All language subtitles for [SubtitleTools.com] When.Harry.Met.Sally.1989.1080p.BluRay.x264-BANSHEE.TR.Multi

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali Download
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Arkadaşım Arthur Kornblum 'la bir restoranda oturuyordum.

Bir 'Horn and Hardart ' kafesiydi.

Ve bu güzel kız içeri girdi, ve ben Arthur 'a dönüp

dedim ki ' 'Arthur, şu kızı görüyor musun ? Ben onunla evleneceğim. ' '

Ve iki hafta sonra evlenmiştik.

50 yıldan daha uzun bir süre geçti, ve biz hala evliyiz.

CHlCAGO ÜNİVERSİTESİ- 1977

- Seni seviyorum. - Seni seviyorum.

Merhaba, Sally. Sally, bu Harry Burns.

- Harry, bu Sally Albright. - Tanıştığımıza sevindim.

- Sen kullanmak ister misin ? - Sen oturmuşsun. Önce sen kullan.

Bagaj açık.

- Ara beni. - Varır varmaz seni arayacağım.

- Beni yoldan ara. - Ondan da önce arayacağım.

- Seni seviyorum. - Seni seviyorum.

Afedersiniz.

- Seni şimdiden özledim bile. - Seni özlüyorum.

- Güle güle. - Hoşçakal.

Hesapladım. 18 saatlik bir yol bu. Arabayı üçer saatten altı kere nöbetleşe kullanırız.

Ya da, bir seçenek olarak, kilometre hesabına göre kullanırız.

Orada... Gözde bir harita var,

nerelerde nöbet değiştirebileceğimizi üzerinde işaretlemiştim.

Üzüm ?

Hayır. Öğün aralarında yemeyi sevmem.

Ben camı açacağım.

Bana neden hayat hikayeni anlatmıyorsun ?

- Hayat hikayemi mi ? - New York 'a kadar 18 saat. Sıkılırız.

Hikayem Chicago 'dan çıkmaya bile yetmez. Başıma bir şey gelmedi ki.

- O nedenle taşınıyorum. - Başına bir şey gelsin diye mi ?

- Evet. - Örneğin ?

Örneğin okula gidip gazeteci olacağım.

Yani başkalarının başına gelenleri yazacaksın.

- Öyle de görülebilir. - Ya sana hiçbir şey olmazsa.

Ya sana hiçbir şey olmazsa, kimseyle karşılaşmazsan, önemli bir

kişi olmazsan, ölürsen ve kokun koridora yayılana kadar kimse farketmezse.

- Amanda karamsardır demişti. - Onu bana çeken de buydu.

- Karamsarlışın mı ? - Tabi. Sen karamsar değil misin ?

Belki sen ' 'i ' 'lere nokta yerine küçük kalpler koyan bir iyimsersin.

Ben de diğer insanlar kadar karamsarım.

Öyle mi ? Yeni bir kitap alınca, önce daima son sayfasını okurum.

Eğer bitirmeden ölürsem sonunu bileyim diye.

Dostum, işte bu karamsarlıktır.

Bu derin kişilik anlamına gelmez ki. Yani, temelde, ben mutlu bir insanım.

- Ben de öyle. - Bence bu ters bir durum değil.

Hayır, sen mutlulukla meşgulsün. Hiç ölümü düşündün mü ?

- Evet. - Evet, mutlaka. Aklının ucuyla.

Şöyle gelgeç bir düşünce. Ben buna günlerimi harcıyorum.

Bu seni daha iyi bir insan mı yapıyor ?

Bak, sonum geldiğinde ben hazır olacağım, sen olmayacaksın.

Ve hep ölümü bekleyerek bütün hayatını mahvedeceksin.

- Yanılıyorsun. - Hayır. Adam kadının gitmesini istiyor.

- Bu yüzden uçağa bindiriyor. - Kadın kalmak istemiyor.

Tabi ki istiyor. Öbür adamla olmaktansa Bogart 'la olmayı istemez miydin ?

Hayatımı Kazablanka 'da, bar işleten bir adamla

evli olarak geçirmek istemezdim.

Bu sana züppece gelebilir ama, istemezdim.

- Yani aşksız evliliği, büyük... - Ve o ülkenin kadını olmayı.

..bir aşk yaşamaya tercih ederdin.

Yalnız adam bar işlettiği için, öyle mi ?

Evet.

Bence akıllı kadın böyle yapar. Kadınlar pratik zekalıdır.

lngrid Bergman bile, bu yüzden filmin sonunda uçağa biniyor.

Anlıyorum.

- Ne ? Ne ? - Yok birşey.

- Ne dedin ? - Unut gitsin.

- Neyi unutayım ? - Önemli değil.

Hayır, söyle bana.

Görülüyor ki, henüz iyi bir seks yaşamamışsın.

- İki kişi, lütfen. - Oraya.

- Evet yaşadım. - Hayır yaşamamışsın.

Aslında yeterince seks deneyimi yaşadım ben.

Kiminle ?

- Ne ? - O büyük seks deneyimini kimle yaşadın ?

Sana bunu söylemeyeceğim.

Peki. Söyleme.

- Shel Gordon. - Shel. Sheldon mu ?

Hayır. Hayır, Sheldon 'la iyi bir seks yaşamış olamazsın.

- Yaşadım. - Hayır, yaşamadın.

Bir Sheldon vergi hesabı yapar. Kanal tedavisi gerekirse, Sheldon yapar.

Ama Sheldon ateşli sevişmez. Sorun adında.

' 'Hadi yap, Sheldon. ' ' ' 'Sen bir hayvansın, Sheldon. ' ' ' 'Üstüme bin, koca Sheldon. ' '

- Olmuyor. - Merhaba.

- Ne alırsınız ? - Üç numara lütfen.

Şefin salatası, yanında yağ ve sirkeyle beraber. Ve a la mode elmalı pasta.

Şef ve a la mode elma.

Ama pastayı ısıtın. Dondurmayı üstünde değil yanında istiyorum.

Varsa, çilek de isterim. Yoksa, çırpılmış krema, ama eğer gerçek kremaysa.

Eğer konserveyse, istemem.

- Pastayı da mı ? - Hayır, yalnız pasta, ama ısıtmayın.

- Ne ? - Yok birşey. Yok birşey.

- Sheldon 'dan niye ayrıldın ? - Ayrıldığımı ne biliyorsun ?

Ayrılmasaydın, burada benimle olmazdın. Büyük aşk Shel ile birlikte olurdun.

Birincisi, seninle birlikte değilim.

Ve ikincisi, neden ayrıldığımız seni hiç ilgilendirmez.

Haklısın, haklısın. Bilmek istemiyorum.

İlla bilmek istersen, çok kıskançtı ve ben haftanın günleri külotları giyiyordum.

Afedersin, anlayamadım.

- Haftanın günleri külotları mı ? - Evet.

Üstünde haftanın günleri yazılıydı ve bence pek komikti.

Sonra bir gün Sheldon bana şöyle dedi ' 'Pazar 'ı hiç giymiyorsun. ' '

Çok şüphelendi. Pazar nerde, Pazar 'ı nerde bıraktın ?

Ve ona söyledim ama bana inanmadı.

- Neyi ? - Pazar 'ı üretmiyorlar.

- O niye ? - Tanrı nedeniyle.

Tamam, benim payımın yüzde 1 5 'i 90.

6.90 dolar.

Yedi bırakalım.

Ne ?

Yüzümde bir şey mi var ?

Çok çekici birisin.

Teşekkür ederim.

Amanda çekici olduğunu söylememişti.

Belki o, çekici olduğumu düşünmüyordur.

Bunun fikirle bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Bu ortada, sen çekicisin.

Amanda benim arkadaşım.

Yani ?

- Yani sen onunla çıkıyorsun. - Yani ?

Yani bana kur yapıyorsun !

Hayır, yapmıyordum.

Ne ?

Bir adam bir kadına ona kur yapmadan çekici olduğunu söyleyemez mi ?

Tamam, tamam.

Sadece, tartışmanın hatırına, bunun bir kur yapma olduğunu söyleyelim.

Ne yapmamı istiyorsun ? Sözümü geri alıyorum, tamam mı ? Geri alıyorum.

Geri alamazsın.

- Nedenmiş o ? - Çünkü bir kere ağızdan çıktı.

Ne yapmamız gerekiyor ? Polis çağır, bir kere ağızdan çıktı.

Yalnızca bırak, bırak kalsın.

- Tamam mı ? - Peki. ' 'Bırak kalsın. ' ' Benim felsefem bu.

Hep söylerim: ' 'Bırak kalsın. ' '

Motelde gecelemek ister misin ?

- Bırak kalsın diyemedim. - Harry.

Yaparım dedim ama yapmadım.

- Harry. - Ne ?

Yalnızca arkadaş olacağız, tamam mı ?

Harika. Arkadaş. En iyisi.

Asla arkadaş olamayacağımızın farkındasın.

- Neden olmasın ? - Söylediğim şey şu

ve bu asla bir kur yapma değil.

Erkeklerle kadınlar arkadaş olamazlar çünkü sevişme yanı hep engel olur.

Bu doğru değil. Benim bir sürü erkek arkadaşım var ve işin içinde seks yok.

- Erkek arkadaşın yok. - Evet, var.

Sen var sanıyorsun.

Ben farkında olmadan mı seviştim yani ?

Hayır, ama onların hepsi seninle sevişmek istiyor.

- İstemiyorlar. - İstiyor.

Nereden biliyorsun ?

Hiçbir erkek, çekici bulduğu kadınla arkadaş olamaz.

Hep onunla sevişmek ister.

Yani sence, bir erkek yalnız çekici bulmadığı kadınla arkadaş olabilir.

Hayır, onlarla da sevişmek istersin tabii ki.

Ya seninle sevişmek istemiyorlarsa ?

Farketmez. Sevişme denen şey oradadır ve olan arkadaşlığa olur.

- O zaman sanırım arkadaş olamayacağız. - Sanmam.

Çok yazık.

New York 'ta tanıdığım tek kişi sendin.

- Yolculuk için teşekkürler. - Evet. İlginçti.

- Seni tanımak güzeldi. - Tamam.

- Hayatta başarılar. - Sana da.

- Lisedeyken birbirimize aşık olduk. - Evet, liseli sevgililerdik.

Ama üçüncü sınıftan sonra, ailesi taşındı.

- Ama onu hiç unutmadım. - Beni hiç unutmadı.

Hayır, yüzü beynime kazınmıştı.

Ve 34 yıl sonra Broadway 'de yürüyordum ve onu

Toffenettis 'den çıkarken gördüm.

İkimiz de birbirimize baktık

ve sanki aradan tek bir gün bile geçmemiş gibiydi.

Onaltı yaşındaki kadar güzeldi.

Tamamen aynıydı.

Hiç değişmemişti.

BEŞ YlL SONRA

Joe. Senin olduğunu anlamıştım. Anlamıştım.

- Harry Burns. - Harry. Ne haber ?

- İyidir. Nasılsın ? - İyi. İyiyim.

Yanından geçerken sen olduğunu düşündüm.

Evet, benim.

- Hala savcılıkta mısın ? - Hayır, öbür tarafa geçtim. Ya sen ?

Küçük bir poitıka danışmalığı firmasında çalışıyorum. Gayet iyiyim.

Harry, bu Sally Albright. Harry Burns.

Harry ve ben, daha önce aynı apartmanda oturmuştuk.

Bakın, uçağa yetişmem gerek. Seni gördüğüme sevindim, Joe. Hoşçakal.

İyi ki hatırlamadı. Beş yıl önce New York 'a aynı arabayla gitmiştik

ve hayatımın en uzun gecesiydi.

- Ne oldu ? - Bana kur yaptı. Hayır deyince:

bir kız arkadaşımla çıkıyordu...

Tanrım. Kızın adını hatırlayamıyorum.

Benden uzak dur Joe. 26 yaşındayım ve erkek arkadaşıyla çıkamayacak

kadar iyi arkadaşım olan kızın adını bile hatırlayamıyorum.

- Sonra ne oldu ? - Ne zaman ?

Sana kur yapıp sen hayır deyince.

Yalnızca arkadaş olabileceğimizi söyledim.

Şunu hatırlıyorum. Erkeklerle kadınların asla arkadaş olamayacağını söylemişti.

Sence bu doğru mu ?

Hayır.

Yanız arkadaş olduğun kadın arkadaşın var mı ?

Hayır.

Ama senin için önemliyse bir tane bulurum.

Amanda Reese.

Kızın adı buydu. Çok şükür.

Seni özleyeceğim. Seni seviyorum.

- Öyle mi ? - Evet.

Seni seviyorum.

- İçecek ister misiniz ? - Hayır, teşekkürler.

- Bloody Mary var mı ? - Evet.

Hayır, bekle. Şunu istiyorum. Bildiğimiz domates suyu, dörtte üç doldurun,

içine biraz votka ekleyin -sadece bir kadeh- yanında biraz limon.

Chicago Üniversitesi 'nden, değil mi ?

- Evet. - Öğrenciyken bu kadar güzel miydiniz ?

- Hayır. - Acaba hiç... ?

Hayır. Hayır.

Mezuniyetten sonra Chicago 'dan New York 'a arabayla bereber gitmiştik.

- İkiniz birlikte oturmak ister misiniz ? - Harika. Teşekkürler.

Sen onun iyi bir arkadaşıydın. Adı neydi..

Amanda 'nın. Adını hatırlamadığına inanamıyorum.

Ne diyorsun ? Hatırlıyorum. Amanda Rice.

- Reese. - Reese, evet. O ne yapıyor ?

- Hiçbir fikrim yok. - Fikrin yok mu ?

İyi arkadaştınız. İyi arkadaş olduğunuz için sevişmemiştik.

- Onunla çıkıyordun. - Bir daha

anmayacağın biri için mi fedakarlık yaptın ?

Harry, buna inanmayabilirsin ama,

seninle sevişmemeyi asla bir fedakarlık olarak görmedim.

Evet, bu anlaşılabilir.

- Yazıcı olmak istiyordun. - Gazeteci.

- Ben de öyle söyledim. Ve ? - Gazeteciyim. The News 'de çalışıyorum.

Harika. Ve Joe ile birliktesin.

Evet, harika. Harika.

Üç haftadır falan mı birliktesiniz ?

- Bir ay. Nasıl bildin ? - Birini hava alanına götürüyorsan

bu ilişkinin başlarıdır. Bu yüzden ben bunu başlarda hiç yapmam.

- Neden ? - Çünkü sonunda işler değişir ve hava

alanına götürmezsin. Asla bana şöyle denmesini istemem,

' 'Neden artık beni hiç hava alanına götürmüyorsun ? ' '

Çok şaşırtıcı. Normal görünüyorsun, ama aslında Ölüm Meleği 'sin.

Onunla evlenecek misin ?

Birbirimizi bir aydır tanıyoruz ve ikimiz de hemen şimdi evlenmeyi düşünmüyoruz.

Ben evleniyorum.

Öyle mi ?

- Öyle mi ? - Evet.

- Kiminle ? - Helen Hillson. Avukat. Soyadını tutacak.

- Demek evleniyorsun. - Evet.

Bunda komik olan ne ?

Sadece senin için çok iyimser bir adım, Harry.

Çılgınca aşık olunca neler yaptığına inanamazsın.

Harika. Senin hayatı böyle kucakladığını görmek çok güzel.

Evet. Ayrıca, belli bir noktadan sonra bütün o şeyden yoruluyorsun.

- Bütün o neden ? - ' 'Bekar hayatı ' ' denen şeyin tümünden.

Biriyle tanışıyorsun, bir öğle yemeği, derken akşam yemeğine.

Dans etmeye gidiyorsun, erkek hünerini gösteriyorsun..

..evine gidiyorsunuz, sevişiyorsunuz, ardından aklından ne geçiyor ?

' Eve dönmeden önce, onu ne kadar kollarımda tutmam gerek ? '

' 30 saniye yeter mi ? ' '

Düşündüğün bu mu ? Doğru mu ?

Tabi. Bunu bütün erkekler düşünür.

Sen sonra ne kadar böyle tutulmak istersin ? Bütün gece mi ?

İşte sorun bu. 30 saniyeyle bütün gece arasında bir yerde senin sorunun.

- Benim böyle bir sorunum yok. - Evet, var.

- Gece burada kalacak mısın ? - Evet.

Akşam yemeğine çıkalım mı ? Sadece arkadaş olarak.

Erkek kadın arkadaşlığına inanmıyordun.

- Ne zaman söyledim ? - New York yolunda.

Hayır, hayır, asla bunu söylemedim.

Evet, doğru. Arkadaş olamazlar.

Ama ikisi de başkasıyla ilişkideyse olabilirler. Eski kuralı düzeltiyorum.

İki tarafın da başka ilişkisi varsa, olası ilişki baskısı ortadan kalkar.

Bu da sonuç vermez. Birlikte olduğun kişi neden

onunla arkadaş olman gerektiğini anlamaz.

Sanki ilişkide birşey eksikmiş gibi gelir.

Ama sen ' 'Hayır, eksik yok ' ' deyince, ilişkide olduğun kişi

seni, yalnız arkadaş olduğun kişiden etkilenmekle suçlar,

aslında etkilenmişsindir. Bunu görmak gerek.

Böylece, düzeltme öncesi kurala döneriz:

Erkek ile kadın arkadaş olamaz. Ne yapıyoruz ?

- Harry. - Ne ?

Hoşçakal.

Tamam.

Ben durayım. Sen ilerle.

40 yıl önce evliydik.

Üç yıl evli kaldık, boşandık. Sonra ben Marjorie ile evlendim.

- Önce Barbara 'yla yaşadın. - Evet, Barbara.

Barbara 'yla değil, Marjorie 'yle evlendim.

- Sonra boşandın. - Doğru. Sonra Katie ile evlendim.

Ve bir boşanma daha.

Derken birkaç sene sonra, Eddie Collecio 'nun cenazesinde, ona rastladım.

Şimdi hatırlamadığım bir kızla beraberdim.

- Roberta. - Evet. Roberta.

Ama gözlerimi senden alamıyordum.

Hatırlıyorum, bir ara ona dönüp dedim ki...

- Ne dedim ? - ' 'Çıkınca ne yapıyorsun ' ' demiştin.

Doğru. Roberta 'yı savdım, kahve içmeye gittik, bir ay sonra evlenmiştik.

İlk evliliğimizden bugüne dek tam 35 yıl.

- Ceplerine bakıyordum. - Neden ?

BEŞ YlL SONRA

Bir yemek masası aldılar. Karısı masaya tam 1 .600 dolar ödedi.

- Nereden ? - Konu nereden aldıkları değil, Alice.

Konu, adam onu asla terketmeyecek.

Yeni bir şey var mı ? Bunu iki yıldır biliyoruz.

Haklısın. Haklı olduğunu biliyorum.

Bekar birini bulsana. Ben eskiden bir sürü hoş bekar erkek tanırdım.

Mutlaka biri vardır. Sally birini buldu.

Sally son kalan iyi adamı buldu.

- Joe ile ben ayrıldık. - Ne ?

- Ne zaman ? - Pazartesi.

- Üç gün söylemedin mi bize ? - Joe boş mu ?

Tanrı aşkına, Marie, sende hiç duygu yok mu ? Ne kadar üzüldüğü ortada.

Çok üzgün değilim. Bir süredir uzaklaşıyorduk.

Siz iyi bir çifttiniz.

Birlikte olduğun biri vardı. Tatillerde bile birlikteydiniz.

Dedim ki ' 'Sen daha fazlasını layıksın. 31 yaşındasın... ' '

- Ve saat tiktak ediyor. - Hayır, tiktak 36 'dan önce başlamıyor.

Tanrım, muhteşem görünüyorsun.

Şey, alışmak için birkaç güne ihtiyacım vardı, şimdi iyiyim.

Güzel. O zaman hazırsın.

- Gerçekten, Marie ! - Başka yolu var mı sanki ?

Mükemmel adamı buldum. Ben çekici bulmadım, ama sen bulabilirsin.

Onun çenelerle bir sorunu yok.

- Marie, henüz hazır değilim. - Ama artık o benim için bitti dedin.

Evet bitti ama yas dönemindeyim.

- Kim bu ? - Alex Anderson.

Altı yıl önce de onu ayarlamaya çalışmıştın.

Afedersin. Tanrım.

Tamam, bekle. Şuna ne dersin.

- Ken Darman. - Bir yıldan uzun süredir evli.

Sahi mi ?

Evli.

- Dur. Dur, bir tane buldum. - Bak.

Uygun zamanda karşılaşırsam hoşlanacağım biriyle, geçici olarak

çıkmamın bir anlamı yok.

Tamam, ama çok uzun süre bekleme. David Warsaw 'a olanı hatırlıyor musun ?

Karısı onu terketti ve herkes ' 'Ona biraz zaman verin. Acele etmeyin ' ' dedi.

Adam altı ay sonra öldü.

Ya ölürse diye biriyle hemen evlenmeli miyim diyorsun ?

En azından evliyim diyebilirsin.

Doğru adam orada, dışarıda diyorum. Onu sen yakalamazsan, başkası yakalar

ve sen hayatını, kocanla başkasının evli olduğunu bilerek geçirirsin.

Hazır. Tamam.

- Bu ne zaman oldu ? - Cuma günü. Helen işten eve döndü

ve ' 'artık evli olmak istediğimden emin değilim ' ' dedi.

Bir eşyadan bahseder gibi. İnsancıl hiçbir şey yokmuş, akla gelmiş bir şey gibi.

Sakindim. Dedim ki ' 'Neden oturup beraber düşünmüyoruz ? Acele etme ' '.

- Evet, haklısın. - Ertesi gün bunu düşündüğünü söyledi.

Ayrılığı denemek istiyormuş. Sadece denemek istiyormuş.

Hala buluşabilirmişiz, sanki bu herşeyi hafifletirmiş gibi.

Ben buluşmayı bırakmak için evlendim, bana cazip gelmiyor.

Yapmak istediğim en son şey beni sevmesi gereken karımla buluşmak.

Böyle düşününce, yoksa beni sevmiyor mu artık dedim.

Ve ona ' 'Artık beni sevmiyor musun ? ' ' diye sordum.

Ne dedi biliyor musun ? ' 'Seni hiç sevdim mi, bilmiyorum. ' '

Bu çok ağır. Bundan sonra toparlanmak zor olsa gerek.

- Sağol, Jess. - Bak, ben yazarım. Diyaloğu bilirim.

Bu özellikle ağır.

Sonra bir arkadaşının Güney Amerika 'ya gittiğini

ve onun dairesine taşınabileceğini söyledi. İnanamadım. Ve kapı çaldı.

' 'Dairesine taşınabilirim ' ' kelimeleri baloncuk içinde havada asılı kaldı.

- Bir karikatür gibi. - Evet.

Kapıya gittim ve hamalları gördüm. Şüphelenmeye başladım.

' 'Helen, nakliyecileri ne zaman çağırdın ' ' dedim. Bir şey demedi.

Hamallara sordum ' 'Bu kadın sizi ne zaman tuttu ? ' '

Üç iriyarı adam kapıya dikilmiş. Sustular. Birinin tişörtünde ' 'Benle dalaşma ' ' yazılı.

' 'Helen, bunu ne zaman ayarladın ? ' ' dedim. ' 'Bir hafta önce ' ' dedi.

' 'Yani bir hafta önce karar verip söylemedin mi ? ' ' dedim.

' 'Doğum gününü mahvetmek istemedim ' ' dedi.

Yani boşanacağını senden önce hamal mı öğrenmiş ?

- Hamal biliyordu. - İnanamıyorum.

- Kötüsünü daha anlatmadım. - Hamalın bilmesinden kötü ne olabilir ?

Hepsi bir yalanmış.

Başkasına aşık. Bir vergi avukatı.

- Onun evine taşındı. - Bunu nasıl öğrendin ?

Onu izledim. Binanın dışında durdum.

- Çok küçük düşürücü. - Biliyorum.

Ve başından biliyordum. Mutlu olsak da biliyordum, bu bir aldatmacaydı.

Ve işte bir gün kıçıma tekmeyi vurdu.

Evlilik, sadakatsizlik yüzünden bitmez. O başka bir eksiğin belirtisidir.

Sahi mi ? İyi de, o belirti şimdi karımla yatıyor.

Onun American Express faturasını bir şans eseri gördüm.

' 'Şans eseri ' ' görmek ne demek ?

Şey, tıraş oluyordu ve işte orada çantasında duruyordu.

Ya seni çantasını karıştırırken görseydi ?

Önemli noktayı atlama. Sana bulduğumu söylüyorum.

Karısı için yeni bir geceliğe tam 120 dolar ödemiş.

- Karısını terketmeyecek sanıyorum. - Kimse bunu beklemiyor.

Haklısın. Haklısın. Haklı olduğunu biliyorum.

Kişisel Büyüme bölümünden birisi sana bakıyor.

Onu tanıyorum. Ondan hoşlanırsın. Adam evli.

- Kim o ? - Harry Burns. Politik danışman.

Sevimli biri.

- Sence sevimli mi ? - Evli olduğunu nereden biliyorsun ?

Onu son gördüğümde evlenecekti.

- Ne zamandı bu ? - Altı yıl önce.

Yani artık evli olmayabilir.

Aynı zamanda, kendisi iğrençtir.

Kaybolan Hanım kitabında kadın ' 'Gördüğüm en iğrenç adamsın ' ' der...

- ' 'En aşağılık. ' ' - ..sonra deli gibi aşık oluyorlar.

- Hem o beni hiçbir zaman hatırlamaz. - Sally Albright.

- Merhaba, Harry. - Senin olduğunu anladım.

Benim. Bu, Marie.

Marie 'ydi.

- Nasılsın ? - İyiyim.

- Joe nasıl ? - İyi.

İyi olduğunu duydum.

- Artık Joe ile birlikte değil misin ? - Biz ayrıldık.

Üzüldüm. Bu, çok kötü.

Evet. İşte, bilirsin.

Evet.

Evet.

- Senden ne haber ? - İyiyim.

Evlilik nasıl gidiyor ?

İyi değil. Boşanıyorum.

Üzüldüm. Gerçekten üzüldüm.

Evet, işte, ne yaparsın ?

Peki siz ikinize ne oldu ?

Joe ile ben buluşmaya başladığımızda aynı şeyleri istiyorduk.

Evlenmek istemiyorduk çünkü ne zaman tanıdığımız birileri evlense

ilişkileri mahvoluyordu. En basiti, bir daha asla sevişmiyorlardı.

Bu doğru. Kimsenin sana asla söylemeyeceği sırlardan biridir bu.

Çocuklu arkadaşlarımla buluştuğumda... aslında çocuklu tek arkadaşım Alice,

bana Gary ile artık sevişmediklerinden yakınıyor.

Yakınmıyor bile. Doğal bir şeymiş gibi söylüyor.

Gece defalarca uyandıklarını, yorgunluktan öldüklerini,

çocukların, bütün sevişme arzusunu yok ettiklerini söylüyor.

Joe ile ben de ' 'Çok şanslıyız. Böyle harika bir ilişkimiz var ' ' diyorduk.

' 'Mutfakta yerde sevişebiliriz ve çocuklar içeri girecek korkumuz yok. ' '

' 'Bir anda karar verip Roma 'ya uçabiliriz. ' '

Sonra bir öğleden sonra Alice 'in kızını alıyordum,

onu sirke götürmeye söz vermiştim. Takside, ne görüyorum oynuyorduk.

' 'Posta kutusu görüyorum ' ' ' 'Direk görüyorum ' '.

Sonra o pencereden dışarı baktı ve bir adamı ve karısını gördü.

İki küçük çocukla beraber, çocuklardan biri adamın omuzlarındaydı.

Ve ' 'Bir aile görüyorum ' ' dedi.

Ve ben ağlamaya başladım. Bilirsin işte, sadece ağlamaya başladım.

Eve gittim ve dedim ki ' 'Önemli olan şey, Joe,

hiçbir zaman bir anda karar verip Roma 'ya uçmuyoruz ' '.

Peki mutfakta yerde... ?

Bir kere bile olmadı. Yer soğuk ve sert Meksika seramiğiyle döşeliydi.

Her neyse.

Bu konuda konuştuk. Ben ' 'İstediğim bu ' ' dedim, o da ' 'Ben istemiyorum ' ' dedi.

Ve ben dedim ki ' 'Peki, sanırım bitti ' '. Ve gitti.

Ve işin aslı kendimi gerçekten iyi hissediyorum.

O benim için bitti. Yani, o gerçekten geride kaldı.

Buraya kadardı. Onun verebileceğinin en fazlası buydu.

Ve her düşündüğümde, doğru şeyi yaptığıma daha fazla ikna oluyorum.

Gerçekten sağlıklı görünüyorsun.

Evet.

- En azından daire bana kaldı. - Bana da herkes bunu söylüyor.

Ama aslında, bir daire bulmanın neresi zor ki ? Ölüm ilanlarını okuyorsun.

Kim ölmüşse apartmana gidip kapıcıya bahşiş veriyorsun.

Ölüm ilanlarıyla emlak bölümünü birleştirseler daha kolay olur.

O zaman şöyle yazılırdı: ' 'Mr Klein, ardında bir eş,

iki çocuk ve üç odalı, şömineli geniş bir daire bırakarak vefat etti. ' '

İlk tanıştığımızda senden çok hoşlanmamıştım.

- Ben de. - Doğru değil.

O zaman çok gergindin. Şimdi çok daha yumuşaksın.

Bu sözden nefret ederim. İltifat gibi görünür ama aslında hakarettir.

Tamam, hala kaya gibi sertsin.

Seninle sevişmek istemedim. Bunun seninle ilgili olaması

olasılığını düşünmek yerine, sen bunu bir kişilk bozukluğu gibi gördün.

Özür dilemek için bir zaman aşımı süresi var mı ?

- On yıl. - Tam zamanında yetişmişim.

Bir ara benimle akşam yemeği yemek ister misin ?

Şimdi arkadaş mı oluyoruz ?

Şey...

Evet.

Harika. Bir kadın arkadaş.

Hayatımda, sevişmek istemediğim tek çekici kadın sen olabilirsin.

Bu harika, Harry.

- Aynı hastenede doğduk, ... - 1921 yılında.

- ..yedi gün arayla. - Aynı hastanede.

- Aynı blokta büyüdük. - Çok kiracılı bir apartmandı.

- Aşağı Doğu Yakası 'nda. - Delancey Caddesi 'nde.

- On yaşında Bronx 'a taşındık. - Fordham Yolu 'na.

- O, 1 1 yaşında taşındı. - 183. Caddede oturuyordum.

- 6 yıl 1 5. katta hemşirelik yaptı. - Ünlü bir nöroloji uzmanının yanında...

- Ben de 14. katta çalışıyordum. - ..Dr Permelman.

- Hiç karşılaşmadık. - Hiç karşılaşmadık.

- Düşünebiliyor musunuz ? - Nasıl mı karşılaştık ? Asansörde.

- Aile ziyaretinde. - Şikago, Ambassador Hotel 'de.

O, 3. kattaydı, ben 1 2. kattaydım.

Sadece onunla konuşmak için fazladan dokuz kat tırmandım.

Fazladan dokuz kat.

- Merhaba. - Uyuyor musun ?

- ' 'Kazablanka ' 'yı seyrediyorum. - Hangi kanalda ?

- Onbirinci. - Teşekkürler. Buldum.

Humphrey Bogart 'tansa, Victor Laszlo ile mutlu olurdun, öyle mi ?

- Bunu ne zaman söyledim ? - New York 'a giderken.

- Bunu hiç söylemedim. Asla söylemem. - Tamam, peki. Nasıl istersen.

- Uyuyor muydun ? - Neden ?

Çünkü ben uyumuyordum. Helen 'i gerçekten özlüyorum.

Galiba bana bir şeyler oluyor. Bir çocuk dizisini İspanyolca seyrettim.

İyi değilim.

Dün gece 7.30 'da yattım. Bunu üçüncü sınıftan beri yapmamıştım.

Depresyonun iyi tarafı bu - dinleniyorsun.

- Ben depresyonda değilim. - Tamam. Peki.

Hala yatağın aynı tarafında mı yatıyorsun ?

Biraz öyle yaptım, artık yatağa yayılıyorum.

Tanrım, ne acayip. Bacağım yatağın boş kısmına değince garip hissediyorum.

Onu özlüyorum.

- Ben Joe 'yu özlemiyorum. Gerçekten. - Birazcık bile mi ?

Neyi özlüyorum, biliyor musun ?

Onun var olması fikrini özlüyorum.

Belki ben de Helen fikrini özlüyorumdur.

Hayır, ben bütün Helen 'i özlüyorum.

Son sahne.

Hoşçakal, Rick. Tanrı seni korusun.

lngrid Bergman. Masrafsız kadın.

- Masrafsız mı ? - İki tür kadın vardır.

- Masrafsız kadın ve masraflı kadın. - Ve lngrid masrafsız, öyle mi ?

Kesinlikle bir masrafsız.

- Ben hangi türüm ? - En kötü türden.

Masraflısın ama masrafsız olduğunu sanıyorsun.

- Anlamıyorum. - Anlamıyor musun ?

' 'Garson, bir ev salatası, ama bildik sos konmasın. ' '

' 'Sirke özü alacağım ama yanında. ' '

' 'Sonra, hardal soslu somon balığı, ama sosu yanında olsun. ' '

- ' 'Yanında olması ' ' çok önemli. - Sevdiğim gibi olsun istiyorum.

Biliyorum. Masraflı.

.. 10 bin Frank harcamalarımızı karşılar.

Bizim harcamalarımız mı ?

Louis, bunun güzel bir arkadaşlığın başlangıcı olduğunu düşünüyorum.

Bugüne kadar bir filmin sonunda söylenen en iyi cümle.

Bana kesinlikle bir şeyler oluyor. Belki de 24 saatlik bir tümör.

- Sende tümör yok. - Ne biliyorsun ?

- Bunca endişeleniyorsan, doktora görün. - Hayır, o önemli olmadığını söyler.

- Uyuyacak mısın ? - Uyumasam da, iyileşirim.

- Ne yapacaksın ? - Ayakta kalıp sızlanacağım.

Belki şimdi alıştırma yapmalıyım.

İyi geceler, Harry.

İyi geceler.

Yine o rüyayı gördüm - ben sevişirken Olimpiyat hakemleri izliyordu ?

Zorunlu hareketleri yaptım ve işte finale kaldım.

Kanadalı hakemden 9.8 aldım, Amerikalı 'dan 10 tam puan,

ve Doğu Alman hakemi kılığına girmiş annem 5.6 verdi.

Herhalde inişim iyi olmadı.

Aslında, benimkisi, 1 2 yaşından beri hep aynı şey.

- Ne oluyor ? - Hayır, çok... çok utandırıcı.

- Bana anlatma. - Tamam, şimdi bir adam var.

- Neye benziyor ? - Bilmiyorum. Sanki yüzü yok gibi.

Yüzsüz bir adam. Tamam. Sonra ne oluyor ?

Elbiselerimi parçalıyor.

- Sonra ne oluyor ? - Bu kadar.

Ne ? Yüzsüz bir adam elbiselerini parçalıyor.

Ve 1 2 yaşından beri senin seks fantazin bu. Aynen böyle mi ?

Şey, bazen biraz değiştiriyorum.

- Hangi kısmını ? - Giydiğim elbiseyi.

- Ne ? - Yok birşey.

Günün kalan kısmında, şu şekilde konuşmamıza karar verdim.

- Böyle mi ? - Hayır. Benden sonra tekrar et.

- Biber. - Biber.

Garson, benim paprikaşımda çok fazla biber var.

Garson, benim paprikaşımda çok fazla biber var.

Ama fındıklı tartınızı tatmaktan mutluluk duyarım.

Ah, hayır.

- Ama fındıklı tartınızı. - Ama fındıklı tartınızı.

- Tatmaktan. - Tatmaktan.

- Mutluluk duyarım. - Mutluluk duyarım.

- Fındıklı tartınızı. - Fındıklı tartınızı.

- Bu gece sinemaya gitmek ister misin ? - Bu gece sinemaya...

Tekrarlama. Lütfen, yanıtla. Bu gece sinemaya gitmek ister misin ?

- Çok isterdim, Harry, ama olmaz. - Ne var ? Ateşli bir aşık mı var ?

- Şey, evet. Evet. - Gerçekten mi ?

Evet. Sana söyleyecektim ama bilmem, bu konuda bir tuhaf hissettim kendimi.

- Neden ? - Çünkü birlikte çok zaman geçirdik.

Bence bir aşkın olması harika.

- Öyle mi ? - Evet.

- Bunu mu giyeceksin ? - Evet.

Şey, bilemiyorum. Neden ?

Bence daha sık etek giymelisin. Etekle harika görünüyorsun.

- Öyle mi ? - Evet.

Bence, hiyeroglifler Sfenksi adında bir karakteri anlatan bir çizgi hikaye.

- Harry, sen de çıkmalısın. - Hazır değilim.

- Çıkmalısın. - Şu anda kimsenin işine yaramam.

Vakit geldi.

Hayatımın en rahatsız gecesiydi.

Hayır, diğer yöne sermeliyiz.

İlk buluşma her zaman en zor olandır, Harry.

Sen de daha bir kere çıktın.

- Daha kötü olmayacağını ne biliyorsun ? - Yemekten sonra

saçımdan bir tel koparıp onunla dişini karıştırmasından daha kötü ne olabilir ?

Yaşadığım korkunç deneye kıyasla seninki bir rüya.

İyi başladı. Çok iyi bir kız.

Ve gitmek istediği o Etiyopya restoranında konuşuyoruz.

Ben şaka yapıyorum ' 'Etiyopya 'da yemek yok sanıyordum. ' '

' 'Bu hızlı bir yemek olacak. İki boş tabak ısmarlayıp gideceğiz. ' '

Evet. Ondan yanıt, gülümseme bile yok.

Ben de konuyu değiştirdim, hangi okula gittiğini sordum.

Michigan State dedi. Ve bu bana Helen 'i hatırlattı.

Birden kendimi bir endişe krizinin ortasında buldum,

kalbim çarpıyor ve soğuk ter dökmeye başlıyorum.

- Helen de o okula mı gitti ? - Hayır, Northwestern 'e.

İkisi de Amerika 'nın ilk onu arasında.

O kadar bunaldım ki restorandan çıkmak zorunda kaldım.

Harry, bence bu uzun zaman alacak.

Yeni biriyle çıkmaktan hoşlanmamız için aylar geçmesi gerekebilir.

Evet.

Biriyle aynı yatağa girebilek için daha da uzun süre lazım.

Ben onunla yatağa yattım.

- Onunla yattın mı ? - Tabii ki.

- Ben bu ilişkiyi anlamıyorum. - Ne demek istiyorsun ?

- Birlikte olmak hoş mu ? - Evet.

- Onu çekici buluyor musun ? - Evet.

- Ama onunla yatmıyorsun ? - Hayır.

Sen, mutlu olmaktan korkuyorsun.

Neden benden gurur duymuyorsun ? Benim için büyük bir şey.

Bugüne dek bir kadınla aşk olmayan bır ilişki kurmadım. Büyüyorum.

- Bitirdiniz mi ? - Çok bozuk param var. İlk ben geldim.

- Değildin. - Bendim.

- Koca aptal. - Küçük gıcık.

- Nerede kalmıştım ? - Büyüyordun.

Evet.

O özgür bir kadın. Onunla herşeyi konuşabiliyorum.

Yani bana söyleyemediklerini ona söyleyebiliyor musun ?

Hayır, bu sadece değişik bir perspektif. Olaylara kadın gibi bakmayı öğreniyorum.

Buluştuğumuz erkekleri ve kadınları konuşuyoruz.

- Kadınları mı anlatıyorsun ? - Evet.

Mesela geçen gece bir kadınla seviştim ve inanılmazdı.

Onu insanüstü bir yere götürdüm. Öyle ki miyavladı.

- Bir kadını miyavlattın mı ? - Evet, böyle şeyleri söyleyebiliyorum.

Ve ona yalan söylemek zorunda değilim çünkü onu yatağa atmak istemiyorum.

- Yalnızca kendim olabiliyorum. - Bir kadını miyavlattın mı ?

Bu kadınlarla ne yapıyorsun ? Kalkıp gidiyor musun ?

- Tabii. - Anlat bana. Ne söylüyorsun ?

Erken işim olduğunu, sabah spor yapacağımı.

- Sen spor yapmazsın. - Onlar bilmiyor ki. Yeni tanışıyoruz.

- Bu iğrenç. - Doğru. Kendimi kötü hissediyorum.

Seninle ilişkim olmadığı için memnunum.

Yoksa, yataktan kalkıp banyo yapıp, sabahın 3 'ünde evine dönen

bir kadın olacaktım. Hem senin bir şöminen bile yok.

- Gerçi bunun farkında değilim ya. - Ne üzüldün ? Seninle ilgili değil.

Evet, ilgili. Sen bütün kadınlara bir hakaretsin ve ben bir kadınım.

Hey, ben kimsenin şikayet ettiğini duymuyorum.

Tabi duymazsın. Kapıdan öyle hızlı çıkıyorsun ki.

- Bence iyi vakit geçiriyorlar. - Nereden biliyorsun ?

Ne demek nereden biliyorsun ? Biliyorum.

- Çünkü onlar... - Evet, çünkü onlar...

- Gerçekten öyle olduklarını nereden... - Ne yani ? Orgazm takliti mi ediyorlar ?

- Olabilir. - Hadi canım sen de.

Neden ? Pek çok kadın, şu ya da bu zaman bunu yapmıştır.

- Benle birlikte taklit yapmazlar. - Ne biliyorsun ?

Çünkü biliyorum.

Doğru. Tabi, doğru.

Unuttum. Sen bir erkeksin.

- Ne demek oluyor şimdi bu ? - Hiçbir şey.

Erkekler bunun olmadığına emindir ama çoğu kadın bunu yapmıştır.

en düşün artık.

Aradaki farkı anlamayacağımı mı sanıyorsun ?

- Hayır. - Hadi canım.

İyi misin ?

Oh, Tanrım.

Oh, Tanrım.

Oh, Tanrım.

Oh, evet, tam orası.

Oh, Tanrım.

Evet ! Evet ! Evet !

Oh, Tanrım.

Ben de onun yediğini istiyorum.

- Sakalsız daha iyi. Yüzün görünüyor. - Bu benim yüzüm.

Hadi, aşağı ve yukarı.

- Beni dışarı çıkardığın için teşekkürler. - Saçmalama.

Gelecek yılbaşı, eğer ikimiz de başkasıyla değilsek, yine buluşuruz.

Anlaştık.

Görüyor musun ? Şimdi de yanak yanağa dans edebiliriz.

Hey, millet. Yeni Yıla on saniye var.

- On, - Biraz hava almak ister misin ?

- Evet. - ..yedi, altı, beş, dört,

üç, iki, bir.

Mutlu Yıllar.

- Mutlu Yıllar. - Mutlu Yıllar.

Oğlanların kampında baş danışmandı, ben de kızlar kampında baş danışmandım.

Bir gece eğlence düzenlediler, ve odanın karşı ucundan geldi.

Arkadaşım Maxine ile konuşmaya geldiğini düşündüm.

Çünkü genellikle Maxine ile konuşmak için odayı arşınlarlar.

Ama o benimle konuşmaya geliyordu ve dedi ki,

' 'Adım Ben Small. Coney lsland 'lı Small 'lardanım. ' '

O anda biliyordum. İyi bir kavunu nasıl anlarsınız, işte öyle anladım.

Kendine çiçek gönderdin.

O koca aranjmana 60 dolar ödedim ve masanın üzerine

Arthur 'un görebileceği bir yere bir kart yazıp bıraktım.

Kartta ne yazıyordu ?

' 'Lütfen evet de. Sevgiler, Jonathan. ' '

- İşe yaradı mı ? - Eve bile gelmedi ki.

Karısı hayır kurumunun balosuna gitti. Karısını asla terketmeyecek.

- Tabi terketmeyecek. - Haklısın. Haklı olduğunu biliyorum.

- Nerede bu yer ? - Bir sonraki blokta bir yerlerde.

Bunu yaptığıma inanamıyorum.

Harry de, sen de benim en iyi arkadaşlarımsınız.

Ve siz ikiniz birlikte olursanız, dağılmak yerine, arkadaş kalabiliriz,

arkadaşlarını tanımadığın biriyle olduğu gibi.

Ben Arthur 'la görüşmeye başladığımdan beri sen ve ben ayrılmadık.

Eğer Arthur karısını terkederse ve ben onunla tanışırsam,

o zaman kesinlikle seninle ben ayrılırız.

Karısını asla terketmeyecek.

Tabi etmeyecek.

Haklısın. Haklı olduğunu biliyorum.

- Emin değilim. - Sadece akşam yemeği.

Sonunda, yaşamda kendimle ve işimle başbaşa kalabileceğim bir yer buldum.

- Böyle iyiyse, niye sen çıkmıyorsun ? - Söyledim. Sadece arkadaşız.

- Yani çekici değil mi ? - Hayır, çekici.

- Kişiliği de iyi demiştin. - İyi bir karakteri var.

Ne ?

Çekiciliği olmayanlar için, karakterleri iyi derler.

Eğer görünüşünü sorsaydın ve ben ' 'iyi bir karakteri var ' ' deseydim,

o zaman çekici değildir.

Ben iyi karakterli diye dediğim için, ikisi birlikte olabilir.

Çekici ve iyi karakterli ya da çekici değil ama iyi karakterli.

- Peki o hangisi ? - Çekici.

Ama güzel değil, öyle mi ?

Ne zaman Jimmy Breslin okusam, New York City 'e uyarma çağrısı

- yapıyormuş gibi geliyor. - ' 'Uyandırma çağrısı ' ' neyi kastediyor ?

Şehirde devletten yardım alan insanlar olduğunu söylüyor...

Çalışmalarınızı gördüm mü acaba ?

Birkaç hafta önce rehinelerle ilgili bir şey yapmıştım.

- Gözleri bağlı insanlarla. - Evet.

80 'lerin sonu gibi olduğunu düşündüm.

Bu ilginç.

Jimmy Breslin 'in büyük bir hayranı değilim diyelim.

Yazar olmamın nedeni o adam. Ama bu önemli değil.

Harry, sen ve Marie, ikiniz de New Jersey 'densiniz.

- Sahi mi ? - Nereden ?

- Güney Orange. - Haddonfield.

- Evet, ne ısmarlayacağız ? - Ben ızgara turpla ile başlayacağım.

Jess, Sally iyi sipariş verir. En iyisini seçmekle kalmaz,

şefin bile bilemeyeceği bir şekilde sipariş verir.

- Restoranlar artık çok önemli hale geldi. - Katılıyorum.

' '60 'larda tiyatro insanlar için ne idiyse, 80 'lerde de restoranlar öyle. ' '

Bunu bir dergide okumuştum.

Onu ben yazdım.

- Dalga geçiyorsun. - Hayır. Onu ben yazmıştım.

Asla bir dergiden alıntı yapmamıştım. Bu ne raslantı.

Hayret verici değil mi ? Onu sen yazdın ha ?

Şunu da yazdım ' 'Pesto, 80 'lerin salçası ' '

- Dalga geçiyorsun. - Ben yazdım.

- Bunu nerede okudum ? - New York Magazine.

Sally New York Magazine 'de yazıyor.

- Biliyor musun, o yazı beni çok etkiledi. Yazı hakkında çok şey bilmem ama o...

- Sana seslendi ve bu çok hoşuma gitti.

Yani, bu kadar düzgün konuşabilen insanları takdir etmek gerek.

Kimse daha önce bana kendi yazımdan alıntı yapmamıştı.

Ben de kırmızı süet topuklu pabuç arıyordum.

Jess hakkında ne düşünüyorsun ?

- Şey... - Sence onunla çıkabilir misin ?

- Bilmem... - Çünkü ben onunla çok rahat ediyorum.

- Jess 'le çıkmak istiyorsun. - Eğer sence sakıncası yoksa.

Tabii. Tabii. Ben Harry için endişeleniyorum.

Hassastır, zor bir dönem geçiriyor ve onu hemen reddetmeni istemiyorum.

Yapmam. Çok iyi anlıyorum.

Marie 'yi aramayacaksan, benim aramamın bir sakıncası var mı ?

- Hayır. - Güzel. Güzel.

Ama bu gece atlatma. Yani, Sally çok çabuk incinebilir şu aralar.

Marie 'yi arayabilirsin, ama bir iki hafta bekle. Bu gece girişimde bulunma.

Tamam. Sorun değil. Zaten bu akşamı düşünmüyordum bile.

Galiba artık yürüyemeyeceğim. Sanırım taksiye bineceğim.

- Ben de seninle geleyim. - Harika. Taksi.

Bir adam bana geldi ve dedi ki ' 'Sana güzel bir kız buldum ' '.

' 'Komşu kasabada yaşıyor,

ve kız evlenmeye hazır. ' '

Düğünden önce birbirimizi görmemiz uygun sayılmazdı,

ama emin olmak istedim.

Gizlice onun kasabasına gittim, Bir ağacın arkasına saklandım

çamaşır yıkarken onu seyrettim.

Eğer görünüşünü beğenmezsem, onunla evlenmem diye düşünüyordum.

Ama bana çok güzel göründü.

O zaman adama ' 'Tamam ' ' dedim.

Evlendik.

55 yıldır evliyiz.

DÖRT AY SONRA

- Bunu almalıyım. - Harry, Jess ve Marie için buradayız.

- Bir şey buluruz. Harikalar var. - Çiçek dükkanına gitmeliydik.

- Burası. Tam onlara göre. - O nedir ?

Pille çalışan güneş şapkası, pervaneli.

- Bu hayatta neden gerekir ki ? - Bilmiyorum.

Şuna bak. Bu harika kızartma da yapar.

İyi. Köpekleri geri çağır. Av bitti.

Sally, bu en iyisi.

Sally, lütfen bana cevap ver.

Bak. Bu en iyisi. Bunu seveceksin.

Bu şarkı söyleme makinesi. Sen söylüyorsun, onda yardımcı kısım var.

- Oklahoma 'dan bir şarkı ! - ' 'Üzeri Püsküllü At Arabası. ' '

Evet, mükemmel.

Sıra sende.

Ne ?

Sesim mi rahatsız etti ? Sesimden nefret ediyorsun.

- Biliyorum, korkunç. Joe nefret ederdi. - Bu, Helen.

Helen mi ?

Bana doğru geliyor.

- Nasılsın, Harry ? - İyi. İyiyim.

Bu, lra Stone. Harry Burns.

Harry.

Afedersiniz. Bu, Sally Albright. Helen Hillson ve lra.

Sally.

- Tanıştığımıza sevindim. - Merhaba.

Şey...

- Görüşürüz. - Evet. Hoşçakal.

Tanıştığımıza sevindim, lra.

İyi misin ?

Evet, mükemmelim.

Garip görünüyor, değil mi ? Gerçekten çok garip görünüyor.

- Onu hiç görmedim ki. - İnan bana. Bacakları ağırlaşmış gibi.

- Su tutuyor olmalı. - Harry.

İnan bana, yediği her şey yaramış.

İyi olduğuna emin misin ?

İyiyim. Bak, bir noktada bunun olması gerekiyordu.

Sekiz milyonluk kentte, eski karınla karşılaşırsın. Ve işte oldu.

Ve şimdi iyiyim.

Bunu seviyorum. İşe yarıyor. Evi hatırlatıyor.

Tamam. Tamam. Harry ile Sally hakem olsunlar.

Ne düşünüyorsunuz ?

- Güzel. - Konu kapanmıştır.

Tabi sever - o bir erkek.

Sally ?

Bu kadar berbat olan ne ?

O kadar berbat ki, neyin berbat olduğunu anlatmaya başlamanın yolu yok.

Tatlım, eşyalarına itiraz etmiyorum.

Fazla odamız olursa, bazı eşyalarını oraya koyabilirsin...

Tatlım, dur biraz. Benim bar taburelerimi beğenmiyor musun ?

Harry, hadi, birinin tarafımı tutması gerek.

Senin tarafındayım. Ama zevkli olmanı istiyorum.

Zevkli biriyim ben.

Herkes kendisinin zevkli olduğunu düşünür ama, herkesin zevki yoktur.

Biliyor musun, bu çok komik. Biz de böyle başladık, Helen ve ben.

Duvara bir şey astık, yer karolarını seçtik. Sonra ne oluyor, biliyor musunuz ?

Altı yıl sonra, lra 'nın önünde ' 'Üzeri Püsküllü At Arabası ' 'nı söylüyorsunuz.

- Bundan bahsetmenin sırası mı ? - Evet. Şimdi tam sırası.

Çünkü, arkadaşlarımın benim deneyimimden yararlanmasını istiyorum.

Şimdi herşey mükemmel. Herkes mutlu ve aşık. Ve bu harika.

Ama er ya da geç, bu tabağı kim alacak dıye birbirinize bağıracaksınız.

Bu 8 dolarlık tabak için mahkemede avukatlara bin dolara vereceksiniz.

- Harry. - Lütfen.

Jess, Marie. Kendi iyiliğinize benim için bir şey yapın.

Hangisi kimin henüz belli değilken bir envanter yapıp isminizi yazın.

Çünkü bir gün, bu kahve masasını kim alacak diye 1 5 tur yapacaksınız.

Bu aptal, vagon tekerlekli, kovboy işi, bit pazarından alınma kahve masası için.

- Beğendiğini sanıyordum. - Kibar olmaya çalışıyordum.

Helen 'le karşılaştı da.

Bilmeni istiyorum ki,

bu vagon tekerleği kahve masasını asla istemeyeceğim.

Biliyorum, biliyorum, bunu yapmamalıydım.

Harry, hissettiğin her şeyi, hissettiğin anda

söylememeyi öğrenmelisin.

- Ya, sahi mi ? - Evet.

Her şeyin yeri ve zamanı var.

Bir daha nezaket kuralları dersi vereceğin zaman haber ver. Ben de gelirim.

Hey ! Sinirini benden çıkarmak zorunda değilsin.

Sinirimi çıkarmaya hakkım var.

Özellikle, Bayan Hastane Duvarı nasıl yaşamam gerektiği söylendiği zaman.

- Bu ne demek oluyor şimdi ? - Hiçbir şeyi seni sıkmıyor.

- Asla hiçbir şeye üzülmüyorsun. - Gülünç olma.

Ne ?

Joe için asla üzülmedin. Üstünde hiç etkisi olmadı. Bu nasıl oluyor ?

- Sen kayıp hissini yaşamıyor musun ? - Bu zırvayı çekmek zorunda değilim.

- Joe bittiyse, niye çıkmıyorsun ? - İnsanlarla görüşüyorum.

Görüşüyormuş. Joe ile ayrıldığından beri hiç seviştin mi ?

Bunun konuştuğumuz konuyla ne ilgisi var ?

Birisiyle sevişmem Joe 'yi geride bıraktığımı mı kanıtlayacak ?

Harry, sen New Jersey 'e geri dön, çünkü New York 'taki herkesle yattın.

Bu Helen 'i nasıl silik bir anıya dönüştürecek, anlamıyorum.

Ayrıca, ben ancak gerçekten sevdiğimle sevişirim.

Senin yaptığın gibi, öç alıyormuş gibi sevişmem.

Söyleyeceklerin bitti mi ?

Evet.

Bir şey söyleyebilir miyim ?

Evet.

Özür dilerim. Özür dilerim.

Tek kelime bile söyleme.

Bir maymun, maymun. Maymun görüyor, maymun yapıyor.

- Bu bir şebek. Şebek gibi. - Bebek.

- Şebekler Planeti - Bebek dedi. Aptallar Planeti de bari.

- Bebek gibi görünmüyor. - Koca ağız. Bebek gibi.

- Bebek maymun. - Maymunları unut.

- Bebek nefesi. - Rosemary 'nin Bebeğinin ağzı ?

- ' 'Eve gelmiyor musun, Bill Bebek ? ' ' - Bebeği öp.

- ' 'Melankolik Bebeğin Ağzı ' '. - Yavru balık... Yavru balık ağzı.

- 1 5 saniye. - Büyük bir ağız.

- Bebek patlaması. - Bebek...

Bir şeye benzer bir şey çiz.

- Ağla bebek. Öp Bebek. - Tüküren Bebek... Ruhları Kovan Bebek.

- ' 'Evet efendim, Benim Bebeğim. ' ' - ' 'Hayır efendim, belki deme. ' '

- Tamam. Süre bitti. - Bebek Konuşması.

Bebek konuşması mı ? O da ne ? Bu bir deyiş değil.

Ama ' 'bebek balık ağzı ' ' deyişi milleti sarmış. Konuşmaları duyuyorum.

Final skoru. Bizim takım: 1 10.

Siz bebeler: 60.

- Ah. Şike var. Kesinlikle şike var. - Çok üzücü.

- Ben çizemiyorum. - Bu bir bebek ve açıkça konuşuyor.

Muhteşemsin.

- Kim kahve ister ? - Ben isterim ve seni seviyorum.

- Çayın yok mu ? - Benimki çok koyu olsun.

- Sana yardım edeyim. Kafeinsiz mi ? - Evet.

- Üç tane. - Evet, lütfen.

- Banyo nerede ? - Şu kapıdan geç, koridorun sonunda.

Bana hiç bebek gibi gelmedi.

- Neresi ? - Bütün hepsi.

- Kitabının kapağını gösterecektin. - Çalışma odasında.

Julian, keyfine bak. Biraz daha şarap ya da istediğini al lütfen, tamam mı ?

Çalışma odası demek kulağa hoş geliyor.

Emily, Harry için biraz genç değil mi sence ?

Evet, genç de yaptığına bir baksana.

Ne yapıyor ? Tatlı yapıyor.

- Julian sana biraz sıkıcı gelmedi mi ? - İyi biri. Onunla konuşmalısın.

Konuşmak için çok uzun.

Haftada 3,500 çikolatalı tart yapıyor.

Bu Emily. ' 'Emily Teyze ' ' mi ?

Bizi geçen hafta bir Met maçına götürdü. Harikaydı.

- Hep birlikte maça mı gittiniz ? - Evet, son anda karar verilen bir şeydi.

Sally beyzbolu sevmez ki.

Harry şekerlemeyi sevmez ki.

Julian bir harika.

Biliyorum. O yetişkin bir kişi.

- Emily mükemmel. - Evet. Ama Kennedy vurulduğunda

nerede olduğunu sorduğumda, ' 'Ted Kennedy vuruldu mu ? ' ' dedi.

- Alo ? - Yalnız mısın ?

Evet. Bir kitabı bitirmek üzereydim.

- Buraya gelebilir misin ? - Ne oldu ?

- Evleniyor. - Kim ?

Joe.

Hemen geliyorum.

- Merhaba. - İyi misin ?

İçeri gel.

- Geç satte çağırdım, özür dilerim. - Önemli değil.

- Bana kağıt mendil lazım. - Tamam.

Tamam. Tamam.

Beni aradı, ' 'Nasıl olduğunu duymak istedim ' ' dedi.

' 'İyiyim. Sen nasılsın ? ' ' ' 'İyiyim. ' '

Sekreteri tatildeymiş, herşey onun üstüne kalmış.

Newark 'ta büyük bir davası varmış, falan filan.

Ben de telefonda düşünüyorum ' 'O geçmişte kaldı, onu aştım.

Bunlarla uzaktan bile olsa ilgilendiğime inanamıyorum. ' '

Ve sonra dedi ki, ' 'Sana bir haberim var ' '.

Kız onun bürosunda çalışıyormuş. O da hukuk işinde. Adı, Kimberly.

Onunla yeni tanışmış.

Onun geçici kişi olması gerekirdi, ' 'esas kişi ' ' değil.

Bütün bu zaman boyunca, onun evlenmek istemediğini söyleyip durdum.

Ama gerçek şu ki, o benimle evlenmek istemedi.

Beni sevmedi.

Şu anda onu geri kazanabilsen, ister miydin ?

Hayır.

Ama benimle neden evlenmek istemedi ?

- Benim sorunum ne ? - Hiçbir şey.

- Zor bir insanım. - Zorlu birisin.

- Çok şekilciyim. Katıyım. - Ama iyi bir şekilde.

Hayır, hayır, hayır. Onu ben uzaklaştırdım.

Ve 40 yaşında olacağım.

Ne zaman ?

- Bir gün. - Sekiz yıl sonra.

Ama işte orada. Orada işte orada duruyor, sanki bir çıkmaz sokak gibi.

Bu erkekler için böyle değil. Charlie Chaplin 73 yaşında çocuk sahibi oldu.

Ama kucağına almak için çok yaşlıydı.

Buraya gel. Gel buraya.

Her şey düzelecek.

İyi olacak, göreceksin.

Devam et. Nasıl olsa en sevdiğim gömlek değil.

Düzelecek.

Tamam mı ?

Tamam.

- Çay yapayım. - Harry, biraz daha kollarında tutar mısın ?

Tabii.

Tamam mı ?

Rahat mısın ?

Tabii.

- İçecek bir şey ister misin ? - Hayır sağol.

Biraz su içmek için kalkacağım, yani gerçekten sorun değil.

Tamam. Su.

Bütün video kasetlerin alfabetik sırada ve indeks kartlarında yazılı.

Teşekkür ederim.

- Seyretmek ister misin ? - Hayır, ama sen istersen başka.

Hayır. Sorun değil.

- Uyumak istiyor musun ? - Tamam.

Nereye gidiyorsun ?

Gitmem gerek.

Eve gidip kıyafet değiştirmem, işe gitmem gerek. Senin de.

Ama işten sonra, boşsan seni yemeğe çıkarmak istiyorum. Boş musun ?

- Evet. - İyi. Seni sonra ararım.

- Tamam. - Tamam.

- Seninki - Alo.

- Erken aradım, afedersin. - İyi misin ?

Arkadaşlarımın hiç biri beni bu saatte aramaz.

- Arkadaş bu saate aranmaz. - Berbat.

- Konuşmam gerek. - Ne oldu ?

- Harry geldi. - Sally 'e gittim.

- Joe evleniyor, üzgündüm. - Adım, adımı getirdi.

- Farkına varmadan öpüşüyoruz. Sonra... - ..seviştik.

Sevişmişler.

- Bu harika. - Buna dua ediyorduk.

- Çok önce sevişmeliydiniz. - Sevişin demiştik.

- Birbirinize aitsiniz. - Bir taşla iki kuş.

- İki yanlış bir doğru eder. - Nasıldı ?

- Sevişme iyiydi. - Güzeldi.

- Sonrası kötü. - Sonrası kötü.

- Üzüldüm. - En kötüsü.

- Nasıl ayrıldın ? - Gitti.

- Kendimi kötü hissediyorum. - Utanıyorum.

Seni suçlamıyorum.

- Hasta gibiyim. - Grip oluyorum.

Bak, denediniz ama yürümedi.

Eski eşinin evlendiğini öğrenenle asla yatmamalıydım.

- Kimle konuşuyor ? - Jess mi o ?

- Video kasette, Jane Fonda. - Bryant Gumbel.

Kahvaltıya gelir misin ?

- Canım istemiyor. - Hayır, kötüyüm.

- İyi. - Yani, çok erken.

- Ama beni sonra ara. - Sonra arayacağım.

- Tamam. - Güle güle.

- Görüşürüz. - Görüşürüz.

- Tanrım ! - Biliyorum.

Bana bir daha asla bunları yaşamayacağımı söyle.

Bir daha asla bunları yaşamayacaksın.

Yalnızca hata yaptığımızı söyleyeceğim.

Sally, bu bir hataydı.

Umarım, bunu önce ben söylerim.

Umarım, bunu benden önce o söyler.

- Bir hataydı. - Senin de böyle düşünmen rahatlattı.

Geçen gecenin harika olmadığını söylemiyorum.

- Harikaydı. - Evet, harikaydı.

- Ama bunu yapmamalıydık. - Kesinlikle aynı fikirdeyim.

- Çok rahatladım. - Harika.

Evet.

İki karışık yeşil salata.

Birisiyle oturup konuşmak zorunda olmamak çok güzel.

Çoğu zaman biriyle yatağa giriyorsun,

sana bütün hikayesini anlatıyor, sen tüm hikayeni anlatıyorsun.

Ama Sally ile ben, birbirimizin hikayelerini zaten biliyoruz.

O nedenle yatağa girince, ne yapacağımızı bilemedik. Anlıyor musun ?

Tabii, Harry.

Bilmiyorum.

Yoksa ilişkinin bir noktasında sevişemeyecek noktaya mı geliyoruz ?

Harry düğüne birisini getiriyor mu ?

Sanmam.

- Birisiyle görüşüyor mu ? - Şu antropologla görüşüyordu, ama...

- Nasıl biri ? - Zayıf, güzel, koca memeli.

Tam senin kabusun gibi.

Ne düşünüyorsun ?

Marie...

Doğruyu söyle.

Çok güzel.

Bugün burada, Marie ile Jess 'in evliliklerini kutlamak ve

evlilik yeminlerini kutsamak için toplandık.

Bu yeminle hayatlarını birleştirecekler.

Paylaşacakları şarap bütün umutlarını biraraya getirecek.

Ve takacakları yüzükle

herkesin huzurunda, karı-koca ilan edilecekler.

Onu hiç bu kadar mutlu görmemiştim. Başka biri gibi.

Ah, evet, öyle. Harika, Ama senin için ne yapacağız ?

- Ben mi ? - Tatlım, dans etmek ister misin ?

- Ah, evet. Evet, isterim. - İzninle.

- Selam. - Merhaba.

- Güzel bir tören. - Çok güzel.

Tatil dönemi zor geçiyor. Şükran Günü ile Yılbaşı arası nasıl geçer bilmiyorum.

Bir sürü intihar.

- Karidesli bezelye ister misiniz ? - Teşekkür ederim.

- Nasılsın ? - İyiyim.

- Sevgilin var mı ? - Harry.

- Ne ? - Bunu konuşmak istemiyorum.

- Niye ki ? - Bunun hakkında konuşmak istemiyorum.

Bunu neden atlatamıyoruz ? Bunu sonsuza dek taşıyacak mıyız ?

- Sonsuza dek mi ? Daha yeni oldu. - Üç hafta önce oldu.

İnsanın bir yılı, köpeğin yedi yılına eşit, biliyor musun ?

Evet.

Bu öyküde birimizin köpek olması mı gerekiyor ?

- Evet. - Köpek olan kim ?

- Sen. - Ben. Ben köpeğim.

Ben köpeğim ha. Ben...

Bunu anlamıyorum. Köpek sensin. Olanın bir anlamı yokmuş gibi davranıyorsun.

Öyle davranmıyorum. Ama o neden her şey demek olsun ki ?

Çünkü öyle. Bunu en iyi sen biliyorsun. Çünkü olduktan sonra çıkıp gidiyorsun.

- Çıkıp gitmedim. - Koştun demek daha doğru.

- İkimiz de hata olduğunu düşündük. - Yaptığım en büyük hata.

- Benden ne istiyorsun ? - Hiçbir şey.

İyi. Ama bir şeyi açıklığa kavuşturalım. Oraya seninle sevişmek için gelmedim.

Ama sen yaşlı gözlerle baktın: ' 'Gitme, kollarında tut beni, Harry. ' '

- Ya ne yapmalıydım ? - Bana acıdığını mı söylüyorsun ?

- Hayır. Ben... - Canın cehenneme !

Buradaki herkes, bir dakika beni dinler mi lütfen ?

Kadehimi Harry ile Sally 'nin şerefine kaldırmak istiyorum.

Harry ile Sally 'e.

Eğer Marie ya da ben onlardan birini biraz çekici bulsaydık,

bugün burada olmazdık.

Selam, benim. Tatil döneminin

birbirini affetme zamanı olduğunu hatırlatmak için aradım.

Ve herkesçe pek bilinmese de, bu aynı zamanda homurdanma zamanıdır.

Evet, eğer beni geri aramak istersen

geleneksel Noel homurdanması yapmaktan büyük mutluluk duyarım.

Beni ara.

Merhaba, şu an evde değilim. Sizi hemen ararım.

Oradaysan, lütfen telefonu aç. Seninle gerçekten konuşmak istiyorum.

Cevap vermemen şuna inanmama neden oluyor. a) Evde değilsin,

b) Evdesin ama benimle konuşmak istemiyorsun veya

c) Evdesin, benimle konuşmak istiyorsun, ama bir eşyanın altında kalmışsın.

Eğer a veya c ise, lütfen beni geri ara.

Benimle konuşmak istemiyor. Ne yapmam gerekiyor, kafamı mı vurayım ?

Eğer aramak isterse, arar. Aptal gibi davranmaktan bıktım.

Eğer mutsuz ve yalnız hissediyorsan

Sunabileceğim bir hizmetim var

Yalnızca seni sevene söyle

Çok tatlı ve şefkatli olabilirim

Ara beni

Belki beni aramak için geçtir

Ama beni aramaktan korkma

Ara beni ve ben buralardayım

Beni ara.

- Merhaba, Harry. - Merhaba. Selam. Selam.

Senin...senin orada olduğunu bilmiyordum.

- Ne yapıyorsun ? - Çıkmak üzereydim.

Nereye gidiyorsun ?

- Ne istiyorsun, Harry ? - Hiçbir şey.

Ben... Ben sadece özür dilemek için aradım.

Tamam.

- Gitmem gerek. - Bekle bir saniye. Bir saniye bekle.

Yılbaşında ne yapıyorsun ? Tylers 'ın partisine gidıyor musun ? Sevgilim yok.

İkimizin de sevgilisi yoksa, yılbaşında beraber oluruz demiştik.

Bunu artık yapamam. Ben senin teselli ödülün değilim.

Hoşçakal.

Ve işte bir kez daha buradayız. 16. geleneksel ' 'Yılbaşı Rock Gecesi ' '

size canlı olarak...

Bunda kötü olan ne ? Gelenekleşmiş Dick Clark 'ı seyrediyorsun.

Mallomars yiyorsun, dünyanın en iyi kurabiyesi.

Ve 1973 'ten beri, Knicks 'e ilk şampiyonluğu kazandırmak üzeresin.

Beni getırmenize nasıl izin verdim bilmem.

Bu çok daha iyi. Temiz hava, bütün caddeler benim.

Kalabalık bir partide eğlenıyormuş gibi yapmaya ihtiyaç var mı ?

Ayrıca, vitrinlere bakmak için harika bir zaman.

Bu iyi.

Adam da ' 'kartı okusana ' ' der.

- Eve gidiyorum. - Asla taksi bulamazsın.

Aman Tanrım !

Asla arkadaş olamayacağımızın farkındasın.

- Neden olmasın ? - Demek istediğim,

erkekle kadın arkadaş olamazlar, çünkü sevişme kısmı buna engel olur.

Bu doğru değil.

Hiçbir erkek, çekici bulduğu kadınla arkadaş olamaz.

- Adam hep onunla sevişmek ister. - Ya sevişmek istemezlerse ?

Farketmez. Sevişme denen şey oradadır ve olan arkadaşlığa olur.

Ve bu hikayenin sonudur.

- O zaman arkadaş olmayacağız sanırım. - Sanmam.

Bu çok kötü.

New York 'ta tanıdığım tek kişi sendin.

- Ben gidiyorum. - Neredeyse geceyarısı olacak.

- Öpecek birinin olmaması düşüncesi... - Ben seni öperim.

Hey, taksi. Taksi.

Kahretsin.

- Hadi, kal. Lütfen. - Sağol, Jess. Ben gitmeliyim.

- İki dakika bekle. - Seni yarın ararım.

Uzun uzun düşündüm ve önemli olan şu ki, ben seni seviyorum.

- Ne ? - Seni seviyorum.

- Buna nasıl cevap vermemi bekliyorsun ? - ' 'Ben de seni seviyorum ' ' desen ?

- ' 'Ben gidiyorum ' ' nasıl ? - Sözlerim sana bir şey ifade etmiyor mu ?

Üzgünüm, Harry. Yılbaşı gecesi ökendini yalnız hissediyorsun.

Ama böyle karşıma çıkıp beni sevdiğini söyleyince her şeyi düzelmesini bekleme.

- Bu işler böyle olmaz. - Ya, peki nasıl olur ?

- Bilmiyorum, ama böyle değil. - Peki buna ne dersin ?

Hava 20 dereceyken üşümeni seviyorum.

Bir buçuk saatte sandviç sipariş etmeni seviyorum.

Deliymişim gibi bakarken kaşını kıvırmanı seviyorum.

Seninle beraber olunca, giysime parfümünün sinmesini seviyorum.

Ve gece yatmadan önce konuştuğum en son insan olmanı seviyorum.

Ve yalnız olduğum için veya yılbaşı akşamı olduğu için değil.

Çünkü hayatının kalanını birisiyle geçirmek istediğini fark edince

hayatının geri kalanının bir an önce başlamasını istiyorsun.

Anlıyor musun ?

Bu tam sensin işte, Harry.

Öyle şeyler söylüyorsun ki, senden nefret edemez hale geliyorum.

Ve senden nefret ediyorum, Harry.

Gerçekten nefret ediyorum.

Nefret ediyorum.

Bu şarkının anlamı ne ? Bütün hayatım boyunca anlamadım.

' 'Eski dostlar unutulursa ' ' - eski dostları unutmalı mı ?

Ya da unutursak, hatırlamalı mıyız ?

Tabii bu olası değil, onları unutmuş bulunuyoruz.

Belki onları unuttuğumuzu hatırlamalıyız demek istiyordur ya da öyle bir şey.

Her neyse, eski dostlar hakkında işte.

Tanıştığımızda birbirimizden nefret ettik.

Hayır, ben senden nefret ettim. İkinci karşılaşmamızda, beni hatırlamadın bile.

Ben de hatırladım. Hatırladım seni.

Üçüncü karşılaşmamızda, arkadaş olduk.

- Uzun zaman arkadaş kaldık. - Sonra arkadaşlığımız bozuldu.

Ve sonra birbirimize aşık olduk.

- Üç ay sonra evlendik. - Evlenmek yalnız üç ayımızı aldı.

1 2 yıl ve üç ay.

- Gerçekten düğünümüz harika oldu. - Gerçekten güzel bir düğündü.

- Dev gibi bir pastamız vardı. - Kat kat hindistan cevizli bir pasta.

Ve yanında çok koyu çikolata sosu vardı.

Herkes sosu üzerinde sevmiyor çünkü sos pastayı yumuşatıyor.

Özellikle hindistan cevizi ıslanıyor, bu yüzden yanında olması önemli.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.