All language subtitles for Yasak-Elma-114

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian Download
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

(Jenerik müziği)

(Jenerik müziği devam ediyor)

Biri bana mesaj atmış.

Çağatay seni aldatıyor diye.

Bir de bir ev numarası vermiş, yani bulunduğu ev diye.

Bence birisi kötü bir şaka yapıyordur.

-(Doğan) Mesaj atanı arasana. -Arayayım, değil mi?

-(Doğan) Tabii ki. -Arayayım.

(Operatör ses) Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor.

-Lütfen daha sonra... -Yok, ulaşılamıyor diyor.

Kapanmış bu numara, yok.

Kimse bu, kapatmış bu numarayı. Kim bu mesajı atıyor ki?

Yıldız, biraz sakin ol.

Belli ki kötü biri senin huzurunu kaçırmaya çalışıyor. Tamam mı?

Ne yapayım ben? Bu ev numarasını mı arayayım şimdi?

Bence hiç bulaşma.

Yoksa ekmeğine yağ sürmüş olursun. Bence vazgeç.

Ama ben şu anda bayılacak gibi oldum.

Sen lütfen gelir misin? Otur lütfen. Otur lütfen.

Dur, arayayım ben bunu.

-(Doğan) Yıldız, şimdi değil. Otur. -Vallahi kalp krizi geçireceğim.

-Al, bu suyu iç. -Teşekkürler.

(Doğan) Ver, tamam, tamam.

Siz de kusura bakmayın. Sizin yanınızda böyle bir olay oldu ama...

Hiç önemli değil. Sen derin derin nefes al.

Bir an mesaj gelince ne yapacağımı şaşırdım.

Yok, ben böyle duramayacağım. Ben arayayım en iyisi.

Ben arayayım. Şu ev numarasını arayayım.

Sen bilirsin tabii.

Çağatay açarsa ne yapacağım ben o zaman?

Çağatay’ın sesini duyamam ben.

-(Doğan) Gel, otur şuraya. -Kalp krizi geçireceğim şu anda.

(Doğan) Tamam, sakin ol, sakin ol.

Derin derin nefes al.

(Telefon çalıyor)

(Telefon çalıyor)

(Telefon çalıyor)

(Kumru iç ses) Hani burayı bizim için tutmuştu?

Telefon numarasını benden başka biri daha mı biliyor?

Ya bir sevgilisi daha varsa ve onu da buraya getiriyorsa?

(Telefon çalıyor)

(Telefon çalıyor)

(Telefon çalıyor)

-Daha iyisin, değil mi? -Yok.

(Gerilim müziği)

(Kumru ses) Alo?

Alo, kimsiniz?

Kim?

Kimi aradınız?

(Gerilim müziği)

(Meşgul tonu)

(Doğan) İyi günler. Sesiniz gelmedi de.

Ben Çağatay Kuyucu'yla görüşmek istemiştim.

Anladım. Kusura bakmayın, yanlış olmuş.

Ne?

-Kim? Ne diyor? -Ben sana ne dedim Yıldız?

Ne dedin? Ben şu an adımı bile hatırlamıyorum.

Bilmiyorum yani, ne demiştiniz?

-O ne diyor? -Sen de duydun işte Yıldız.

-Çağatay'ı sordum. -Evet?

-Ee? -(Doğan) Yanlış numaraymış işte.

-Bir sorun yok yani. Tamam mı? -Yanlış numara mı?

Nasıl yani?

Ne demek yanlış numara?

Bana böyle bir mesaj geliyor, sonra yanlış numara mı dediler?

Yok muymuş yani orada Çağatay?

Yıldız, lütfen sakin ol, tamam mı? Bak, sorun yokmuş.

(Gerilim müziği)

(Kapı kapandı)

-Kumru. -Buradayım.

(Gerilim müziği)

Ne oldu? Bir şey mi oldu?

Ev telefonu çaldı.

Ne?

Buranın numarasını başka biri biliyor mu?

Yok canım. Kim bilecek?

Ben bile ezbere bilmiyorum.

Kimmiş peki? Ne dedi?

Sesimi dinledi, kapattı.

Yanlış numaradır. Ben de ciddi bir şey var sandım. Boş ver.

Sen niye gerildin ki?

Yok, gerilmedim ki.

Sen telefon çaldı derken ki suratını bir görsen.

Sana öyle gelmiş.

Hadi bir şeyler söyleyelim, ben acıktım.

Üzgünüm ama söyleyebileceğimiz bir yer yok.

Sadece yakında bir market var. Bu da demek oluyor ki...

...kendi yemeğimizi kendimiz yapıyoruz. Gel bakalım.

Şaka yapıyorsun herhâlde. Ben yemek yapmayı bilmem.

Bulalım birisini, o yapsın.

Gülme öyle, ciddiyim.

-Aşçı falan da ister misin? -Çok iyi fikir.

-Değil mi? -Evet.

Şimdi markete gidiyoruz, alışveriş yapıyoruz ve...

...kendi yemeğimizi kendimiz yapıyoruz. Yürü bakalım.

(Kumru) Çağatay, saçmalama!

Daha iyisin, değil mi?

Evet evet. Biraz daha sakinleştim.

Çok utanıyorum sizin yanınızda böyle bir şey olduğu için.

Ne olur kusuruma bakmayın.

Rica ederim. Seninle ne alakası var?

Bu kötü şakayı yapan densiz yüzünden oldu her şey.

Vallahi bu şaka falan değil. Biri bizimle uğraşıyor diye düşünüyorum.

Size bir şey soracağım.

Bu numarayı ben aradım, hiçbir şekilde ulaşamadım ya...

...yani siz bulamaz mısınız?

(Yıldız) Kim olduğunu bulursanız...

Yıldız, ben sana söz verdim, araştıracağım...

...ama bir şey çıkmayacak. Muhtemelen (***) karttır ve...

Tabii kendi adıyla da almamıştır.

Aynen öyle.

Resmen biri bize oyun oynuyor.

Yıldız, yanlış anlamazsan sana bir şey sormak istiyorum.

Tabii.

Çağatay'la aranızda daha önce böyle bir şey oldu mu?

(Doğan) Çünkü mesajı görür görmez tereddütsüz inandın.

Yani aslında bir şey olmadı da...

...Çağatay'ın iş yerinde biri var, Feyza.

Ben nedense ondan şüphelenmiştim.

Sonra?

Yani ben yanılmışım. Birazcık ayıp etmiş oldum Çağatay'a da.

Meğerse Feyza, bizim bir arkadaşımızla berabermiş.

-Dolayısıyla Çağatay sana sinirlendi. -Evet.

Hem de çok.

Peki, bu kızdan niye şüphelendin?

(Doğan) Yani Çağatay öyle biri mi?

Sadakatsiz biri midir?

Yani aslında Çağatay beni hiç aldatmadı bugüne kadar.

Yani benimle evlenmeden önce birazcık böyle 'playboy' gibi bir...

...namı vardı ama...

...yok, yani biz evlendiğimizden beri hiç öyle biri değil.

Yıldız, söylediklerinle yaptıkların birbirini tutmuyor, farkında mısın?

Yani işin doğrusu Çağatay babasını kaybettikten sonra benden biraz uzaklaştı.

Ben de o nedenle acaba mı dedim? Yani...

...böyle bir ihtimal olabilir mi diye...

-Anlıyorum. -Neyse, ben kalkayım artık.

Size de çok ayıp oldu. Böyle bir olayın içinde kaldınız. Kusura bakmayın.

Rica ederim. Hiç sorun değil.

Sizden bir şey daha rica edeceğim.

(Yıldız) Sonuçta bu benim aile meselem.

Lütfen burada olanlar bizim aramızda kalsın.

Endişeni gayet iyi anlıyorum.

Burada olan, burada kalacak. Unuttum bile.

Teşekkürler. Hoşça kalın.

(Doğan) Güle güle.

(Kadın) Buyurun efendim.

(Müzik)

Çetin, hemen buraya gel.

(Telefon çalıyor)

Abla, neredesin sen, neredesin?

-Bir şeyle uğraşıyordum Caner. -Neyle uğraşıyorsun yine, neyle?

İnan, hiç bilmek istemezsin.

Abla, ne oldu? Kötü bir şey mi yoksa?

Dirilen ölüler desem.

Ablacığım, bak beni korkutma gözünü seveyim.

Yani ben bu yaştan sonra zombi falan kovalayamam. Ne oluyor, anlat!

(Ender ses) Neyse Caner. Bu konuyla şimdi kafamızı karıştırmayalım.

Yıldız aradı, acil çağırıyor. Şimdi ona bir uğrayacağım.

İstersen sen de oraya gel, orada buluşalım. 'Okay'?

Tamam tamam. Çıkıyorum ben de şimdi.

Hay Allah'ım! Kim dirildi, ne oldu?

(Asuman) Yıldız?

Kızım, bu ne hâl? Ne oldu, bir şey mi oldu?

Yine bir kriz var anne.

(Asuman) Aa! Ne krizi? Anlat bakayım.

Şu işe bak! Yıldız buraya gelmese, Kumru bizi ayakta uyutmaya devam edecek.

Doğan Bey, inanın bana ne diyeceğimi şaşırdım.

Ben de kıza ne diyeceğimi bilemedim.

Karşımda perişan olmuş, ağlıyor...

...ve ben gözünün içine baka baka yalan söyledim.

Doğan Bey, yanılıyor olabilir misiniz?

Çetin, o telefonu açan Kumru'ydu. Ben kendi kızımın sesini tanımayacak mıyım?

Yanında gerçekten Çağatay Bey mi varmış?

Ne bileyim? Büyük ihtimalle öyle herhâlde.

Doğan Bey, ne yapalım?

Ben başıma gelenleri sindirebilirsem, ne yapacağımı düşüneceğim.

Ben telefon numarasından adresi hemen bulayım, atlayayım, gideyim.

(Doğan) Çetin, olmaz!

Sen oraya gidene kadar onlar oradan ayrılmış olurlar.

Oraya gitmek, benim sinirlerimi bozmaktan başka bir işe yaramayacak çünkü.

Kumru Hanım'la mı konuşacaksınız?

(Doğan) Kumru bunu asla kabul etmez.

Binbir türlü yalan uyduracak.

Binbir türlü kılıf uyduracak.

Sonra tartışma çıkacak ve buradan çekip gidecek.

Ben tekrar polis peşinde kızımı aramak istemiyorum.

Yaşananları hatırla Çetin.

Milleti susturmak için neler yaptığımızı hatırla.

Bunları tekrar asla yaşamayacağım. O yüzden bu sefer...

...sakin ve tedbirli olmak zorundayız.

-Anlatabildim mi? -Siz nasıl isterseniz Doğan Bey.

Bana Çağatay'ı araştır. Geçmişindeki kişileri...

...bütün iş detaylarını, annesini, babasını, her şeyini.

Çetin, her şeyini.

Hemen efendim.

Ben de Kumru'ya hiçbir şey olmamış gibi nasıl davranacağım, onu düşüneyim.

Yemin ediyorum inanamıyorum. Nazarlara geldiniz.

Gözü olanın gözü çıksın!

-Anne, ne nazarı? -Kurşun dökmek şart oldu Yıldız.

Kurşun dökmek değil de ben kurşun sıktırmayı düşünüyorum daha çok.

Allah'ından bulsun kim yaptıysa!

Kimin yaptığını da bilmiyorum ki.

Kızım, dedin ama bak, Çağatay orada değilmiş işte.

Akşam geldiğinde al karşına, konuş.

Nasıl konuşacağım anne?

Daha yeni Feyza yüzünden olay çıkardığımda...

...resmen ayrılmanın eşiğine geldik.

Ben şimdi ne diyeceğim ona yani? Ben yine senden şüphe ediyorum mu diyeceğim?

Ne yapacaksın peki? Susacak mısın?

Konu ne diyeceğim değil, nasıl söyleyeceğim.

Çünkü bu sefer sinirlenecek, yine beni suçlayacak.

Çekecek, gidecek belki otelde kalacak yine.

Tamam, doğru söylüyorsun da adam otelde kalmasın diye...

...soru da mu sorulmayacak bu adama, ben onu anlamıyorum.

Anne, zaten telefonu açan Çağatay olsaydı, o evi şu anda onun başına yıkmıştım.

Ama düşünüyorum belki de acaba biri bize oyun mu oynuyor diye.

Yani böyle bir şey varsa da oyuna gelmek istemiyorum.

Yıldız...

...bu, Feyza falan olabilir mi?

Onu ben de düşündüm. (Kapı zili çalıyor)

-Bu kim şimdi? -Ender.

-(Aysel) Hoş geldiniz. -Ben çağırdım, akıl almak için.

Şeytanın avukatından akıl al ama sen, tamam mı?

-Anne, sus! Duyacak şimdi. -Yıldız nerede?

-(Aysel) Salonda efendim, buyurun. -(Ender) 'Okay'.

'Hello'.

-Gel Ender. -Hoş geldin Ender.

Evet, anlatın bakalım, ne oluyor?

Ya da Caner gelince anlatırsınız. Ben bir çay içe...

Kahve içebilirim.

Aysel, kahve getirsene Ender'e. Geç.

(Çetin) Doğan Bey...

...birtakım bilgilere ulaştım.

Daha da derinlere inmeye devam edeceğim.

İşimize yarayacak bir şey var mı?

Çağatay Bey'in babasının vefatından sonra...

...şirkette birtakım sıkıntılar baş göstermiş.

Oğlu böyle olursa, her türlü sıkıntı baş gösterir tabii.

-(Doğan) Ee? -Onun dışında...

...Yıldız Hanım, ilk evliliği.

Evliliği boyunca da aralarında herhangi bir sıkıntı olmamış...

...veya dışarıya aksettirmemişler.

O da bizi buldu yani, öyle mi?

Bilgiler geldikçe size iletmeye devam edeceğim.

Bana Çağatay'ın telefonunu bul.

Bir şey yapmayacağım. Sadece konuşacağım.

-Efendim, yanlış anlamayın ama... -Çetin!

Ben sadece onunla konuşup, nabzını yoklayacağım.

Bir insanın tıynetini bir konuşmayla anlarım ben.

Sonra?

Sonrasına o zaman bakacağız.

Sen telefonu bul.

(Ender) Bütün bunlar olurken Doğan Bey mi yanındaydı yani?

Evet Ender. O konuştu diyorum ya.

Yani aklıma takıldı, bu Doğan Bey son derece güçlü bir adam.

İstese sana yardım edebilirdi. Değil mi?

O numarayı bulabilirdi yani, niye bunu yapmadı?

Yani istiyorsan baktırayım numaraya dedi ama bir şey çıkmaz dedi.

Bilmiyorum, belki karışmak istemedi.

Yani, olabilir ama yine de garip geldi.

Mesajı atanı bulamasa bile...

...ev telefonunu buldurabilirdi yani. Öyle değil mi?

Yani ne demek istiyorsun?

Bir şey demek istemiyorum da...

Neyse, ben bulacağım.

-Nasıl bulacaksın? -Yıldız, sana bir ev telefonu verildi.

Herkesin cep telefonu varken...

...bunun bir anlamı olmalı.

Yani doğru diyorsun ama bir yandan da bilemiyorum.

(Ender) Yıldızcığım bak...

...anladığım kadarıyla sen hem bu olay çözülsün istiyorsun...

...hem de gerçeklerle yüzleşmeye cesaretim yok diyorsun...

...ama bir yandan da haklısın.

Evliliğin söz konusu çünkü.

Yani ben diyorum ki sen iyice düşün, kararını ver.

Biz ona göre harekete geçelim. 'Okay'?

(Telefon çalıyor)

-Efendim? -Çağatay, merhaba. Doğan ben.

Doğan Bey, buyurun, nasılsınız?

İyiyim. Rahatsız etmiyorumdur umarım.

Müsait misin?

Yok, buyurun, müsaitim.

Senin telefonun bende yoktu. Çetin buldu sağ olsun.

Eğer müsaitsen bu akşam seni yemeğe davet etmek isterim.

Tabii, olur. Memnuniyetle.

Sizin şirketin Çeşme Ilıca'da...

...bir otele kiraya verdiği bir arazi varmış sanıyorum.

Evet, var.

Benim de değerlendirmek istediğim bir arazim var Cunda'da.

(Doğan ses) Benim bu sektörle pek alakam yok.

Sen biliyorsundur.

Tabii, tabii, olur Doğan Bey.

Bakın, isterseniz araziyle ilgilenen Alper Bey var...

...onu da davet edeyim toplantımıza.

İlk etapta yalnız görüşmek isterim Çağataycığım.

Tabii, olur.

O zaman akşam Sundown'da buluşalım saat 20.00'de.

-Tamamdır, görüşmek üzere. -Görüşmek üzere.

Çağatay'ın gerçek yüzünü görelim bakalım.

(Telefon çalıyor)

(Telefon çalıyor)

Ne oldu? Hemen özledin mi beni?

Kumru, seni başka bir şey için aradım.

-Ne oldu? -Baban aradı.

-Ne? Babam mı? -(Çağatay ses) Vallahi ben de şaşırdım.

Benimle bu akşam yemeğe çıkmak istediğini söyledi.

-Çağatay, ne diyorsun sen? -Korkma. Benimle iş konuşmak istiyormuş.

-Babam? -Niye? Olamaz mı?

(Kumru ses) Babam kimseyle iş konuşmaz.

Tüm şirketlerin yönetimini profesyonellere bırakmış bir adamdan bahsediyoruz.

Tamam, bak, baştan bana da garip geldi ama ne olabilir ki?

Bizim bir otel arazisi vardı, onunla alakalı konuşmak istiyormuş. Hepsi bu.

Bilemedim.

Neyse işte, ben de tamam dedim. Sana da haber vermek istedim.

-Sinir oldum şu an. -(Çağatay ses) Olma.

Bizimle ilgili bir şey bildiğinden değil, emin ol.

(Kumru ses) Ona eminim...

...ama senin numaranı bulması, seni araması garip geldi.

Ben yemekten sonra seni arar...

...neler olduğunu anlatırım. Tamam mı?

-'Okay', görüşürüz. -Tamam canım.

(Müzik)

Hoş geldiniz Kumru Hanım. Buyurun.

-Babam evde mi? -Evet efendim. Salonda.

Tamam. Beni sorarsa spordan geldim, duşa giriyorum.

Peki efendim.

Biraz da bizim planımıza odaklanabilir miyiz artık?

Yıldız, ben seni Ömer'in babasının evine kâhya olarak koymayı düşünüyorum.

-(Ender) Hazır mısın? -Ender, saçmalama!

Şu an onunla uğraşamam ben.

Şu anda benim kendi kocamla derdim var.

Başka zaman yaparız bunu.

Olmaz. Yani bunu erteleyemeyiz Yıldızcığım.

Yani artık buraya kadar geldik, aksatmamalıyız planı.

Ender, para almak için yapmak istiyorsun, anlıyorum da yani...

...ben şu anda bununla uğraşacak durumda değilim.

Ne diyorsun yani?

Sen leb demeden leblebiyi anlayan kadınsın.

'Abort mission' diyorum yani. Yokum ben.

Ne yani? Vaz mı geçiyorsun?

Yahu kocam elden gidiyor. Bana ne Ömer'in babasından?

Yani biz bu planı sensiz yürütemeyiz ama Yıldız, biliyorsun.

Bak Enderciğim, ben mental olarak şu an buna hazır değilim, tamam mı?

Zaten beni eve soksanız bile elime yüzüme bulaştırırım.

Benim kendi derdim var diyorum. Siz insanlıktan çıkmışsınız artık!

-Anlamıyor musunuz? -Ne yapacağız peki?

O zaman Ömer'le konuşacağız. Anlatacağız durumu.

Bir süreliğine erteleyeceğiz, ne yapacağız? Başka bir şey yok.

Aynen öyle. Ömer kusura bakmasın, tamam mı?

Benim derdim başımdan aşkın.

Siz beni ciddiye alın da...

...Çağatay'la benim durumumla ilgilenin.

Tamam Yıldızcığım, tamam. Sen nasıl istersen öyle olsun.

Biraz düşün taşın ama olur mu bizim için de?

(Müzik)

Yakışıklım!

Öyle diyorsun ama gelir gelmez odana kaçtın.

Babacığım, spordan gelmiştim. Duş aldım hemen.

İyi, tamam.

Keyfin yerinde mi?

Yerinde. Senin?

Senin keyfin yerindeyse benim de yerindedir.

Sevindim.

-Ne oldu? -Bakıyorum.

Sen boşuna öyle bakmazsın. Hadi anlat.

Ya da istersen akşam yemeğinde konuşuruz.

Akşam işim var.

Demek ki yarın konuşacağız.

Tamam, peki, nasıl istersen.

(Müzik)

Doğan'la yemek nereden çıktı? Ne alaka yani?

Vallahi ben de şaşırdım...

...ama kendi aradı yani.

Bir arazisi mi ne bir şeyi varmış, onu değerlendirmek istiyormuş.

Belki de Ender yüzündendir.

Ender'le ne ilgisi var?

Tanıştırdım ya ben onları.

Yıldız, adamın Ender'le bir alakası yok. Ayrıca...

...İtalya'ya geri dönecek.

İyi, tamam. Bir şey demedik.

Yıldız, sen iyi misin?

(Yıldız) Ne yaptın sen bugün?

Anlattım ya sana ne yaptığımı.

Yani anlattın da...

Detaylı bilgi istiyorsun, öyle mi?

Niye hemen sinirleniyorsun ki? Ne dedim ben sana şimdi?

Ne bu sorgu sual?

Ben sana her dakika ne yaptığımı mı söyleyeceğim?

Şunu mu istiyorsun yani benden?

Hayatım, ben toplantıya gittim. Şimdi toplantıdan çıkıyorum.

Arabaya bindim, arabadan indim. Bunu mu istiyorsun?

Ben sana soru soramayacak mıyım?

Soruyorsun zaten. Gündüz konuştuk seninle. Ne bu tekrar tekrar sorma?

Yani gündüz sordum diye bir daha soramıyor muyum?

Sohbet olur aramızda diye söyledim. Bir şey yok. Tamam, sormadım say.

Yıldız, benimle sohbet etmek istiyorsan nasılsın diye sor.

Neredesin diye sorma bana!

İyi, tamam. Bir şey demedim Çağatay!

Bu aralar da hep evli adamlarla ilgili hikâyeler de duyuyorum.

O ne demek?

Yani işte bir çapkınlık hikâyeleri ortada geziyor.

-Bana diyorsun yani? -Sana demiyorum.

Sen mi dedim? Benim ağzımdan öyle bir laf mı çıktı?

Tamam, neyse, boş ver. Hiçbir şey demiyorum ben sana.

Bence de. Ben sizin için bu kadar yırtınırken bunu söylemen hiç hoş olmadı!

Hep Ender karıştırıyor değil mi senin aklını? Biliyorum ben.

Ne alakası var Ender'le?

Bak, şimdi çıkmam gerekiyor ama bunu seninle konuşacağız. Tamam mı?

Sen nereye gidiyorsun baba?

(Doğan) Çağatay'la yemeğe çıkacağım.

İstersen sen de gel. Gerçi iş konuşacağız, sen sıkılırsın.

Ne işim var benim?

Doğru. Sen yan komşulardan pek hoşlanmıyordun, değil mi?

Hoşlanmıyorum demeyelim de muhabbetleri sarmıyor diyelim.

-Evli çiftler sıkıcı oluyor. -Aynen öyle.

-Tamam, ben çıkıyorum. -Tamam.

Ne oluyor?

Yok bir şey.

(Müzik)

(Telefon çalıyor)

-Kumru Hanım. -(Kumru ses) Babam şimdi çıktı.

Seninle yemeğe gideceğini söyledi. Hâli tavrı da gayet normaldi.

Ben sana söyledim. Bizimle bir ilgisi yok. Boşuna panik yaptın.

Ne bileyim ben, bin tane şey geldi aklıma.

Ben senin bu babanla aranda olan gerilimi de pek anlamış değilim ama...

Bana ne kadar düşkün olduğunu söylemiştim daha önce.

Neyse, biz bu konuyu seninle bir ara konuşalım.

Niye konuşuyoruz? Biz aile miyiz?

Ne olacağı belli olmaz.

(Kumru ses) Benim için belli canım.

Sakın heveslenme.

(Çağatay ses) Hadi sana iyi geceler.

Ben şu yemeğe gideyim...

...ve babanın bizden şüphelenmemesi için elimden geleni yapayım.

Aman ne komik!

-Hadi öptüm seni. -Ben de.

Yıldız, yeter! Ne dolanıp duruyorsun?

-Anne, içim içimi yiyor. Duramıyorum ki. -Ender de kafanı karıştırdı tabii.

Ender bir şey demedi. O, kendi kararını kendin ver, dedi.

Doğru demiş. İçinden nasıl geliyorsa öyle davran kızım, tamam mı?

Neyse, tamam. Ender'i arayayım da gelsin.

Ender...

...bana gelsene. Acil.

Teşekkürler.

Doğan Bey, aramanız beni gerçekten şaşırttı.

-Aa! Neden? -Sizin gibi bir duayenin...

...benden iş tavsiyesi almak istemesi beni gururlandırdı.

Ben gençlerin fikirlerine her zaman çok önem veririm.

Eksik olmayın.

Bir de evde sürekli Kumru ve Canan'ın ablukasından sıkıldım.

Laf aramızda.

Anladığım kadarıyla sizin Cunda'da bir otel projeniz var, değil mi?

Evet. Kendim mi yapayım yoksa bir otel zincirine mi vereyim karar veremedim.

Biliyorsun, orasının otantik bir yapısı var.

O dokuya uygun bir şey yapmak istiyorum.

Haklısınız.

Bir de ben doğa âşığı bir insanım.

O beton yığınları hiç bana göre değil.

Bizim Çeşme'deki oteli biz kendimiz yaptık.

Daha sonra bir işletmeciye verdik. Açıkçası babamın vefatından sonra...

...iyi ki böyle bir şey yapmışız diyorum çünkü...

...otelcilik gerçekten çok zor işmiş.

Baban iş hayatında sana çok destek veriyordu sanıyorum.

Çok. Allah rahmet eylesin.

Âmin.

Ama ne güzel ki...

...senin mutlu bir evlilik yaptığını görmüş.

Bu bir babanın en büyük hayalidir.

Evet, öyle oldu ve Yıldız'ı da çok severdi.

Çağatay, bu arada seni tebrik ederim.

-Neden? -Hem bu yaşta bu servete sahipsin...

...hem çok çalışkansın.

Teşekkür ederim.

Ben gerçekten doğruları söylüyorum.

Bu zamanda senin gibi adamların mutlu bir evliliği olması zor. Bravo!

Ben evime çok bağlıyım.

Ne güzel.

Hatta işimdeki başarının sırrının burada olduğuna inanıyorum.

Yıldız'ı çok seviyorum ve evliliğim için elimden gelen her şeyi yapıyorum.

Allah bozmasın.

Yıldız benim yaşlanmak istediğim insan.

Evet Yıldızcığım, beni çağırdığına göre acil.

Ben kararımı verdim.

Nedir?

Evi bulacağız.

-Emin misin? -Eminim çünkü içim içimi yiyor.

Hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya çalışıyorum ama olmuyor.

İçin içini yer tabii. Bu kadar beklemen bile mucizeydi.

Sadece Çağatay bir şey yapmıştır diye değil.

Eğer biri bana oyun oynuyorsa bunu da bilmek istiyorum.

Evi buluruz ama sana oyun oynayanı da...

...bulabilir miyiz bilmiyorum. Bence buluruz. Ama...

Tamam.

Önce bulalım şu evi.

Yıldızcığım, bir kere daha soruyorum. Emin misin?

Bak, sonra üzülebilirsin.

Sen niye hep böyle konuşuyorsun? Niye hep beni korkutuyorsun?

Sonunda kötü bir şey çıkacağına neredeyse eminsin.

Yıldızcığım, korkunun ecele faydası yok.

Neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz.

Sana o yüzden soruyorum sen emin misin diye.

-Sen ver kararını. -Ben kararımı verdim.

-Sen benim için şu evi bul, yeter. -'Okay'.

Madem öyle...

Tamam.

Doğan Bey, gerçekten çok eğlenceliymişsiniz.

Yoksa Kumru aksini mi söylemişti?

Kumru aslında Yıldız'ın arkadaşı.

Ben kendisini birkaç davet dışında görmedim.

O yüzden çok muhabbet etme imkânımız olmadı.

Kumru, Yıldız'ı çok seviyor.

Yıldız da aynı şekilde. Çok iyi anlaşıyorlar.

Açıkçası ben babamın vefatından sonra Yıldız'ı birazcık ihmal ettim.

Kumru'nun arkadaşlığı ona çok iyi geldi.

Doğan Bey, siz gittikten sonra aklınız sakın burada kalmasın.

Biz buradayız. Kızınızla ilgileniriz.

Demek ilgilenirsiniz, öyle mi?

Sen mi, Yıldız mı?

Efendim? Anlayamadım, Doğan Bey?

Sen hem benim kızıma göz dik...

...hem ilgileniriz de!

Sen benim kim olduğumu biliyor musun?

Ben senin gibileri yaşatır mıyım lan?

Lan sen hem kızımla beraber ol, hem karımı seviyorum de!

-Doğan Bey, durun, ne yapıyorsunuz? -Benim kızımla oyun oynama.

Kızımla oyun oynamak nedir göstereceğim ben sana!

Geberteceğim lan seni! Bırakın lan!

Bırakın lan beni! Bırakın beni!

Lan bana bak! Öldüreceğim ben seni!

Doğan Bey? Doğan Bey, daldınız.

Yok, dalmadım. Düşünüyordum.

Mutlu bir evliliğinin olması beni çok memnun etti.

Kumru'nun etrafında böyle çiftlerin olması çok hoş.

Dediğim gibi, Yıldız benim hayatımın aşkı.

O benim kıymetlim, değerlim. Halit Can da oğlum gibi.

Bu arada Halit Can'a kardeş de düşünüyoruz.

-Demek çocuk istiyorsunuz! -Çok.

En çok da ben istiyorum.

Hatta bir erkek, iki kız olursa gerçekten harika olur.

Kız çocuklarına bayılıyorum.

Siz de kız babasısınız, bilirsiniz.

Kız çocukları babalarına âşık oluyor. Çok düşkün oluyorlar.

Babalar da kızlarına çok düşkün olurlar.

Kızın olursa anlayacaksın.

Onların gözünden düşecek bir damla yaş için...

...bütün dünyayı yakarsın.

O yüzden kız babalarını öfkelendirmemek lazım.

(Gerilim müziği)

Canerciğim, senden bir şey isteyeceğim.

Benim neden stabil bir işimin olmadığı belli oldu.

Allah'tan memur falan olmamışım.

(Mesaj geldi)

Aa! Bu kim şimdi ya?

Benim, ben.

Abla, yan yanayız. Niye mesaj atıyorsun? Bana bak...

...dinlenmiyoruz, değil mi? -Hayır, Canerciğim.

Sana bir numara attım.

Bana bu numaranın kayıtlı olduğu adres lazım.

Yıldız mevzusu mu?

Evet. Benden rica etti.

Abla...

...Yıldız'a mesaj atanlar kimse Çağatay'ın yediği haltlardan haberdar demektir.

Farkındayım, Caner.

İnan kaç kişi olduğumuzu merak ediyorum.

Demek bu işe bizden başka uyananlar da var.

Tabii...

...o kadının yetkilerini durduk yere arttırırsan...

...karına mesaj da atar fotoğraf da. Değil mi?

Yıldız bunu öğrenirse çok üzülecek.

Üstelik bu adres Çağatay'ın garsoniyeri falansa ne olacak?

-Umarım öyledir Caner. -Abla...

...ne diyorsun? Ne saçmalıyorsun? Yıldız perişan olur.

Canerciğim, sana bir soru.

Eğer Çağatay'ın Yıldız'ı aldattığını Yıldız'a söylemezsek...

...ona iyilik mi yapmış oluruz, kötülük mü?

Kız göz göre göre salak durumuna düşüyor.

Tamam abla. Al karşına konuş sen de o zaman.

Hayatta konuşmam. Mümkünatı yok.

Eden kurtulur, diyen kurtulmaz. Bunu yaz bir kenara.

Ben Yıldız'la ilişkimi bozamam. Hele Çağatay için hayatta bozmam.

Öf! Yani bu adres olayının altından Çağatay çıkarsa...

...dananın kuyruğu kopar, öyle mi? -Aynen öyle.

Neyse, daha fazla yiyemeyeceğim Canerciğim.

Ben şimdi şirkete gidiyorum.

Tatlım benim, lütfen senden ricam...

...bu iş senin önceliğin olsun. Olur mu tatlım?

Tamam ablacığım. Halledeceğim.

Zaten bunlar bir bitsin, asıl sorun o zaman başlayacak Caner.

Ne olur bak...

...zamanı gelmeden söyleme çünkü serçe yüreğim kaldıramayacak.

İnan hiç niyetim yok, Canerciğim.

-Sağ ol! -Hadi bye bye.

Bu kadar kahvaltı hazırladım, iki tane böğürtlen yedin, gidiyorsun.

-Ne yapacağım ben bunları? -Emir'i çağır.

Hazırlarım, yemez. Hazırlamam, niye yapmadın?

Ah Caner ah!

Kumru evde yok, rahat rahat konuşabiliriz.

Dediğinizi yaptım.

Kumru Hanım'la Çağatay Bey buluşmasın diye...

...Çağatay Bey'den farklı isimler adı altında görüşmeli randevu talep ettim.

Bizimle bir ilgisi olduğunu bilmemeli.

Bilmeyecek, merak etmeyin.

(Gerilim müziği)

Onu yavaş yavaş öldüreceğim.

Elindeki her şeyi alarak.

(Telefon çalıyor)

-Efendim? -Selam.

Ne yapıyorsun? Bugün görüşecek miyiz? Ona göre plan yapacağım.

Vallahi şu an için imkânsız gözüküyor.

-Şaşırdım. -Vallahi ben de.

İnanılmaz randevum birikmiş. Neredeyse akşama kadar toplantım var.

Desene sana uğur getirdim.

Senin yüzünden işlerimi aksatmış olabilir miyim?

Laflara bak!

Ben biraz fazla havaya soktum galiba seni.

-Seni kızdırmak hoşuma gidiyor. -Şansını fazla zorlama istersen.

Yarın buluşsak olur mu? İşlerini ayarlar mısın?

-Bakarım. -Bakma, ayarla.

-Çağatay'ın ortağı? -Ender Çelebi.

Benim onunla yakınlaşmam lazım.

Nerede oturuyor, kimlerle görüşüyor, hepsini öğren.

Yıldız'ın yakın arkadaşı ve Çağatay'ın peşinde. Bunu anladık zaten.

Sizce Kumru Hanım'dan haberi var mı?

Olamaz. Yoksa arkadaşına söylerdi.

Yıldız beni boş yere Ender'le tanıştırmadı.

Belli ki birbirimize yakıştırdı.

Ben de oradan yürüyeceğim.

Tamam.

Ender Hanım şirketten çıkıyormuş.

Güzel.

(Müzik)

Doğan Bey.

-Ender Hanım, nasılsınız? -Çok iyiyim. Çok 'merci'.

Siz nasılsınız? Burada görmeyi hiç tahmin etmiyordum.

Çağatay'la dün gece yemek yedik.

Ben de bu nazik davet için teşekkür etmek istemiştim.

-Buralardaydım, uğradım. -'Nice'.

Çıkmak zorunda olmasaydım ben de size bir kahve ikram ederdim.

Öyle mi? Demek işiniz var. İşte buna üzüldüm.

Maalesef. Bir dahaki sefere diyelim o zaman.

-Umarım. -'Okay'.

Sizi gördüğüme sevindim. Bye bye.

-Ender Hanım. -Buyurun?

Şu daha sonra işini çok da uzak bir zamana atmasak mı?

-Nasıl yani? -Eğer sizin için bir sakıncası yoksa...

...sizi bu akşam yemeğe davet etmek isterim.

Tabii eğer isterseniz.

'Okay'.

Güzel.

-O zaman saat 20.00'de sizi alırım. -Anlaştık.

Eğer sizin için sakıncası yoksa adresinizi kolay bulmam açısından...

...telefonunuzu alabilir miyim?

Eğer isterseniz tabii.

Tabii ki.

Yazayım.

İsmimi siz kaydedersiniz artık.

-O zaman akşam görüşmek üzere. -Gelmeden arayacağım.

-'Okay'. Bye bye. -Görüşürüz.

(Müzik)

(Telefon çalıyor)

-Efendim abla? -Alo.

Caner, adresi bulabildin mi?

Bir arkadaşla konuştum. Araştıracak, halledecek.

'Okay. Benim bu akşam yemeğim var.

-Ne yemeği? -Şirketten çıkarken...

...Doğan Bey'le karşılaştık.

Beni yemeğe davet etti. Ben de kırmak istemedim.

Bak sen! Ablacığım, sen ne zamandan beri birilerini kırmak istemiyorsun?

Normalde kırıcı olmak senin olmazsa olmazlarındandır da.

Haklısın ama yine de adamına göre değişir.

Hani bu Doğan Bey sana göre değildi?

Fikrimi değiştirmek için çabalayacak gibi duruyor.

Ben de bir şans vermek istedim.

İyi. Yani sen akşam yoksun...

...biz de kendi başımızın çaresine bakacağız, öyle mi?

'Yes baby'. O zaman 'see you'.

Hadi bye bye.

Canerciğim, sen bitki çayı iç. Sakinleş.

Çok 'merci'.

Bugün ne güzel bir tesadüf oldu, değil mi?

Evet ama şirkette karşılaşmasak illaki bir araya geliriz diye düşünüyorum.

Şu an ben de öyle düşünüyorum.

Lütfen.

Galiba çocuklarımızla ilgili çok fazla beklentilerimiz olmaması lazım.

Kumru'dan başka pek bir hayatınız yokmuş gibi konuşuyorsunuz.

-Sizi sıktıysam özür dilerim. -'No, no, no'! Kesinlikle sıkılmadım.

O zaman konuyu değiştirelim mi?

Buyurunuz efendim.

Yıldız'la Çağatay, onların durumları nedir?

Sakın yanlış anlamayın. Kızımla yan komşular...

...ve gitgide samimileşiyorlar.

Ben de sevdim. Daha yakından tanımak istiyorum.

Yalnız geçen gün Yıldız biraz mutsuzdu.

Umarım aralarında kötü bir şey yoktur.

Ne kadar iyi niyetlisiniz.

Ben de sizin onlara değer verdiğinizi gördüm.

Yıldız'la Çağatay'ın arası, Çağatay'ın babasının vefatından sonra biraz bozuldu.

Yıldız da zaman zaman panikliyor tabii.

Yalnız ben sizin gerçek düşüncelerinizi merak ediyorum.

Ben hayatta kimse için kesin konuşamam.

Ama bir kadın şüpheleniyorsa mutlaka bir şey vardır.

Peki, bunlar yeni evli bir çift değil mi?

-Çağatay güvenilmez bir adam mı? -Aslında değil.

Çağatay, Yıldız'ı çok seviyor. Bakmayın, onlar...

...âşık olarak evlendiler. Tabii türlü badireler atlattılar.

Tüm bu kötü olaylar esnasında da Çağatay bunaldı tabii.

Anlıyorum. Umarım düzelirler.

Çağatay'la Yıldız'ı bu kadar düşünmenize biraz şaşırdım.

Yani böyle yakınlık hissettiğinizi bilmiyordum açıkçası.

Yoksa Çağatay sizinle şirketle ilgili mi görüştü?

Şirket mi?

-Hayır. -Anladım.

Çağatay benimle şirketle ilgili ne konuşabilir ki?

Şirkete yeni bir yatırımcı arıyoruz.

Acaba o şanslı kişi siz misiniz diye düşündüm.

Hayır, kesinlikle ben değilim.

Ayrıca düşünmem de.

Neden?

Bir...

...arkadaşla iş yapılmaz. Bunu gayet iyi biliyorum.

İki, şu anda çalışmak gibi bir niyetim yok.

'Okay'.

(Müzik)

-Alo? -(Erkek ses) Efendim Ender Hanım?

Engin, hâlâ yerini bulamadın mı?

-Araştırıyoruz. -Benim anlamadığım...

...fotoğrafları çeken adam nasıl yerini bilmez?

Şu anda fotoğrafları çeken adamı da bulamıyoruz.

Engin, sen dalga mı geçiyorsun?

Ne demek bulamıyoruz? Yoksa sen benimle oyun mu oynuyorsun?

-Estağfurullah efendim. -(Ender ses) Engin, bana bak!

Ya bu akşama kadar o fotoğrafların nerede çekildiğini öğrenirsin...

...ya da benimle oyun oynadığına pişman olursun.

Duydun mu beni?

'Okay'. Hadi.

Ender akıllı bir kadın. Maddiyata çok önem verse de...

...aşka olan inancını kaybetmemiş.

Yani...

...işim çok zor olmayacak Çetin.

Şirket için ne düşünüyorsunuz?

Zaten yatırımcı arıyorlar. Ben ilgilendiğimi söylersem...

...Ender de Çağatay da havalara uçacak.

Ama ben dün gece asla ilgilenmeyeceğimi söyledim.

Nasıl?

Bir kadının kalbini kazanmanın yolu...

...onun için fedakârlık yapmaktır Çetin.

Ben de öyle yapacağım.

Çağatay'ı oradan çıkarmak için...

...Ender'in desteğine ihtiyacım var.

Ender o şirketi onun hatırına aldığımı sanacak.

Önce onun güvenini kazanacağım.

Sonra orayı yerle bir edeceğim.

Ne istiyorum biliyor musun?

Bütün bu sıkıntılar bitsin, Çağatay'la eskisi gibi olayım.

-Sen de Doğan'la evlen. -Yok artık, daha neler!

İstemem yan cebime yapıyorsun Ender. Sanki ben seni bilmiyorum!

(Kapı zili çalıyor)

Hoş geldiniz, Caner Bey.

Geldi.

Caner, nerede kaldın?

Adresi buldun mu?

Buldum. Buldum da...

Konuşsana Caner.

-Ev Çağatay'ın üstüne mi? -Yok, değil.

-Kontrat, Hasan diye birine kayıtlıymış. -Oh!

Ay, çok şükür! Ee, sen niye böylesin o zaman?

Şimdi şöyle anlatayım Yıldızcığım. Ev çok tenha bir yerde.

Civarda başka bir ev yok.

Ayrıca genç bir çift tarafından tutulmuş.

Ara sıra gidip kalıyorlarmış.

Garsoniyer yani?

Ne? Aşk yuvası o zaman. Şimdi oldu mu?

Ablacığım, senin bu açık sözlülüğün ne olacak?

Caner...

...oraya giden Çağatay mıymış? -Yok, onu bilmiyoruz.

Ben oradaki marketten bilgi aldım. Eve sipariş veriyorlarmış.

İki güne bir geliyorlarmış. Dün gelen giden kimse olmamış.

Yani o zaman bugün gidebilirler.

Ne yapalım Yıldız? Sen ne istiyorsan onu yapalım.

Gidiyoruz.

Bakın göreceksiniz, elimiz boş döneceğiz.

İnşallah dediğin gibi olur.

-Neydi buranın adı? -Öğümce.

Adı bile bir tuhaf ya! Ben vallahi daraldım.

-Ne kadar kaldı? -Az kaldı.

Çok uzakmış ya!

Gizli olması gerektiği için olabilir mi Yıldız?

Ender, başlama gözünü seveyim!

-Ne yapayım, ben de gerildim de ondan. -Yalnız hepimizde bir...

..."bir daha mı geleceğiz dünyaya", "yap, içinde kalmasın" modu...

...açılmış durumda. Mahvolmaya ramak var, bilginiz olsun.

(Gerilim müziği)

Caner, sen bizi burada bekle...

...biz Yıldız'la bir bakıp geliyoruz.

Öf! İyi, tamam.

(Gerilim müziği)

Öf!

(Gerilim müziği)

Bir hareket yok gibi.

Belki de bugün gelmeyecekler.

Belki de içerideler.

Buraya kadar geldik, bekleyeceğiz.

(İç çekti) Yıldız...

...eğer Çağatay buradaysa ne yapacaksın?

Şu anda bilmiyorum Ender.

Elim ayağım titriyor zaten.

Boşanacak mısın?

Eğer sevgilisi varsa ve ona ev tuttuysa...

...affetmem mümkün değil zaten.

Çok haklısın. Açıklaması yok yani.

Umarım bu yaşananların hepsi sadece bir kâbustur.

Umarım Yıldız.

(Gerilim müziği)

-Orada biri var. -Gördüm.

Bir hareket oldu ama...

-Yürü, gidelim bakayım. -Nereye Yıldız? Dur.

-Kapıya dayanacağım, Ender. -Acele etme. Biraz daha bakalım.

-Yok, ben duramayacağım. -Yıldız.

-Ender, şu anda kalp krizi geçiriyorum. -Tamam, sakin ol.

Ne olacaksa olacak zaten.

(Gerilim müziği)

(Konuştuğu duyulmuyor)

(Kadın) Buyurun?

Merhaba.

Biz birine bakıyorduk da. Çağatay Bey diye biri var mı burada?

-Kim? -Çağatay Kuyucu.

Bu evi o tutmuş dediler bize.

Pardon, bir yanlışlık oldu galiba.

Burada eşim ve ben yaşıyoruz iki yıldır.

Öyle mi?

Komşunuz falan olabilir mi?

Zaten burada bir iki ev var. Onları da tanıyorum, Çağatay diye biri yok.

-Tamam, yok diyorsunuz yani? -(Kadın) Evet.

'Okay', kusura bakmayın, rahatsız ettik sizi.

-Rica ederim, ne demek. -(Ender) Bye bye.

-Yok dedi, değil mi? -Evet.

Yok dedi. Demek ki yok.

Üf!

-Ne oldu ya ne oldu? -Yanlış alarm.

-Hayda! Nasıl ya? -Evin sahibi açtı kapıyı.

-Sen doğru adresi bulduğuna emin misin? -Eminim.

Bir yanlışlık var herhâlde. Kadın yıllardır burada yaşıyorum diyor.

Hayda!

Gerçekten bıktım artık. Bu stresi kaldıramıyorum.

(Caner) Yıldız, o zaman takibi bırakacaksın. Ne yapalım?

Caner, durup dururken mi takip ettik? Allah aşkına!

Mesaj geldi diye buradayız.

O mesajı gönderenin de Allah cezasını versin.

Şüphe ediyoruz, geliyoruz, bakıyoruz hiçbir şey çıkmıyor.

Boşu boşuna benim Çağatay'la aram bozuluyor.

O zaman Yıldızcığım, sen de konuyu kapat artık.

Aynen öyle yapacağım.

Sonunda doğru bir karar vermenin mutluluğuyla...

...bir parti mi düzenlesek acaba?

Aman ne komik!

Ben ortamı yumuşatayım dedim.

Alo?

(Kadın ses) Sedai Bey, biraz önce iki kadın geldi...

...burada Çağatay diye birisi var mı diye sordular.

-Nasıl iki kadın? -(Kadın ses) Biri sarışın, biri esmer.

Tamam, sen hemen çıkma, bir iki saat oyalan, tamam mı?

(Kadın ses) Peki Sedai Bey.

Vay be, abim haklı çıktı.

(Geçiş sesi) Sedai, bizim tuttuğumuz...

...şu evin telefonunu birisi aramış.

Telefonu bulan evi de bulur. İçim huzursuz oldu benim.

Sen oraya birisini yerleştir. Orada yaşıyormuş gibi yapsınlar.

-Abi, bu kadar şey yapmaya gerek var mı? -Sen benim dediğimi yap.

Tamam abi.

-Abi, bir şey soracağım ama kızma. -Sor.

Yengemden hâlâ çekindiğine göre onu seviyorsun demek?

(Geçiş sesi)

Resmen boşu boşuna şüphelendim.

Oralara kadar gittim, hiçbir şey çıkmadı.

-Ender yüzünden. -Anne, Ender'le ne alakası var?

-Bu mesajı bana Ender mi attı? -Ender atmamış olabilir.

Ama seni yüreklendirmemesi gerekiyor.

Neyse, tamam. Gittin, bir şey olmadığını gördün, için rahat etsin.

İçim rahat falan değil anne. Bu olay birazcık sarstı beni.

Sarsamaz mı kızım? Sarsar tabii ki.

-Siz de taktınız o Feyza'ya. -Aa, diyene bak.

Sen günahım kadar sevmiyorum demiyor muydun Feyza için?

Sevmiyorum ayrı. Ama sen de artık her şeyini Ender'le paylaşmaktan...

...vazgeç Yıldız. -Ender değil, ben esas...

...Çağatay'a söyleyeceğim olanları.

Yıldız, neden hiç söz dinlemiyorsun?

Bırak, hiçbir şey anlatma. Niye çocuğun sinirlerini hoplatıyorsun?

Anne, Çağatay'dan hesap sormayacağım zaten.

Ama birinin bana bu mesajı attığını bilmesi gerekiyor.

Ben deli değilim, kafamdan bunları uydurmuyorum.

Demek ki biri bizimle uğraşıyor. Düşmanımız var.

Var tabii, olmaz mı kızım?

Allah'ıma bin şükür, maşallah her şeyleriniz var.

-Nazara geliyorsunuz. -Doğru diyorsun, nazara da geliyoruz.

Bizim hayatımızı kıskananlar, ağlayarak günlüğüne yazabilir.

(Müzik)

(Yıldız) Nasıl geçti günün?

İyi Yıldız, nasıl olsun, her zamanki gibi iş güç.

-Çağatay. -(Çağatay) Efendim?

Ben bugün bir şey yaptım.

Ne yaptın yine?

-(Yıldız) Bana bir mesaj geldi. -(Çağatay) Ee?

Senin beni aldattığın yazıyordu.

Hatta başka bir evin varmış.

-Bir telefon da vardı. -Ne?

(Çağatay) Yıldız, neden hemen bana söylemedin?

Tabii, sen benden şüphelendin, değil mi?

Normal değil mi? Kime böyle bir mesaj gelse herkes böyle düşünür.

-Ben de o evi buldum ve o eve gittim. -Yıldız, sana inanmıyorum ya!

Merak etme, senin bir şey yapmadığını biliyorum...

...çünkü evin sahibi açtı kapıyı. Biz iki yıldır burada oturuyoruz dedi.

Özür dilerim senden. Ben bir anda panik oldum.

-Tabii mesaj atanı da bulamadın? -(Yıldız) Yok, herhâlde (***) kartmış...

...yok etmişler hattı.

Yıldız, biliyorsun ki ben iş adamıyım.

(Çağatay) Ve iş dünyasında zaman zaman birilerinin canını yakabilirsin.

Belli ki düşmanlarımdan biri bel altı vurmaya çalışmış, hepsi bu.

Sen artık takılma böyle şeylere. Ben her akşam evdeyim.

Görüyorsun bunu, sen hâlâ ev basma derdindesin.

Tamam Çağataycığım, özür diledim ya zaten senden.

Boş yere şüphe etmişim. Kusura bakma, bir daha yapmam.

Yalnız ben bunu yapanı bir bulursam...

Asıl ben bulursam...

Neyse, bir daha böyle bir şey olursa hemen bana söylüyorsun, tamam mı?

Bunu yapan her şeyi yapar, tamam mı?

Tamam.

Benden de bir daha şüphe etme.

Onu şöyle koy. Caner, semsek nerede? Tamam, getir.

Getirdim. (Kapı zili çalıyor)

Geldi. Bana bakın, böyle üzgün durmak yok, 'okay'?

Nasıl durmayalım? İlk defa para karşılığında...

...birini ayıracağız, o da kısmet olmadı.

Kısmet olmadı deme, biraz gecikti. Gül biraz.

(Ender gülüyor)

Ömer, hoş geldin, gel.

-Hoş bulduk. Ne haber? -(Caner) Eyvallah.

Ay ay, yakışıklımıza bak. Yalnız sen biraz süzüldün galiba.

-Ne oldu, yemek yemiyor musun? -Yok, aynıyım ben.

Yok, biraz kilo vermişsin gibi. Bak, sana söz verdiğim gibi...

...semsek yaptım. -Vay! Elinize sağlık.

(Ender) 'Merci' canım. Canerciğim, servis yap.

Tabii tabii.

-Ee, nasıl gidiyor? -Gitmiyor.

(Ender boğazını temizliyor) Nasıl ya?

Ömerciğim, öncelikle biz sana verdiğimiz sözü...

...tutacağız, bunu bir söyleyelim. -Ama bir sıkıntı var galiba.

Ufacık bir aksaklık oldu diyelim.

Teknik bir arıza gibi düşün. Hani teknik arıza olur...

...bazı şeyler biraz ertelenir falan ya, öyle.

Hadi ya, ben de heveslenmiştim o kadar.

'No, no', sen sakın hevesini kaybetme.

Ben verdiğim sözü tutacağım. İki kere iki, dört.

Babanı o kadından illaki kurtaracağız Ömerciğim.

Sen hiç merak etme. Sadece projemize...

...küçük bir es vermek durumunda kaldık.

Böyle ufak bir eleman eksikliği çekiyoruz diyelim.

Aynen öyle. Yoksa biz bu işten asla vazgeçmiş değiliz.

Neden? Çünkü seni çok seviyoruz Ömerciğim.

(Ender gülüyor) Tabii canım...

...yoksa bize vereceğin parayla hiç ilgisi yok.

Asıl bu meselenin özü ne biliyor musun Ömer'im?

Bu sevgi, bu dostluk, bu kardeşlik bağının kopmaması.

-Tamam, öyle olsun. -(Ender) Ama sen semseğini soğutma.

Bir ısırık al. Sosundan da ver Emirciğim.

-(Emir) Tabii. -İçecek bir şey getireyim o zaman.

-(Emir) Tabii. -Getir, getir.

Bu farklı bir sos, bu da üstüne böyle.

Babacığım, nerelerdeydin?

Hep sen mi gezeceksin prenses? Biraz da ben dolaşayım dedim.

Sen öyle dolaşmazsın. Hadi söyle, neredeydin?

-Biraz işlerle ilgilendim. -Öyle mi?

Dönüş ne zaman?

Ne? Bunu sordum diye bozulmayacaksın herhâlde.

Hayır, asla.

Sadece gitmemi dört gözle bekleyen bir hâlin varmış gibi geliyor.

Baba, hemen niye öyle düşünüyorsun?

Bir kere sen her kız çocuğunun hayalindeki gibi bir babasın.

-Diyorsun? -Evet, diyorum.

Kimin babası bu kadar modern, yakışıklı, genç, kültürlü?

Benim etrafımda tanıdığım kimse yok.

Acaba sen yanlış insanlarla mı arkadaşlık ediyorsun?

(Doğan) Bak, sana ne düşündüğümü söyleyeyim.

Evet, heyecanla bekliyorum.

Bir süre daha buralardayım.

Süper, bana hava hoş.

-Sevindin mi? -Hem de nasıl.

Ama sonra sıkılıp, Kumru ben senin için kalmıştım deme.

Belki çalışma hayatına geri dönerim.

Belli mi olur?

(Müzik)

(Mesaj geldi)

(Çağatay dış ses) Yarın sabah görüşebilir miyiz?

(Kumru dış ses) Özledin galiba.

(Çağatay dış ses) Konuşmamız lazım.

(Müzik)

(Mesaj geldi)

(Kumru dış ses) Bir sorun mu var?

(Çağatay dış ses) Yüz yüze konuşuruz.

(Mesaj geldi)

(Kumru dış ses) İyi, tamam.

Kötü bir haber mi?

Hayır, Canan mesaj atmış, çıkalım diyor.

-Çıkın. -Yok, bu saatten sonra uğraşamam.

Ben kalıp seninle biraz sohbet etmek istiyorum.

Öyle mi?

Peki.

Çağatay.

Adamı evin içinde bile merak etmem kaç puan acaba?

(Çağatay) Al bunu buraya sok bakalım sokabiliyor musun.

(Anlaşılmayan konuşma)

(Çağatay) Bu giriyor mu buraya? Olmuyor mu?

Olmuyor mu? Çak.

-Beceremedik biz bunu. -Siz burada mıydınız?

-Adam beni bırakmıyor ki. -Sen alıştırdın ama her gece, her gece.

-Ne yapayım, ağlıyordu. -Onun ağlamasına bakma sen.

O, beni yataktan kaldır, gel oynayalım demek.

Evet mi? Tamam mı? Sanırım artık çok geç.

Baksana, bildiğin beni kandırdı.

-Neyse, sen git yat. Ben onu yatırırım. -Yok, sen git yat.

Ben biraz daha oynayıp, yatırıp gelirim, olur mu?

Emin misin?

Peki. Anneciğim, ben gidiyorum.

-(Yıldız) Baybay. -(Çağatay) Baybay yap anneye.

(Çağatay) Evet. Al bunu, sok oraya.

(Müzik)

(Halit Can mızırdanıyor)

(Dalga sesi)

Evet Engin, seni dinliyorum.

Ender Hanım, o fotoğraf bir huzurevinde çekilmiş.

Öyle mi? Allah Allah! Bu adam buraya nasıl düşmüş?

Kimliğini gizlemek için.

Belki de hafızasını kaybetmiştir.

Adresi neymiş?

Şey Ender Hanım, biz huzurevini araştırdık.

Ama adam fotoğraf çekildikten kısa bir süre sonra çıkış yapmış.

-Nereye gitmiş? -Biz de onu araştırıyoruz.

Birilerinin kendisini takip ettiğinden şüpheleniyorsa eğer...

...sık sık yer değiştiriyor olabilir. Yani...

...bir huzurevinden çıkıp diğerine gidiyor olabilir.

Engin, bana olabilirlerle...

...ihtimallerle, belkilerle gelmeyeceksin, biliyorsun, değil mi?

-Onu bulacaksın. Hadi. -Tamamdır Ender Hanım. İzninizle.

(Gerilim müziği)

-Alo? Caner. -Efendim ablacığım?

Bana bak, ben bu Engin'e güvenemiyorum.

Bir araştırma da sen yap. Bu adam sık sık...

...huzurevlerine girip çıkıyor.

Bizim aradığımız gibi bir adam giriş yapmış mı son zamanlarda...

...bir öğren bakalım. 'Okay'?

Ablacığım, biz bu entrika olaylarına kısa bir ara vermemiş miydik?

Caner...

...o başka, bu başka. Bu hayat memat meselesi.

Sana ne diyorsam onu yap, 'okay'? Hadi bye bye.

Of, şu genç yaşımda huzurevi gezeceğim. Reva mı bu bana?

(Kumru) Ne oluyor sabah sabah?

Birine bizden bahsettin mi?

-Ne? -Arkadaşına falan mesela.

Çağatay, gerçekten sana âşık olduğumu mu düşünüyorsun?

Hayal âlemine dalıp arkadaşlarıma...

...senden bahsettiğimi düşünmen çok gülünç.

Biri Yıldız'a mesaj çekmiş.

Kaldığımız evin telefon numarasını vermiş.

-Ne diyorsun? -Yıldız da merak edip...

...araştırmış, adresi bulmuş ve gitmiş.

Sakın evde bizimle ilgili bir şeyler bulduğunu söyleme.

Tabii ki bulamamış.

-Babam duyarsa... -Kumru, kim biliyor?

Kimse bilmiyor. Ayrıca bana diyeceğine kendin düşün.

Belki Sedai'dir. Yıldız'la beraber çalışıyordu.

Sedai'yi unut. O bana asla ihanet etmez.

Kimse bilmiyor, hiç kimse.

Belki biri telefonunu karıştırıyordur.

Olamaz çünkü bütün mesajları siliyorum.

Pardon da belki Yıldız senin telefonunu karıştırdı.

Sonra da biri bana mesaj attı diye sana yalan söyledi.

Yalan söylemiyor. Eğer herhangi bir mesajımı görmüş olsa...

...tavrı bu olmazdı.

Ben hepsini siliyorum. Bak istersen.

Ne yapacağız, çocuk gibi birbirimize telefonumuzu mu göstereceğiz?

-Bende de yok. -Bak...

...dikkatli olmak zorundayız.

Sen de amma korkuyorsun karından.

(Kumru) Bir de mutsuzum deyip duruyordun.

Kumru, ikimiz için söylüyorum. Babanla tanıştım...

...ailece görüşüyoruz. -Tamam, her neyse.

Söyleyeceğin başka bir şey yoksa ben gidiyorum.

-Böyle kızgın mı gideceksin? -Kızdırma o zaman.

Kimse bana hesap soramaz. Özellikle böyle bir konuda asla.

-Kumru! -Benden şüphe etme.

Karınla evliliğin beni ilgilendirmiyor.

(Gerilim müziği)

(Yıldız ses) Bu konu burada kapandı Ender. Neyse, ben...

...mutluyum yani. Evde huzurum kalmamıştı.

'Okay'. Sen mutluysan sorun yok zaten.

Bir daha da Çağatay'a Feyza falan demeyeceğim yani.

Resmen aklına biz sokuyoruz belki de.

Bulunduğum konumda artık yorum yapmıyorum Yıldızcığım.

Neticede senin özel hayatın.

Neyse, yarın Halit Can'ımın doğum günü var.

-Seni de bekliyorum, mutlaka gel. -'Okay' tatlım, bye bye.

(Gerilim müziği)

(Canan dış ses) Bana neler olduğunu anlatmayacak mısın Kumru?

(Geçiş sesi) Babana niye yalan söyledin?

Yoksa sen yeni bir aşka yelken açtın da bana mı anlatmıyorsun?

Canan, sen kendini benim annem zannetmeye başladın galiba.

Kumru, ben senin en yakın arkadaşınım. Yani olanları bana da anlatmayacaksan...

...bozulurum, ona göre. -Bozulacak bir şey yok.

Açıklayacak bir şey de yok. Olsa söylerdim zaten.

Hadi yemeğe inelim.

(Geçiş sesi)

(Kumru iç ses) Olabilir mi acaba?

(Gerilim müziği)

Sinem, bana evin güvenlik kameralarının görüntüleri lazım.

Çetin.

Efendim, az önce Kumru Hanım Sinem'i aramış.

-Ne demiş? -Evdeki kameraların kaydını istemiş.

(Çetin) Üç gün öncesinin.

-Çok garip değil mi? -Evet efendim.

-O görüntüleri bana da yollasın Sinem. -Tabii efendim.

(Gerilim müziği)

(Mesaj geldi)

(Gerilim müziği)

Demek sen benim arkamdan iç çeviriyorsun.

Hem de o küçücük aklınla.

Peki o zaman.

Canoş'um, sen beni hiç özlemiyor musun?

Hadi öğlen gel, biraz laflayalım.

Tamam canım, bekliyorum. 'Love you'.

(Gerilim müziği)

Evet arkadaşlar, fiyatları revize ettikten sonra...

...yarın tekrar görüşüyoruz. -Tamam Çağatay Bey.

-Çağatay. -Efendim?

Yarın evde parti varmış.

-Parti mi? -(Ender) Evet.

Oğlunun doğum gününü unutmadın, değil mi?

-Tabii ki hayır. -Bak, oğlun diyorum...

...bebekliğinden beri seni babası biliyor.

-Tabii ki öyle. -Ama bir şey söyleyeyim mi?

Çok iyi bir babasın, çok ilgileniyorsun Halit Can'la.

Seni tebrik ediyorum. Umarım...

...kendi çocuğun olduğunda Halit Can'ın pabucu dama atılmaz.

Öyle bir şey mümkün değil, bunu sen de biliyorsun. Bu arada...

...bakıyorum bizi bizden daha fazla düşünüyorsun.

Aynen öyle. Ortağımın mutluluğu, benim mutluluğum. Bunu biliyorsun Çağatay.

Neyse, yarın ben erken gelemeyebilirim.

-Ama mutlaka uğrarım. 'Okay'? -(Çağatay) Biliyorum.

Bye bye.

Gerçek bir ruh hastasıyla karşı karşıyayız.

Feyza bak, seni provoke etmesine sakın izin verme.

Tek amacı seni sinirlendirmek.

Çok da başarılı oluyor bu konuda. Ne istiyor benden, anlamıyorum ki.

Çok uzun süre susacağımı zannetmiyorum Çağatay, ben sana söyleyeyim.

Feyza, sen bu şirkette üst düzeysin, tamam mı? Ve benim sağ kolumsun.

Gerektiğinde Ender'e cevabını ver.

-Tamam, peki. -Bu arada...

...daha Yıldız'la konuşmadım ama seni de bekliyoruz.

-Nereye? -Halit Can'ın doğum gününe.

Ender de söyledi ya, aile arasında ufak bir kutlama yapacağız.

Pasta keseceğiz. Atlas'ı da alırsın.

Benim gelmem çok iyi bir fikir mi hiç bilmiyorum Çağatay.

İlk günden beri nedenini bilmiyorum ama...

...çok net bir şekilde istenmiyorum.

İşte tam da bu yüzden geleceksin.

Sen benim dostumsun ve herkes bunu kabul etmek zorunda.

Peki.

Seni dinleyeceğim.

(Müzik)

-(Kumru) 'Baby'. -Ne haber canım?

-Özledim. -Ben de.

Burada mı oturacağız? Bugün hava çok güzel.

Babam aşağıdaydı. Ben de biraz laflarız diye düşündüm.

-Sonra gideriz belki yanına. -Tamam o zaman.

Hadi geç, buyur.

Ee Kumru, yeni olay var mı?

Yok, hep yanı.

Şu yan komşular, neydi isimleri?

Çağatay'la Yıldız, onlar ne yapıyor?

-Bilmem, epeydir görmedim. -Aa!

-Niye şaşırdın? -Yani ne bileyim...

...ben o kız sana yapışır sanmıştım. -Çalıştı. Ama beni biliyorsun.

Her zaman mesafemi korumayı beceririm.

Neyse, boş ver şimdi onları.

Nazlı'nın düğününe ne giymeyi düşünüyorsun?

Ben o konsepte uygun elbise bulamadım. Sen bir el atarsın artık.

Tabii ki. Bak, istediğin elbiseyi al.

-Harika bir arkadaşsın. -Canım, sen de öyle.

-Hadi gel, beraber bakalım hatta. -Olur.

Bakalım giyinme odasında neler varmış.

Bu nasıl?

Bilemedim ya, dur bakayım.

(Canan) Bak, bu çok güzel işte. Bu olur mu?

Bu çok güzel bence.

Hayır, yok. Yok, bu böyle olmayacak.

Canan, ben sana bir 'favor' yapayım mı?

-Nasıl yani? -Sen benim kartımı al.

Git, ne beğeniyorsan, canın ne istiyorsa onu al.

Ne?

Ne demek ne? Yalı almadım sana. Ne bu abartı?

Bu düğünde çok güzel olmanı istiyorum. Senin 'ex'in de gelecek.

-Ne kaybettiğini bir görsün. -Kumru, ne diyeceğimi bilemiyorum şu an.

Hiçbir şey deme tatlım, al.

Bak, emin misin? Baban bir şey demesin?

Babamı tanımıyormuş gibi konuşma.

Ayrıca sen de onun kızı sayılırsın.

Çok teşekkür ederim.

Rica ederim.

Hatta Gülden'in yanına git.

O özel parçaları sana gösterir.

-Tamam. Hadi beraber gidelim o zaman. -(Kumru) Ben gelemem.

Masajcım gelecek.

-Sen bana oradan fotoğraf atarsın. -Tamam canım.

Kumru, çok teşekkür ederim.

Bir şey değil.

-Hadi git alışveriş yap. -Tamam.

-Güzel parçalar seç. -(Canan) Anlaştık.

(Müzik)

Hemen inmeyeceğim, biraz bekleyeceğim.

(Müzik)

Bunu da alacağım.

Merhaba.

(Müzik)

(Mesaj geldi)

Güldenciğim, merhaba, Kumru ben.

Ben pek iyi değilim. Kredi kartım çalındı.

Şimdi de sizin mağazadan bir alışveriş yapıldığıyla ilgili bankadan mesaj geldi.

Tamam, çok iyi olur. Ben de mağazanın çok yakınındayım zaten.

Geliyorum.

Teşekkür ederim.

-Pardon, işlemi durdurun. -Ne oluyor ya?

Çalıntı kartla alışveriş yaptığınıza dair şikâyet aldık.

Çalıntı mı? Dalga geçiyorsunuz herhâlde?

Bu benim arkadaşımın kartı, Kumru Yıldırım.

İsterseniz bir arayayım.

(Müzik)

Yalnız bayağı bunun hesabını sizden soracak.

Aa! Kumru!

İyi ki geldin ya, şu olanlara bakar mısın?

Hoş geldiniz Kumru Hanım.

Sana da mı haber verdiler?

Ben seni kardeşim gibi gördüm.

Ne?

Evime aldım, her şeyimi seninle paylaştım.

Kumru, ne diyorsun?

Demek birkaç parça kıyafet, bizim dostluğumuzdan daha önemli?

Madem öyle çaldığın kartımla yaptığın alışveriş senin olsun.

Ben bir şey çalmadım. Sen bana kartını verdin Kumru.

-Kumru, doğruyu söyle! -Yazık!

Gerçekten çok yazık!

-Buyurun Kumru Hanım. -Şikâyetçi olmayacağım.

Yaptığı alışveriş de onda kalsın, sadakam olsun.

Kumru, dalga mı geçiyorsun?

Kumru!

Kumru, doğruyu söyle!

Ya ne çekiyorsun? Ben yapmadım diyorum!

Ya çekmesenize!

(Canan) Ben yapmadım diyorum! Çekmeyin ya!

Ben yapmadım!

Ay! Yorgunluktan öldüm.

Kızım, zaten bu kadar saat nerede kaldınız?

Doğum günü için de bir şey almamışsınız.

Dolandık durduk işte.

Senin bugün olanlardan haberin yok herhâlde.

Yok, ne oldu?

Kızım, bütün gün internete girip, bir magazin...

...bir sosyete haberi bakmadın mı acaba?

Yok, ne olmuş ki?

Bak, neler olmuş neler. Gel.

-(Yıldız) Aa! Kumru mu bu? -Ya Kumru.

Yanındaki de buraya getirdiği kız. Kredi kartını çalmış.

-İnanmıyorum! Canan! -Ya.

İki kıyafet için değer mi ayol?

Ben onları kanka sanıyordum.

Kızım, davul bile dengi dengine. Kıskandı demek ki Kumru'yu.

Ama iyi de Canan öyle aç açıkta bir kız değil ki.

Ama yani bir Kumru da değil.

Kız giydikçe giydikçe öbürü de şişti herhâlde, baksana.

İşte Kumru'nun benim gibi insanlarla takılması lazım.

Yani.

Gerçekten çok yazık!

İnanamıyorum. Dur ben şunu bir arayayım bakayım.

Ara bakayım.

Hâle bak!

Sinem!

Buyurun efendim?

Benim geçen ay röportaj verdiğim dergi nerede?

Bir şeye bakacağım, bulamıyorum. Artık nereye soktuysan!

-Peki efendim, ben hemen bakıyorum. -Tamam, hadi git bak.

(Telefon çalıyor)

(Telefon çalıyor)

Hadi bir de bununla uğraş. (Telefon ısrarlı çalıyor)

-Alo? -Kumru.

-Ne olmuş öyle? -Hım, evet.

(Yıldız ses) Hım, evet mi?

Canan sana bunu nasıl yapar?

Ne demek senin kredi kartını çalıp alışveriş yapmak?

İnan bana ilk defa dost kazağı yemiyorum Yıldız.

Daha önce de soyuldun yani?

(Kumru ses) Doğan Yıldırım’ın kızı olmanın bedeli bu herhâlde.

Ee, ne yapacaksın peki şimdi?

(Kumru ses) Bir şey yapmayacağım.

Canan’la iletişimimi kestim, her yerden de blokladım.

(Kumru ses) Bitti gitti yani.

Bak, konuşmak istersen annemle oturuyoruz, bize gel.

Sağ ol canım.

Bu arada yarın biz Halit Can’ınım doğum gününü kutluyoruz akşamüstü.

(Yıldız ses) Babanla seni de davet ediyoruz.

Canım, çok isterdim ama başka bir planım var.

Tamam o zaman, işin bitirse gelirsin.

Olur, tabii ki. Öpüyorum.

Öptüm canım.

Benim senin çocuğunun doğum gününde ne işim var ya?

Kafasız!

Hayatım.

Gelsene, yemek hazır.

-Tamam, şimdi geliyorum. -Olanları duydun mu?

Ne olmuş?

Canan var ya Kumru'nun kankisi, kredi kartını çalıp alışveriş yapmış.

-Ee? -Ee'si, tabii yakalanmış.

Büyük olay oldu. İnternette her yerde haber.

Ben de Kumru'yu aradım ne oldu ne bitti diye sormak için.

Aramışken Halit Can'ın doğum gününe de çağırdım.

-Halit Can'ın doğum gününe? -Evet.

Ne gerek vardı şimdi Yıldız buna?

Hayatım, yani yan komşumuz, gelsin, ne var?

İyi de biz bize olsak, ailecek olsak daha iyi değil mi?

Öf! İyi, tamam. Merak etme, zaten işim var dedi, gelmeyecek herhâlde.

Aman iyi, biz bize olalım biraz, değil mi?

İyi.

Gördün mü bak, şoförü nerede? Bip bip yapıyor.

Bip bip.

Geldiniz mi?

Yıldız, biraz ilgilensene. Aysel'e bakıp geliyorum.

Merhaba yakışıklı.

Benim oğluşumun doğum günü var. Biz yarın ona pasta keseceğiz.

(Yıldız) Ne istersin hediye anneciğim?

Sakız. Görüyorsun oğlumu, çok mütevazı.

Hani uçak?

-Bu aralar sana çok düşkün. -Bana düşkün olacak tabii, kime olacak?

-Değil mi? -Baba.

(Duygusal müzik)

Oğlum, baba mı dedin sen?

Sen ne dedin bana?

-Baba. -Baba mı dedin sen bana?

Baba.

Baban yesin seni.

Kurban olurum sana. Baba mı diyorsun sen bana?

(Halit Can) Baba.

(Çağatay) Gel bakayım sen buraya, gel buraya.

Ben bir geliyorum.

O yenmez oğlum, gel buraya.

Hoppa.

-Baba. -Baba mı diyorsun ya?

-Baba. -Baba yesin seni.

Aa! Yıldız nerede?

Yukarı çıktı Asuman Hanım.

Halit Can bana ne dedi biliyor musunuz?

-Ne dedi? -Baba.

-Baba dedi. -Aa!

İnanmıyorum!

(Asuman) Ciddi ciddi!

-Yıldız duydu mu? -Duydu.

Üzülmüştür.

Yok, çok sevindi.

Tabii sevinmiştir.

Sağ ol Çağatay. Sen yıllardır Halit Can'a babalık yapıyorsun.

Ama o ileride gerçek babası olmadığını söyleyecek falan...

...onları düşünüp içerlemiştir benim kızım. Ben kızımı tanıyorum.

-Ben bir Yıldız'a bakayım. -Bir bak.

Git bakalım anneanneye.

Gel kuzum.

Ne dedin sen, söyle bakayım bana.

(Müzik)

-Yıldız? -Efendim?

-İyi misin? -İyiyim. Geliyorum ben, sen git.

Ağlıyorsun ama.

Yok, ağlamadım ki.

Halit Can bana baba dediği için mi üzüldün?

Yok, ben aslında öyle demesine sevindim.

Yani ben oğlumu düşünüyorum.

Olur da biz bir gün...

Yıldız, boş ver şimdi sen bir günü.

İleriyi düşünüp niye üzüyorsun kendini?

Nasıl düşünmeyeyim ki yani?

-O benim oğlum. -Yıldız, o bizim oğlumuz.

Hayatı boyunca sana söz veriyorum...

...bu konuyla ilgili hiçbir sıkıntı yaşamayacak.

Sen şimdi bunları düşünüp üzme kendini, olur mu?

Bak, bizi bekliyor.

İyi, hadi gidelim.

Hadi.

Yani ablacığım...

...aradığımız adam tipinde huzurevine birkaç kişi giriş çıkış yapmış.

Ama hepsi aynı adam mı bilemiyoruz.

Zaten huzurevi dediğin yerde kır saçlı adamdan bol ne var abla ya?

-Boş laf yapma Caner. -Abla, boş laf falan yapmıyorum.

Ne olur beni dinle.

Bir insan neden huzurevini tek tek, kapı kapı gezer dolaşır?

Neyin kafası bu?

Borç kafası.

Belli ki ölü numarası yaparak borçlarından kurtulmuş.

Evet. Bu niye bizim aklımıza gelmedi ki zamanında?

Ben bu Engin'le bir daha konuşacağım.

Sahi sen bu Engin'i nereden bulmuştun?

Zamanında Halit'i takip ettirmek için tutmuştum.

Ee, ben neredeydim o zaman da bu şerefli göreve nail olamadım?

Okuyordun herhâlde, hatırlamıyorum.

Okuyormuşum. İyi ki okuyormuşum. Bak, adamın işi benim işi oldu.

Okumasam ne olurdu kim bilir?

(Caner) Of!

(Mesaj geldi)

(Kumru dış ses) Müsait misin?

(Mesaj geldi)

(Mesaj geldi)

(Kumru dış ses) Duydun, değil mi?

(Mesaj geldi)

(Mesaj geldi)

(Kumru dış ses) Fena değil.

(Mesaj geldi)

(Çağatay dış ses) Üzüldüm, iyi bir kıza benziyordu.

(Müzik)

(Mesaj geldi)

(Kumru dış ses) Neyse artık, benim gündemimin çok dışında.

Yarın sizde doğum günü varmış.

(Mesaj geldi)

(Mesaj geldi)

(Kumru dış ses) Yok ya, ne işim var? Yani yarın sen yoksun kesin?

(Mesaj geldi) (Çağatay dış ses) Evet.

(Kumru dış ses) 'Okay'.

(Mesaj geldi)

Sanki kendi çocuğu.

Bu köylüler beynini yıkamış bunun.

Bir de pazartesi görüşürüz diyor.

Sanki ben de seni bekleyeceğim.

Ablacığım, sen böyle sessiz sessiz oturduğun zaman...

...çok kötü şeyler oluyor, biliyorsun değil mi?

-Düşünüyorum Caner. -Hah.

İşte ben de ondan korkuyorum ya.

-Bu bana fotoğrafları getiren Engin... -Ee, ne olmuş?

Benden para koparmak için bana oyun oynuyor olabilir mi?

-Abla, fotoğraflar var. -Photoshop olamaz mı yani?

Yani bunu akıl edecek kadar zeki biri mi sence?

İnsan parasız kaldığında her şeyi yapar Caner.

Peki ablacığım, ne yapacağız söyle.

Ya bu Engin’in peşine düşeceğiz...

...ya da onunla açık açık konuşacağız. Ki ben ilkinden yanayım.

Of Allah'ım ya! Bir kere de birisi takip etsin bizi, ne olur yani?

Başka biri bizi takip etsin.

Caner, ağzından yel alsın, söyleme öyle şeyler.

Gerçi ben etrafıma her zaman çok dikkatli bakar...

...kolaçan ederim.

Tabii, kişi kendinden bilir işi.

(Hizmetli) Afiyet olsun. Başka bir arzunuz var mıydı?

-Ben bir kahve alayım. -(Hizmetli) Tabii.

-Ben bir şey istemiyorum. -Tabii efendim.

Senin canın mı sıkkın?

Hayret, senin haberin yok mu?

Neden haberim yok mu?

İnternette her yerde yazıyor. 50 tane gazeteci aradı.

-Konu ne? -Canan.

Kredi kartımı çalmış ve alışveriş yapmış.

-Ne? -Maalesef.

Ben de bankadan mesaj gelince uyandım.

Sabah buradaydı ya, odada laflıyorduk.

Ben bir ara odadan çıktım, banyoya gittim. Herhâlde o sıra çaldı.

Canan böyle bir şeyi nasıl yapar? Emin misin?

Eminim. Mağazaya gittim.

Bir baktım bizimki kasada, doldurmuş da doldurmuş.

-O kız bizim evimizde büyüdü. -Ben de üzüldüm.

Bakma belli etmiyorum ama sarsıldım.

-Eve almayın demeyi unuttum. -Canan Hanım geldi.

Sen bana bunu nasıl yaparsın?

Canancığım, tamam. Haklısın, sen kartı çalmadın.

Kart senin cüzdanına karıştı.

İnan daha fazla ben bu konuyu konuşup senin seviyene düşemeyeceğim.

-Kumru! -Sen gerçekten şeytansın!

-Sen de hırsızsın, bu daha fena bence. -Kumru!

Senin yüzünden milletin diline düştüm! Herkes beni konuşuyor!

Ben değil, sen kendini düşürdün.

Ayrıca düşmedin, hep oradaydın da neyse.

Kumru, tamam.

(Canan) Doğan abi, Kumru bana kumpas kurdu.

Kartı bana kendi elleriyle verdi. Ben yapmadım!

Canan, tamam. Bunları sonra konuşalım mı?

Sen bir de gülüyor musun oradan utanmadan?

Komiksin çünkü.

Doğan abi, Kumru, Çağatay'la beraber.

(Canan) Hani şu yan komşunuz var ya, Yıldız'ın kocası.

İşte onunla.

Canan, hayal gücüne hayranım.

Herkese konuşacağım, göreceksin.

Senin gibi bir hırsıza kim inanır ki?

(Kumru) Hadi oyalama bizi artık, git evimden.

İstediğinle de konuşabilirsin, çekinme.

-Doğan abi, sevgililer diyorum. -Çetin!

-Doğan abi! -Canan, lütfen çıkar mısın?

Doğan abi!

-Canan Hanım, buyurun. -Bitireceğim seni!

Mahvedeceğim seni, göreceksin!

Herkese rezil edeceğim seni! Bitireceğim seni!

Beni rezil edebileceğini düşünüyor.

Yazık.

(Gerilim müziği)

Bu böyle bitmez. Bakalım Yıldız bunu öğrenince ne diyecek?

Söyle o patronuna, insan içine çıkamaz hâle getireceğim onu!

Bakın küçük hanım, sakın bir aptallık yapayım demeyin.

-Sen beni tehdit mi ediyorsun? -Gençliğinizin baharındasınız.

İleride üzüleceğiniz şeyler yapmayın.

Ne diyorsun sen be?

Bunu alın ve çenenizi güzelce kapatın.

(Geçiş sesi)

Doğan Bey, güvenlik kamerası kayıtları mailinizde.

Canan, Kumru'nun telefonunu karıştırıyor.

Demek Kumru bir şeylerden şüphelendi.

Emin olmak istedi.

Benim kızım bu hareketin altında kalmaz Çetin.

Bunu ikimiz de gayet iyi biliyoruz.

(Doğan) Belli ki ortalık karışacak.

Canan, Çağatay'ı biliyor olabilir.

Kumru'ya sinirlenip yanlış bir şey yapmasın.

Biz önlemimizi alalım. Zamanı geldiğinde...

...ben Çağatay'ı zaten bitireceğim.

(Geçiş sesi)

Sen bana susmam için para mı teklif ediyorsun?

Doğan abinin bundan haberi var mı?

Doğan Bey'in bir şey bildiği yok.

(Çetin) Bence artık bu konuyu daha fazla uzatmayın.

Paranızı alın ve buradan gidin.

Bir süre de ortalıkta görünmeyin.

Bütün bildiklerinizi de unutun.

Ya unutmazsam?

Hayatınızın fırsatını kaçırmış olursunuz.

Allah korusun başınıza bir şey gelir.

Her gün bir sürü kaza oluyor.

Peki, öyle olsun.

En doğru kararı verdiniz.

(Gerilim müziği)

Bunun Barbera ve Merlot’sunu da alalım.

Tamam efendim.

Yeter. (Telefon çalıyor)

(Telefon çalıyor)

Alo?

Oo! Doğan Beyciğim, sizden 'pronto' bekliyordum.

Ender Hanım, merhaba. Nasılsınız?

-Biraz üzgün. -Neden?

İşlerim yüzünden size teşekkür etmekte geciktiğim için.

(Ender ses) Diyorum ki ben sizi...

...kahve içmeye davet etsem, ne dersiniz?

Olur, müsaitim. Gelirim seve seve.

(Ender ses) Tamam, 'nice'.

O zaman ben bir saate çıkabilirim.

Size yakın bir kafe var.

Orada buluşalım mı? Ben size konum atarım.

Harika, görüşürüz.

'Okay'. O zaman orada görüşürüz. Bye bye.

Ablacığım, kahvaltı hazırlıyorum.

'No, no, no'! Benim hemen hazırlanmam lazım.

Hayret, kahvaltıya hayır dedi. Hiç hayra alamet değil.

Bana yeşil çay yapar mısın?

-Günaydın. -Günaydın.

İyi misin?

İyiyim babacığım, merak etme.

Nankör insanlar için üzülmem.

Pekâlâ. Benim biraz işim var.

Bir iki saate dönerim, tamam mı?

'Okay'.

Selamlar komşu, ne yapıyorsunuz bakalım baba kız?

-Günaydın. -Sabah sabah bir bu eksikti.

-Sohbet ediyoruz canım. -Ne güzel.

Ben çıkacağım ama Kumru burada, gelsene.

Yok, ben gelemem. Çünkü bizim evde hazırlık var.

(Doğan) Ne hazırlığı?

Halit Can'ın doğum günü, Kumru söylemedi mi?

(Yıldız) Siz de davetlimsiniz, mutlaka bekliyorum.

Gerçi Kumru'nun işi varmış ama siz gelin işiniz yoksa.

Seve seve gelirim.

İyi, süper. Sen de işini bitir, gel.

Görüşürüz.

Davetli olduğumuzu neden söylemedin kızım?

Çocuk doğum gününe gidecek hâlimiz yok herhâlde.

Onlar bizim yan komşularımız değil mi?

Tamam babacığım.

Ben hediye alıp gönderirim, sen merak etme.

Peki.

-Ben çıktım, görüşürüz. -Görüşürüz.

Bırak şuraya.

Merhaba.

Aa!

'Pronto'.

'Pronto'.

Lütfen.

Hoş geldin.

Hoş bulduk.

Artık kahve için de buluştuğumuza göre...

...şu sizi kaldırıyorum.

-Hım, sevindim. -Nasıl gidiyor?

Oldukça yoğun ama ben bu yoğunluğu seviyorum.

Hoş geldiniz, ne alırdınız?

-Kahve? -'Okay'.

Sade Türk kahvesi.

Bravo.

Ben kendim için söylemiştim.

(Doğan) İki tane sade Türk kahvesi.

Denk geldi o zaman, 'nice'.

Evet, Toskana’ya dönüşünüzü ertelemişsiniz.

Dönüşünü ertelemişsin diyecektim.

Bir süre için öyle görünüyor. Buraları özlemişim.

Güzel, buna sevindim. Belki iş hayatına geri dönersin, ha?

Şimdilik öyle bir niyetim yok.

Ama tabii ben öyle çok boş duracak bir adam da değilim.

Oradaki bağlarla ilgilenmek...

...yeterince yoğun bir işti ama stressizdi.

Bak, ben o iş stresini seviyorum.

Beni ayakta, böyle canlı tutuyor.

Yani motive ediyor diyebilirim.

Bu arada bir yatırımcı arıyordun.

-Var mı bir gelişme? -'No'.

Şimdilik yok.

Anladım.

'Merci'.

(Müzik)

Belki ben ilgilenirim.

Nasıl? Yani şaşırdım. En son konuştuğumuzda...

...kesinlikle istemediğini söylemiştin.

Evet, istemiyorum.

'Okay'. Anlamaya çalışıyorum şu anda.

Çalışan ve üreten kadınların desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Öyle mi? Ne kadar incesin.

Ama biliyorsun değil mi, çalışan ve üreten güçlü kadınların...

...desteklenmeye ihtiyacı olmaz. -Elbette.

Lütfen beni yanlış anlama, ben çabanı çok takdir ettiğim için söyledim.

'Merci'.

Ama bana jest olarak değil de...

...gerçekten ilgileniyorsan sana bir toplantı ayarlayabilirim, ne dersin?

Olabilir.

'Okay'.

Oynamayacak mısın? Bak, arkadaşların senin için geldi.

Değil mi?

Abi, Feyza'ya dedim ki gelirken seni alayım. İstemedi.

Oğlum, Atlas'ı getirecek ya, o yüzden istememiştir.

-İyi de abi, ben yabancı mıyım? -Tabii ki değilsin.

Ama bak kadınlar konu çocukları olduğunda çok hassas olabiliyorlar.

(Çağatay) Tamam mı? Anlayış göstermek lazım.

(Yıldız) Ne yemek istiyorsun anneciğim, hangisini istiyorsun?

-Yıldız! -Aysel ablan versin.

Feyza da geliyormuş.

-Evet. -Ne evet?

Siz kocanla iki gün önce bu kadın yüzünden kavga etmediniz mi?

Anneciğim! Hoş geldiniz, buyurun geçin.

Bana Emir'le Caner senin için neyse Feyza da benim için o, dedi.

Ne diyeyim yani? Zaten çocuk doğum günü, onun da çocuğu var, gelsin işte.

İyi, tamam. Konuyu değiştiriyorum, Çağatay, Halit Can'a ne hediye aldı?

Şurada bak, kutularda. Onun istediği bir tane araba vardı, onu almış.

Oğlum, oğlum diye dolanıyor, gitti onu mu aldı?

-Topaç alsaydı bari! -Anneciğim, çocuğum onu seviyor.

Çağatay ne yapsın? Çocuğun doğum günü.

Yıldız, Halit Can dövizdi, hisseydi, altındı öğrenene kadar...

...plastik şeylerle mi idare edecek? Yandık yani.

Bunu söylemedin varsayıyorum.

Evet, sen de mi istiyorsun? Al hayatım.

Al, Aysel ablanın kurabiyesi.

(Çocuklar bağrışıyor)

Senin suratın niye asık?

Yo, iyiyim.

Kafayı Canan'ın söylediklerine mi taktın?

Hayır baba.

-Hadi gel tekneyle çıkalım. -Hiç hâlim yok.

İstersen yan tarafa gidelim.

Aman hiç uğraşamam onların aile saadetiyle.

Kumru, Yıldız'a karşı bir kin besliyormuşsun gibi geliyor bana.

-Ben mi? -(Doğan) Evet.

Nereden çıktı bu?

O bir şey söylediği zaman zoraki gülümsüyorsun.

(Doğan) Çözemediğim bir tuhaflık var.

Babacığım, sen bu salak Canan'ın söylediklerini ciddiye almadın, değil mi?

Asla.

Senin böyle bir şey yapmayacağına eminim.

Çünkü biriyle arkadaşlık ederken onun evine girip...

...sonra da eşiyle birlikte olmak çok basit, çok ahlaksız.

-Çok vicdansız bir şey, değil mi? -Aynen öyle.

Peki, sorun ne?

Biz niye Yıldız'ı konuşuyoruz şu an, anlamadım.

(Doğan) Biz Yıldız'ı konuşmuyoruz Kumru, seni konuşuyoruz.

Tavırlarında bir tuhaflık var kızım.

Canım sıkkın olduğu için böyleyim. Gerçekten Yıldız'la bir ilgisi yok.

Ama madem böyle bir şüphen var...

...o zaman hadi kalk gidelim. -Kumrucuğum.

(Doğan) Gitmek istemiyorsan gitmeyiz.

Sadece bir sorun var mı ben onu bilmek istiyorum.

Anlaşıldı.

Ben hemen üstümü değiştiriyorum, sonra beraber yan yalıya gidiyoruz.

-Onun için söylemedim kızım. -Hayır, gidelim.

-Hem havamız değişir. -Emin misin?

Ben eminim. Yıldız'la aramda en ufak bir problem olmadığına da...

...emin olursun böylece.

(Gerilim müziği)

Şu cipslerden koy, çocuklar yedi, hiçbir şey kalmadı.

Feyza. Yıldız.

-Merhaba. -Hoş geldiniz.

(Feyza) Bu Atlas.

Atlas, merhaba, nasılsın?

Atlascığım, merhaba hayatım, hoş geldin.

Atlas, anneye bakar mısın?

Bana bakar mısın tatlım? Anneye bakar mısın canım?

Merhaba der misin?

-Alışması biraz zaman alıyor da. -Ben onu Halit Can'ın yanına götüreyim.

-Beraber oynarlar. -(Feyza) Yok.

Belki biraz sonra. Bu da Atlas'ın hediyesi.

Ay, çok teşekkür ederiz.

-Sağ ol Atlascığım. -Atlas, çok teşekkür ederiz.

-(Feyza) Merhaba. -(Ömer) Merhaba, hoş geldin.

Bundan sonraki adımınız bu kızı kovdurtmak, haberiniz olsun.

Ablacığım, acaba bir es mi versek diyoruz biz artık.

Oldu Emir, o esi hep Yıldız'ın konusu olduğunda verelim ama, tamam mı?

Baksana, almış çocuğunu salınıyor şurada.

-Biz oturalım, olur mu? -(Yıldız) Tamam.

(Çağatay) İyi eğlenceler.

Sinir oluyorum.

Asuman abla, siz iyice delirdiniz. Ablam bir, sen iki.

Adamın sevgilisi yanında, görmüyor musun?

-Aralarında bir şey yok, artık anlayın. -İyi, tamam.

Nasılsın, iyi misin?

İyiyim, sağ ol, sen?

Yanında Atlas olduğunu bildiğim için çekinerek geldim.

Konu Atlas olunca çok dikkatli olduğunu biliyorum.

Çok anlayışlısın, sağ ol.

Aslında gelmeyecektim ama...

Al bakalım.

-Çağatay ısrar etti. -(Ömer) İyi ki geldin.

Al bakalım.

(Çağatay, Halit Can'ı öpüyor)

-Ne tatlılar, değil mi? -Evet.

Çağatay abiye helal olsun.

Halit Can'la kendi oğluymuş gibi ilgileniyor.

Herkes yapamaz.

Oh!

Doğru, yapamaz.

Hadi bakalım, herkes toplansın, artık pastayı keselim.

Ayselciğim, koş pastayı getir.

-'Hello' Yıldız. -Nerede kaldın Ender?

Anca gelebildim.

Yoksa pastayı kaçırdım mı?

-Yok, kaçırmadın, şimdi geliyor. -(Ender) Süper.

Bu da benim hediyem.

Ne zahmet ettin Ender teyzesi?

Sağ ol Ender.

Hadi bakalım toplanın.

Hediye dediğin böyle olur.

Ablamın hediyesi sonuçta, lütfen, rica ediyorum.

Kalite.

(Altın düştü)

(Yıldız) Hadi toplanın bakalım.

(Hep bir ağızdan) "İyi ki doğdun Halit Can"

"İyi ki doğdun"

"Mutlu yıllar sana"

Pastası geldi oğlumun, gel anneciğim. Evet.

Bak, pastan geldi.

-Evet, hadi üflüyoruz. -Hadi bakalım.

-Üfle anneciğim. -Gel, gel, gel.

(Hep bir ağızdan) Bravo.

(Yıldız) Aferin.

İzninizle ben birkaç şey söylemek istiyorum.

Halit Can hayatıma ilk girdiğinde çok küçüktü.

Gerçi hâlâ daha çok küçük ama.

(Çağatay) Belki ona bir şeyler öğretebilirim...

...ona iyi bir baba figürü olabilirim diye düşünürken...

...o bana bir şeyler öğretti.

O bana sabırlı olmayı...

...ve sonsuz sevgiyi öğretti.

Neyse, fazla uzatmayayım.

Ben Halit Can'ı hep oğlum gibi gördüm.

O benim oğlum.

Bir gün Yıldız'la çocuğumuz olursa da bu gerçek asla değişmeyecek.

Ve ben ona hep iyi bir baba olmak için uğraş vereceğim.

(Çağatay) Kısacası...

...onu nüfusuma almak için bugün işlemleri başlattım.

(Alkışlıyorlar)

Çağatay.

Aslan damadım benim.

(Alkışlıyorlar)

-Ağlıyor musun? -Biraz duygulandım.

-(Çağatay) Sevdin mi? -(Yıldız) İnanmıyorum.

Ne harika bir aile, değil mi?

Evet.

Olacak olan çocuklarından ayırmamak için...

...Halit Can'ı nüfusuna alıyor. -Efendim?

Öyle mi dedi? Ben tam olarak duyamadım.

Tam olarak öyle dedi.

Hadi pastamızı keselim. Gel bakalım.

(Yıldız) Gel, gel, gel. Aferin.

Aferin oğluma.

(Alkışlıyorlar)

(Yıldız) Aysel, gel pastayı al.

(Yıldız) Aa, Kumru. Al dayısı.

Aa, bugün de sürpriz üstüne sürpriz yaşıyorum. Hoş geldiniz.

-(Doğan) Yıldız, tebrik ederim. -Çok teşekkür ederim, sağ olun.

Tebrik ederim Yıldız. Bu bizden.

Ne gerek vardı Kumrucuğum, çok sağ ol.

Doğan Bey, hoş geldiniz.

-Hoş bulduk Çağatay, nasılsın? -Sağ olun, siz nasılsınız?

-Kumru, merhabalar. -Merhaba.

Çağatay, Halit Can'a bence harika bir hediye verdin.

-(Doğan) Tebrik ederim. -Sağ olun.

Ben de çok şaşırdım çünkü öncesinde bilmiyordum.

Esas bana çok anlamlı bir hediye vermiş oldu Çağatay.

(Müzik)

İzninizle.

-Hayatım, ben bir Ömerlere bakayım. -Tamam.

-Selam. -Aa!

Seni burada görmeyi beklemiyordum.

Sabah bir şey demedin, nasılsın?

Ben beklenmedik şeyler yapmayı severim.

Çocuk doğum günlerine gelmek gibi mesela.

Beklenmedik dediğin şey buysa tolere edilebilir.

Göründüğü kadar zor bir adam değilim.

Ben öyle bir şey demedim.

Ajan, ben sana bir şey söyleyeyim, çok ağır yanık kokusu alıyorum.

Sorma Emir.

Yalnız söylemeden edemeyeceğim bayağı yakışıyorlar.

Emirciğim inan bana, yorum yapmak bile istemiyorum.

Niye? Gelecek kaygısı mı yoksa geçmiş travmaların mı?

Ablam sorun çıkaracak yeterli çoğunluğu sağladığı an...

...olan bize oluyor. -Zaten.

Canan'dan haber var mı? Seni arıyor mu?

Yok, arayamaz. Her yerden blokladım.

-Kapıya falan geldi mi? -Geldi ama geldiği gibi de gitti.

Ben affedici biri değilim Yıldızcığım.

Bana bir kere hata yapan hayatımdan tamamen gider.

Ben de senin tam tersinim.

Biri bana hata mı yaptı? Mutlaka sonunda kankam olur.

-Gel hadi oturalım. -(Kumru) Hadi.

Abi, sen ne koca yürekli bir adamsın.

Oğlum, abartmaya gerek yok, Halit Can zaten benim oğlum.

(Çağatay) Sadece işi resmiyete döktüm, bu kadar.

Sen eskiden de böyleydin, çocukları hep çok severdin.

-Yani. -Babaların babası!

Evet, ben artık kaçıyorum.

-Nasıl? Şimdi mi? -Nereye gidiyorsun Feyza?

-Daha yemek yiyeceğiz. -Yok, şimdi Atlas...

...kalabalığa çok alışkın değil, yoruldu. Eve götüreyim, dinlensin.

Erkenden de uyutacağım.

Burada yatır, burada dinlensin. Ben sonra Sedai'yle yollarım.

Hiç gerek yok. Şirkette görüşürüz.

-İyi, peki, gidelim. -Tatlım, sen kal.

-Keyfine bak, sonra görüşürüz, tamam mı? -Peki, tamam.

Bari kapıya kadar geçirseydim seni.

(Feyza) Atlas, gel canım.

Gidiyor musunuz? İyi ki geldiniz, teşekkür ederiz.

Görüşmek üzere.

Benim oğlum kayboldu. Ona bakayım.

(Gerilim müziği)

Konuşamadık.

Ne konuşacağız ki?

-Gergin misin? -Yo, hiç değilim.

-Yoksa hâlâ Canan... -Of, ne Canan'ı? Canan kim?

Herkes de Canan'ı amma umursuyormuş.

(Gerilim müziği)

Doğan bizim şirketle ilgilenebilir.

Onu dün sana bakışından fark etmiştim zaten de...

...şirketle değil, daha çok seninle ilgilenecekmiş gibi duruyor.

Bunun için onu suçlayamayız, değil mi Canerciğim?

Yani, tabii ki.

(Telefon çalıyor)

-Engin arıyor. -Hadi hayırlısı.

-Alo? -Ender Hanım, merhaba.

-Gelişme var mı? -(Engin ses) Evet, var.

Son konumunu bulduk.

Öyle mi? Nerede?

(Engin ses) Genellikle zengin insanların gittiği bir bakımevine...

...Yılmaz Soysal adıyla giriş yapmış.

-Ben şimdi size bilgilerini yolluyorum. -'Okay', bekliyorum.

(Telefon çalıyor)

-Evet? -O nasıl telefon açmak?

-Müsait değilsen sonra arayayım. -Hayır, müsaitim, dinliyorum.

-Kumru, neyin var? -Bir şeyim yok Çağatay.

Pazartesi olmadı hâlâ, hayret, arayabiliyorsun.

Sen buna mı bozuldun yani?

Ben bir şeye bozulmam.

Biliyorum, o yüzden şaşırdım.

Şaşırılacak bir şey yok, çok dengeli biri değilim demek ki.

Buluşup konuşalım mı?

-Ne konuşacağız? -Belli ki bir şey var, çözelim.

Çağatay, bir şey yok, üstüme gelme.

-Hadi lütfen. -Hiç sanmıyorum.

-Kumru, beni kırma. -Bunun için söz veremem.

(Çağatay ses) Bir saate her zamanki yerde olur musun?

Konuşalım, istemezsen bir daha görüşmeyiz.

İyi, olur. Ama konuşup hemen gideceğim.

Tamam. Anlaştık o zaman.

Of!

(Aysel) Yıldız Hanım, siz burada mıydınız efendim?

Ne oldu Aysel?

Efendim, ben Çağatay Bey'in kıyafetlerini kuru temizlemeye bırakacaktım da...

...içinden kredi kartı vesaire bir şeyler çıkmış.

-(Aysel) Onları bırakayım dedim efendim. -Tamam canım.

(Aysel) Peki efendim.

(Gerilim müziği)

Market mi?

(Gerilim müziği)

Caner, oraya giden Çağatay mıymış?

Yok, onu bilmiyoruz. Ben oradaki marketten bilgi aldım.

Eve sipariş veriyorlarmış.

İki güne bir geliyorlarmış. Dün gelen giden kimse olmamış.

Öğümce mi?

-Buranın adı neydi? -Öğümce.

Adı bile bir tuhaf ya!

(Gerilim müziği)

(Telefon çalıyor)

Abim.

(Çağatay) Sedai, çıkarken seni göremedim.

Ben olmayacağım. Çok önemli bir şey olmadıkça beni arama, tamam mı?

Tamam abi. Peki, yengem ararsa ne diyeyim?

Şirket dışında toplantıda olduğumu söylersin.

Abi, yanlış anlamazsan bir şey söyleyeceğim.

-Söyle. -(Sedai ses) Abi, eğer o eve gidiyorsan...

...dikkatli ol. Yeri belli oldu ya.

Yıldız bundan sonra hayatta şüphelenmez, gidip kendi gözüyle gördü.

Tamam abi, ben seni yine uyarayım dedim de.

Sağ olasın. Bu arada Sedai...

...öteki işi hallediyorsun, değil mi?

Halletmez olur muyum? Şu anda yoldayım.

Güzel. Haberleşelim.

Allah'ım ne olur yanılıyor olayım.

Bir yanlışlık olsun.

(Gerilim müziği)

İyi günler.

Merhaba, hoş geldiniz.

Yılmaz Soysal burada mı kalıyor?

-Evet. -Biz akrabalarıyız.

(Görevli) Dördüncü kat, 407 numara.

-Çok 'merci'. Yürü Caner. -Kolay gelsin.

(Gerilim müziği)

(Gerilim müziği devam ediyor)

(Gerilim müziği devam ediyor)

(Gerilim müziği devam ediyor)

(Gerilim müziği devam ediyor)

(Yıldız iç ses) Bu araba kimin?

(Araba geliyor)

(Gerilim müziği)

(Gerilim müziği devam ediyor)

(Gerilim müziği devam ediyor)

(Gerilim müziği devam ediyor)

(Kapı kapandı)

Bu dizinin ayrıntılı altyazısı NOW tarafından...

...Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.

www.sebeder.org

Ayrıntılı Altyazı Çevirmenleri: Ayhan Özgören - Belgin Yılmaz...

...Bülent Temür - Çağıl Doğan - Çağrı Doğan

Editör: Beliz Coşar

(Jenerik müziği)

(Jenerik müziği devam ediyor)

(Jenerik müziği devam ediyor)

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.