu alıyorum
ve dengesiz davranışlarınızla birlikte değerlendirdiğimde,
araç kullanamayacak kadar alkollü olmanızla ilgili standart yol kontrol,
testlerini kabul edip etmeyeceğinizi sormak istiyorum.
Onu dinlemek zorundasınız.
Telefonu indirir misin lütfen?
Beni araç kullanırken gördünüz mü?
Neden test yapmak zorundayım?
Şu an kullanmıyorsunuz ama buraya kadar araç kullanarak geldiniz.
Arkadaşım kullanıyordu.
Arkadaşınız nerede
-Gitti. -Ne zaman?
Birkaç dakika önce.
Yani hararet yaptığı için emniyet şeridine çekilen arabayı arkadaşınız kullanıyordu,
siz AAA'yi aradınız, sonra o da inip yürüyerek gitti.
Evet.
AAA de, hepsi bu işte.
Teşekkür ederim.
Evet ya da hayır cevabı istiyorum.
Standart Alkol yol testini kabul ediyor musunuz?
Araç kullanmıyordum.
Şu an kullanmıyorum, anahtarlar yanımda değil.
Anahtarlar bardaklıkta.
Araç üzerinde hiçbir kontrolüm yok.
Sonraki çıkış 10 km ileride.
Arkadaş falan yok.
Ne yaptığını biliyor.
Onu tutuklarım.
Bu bizi de etkiler.
Pekala, Kaylee.
Seni bırakacağız ve çekici gelene kadar sana eşlik edeceğim.
Peşimi bırakmıyorsunuz.
Bırakıyoruz.
Peşini bırakmıyorsunuz.
Sadece bunun için yeterince güçlü nedeniniz yok.
Bu sizin şanslı geceniz.
Peşimi bırakmıyorsunuz.
Pekala.
Sadece peşimi bırakmadığınızı söylüyorum.
Neden bunun kavgasını veriyorsunuz?
Sadece peşimi bırakmadığınızı söylüyorum.
Ten renginin önemli olduğunu sanmıyorum.
Çünkü gündeme getirmeyi seviyorsunuz.
-Neden bahsediyorsunuz? -Beyaz kızı durdurdunuz.
Sizi durdurmadık.
Bu elbiseli beyaz kızı görüyorsunuz.
Seksi bir beyaz kız görüyorsunuz.
Bu kızın tek suçu beyaz olmaktı.
Bana bir iyilik yapıp susar mısınız, beni tanımıyorsunuz.
Konuşma özgürlüğüm yok, ama sizin var.
Tek söylediğim beni tanımıyorsunuz.
Geçmişimi bilmiyorsunuz.
Bu saygısızlık.
-Öncelikle sizinle konuşmuyordum. -Umurumda değil.
Partnerimle konuşuyorsunuz.
Bu saygısızlık, amirinizle görüşmek istiyorum.
Amir benim.
Tabii öylesindir. Biliyor musun?
Her şeyi videoya çekiyorum.
Temas kurduğumuz andan beri yaka kameralarımız açık.
İşte araç kamerası.
Tam yüzüme girdi.
Benim peşimde.
Kaylee, sakin ol.
Hayır, neden öyle yüzüme girdi?
Hayır, neden öyle üstüme geldi?
Sakin ol.
Bana hakaret edemezsin.
Hayır, neden öyle üstüme geldi?
Neler yaşadığımı bilmiyorsun, değil mi kaltak?
Neler yaşadığım hakkında hiçbir sikim bilmiyorsun.
Polisler bana resmen orospu çocuğu gibi davranıyor. Beyaz olduğum için.
Adamın adı Atombo.
Allah'ıma yemin ederim.
Şu getto paçozunu da anlamadım.
İspanyol falan mı ne.
Belki de onu sikiyor.
Aynen. Aynen.
Konuşmayı birden kesmen komik.
Şaka gibi.
Az önce yüzüme atıp tutuyorsun. Şimdi sustun.
İnternete selam vermek ister misin? Ha?
Sessiz olacaksınız.
Beyaz olup Amerika'da yaşayınca böyle oluyor. Seni sikik bir göçmen kölesi gibi görüyorlar.
Aynen.
İşte şimdi buradayız.
Amerika'da, saf Amerikalıyım diye beni engelliyor.
Araban hararet yaptığı için durmuştun.
İmzalamama izin vermiyorsun. Hiçbir şey yapmama izin vermiyorsun.
O polise yemin olsun, bayılana kadar üstüne gideceğim.
Dinle, dinle...
Tanrıya yemin ederim.
Görevdeki memuru, tehdit edemezsin.
Hayır, neden öyle bana yürüdü?
Bu suç, Kaylee. Bunu yapamazsın.
Amına koyayım, delicesine sinirliyim.
Yemin ederim o orospuyu öldüreceğim.
Tutuklusunuz.
Dur, neden?
Bir dakika bekle.
Neden?
Tutuklandım.
Bedensel zarar tehdidinde bulundum.
Bırakın beni!
Telefonum nerede?
Telefonumu istiyorum.
Telefonumu istiyorum.
Burada mesaj atma.
Adamın adı Atombo.
Yemin ederim.
Şu varoş kaşarı kim, onu bilmiyorum.
Saçma sapan şeyler spamliyor.
Evet, evet.
Komik.
Kes sesini.
Komik.
Tanrım.
Tanrı aşkına.
BİRİNCİ BÖLÜM CASSANDRA
2019 WALL STREET JOURNAL GAZETESİ SAN FRANCISCO BÜROSU
O toplantıya geç kaldın, Tom da bu sabah uçakla geldiğin için geç kaldığını,
havaalanından araba kiraladığını ve Körfez Bölgesi'ni bilmediğin için binayı bulamadığını söyledi.
Evet.
Sorum şu.
O kiralık arabada GPS yok muydu?
Vardı.
Ama kullanmadın.
Evet.
Hayır, kullan...
Hadi, anlat ona.
Arkadaşlar.
-Nasıl olduğunu bile bilmiyordum... -Ben de öyle düşünmüştüm lan!
Bu tarz bir GPS'ten.
Apple Maps, Google Maps, Waze.
Gerçekten... Bunlardan birini kullanmayı öğrenmeliyim.
Harita almayı kastetmiştim.
Teknoloji uzmanı Chris olmadığını biliyorduk.
Fiesta için navigasyon sistemini yeterince,
iyi olmadığından Wall Street Journal'ı bulamamış, Andy.
Senden Thomas Edison olmanı istemiyorum.
Doğru anladıysam endişesi bunun Facebook'la ilgili olması.
Yani keşfediliyor olan Facebook.
Teknoloji şirketi.
Tabii, tabii ama pek değil.
-Sosyal medyayla ilgileniyor musun? -Çok az.
Bak, ben araştırmacı bir siyaset gazetecisiyim.
Açık mı?
Bir şey oldu.
Bir şey oldu çünkü bu adam ve bu şirket hayatlarımızda tuhaf, sıra dışı
ama eşi benzeri görülmemiş bir rol oynuyor.
Bu yüzden buradayım.
Bir şey oldu, değil mi?
Bu teknoloji köşesi değil, Christina, bu siyaset köşesi.
Ben araştırmacıyım.
Oculus hakkında bir başkası yazabilir.
Bağlanabilirlik.
Teknolojiyi öğrenmem gerek.
Sorun değil.
Bay Area cehaleti için de aynısı geçerli.
Güzel.
Ş-artlar... -Sence ne kadar sürer?
- Efendim? -Teknolojiyi öğrenmen gerekeceğini söylemiştin.
Sence ne kadar sürer?
Bunu tahmin etmek zor.
90 gün.
Anlaşıldı.
İstiyorsan işi kaptı.
Seni Facebook'ta eklemeye çalıştım.
Kullanmıyorum.
Ne haltlar karıştırıyorsun, Andy?
Şimdi kaydolurum.
Yardıma ihtiyacın var mı?
Hallederim.
Güzel.
Sadece varış noktasını giriyorsun.
GPS.
Oraya yazıyorsun işte.
Buralarda pek kimse yok.
Evet, senle ben iki dakika kala oyuna girdik.
Veda et.
Hayır.
Gazeteciler, adalet kisvesine bürünmüş megalomanlardır.
Diyelim ki, hatırı sayılır yeteneklerini dünyayı daha iyi bir yer
yapmak için kullanan iyi insanların saflığından yararlanmaya çalışıyorlar.
İnanabilirseniz, otobüs duraklarında bekleyip kendini Facebook çalışanı gibi,
tanıtan gazetecilerle ilgili bir ihbar aldık.
Ama daha iyisi var.
Muhabirler Tinder'a girip bizimle çıkmaya çalışıyormuş gibi yapıyor.
Takılmak istiyorlar.
Ekibim bunları biliyor çünkü siz bildiriyorsunuz, ve devam etmelisiniz.
İçeride tamamen şeffaf olabilmemiz,
dışarıda hepimizin tamamen gizli kalacağına dair güvene dayanıyor.
Bu da beni sorulara geçmeden önceki son noktama getiriyor.
İşte geliyor, Jeff Horwitz.
Bu da Journal'ın yeni Facebook dedektifi.
Teknoloji basınıyla aramız çok iyi, Vadiden aldığımız haberlere de yansıyor.
Jeff bize DC'den geldi, orada siyaseti takip ediyordu.
Araştırmacı gazeteci.
Bela falan aramıyor yani..
Bizzat belayı avlıyor.
Sorun bulamazsa aç kalır.
O ya da bir başkası otobüs duraklarında
ya da özel mesajların oralarda karşınıza çıkarsa bize haber verin.
Sahnedekilere sorusu olan var mı?
Benim adım Frances Haugen, uzun zamandır Sivil Bütünlük ekibindeyim.
Dur.
-Janice... -Frances.
Pardon Frances.
Soru alarak vakit çaldığım söyleniyor.
Bir sonraki halka açık ekip toplantısında ilk sen olacaksın.
Biliyordum.
Halka açık toplantıda sorumu soramadığım düşünülürse sıra bende.
Nasıl yardımcı olabilirim?
Ciddi misin?
Son 41 saattir siyasi gruplar için sınıflandırıcıları devreye almakla uğraştım.
Büyük G'li Gruplar.
Anlıyorum.
Facebook grupları.
Anlıyorum.
Parametreleri sıkı bir şekilde tanımladım.
İçeriğinin %30'u birden fazla risk faktörüne uyan gruplar. Kanıtlanabilir şekilde yanlış haberler, kışkırtıcı veya taraflı içerikler.
Pardon sorabilir miyim, kaç tane kart var?
Altı. Altı. İki taraftan da.
252 siyasi grup için sınıflandırıcıyı çalıştırdım.
Bir şey sormak istiyorum.
Harici bilgi doğrulayıcıları entegre etmek üzerine çalışmalıyım, hatta sen de.
Bunu şimdilik bir kenara bırakalım.
Epey geciktiğimi, dört güne performans değerlendirmem olduğunu,
ve çeyrek milyon dolar öğrenim kredisi borcum olduğunu düşünürsek,
Şu an bana yaptığın bu sunum ne kadar önemli?
Bence çok önemli olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Güzel.
Bu argümanla başkasını ikna edebilir misin?
Bana en yakın sensin.
Sonuçta birbirimizi neredeyse hiç tanımıyoruz.
Masalar demek istedin, değil mi?
Evet, bir yerde sınır çizmek zorundayım.
Merhaba.
Seninle biraz konuşabilir miyim?
Elbette.
Arkadaşlık sitesini denedin mi?
Buraya bana teşekkür etmeye geldin.
Sınıflandırıcıları siyasi gruplar üzerinde çalıştırdım,
Bunu yapmaman gerekiyor.
İçeriğinin %30'u çeşitli risk faktörlerine uyan gruplar...
Sesimi alçaltıyorum çünkü sana bir tavsiye vereceğim.
Cassandra diye nam salacaksın.
Cassandra kim biliyor musun?
Evet.
Kaç kere kurt var, kurt var diye bağırmış!
Cassandra değildi.
Kurt diye bağıran çocuktu.
Aynı şey.
Adam sürekli bir yerlere düşüp duruyor.
Bu da Ağustos Böceği ile Karınca hikayesi.
Kassandra Yunan mitolojisinde bir rahibeydi.
Apollo ona aşıktı, bu yüzden ona geleceği görme yeteneği verdi.
Aşkı karşılıksız kalınca ona bir de lanet ekledi, kimse ona inanmayacaktı.
Bu, kurt diye bağıran çocuğun hikayesinin tam tersi.
Civic Integrity sprintin ortasında, durmana izin veremem,
o da birkaç gün kendi bildiğini okudu.
Neyse, bunu bir sonraki ekip toplantısında gündeme getir.
Güzel.
Neyse, bunu kağıda dökme.
Evet.
Şu arkadaşlık sitesine bir bak.
Dinlemeyi denesen senin için iyi olur.
Lynn ile Zach daha hızlı mı çalışmalı?
Hızlı çalışabilirim.
Duygusal şantajla ilgili personel dosyasına sürekli not yazmak zorunda kalmazdım.
Herkes komik stajyeri sever.
Bunu asla unutma.
Tamam.
Kaç aldı?
388'e 12.
Sen.
Dur, sayıyorum.
Saymak zor olabilir.
Sevgili taciz günlüğü.
Tamamlandı.
388'e 12.
Ben de.
Eve gidiyorum.
MZ kısa süre önce Georgetown'da Facebook'ta yayınlanan bir konuşma yaptı.
Neredeyse 45.000 yorum aldı, bunların 400'ü gerçek zamanlı yayımlandı.
Bu yorumlardan kaç tanesi olumluydu, Zach?
388.
Kaç tanesi olumsuzdu, Evelyn?
12.
Doğru, yorumculardan biri şöyle yazmış:
Teşekkürler, gelmiş geçmiş en iyi sosyal platformu yaratmışsın.
Seni seviyoruuuum.
Sence kendi yorumlarını kendileri mi yazıyorlar?
Bir diğeri de hepsi büyük harflerle yazmış:
Seni seviyorum koca oğlan, çok zekisin Mark.
Evet ama bahsettiğim bu değil.
Dört yüz yorumdan sadece on ikisi olumsuz.
Yorumları sansürlüyorlar.
O konuşmanın konusu neydi biliyor musun?
Ne olur ifade özgürlüğü olduğunu söyle.
Yemin ederim.
Zack'e ve kıza kaynağı nasıl bulacaklarını adım adım öğreteceğim.
Efendim, Jeff kaynak bulmakta çok iyidir.
-Görüşmeyi o yapsın. -Hayır.
Jeff bir kaynak bulmuştu ve telefonunda kaydı var.
Boş ver.
Merhaba, Wall Street Journal.
Numaramı karıştırmışsın... Bir daha asla... Defol git seni aptal bok...
Ondan öğreneceğimiz çok şey var.
Bu daha senin ilk aramandı.
O benim 26. aramamdı ve arayacak numara kalmadı.
Şöyle yapacağım.
Tek bir ekibe odaklanacağım.
O da Sivil Dürüstlük Ekibi.
Bir de kredoları var.
Özverili, koruyucu, adil, temsil edici, yapıcı ve farkında ol.
Vicdanlı olmak?
Ne demek istediklerini bilmiyorum
ama bu insanlar iyi bir şey yapmaya çalışıyor.
Büyümeyi umursamamaları gerek.
Yani demek istediğim, elbette farkında olmaları gerekirdi.
Facebook'tan ayrılan bir ekip üyesi daha Time dergisine şunu söyledi;
Yapması gerekeni harfi harfine yapan bir kod yazıyorsun, sonra
dürüstlüğü düşünmeyen yöneticilerle tartışmak zorunda kalıyorsun
ve seni susturuyorlar.
-Sadece içerik -Başlamak için doğru yer.
Her ekip üyesine bakacağım, sonra her birine LinkedIn'den kişisel mesaj yazacağım.
Aynen.
Ama bunları eve gönder.
Ders programları dopdolu.
-Burada çok şey öğreniyorlar. -Evet
Dikkatli ol.
"Nefes al, nefes ver" diyen tabelalar mı olmalı?
Bu iyi.
Sivil Dürüstlük Ekibi'nin her üyesine mektup mu yazıyorsun?
Kişisel.
O ekipte yüzlerce kişi yok mu?
Birkaç gün sürer. Akşamlar da.
Ama sanırım bu kadar, ikiniz de gerçekten göze çarpıyorsunuz.
Sizin için heyecanlanıyorum.
Branşımı değiştiriyorum.
İyi seçim.
Bu sitede yeni misin?
Bir süredir kullanıyorum.
Güvenlik işine fena taktım.
Belki şey gibi...
Bilmiyorum.
Neden olmasın?
İnsanlar kendi vektöründen biriyle mi çıkmak istiyor?
Doğru kelime bu mu?
Her neyse, mesele şu ki insanlar beni finans,
dahisi sanıyor çünkü Blake'le golf oynadık.
Öyle mi?
Kazandım!
Handikapım da yüksekti.
Finansta çalışıyorum.
-Neden? Tabii, aslında insanlar yapamaz... -BJ!
Ahbap!
O adamı tanıyorum.
Harika biridir.
Sana söylemiştim!
Ona da söyledim.
Klorofil içten etki eden bir deodoranttır.
Ne?
İçten etki eden bir deodorant.
Her gün suya klorofil katıp içersen terin çiçek gibi kokar.
Gerçek hikaye.
Klorofil cidden öyle bir şey yapmaz.
Evet, okudum.
Nerede?
Facebook'ta her yerde.
Ölmek istiyorum.
Ne?
Kesinlikle.
Hadi ama.
İki saat uyumam lazım.
Yapmak zorundayım işte.
Hayır, açıktı.
Bana söylemeden yaptın.
Gerçekten mi?
Hayır!
Evet?
Ne?
Önce Zach'i aradım, telesekretere düştü.
Seni telesekretere atmış.
-Bunun kredisini alacazksınız. -Maaş yerine mi?
Proton mesajı nedir biliyor musun?
Şifreli bir mesaj.
Nasıl okuyacağım?
Senin için değil, herkese karşı şifreli.
Ekrandaki talimatları takip et yeter.
Bekle.
Nedir o?
Arka plandaki?
Showboat.
Biliyor musun?
Hayır.
Amerikan müzikal tiyatrosunun atasıdır.
Old Man River.
Ama sana avantaj sağlayacağım.
Bundan bir saniye bile şüphem yok.
Evet.
Elimizde.
Söylediğin Kişi Olduğunu Nasıl Bileyim?
Merhaba.
Mike, yarın manşette olacak üç başlığı bana okur musun?
Herhangi üçü, aynen oku.
Bekle.
Teşekkürler.
Jeff Horwitz.
Ben Frances Haugen.
Hoş bir yer seçmişsin.
Bir nedeni var mı?
Yürüyüş parkuruna çıkan herkesi önce ben görebiliyorum.
Pek yürüyüş yapmam..
Aslında ilk seferim.
-Anlamadım ama galiba anlıyorum... -Yanında oturarak geçirdiğim her dakika
işten birinin beni görme ihtimalini artırıyor.
-Yani sakıncası yoksa... -Tabii.
Adımı kullanamazsın, hepsi kayıt dışı.
Georgetown'daki konuşma.
Evet?
İlk 400 yorumun 388'i olumluydu.
Facebook bu yorumları siliyor mu?
Kim takar?
Kim takar?
Konuşma ifade özgürlüğü hakkındaydı.
Vayy onu yakaladın!
-Tamam. -Olumsuz olan 12 yorumda teşekkürler, harika gibi kelimeler geçiyor muydu?
Evet.
Bir duygu analiz programı kullanıyorlar, alaycılığı henüz tespit edemiyor.
-Onlar? -Biz..
Bana mesaj gönderdin.
Ne hakkında konuşmak istersin?
Şunu biraz izle.
Bunu kendisi paylaşmış.
Aşırı sağcı bir grup.
Ona uygun olduğunu düşünüyor.
Dört yıl kadar önce kondisyon bisikleti dersindeki bir arkadaş sayesinde buldum.
Birçok ilerici harekette
ve ilerici bir başkan adayı için gönüllü çalışmış, aday gösterilmeyince de çok üzülmüş.
DNC'nin süreci onun aleyhine manipüle ettiğini düşünmüş.
Öyle mi?
İşte bu o.
-İlerici bir hareket için gönüllü olan arkadaşın bu mu? -Dört yıl sonra geldiği hale bak.
Onu kimin radikalleştirdiğini öğrenmek istedim.
Eee?
Öğrendik.
Bizim hiperkullanıcı dediğimiz şeye dönüşmüş.
Son iki yıldır internette
günde ortalama 9 saat 22 dakika geçirmiş.
O bir istisna değil.
Bak, devam etmeden önce bir şeyi açıklığa kavuşturmak istiyorum.
Tabii.
Facebook'ta benden nefret eden yüz kişi var.
Ama ben... Sadece Facebook Blue değil, Instagram, WhatsApp, tüm şirketten yanayım.
Misyonumuza inanıyorum.
Sen ve ben müttefikiz.
Tabii.
Facebook'a yardım etmek için buradayım, zarar vermek için değil.
Açık mı?
Evet.
Haftalardır bunun yükünü taşıyorum.
Kimsenin ilgisini çekemiyorum.
Sınıflandırıcıları siyasi gruplar üzerinde çalıştırdım.
Parametreleri çok sıkı tanımladım.
İçeriğin yüzde 30'unun 1'den fazla risk faktörü taşıdığı gruplar.
Dur, ne dediğini anlamıyorum.
Neyi anlamadın?
Her şeyi. Sınıflandırıcılar, parametreler, risk faktörleri.
-Teknoloji gazetecisi değil misin? -Sayılır.
-Sayılır mı? -Buna takılma.
Sadede gel.
Tamam, bunları yaptın.
Evet.
Evet, bunları yaptım.
Eee?
Facebook'ta aşırılıkçı gruplara katılanların %64'ü oraya bizim algoritmayla yönlendirilmiş.
Bu doğru olamaz.
Doğru.
%64 mü?
Evet.
Facebook'ta aşırılıkçı gruplara katılanlar oraya sizin öneri sisteminizle mi gitmiş?
Evet.
Kartlarda ne yazdığını bana öğretmen lazım.
Başkan oturumu açacak.
Açılış konuşması yapıp oyunun kurallarını tekrarlayacak.
Çoğunluğa 7 dakika, azınlığa 7 dakika.
Komiteye göre değişir, yaklaşık 10 saat süreceğini öngörüyor.
Yemin edeceksiniz.
Bugün bu komiteye vereceğiniz ifadenin gerçeğin ta kendisini,
ve sadece gerçek olacağına yemin eder misiniz ya da bunu beyan eder misiniz?
Kayıt için adınızı harf harf söyleyip mevcut mesleğinizi belirtin.
M-A-R-K- Z-U-C-K-E-R-B-E-R-G.
Mesleğiniz?
Profesyonel sanığım.
Hatırlatayım, sanık değilsiniz, tanıksınız.
Bu bir dava değil, oturum.
Bu oturum dünya çapında yayımlanan bir televizyon programı,
o yüzden bana para ödüyorsun.
Bunun ne olmadığını, ne olduğunu ve sana neden para ödediğimi anlıyorum.
Güzel.
İfadeni okudun, şimdilik bunu es geçeceğiz.
Bu ayrı bir bölüm, tanığın sorgusuna geçiyoruz.
Blair, bu bizim seçtiğimiz kravat mı?
Daha fazla seçenek getirdiler.
Bay Zuckerger, İletişim Ahlakı Yasası CDA'nın 230. Maddesi, İnternet Servis Sağlayıcılarını kitap,
ve gazete yayıncılarına uygulanan sorumluluktan muaf tutuyor.
230. Madde yürürlükten kaldırılmalı mı?
Bu soruyu sormayacak.
Biliyoruz. 7 dakikamız var.
- 6 dakika 30 saniye olacak... - 230 kaldırılmalı mı?
Hayır. Senatör.
Hayır, Senatör.
Neden?
Bu internetin sonu demek olur.
Seçmenlerinizin istediği şey bu mu?
Kahretsin.
Yapacağını sanmıyorum.
-Charlie. -Ne?
Yapacağını sanmıyorum.
O kim?
Charlie Garrigan.
Ona neden para ödediğini bildiğini sanmıyorum.
Dur.
Charlie Garrigan burada mı?
Burada olmasını istemiştim.
- Bu da ne... - O kendini tutmaz.
Kendini tutmak mı?
Kahrolası... Merhaba Charlie.
Hakkında başyazı... Beni dinle.
Vurucu sahaya ağırlıkla çıkar, sopasını dener.
Ağırlıklarla koşarsın.
Sana sert mi davranıyor?
İyi.
Sinirini bozuyor.
-New York'a yorum yazmış.. -Umurumda değil.
Senin?
Pekala.
İşe dönelim.
Çok uzun bir yorumdu.
Madde 230.
Sizi dinliyoruz.
Cevabımız.
Senatör, bize göre Madde 230 temelde iki şey yapıyor.
Öncelikle ifade özgürlüğünü destekliyor ki bu temel önemde.
O olmadan... 230 olmadan platformlar insanların söylediği her şeyden sorumlu tutulabilir.
Sözünüzü kesebilir miyim?
Hayır, ama sorduğunuz için teşekkürler.
Bırakın cevabını bitirsin.
230 olmadan platformlar insanların söylediği her şeyden sorumlu olabilir.
Daha fazla içerik kaldırmaları için çok daha büyük baskıyla karşılaşırlar.
Bir saniye.
Ne biliyoruz?
Kötü.
Bir dizi haber olacak.
Aylardır bunun üzerinde çalışıyor.
Aylardır mı?
Çok ciddi.
Bildiğim bu kadar.
Ne iddia ediyor?
Bildiğim bu kadar.
- Dizi olacaksa... - Çok şey iddia ediyordur.
Kaynak?
Ne olduğunu bilmiyorum.
20 dakika sonra görüşmemiz var.
Sadece ikimiz. Henüz avukat yok.
Ama gelmemizi isteyecekler.
Zamanlama daha kötü olamazdı.
Daha fazlasını öğrenene kadar Mark'a bir şey söylemeyeceğiz.
Bugün yapacak çok işimiz var.
20 dakika mı?
Evet.
Adam aylardır bunun üzerinde çalışıyormuş
ve PR'da... PR'da kimsenin haberi yokmuş.
İnanılmaz.
D.C.'deki o konuşmalar mı?
Tanrım.
Bunu duyunca çıldıracaklar.
Brendan, telefonunu kapat ve kaldır.
Bu onu çıldırtıyor.
Mark, ihlal içeren bir içerik ya da bir dizi başka kriter varsa.
Ya da bir dizi başka kriter.
Epeyce buna odaklanmış durumdayım.
Henüz gerçek bir etki verimiz yok, ama Rye'a neden para ödediğimi,
bilmediğimi mi sanıyorsunuz?
Kendisi kriz durumları uzmanıdır.
Rye Akinola kriz PR uzmanıdır.
Onu tüm ekonomi tehlikedeyken işe alırsın.
Monarşiler onu tutar.
Bu bir kriz olmasaydı buraya gelir miydim hiç?
Bu adamlar bir sonraki tura güveniyorlar,
yardım etmek isterim ama bence mahvolmuşsun.
Tamam.
230. Maddenin değiştirilmesi ya da iptal edilmesi işinizi bitirir.
Ek bir soru.
Tabii ki.
MSI ne demek?
Tepkileri, sorunun farkında oldukları ve üzerinde çalıştıkları yönünde olacak.
Bana az önce anlattığın her şey, şu kartlardakilerin tamamı
ancak şirket içi belgelerle kanıtlanabilir, değil mi?
Aynen.
-Yani neye ihtiyacın olurdu? -Hikayeye temel sağlamaya?
Evet.
O şirket içi belgelerle mi?
Hayır.
Yoksa bunu piyasaya sürmek için mi?
Kesinlikle hayır.
Öyle düşünmüştüm.
Az önce yaptığım şey bile gizlilik sözleşmemi ciddi şekilde ihlal ediyor.
Daha önce Washington'da çalıştım, orada bilgiyi basına sızdırmayı çok ciddiye alırlar.
Ama böylesini değil.
Facebook'u seviyorum.
Misyonumuza inanıyorum.
Belli.
Benden bu kadar.
Görevimi yerine getirdim.
Bunlar kayıt dışı.
İşim bitti.
Kanıtları kendin toplayabilirsin.
Tamam
Ciddiyim.
Benimle iletişime geçmeye çalışma.
Sözleşmeyi ihlal etmen için seni teşvik edemem.
Gazetem davalık olur, yasayı çiğnemen için seni teşvik edemem
çünkü bu yasalara aykırı.
Teşvik istemiyorum.
Buraya gazyağıyla kibritle oynadığını söylemeye geldim.
Gerisini sen hallet.
Tanıştığıma memnun oldum.
Bazı işlerinin hayranıyım.
Önce sen çık.
Ben beklerim.
Bir şey daha var.
MSI dedikleri şeye bir bak.
İKİNCİ BÖLÜM ANLAMLI SOSYAL ETKİLEŞİMLER
MSI'ı hiç duymadım ama %64'ü açıkla.
Bunu anlamak senin için neden bu kadar zor?
Anladım.
Sadece bir daha anlat.
Eroin servis eden bir restoran zinciri olduğunu düşün.
Müşterilerinin %64'ü orada çünkü Facebook diyor ki; Bu restoranı seveceğinizi düşünüyoruz.
Deli mi bu?
Ona bir isim vermeliyiz.
Kaynağıma mı?
Ona bir şey diyebilmek için.
Fred diyelim.
Sıradan bir mühendis.
Deli mi?
Hayır. Sanmıyorum.
Civil Integrity Unit, Facebook'un büyük ölçekli etkilerini araştırmak için kuruldu.
Kutuplaşma.
Şiddetin kışkırtılması.
Dezenformasyon.
Halkın çıkarlarını Facebook'un çıkarlarının önüne koymaları gerekiyor.
Duyarlı olacaklarına dair söz bile veriyorlar.
Ne?
Vicdanıyla düşünüyor.
Mesele şu ki içlerinden bazıları gerçekten inanıyor.
Bu da onlardan biri olabilir.
Ya da yeni geleni yanlış haberin peşine takmak için bir yem olabilir.
Teknoloji dünyası eski medyayla dalga geçmeye bayılır
ve bu gazete alaya alınmaktan hoşlanmaz.
Ben de hoşlanmam.
Fred olmaz.
Değiştirebilirim.
Hayır, değiştiremezsin.
Fred dedin.
Artık Fred.
Hepimiz sikik salaklar gibi Fred diyeceğiz.
Hiç keyfi yerinde olur mu ki?
Şu an öyle.
%64.
Nasıl oluyor?
Nasıl oluyor?
Bu senin ilk seferin, değil mi?
Geride dur ve hiç konuşma.
Figüransın.
Tamam gelebilirsiniz.
Hızlı.
Kaslarınız var mı sizin?
Yazıyormuş gibi mi yapıyorsun?
O güvenlik mi?
Konuşma.
Kim sunuyor?
Amal.
Hadi bakalım.
Hazırlar.
Bu toplantı, H2MT bütünlük denetiminde ilettiğiniz taleplerin devamı.
- Bizden yeni güçlendirici kaldıraçları araştırmamızı istediniz... - Adını bilmiyorum.
Amal.
Amal, şu ana kadar olanların özetine ihtiyacım yok.
Karar noktaları ne, önerin ne?
Tamam.
Tamam.
Bütünlüğe etkisi.
Sınırdaki içerikler için ihlal kurallarını ne kadar esnetiyoruz?
İnsanlara faydası.
Anlamlı bir etkileşim ve olumlu bir hava mı sunuyoruz?
Kaç tane var?
Efendim?
Üç.
Üç tane var.
Terimleri tanımlayayım, sert önlem derken kuralı ihlal eden içeriği kaldırmayı kastediyoruz.
Deneyimiz, kaldırmadan daha hafif olan her şey yani yumuşak önlemlere odaklandı.
-Buna liderlik tablosu ekleme, doğrudan... -Sona gitmemiz lazım.
Peki.
- Aşağıdaki modelleri kısmen değiştirdik.. - Burası son değil.
Artısı, eksisi.
Tamam, sonraki MSI'ı kısıtlarsak vatandaşların yanlış bilgiye maruz kalmasını %38 azaltabiliriz.
%38.
Model şunu gösteriyor, paylaşılma ihtimali en yüksek içeriği
öne çıkarmayı bırakırsak vatandaşların yanlış bilgiye maruz kalmasını %38 azaltacağız.
Dezavantajı?
Gerçekten öyle büyük değil.
Bu büyük bir başarı.
O pek de büyük değil dediğin şeyi sayısal olarak ifade edebilir misin?
Kullanıcı etkileşiminde yüzde birlik düşüş.
Sadece %1.
Bizim ölçeğimizde %1'in ne demek olduğunu biliyor musun?
Bu, kaydırmayı bırakan 30 milyon kişi demek.
Bizim ölçeğimizde %38'in ne olduğunu biliyor musunuz?
Teşekkürler. Bu kadar.
Gidebilirsiniz.
Sadece %1.
Sorunları çözerler.
Sorunları işaret ederler.
Bir söylenti duyacaksınız.
Sivil dürüstlük ekibi dağıtılacakmış.
Dağıtılmayacak.
Dağıtılmayacak.
Ama o ekip dağıtılsaydı, bunun aslında iyi bir şey olduğu bile söylenebilirdi.
Diğer ekiplere entegre edilirdik.
Burada bizden başka kimse yok, Frances.
Bugün tek başına yürüyorsun.
Kuzeybatıya ilerliyor.
Birazdan duracak.
İşini kolaylaştıracaksa ben sana gelirim.
Binada en az bir düzine Facebook çalışanı kalıyor.
Stanbridge Süiti'nde kalmak kapalı kapı konuşmalarını bölmemizi sağlıyor.
Hala kalacak bir yer bulamadın mı?
Yok, bu konuda gerçekten bir şeyler yapmalıyım.
Kafandaki ne?
Hikayeyi sana vereli 51 gün oldu.
%64
Neden hala basmadın?
Çünkü bana bir hikaye vermedin, bir hikaye anlattın.
Kanıt bulmaya çalışıyorum.
Acele et!
O şirket içi belgeleri ne zaman verirsen..
- Bunu isteyemezsin sanıyordum... - İsteyemem.
Ömrümün geri kalanını sınır tanımayan biri olarak geçirmek istemiyorum,
kaynaklar ibretlik bir dava açar.
Sana söyledim, senle ben aynı takımda değiliz.
Hatırlıyorum.
Yağmur duruyor.
Dediğim gibi geçecek.
Sivil Dürüstlük'ü lağvedecek.
Sadece zaman meselesi.
Neden böyle söylüyorsun?
Ekip toplantısında söylenen bir şey.
- Üzüldüm. - Ofisinde balistik bir kanepe var.
Kurşun geçirmez.
Duvar monitörü de kurşun geçirmez.
Kurşun geçirmez kanepe nasıl korur?
Arkasına kıvrılırsın.
MSI hakkında ne öğrendin?
Hiçbir şey.
Hiçbir işe yaramıyorsun.
Bunu ilk kez duymuyorum.
Şirketiniz kullanıcılara söylenemeyecek türden bilgileri gizlemekte çok iyi.
Beğeni sistemini optimize ettik.
Algoritma sitede olabildiğince uzun kalmanı istiyor.
Tıpkı klasik radyo, televizyon ya da reklama bağımlı,
diğer işlerde olduğu gibi.
Kaydırmaya devam etmeni sağlayan şeyin ne olduğunu biliyorduk.
İki yıl önce anlamlı sosyal etkileşimler denen şeyi
optimize etme kararı alındı.
Tartışma bitti.
Onu MSI için optimize etmek istiyorum.
Algoritma değişti.
Bununla ilgili bir gönderi buldum.
Biraz çalışmışsın.
Mark, yıldönümleri, doğum günleri, mezuniyetler gibi
kişisel paylaşımların marka paylaşımları tarafından bastırıldığını düşünüyordu.
Evet, bastırılıyordu.
Amaç daha samimi etkileşimleri desteklemekti.
Bu platformda topluluğa aidiyet hissini güçlendirmek.
Aynen.
Şöyle dedi: Açık konuşmak istiyorum.
Bu değişikliklerle insanların Facebook'ta geçirdiği zamanın
ve bazı etkileşim göstergelerinin düşmesini bekliyorum.
Evet.
Ürününü iyileştirmek için daha az kazanmayı göze alan bir CEO.
Evet.
Sorun ne?
Ama bu onun, arkadaşımı nasıl radikalleştirdiğini açıklamıyor.
-Belki arkadaşın... -Olan buydu.
Durum bu işte.
- Sana bir telefon getirdim, sana kalmış. - Sivil Dürüstlük ile ilgili bir şeyler bul.
Teşekkürler.
Morgan.
Bak, burası karaoke söylememesi gereken insanlarla dolu bir oda.
Seçim yılında bazı endişelerimi anlattığım bir mektup yazdım.
Yanımda getirdim.
Aramızdan bazıları imzalar diye düşündüm,
-...ya da yeterince ekip üyesi bulursam... - Bekle.
Dinle.
Doğa boşluktan nasıl nefret,
...ederse Facebook da pürüzden öyle nefret eder.
Yaptığı her şey insan kaynaklı pürüzleri ortadan kaldırmaya dayalı.
- Biliyorum ama... - Frances.
Dinle.
Frances.
Stuttgart'taki siyasi katılıma baktın mı?
Hayır, tabii ki Stuttgart'taki siyasi katılıma bakmadım.
Civic, büyüme ile güvenlik arasındaki gerilimi yaratmak için tasarlandı.
Sürtünme yaratan bir kod yazıyoruz.
Bu sadece zaman meselesi.
Mektubu imzalamayacağım.
Mektubu kesinlikle imzalamayacağım.
Sorun çıkarma.
Şu şeyi sil.
Afedersiniz?
Pardon, ben sadece kulak misafiri oldum.
Özür dilerim.
Facebook'ta çalışıyorum. Kızınız zorbalığa uğrarsa bize bildirsin, kaldırırız.
Facebook değil, Instagram.
Onu satın aldık.
Artık tek şirketiz.
Platformlar ayrı ama şirket tek.
Zorbalığı bildirebilirsin.
Ancak ana kanalda yayınlanırsa ki, kimse öyle yapmaz.
Nefret siteleri açıyorlar.
Onun hakkında nefret dolu 11 sayfa açtılar...
Özür dilerim.
Özür dilerim.
Ben... Afiyet olsun.
Baba, hayır!
Bir saniye.
Pardon.
Bu onun bütün sosyal çevresi.
Hepsi için aynı.
Ben çocukken de zorbalık vardı ama hızı, yayılma alanı ve anonimliği...
Beden öğretmeni bacağındaki kesikleri görünce okul bizi aradı.
Karım onun ailesiyle konuşmak istiyor.
Ben o çocukları görmek istiyorum.
Şu lanet sopayla.
Şu lanet şeyin fişini çekin.
Girsene.
Güzel görünüyorsun.
- Dışarı mı çıktın? - Hayır.
Biri girip çıkarken görürse randevuya gidiyormuşum gibi görünsün istedim.
Randevu derken ne demek istiyorsun?
Evet, evet.
Hala yüzde 64'te makale yok.
Seninle iletişime geçmemin tek sebebi bu.
Tek sebep bu.
Daniel Ellsberg, Pentagon Belgelerini verdiğinde yayımlamaları ne kadar sürdü?
Hemen yayımladılar.
Bu iki şey arasındaki farkı gerçekten görmüyor musun?
Pentagon Belgeleri.
Pentagon Belgelerini verdi.
Pentagon Belgeleri, evet.
MSI'a geçiş daha özgün etkileşimleri teşvik etmek
ve platformdaki topluluk hissini güçlendirmek için değildi.
Kullanıcılarımız yaşlandı.
Yorumlar, paylaşımlar, beğeniler... hepsi düşüyor.
Etkileşim oranları düşüyor.
Her tıklamayı takip et.
Beğeniye göre sırala, videoya göre sırala, kronolojik sırala.
Hiçbir şey bu erimeyi durduramadı ya da yavaşlatamadı.
Etkileşim düşmeye devam ederse, ki etmemesi için bir neden göremiyorum,
kötü bir finansal haber olur.
Üçüncü ve dördüncü çeyrekte değer kaybederiz.
Ne kadar?
Bunu nereden biliyorsun?
İnternete bağlı olmayan bir bilgisayar aldım.
Hiç internete bağlanmamış anlamında.
Bir ada gibi.
Basit bir anakart ve işlemciden ibaret.
Ne olduğunu biliyorum.
İlk konuştuğumuzda aptal olduğunu söylemiştin.
Söylemedim eminim.
Woodward ve Burns Beyaz Saray muhabirleriydi.
Metrodan gelmişlerdi.
Yani çok mu içiyorlardı?
Metroseksüel değil.
Metro muhabirleriydi. Şehri takip ederlerdi.
İşimi seviyorum.
Bunu bilmeni istiyorum.
Demokratikleşme.
Oy vermek... Herkese vermek.
Bizim işimiz bu.
İyi anlatamadım.
Gayet net anlattın.
Bir fotoğraf var.
Bu çalınmış bir belgenin fotoğrafı mı?
Evet.
Tamam, dizüstüne uzanamam ama açarsan içinde ne var bakmayı çok isterim.
Ne?
Şu lanet şeyi açıver.
Bu alıntı 2 yıl önce bu ay yapılan bir toplantıdaki sunumdan.
Kullanıcılarımız yaşlandı.
Bu yüzden etkileşim düştü.
Gizlilik sözleşmesini ihlal etmeyi sürdürerek artık bir suç işliyorum.
O virüsü okudun mu? Yeni virüsü.
Evet.
Facebook'ta veri paylaşmak için bir grup kurdum.
İnsanlar oraya çalışmalar ve araştırmalar yüklüyor.
Herkes bulaşıcılığı tahmin etmeye çalışıyor.
Virüsün kinetiğini anlatan bir paylaşım var.
Yoğun bakıma ulaşan her vakaya karşılık,
sistemde ilerleyen 100 yeni gizli vaka enfeksiyonu var.
Amerika'da 10 vaka var,
bu da görmediğimiz 100'lerce olduğu anlamına geliyor.
Katlanarak ne kadar hızlı çoğalacağını biliyor musun?
10 vakanın nerede olduğunu biliyor musun?
Ne?
Hayır.
Hemen burada.
İyi.
Yani durum kötü olacak.
Ne gibi?
Fark etmez.
Metriği MSI olarak değiştirmenin gidişatı tersine,
çevireceğini neden düşündü merak ediyorum.
İşe yaradı mı?
Etkileşim arttı mı?
Bilmiyorum.
Sahte ismini reddetmişler.
Yapıp duruyorsun.
Başka bir sahte isim denemek ister misin?
Hayır, gerçek bir isim ve gerçek bir e-posta adresi lazım.
Facebook hesabın var mı?
Var.
Evelyn, senin Facebook'ta hesabın mı var?
Hayır.
Dur, ne...
Sahte Facebook sayfası açıp beğeni toplamaya başlamak için
için gerçek biri lazım.
İsmini kullanmam lazım.
Ama bazıları gerçekten ben olduğumu sanabilir.
Hadi başlayalım.
Evelyn Dabrowski illa olmak zorunda değil...
Tamam, profilde şunlar olsun istiyorum.
Anne?
Wilmington, North Carolina'dan genç bir annesin.
Dur.
Hükümete de güvenmiyorsun.
Siktir.
Politikaya meraklısın ama politikacıları sevmiyorsun.
Siktir.
Göçmen karşıtı ne varsa,
beğeni yapıyorsun.
Cezalandırılıyor muyum?
Bilgilerine ihtiyacım olacak.
Etkileşim arttı mı?
Her şey büyüdü. Özellikle paylaşımlar.
Ne kadar?
MSI devreye girdikten sonra etkileşim ve paylaşım bir yılda %50 arttı.
Bulaşıcı.
Her gün iki katına çıkan bir şey.
İlk haftanın sonunda başlangıcın 128 katına ulaşmış olursun.
2. haftanın sonunda başlangıcın 16.384 katına ulaşmış olursun.
Tamam, sonraki sayfa.
Dünyanın halini göremediğini
ve onu sadece bir hafta önceki haliyle gördüğünü hayal et.
128 katla çalıştığını sanırsın ama aslında 16.000 katla çalışıyorsundur.
İşte bu, virüs.
Etkileşimi bu hale getirirken ne halt yediler?
Bilmiyorum.
Belki bir araştırmacı gazeteciyle iletişime geçmeliyiz.
Alo?
Selam, benim.
Evet.
Paylaşım. Yeniden paylaş.
Sadece beğenme..
Paylaş.
Tanrım, ne yapmalı?
Tamam, benim için bu kadar.
Evet, teşekkürler.
Eve sağ salim git.
Yok, yani cidden her şey.
Sabah Porto Riko'ya uçuyorum.
Ne kadar süreyle?
Virüs gidene kadar.
Dur. Porto Riko'ya gidiyor musun yoksa temelli mi taşınıyorsun?
Çölyak hastalığım var.
O ne?
Glüten alerjisi.
Alerji.
Glüten yersen başına gelebilecek en kötü şey ne?
Ölüm.
Ama çölyak nöropatiye yol açıyor, kan gitmediği için bileklerim,
ve ayak bileklerim soğuğa tepki veriyor.
Çok acıyor.
Bunu bilmiyordum.
Eldiven ve tozluk taktığımı fark etmedin mi?
Moda aksesuarı sanmıştım.
Çabam işe yaramış.
Herkes evden çalışmaya başladı.
Bu fırsatı değerlendirip sıcak bir yerde çalışacağım.
San Juan'da ev kiralıyorum. Sahilde bir Airbnb tuttum.
Tam bir yere varmaya başlamıştık.
Sıcak havalara kaçmak için berbat bir zaman.
Sinir hasarı bu. Benim için de can sıkıcı.
Daha fazla düğün fotoğrafı göstermek için,
tasarlanan algoritma değişikliği etkileşimi %50 artırdı.
Evet, neden acaba.
Şarj etmem lazım.
Hayır, telefon kalsın.
-Hayır. -Sadece bir telefon.
Sende kalsın.
Şimdi ne yapacaksın?
Daha fazla mektup yazıp yine baştan mı başlayacaksın?
Evet.
Evet, her şeye sil baştan başlayacağım.
Tedavi bulunsun diye beklerken yeni bir virüs keşfettim,
yeni bir kaynak geliştirip en baştan başlayacağım.
Gluten yüzünden.
O zaman bol şans.
Siktir!
Bir yere varmak üzereydik!
Böyle bir şey olunca genelde ne yaparsın?
Küresel sağlık krizi yüzünden,
kaynağım Porto Riko'ya taşınınca mı?
Yeniden düşünmeye çalışacağız.
Elimizde ne var?
Neredeyiz?
Facebook'un algoritması nefret gruplarını korkutucu bir hızla öneriyor.
Evet, henüz kanıtlayamıyorum.
Bu büyük bir haber ama daha da büyüğü var.
Daha büyük haber ne?
Neden?
Neden?
Neden daha büyük bir haber var?
Tamam, MSI'da etkileşimi yılda yüzde 50 artıran gizli formül ne?
Kullanıcıları yaşlanıyor.
TikTok rekabetiyle karşı karşıya.
Boğazına kadar belada.
Sonra algoritmayı ayarlıyorlar.
Buna anlamlı sosyal etkileşim diyorlar.
Halka açık şekilde MSI'ın etkileşimi düşürebileceğini söylüyorlar
ama sorun yok çünkü aslında artacağını biliyorlar.
İçkiyi neyle sulandırmışlar?
Başa dönmem lazım.
Yeni bir kaynak bulmam lazım.
Hayır, o kadar sabrım yok.
Porto Riko'ya git.
Her buluştuğumuzda Fred bana geldi.
Tamam, istemiyorum...
Hikaye için gereken belgeleri sana vermesini sağla, %64'ü tamamlar.
Suçüstü yakalanacak.
Sonra MSI'ı bu işe sokmana yardım edecek.
Arka plandaki bu insanların güvende olacağına söz veriyorum.
Fred işini ve daha fazlasını riske atmaya devam edecekse
bırak da bu ondan gelsin.
Büyük bir haber istiyorum, sonra daha da büyük bir haber istiyorum.
Porto Riko'ya git.
Açılan her yeni dosya bir iz bırakıyor.
Bunu biliyor...
Bir düşüneyim.
Evet, düşün.
Önündeki 10 dakikayı kullan.
Doğru.
Jeff, bunu bilmen lazım.
Sakin ol.
Spatula Yahudi dilinde bir kelime mi?
Bilmiyorum.
Sanmıyorum.
Bunun üstüne kiminle iddiaya girdin?
Joe?
Evet?
Bunu görmen lazım.
Kim olduğumuzu, daha da önemlisi neyi savunduğumuzu öğrenmek için
birkaç dakikanızı ayırdığınız için teşekkürler.
Şube müdürlerimizden bazılarıyla tanışacak, sizin için neler yapabileceğimizi öğreneceksiniz,
siz bizim için yaparsanız birlikte yapabiliriz.
Sipariş vermeye hazır mısınız?
Bufalo ve pirinç dürüm alacağım. Bir de şu yeşil muz dilimlerinden.
Birkaç dakikaya hazır olur.
5 mi, 3 mü, 10 mu istiyorsun?
Hayır, bekle, pardon.
5 mi, 3 mü, 10 mu istiyorsun?
Öyle değil.
Biraz araştırma yap.
Bekle.
Güzel.
İnsanlar bununla ilgili paylaşım yapıyor.
Araştır bak.
230. maddeyi kaldırmak istiyoruz.
230. maddeyle ilgili sorulara alternatif bakmak,
ve siyasi reklamlar hakkında söyleyeceklerimizi duymak istiyorum.
Brendan, şu telefonu kaldır yoksa hepimiz işimizden olacağız.
Umurumda değil.
Mark.
Siyasi reklamlar.
Senatör, yalan söylemenin yanlış olduğunu düşünüyorum.
Evet, yalanlarla dolu bir siyasi reklam yayımlasaydık bunun kötü olacağını düşünüyorum.
Ama doğru olanın seçmenlerin yalan
söylendiğini görmesi olduğu fikrindeyim.
İşte burada.
Bununla olur.
Bence tam köşeden gol atıyor.
Daha az savunmacı.
Hiç savunmacı değil.
Bu bir zafer.
Burada herkes iyi mi?
Robbie?
Brendan?
Evet.
Jake.
Ed.
Harika.
Charlie.
Kafayı mı yediniz?
Bir durup Charlie'yi getirmeyi iyi fikir sananı övmek istiyorum, Rayo.
İyi bir cevap bu.
Seçmeni o yalana maruz bırakarak hizmet etmiş oluyorsunuz.
Bu bir sunum biçimi.
Seçmen bunun yalan olduğunu nereden bilecek?
Kelimesi kelimesine öyle demiyor.
Ondan bahsediyor.
Az önce kelimenin tam anlamıyla onu yaptı.
Bu bir sunum biçimi.
Seçmenin bir şey yapmasını engellemeye çalışıyorlar...
Senatörün Mark Willbey'e sorduğu soru, rakibinin aslında oy vermediği tasarıya evet dediğini iddia eden reklamı
Facebook'ta yayınlatmak için para ödeyip ödeyemeyeceği gibi duyuldu.
Gerçekler zaten kamuya açık.
Meclis arşivine girmeleri mi bekleniyor?
Belki biz de mi?
Siz bunu çözerken ben burada oturayım,
nasıl olsa zamanın benim için hiç önemi yok.
Bu cevabı veremezsin.
Belki farklı bir kravatla?
Resmi Facebook politikasının artık
siyasetçilerin yalan haber yaymak için para ödemesine izin verdiğini unutma.
Doğrudan zarar veriyorsa olmaz.
Pekala.
Nüfus verilerine göre çoğunluğu siyah olan posta kodlarını hedefleyip,
seçimin bu yıl çarşamba günü yapılacağını söyleyen reklam verebilir miyim?
- Baskıyı engelleyen politikayı uyguladığımızda... - Hayır!
Sadece hayır de!
Hayır de!
Bunu asla yapmayız!
Charlie, ani zarar riski olan tehlike söz konusu olduğunda...
Siyasi reklamları doğrulamıyor musun?
Burası bir demokrasi.
İfade özgürlüğüne inanıyorum.
Evet, herkes inanıyor.
Cevabın bu olamaz.
Bir adayla, seçmenlerin arasına girmeyeceğim.
Tam da aralarında duruyorsun.
Okulun önünde durup elini bile kıpırdatmayan okul polisi gibisin.
Çocuklar karşıdan karşıya geçiyor çünkü demokrasideyiz, öyle mi?
Seçmenler çocuk değil, onlara sebze yemelerini söylemek zorunda değilsin.
Bize hangisinin gerçek sebze, hangisinin havuç şeklinde,
bir kil parçası olduğunu söyle yeter.
İnsanlar tek başlarına, yardımsız bir siyasetçinin
ya da lobi grubunun doğruyu söyleyip söylemediğine karar verebilir.
Veremezler.
Kullanıcılarımıza saygı duyuyorum.
Onlara yalan söyleyerek.
Tek yalan söyleyen ben değilim.
Onların yalan söyleyen birini görmesine engel olmuyorum.
Çoğu kişi bir yalanı hissedince anlar.
Mesela?
Gilligan's Island'ın ilk bölümü yayınlandıktan sonra, o akşam bir kadın Güney Pasifik'te yedi kazazede var diye ABD Donanmasını
ve Pearl Harbor'ı aramış.
Az önce söyledikleri hakkında ne düşünmem gerektiğini
bilmiyorum ama Haklar Bildirgesi'nin arkasında duruyorum.
Bu ne demek?
Yakın bir tehlike olmadığı sürece insanlar istediklerini paylaşabilir.
O paylaşımdan bahsetmiyorum.
O paylaşımda doğruluk kontrolü durumu epey kötü.
Reklamlardan bahsediyorum.
Ücretli siyasi reklamlardan.
-Kaçırmazsın ki... -Burada ne işin var?
Aynen.
Çok uzun zaman geçmedi Fry sordu bana.
Tavsiyeme saygı duyduğun zamanlar çok eski değil.
Sen de bu şirket de iyi iş çıkardınız.
Güzel bir dönemdi ama yorum yaptığın başka bir dönem onun yerini aldı.
Zaman böyle işler.
Okuyucularını ne yapmaya teşvik ettiğini hatırlıyor musun?
Bunu şimdilik bir kenara bırakmalısın.
Bir Facebook felaketine uyan.
Çıkarlarımızın pek de örtüşmediğini söylemek adil olur.
Buna ayıracak vaktimiz yok.
Ne kadar yatırım yaptın?
Önemi yok.
Ne kadar?
Hatırlamıyorum.
Şirketi değil, seni soruyorum, şahsen.
Mark.
2,5 milyon.
Peki getirisi ne oldu?
100 katı.
Evet.
250 milyon dolar.
Felaket.
Umarım bu felaketi hisselerden kurtulduktan sonra fark etmişsindir,
çünkü çıkmadıysan 2,5 milyon dolarlık yatırımın bu sabah 1,2 milyar dolar ederdi.
Bana tavsiye vermekten çekinme.
Siyasi reklamların doğruluğunu denetleyip... olanları reddetmelisin...
Sansürlesem de aynısını duyuyorum, sansürlemesem de.
Hiç sansür uygulamayacağım.
Bu kararından çok pişman olacaksın.
Yurtta hot-or-not sitesini kurduğunda,
Boston'daki bütün kızların senden ettiğini hatırlıyor musun?
Bu, o zamankinden çok daha kötü bir karar, çok daha kötü.
İkiyüzlü bir şeyi kanıtlamak için
bir milyar dolar kaybettiğin zamanı hatırlıyor musun?
Dinle.
Bu, bunu konuşacağımız bir toplantı değil.
O toplantı çoktan yapıldı.
Bu, beni sempatik göstereceğin toplantı.
Yabancıların benim hakkımda ne düşündüğünü biliyorum.
Her gün okuyorum. Karım da. Çocuklarım da.
Hakemlik yapıyorlar.
İçerik denetimi konusunda sağlı sollu bunu duymanın sebebi, hakemlik yapmaları.
Facebook hakem değil.
Mesele de bu zaten.
Mesele de bu zaten, Charlie.
Biz hakem değiliz.
Biz kamusal bir alanız.
Ben ifade özgürlüğü mutlakçısıyım,
o yüzden doğrudan zarar riski olan durumları kabul ediyorum.
Hem mutlakçıyım deyip,
hem de doğrudan zarar riski olan durumları kabul edemezsin.
Yeni optimizasyonlarla, MSI ile
havaya saldığın yanlış bilgi akımı giderek güçleniyor.
Hidrolik gibi işliyor.
Sana söz veriyorum, zarar kapıda, cehennem çok yakın.
Bordonun tonları?
Onları sevmedim.
İyi.
Buna dönmemiz lazım.
Arkada neler oluyor?
Teddy neden girip duruyor?
Onunla konuşayım.
Dert etme.
Bill, Brian, ikinize ihtiyacımız var.
Ne?
Wall Street Journal.
Şaka mı yapıyorsun?
San Juan havaalanı yerine San Francisco havaalanından arasaydın,
o uçağa hiç binme derdim.
Bu içtiğim en iyi muzlu daiquiri.
O gün kaç muzlu daiquiri içtiğini hatırlamıyorsan bunun bir anlamı yok.
Ofisimdeki stajyerlerden biri sahte bir hesap açtı.
Her gün saatlerce gezindi, her şeyi beğendi.
On gün sonra FBI'ın aşırılıkçı saydığı üç farklı gruba davet edildi.
Şirket içi belgeler.
Facebook'taki aşırılıkçı grup üyelerinin yüzde 64'ünün oraya,
senin kodun yüzünden geldiğini kanıtla istiyorum.
Şu aptal içkinin parasını öde.
Şube müdürüm bunları nerede arayacağımı nereden bildiğimi sordu.
Şube müdürün benden haberdar mı?
Şube şefim, yardımcısı ve editörüm Fred adında bir adam olduğunu sanıyor.
Pinterest ve Google üzerine yaptığım işler düşünülürse,
kurumsal bilginin Venn kesişiminin tam ortasında duruyorum.
Şunu anla, ben ormana trüf mantarı aramaya salacağın bir tazı değilim.
Tazılar öyle yapmaz sanırım ama neyse.
Sadece açık olmak istiyorum.
İşini seviyorsun.
Evet.
Evet, seviyorum.
İşimi seviyorum.
Anlıyorum.
İyi bir iş, harika maaş, hisse opsiyonları, yan haklar.
Hayır, bunun karşılığını veriyorum ama bahsettiğim bu değil.
Affedersin.
İnsanları bir araya getirmek kutsal bir görev.
Bazı insanlar tuhaftır, Jeff.
Bazıları sosyal ortamlarda kendini rahatsız hisseder.
Klavye başında yalnızken en iyi hallerini gösterirler.
Biz gerçekten dünyayı değiştiriyoruz.
Evet.
Bu kesin değil.
Sen işe başladığında bizi sana karşı uyardılar.
Fotoğrafını ekrana yansıtıp durdular.
Tarihte basının hedef gösterdiği kişiler ne zaman iyi taraf oldu?
Sence kötü adamlar biz miyiz?
Bence sen kötü adamların elindeki en iyi araçsın,
ve bunu bana kanıtlayacaksın, o yüzden koyul işe.
Bu, kalemle kağıtla cinayet işlemekle suçlanan Zodiac gibi bir şey.
Hiç alakası yok.
Biz demokratikleşmeden yanayız.
Bunu daha önce duydum.
Dünyayı daha iyi bir yer yaptığınızı da duydum.
Ukalaca gülümseyebilirsin ama bu doğru.
Yirmi yaşındaki kızlar zavallı kaltağa küfrediyor,
o yüzden tam ikna olmadım.
Kültürden bahsediyorsun.
Demokratikleşmeden bahsediyoruz.
Evet.
Frances, demokrasi en iyi yönetim biçimidir.
Ama her şey için en iyi yöntem değil.
Adamların planına minnettarım.
Herkes adına konuşuyorum, bu geri bildirimi not ettik.
Dikkate aldık, aralarında konuşup
kadınların bunu tartışmayı kaybedince söylediğine karar verdiler.
Herkesin söz hakkı olmasını düşünmüyor musun?
Herkesin sesi var.
Bununla doğuyoruz.
Ama herkes mikrofonu hak etmiyor.
Herkes Wall Street Journal'da yazamaz.
Mesele bu.
Yeterlilik.
Orada çalışmak için iyi olman gerek.
Bunu hak etmen gerek.
Evet.
Facebook'ta işe girmeyi dene.
Sana önce ağ mimarisi haritalarını göstereyim.
Bütün bunları açıklaman gerekecek, değil mi?
Evet.
Andy, bir saniye dur.
Çeken bir yer arıyorum.
Tamam, bulduk.
Hayır, hayır, zaten elimizde var.
Belgeler.
Aşırıcı gruplar arası etkileşim.
Katılman gereken gruplar.
Etki araştırmaları.
Kaynaktan anonim bir alıntı.
Gazyağı ve kibritle mi oynuyorlar?
Gazyağı ve kibritle oynayan biziz.
Sivil Dürüstlük ekibindeydi diyebilir miyiz?
Anonim kalmak isteyen bir Facebook mühendisi diyor ki...
Bak, bekle, diğer hatta bir aramam var.
Alo?
Ofisteki stajyer, temas kurulmadan on gün önce miydi?
Arkadaşımınkinden çok daha kısa süre.
Neden?
- Sence neden? - Paylaşım yüzünden.
- Geçen akşam onu aradın. - Evet
Aradım.
Ona sadece beğenmesini değil, paylaşmasını söylemişsin.
Aynen öyle.
Pasifik saatindeyim.
Öğlen 12 den akşam 10 kadar çalışıyorum.
Yarın şu saçma içeceği olan yerde buluşalım.
Muzlu Daiquiri idi..
Andy.
Evet, buradayım.
Bak, düşman bulmanın kolay olduğunu biliyorum.
Mafya düşman edinmek için daha kolay olurdu.
Evet.
Ama yayınlayacağız.
Facebook Algoritması Nefret Gruplarını Teşvik Ediyor
Merhaba Miriam.
Merhaba Frances.
Benimle konuştuğun için teşekkürler.
Tabii ki..
Mesajını aldım.
Bir sorunumuz var.
Korkarım buraya geri dönmen gerekiyor.
Benimle gel.
Paylaşım.
Trüf aramaya gitmemiz lazım.
Yarın sabah eve dönmem gerekiyor.
Neden?
Meğer Facebook kuralları başka ülkeden çalışmaya izin vermiyormuş.
Şirket genelindeki uzaktan çalışma dönemlerinde bile.
Buna üzüldüm.
Tamam.
Tekrar eldivenlere ve angarya işlere dönüş.
Otelden çalışabilirim.
Artık bunların içinde olmayacağız.
Bitti.
Tamam.
Gerçekten.
Senin için üzüldüm.
Yüzde 64 ile ilgili makale bugün çıktı. Anlaşılabilirdi.
Görevimi yaptım.
Frances, bu aşamada... izini sürebilecekler.
-Şu örüntüye bir bak... -Biri bir şey mi söyledi?
Hayır, İK bu sabah benimle iletişime geçince...
-Makale yüzündenmi sandın?
Evet.
Bir anda ödünü mü patlattı?
Bir andan çok daha fazlası.
Bir andan fazlası.
Bunu kim yapar?
Frank Capra filmlerinden fırlamış bir karakter değilim.
Frank Capra filmleri izlemeni beklemezdim.
Neden?
Bilmiyorum.
En bilinen iki tanesini izledim.
İkiden fazla çekti.
En büyüklerini.
Neden bahsettiğini biliyorum, yine de Kayıp Ufuk'u izlemelisin.
Leylaklar ve mürverler.
Al tatlım.
Tanrım, kapat çeneni.
Tamam.
Bunu kim yapar?
Bu, asıl istediğim şeyi yapana kadar
oyalanmak için yaptığım bir şey değil.
Asıl yapmak istediğim şey bu.
Sivil Dürüstlük Departmanındaki herkese LinkedIn'den mesaj göndermişsin.
Neden bir tek ben cevap verdin?
- Çünkü sen France'sin. - Farkındalık.
Tanıdığım biriydi, abarttım.
Al, şunu al.
Bununla ne yapacaksın?
Al işte.
Evet, nereye bakacağımı biliyorum
ama bakan tek kişinin ben olduğumu mu sanıyorsun?
Kusura bakma, inançlarımın arkasında duracak Spartaküs gibi bir cesaretim olsun isterdim
ama yok.
Sanat ve edebiyat çıtayı epey yükseğe koyuyor.
Ben kimim ki Antigone, John Proctor, İki Şehrin Hikayesi'ndeki herif ..adını hatırlamıyorum..
ve Allah aşkına Gandalf olayım.
Belki de sadece korkak bir tavuğum.
Belki de ortada hiçbir şey yoktur.
Belki de ortada hiçbir şey yoktur.
Açık konuşalım, gazetecilerin işini çaldığımız için, teknolojiye önyargılı bir gazeteciye,
yardım etmek için artık işimi, senin geleceğini ya da özgürlüğünü riske atmayacağım.
Bunu kim yapar?
Tüm yardımın ve aldığın riskler için minnettarım.
Korktuğun için üzgünüm.
Doğru davrandın.
Önyargım teknolojinin gazetecilerin işini elinden almasından değil.
Onları bu kadar berbat etmelerinden.
Bu büyük bir olay.
Dönüş uçuşun iyi geçsin, Frances.
Wall Street Journal.
- Diziyi aylardır hazırlıyorlarmış. - Ciddi misiniz kimsenin haberi yok.
Cynthia tatilde.
Medya İlişkileri Departmanı Başkanı da Katmandu'da.
- Kim bu muhabir - Jeff Horwitz.
Az önce konuştum. Konu Instagram ve ruh sağlığı olacak.
Sistem kontrolleri,
Uyuşturucu kartelleri servislerimizi açıktan kullanıyor, insan tacirleri servislerimizi açıktan kullanıyor,
İçeriden bir kaynağı var, adını vermiyor ama eskiden burada çalışıyormuş.
Ne zaman yayınlayacaklar?
Pazartesiden itibaren.
Adı ne demiştin?
Jeff Horwitz.
Geçen Nisan'da % 64 haberini yapan oydu.
Bunun olduğundan haberin var mıydı?
Bu konuda hiçbir şey bilmiyorum.
O kişiyle konuştun mu?
Jeff Horwitz mi?
Onunla konuştum ama bu konuda hiçbir şey bilmiyorum.
Eskiden burada çalışmış bir kaynak mı?
Siktir!
Sessiz konuş.
Bugün altıda Horwitz'le görüşmem var.
Buraya gelecek.
Arka planda ikimiz olacağız.
Bugün altıda mı?
Saat altıda.
Hadi işe dönelim.
O Instagram ve ruh sağlığı meselesi neydi?
Editörlerin ne bildiklerini sayarken Instagram ve ruh sağlığından bahsetti.
Sorunun farkındayız ve üzerinde çalışıyoruz.
MSI?
Ben... Ben koyun değilim.
Bana yasayı göster.
Araştırmanı yap.
Hayır, hayır, hayır.
Araştırmanı yap.
Bana yasayı göster, federal ya da eyalet yasasını.
- Mağazanın hakkı var... - Araştırmanı yap!
Lütfen... Beni peçe takmaya zorlayan federal ya da eyalet yasasını göster!
- Lütfen, mağazanın yasası var... - Yasayı göster!
-Bayan... - Bende fazla var.
Alabilirsin.
Seninkini mi?
Alabilirsin.
İzin vermeyeceksin.
Hoşça kal.
Merhaba.
Girebilir miyim?
Test yaptırdım.
Tabii ki.
Nerede oturduğumu bildiğini bile bilmiyordum.
Böyle saçmaladığım için kusura bakma.
Neyse işte.
Frances, şu veda partisinde, göndereceğin mektubu göstermiştin.
Senin ekranındaydı.
Peki.
Gazyağı ve kibritle oynuyoruz diyordu.
O akşam ekranındaki o mektupta.
O, bir gazete makalesindeki isimsiz alıntıydı.
Jeff Horwitz ile çalışıyorsun.
Hayır, Morgan, senle ben birbirimizi o kadar iyi tanımıyoruz.
Her şeyi sana açıklayacağım.
Instagram'ın beden sorunu yaşayan ergen kızlara olan etkisine dair bir iç araştırma olduğunu öğrenseydin,
test edilen grupta sorunu kötüleşenlerin oranının yüzde kaç olması senin için kabul edilebilir olurdu?
Platformda geçirilen zaman sonucunda kaygı, depresyon ve intihar düşüncesi.
Sitemizde geçirilen zaman yüzünden beden algısı sorunu kötüleşen ergen kızların oranının,
kaç olması senin için kabul edilebilir? - Emin değilim.
%2 mi?
%1.
%32.
Hangi araştırma?
Bu.
Lütfen bunu arkadaşına ver. Çocuklara yönelik Instagram'ı tanıtmaya başlamadan önce.
Bunun bir açıklaması var.
Kamuflajının daha çok dikkat çekmiş olabileceğini hiç düşünmedin mi?
Ne tür bir otel olduğunu bir türlü hatırlayamadım.
Bu yüzden önce aradım.
Marriott, Moda, Hilton, Hyatt, Embassy Suites.
Hatırlayamadım.
Sadece nerede olduğunu biliyordum.
Telefonu iade ettim.
Tepenin dibine park ettim.
Yağmur yağıyor.
İyi misin?
Çok saçma görünüyorum.
Bunu herhalde önceden söylemeliydim.
Bu herif neden bu kadar mutlu?
Az önce önündeki havayı tokatlayan var ya.
Niye bu kadar mutlu?
Bu yeniden gösterim..
Son saniyede 10 metreden şutu sokup maçı eşitledi.
Her şey yolunda mı?
Sadece berabere mi?
Beraberliğe mi bu kadar seviniyor?
Uzatmaya kaldılar.
Uzatmayı kazandılar mı?
Maç bitmedi daha, göreceğiz.
Hiç bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum.
Sen hiç bu kadar mutlu oldun mu?
Şu adam, ellerini havaya kaldıran.
Hiç bu kadar mutlu olmadım.
Sınıfta parmak kaldırıp öğretmenin asla seçmediği kız gibiyim.
Parmak kaldırmayı çoktan bırakmalıydım.
Oturmak ister misin?
Downstream MSI.
Ne olduğunu bilmiyorum.
Gerçekten bilmiyorsun.
Dışarıda ne oldu?
Downstream MSI, bir gönderiyi viral yapan çığ etkisi yaratan aktivitedir.
- Tamam. -Sadece dinle.
Başlangıçta yapabileceğin en iyi şey erkenken gönderiyi beğenmek falandı.
Gönderiyi beğenince ona benzer bir şeyler gösterirdik.
İki yıl önce MSI için optimize etmiştik.
Bu değişti.
Artık beğeninin beş katı değerinde emoji tepkiler olacak.
Yorumlar beğenilerden 15 kat, paylaşımlar 30 kat daha değerli olacak.
Algoritma sana paylaşmak isteyeceğin içerikleri göstermek istiyor.
Fena halde bunu istiyor.
Algoritmayı değiştirmeyi insanlara yararlı bir ayar gibi sunmak kolay.
Facebook'a değil.
Açık konuşayım.
Bu değişikliklerle insanların Facebook'ta geçirdiği sürenin
ve bazı etkileşim göstergelerinin azalmasını bekliyorum.
Sorunun ne olduğunu tahmin edebiliyor musun?
Sadece beğendimden 30 kat daha yoğun paylaşılan içeriğe öncelik vererek.
Dur.
Hayır, dur.
Mark, en çok neyin paylaşıldığını biliyoruz.
Bunu zaten biliyoruz.
Reach, tatlım, zaten biliyoruz.
Rayo!
En çok neyin paylaşıldığını gösteren Allah bilir
kaç tane şirket içi araştırmamız var.
Bunu zaten biliyoruz.
Kahretsin.
Evet?
Dezenformasyonu, aşırı kutuplaşmayı, nefret söylemini çözmeye çalışırken sen bunu körükleyip onaylayacaksın.
Haklı, Rayo.
Yapmamalısın... İnsanları bir araya getirmekle çeliştiğini kendileri de kabul ediyor.
Ki anladığım kadarıyla asıl mesele buydu... -Hisse fiyatı, Rayo.
Halka açık bir şirketiz.
Elimizde araştırmalar var.
Tokat gibi açık.
Biz ilan panosuyuz.
Ne?
Biz ilan panosuyuz.
İnsanların ne astığını kontrol etmiyoruz.
Ama edebilirsin, değil mi?
Tartışma bitti.
MSI'da optimize etmek istiyorum.
Tanrım, Frances, o bilgisayarın bir yerinde üst yönetimin bildiğine dair kanıt var.
- Onun bildiğine, en çok paylaştığı şeylerin... - Seni sinirlendiren her şey olduğuna dair.
İşte yaşanan şey bu.
Gitti.
Oda servisi.
Akşam yemeği sipariş etmiştim.
Sorun yok.
Deneyimine göre güçlü insanlara bir şeyi değiştirtmek ne kadar zor?
İşin içinde para varsa, zor.
Evet.
Ama iş tamamen parayla ilgiliyse, gerçekten zor.
Canlarını yakmalısın.
Onlara acı çektirmelisin.
Bugün işimden ayrıldım.
İstifa mı ettin?
Hala belgelerini çalarken paralarını alamam.
Cuma gece yarısı erişimimi kaybedeceğim.
Her şeyi almak için 102 saatimiz var.
Sence ne kadarı MSI ile ilgili?
Hayır, her şeyi kastediyorum.
Bu, yayımlanmamış bir Instagram ve ergen ruh sağlığı araştırması.
Uyuşturucu kartelleri ve kaçakçılığına dair kanıtlar da olacak. İnsan tacirleri.
Daha fazla mürekkebe ihtiyacınız olacak.
102 saat.
Burada çalışırsam telefona koşturup durarak zaman kaybetmem.
Sydney Carton.
İki Şehrin Hikayesi'ndeki kahramanın adı bu.
Kafasını kesiyorlar.
İşte bundan bahsediyorum.
Anladım.
Hadi çalışalım.
Halk deme.
İnsanlar de.
İnsanoğlu deme.
Deney yapıyormuşsun gibi duyuluyor.
Blair, tek bir görevin var.
Bu beyefendiye bir kravat bulmak.
O kadar basit değil.
Göründüğünden daha karmaşık olamaz.
Şaşırırsın.
Çok şaşırırım.
Mavi.
Onu denedik.
Başka bir mavi.
Pekala.
Hisset. Hissetti. Öğrendi.
İnsanların nasıl hissettiğinin farkında ol.
Başkalarının da aynı şekilde hissettiğini kabul et.
Facebook'un neler bulduğunu, neler yaptığını,
ve siyasi reklamları nasıl denetlediğini paylaş.
Bu aşamayı geçtik.
O zaman geri dön.
Bu, onu ele alacağımız bir toplantı değil.
Olgular görecelidir.
Hayır, değiller.
Aslında öyleler.
Öyleler.
Ya bir siyasi reklam, Başkanın imalat sanayinde yarım milyon dahil
altı milyon istihdam yarattığını söylese?
Bunu doğrulamak için artışın net mi brüt mü olduğunu, nedensellik ima eden bir ifade kullanılıp kullanılmadığını
ve istihdam artışının zaten var olan ekonomik ivmeden kaynaklanmadığını saptaman gerekir.
İstihdam istatistiklerin bitti.
Bununla devam et.
Mark.
Yeter!
Sabah sabah üstüme çullandın, bu bana yeter.
Buradakiler hayır dediğimde tartışmanın bittiğini bilir.
Okuldan çıkalı daha iki yıl olmadı, Charlie.
Etrafına bak.
Beyler.
Terk edilmiş bir sevgili gibi davranıyorsun, Charlie.
O zaman da böyle davranıyordun, hatırlıyorum.
Bana karşı kampanya yürüttüğünde mi?
Bir kez görüştük.
Üç yıl boyunca her hafta, haftada bir görüştük.
Masaldaki gibi, bir kez.
Bana tavsiye verdin.
Bir kısmını tuttum.
Hepsini.
Bir kısmını.
Yahoo'ya mı sattın?
Sattım.
Rica ederim ama bu..
İnanılmaz bir ihanet işledin ve artık görüşmeyeceğiz.
Saflığı metaya dönüştürmeye başladığında çekip gittin.
Çok para kaybettim.
Bundan utanmam gerektiğini düşünmen canımı sıkıyor.
Bir girişim yatırımcısı için mi?
Dün en popüler üç gönderinin ne olduğunu biliyor musun?
Hayır.
İkisi olgusal olarak düpedüz saçmaydı.
Biri sapıkçaydı.
Üçü de histerik ve aptalcaydı.
Hiçbirinin en ufak bir haber değeri yoktu.
Bu insanlar sapık, histerik ve aptal, Charlie.
Ben öyle boklar paylaşmıyorum.
Ama sen biraz çekingen değil misin?
Artık görüşmüyoruz, o yüzden neden burada olduğunu bilmiyorum.
Buraya siyasi reklamları doğrulamanı söylemeye geldim.
Hayır demeye geldim.
Bu imkansız, Charlie.
Bu ölçekte imkansız.
Farklı seçim sistemlerinde
ve yüz farklı dilde milyonlarca siyasi reklamın gerçek zamanlı doğrulanmasını beklemek düpedüz imkansız.
Daha az reklam satacaksın.
Hepsi bu.
Daha az reklam satacaksın ama umursamayacaksın.
Çünkü siyasi reklamlar gelirinin yüzde yarısından bile azını oluşturuyor.
Bu ufak kayıp, insanların Facebook'daki siyasi reklamların doğru olduğunu
bilmesinden doğacak iyi niyetle fazlasıyla kapanır.
Sıfırı bir yap ya da biri sıfır yap.
Yap gitsin.
Bitti mi?
Ya da dezenformasyondan en çok nemalanan politikacıların,
daha gevşek bir denetim ortamı yaratmaya en yatkın kişiler olması mümkün mü?
230. Maddeyi düzeltme ihtimali en düşük olanlar onlar mı?
Bu bir iş. Charlie.
Reklamları neden denetlemediğimizi biliyor musun?
Çünkü zorunda değiliz.
Güzel.
Beden diline dikkat, Mark.
İlgilendiğini göstermek için önce hafifçe başını salla
Ben sana ne anlatıyorum?
Evet, o kadar değil, biraz daha yumuşak.
Evet.
Kravatını değiştiriyor muyuz, değiştirmiyor muyuz?
Kes lan sesini.
Arkada ne oluyor?
Ne?
Mark'a ihtiyaçları var.
Wall Street Journal'ı boş ver, bugün yapamam.
Hayır, Capitol'de.
Capitol'de ne oldu?
Polisle çatışmışlar.
Resmen bir ayaklanma.
Görüyor musun?
Az önce kurum genelinde rozeti
ve silahı olan herkese gönderilen bir genelge yayınladılar.
Bir IPOC kuruyoruz.
Ne?
Entegre ürün savaş odası kısaltması.
Avrupalı siyasi partiler, MSI değişikliğinin kendilerini daha olumsuz içerik üretmeye zorladığını söylüyor.
Bir gruptasın, hala test yaptırmadın, maske takmalısın.
Pardon, nefret söylemi konferans modelinde bizden kaçacak mısınız?
O PR'ı önümüzdeki beş dakika içinde geçirmemiz lazım.
Kanaldaki tercihleri silmek üzereyiz.
Sadece ürün onayını bekliyoruz.
100 kat eşiğine geçelim mi?
Bu eşik için 100 kat mı?
Bırak biri benimle eğlensin.
Çapraz kontrol, elit kullanıcıların denetimsiz paylaşım yapmasına izin veriyor.
Elit kullanıcı sayılmak için ne gerekiyor?
Sorun da bu zaten.
Jordan lazım, Jordan'a ihtiyacım var.
Katkı vermeye devam etmesine izin verdik.
O, görevdeki bir başkan.
Sana okulda matematik bile öğretmediler mi?
Baptist okuluna mı gittin, orada matematiği büyücülük mü sanıyorlardı dans mı?
Normal bir okula gittim.
Acele et.
Şimdi AnyCue kontrol paneline bakıyorum.
Allah yardımcımız olsun, sitelerden biri tam bir felaket.
Canlı ortamda hemen değiştiririm.
Bekleyemeyiz.
Artık paylaşım yapmasına izin veremezsin.
GYSJ'nin daha sıkı filtrelemeye ihtiyacı var.
Mark, filtrelemeyi sıkılaştırmamız lazım.
Değişimden önce kullanıcı çekmeye çalışıyoruz, Instagram'ı bile geçer.
Bu belgeyi görmek isteyeceksin.
Yanlış pozitif riskinin otomasyonun faydasından ağır bastığını düşünüyoruz.
Yani kışkırtma riski, gönderiyi kaldırınca doğacak tepki riskinden kötü değil, öyle mi?
Frances?
Şutlandım.
Bir saat erken yaptılar.
Sorun değil.
Yakaladık.
Yakaladık.
Tanrım yardım et.
Ne?
Tanık olmak istiyorum.
Yorgunsun.
Adımı kullan.
Bunu yapmak istemezsin.
Anonim olmasaydım bunların hepsi daha ağır basardı.
Değil mi?
Böyle durumlarda kaynaklarıma düşünmek için 24 saat veririm.
Yayınladın mı şüpheli çemberi 5 kişiye iner.
Bu belge kombinasyonuyla, izlenme şekilleriyle sana anlatamam çünkü... - Aptalım.
Senin ne kadar aptal olduğunu bilmem ama benim olduğumu anlarlar.
Anonim olmasa daha ağır olurdu.
İşini sevdiğini bana kaç kez söyledin?
Acı çektirmen gerek, değil mi?
Can yakman gerek.
24 saate ihtiyacım yok.
Adımı kullan. Tanık oluyorum.
Zack, akşam yemeği siparişlerini alıyorum.
Güzel bir Dijon soslu fırında somon.
Hamburger.
Gençler?
Bir saniye gelin.
Sizi Frances'le tanıştırayım.
Bu Evelyn, bu da Zack.
Stajyerler.
Beni görmek güzel.
Görüşürüz.
Sevindim.
Özür dilerim.
Okul, staj derken... Pek uyuyamadım.
Meğer sizinle aynı deneyimi yaşadık.
Sahte hesap, Carol adında bir kadın.
Sonuç aşağı yukarı aynı çıktı.
Idaho milisleri beni kadrosuna katmaya çalışıyor.
Buradayız.
Prenses.
İyisin.
Bence yanılıyorsun.
Yanılmıyorum.
Carol'u arkadaşlara eklediğime oldukça eminim.
Millet, bu Fred.
Frances.
Ben Jeff'in genel yayın yönetmeni Andy Butler.
Merhaba Andy.
Christina McCann.
Christina.
Tom Datt.
Sevindim.
Buyrun.
Bizimle konuşmaya geldiğiniz için teşekkürler.
Bazılarınızın zaten gece gündüz çalıştığını biliyorum.
Evet.
Kelepçe gibi hissettiriyor.
Sadece uyumam lazım.
Avukat tutman lazım.
Muhbir statüsüne başvurmayı düşündün mü?
Kimse muhbirleri işe almaz.
Teknoloji sektöründe.
Bunu düşündün mü?
Hayır.
Ben düşündüm.
Hayır, hayır, hayır, hayır.
Kendi adınla ortaya çıkmak başka bir mesele.
Koruma statüsü alamazsa dava açıp onu lime lime ederler.
Muhbir koruması almak için federal bir kurumun,
Kongre'nin önünde bizzat ifade vermen gerekir.
Bunu yapmak istiyor musun?
Hayır.
Aynen.
Ama birinin onlara verilen her şeyi açıklaması gerekecek.
Hepsini sana açıklamak zorundaydım.
Hem de çok.
Birinin çıkıp onlara her şeyi açıklaması gerekecek.
Yardımın için teşekkürler.
Wall Street Journal için çalışıyorum, serbest piyasanın ateşli bir savunucusu olarak tanınırım
ve ben bile hükümet müdahalesi gerektiğini düşünüyorum.
Kongre'nin artık bazı yasalar çıkarması gerekiyor.
Televizyonda ifade vereceğiz, açık mı?
Basın olacak.
Biz basının ta kendisiyiz, Jeff.
İnternet de seninle kendi yöntemiyle hesaplaşacak.
Seni danslara götürecekler.
Biliyorum.
Oldukça makul bir ceza.
Neden cezalandırılman gerekiyor?
Geçen yıl boyunca o kodun sorumluluğunu üstlenmemi söyleyip durdun.
Seni manipüle ediyordum.
Bunun için bana ödeme yapıyor.
Pek büyük sayılmaz.
Bir dernek bana yardımcı oluyor Piyasa otoritesiyle iletişime geçiyor
Ne?
Beni SEC ile irtibata geçirecekler.
Siktir.
Arkadaşlar, Frances'le biraz baş başa kalacağız.
Hey.
Röportaj.
Bunun üzerine çalışman.
Hoş bir şey söylemek zorunda değilsin.
İçerideki o inek.
Hepimizden daha zeki.
Paçayı kurtarır.
İşler yolunda gidince böyle görünür.
İyi iş, patron.
Eve gitseniz iyi olur.
Muhtemelen birkaç yüz belgen vardır.
Biz kalıp tasnife başlarız.
Evelyn ve Zach, 21.323 belgem var.
Burada.
İçeri al, sonra burada kal.
Jeff.
Eddie.
Evet.
Jeff Horwitz.
Bu görüşmenin tamamı kayıt dışı.
Evet.
İlk protestocu ilk polise dalar dalmaz kız arkadaşıma yazıp gece geç saate kadar çalışacağımı söyledim
çünkü suçu bize atıyorlar.
Mark benden sana bir mesaj iletmemi istedi.
Güzel.
Mark birkaç ay önce hydrofoil sürerken çekilmiş bir fotoğrafını paylaştı.
New York Times elektrikli sörf kullandığını yazdı ama değildi.
O bir hydrofoildi.
Mark lanet gerçeği yazmanı istiyor.
New York Times için çalışmıyorum.
Genel anlamda söyledi.
Şimdi hangi kötü haberden korkuyormuş?
Hayır, ondan da korkmuyor.
-Teddy, telefonda konuştuğumuz gibi... -Frances Haugen senin kaynağın.
O izleri sürmek zor olmadı.
Burada pek arkadaşı yoktu.
Niyetini sorgulayacaklar mı acaba?
Telefonda konuştuğumuz üzere, Journal bir dizi araştırma yazısı hazırlıyor.
Facebook Dosyaları mı?
Evet.
Aliterasyondan nefret ederim.
Ama yanıtlaman gereken birkaç soru var, 72 saat içinde cevap vermemiz gerekiyor.
Kongre karşısına çıktığında o kızın hayatı mahvolacaki biliyorsun, değil mi?
Ondan duyacağım son şey bu olacak.
Belki Apple Store'da işe girer.
İyi olacak.
Hayır.
Olmayacak.
Kızın dokunulmazlığı olmasaydı onunla birlikte hapse girerdim.
Dokunulmazlığı var.
İfade verecek.
Kongre kurtarır.
Bu epey eski moda bir çözüm.
-Teddy. -Jeff.
Dünyanın en büyük ülkesinin iki katı büyüklüğündeyiz.
Hükümetten ayrıldıktan sonra.
Lütfen, bunu alıntılamama izin ver.
Hayır.
En iyisi yarın mı döneyim?
Soruların ne olacağıyla ilgili bize bir ipucu ver.
Facebook, Sivil Dürüstlük ekibini neden kapattı?
Devam et.
Facebook, geçen yıl FBI'ın QAnon'un tehdit oluşturduğuna dair uyarılarını,
neden görmezden geldi?
Yaptık.
3 milyondan fazla kişi QAnon Facebook gruplarına üyeydi.
Bu düpedüz saçmalık.
Asistanım.
Facebook'un algoritmaları, aşı yalanlarıyla
ülkenin pandemiye karşı mücadelesini baltalayan içerikleri neden öne çıkardı?
Aman tanrım..
Başka bir şey var mı?
Meraktan soruyorum, Facebook Mark'ın paylaşımlarının altındaki yorumları
yapay olarak mı şişiriyor?
Sanırım bunu yarın yapmalıyız.
Evet, sorun değil.
Bunu senin ofisinle ayarlarım.
Ama yine ayaklanma.
72 saatiniz var.
Bu kızın kendini ne bok sandığı hakkında hiçbir fikrim yok.
Masayı deviriyor.
Türkçe'ye çeviren ; ufukbaba nÇeviri v2.2 kullanılmıştır.
Burada.
Teşekkürler.
Sadece bir dakikan var.
Günaydın.
Günaydın.
Bu odada daha önce bulundun mu?
Evet, bulundum.
Bana bu odada ilk yardım yapıldığını söylediler.
Dövülüp şok tabancasıyla vurulduktan sonra
Kongre Polisini buraya derme çatma bir sedyeyle getirmişler.
Kanı çıkaramadıkları için halıyı değiştirmişler.
Nasıl hissediyorsun?
Eldiven yok mu?
Deli gibi görünmek istemedim.
Oraya gitmeden önce sana bir tavsiye vermek istiyorum.
Tamam.
Senato'ya karşı kaba olma.
Kötü biri değilim.
Harika bir insanım.
Eminim seni çoktan tavlamışımdır, ona birkaç kez aptal dedi.
Başka bir kişilikten bahsediyorum, beyni küçük ama bu kadar yol gelmeni,
o küçücük IQ'nla takdir ediyorum doğrusu.
Deli gibi görünmüyorsun.
Ama çok kötüsün.
Beni korkutuyorsun.
Vakit geldi.
Bu komite önünde vereceğiniz ifade gerçeğin ta kendisi, tamamı
ve yalnızca gerçek olacak.
Kaldırma kanalı desteğini Ekim yapılandırmasıyla yeniden devreye almalısın.
Acil durumu kapattın mı?
Seçimden sonra seçim bitmişti.
Seçimin meşruiyetini sorgulayan her gönderiye etiket koymalıyız.
Muğlaklık yok, yumuşak dil yok.
ABD'nin yasaları ve protokolleri olduğunu belirten bir şeyler söylemeliyiz.
Bir video paylaşmışlar.
İyi günler Sayın Başkan, Sayın Azınlık Sözcüsü ve Alt Komite Üyeleri.
Benim adım Frances Haugen.
Facebook'ta çalıştım.
Facebook'a katıldım çünkü içimizdeki en iyiyi ortaya çıkarma potansiyeli olduğuna inanıyordum.
Ama bugün buradayım çünkü Facebook ürünlerinin çocuklara zarar verdiğine, bölünmeyi kışkırttığına,
ve demokrasimizi zayıflattığına inanıyorum.
Yeni bir video daha paylaştı.
Bitir işini.
Bu, bazı sosyal medya kullanıcılarını kızdırıp dengesizleştirme gibi basit bir mesele değil,
bir kesimin diğerine karşı radikalleşmesi de değil.
Asıl mesele, Facebook'un ne pahasına olursa olsun büyümeye karar vermesi, kârını sağlığımızın
ve güvenliğimizin önüne koyması.
Ryan, M ekibini toplayıp ana noktalardan başlamanı istiyorum.
Tabii ki.
Önerin var mı Brendan?
Facebook'taki görevim süresince sarsıcı gerçeği fark ettim.
Facebook dışında neredeyse hiç kimse içeride neler döndüğünü bilmiyor.
Kongre'ye sunduğum belgeler, Facebook'un kendi araştırmalarının ortaya koydukları hakkında
kamuoyunu defalarca yanılttığını kanıtlıyor.
Çocukların güvenliği, yapay zeka sistemlerinin etkinliği
ve bölücü, uç mesajların yayılmasındaki rolü hakkında.
Bir şey söylemelisin Mark.
Bir şey söylemelisin.
Facebook sizi sahte bir ikileme inanmaya zorluyor.
Ya uç ve çelişkili içerikler arasında seçim yapacaksınız.
Ya da ülkemizin üzerine kurulduğu en önemli değerlerden birini,
ifade özgürlüğünü kaybedeceksiniz.
Büyük tütün endüstrisinin verdiği zararı gizlediğini fark ettiğimizde,
hükümet müdahale etti.
Arabaların emniyet kemeriyle daha güvenli olduğunu anladığımızda hükümet müdahale etti.
Opioidlerin can aldığını öğrendiğimizde hükümet müdahale etti.
Sizi harekete geçmeye çağırıyorum.
Teşekkürler, Sayın Başkan.
Sorularınızı yanıtlamaktan memnuniyet duyarım.
Komite tanığa teşekkür eder. Toplantı sona ermiştir.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.