All language subtitles for İki Tez Arasında 2026

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Takvimler 2002'nin 18 Aralık gününü gösteriyordu. Soğuk bir Ankara

akşamıydı. Portakal çiçeği vabisi 40 numaranın önünde iki el silah sesi

duyuldu. İki suikastçi koşarak ayrıldı evin önünden. Geride 9 mm marka

silahtan çıkan mermi kovanlarını ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler

Fakültesi öğretim üyesinin cansız bedenini bırakarak Ölüm sebebi ateşli

silah yaramasına bağlı olarak Beyin travması.

Efendim kaç kurşun isabet etmiş? İki kurşun. Polis şimdi suikaste iki

olasılık üzerinde duruyor.

İrticai faaliyetler ve Alman vakıflarının faaliyetleri.

Her iki dosyada devlet güvenlik mahkemesinde dava konusu oldu.

Cinayet ya yabancı servis işi ya da irticai örgüt işiydi.

Hocanın Bergamo Ovacık altın madeninin açılmaması için Alman vakıflarının

ülkemizdeki faaliyetlerini anlattığı kitabı...

Çok tartışılmış ve dava konusu olmuştu. Polis soruşturmayı çok yönlü sürdürüyor.

Bugün yarın yiyecek içecek altından bile kıymatlı olacakken bir avuç altına çöl

yedilir mi?

Şöyle vereyim.

Derdiniz ne?

Baksanıza alay mı ediyorsunuz?

O niye?

Arkadaşın aynı kitabı istemişsin.

Hanımefendi biz tanışmıyoruz ki.

İki yabancısınız yedim ben de. Tövbe tövbe. Estağfurullah hanımefendi niye

alay edelim tanışmıyoruz biz.

Orasını bilemem yayın evi değil burası her kitaptan onlarca olsun.

Önce ben istedim yalnız.

Siz kolumu dürtmeseniz ben uzatmış olacaktım. Şaka mısın ya? Atik olsaydın

o zaman bana ne? Hayır aynı anda uzattık. Önce ben uzattım. Ayrıca benim

işim acele. Öyle mi? Peki ya benim de acelem varsa?

Uf uğraşamayacağım seninle. Tamam hadi yazı turafa anlatalım.

Tamam.

Yazı.

Mavi gözlüm hep kazandırır.

Ya ama önce fişi ben uzattım ya.

Buyurun. Snacks.

Lütuf mu ettin?

Helal. İşte gençlik.

Teşekkür ederim

Oturalım

mı böyle?

Olur

Bu arada Metin ben. Kabalık ettiysem kusura bakma.

Ela ben de. Ya ben de biraz inat etmiş olabilirim tabii.

Bir parça.

Ekonomide yüksek yapacağım inşallah.

Güzel. Ben de çevre mühendisliğinde.

Lisans mı?

Yok. Yüksek.

Hadi ya.

Hiç göstermiyorsun.

Yani pardon.

Ela'nın yanındakini tanıyor musun?

Hiç görmedim.

Yetici de bir tip.

Hiç de yetici değil. Gayet cool.

Sen Ela'nın yanında erkek görmek istemediğinden olabilir mi?

Boş yapma.

Unut hiç kızı artık ya.

Unutamıyorum.

Vaktinde bilecektin kıymetini.

Tren kaçtı.

Arkadaşlar lütfen.

Araştırma konu ne?

Altın madenlerinin ülke ekonomisine katkısı.

Katkı mı?

Ne katkısı?

Ha pardon.

Doğayı katletmeye bir katkısı var doğru.

Bir de ekonomide yüksek yapıyormuşsun.

Eli Hanım bir sakin olur musunuz? Altın madenlerin ülke ekonomisine katkısı

olduğunu düşünen birine karşı ne yazık ki sakin falan olamam ben. Siyanürle

zehir saçıyorsunuz arkadaşım zehir. Asla asları olmayan kulaktan duyma bilgiler.

Asla asları mı yok?

Sağır Sultan duydu Aslıyanur'la altın aradığınızı. Ama siz böyle üç maymuna

oynamaya devam tabii. Böyle işinize geliyor ne de olsa. Ela kim bu?

Para gelsin de nasıl gelirse gelsin diyen çevre düşmanı bir ekonomist

kendisi. Ela Hanım lütfen sözlerinize dikkat edin. Boş yapma ikide.

Arkadaşım sen bir kenara çekilsene. Tamam Atakan sen karışma. Sessiz olur

musunuz? Burası kütüphane. Çok özür dileriz. Ben özür falan dilemiyorum. Sen

kendi adını dileyebilirsin.

Dışarı çıkar mısınız lütfen? Tartışmanızı dışarıda yapın.

Hanımefendi burası bilim yuvası değil mi? Yani burada tartışamayacaksak nerede

tartışacağız? Eli Hanım lütfen bahçeye gidelim bahçede konuşalım rica ediyorum.

Ne konuşacaksın lan? Hadi ikile.

Arkadaşım sen ne karışıyorsun ya?

Rahatsız mı oldun? Sessiz olun ya kütüphane burası.

Arkadaşlar ben sizin de haklarınızı savunuyorum ya hani. Aman ama yani siz

sakın rahatınızı bozmayın. Zaten yakında nefes bile alacak hava bulamayacaksın.

Güvenlik çağırıyorum. Çağırın gelsin alın kütüphanenizi başınıza çalın.

Hadi çıkalım. Sen gelmiyorsun.

Hayır gelmiyorsun.

Çok sinirli, rahat bırak kızı.

Ela Hanım bir saniye. Altın madenleri ülke ekonomisi düzeltecekmişmiş. Oldu

olacak bir de enflasyonu düzelt istersen. Herkese üç anahtar verirsin.

Yazlık, kışlık, araba. Ne dersin?

Ela Hanım bir sakin olur musunuz lütfen? Yeterince rezil olmadık mı? Bak hala

rezillik diyor.

Asıl rezillik çevreyi katledenlerle işbirliği yapmak. Şu an gerçekten

saçmalıyorsunuz ama.

Altın ne ya?

Doğada bir element sadece.

Sizin gibiler değer verdiği için değerli. Oysa hava, su, toprak öyle mi?

Altınsız yaşarsın. Ama bunlarsız asla.

Aklınla bin yaşa kızım ya.

Nemiş öyle beşi bir yerde yok. Adana vurmasıymış bilmem neymiş.

Ya.

Şu dediklerini bizim dünürde de bir desen ya kızım ya.

Ne diyeyim?

Bir altına gerek yok de.

Bize hava lazım, toprak, su lazım de.

Ne diyorsun abi?

Ya kızım ne güzel dedi.

Suya çok ihtiyacımız var dedi.

Doğru diyorsun abi.

Neyse sen gelin hanıma su şişesi takarsın.

Eli Hanım.

Bir dinler misin beni?

Ya niye peşimden geliyorsun acaba?

Sorun yok diyorum sana. Git başımdan. Ya tamam bak gerildik.

Sesim falan yükselttiysem özür dilerim.

Kibar çocuk ayaklarını bırak artık ya. Ya senin açma kapama düğmen yok mu? İki

dakika sussan ne olur?

Ne oldu hakikaten o kibar çocuğa?

Eli Hanım.

Bak içeride ne güzel söyledin. Burası bilim yuvası, tartışma yuvası diye.

Ben bir kendime anlatayım, derdime anlatayım. Dinle sonra yine yargılarsın.

Tamam peki sizi dinliyorum.

Teşekkür ederim.

Bir kahve alıp geleyim mi?

Ya ne kahvesi Allah aşkına zaten sinirim tepemde.

Tamam işte sakinleşiriz.

Lütfen. Ne içersin?

Tamam latte.

Tamam sen otur ben hemen geliyorum.

Bir latte bir americano.

O kızdan uzak dur.

Sen kimsin?

Boş yapma, dediğimi yap.

Yapmazsam ne olur?

Görürsün yakında ne olur.

Borcun mu var senin?

Kime abi?

Oğluna işte.

Yok abi nereden çıkarttın?

Ya dedin ya altına ne gerek var altınsız da yaşanır dedin.

Evet abi altına ne gerek var?

Vallahi ağzından bal damlıyor be kızım altına hayır.

Sen niye karşısın abi?

Ya bizim oğluna kız istedik.

Onlar da bizden koca kuyumcu dükkanını istediler kızım ya. Yok dediler Trabzon

hasırıymış. Yok dediler Adana vurmasıymış. Yok nişanlamış su yolu

bilezikmiş. İliğimizi kemiğimizi kuruttular ya.

İşte ben de buna ayar alıyorum abi.

Yani insan ilişkileri, hatta sevgi bile böyle metalik bir değere bağlanmış

durumda. Altın almadığında hiç önem vermiyormuşsun gibi bir durum var.

Vallahi ne kadar güzel söyledin.

Sen de karşı mısın altına?

Yani rasyonel bir perspektiften bakarsak karşı olmak pek mümkün değil gibi.

Ben senin bu dediğinden bir şey anlamadım.

Ama sen de bundan iste kızım.

Ne isteyeyim abi?

Ah safım benim ya. Ne isteyeyim diyorum ya.

Ben bizde o şans yok işte bak.

Şanslı velet.

Ne olurdu bizimki de böyle azıcık saftirik bir kız bulaydı.

Olmaz. Tabii olmaz.

Bizimki gidecek en zenginini bulacak.

Al sana altın gerçeğim.

Adamcağız kara kara düşünüyor. Değer verilmese kimse talep etmezdi. Bak

Türkiye'nin kronikleşmiş bir cari açık problemi var.

Yıllık 110 milyar dolar seviyelerinde. Bu iç talebi karşılamak için yaklaşık

150-160 ton altın ithal ediyoruz.

Yani bu da kabaca 30 milyar dolarlık bir sermaye çıkışı demek.

E işte altına bu kadar önem vermeseydiniz üretim de bu kadar

vahşileşmezdi elbet.

Danışman hocamın emtia piyasaları ve Türkiye'nin maden stratejisi konferansı

var. Yani senin için de akademik bir perspektif olur. Gelir misin?

Gelmem. Ben o altın madenlerinin yarattığı eko kırımı ispatı çalışıyorum.

Gelsem gelsem protestoya gelirim.

Hiç makro açıdan düşündün mü?

Türkiye'nin yeraltı kaynaklarını ekonomiye kazandırması kimlerin pazar

payını düşünüyor? Bu muhalefetin arkasındaki mihraklar kimler?

Bir dakika sen şimdi beni mi suçluyorsun?

Hayır tabii ki seni suçlamıyorum.

Sadece aktivizmin manipüle edilme ihtimalinden bahsediyorum.

Kullanılma diye.

Kullanılma mı?

Kim kullanacakmış beni?

Arkadaşım biz bu ülkenin endemik bitkilerini, su havzalarını korumak için

köylülerle omuz omuza veriyoruz.

Asıl sen ve senin gibilerin arkasında kimler var acaba? Bir bunu düşün.

Sen beni yanlış anladın. Öyle bir şey demek istemedim. Ne yanlış anlayacağım

ya? Basbayağı suçluyorsun beni işte.

Sen ne yap biliyor musun?

Git altın madenlerin ülke ekonomisine katkısını falan araştır.

Kapitalizm kölesisiniz. Tövbe ya. Eli Hanım gerçekten yanlış anladın. Öyle bir

şey demek istemedim.

Kızılderili atasözü der ki...

Son ırmak kuruduğunda ve son ağaç yok olduğunda... ...beyaz adam paranın

yenmeyecek bir şey olduğunu anlayacaktır.

O zaman ben de bir iktisatçı dokunuşu yapayım. Söz gümüşse, sükutü altındır.

Şimdi bunu verince herhalde köşe oluruz dedim.

Meğerse bir tondan 11 gram.

Biraz ağlatacaklar bizi.

Ne yemeklerden sonra geliyor ya kolay değil.

Dünyada en fazla altını seven, dünyada en fazla fiziki altını bulunduran ülke

Türkiye ve Türk halkı. Çünkü öf adet ve genelliklerimize baktığımız zaman Hem

dini hassasiyetlerden dolayı hem de gerçek parayı bilen bir toplum Türkiye.

Altını bir güvenli liman olarak, gerçek para olarak gören bir toplum var

karşımızda.

Çevresel etki değerlendirme çalışmalarında birinci edebimiz hiç etki

oluşmamasını sağlamak.

Azaltmak ikinci opsiyonumuz.

Azaltamıyorsam yeterince o zaman kompansa etmek, bedelini ödemek. Mesela

ormanı kestim. Dedim ki kestiğim ormanda 100 ağaç vardı.

Ben 500 ağaç gittim şu bölgeye diktim. Bu bir kompansasyon değil.

Çünkü o 100 ağaçlı ekosistem sadece orman kütlesinden

ibaret değil. Onun içinde yaşayan böcek var, kuş var.

Sincap var, solucan var.

O ekosistemi de bir insan ömründe yerine getirmeniz mümkün değil.

Hoş geldiniz, geçin geçin.

Kardeşim, burası da şenlikli bir apartman böyle ya.

Adrenal eksik olmuyor vallahi.

Sorma, ev sahibim iki kardeş sürekli birbirini yiyor.

E oğlum, bizim de aramıza tez girdi. Biz de takılamaz olduk artık.

Ya çok da severdim ya takılmayı. Ben de hoş buldum.

Ya kusura bakma Zeynep sürekli seninki vıdı vıdı ettiğinden fırsat olmadı ki.

Nasıl çekiyorsun bunu?

Kardeşim asıl avukat olan ona bak. Yani asıl çene onda hiç bana bakma. Senden

fırsat kalırsa.

Bir kere asıl avukat olan o olmalıymış bence.

Vay kardeşim.

Sevgili yapmışız. Yürü be aslan kardeşim benim ha.

Güzel kız yalnız ha.

Yok be ne sevgilisi cadı bu cadı.

Ay bırak şimdi. Vay bu çok iyi.

Ya gidin başımdan. Böyle bir şey yok.

Anladığınız gibi bir şey değil. Hadi oturun. Ya oğlum ne güzel anlatıyordun

heyecanlı heyecanlı. Niye kapatıyorsun hemen ya?

Ya evet.

Neyse heyecanlı. Ya biz senin bu durumların hiç alışkın değiliz. Anlat

hadi. Merak ettik.

Tamam peki.

Sabah üniversite kütüphanesine gittim. Kitap alacağım. Hop bir kız atladı

önüme. Meğerse aynı kitabı istemişiz. Sen önce ben önce tutuştuk kavgaya.

Tamam sonra ne oldu?

E sonra kitabı verdim bu sefer de tez konuma taktı. Ne çevre katilliğim kaldı

ne kapitalist uşaklığım saydı da saydı.

O biraz kötü olmuş şimdi.

Tüm aşklar nefretle başlar. Aman aman düşman başına.

E tamam o sana uşak dedi sen ona ne dedin?

Bir şey demedim. Ya bırak oğlum sen kesin bir şey demişsindir ya.

Ya işte altın madeni çıkarmak istemeyen mihraklar kimler falan dedin. Bir de

kullanılıyor söz gibi bir şey.

Dedin.

Vallahi kardeşim o zaman sana uşak demeyle bıraktıysa sen iyi yırtmışsın

ben sana söyleyeyim. Ya ilk tanıştığın kıza böyle bir şey denir mi Metin? Tam

red flag.

Ya tamam da yani sen kullanılıyorsun gibi bir şey demedim.

Yanlış anladı.

Ya vallahi bana böyle bir şey söylense ben de tepki gösteririm. Kusura bakma

ama haksızsın.

Ya oğlum gene sen bir çuval inciri berbat etmişsin.

Ama kızın maybı çok iyi.

Bence sen boş ver. Yani kızı ilk gördüğün yerde özür dilerim ben.

Aman aman yok Kasım'ın maybı maybı. Zaten yanında böyle bir mafyatik bir

çocuk var. Garip garip tavırlar.

Sen korktun biraz.

Yok be oğlum ne korkacağım.

Tamam Metin'im tamam.

O zaman kardeşim sen burada çevirilerini yap.

Dizini yaz.

Evde otur kardeşim aynen öyle.

Ama ben sana bir şey söyleyeyim mi kardeşim? Bak buraya burası Kanada değil

oğlum ya. Burası İstanbul.

Ayrıca... Biz de... ...artık yanımızda damsız istemiyoruz ya.

Gerçekten. Şişt, ben çok acıktım. Hadi bir şeyler yiyelim, lütfen.

Ya benim hazırlık yapmam lazım. Yarın hocalarla görüşmem var. Ben gelmesem.

Kardeşim, hadi. Hadi hazırlan, çok açım. Ne olur bir şeyler yiyelim, hadi. Hadi

gidelim. Ya evet, kafan dağılır hem.

Gelince daha sağlıklı oturursun, boş ver.

Peki o zaman bana beş dakika verin, hazırlanayım. Tamam.

Çok çarpıcı bir fikir bulmamız lazım.

Takma, takıştırma. Altına hayır.

He.

Kolumdaki yeri ne yapacağız?

Bunlarla gelmeyeceğim herhalde.

Hem kuyumcu vitrini gibi geç sonra da altın madenine karışayım da. Bu ne

perhiz ya.

Allah Allah ya.

Seviyorum. Maden kazıp çıkarıp takmadım herhalde. Hazır çıkarılmışını taktık.

Ben yeni çıkarılmasına karşıyım. Mezbahaya karşıyım ama kebabı çok

seviyorum gibi bir şey bu.

Ya siz çok biliyorsunuz ya. Ben gidiyorum.

Ya Atakan.

Küstürdün kızı bak. Zorla üye buluyoruz. Saçma sapan tavırlarınla insanları

kaçırıyorsun. Gelmesinler abi gelmesinler. Böyle tipler zarar veriyor

davamıza. Ne oluyor?

Ne olacak?

Atakan çekirdek kalalım büyümeyelim istiyor.

Kalalım abi.

Böyle tiplerle yol mu yürünür ya?

Ya olur mu öyle şey?

İnsanların kalplerini ısındırıp sonrasında bilinçlendirmek değil mi

bizim hedefimiz?

Kız kuyumcu vitrine gibi geziyor ya görmüyor musun?

Kim aldı abi çevreci diye bunları aramıza? Ben aldım.

Kızın takipçisi çok. Hem eylemlerimizle duyuruyor. Yakında da zaten öğrenir.

Ayrıca önünü arkasını düşünmeden neden kırıp geçiyorsun?

Neden takipçisi çok? Neden?

Paylaşımların altındaki yorumları okuyun anlarsınız.

Millet dalga geçiyor. Bu da bize zarar veriyor. Yeter Atakan gerçekten bak

uğraşamayacağım seninle.

Bu pankartlar ne?

Yarın altın madeniyle ilgili ekonomi bölümünde konferans olacakmış. Sağa sola

hep duyuru asmışlar.

Çocuğun söylediği konferans. Hangi çocuk?

Kütüphanede kavga ettiğim işte.

Bırakmadın ki ağzına çakayım şöyle bir tane.

Ya çevreci şiddet yanlısı mı olur?

Ona buna çakayım diyorsun sürekli. Ne alakayı hala? Çok alaka. Yani sürekli bu

hırçın, kavgacı tavrın bu kulübe zarar veriyor artık. Haberin olsun.

Boş yapıyorsun şu an.

O zaman bırakayım gideyim ayrılayım. Rahat edin yani. Keşke.

Bu iyice takıntı yaptı seni. Hırçınlığı sana.

Kıymet miyse imiş.

Kimdi o çocuk?

Ekonomide yüksek yapan, altın madenlerini falan savunan birisi işte.

O cool adamdan böyle kafa. Pes.

Ayça. Ne? Yakışıklı ama.

Ay bize ne?

Yani bu yakışık dediğin adam resmen bizi karanlık mihraklara hizmet etmekle falan

suçluyor. Haberin olsun.

Bak sen zübbeye. İşte yakışıklı falan diyorsun bir de. Yakışıklı ama.

Zengin çocuğudur, süper işte.

Kesin. Şımarık.

Madene ihtiyacımız var.

Bir kere, iki kere, iki, dört. Yani madencilik faaliyeti bir ülkenin en

katma değeri yüksek faaliyetlerinden bir tanesi.

Her madem çıkarılmak zorunda değil. Eğer yerin üstündeki kıymetiniz yerin

altındaki madenden daha değerliyse...

işte biyoloji özelliği, faunası, su kütlesi, tarı potansiyeli, kültürel

özellikleri, tarihi mirası vesairesiyle o zaman çıkarmak zorunda değilsiniz.

Ama bizim ülkemizde ne yapılıyor? İlk toplantı çevresel etki değerlendirme

halkın katılım toplantısı bir protestoyla başlıyor. Orada çevresel

etki değerlendirme halkın katılım toplantısı yapılmamasının süreci

sakatlayacağını ve chat kararını çıkmayacağına yönelik bir davranış

şekli. halkı protesto ederek toplantıya katılmama, yani bilgi edinmemesini

sağlamış oluyorsunuz. Bunun hiçbir faydası yok. Çünkü tutanak tutuluyor,

halk bilgi edinme hakkını kullanmak istememiştir deyip süreç devam ediyor.

Ne oluyor?

Aslında halk neyi denetleyeceğini de öğrenemediği bir sürece giriyor. Bizim

halkımız o çok kritik görevini de maalesef yerine getiremiyor. Bunlar

aslında ideal olması gereken şeyler.

Özellikle büyük listeler.

Kim o?

Benim Tülay abim.

İster misin?

Kanser olma yönlüyormuş.

Yok abla sağ ol.

Eee?

Kirayı ödemedin hala.

Yayına ve henüz ödeme yapmadı. Bekliyorum abla.

Bak doktor eczacı hiç beklemiyor.

Trink alıyor parasını.

Ama böyle olmaz ki. Her ay peşinden koşacağız senin.

Haklısın abla. Ben yarın tekrar konuşacağım yayına. Ben onu bunu bilmem.

Ne yap ne et çöz bunu.

Ödemeyeceksen de çık. Bu kadar basit.

Tamam abla.

Allah Allah.

Bizim de bize göre ödememiz var.

Olmaz ki canım.

Nereye kadar böyle?

Madencilik son derece önemli bir şey. Efendim doğayı tahrip eder sonra biz

düzeltiriz. Madencilik doğayı tahrip etmez.

Doğanın yüzünü değiştiriyor.

Ha bu yüz senin, onun, bunun hoşuna gitmeyebilir.

Yan taraftaki köy manzarasını kaybediyor. O adamcağızın da hakkı güzel

bir yerde oturmak.

O adama diyeceksin ki kardeşim sen buradaki eski çınarı tekrar görmek

istiyorsun. Fakat şu şu şu alternatifler de var. Senin çocuğuna faydalı olacak,

sana faydalı olacak.

Bu alternatifleri istemez misin?

Bilber bir laf söylediydi hatırlıyor musunuz?

Cahille sohbeti kestim diye.

Yerden göğe haklı adam.

Çevrecilerin haklı oldukları pek çok yer var.

Ama çevreci nasıl çevreci? Ona bakacaksın. Diyorum ben çevreciyim. Ben

avukatım.

Ben efendime söz işletmeciyim. Defol git diyecek.

Bilinen 6500 ton Altın potansiyelimizden sadece 550 tonunu bugüne

kadar çıkarttık. 1950 ton üretilmeyi, 4000 ton ise araştırılmayı bekliyor.

Ülkemiz 30 yılda 5674 ton altın ithal etmiş ve

yaklaşık olarak 624 milyar doları ülkemiz sınırları dışında altın madeni

üreten ülkelere vermiştir.

Siyanüre hayır, altına hayır.

Siyanüre hayır, altına hayır.

Gençler!

Gençler!

Gençler! Burası bir salon. Demokratik tepkinize saygı duyarım. Ama bunu bir

metodoloji çerçevesinde argüman sunarak yapmalısınız.

Lütfen yerlerinize oturun. Ya da salonu sessizce terk edin.

Etmiyoruz hocam.

Bilimi, sermayeyi alet etmenizi kabul etmiyoruz. Protesto ediyoruz. Siyanür

bir zehirdir. Doğal naz da bir zehirdir. Ama senin onu nasıl kullandığına bağlı.

Altın yaşadığımız dünyanın bir gerçeğidir.

İnsanlık tarihinin belki de en kadim gerçeğidir. Asıl sorun da bu değil mi

zaten? Altın kağıt paranın teminatıdır. Bir ülkenin kasasında ne kadar altın

varsa o ülkenin parası o kadar itibar görün.

Ayrıca mesele sadece takı veya külçe değil ki. Bak mesela o elindeki

telefonun devre kartlarında...

İşlemcisinde hep altın kullanılıyor. Modern hayatın konforunu yaşayıp bu

konfora tukaka demek ne kadar sağlıklı sence?

Boş yapma hoca.

Bilimsel bir zeminde buluşamayacağımız anlaşıldı. Bu akademik nezaketsizlik

karşısında... Konferans bitmiştir. Teşekkürler arkadaşlar.

Pesya gidin eyleminizi başka yerde yapın.

İyi gelir misin?

Davetimi kabul ettiğin için teşekkür ederim. Sen davet ettin niye gelmedim

herhalde? Ben söyledim diye haberin oldu.

Yoo.

Danışman hocan her yere duyuru asmış.

Neyse ne. Çok ayıp ettiniz.

Sanmayalım.

Arkadaşım sen bela mısın ya?

Çek ellerini. Sen fazla oluyorsun ama zibidi.

Zibidi mi?

Atakan ne yapıyorsun?

Lan bunlar çete be. Çete.

Bir altın hayır dediler ya. Vam bilen dört külah ya.

Bu hali bak.

Ah redditor hoca ah. Bu altıncılığa hep sen yüz veriyorsun. Vallahi billahi sen

yüz veriyorsun ya.

Bu hali bak ya.

Telefon.

Bunlar telefonsuz bir dakika bile duramazlar.

Bir dakika ya. Ha buraya yazıyorum. Bir dakika ya buradalar.

Nerede o?

Nerede o? Gel gel.

Burada.

Çok ciddi bir şey yok.

İki üç saat tedbir için kalsın.

Geçmiş olsun.

Sağ olun. Teşekkürler.

Gerçekten çok üzgünüm. Çok özür dilerim. Böyle bir durum asla kabul edilemez.

Olan oldu artık.

Özüre gerek yok.

Kendimi nasıl affettirebilirim?

Estağfurullah. Senin suçun değil. Atakan'ın suçu.

Atakan böyle işte.

Öfke kontrol noktasının sıkıntıları var.

Aktivizmle saldırganlığı karıştırıyor ne yazık ki.

Metodolojini biraz estetmeni rica etsem. Biz aynı denklemin farklı değişkenlerine

odaklanıyoruz. Evet, yani gibi gibi. Sadece veri setlerimiz farklı.

Peki, neden bu değişkenleri akademik çalışmamızla birleştirmiyoruz?

Pencereleri değişelim.

Nasıl yani?

Multidisiplinler bir çalışma mı öneriyorsun?

Aynen öyle.

Ben ekonomik boyutunu incelerken çevresel dış sağlıklarını, çevresel

maliyet muhasebesini hiç hesaba katmamıştım. Eminim sen de maden

sahalarındaki istihdam çarpanını, yerel halka etkisini, Sadece bir yıkım olarak

kodladın. Yani tez hocamla bir görüşmem gerek.

Yani chat raporlarının da ötesinde senin ekonomik verilerinin incelenmesi

gerekiyor. Aynı zamanda senin çevre boyutunda teknik bir araştırma yapman

için söz vermen gerekecek.

Tamam, söz.

İletişimde kalalım. Numaralarımızı verelim birbirimize.

Benim telefonum RBD sırasında düştü herhalde. Beni bir arar mısın?

Alo. Alo kimsiniz?

Sen kimsin?

Ben Metin.

Telefonun sahibi. Alabilir miyim?

Şehri kulübüne gel doğal yolu hallol.

Kimmiş?

Aktivist arkadaşın. Atakan.

Tamam ben halledeceğim.

Çocuğun adı neydi?

Ela'nın yanındaki çocuğun adı neydi?

Şu züppe var ya bir tane.

Hangi züppe?

Ela'nın yanındaki var ya bir tane.

Ha kafa attığın Metin.

Ver şu telefonu. Ne oluyor ya?

Ne bu Metin ilgisi?

Sana ne?

Ela bak delirtme beni ha. O çocuğu senin yanında görmeyeceğim.

Sen kimsin de benim hayatıma karışabileceğini düşünüyorsun?

Kim verdi sana bu hakkı?

Görürüz kaç gün dayanır.

Tehdit diyorsun yani.

Ya ben istiyorsam? Beni de mi tehdit edeceksin?

Atakan bak.

Bundan sonra herhangi bir yanlışını, en ufacık bir zararını görürsem bu yüzü son

görüşün olur.

Ver şu telefonu.

Sakin ol Atakan dur.

Kabullen artık.

Bitti.

Atakan.

Aslında ben tezimin modellemesine bir değişikliğe gitmek istiyorum.

Yani konuyu sadece makro ekonomik verilerle sınırlı tutmayıp çevresel risk

maliyetlerine de dahil etmek istiyorum.

İlginç. Ben tezimde çevre ekonomi dengesini disiplinler arası bir

perspektifle incelemek istiyorum.

O ekonomist genç seni biraz etkilemiş sanki. Hayır hocam, aksine. Bakış açım

hala aynı.

Amacım onunla çok inandığı argümanları çürütmek aslında.

Ela bilim önyargıyla ya da çürütme hırsıyla yapılamaz.

Şimdi hocam şöyle, altın madenciliği denince kamuoyunda ciddi bir negatif

algı bariyeri var.

Siyanür, yeraltı sularının zehirlenmesi.

Biyoçeşitlilik kaybı. Bunların hepsi bu ekonomik faydanın önüne geçiyor.

Yani modern madencilik bu endişeyi bertaraf etse de vahşi madencilik

korkusu daha ağır basıyor. Haklısın. Senin yaşın yetmese de 90'lı yıllarda

Bergama Ovacık'ta açılan ilk madenle başlayan o süreç Türkiye'de madencilik

algısının maliyet-fayga dengesini bozdu.

Hocanın Alman vakıfları dosyası bu nedeni ortaya koysa da bu algı hiç

değişmedi. Evet. Bergama dosyası meselenin sadece çevre olmadığını

Arkasında ciddi bir ekonomik savaş olduğunu ilk o teşrif etmişti. Veriyi

sadece bilgisayar başında toplayamazsın.

Bence Bergama'ya gidip yerinde bir saha gözlemi yap.

Siyanür korkusu rasyonel bir tabana mı oturdu yoksa sadece bir dezenformasyon

olarak mı kaldı? Yerinde gör derim ben. Not alıyorum hocam, mutlaka gideceğim.

Bir, arkeomadencilikten başlayarak Anadolu'daki altın

üretiminin tarihsel arka planı.

Bu bahsettiğin algı Türkiye'nin yeraltı kaynaklarını kullanmada en büyük

psikolojik engel. Bu algıyı tek başına yıkamazsın belki, evet.

Ama üniversitemizin logosundaki gibi bir kelebek etkisi yaratabilirsin.

Anladım hocam.

Saha sürecinde maden işletmelerinin üretim bandına da girmek istiyorum.

Atık barajlarına da. Yani süreci daha yakından takip edebilmek için. Çok iyi

fikir. Devam et o halde. Adım adım ilerleyelim, tamam?

Her gelişmeyi mail'e raporlarsın bana.

Tamamdır hocam. Çok sağ olun. İyi çalışmalar.

Bunun üzerine Gülent Ecevit'in emriyle TÜBİTAK'ta bir araştırma yapıldı. 11

tane uzman bilim adamı, İstanbul Teknik Üniversitesi'nden hocalarımız,

hidrojeoloji konusunda da ben olmak üzere 11 kişi, 6-7 ay kapsamlı

değerlendirmeler yaptık. Gerekli tedbirler ve önlemler alındığı sürece

madenin çevreye, doğaya ve topluma...

herhangi olumsuz bir etkinin oluşmayacağını belirledik. Bu rapordan

sonra Bergama Ovacık Altın Madeni çalışmaya başladı. Aşağı yukarı 25

yıldır da faaliyetine devam etmekte.

Bugüne kadar raporlanmış çevreyle ilgili bir problem olmadı. Ben bu

söylenenlere sadece gülüp geçiyorum.

Bilim her şeyden önce gelir.

Bergama'ya gitmek şart oldu.

Size en güzel cevap bilim verir.

Siyanür nedir? Kaç gram ölümcüldür?

Siyanür normalde endüstride çok fazla kullanılan bir kimyasal madde. Sodyum

siyanür, potasyum siyanür ya da hidrosyanik asit gibi türler olan bir

kimyasal madde.

Dozu molekülün türüne göre değişmekle beraber aşağı yukarı 200 mg bir doz

yetişkin bir insanın ölümüne kadar yol açacak bir toksik etki gösterebilir.

Bir kimyasalın zehir olması için dozun önemi nedir? Sinirin toksik dozu

değişmez. Bellidir.

Güvenli kullanım standartlarına uyulursa herhangi bir zarar belirlenmeden

kullandır. Ancak burada kritik olan konu kimyasal maddeyi kullanan otoritenin

veya kuruluşun veya kurumun bu maddeyi...

İyi bilmesi, bu maddeyle güvenlik kullanımının bilinmesi, maruz

kalındığında ne meydana getirileceğinin bilinmesi ve buna göre eğer kullanılırsa

herhangi bir risk beklenmez. Ama siz siyanürlü kullandığınız ve siyanürlü

depoladığınız yer, siyanürlü suyun depolandığı bölgeyi yeteri kadar

korumazsanız, insanların oraya girmesini engellemezseniz ve yeteri tedbiri

almazsanız... Elbette riski yüksektir. Ama bu standartlar, bu kurallara

uyduğunuz takdirde güvenli şekilde kullanılabilir.

Çevreden maruz kaldığımız, gıdalardan maruz kaldığımız, havadan maruz

kaldığımız siyenürle gelecek olursak, eğer maruz kaldığımız miktar bu ölümcül

doza karşılık geliyor ise, tabii ki tehlikeli. Doğru kullanım ve doğru

kontrol metotları uygulandığı takdirde güvenli şekilde kullanılabilir.

Metin, iyi akşamlar.

İyi akşamlar abla.

Sözleşmede ödeme tarihi belli.

İkinci ay da geçti.

Haklısınız mahcubum ama işte yayın evi. Hep aynı hikaye. Bak farklı bir dilden

konuşacağım artık.

Ya çık ya mahkemeye vereceğim. Tamam abla bu hafta halledeceğim söz.

Geçen hafta da aynı şeyi söyledin. Ondan önceki hafta da aynı şeyi söyledin.

Ondan... Sen önceki haftada aynı şeyi söyledin. Hayrat mı burası ya?

Tamam abla, niye bağırıyorsun ki? Ödemeyeceğim demiyorum, halledeceğim.

Kimseyi bedava oturtacak halimiz yok bizim.

Anahtarı teslim et, çık git evimizden. Tamam, tamam Metin. Oğlum sen evine git.

Abla, ne yapıyorsun?

Avaz avaz apartmanın içinde bağırılır mı gece vakti? Hadi eve, hadi. Ama olmaz ki

böyle. Aaa!

Her zaman böyle yapıyorum.

Allah Allah, nereye gidiyorum?

Ormana giriş yasaklarına dair sıkı denetimler yapılmalı. Riskli günlerde

orman içi denetimler arttırılmalı. Yangının riskinin yüksek olduğu

havalarda orman yangını için turuncu ya da kırmızı alarm verilmeli.

Şehir ve yerleşim yerleri yakınındaki ormanlara yangın alarm sistemleri

kurulmalı.

Atakan nerede?

Niye ne oldu?

Bak Metin geliyor sakın bir rezillik çıkartmasın. Yok henüz gelmedi.

Ne hoş sürpriz. Hoş geldin Metin. Hoş bulduk.

Davetimi kabul ettiğin için çok teşekkür ederim. Rica ederim. Ne demek.

Merhaba Ela.

Merhaba. Ne haber? Nasılsın?

İyilik.

Ne yaptı? Danışman hocan kabul etti mi?

Kampanya mı imzalarsan çok efsa olur. Şöyle hemen alayım.

Okusaydın bir önce.

Siz tanışıyor musunuz? Ooo, timeline'imiz de hızlı akıyor.

Tedikodunu bile yaptık.

Geçen kütüphanede karşılaşmıştık.

Merhaba, ben Sibel. Metin. Nasıl oldun?

İyiyim, teşekkürler.

Görüntülerini bende görmek ister misin?

Nasıl yani, anlamadım. Hangi görüntülerim?

Eylem günü olanlar.

Bak Sibel, sakın diyeyim onları paylaşma, sil hemen.

Görüntüler ehso ama çok tık alır. Sibel'cim Atakan'ı mahvedersin diyorum.

Sil onları ve paylaşma.

Çok da umurumda.

Arkadaşlar hadi siz şöyle bir standa geçin hadi. Ben bir yarım saat test

konumla alakalı konuşacağım Metin'le. Hadi geçin. Yok ya ben de geleceğim

sabahtan beri sıkıldım ayaktayım. Ayça stand boş kalıyor bir konuşmam lazım

diyorum. Herkes burada.

Ayça yarım saat.

Stand boş kaldı Ayça hadi.

Herkesi ben mi toplayacağım ya? Ayça.

Tamam.

Yürüyelim mi biraz?

Olur olur, yürüyelim.

Şöyle oturalım. Olur.

Eee? Danışman hocanla görüşmen nasıl geçti?

Gayet iyi.

Sözünü tuttun mu?

Evet. Sen? Evet evet. Hatta çok iyi düşünmüşsün falan dedi.

Bergama'ya madeni yerinde inceleme istedi.

Oraya gitmem lazım.

Madene mi gideceksin?

Evet. Cumhuriyet döneminde açılan ilk maden. Ve en tartışmalı olanın. Ya benim

de listemde vardı biliyor musun?

İyi fikir aslında.

Var mı araban? Yok.

Arkadaşımdan alırım diye düşünmüştüm. Ya da otobüs.

Bilmiyorum.

Altıncılığa gelmeden de iyi veren.

Rektör Hoca her şeye bir bir anlattı.

Ne anlattılar be?

Altıncılar dedim.

Altına karşı çıkanları zopaladılar dedim.

Kan akıttılar dedim.

Ne gülüyorsunuz ya?

Hiç abi. Rektör Hoca ne dedi?

O da güldü. Bunun hiçbir şey mi anlatıyorum ben?

Abi biz plan yapıyoruz. Bergama'ya gideceğiz diye. Bize biraz müsaade eder

misin? Nereye gideceksiniz?

Bergama'ya.

Memleketime. Bergamalı mısın abi?

Evet. Oradaki madeneye gideceğiz. Köylülerle konuşacağız.

Nerede kalacaksınız?

Bilmiyoruz. Daha planlamadık. Fırsat vermedik abi.

Ablam.

Nasılsın? Bana bak.

Sana iki tane pırlanta gönderiyorum.

Yok kız, hattın pırlantası değil, insan pırlantası.

Bizim okuldan iki tane öğrenci gönderiyorum sana.

He.

Ne zaman gideceksiniz?

Bilmiyoruz ki ya, bir daha karar vermedik. Yok yok, birkaç güne gideriz.

Ablam, haber vereceğim ben sana.

Ya bana bak, bana azıcık tulum gönder kız.

Ya azıcık dediğime bakma işte, gönder sen.

Tamam. Aleyküm selam, aleyküm selam. Sen de selam söyle. Hadi. Allah'a emanet.

Şimdi siz... ...nağlıca köyüne gidiyorsunuz. Tamam, Bergama'ya on beş

dakikan falan.

Köyün meydanında dağlıcaların... ...hatçayı soracaksınız.

Benim selamımı diyeceksiniz.

Orada istediğiniz kadar kalabilirsiniz.

Ablam o benim be.

Abi otelde falan kalırdık. Şimdi zahmet vermeyelim. Sen otelde nerede bulacaksın

benim ablamın çığırtmasını?

Of. Yanına bir de tulum var ya.

Bananaklarını yersin.

Ellerini, parmaklarını demiyorum ha.

O kadar yani. Abi sen bana Hatice ablanın numarasını versene. Ben onu

ararım.

Abi öyle yapmasaydık ya. Gerçekten otelde falan kalırdık. Biz zahmet

vereceğiz şimdi.

Ya hâlâ zahmet diyor ya.

Lan oğlum ne zahmeti?

Ama bak.

Tulumu unutursanız okula hiç uğramak.

Görüşmem. Hadi.

Oyalamam beni. İşim gücüm var benim. Önemli işler.

Tuvaletin sabunlarını dolduracağım.

Allah'ım yarabbi ya.

Ya daha Berk'le falan da konuşmadım. Böyle plan yapmadan.

Tırstın mı yoksa benle mi gitmek istemiyorsun anlamadım. Hayır canım hani

bir anda oldu ya böyle alelacele o yüzden.

İyi tamam iptal edelim o zaman.

Gidelim. Tamam iptal edelim boş ver.

Yok yok öyle bir şey demek istemedim. Yok yok.

Sorun yok yani gidebiliriz.

İyi tamam.

Haberleşiriz o zaman.

Tamam benim de bir işim vardı zaten.

Ben de standa geçeyim şimdi Ayça bekliyor orada.

Haberleşiriz.

Planlarız. Tamam.

Selam hoş geldin.

Hoş buldum.

Geç kalmaz mısın sen?

İşim vardı.

Ayça nasıl gidiyor kampanya? Gayet iyi. Şimdiden iki yüzü geçtik. Güzel.

Nesi var bunun ya? Betül benzi atmış.

İlaçları başladı herhalde tekrardan. Belki de. Çok sakin duruyor zaten.

Betül kıskandın mı sen?

Neyini kıskanacağım?

Ne bileyim aldın götürdün çocuğu buradan.

Saçmalama istersen. Yani aynı konuya iki farklı pencereden bakıyoruz ve birkaç

kere görüştük. Hepsi bu. Kütüphaneyi birbirine ben mi kattım? O gün test

kolunuzda ortak değil miydi?

Atakan bitirdi sen devraldın yani gerçekten.

Ben danışman hocamın yanına gidiyorum. Hadi görüşürüz kolay gelsin size.

Merhaba Şükran abla.

Merhaba Metin. Dur yardım edeyim sana.

Ay sağ ol yavrum ya.

Oh açtım.

Tülay ablayı aradım açmadı.

Ha duymamıştır.

Ya kiraya yatırdım da onu haber verecektim. Kusura bakmayın geciktirdim.

Olur öyle şeyler.

Öğrencisiniz siz.

E abla kapı açık.

Ah evde tek başınayken kapıyı kapattırmıyor ki. Ne yapacağız

bilmiyorum be oğlum.

Şöyle bakalım.

Abla! Abla!

Abla! Abla! Ablam!

Abla! Ablam! Abla!

Hanımefendi başınız sağ olsun.

Sağ olun.

Ablanızın bir rahatsızlığı var mıydı?

Ruh hastaydı oğlum.

O lanet adam.

Eniştem olacak o adam.

Aldattığından beri... ...ablam kendini bu eve, ilaçlara gömdü.

Kendini de, bizi de bitirdi.

Abla.

Başınız sağ olsun.

Ne için aradın kendisini?

İki aile kiramı ödeyememiştim. Ödeme alınca yatırdım diye aradım. Açmadı mı?

Açmadı. Ne işle meşgulsün?

Öğrenciyim. Ekonomide yüksek lisans yapıyorum. Bir de yayın evinde

çevirmenlik.

Kaç yıldır bu evde yaşıyorsun?

Yedi ay oldu.

Kirayı ödemediğin için kavga ettiniz mi hiç?

Yok, hayır.

Ya da başka bir sebepten dolayı bir tartışma yaşandı mı?

Demir Bey ben anlamadım şimdi. Ne demek oluyor bu?

Sen soruma cevap ver.

Evet mi hayır mı?

Hayır tabii ki.

Ortalıktan kaybolma.

İfadeye çağıracağız.

Geçen seans bana kontrolü kaybetme korkundan söz etmiştin.

Bu hafta korkuyla ilgili herhangi bir şey yaşadın mı?

Elimden kaydı düştü.

Paramparça oldu her şey.

Hocam amacım sadece onu korumaktı.

Etraf çok kötü.

Ona bir şey olmamalı.

Ela'yı mı korumalısın?

Hocam ben uyuyamıyorum gece.

Beynimde o çat sesi gitmiyor yani.

Bana bir ilaç falan verebilir miyiz acaba?

İlaç iyi olur yani. Uyuyabilirim en azından.

İlaçlar her şeyi toparlayacak.

Aman sakin ol Nazım.

Ya ev sahibinin psikolojik sorunları vardı.

İlaç kullanıyor değil mi? İntihar etmiş.

Hadi ya. Yaşlı mıydı?

Çok değil.

Altmışlarındadır. Yazık olmuş ya.

Sen iyi misin?

Bağlanabilecek misin?

Evet evet. Hocayla görüştüm şimdi. Ben giriyorum. Sana da link atıyorum.

Tamam. Bekliyorum.

Hocam iyi akşamlar. Değerli vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ederiz. İyi

akşamlar hocam. Merhaba. Hocam hemen konuya giriyorum. Görüşmemizi test

çalışmamız için kayıt altına alıyoruz. Öncelikle bilginiz olsun.

Türkiye'deki altın üretimi ve teknolojisi üzerine sormak istiyoruz.

Dünyadaki gelişmiş ülkelerden farklı bir teknoloji mi kullanıyoruz?

Dünyada kullanılan teknolojiler ile Türkiye'yi mukayese ettiğimizde

Türkiye'deki profesyonel olarak işletilen altın madenleri en sop

teknolojiye ait bütün ürünleri kullanmaktadırlar. Bir ton kaya

içerisinde birkaç gram altın ile uğraşmak zorundayız. Hocam tam burada

bir durabilir miyiz? Siyanür doğayı kirletmiyor mu?

Havuzlardan kimyasal sızarsa ne olacak?

Biz siyanürü kullandığımızda toprağı kirletmiyoruz. Biz siyanürü kapalı

ortamda... kontrollü koşullarda kayaçların üzerinde gezdirerek altın ile

temas etmesini sağlıyoruz.

Bir siyanürün altının topunu iğne başı kadar görmesi çözeltiye almasına yeterli

oluyor. Çözeltiye almış olduğumuz içerisinde altın olan siyanür

kimyasalını da ya tekrar proseste kullanıyoruz veya siyanürü bozundurarak

doğaya zikrediyoruz.

Siyanür kontrollü bir şekilde kullanıldığı takdirde tabii ki doğaya

zarar vermez. Bu sizin nasıl kullandığınızla ilgili.

Siyanür yer altı sularına karışıp kirletmiyor mu? Hayır. Neden diyecek

olursanız bir yığın meçe prosesi tasarlandığında oradaki geçirgenliği

minimize edecek ve geçirgenliği önleyecek şekilde önce bir kil

tabakasıyla jeolojik bir form oluşturulur. Daha sonra üzerine

jeomembran dediğimiz sıvıyı aşağıya kaçırmayacak şekilde önlem alırız. Bu

önlemi alma sebebimiz biz siyanürü zaten kaybetmek istemeyiz. Bunu da çevrimsel

olarak içeride kullanmak isteriz.

Hocam yerin üstü mü altı mı daha değerli?

Mükemmel bir soru. Yerin üstü elbette ki. Yalnız şöyle bir veri sunmak

isterim. Bir bebek doğduğu zaman aşağı yukarı 70 tonluk bir maden ürününe

ihtiyaç duyar. Örneğin bir arabaya biniyorsanız arabanın %93'ü maden

ürünlerinden elde edilir. Bu yüzden devletler yeraltı kaynaklarını

değerlendirmek zorundadır. Peki iliş kazasında ne diyorsunuz hocam?

İlişteki madenimizde profesyonelce yönetilen...

Ancak hesaplamalar uluslararası standartlara göre yapılmış bir madenken

bir kaza gerçekleşti ve tabii ki bu kazanın gerçekleşmesi sonucunda

sorumlular vardır. Bunlar asli kusurlular, talih kusurları olarak

sınıflandırılabilir. Çünkü ortada bir kaza var. Kazaya yönelik olarak da

gerekli değerlendirmeler ve detay çalışmalar yapılıyor. Bir eksiklikten

kesinlikle bahsetmeliyiz.

Çünkü siyanür çevreye yayıldı diye iddialar var. Benim bildiğim kadarıyla

ortaya konmuş siyanür konsantrasyonunun arttığı ve çevrede zarar verdiğine

yönelik bir veri yok. Veriye dayalı olarak baktığımızda böyle bir problemin

ortaya çıkmadığından bahsedebiliriz. Bu yüzden bilime dayalı, ölçüme dayalı

verilere daha fazla güvenmek gerektiğini düşünüyorum. Hocam kıymetli vaktinizi

ayırdığınız için teşekkür ediyoruz. İyi akşamlar.

Çalışmalarınızda başarılar dilerim. İyi akşamlar. İyi akşamlar.

Naber Atakan?

İyi.

İyi mi?

Buradan pek öyle görünmüyor.

Boş yapma iyi diyoruz işte ya.

Anladım. Ela gelmedi mi?

Görmedim.

Bilmiyorum. İşim var benim. Ben çıkıyorum.

Nereye Ela gelecekti?

Selam.

Ooo hamarat kız naber?

Hayırdır? Ne bu neşe?

Yok bir şey ya. Güzel bir gün.

Atakan hiç iyi değil. Ruh gibi.

İlaçlarını falan mı kullanmaya başladı acaba?

Ela gelecek dedim. İşim var dedi çıktı.

Metin'e bir şey yapmasın?

Ay aman aklıma şey geliyor. Neydi o çocuk adı?

Ersin. Çocuk korkudan okulu bırakmıştı.

Umarım ilaçlarını düzenli kullanıyordur ya. Biliyorsun çünkü sonra deliriyor

falan. Halüsinasyon görüyor.

Sahi şey Metin nerede?

Ne yapacaksın sen Metin'e? Ya bak aramızda bir şey varsa söyle.

Ayça ya daha kaç kere söyleyeceğim aramızda bir şey yok. Test konumuz ortak

bu. Ne bileyim yani çocuğu kıskanmalar göstermemeler falan.

Ayça Allah aşkına ya daha önemli meselelerimiz var bu hayatta Atakan

gibi. Bak ben gerçekten üzülüyorum ama elimden bir şey gelmez. Sen arkasını

kollayabilir misin oğlum?

Yani o da bu duygusallığını yıllardır sömürüyor.

Neyse tamam başa sarmayalım.

Hallederim ben. Arada yoklarım onu.

Gerçekten mi? Ya iyi ki varsın. Teşekkür ederim ya.

Olay yeri verilere ve senin sağ tecrüben ne diyor Cemil? Bu bir adli vakı mı

yoksa şüpheli mi?

Şimdi Sayın Savcım.

Maktül zaten uzun zamandır yeşil reçeteli ilaçlar kullanıyormuş. Bir de

ağır bir depresyon geçmişi var tabii.

Biz bir de olay yerinde devrilmiş boş bir antipsikotik şişesi bulduk.

Dudaklardaki morarma ve solunum emarelerine bakılırsa tipik bir intihar

vakası gibi. Doğrudan zehirlenmeyi işaret ediyor.

Fakat otopsideki dış muayene notlarında boyun kısmına çarpmaya bağlı kül travma

tespit edilmiş. Yani ceset de hemen kapının eşiğinde bulunmuş.

Yardım istemek için kapıya yönelmiş gibi.

Şöyle açıklayayım Savcı Hanım. İnsanoğlunun biyolojik yazılımı son ana

kadar hayatta kalmaya programlıdır. Yani kendini asan biri bile son saniyede ipi

tutar. Şimdi bu ilaçların toksik etkisi ve boğulma hissi gelince...

...Maktül panikle kapıya koşmuş olmalı.

Sonrasında dengesini kaybedip başını masanın kenarına vurup yere yığılmış.

Ayrıca...

Kapı kilidinde veya pencerelerde bir zorlama, yani harici bir müdahale izine

rastlamadık. Aileci şiddet yok diyorsun yani.

Yani ifadelere bakılırsa yok.

Haklısınız bence.

İntiharın meyilli gibi.

Biz gene de bir kolu komşudan ifade alalım.

Başka böyle öngördüğün bir şey var mı senin?

Yani bir kiracı var.

Genç bir oğlan, öğrenci. Olay yerine maktulün kardeşiyle beraber gelmiş.

Biz ifade aldık mı ondan?

Yok alınmadı.

E tamam o zaman hem kardeşinden hem de ondan bir ifade alalım biz. Tamam sayın

savcım.

Gel Ela gel. Gel.

Merhaba hocam. Biz de tam karşıt görüşlerinin sentezinden bahsediyorduk.

Merhaba Metin.

Hocam aslında konferanstaki müdahalem için buradayım. O gün nezaket

sınırlarını aştığımızı farkındayım. Özür dilerim. Bu Ayten hocanın bir uyarısı mı

yoksa senin özgür iraden mi? Ayten hoca da teşvik etti diyelim. Ama kendi

vicdani muhasebemi yaptığımda gelmem gerektiğini de anladım.

Özrün kabul edildi.

Çalışma alanının tam olarak nedir?

Çalışmam altın madenlerinin ekosistem üzerindeki geri dönüşü olmayan

yıkımları. Yıkımları. Ayten'in öğrencisi olduğun terminolojiden belli.

Yıkım yerine çevresel yetkilileri desek daha nötr bir başlık olmaz mı?

Ama hocam elimizde veriler varken kavramları yumuşatmak bilimin etik

sorumluluğunu gölgelemez mi? Bilim insanı deneyin sonucunu önceden satın

almaz hala. Sen daha sahaya inmeden hükmü vermişsin.

Hocam aslında biz de tam da bu yüzden bazı saha araştırmalarını birlikte

yapmaya karar verdik. Yani aranızda bir konsensus sağladınız öyle mi? Yani

konsensus demeyelim hocam da birbirimizin eksiklerini tamamlayacağız

diyelim.

Ben metine katılmıyorum hocam. Benim amacım maden savunucuların argümanlarını

derinlemesini öğrenip hangi bilimsel boşluğa dayandığını kanıtlamak aslında.

İşte bu gerçek bir akademik meydan okuma. Rakibinin verisini ondan daha iyi

bilmek. Teşekkürler hocam. İzninizle.

Ben de çıkabilir miyim hocam? Tabii.

Az önce içeride yaptığın o şey neydi? Açıklar mısın? Strateji falan mı yaptın?

Neyi açıklamamı bekliyorsun Metin? Test konumu mu yoksa dürüstlüğü mü?

Sözlerini diyorum. Resmen hocamın yanında beni denek gibi konumlandırın.

Gayet şeffafım aslında.

Üstelik hocam bile yaklaşımımı takdir etti.

Ben bulguların peşindeyim. Senin gibi pembe tabloların değil. Yani sen kendi

argümanını güçlendirmek için mi beni kullanıyorsun? Benim sunduğum iktisadi

argümanları onları çürütmek için kullanacaksın.

Nasıl yani?

Az önce hocanın yanında eksiği var o yüzden benimle çalışıyor diyerek beni

yardıma muhtaç bir aktivist pozisyonuna sokmadın mı? Ne alakası var Ela? Ben

şahsi bir eksiklikten bahsetmedim. Eksiklerimiz dedim. Çoğul konuştum. Bu

yaptığın safsata, bildiğin laf ebeliği. Beni ikna edilmeye muhtaç bir aktivist

pozisyonuna soktun sen. Sen de beni arasallaştırılmış kaynak durumuna

düşürdün hocamın yanında. Buna kargalar bile güler biliyor musun Metin? Ne

zannediyordun? Ekonomik birilerini tescil etmem mi?

Şu an çok şaşkınım. Gerçekten seni tanıyamıyorum.

Entelektüel bir paylaşım yaptığımızı düşünüyorum. İyi.

Şaşırmaya devam et o zaman. Belki bu şaşkınlık senin rasyonel duvarında bir

çatlak açar. İyi.

Bergama'da herkes kendi izolasyonunda çalışır o zaman. Görüşürüz.

Ya bunu bir fakire veririz. İyi veriyor hiç olmazsa ya.

Bu ne bu halin? Hayalet görmüş gibisin.

Kardeşim sonunda ya.

Ne bu böyle telefonda işte devlet sırrı, acil yüz ile konuşmamız lazım gereken

dediğin konu?

Dur oğlum dur bir nefes alayım ya. Zaten beynim yandı.

Zeynep bir şuna bakar mısın?

Sabıka kaydı mı bu? Bir dakika.

Metin komşu abla mı? Ölmüş mü?

Ne? Kim?

Ölmüş mü?

Cinayet mi?

Oğlum zehirlenme mi yazıyor burada?

Berk bir dakika bir susar mısın? Metin sakin ol.

Burada sadece bilgi sahibi tanık olarak gözüküyorsun.

Yani şüpheli sıfatın yok. Hani hukuki bir prosedür bu. Rutin bir ifade.

Tamam da bir yere kaybolma tekrar çağırabiliriz falan dediler. Benim bütün

planlarım alt üst oldu.

Bergama'ya gitmem lazım.

Git canım engel değil.

Adli kontrol falan yok sonuçta.

Şimdi bir dakika bir dakika bir dakika.

Şimdi burada cinayet yazıyor.

Zehirlenen kadın.

Suç mahalli falan ve benim kardeşim ben Bergama'ya altın aramaya gideceğim

diyor. Altın aramıyorum. Tez yazıyorum ya.

Süreci sağda takip etmek için. Oğlum tamam da bu trajik bir konu yani. Ne

olmuş? Nasıl ölmüş? Anlatsana.

İntihar şüphesi.

Zehir içmiş diyorlar.

Zaten kardeşi de abuk sabuk sorular sordu bana.

Yok ablam senden bir şey istedi mi falan diye. Sanki ben zehir verdim ona.

Canım ona sıkıldım.

Metin yani yaz süreci bu.

İnsanlar suçlayacak birilerini ararlar.

Rasyonel düşünemezler. Takılma sen buna.

Umarım öyledir.

Neyse. Asıl konuma geliyorum.

Berk bana iki günlüğüne arabanı verir misin?

Kankacığım veririm. Veririm ama yani şimdi sen ekonomist adamsın oğlum. Hani

onun köprü geçişleri, işte bir yakıt parası, amortismanı ne bileyim. Yani

hani bütçen sarsılmasın diye.

Yani biraz maliyetli olacak ama Ela ben de gelirim demişti.

Muhtemelen. Masrafı paylaşırız.

Kim?

Ela mı?

Oğlum sen altına bulmuşsun lan.

Bir dakika, Ela şu bahsettiğin aktivist dram okuyayım mı?

Evet, o da öyle bir durum yok yani. Tez konumuz aynı.

Ben gideceğim deyince o da tamam ben de geleyim dedi. Tamamen verimlilik odaklı

yani. Aynen.

Aynen kardeşim, tamamen verimlilik odaklı. Aynen. Oğlum sen değil miydin bu

kız cadı diyen?

Kız basmadı mı ya bu konferans salonunu? Rezil etmedi mi seni insanların içinde?

Şimdi ne oluyor yani? Aynı yolun yolcusu mu oldunuz? Ben anlamadım. Tam da öyle

oldu zaten.

Ya bunların çevreci grup bizim konferans salonunu bastı.

Arbede çıktı.

Bununla arkadaşı bana kafa attı.

E kız da mahcup oldu.

Revire kadar bana refakat etti.

Stockholm sendromu.

Anladım. Tamam işte. Stockholm sendromu. Bu kavgadan doğan sinerji biliyorsun sen

kardeşim. Bu değil mi?

Berk sulandırma.

Bir şey söyleyeyim mi? Bence bu harika bir fırsat. O kızın böyle akademik

enerjisi senin soğuk rakamlarına iyi gelir diye düşünüyorum. Bu işte bir ışık

var. Bak sakın o gelince böyle saçma sapan konuşmayın. Çok sert. Direkt

ambargo koyar.

Hele onun bir arkadaşı var. Ayça diye.

Onun bakışlar bakış değil. Çok fena.

Biraz enflasyonist. Sürekli bir artış eğlendi.

Benim kardeşim piyasayı okumaya başlamış. Bu arada sen Ayça dedin değil

mi? Ben buna ben bir not alıyorum. Tamam.

Ben bir dakikalığına ciddi bir yetişkin olabilir misin?

Ya ne var? Ne var yani? İki dakika şuradan magazinsel bir analiz yaptık. Ne

var ya?

Neyse. Sen veriyor musun şimdi arabayı?

Tamam veriyorum.

Ama bir şartla kardeşim.

Şartım da şu.

Bana dönüşte yaptığınız tüm saha çalışmasını raporlayacaksın.

Kabul mü?

Tamam. Tamam.

Tamam.

Müzik falan yok mu ya bu arabada?

Bir yeni sesli mesajınız var.

Okuyayım mı? Oku.

Kanka çevreci cadı ile nasıl gidiyor?

Bir sakin olsana ya.

Vallahi demedim öyle bir şey. Berk işte geveze.

Berk kim?

Arabanın sahibi.

Demek çevreci cadı.

Vallahi demedim öyle bir şey. Kimle gidiyorsun dedi. Okuldan arkadaş dedi.

Çevreci olduğunu nereden biliyor?

Ben söyledim. Çevre mühendisliğinde yüksek yapıyor dedim.

Bir de üstüne bayağı bir canı dedin yani öyle mi?

Gerçekten demedim öyle bir şey. Bak belki tanısan anlarsın. Yani abartır da

abartır. Gebezenin tekidir.

Neyse tamam.

Hadi yola bak. Kaza yapacağız şimdi.

Afiyet olsun.

Teşekkür ederim.

Bela sana tüm samimiyetimle teşekkür etmek istiyorum. Niye? Yani yol boyu

böyle itiraz eden bir yol arkadaşı olduğum için mi?

Hayır tabii.

Yani eğer seninle bu fikir çatışmasına girmeseydim tezim sadece tek boyutlu bir

maliyet fayda analizi olarak kalacaktı.

Cadıyla tartışmasaydım diyorsun yani.

Yapma lütfen.

Yani şunu sorguluyorum aslında.

Sürdürülebilir madencilik standartlarında ekosisteme zarar

verilmeden bir üretim yapılamaz. Yani bu standartların işletme maliyetine etkisi,

uzun vadeli fizibilite çalışmalarındaki yerinedir.

Yani bunlar üzerine yeni bir model kurmaya başladım.

Yani çevreye duyarlı maden kavramı bir çelişkidir.

Hatta endüstriyel ölçekte çevre hep ikinci planda gelir.

Şu an bir önyargıyla yaklaşıyorsun.

İyi de Metin yani siyanürden bahsediyoruz.

Siyanür toksik bir madde değil midir?

500 miligram dozda faydalıdır.

Ama 30 gram da zehirlidir.

Zehir der miyiz?

Tamam da burada nasıl bir çıkarım yapacaksın?

Yani çok merak ettim. Şunu söylemeye çalışıyorum. Aslında siyanül bileşikleri

yediğimiz birçok gıdada belli PPM değerinde var.

Gittiğin şu kimyager seni kandırmış olmasın ya?

Peki şu gördüğün ekolojik yıkılma ne diyeceksin?

Yani buranın hangi standartlarla işletildiğini bilmiyoruz ki.

Ya etik dışı uygulamalar yapan yerler illaki vardır Ela. Ama zaten ben bunları

savunmuyorum. Bir de savunsaydın Metin. Ya baksana şuna. Tam Beko Kırım örneği.

Ormanı infaz etmişler bildiğin.

Tamam da yani kötü bir uygulama üzerinden tüm sektöre dair bir genelleme

yapmak bilimsel bir yöntem midir sence?

Genelleme yapmıyorum Metin.

Yani rehabilitasyon yok, koruma yok.

Söze gerek var mı zaten?

Ama tabii ben duygusal bir aktivistim.

Sensen rasyonel bir ekonomistisin, değil mi?

Biz üniversitemizde altın madenlerinin ülke ekonomisine katkısı, çevreye

etkileri üzerine araştırma yapan akademisyenleriz.

Buraya saha araştırması için geldik. Bergama altın madeniyle ilgili birkaç

sorumuz olacak sizlere.

Arkadaşım başlayacak. Evet.

Altın madeni açılmasında köylüler neden karşı çıktı?

Yıllardan beri biz çiftçilikle uğraştığımızdan bu altın madeni veya

siyanür hakkında kimsenin bir bilgisi yoktu.

Vatandaş siyanürü.

Öleceğini duyunca büyük tepki gösterdi. Yavaş yavaş sonra bu konular açıklanmaya

başlayınca halk yavaş yavaş yatıştı. O yüzden bir eylem oldu.

Peki bundan korkuyorlarsa bir zehirlenme yaşanmış olması lazım. Yaşandı mı?

Hayır, hayır. İlk başta da aramalarda bunu biraz da provokatörlerin

karıştırmasıyla olaylar büyüdü. Bu arkadaş hapis bile yattı. Hayır.

Eylemlerde hep beni aldılar içeri. Nezarete. Günah keçisi. Yok gururla

girdim. Neden?

Yaptığımın doğru olduğunu bildiğim için. Bize salak diyen oldu.

Küfür eden oldu.

Hakaret her gün vardı. Niye karşı çıkıyoruz diye. Peki köyde kanser

vakaları arttı mı?

Herhangi bir kanser vakası mı? Bugüne kadar duymadık öyle madenle ilgili.

Tamam kanser vardır bazı insanlarda ama daha önceden de kanser vardı.

Şimdi bu madenle ilgili bu kanser diyemeyiz. Sadece altın maden, siyanürle

gelen hastalık değil. Tarım ilaçlarının bilinçsizce kullanıldığında kanser de

var, hepsi de var, ölüm de var.

Yani bu siyanür bu kadar değerli olmuş olsaydı buna devlet kesinlikle karşı

çıkardı. Zaten bu konuda siyanürü gören insan yok yani. Siyanürü göstersen adamı

bu siyanür diyemez. Peki Bergama altın madenindeki...

Eylemler nasıl başladı? Yani köylüler bu eyleme nasıl dahil oldu? Sondajlar

başladı. Tabii ilk zamanlarda bir şey yoktu. Daha sonradan altın siyanurla

çıkacak. Siyanur çok zehirli. İşte doğan çocuklar sakat olacak.

Hastalıklar, kanserler çok ileri seviyede olacağı söylendi. Halkın

arasına tabii bunlar girildi.

Zehirleneceğiz diye, çoluğumuz çocuğumuz bu işten etkilenecek diye.

Herkes bir hareket, bir çare aradı. Bu madenin bugünkü bu çalışma koşulları bu

kadar güzelse, Bu borcu madene karşı çıkanlara borçluyuz. Burada çok kötü

şeyler yaşandı. Kardeş kardeşe küstü. Hatta kahvelerimiz bile ayrılmıştı.

İsteyenler kahvesi, istemeyenler kahvesi gibi.

Bugün hepimiz aynı masalara oturur olduk. Neden?

Bizim eylemler sayesinde işçiler alındı. Bizim Türkiye'nin, bizim yöremizin

işçilerine sarıldılar. Bizi bizle durdurmak için. O güzellik oldu.

Çocukluk arkadaşlarımdan olduk. Hayır dedim, ben de küsmeyin.

Benden uzak olun ama siz çalışın. Biz size niye çalışıyoruz demiyoruz.

Fakat çalışırken de güvenliğiniz, sizin güvenliğiniz de bizim eylemlerin

elindeyiz. Bunları açtık. Artık daha güvenli sistem, teknoloji her gün

gelişiyor. Bu eylemlerin sonucunda bugün binlerce kişi burada çalışıp ekmek

yiyorsa bu karşı çıkanların sayesindedir.

O zaman son sorum. Bugün olsa altın madenin açılmasını yine de ister

miydiniz? Daha fazla isterdik. Türkiye'nin zengin olmasını kim istemez

ki? Bunu eylem yapanlara borçlular.

Allah razı olsun bu kişilere desinler yani.

Sen bin lira değil trilyon verseler çocuğunu keser misin?

Maden için kurban eder misin?

Kimse etmez. Biz de bunun için karşı çıktık. Bunlara ihtiyacımız var.

Zenginliğe tabii ki var.

Yer altında duracağına mutlaka ekonomiye değer.

Niyazi bu altın madeninde çalışmayı çok istiyordu.

Babam istemedi.

Köylüler bu altın madeni herkes zehirleyecek dedi.

Bunun üzerine babam da dağlıların Ahmet'in oğlu madeninde çalışıyor

dedirtmem ben dedi. İyi demiş.

Peki zehirlendi mi her yer şimdi?

Yok be bunları diyenlerin hepsi şimdi madeninde çalışıyor.

Kanser vakaları artmadı mı peki?

Abartıyla abart.

Peki Hatice teyze köyünüzün yakında maden kurulmasına size hiçbir zararı

olmadı mı? Ya başta olacak dediler.

Bütün her yeri zehirleyecek.

Zeytinlikler ölecek. Burada yaşayamazsınız dediler.

Dediler de bir şeycik olduğu yok.

Manipüle ediyorsun şu an.

Kızım. Sen bana yardım etsen de şu yatakları hazırlasan. Sen benimle aynı

odada yatarsın.

Oğlancağız da yan odada yatar ha. Olur Hatice abla.

Aa bak, Nela.

Koyunlar üç bacaklı değil.

Espri mi yaptın şimdi?

İşte mahallenin açılırken köylüleri böyle kandırıyorlardı.

Ne bu ya? Dıt dıt dıt sabahtan beri.

Anlamadım bir şey mi oldu Josh'un telefonunda? Çek elini.

Sen fazla ileri gidiyorsun. Silidi.

Patakan ne yapıyorsun?

İsimlerimize kadar bulmuşlar ya. Diğer kutum dolup taşmış.

Bir yeni mesajınız var. Okuyayım mı?

Oku.

Katil.

Bu ne ya?

Ne oluyor ya?

Ne olmuş burada böyle?

Alo Metin. Alo Zeynep. Ya kapıyı açıp eve girmişler.

Kim girmiş? Ne bileyim polis falan herhalde. Ne oluyor anlamıyorum. Kafayı

yiyeceğim. Tamam sakin ol. Hiçbir şeye dokunma sakın.

Dokundum. Tamam başka bir şeye dokunma. Ben geliyorum şimdi.

Allah'ım kafayı yiyeceğim ya. Yat yat yat. Yat yere. Yat yere.

Abi ne oluyor ya?

Ya ne oluyor ben bir şey yapmadım. Ya sus.

Valla.

Alo Metin orada mısın?

Allah aşkına ne oluyor ya? Biri açıklayabilir mi?

Cinayetten tutuklusu o.

Ne?

Olay günü neredeydi?

Hangi gün?

Tülay'ın öldüğü gün.

Yanlış yapıyorsunuz. Benimle bir ilgisi yok. Ya kes lan!

Kes! Neredeydin?

Senden mi öğreneceğiz doğruyu yanlışı?

Okuldaydım.

Oğlum kimleydin?

İsim ver bana isim.

Çevre kulübünün... Kimle lan kimle?

Söylesene. Eli Ağa, Ayça.

Soyadları yok mu bunların?

Soyadlarını hatırlamıyorum. Bir de danışman hocamla görüşmüştüm.

İsim?

Profesör Hakan Üstün.

Siyanürü nereden buldun?

Ya ne siyanürü memur bey? Bana niye suçlu muamelesi yapıyorsunuz? Gerçekten

yanlış yapıyorsunuz.

Oğlum bak.

Daha yolun başındasın.

Dökün yolaştırma beni.

Bak kadına kendi ellerinle temin etmişsin zehri. Al abla derdine derman

olur demişsin. İtiraf et.

Pişmanlık yasasından faydalan. Ya ben niye zehir temin edeyim? Akıl var mantık

var memur bey.

Gerçekten yanlış yapıyorsunuz. Oğlum evin laboratuvar gibi olmuş.

Her yerde siyanür yazmışsın. Masanın üstünde notlar var, duvarlarda tablolar

var. Siyanürle yatıp siyanürle kalkıyorsun.

Onlar benim tez notlarım. Altın madenciliğinde kullanılan kimyasal

bileşenleri inceliyorum. Oğlum sen bana ekonomi okuyorum demedin mi lan? Dalga

mı geçiyorsun sen bizimle? Abi tez notum diyorum.

Madenciliğin ekonomik maliyetleri, çevresel risk analizi hepsi birbirine

bağlı bunlar. Ya başlatma şimdi tezine de analizine de.

Bak buraya bak.

Bak oku. Ne yazıyor burada?

Ziyanir yönetimi.

Tezim için.

Hala tezim diyor ya.

Hala tezim diyor ya.

Çok kötü faka bastın oğlum.

Lan madem tez konumdu neden o adrese gönderdin o zaman?

Çünkü ya kütüphanedeyim ya da okuldayım. Ya Tülay abla hep evde olduğu için kargo

kaybolmasın diye rica ettim. O da kabul etti.

Oğlum bak.

Kadın zaten canına kıymak istiyordu. Sen de yardımcı oldun.

Al abla hiç kurtul bu dünyadan dedin.

Bak itiraf et.

Gider savcıya söyleriz.

İnsani yardımda bulunmuş deriz. Cezanı kuşa çeviririz. Bak sana çıkış yolu

gösteriyorum. Ya ben bir şey yapmadım. Yok öyle bir şey. Niye beni

suçluyorsunuz komiserim?

Tamam sen bekle orada.

Düşünme bak. Gireceğim.

Sana savcım.

Bunun halleri masum gibi ama bütün deliller aleyhine.

Ya da belki de çok iyi bir oyuncu.

Yani bu adamın siyanürle ilişkisi normalin çok ötesinde.

Bir HTS kayıtlarına bakalım.

Söylediği isimleri teyit edin.

Tamam savcım.

Ablam. Niyazi.

Boyun posun devresin inşallah senin.

Abla, ne bağırıyorsun, ne oldu?

Bak hâlâ abla diyor.

Oğlum, bana gönderdikleri teröristmiş ya.

Ne diyorsun abla sen ya?

Bana yolladığın oğlanla kız yok mu?

Teröristmiş, anarşistmiş, neymiş?

Ya nereden çıkarıyorsun onları sen?

Rahmetli babam.

Dedeydi biliyor musun?

Bu oğlan dedi, altıncılarla biri olur da... ...bizim kökümüzü kurutur dedi.

Bunu gurubete yollayalım dedi.

Ne oldu? Sen gurubetten mi ettin edeceğini? Boyun altında kalsın

inşallah. Ablam çocuklar bizim okulda öğrenci, ne anarşik ki? Nereden çıkardın

ya? Yok.

Muhtar söyledi. Muhtara da oğlu demiş.

Hacca beyezenlerde kalanlar platonikmiş demiş.

Ne demiş?

Platonik... Aman işte demiş öyle bir şeymiş.

Yok öyle bir şey ablam ya.

Yalandır onlar ya.

Bak yalandır hâlâ.

Oğlum, birebir görmüşler. Sen de oradaymışsın.

Abla, benim şimdi işim çok. Ben seni az sonra arayayım, he mi?

Boyun devresisin Niyazi.

Boyun. Boyun hosun devresin Niyazi.

Lan bu altıncılar montaj mı yaptı? Ne yaptılar ki?

Kolay gelsin, bakar mısın beyefendi?

Bu çevre kulübü odası nerede?

Anarşikliğe mi arıyorsun? Ne anarşik ya? Ne diyorsun sen?

Ya sen ne diyorsun? Zaten canım burnumda.

Bak.

Saygılar komiserim.

Koridorun sonundaki oda.

Eyvahla olsun.

Hatice ablam doğru söylüyor galiba. Bunlar anarşikleri arıyor.

Ya bak aranızda bir şey varsa söyle ben çekileyim. Ya Ayça saçmalama aramızda

hiçbir şey yok.

Ama senin de hiç şansın yok yani onu söyleyeyim. O niye?

Ne dedi rektör? Söyle çabuk meraktan çatlayacağım şimdi.

Resiplin cezası alırsan okuldan atılırsın dedi.

Atakan gerçekten çok özür dilerim. Ya Sibel'e o kadar dedim paylaşma diye. Ben

de bilemedim ki.

Boş ver ya çok dönemli değil.

Atılırsam atılayım hayat bitmiş zaten.

Aptal kız.

Ya o ne demek ya?

Saçmalama zaten son senen. Ben gider konuşurum hocayla benim fikrimde falan

derim.

Ela hanginiz?

Benim. Sen de Ayşe misin? Evet. Bir dakika ya. Ne oluyor?

Sen kimsin?

İstanbul Emniyeti kardeşim.

Hadi şimdi seni dışarıya alalım. Bizim kızlarla işimiz var.

Tamam onlarla bir işin yok. Ben yaptım. Ne diyorsun lan sen? Ne yaptın?

Arkadaşım çık dışarıya. Bak seninle işimiz yok diyorum.

Neden geldin o zaman?

Söylesene neden geldin? Kardeşim gizli soruşturma.

Dışarı çık.

Bak beni zor kullangıttırma. Zaten işin başından aşkın çık dışarı.

Atakan bak zaten başında yeterince bela var. Bir de polisin mukavemetinden yanma

istersen. Ya boş yapıyor artist ya. Ben biliyorum bunları.

Oğlum dışarı çık.

Kim bu dengesiz ya?

Ya memur bey kusura bakmayın sorunları var kendisinin. Okuldan atılma durumları

falan var da.

Vallahi niyetimiz kötü değil. Biz sadece çevreye dikkat çekmek istedik. Ne niyeti

kızım? Ne diyorsun?

Biz demokratik haklarımızı kullanıyoruz.

Eylem yapmak suç değil. Sizi bu rezillik için rektör mü çağırdı buraya?

Yahu ne rektörü? Ne eylemi? Deli misiniz siz?

Ayrıca bizi de korkutamazsınız.

Tamam bir sus. Sus bir kızım.

Kızım ben buraya Metin Çimen'i tanıyor musunuz diye sormaya geldim. Bu kadar.

Sen haklı mısın ya?

Bunlar anarşitmiş ya. Polis onları arıyor.

Boyun posun devrisin Niyazi.

Ya abla şöyle demesene ya. Ya ne bileyim ben.

Masum görünüyorlardı. Sevgiliydi bunlar.

Kandım ben ne bileyim. Avlattılar beni.

Sus Niyazi sus Allah aşkına.

Ne yapayım ben şimdi?

Ha söyle ne yapayım?

Bari giymeyeyim. Giymeyeyim gidip jandarmaya teslim olayım.

Hadi kapat. Kapat.

Lan Niyazi sen niye her şeye bunu sokuyorsun ya?

Lan sana ne?

Nerede kalırlarsa kalsın lan.

Ne yaptın şimdi?

Şansımıza sağ canım tanıdık çıktı.

Beş dakika izin alabildim. Zeynep ben bir şey yapmadım. Ne oluyor anlamış

değilim. Metin.

Gizlediğin bir şey var mı?

Sen de mi bana inanmıyorsun?

Hayır inanmıyor değilim.

Sadece seni savunacaksam gerçeği bilmem lazım.

Hangi gerçeği Zeynep? Ben bir şey yapmadım ki kafayı yiyeceğim.

Tamam sakin ol.

O kargoyu neden kadının evine gönderdin?

Ya çünkü teyzeyle ilgili ya okuldayım ya kütüphanedeyim. Tülay abla hep evde. Ya

daha önce de gönderdim. Bu ilk değil ki.

Bunu ispat edebilir misin?

Telefonda kayıtlıdır. Bulurum.

Bak durum şöyle.

Savcı kadının intihar ettiğine inanmıyor. Bu kadın zehirlenmiş diyor.

Sen de siyanür kitabını evlerine göndererek yol göstermiş gibi olmuşsun.

Sonra da evinde siyanür nereden temin edilir falan yazınca şüphelenmişler.

Tamam işte.

Tezim için Zeynep, sen de biliyorsun.

Çevrecilerin en büyük iddiası bu.

Peki evinde siyanür var mıydı?

Yok. Ama banyoda bir madde bulmuşlar kavanozun içinde.

Onu analize göndermişler.

Banyoda? Ne olabilir ki?

Tamam işte kristal mentol, burnunu açmak için.

Siyanüre benziyor mu?

Benzetirsen benzer.

Bir dakika.

Süleyha abla sürekli acı kayısı tüketiyordu.

Siyanür. Kesin ondan oldu.

Anlamadım. Acı kayısı ne alaka? Bak Zeynep, geçen bir toksikoloji uzmanıyla

görüştüm. Acı kayısı çekirdeğinde amigdalin bulunur dedi.

Yani mideye girdiğinde hidroliz olur ve bildiğimiz siyanüre dönüşür. 20 tane

çekirdek bir yetişkini komaya sokabilir demişti.

O zaman bunu ifadene eklemelisin mutlaka. Tamam, olur.

Süreniz dolu o kadar.

Daha ne kadar burada kalırım?

36 saat tutma yetkileri var ama uzatabilirler de.

Kardeşim.

Geçmiş olsun.

Sağ ol kardeşim.

Bu arada Zeynep sana nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum.

HTS kayıtları seni doğruladı.

Sen benim sevgilime dua et. Ela da meraktan çatlamıştır.

Zeynep polis okula gitmiş.

Soruşturmuşlardır. Yani ifaden doğru mu diye.

Dur ben bir Ela'yı arayayım. Çok merak etmiştir.

Kardeşime bak ya. Ateş bacayı sarmış. Ya oğlum böyle bir günde hala hiçbir...

Alo.

Ela nasılsın?

İyiyim iyiyim. Neredesin?

Gelince anlatayım olur mu?

Tamam görüşürüz.

Benim gitmem lazım görüşürüz. E oğlum bir kahve içseydik. Yok ya şimdi polis

okula falan gitti ya akılları karışmıştır. Akşam içeriz olmaz mı?

İyi kardeşim tamam hadi bekletmeyelim yengenizi. Aa dur unutmadan.

Kardeşim bunlar anahtarların. Senin bu kapıyı yaptırdım. Kildi değiştirdim

haberin olsun.

Sağ ol kardeşim.

Şeyh bir de unutmadan bak girip çıkarken şu kadına çok yakalanmamaya çalış.

Sürekli söyleniyor bir şeyler diyor. Yani bence çok fazla kalamazsın o evde.

Evet seni sorumlu tutuyor gibi.

Bir de o var değil mi? Şu kafamı bir toplayayım akşam konuşuruz nasılsa. Çok

teşekkür ederim ikinize de. İyi ki varsınız.

Hadi kaçtım ben. Görüşürüz.

Bak Ayça'm Metin geldiğinde saçma sapan hiçbir şey söylemek yok. Ciddi olacaksın

tamam mı?

İyi.

Ya kusura bakmayın geç kaldım.

Neredesin sen günlerdir? Polis de arıyor seni.

Ela özür dilerim. O akşam seni bıraktıktan sonra neler oldu neler?

Anlatırsan bileceğiz.

Hangi akşam bıraktıktan sonra?

Ayça. Ne?

Hani ev sahibim intihar etmişti ya üst komşum.

Savcı zehirlendiğinden şüphelenmiş. Kim vermiş Zehra?

Ayça. Ne ya?

Ela biliyorsun seninle tanıştıktan sonra siyanürle ilgili araştırma yapmaya

başlamıştım. Ha ben suçlu oldum yani öyle mi? Estağfurullah. Ya kanında

siyanür tespit edilince hemen benden şüphelenmişler.

Kötü olmuş aslında ya.

O yüzden iki gündür sorgudaydım.

Size de o yüzden gelmişlerdi. Doğru söylüyor muyum diye teyit etmek için.

Siyanürü sen mi verdin? Ay çam. Ne ama.

Neyse, şimdi benim Atakan'la ilgili bir planım var. Rektör Hoca'ya gidip suçu,

sorumluluğu üstüme aldığımı söylersem Atakan affedilir.

Metin, çok iyisin.

Affedilir mi ki?

Ya en azından deneriz. Konferansla bir ilgisi yok. Eski husumet derim. Yani ben

ona küfrettim, o da bana vurdu. Sonra barıştık derim. Yani farkındaysanız

şikayetçi olmadım falan derim işte.

Sana bir şey olmaz ama değil mi?

Olmasın.

Olmaz olmaz.

Bu arada altın madeninden aradılar. Bizi davet ediyorlar.

Aa süper. Nereye?

Madene. İstediğinizi sorabilirsiniz. Gelin gelin de görün dediler.

Harika. Ne zaman gitsek? Evet ne zaman?

Ne zaman istersen.

Hemen gidelim biz bence.

Gelmeden önce ayakkabı, beden bilgilerinizi gönderin dediler.

36,5, 90, 60, 90.

Ya senin ne işin var orada Allah aşkına?

Neyse. Ben rehber hocaya görüneyim.

Sonra burada bulacağım.

Ne demek ne işin var?

Bu fırsat kaçar mı akıllım? Eylemi tam madenin kalbinde yaparız. Zincirlerim

böyle kendime.

Kızım ben bilim yapıyorum ya hani. Tezim için o madene gitmem şart.

Ne oldu o eylem kadınla? Örgütlü yapılar falan.

Edebiyat mıydı hepsi? Değildi elbette. Ben maden onların argümanlarını

çürütmeye gidiyorum. Yalanlarını ortaya çıkartmaya. Azıcık kafanı çalıştır kızım

ya. E tamam sen birlikten güç doğar demiyor muydun? Birlikte gidelim işte.

Ya sanki neden gelmek istediğini bilmiyoruz Ayça.

Hiç de bile.

Kızım sen böyle yapıyorsun ya. Adamın sende gözü olsa bile vazgeçer yani.

Haberin olsun.

Valla bıktım yani şu hareketlerinden senin.

Merhaba, kolay gelsin.

Maden sahamıza hoş geldiniz.

İlk öncelik olarak maden eğitim videomuz var.

Daha sonrasında koruyucu ekipmanlarınızı giyip maden sahamıza girebilirsiniz.

Şu an...

Sikiner dediğimiz koyulaştırma tankının üzerindeyiz. Bu tankın amacı aslında

öğütülmüş cevherin kıvamını, koyulunu ayarlama. Buradan da gördüğünüz gibi

suyun fazlası bizim ham su tankımıza gidip sistemin başına geri besliyoruz.

Suyumuzu geri döngü olarak kullanıyoruz.

Peki siyanür nerede var?

Şu an bu tankta siyanür yok. Siyanür leach yani çözündürme tanklarından.

Birazdan üzerine çıkacağımız tanklarda siyanür ilavesi başlayacak.

Yani şu noktaya kadar siyanüre maruz kalmadık. Bu nokta ve tesisin geri kalan

kısmında siyanür ve diğer kimyasal kullanımı olmadı.

İlk tankımıza CFR'imizi verdiğimizde yaklaşık 130 ppm yani 10 bin damlada 12

-13 su damlası olacak şekilde seyreltilmiş sodyum siyanür çözeltisini

CFR'imize veriyoruz.

Evet şu anda en merak edilen...

Nokta üzerindeyiz. Liç dediğimiz aslında katı altın gümüş metalinin siyanür

kimyasalıyla çözülerek sıvı hale getirildiği noktadayız. Şu an liç tankı

üzerindeyiz. Katı sıvı ayarlaması yapıldı ve cevherimiz liç tankına

transfer edildi. Seyreltilmiş sodyum siyanür çözeltisi bu noktada tankımıza

veriliyor. Tankı alttan oksijen verilip içerisindeki pervaneler cevheri

karıştırıyor. Bunu tıpkı bir çay şekerinin...

Çayın içerisinde çözülmesi gibi düşünebilirsiniz. Siyanürün görevi katı

haldeki altın gümüş tanelerini eriterek sıvı faza geçirmeyin. Peki biz neden

maske takmıyoruz? Yani zehirlenmiyor muyuz burada şu an? Yakamızda bir gaz

dedektörümüz var. Arkanızda da sabit bir gaz dedektörümüz var. Yine otomasyon

sistemi üzerinden bütün gazlar sürekli sensörlerle izlenir. Ve şu an

görebildiğiniz gibi bulunduğumuz noktada herhangi bir gaz fazında siyanür ve

diğer gaz çıkışı olmadığı için şu an maske kullanmıyoruz.

Şu anda üretimimizin en önemli aşamalarından biri döküm işlemini

gerçekleştiriyoruz.

Burada elektrolis yöntemiyle elde ettiğimiz katot çamurunu kurutma ve

kalsinasyon işlemlerinden sonra er gitme potasında yüksek sıcaklıkta eritiyoruz.

Peki kullandığınız beyaz suyun adı neydi ve niçin kullanırsınız?

Flaks dediğimiz madde, cürüf yapıcı kimyasal olarak geçmektedir. Döküm

işleminde altın, gümüş ve diğer baz metalleri ayırması için

kullanılmaktadır.

Kurutma ve kalsinasyon işlemlerinden sonra döküm ocağında döküm işlemine tabi

tutuluyor. Yüksek sıcaklıkta meteli saflaştırdıktan sonra kalıplara dökümü

yapılarak nihai dorenizi elde etmiş oluyoruz.

Tamam dur.

Şurayı bir büyüt bakayım.

Aynı adam bu.

Yüzü yok mu?

Kapşondan yüzü görünmüyor amirim.

Tamam detaylıca bir incele. Yüzünü bulmaya çalış.

Tamam amirim.

Parmak izini eşleştirdiniz mi?

Şimdi başka bir madendeyiz. Burası yığın iç yöntemiyle çalışıyor.

Merhabalar Metin.

Merhaba. Merhaba Eda Hanım.

Buradan bakınca geometrik bir sanat eseri gibi durmuyor mu? Burası manzara

terası değil Metin. Bir veri toplama alanı.

Evet.

Burak Bey. Bir yer madenle tank içi yapılıyordu ve siyenir sızdırma konusuna

ikna olmuştum. Ancak...

Burası devasa bir ölüm çukuru gibi duruyor. Bu havuzun altında tek bir

plastik katman olduğuna ve siyerin sızdırmadığına inanmam pek mümkün değil.

Burada devasa mühendislik işlemleri var.

Membranın altında 50 santim kalınlığında sıkıştırılmış kil dolgusu hassas

cihazlarla kontrol edilmiş ve tamamen geçirimsiz bir zemin oluşturulmuştur.

Ayrıca bahsettiğim membranın hiçbir şekilde geçiriminin olmadığı, yani bu

membranda toplu iğne ucu kadar bir delik olmadığı ve bütünlüğü bağımsız

kuruluşlarca tespit edilip sertifikalandırılmıştır.

Tüm bu bahsettiğim uygulamaları Çevre Bakanlığımız adına sahada denetleyen

bağımsız bir denetçide bulunmaktadır.

Burayı sadece membranla bağdaştırıp burayı ona endeksleyemeyiz. Peki ya

yırtılırsa membran?

Yırtılmaması için zaten gerekli şartlar burada sağlanmış durumda. Tabanında

membran var ama altında geçirimsiz kil tabakalarımız da var. Kil tabakalarının

altında drenaj tabakalarımız var. Ve bunların hepsi bağımsız yerlerden

onaylanmış, mühendislik hesapları yapılmış sistemler.

Yakın zamanlarda yaşanan kazalar gibi bir kaza burada yaşanamaz mı? Sayısız

sensörlerimiz var ve bunların hepsi 724 takip ediliyor. Çok teşekkür ederiz

Burak Bey. Teşekkürler.

Teşekkürler.

O ekrana bakmayı bırak artık. Ekran ışığı gözlerini değil direkt sinir

sistemini yıkıyor.

Çıkmıyor aklımdan ne yapayım?

Sen yine ilaçlarını mı almadın sinirlisin?

Şaka gibi ya gerçekten şaka gibi.

Bir katille el ele verip o madene gidip nasıl ihanet eder bize ya?

Atakan kızın tezi madenler üzerine oraya gitmesi kadar doğal ne var?

Biz geçen kış ruhsatları iptal edilsin diye o madenlerin önünde yatmadık mı?

En önde değil miydi bu kız?

Ya toprağa sıcak bir damla siyanürün hesabını tutmuyor muydu? Şimdi gidip

orada poz veriyor.

Gerçekten çıldıracağım ya.

Bir sakin ol.

Zamanında yediğin hurmalara takan. Boş yapma ya.

Konuyla ne alakası var şimdi onun?

Dürüst ol. Seni asıl yaralayan çevrecilik mi yoksa Ela'nın yanında o

adamın olması mı?

İkisi de Ayça ikisi de.

Birini sevdiğin zaman...

Dünyayı senin gözünle görür sanıyorsun.

Biz sadece bir ilişki yaşamadık.

Biz bir davayı paylaştık onunla.

Şimdi o davaya ihanet ettiği yetmiyormuş gibi bir de gidip oraya mühimmat

taşıyor.

Bak Ela madeni aklamak için değil açıklarını bulmak için oradadır. Eminim.

O maden sahası Doğan'ın mezarlığıdır. Ela da gidip şimdi orada dans ediyor.

Al işte bak.

Baret'i takmış gülümsüyorlar. O zehir çukurun üstünde gülümsüyor bir de.

Utanma da yok.

Hoş geldiniz.

Merhabalar. Merhabalar.

Çevre mühendisi İrem Koç.

Metin. Memnun oldum. Ela, memnun oldum.

Ne yapıyorsunuz burada tam olarak?

Burası bizim maden sahasının seri alanımız. Maden sahası kapandıktan sonra

kadimeli olarak rehabilitasyon işlemleri başlatılır. O bozulan arazinin eski

haline dönmesi ya da başka faaliyetler için kullanılabilir bir arazi haline

gelmesidir. Bu yüzden biz de burada doğal bitki örtüsüne uyum sağlayabilecek

türler yetiştirmeye çalışıyoruz.

Peki İrem Hanım bu yerler, bunlar neden var?

Aslında bunların hepsi bizim başlatacağımız rehabilitasyon

çalışmalarının temeli.

Biz bu sera da onun altyapısını oluşturuyoruz aslında.

Eski halinden daha iyi olacak diyebilir miyiz? Eski halinden daha iyi olabilecek

diyebiliriz. Burada yaşayan yerel halkın da isteği üzerine mera olarak

kullanılabilir, eski haline çevrilebilir. Ancak hepsinin temelinde

sonuç olarak bizim bir üretim yapmamız gerekiyor. O üretimi de bu sera da

yapıyoruz biz.

Yeraltı sularını bu izleme kuyularından takip ediyoruz.

Peki maden faaliyetleri sırasında oluşan ağır metallerin, siyenürün ya da

asitrenajının? Akifer tabakasına sızıp sızmadığını gerçekten bu daracık borudan

mı anlıyorsunuz? Aslında şöyle, biz sadece burada gözüken tek bir kuyudan

değil, menba ve mansap yönlerinde 24 adet piyozometre kuyusundan bu

gözlemleri yapıyoruz. Kuyulardaki amacımız bir kirlenmeyi erken aşamada

tespit edip buna dair önlem alabilmek.

Efendim Atakan?

O fotoğrafta jeladınla eli sıkışıyor gibisin. Hangi fotoğraf?

Metin'le çektiğim fotoğrafta gerçekten inanamıyorum sana Ela ya.

Gördüklerim şaka mı ya? O Metin denen çocukla leş sahasının başında o devasa

zehir çukurlarının önünde gülümseyerek poz vermek ne demek ya? Buraya turistik

geziye gelmedik Atakan. Tez araştırmamız için geldik. Ayrıca Metin'in ne

paylaştığını falan da kontrol edemem yani.

Sen oraya doğanın mezarlığı derdin. O toprağın nasıl nefessiz kaldığını, o

sinirli suların nasıl toprağın damarlarına sızdığını söylerdin hep. Ne

değişti şimdi?

Bak dışarıdan slogan atmak kolay.

Ben de senin gibi düşünüyordum. Ama burası, yani burası hiç düşündüğün gibi

bir yer değil. Öyle vahşi bir yer değil yani Atakan. Her adımın bir verisi, her

riskin bir yönetimi var. Hatta az önce kaplumbağalar için yapılan tünelleri,

yeraltı su izleme sistemlerini gördüm.

Kaplumbağa tüneli mi?

Seni de mi kandırdılar o iki mühendislik masalıyla?

O yeşil tabelalar, o yeşil renkli boyalar senin gözünü mü boyadı?

Önce bir doğru konuş benimle sen. Sana hesap vermek zorunda mıyım ben insan

yerine koyduk aradık? Sen çevre bilimcisin.

O linç sahasının altındaki mebranın bir gün delineceğini sen de biliyorsun ben

de biliyorum değil mi?

Hayat siyah ve beyazdan ibaret değil Atakan.

Ekonomi ve ekoloji arasında bir denge kurulmaya çalışılıyor. Ben burada

sahadayım araştırmamı yapıyorum. Sen ise evinde oturmuş klavye delikanlılığı

yaparak dünyayı kurtardığını falan zannediyorsun.

Vay vay vay.

Eski çevreci şimdi maden savunucusu olmuş.

Of Atakan bak gerçekten sana dert anlatamayacağım şimdi.

Benim kararlarıma da nerede durdurma da karışamazsın sen. Biz ayrıldık bitti.

Bunu kafana iyi sok. Bay bay.

Ben ayrıldığımızı unutmadım ama sen kim olduğunu unutmuşsun.

İkinizi de o mezara gömeceğim.

Atakan ne oluyor?

Ne olacak?

O karanlık herif gidip Ela'yı kandırıp yanına çekmeyi başardı.

Ela kanmaz saçmalama. Ya ne kanmaz be? Bana klavye delikanlığı yapma bile dedi.

Kızım ya bu bizim köy biliyor musun?

Orayı da çeksen olur mu?

Olur olur.

Ama Niyazi abi az şöyle ışığa doğru gelir misin?

Heh oldu tamam.

Bak benim takipçilerim samimiyeti çok sever. Yayındayım ben. Başla sen.

Konuşayım mı?

Ne arıyorsun? Bir sakin kalır mısın? Abi giren çıkan belli değil ya.

Anahtar bir sende bir bende var.

Ne aradığını bir söyler misin bana? Çöp poşetinin içinde özel eşyalarım vardı.

Nerede onlar?

En son burayı Niyazi abi temizledi. Çöplüğü atmıştır belki.

Abi niye dokunuyor benim eşyalarıma ya? Çöp poşetine koyduysan atmıştır tabii.

Atamaz. Topluğu yine mi bile atamaz o? Ben şimdi sorarım ona.

Dur delirme gel buraya.

Öncelikle selamünaleyküm.

Ben Niyazi.

Temizlikçi Niyazi.

Hani şu... ...telefonlarınızda anarşit diye paylaştığınız var ya... ...üstüne

basıp geçtiniz.

Bakın arkadaşlar... ...ben o gün salona gittiğimde... ...Kızılca Kıyamet

kopmuştu zaten.

O ona bağırdı, o ona çağırdı.

O onun kafasını patlattı, o onun burnunu kanattı.

Aman!

Ne oldu çocuklar ya?

Altıncıların işi mi bu?

Vallahi de hayır, billahi de hayır.

Sonra herkes çekildi gitti.

Salonda bir ben kaldım ve yerdeki o çarçop.

Ben altına karşıyım demişim diye.

Kıyamet kopmuş.

Ya benim işim siyaset değil ki. Benim anamın bir çift küpesi vardı.

Rahmetlik babam hastalanınca onu gittim kuyumcuya bozdurdum.

Ama bir işe yaramadı.

Babam rahmetlik oldu.

Ya ben o zamandan beri altına karşıyım arkadaş.

Hem ben kötü bir şey demedim ki ya.

Dünür.

Sana bir çift lafım var.

Bak burayı iyi dinle.

Sen hani benim oğlanın nişanını atmışsın ya.

Benim anarşiğim oğluyla işim olmaz demişsin ya.

Ya.

Ben anarşik falan değilim arkadaş ya. Ya ben karıncayı incitmeyen bir adamım ya.

Ya o linç dediğiniz şey kolay.

İnsanı ateşe atıyorsunuz, evleri ateşe sardırıyorsunuz. Hadi ben anarşiyim

diyelim. Ya arkadaş bu paspasla bu düzen bozulur mu ya? Ha?

Paspasın izi geçer biliyor musun? Geçer ama gönül kırıklığının izi geçmez.

Nerede lan benim poşetim?

Poşetim nerede benim? Ne bağırıyorsun? Ne diyorsun sen?

Vay, üniversitenin küçük muhpiri de buradaymış. Şimdi kimin hayatını

karartacaksın?

Ha? O videonun hesabını vereceksin bana. Ben sadece işimi yapıyorum. Atakan git,

yaklaşma. Lan!

Lan ne diyorsun sen deli bozuk? Ne çığırıyorsun bize lan? Ne korkutuyorsun?

Sen sus moruk.

Çabuk benim poşetimi bul. Lan ben senin poşetim, bekçisi miyim? Ya içinde,

poşetin içinde şeylerin vardı.

Kapşonlum falan vardı. Nerede onlar?

Sakın bana attım deme bak.

Poşet? Kapşon mu? Öyle desene, adam gibi anlat, söyle şunu.

Bu mudur?

Seninle işim daha bitmedi.

O Zülfü Bey'in işini göreyim, sıra sana da gelecek.

Hadi git lan, hadi!

Benim anarşinin oğluyla işim olmaz demiştin.

Ya, benden anarşik olur mu ya?

Ben karıncayı incitmeyen bir adamım arkadaş ya.

Siz böyle insanları incitliyorsunuz.

Ellerine ateş salıyorsunuz.

Ama böyle olmuyor. Ne yapıyorsun ne izliyorsun?

Niyazi abi video paylaşmış onu izliyorum. Ne paylaşmış?

Geçer ama.

Gönül kırıklığının izi geçmez.

Nerede benim poşetim?

Poşetim nerede benim?

Asakan'a ses değil mi bu ya? Niyazi abiye bir şey yapmış olmasın?

Sakin ol.

Bak paylaşım üstünden saatler geçmiş. Bir şey yapsa duyardık herhalde. Olsun

ben yine bir Ayça'yı arayacağım.

Ya tamam tamam arada telaş yapma sakin ol. Sen tanımıyorsun ki onu.

Takıntılı bir insan o. Hatta o konferanstaki hali falan da hep seni

benden uzaklaştırmak içindi yani.

Linçeden tayfadan.

Asakan abi yolda yerleri belli falan yazmış. Nereden biliyor bu insanlar

bizim yerimizi ya?

Ben konum bildirerek paylaşım yapmıştım.

İyi halt ettin Metin.

Zaten madenden de görüntü paylaştın.

Delirdi iyice çocuk işte.

Doğru söylüyor Niyazi abi.

Paspasın izi geçiyor da gönül yarasını geçmiyor işte.

Alo. Ayça ne oluyor?

Atakan delirdi size geliyor.

Ayça bak durdur onu sakinleştir. İlacını falan da kullanmıyorsa kahvesine suyunu

at bir şey yap yani.

Yanımda değil.

Telefonları da açmıyor. Ayça.

Evine falan git bul onu lütfen.

Tamam. Sen de Metin'e çok dikkat edin tamam mı?

Delirim işte.

Tamam Ayça sağ ol.

Şey Atakan'ın söyledikleri doğru mu?

Ayça bunları döndüğümüzde konuşalım olur mu? Lütfen.

Metin burayı acilen terk etmemiz lazım.

Ya saçmalama Ela bir sakin ol. Gelirse gelsin. Kaçacak bir şey mi yaptık

anlamadım. Ya sen tanımıyorsun diyorum ona. Takıntılı bir insan her şeyi

yapabilir. Hadi lütfen.

Sen abartıyorsun ama ne olacak ya?

Metin lütfen diyorum tanımıyorsun bu çocuğu. Hadi.

Ya keşke bu yoldan gitmeseydin ya. 40 dakika kaldı uçağın kalkmasına. Görmüyor

musun kardeşim polis yığırımı yapıyor.

Ya boş yapma be. Niye girdin o zaman bu yola?

Ya memur bey.

Ya uçağımın kalkmasına 40 dakika kaldı da valizim falan da yok. İsterseniz

bakabilirsiniz.

Kimliğinizi alayım.

Ya hadi be abi ya.

Ya online check-in yaptım diyorum ya.

Komiserimiz anlı bu araçta.

Tamam geliyorum.

Alta kankaya in arabadan.

Abi sen beni tanıyorsun ya üniversiteden hani.

Uğraştırma beni in aşağı.

Ya al ineyim al al ineyim ya al.

Soyunayım istiyorsanız bir de ya.

Ne diyorsun lan sen? Ya ne yapıyorsun ya? Ne diyorsun lan? Ne yapıyorsun?

Şikayetçi olacağım sizden bu nasıl muamele ya? Oğlum şikayet dilekçenin

içeride yazarsın. Bağlı şuna.

Ya abi uçağım kalkacak diyorum anlamıyor musunuz ya?

Uçağın çoktan kalktı oğlum.

Ama senin hikayen daha yeni başlıyor.

Cinayetten tutuklusun. Anladın mı?

Götür.

Başlarken birbirimize yabancıydık.

Hatta ciddi bir kavgayla başladık. Ben rakamlara bakıyordum. Gayri safi yurt

içi hasılaya, katkıya, dış ticaret açığını kapatacak tonajlara.

Altın benim için sadece bir emtiyaydı.

Benim için ise altın yer altından çıkartılmaması gereken, eğer

çıkartılırsa ekosistemi, yer altı su tablolarını ve biyoçeşitliği tehdit eden

bir risk faktörüydü.

Yani biz aslında iki farklı disiplin değil, iki farklı dünya görüşüydük. Ama

sahaya indiğimizde şunu gördük. Ekonomi sadece kâr marjı demek değilmiş.

Gerçek bir ekonomik kalkınma, sürdürülebilir bir yönetimle iç içe

geçtiğinde kalıcı oluyormuş.

Yani vahşi madencilikle modern madencilik arasında fark yaratan şey ise

ideoloji değil, mühendislik etiği ve şeffaf veriymiş.

Kesinlikle. Bilgi bizi korkunun sığlığından kurtarıp çözümün

rasyonalitesine kavuşturdu.

Çevre koruma madene karşı olmak değil, o madenin toprağa, suya, insana zarar

vermeden nasıl yönetileceğini denetlemekmiş.

Bilimsel veriler gösteriyor ki doğru teknoloji ve rehabilitasyon projeleri

ile doğa, maden sonrası eski formuna hatta belki daha iyi bir ekosisteme bile

kavuşabilirmiş. Yani aslında mesele altın mı doğa mı sorusu değilmiş.

Mesele... Bilgiyle harmanlanmış, sorumlu bir üretim meselesiymiş. Şimdi hem

doğayı koruyan hem de kalkınmayı tetikleyen o ince çizgiyi, yani altın

madenciliğindeki doğru bilinen yanlışları bilimsel verilerle birlikte

konuşacağız. Polise verdiğin ifadede Metin'den nefret ettiğini söylemişsin.

Bu nefretin altında yatan sebep veya sebepler ne? Öncesinde aranızda bir

husumette oluştu mu? Ben uzun yıllar boyunca çevre eylemlerine katılan bir

aktivistim.

Ela ile birlikte hem madenler açılmasın hem de doğa zehirlenmesin diye mücadele

ettik. Ama Metin hem doğayı hem Ela'yı zehirleyen bir rantçıydı.

Arkadaşlar rant kelimesi emeksiz ve haksız kazancı çağrıştırır. Yani

madencinin alın terine haksızlık.

Gördükleriniz yerin yüzlerce metre altında verilen bu emeğin kılcal

damarlar gibi ülke ekonomisine nasıl yayıldığının hikayesidir.

Yani madencilik sadece toprağı kazmak değil.

cari açıyı kapatmak, yerel kalkınmayı başlatmak ve sanayinin ham maddesini

üretmektir. Gelin rant denilen bu şeyin aslında ülkemiz için nasıl bir katma

değeri olduğuna rakamlarla bakalım.

2025 yılında altına ödediğimiz döviz yaklaşık 30 milyar dolar.

Yerli üretimi rant olarak görenler aslında dışarıya giden bu devasa

kaynağın Türkiye'de kalmasına karşı çıkmış oluyorlar.

Yer altındaki bu milli serveti orada bırakıp Bu milyarlarca doları başka

ülkelerin maden işçilerine, maden şirketlerine ödemek doğru bir yaklaşım

değildir. Amacımız dışa bağımlılığı bitirip bu katma değeri Anadolu'nun

köylerine dağıtmak olmalıdır. Gerçek vatanseverlik budur.

Ancak yine de birileri madenlerin peşkeş çekildiğini söylemekten geri

durmayacaktır. Ben yıllardır ülkemin yeraltı kaynaklarına peşkeş çekilmesin

diye karşı çıktım.

Mücadele ettim. Yeri geldi madenlerin önünde yattım.

Şimdi gelip beni burada katil gibi koltuğa oturtturamazsınız.

Ben bu ülkenin bu toprağın namusunu korudum. Sayın Atakan Durmaz. Burası

öyle sizin bildiğiniz bir çevre çalıştayı değil. Burası bir mahkeme ve

ağır ceza mahkemesi.

Lütfen savunmanıza makdülün ölümüyle olan doğrudan bağınıza odaklanın. Bağ

mı?

Bağ ortada işte hakim bey. O adam bir çevre düşmanı.

Demagoji yapma.

Maktülün evine niçin gittin?

Ben... Metin'e bir ders vermek istemiştim.

O altıncı zübbenin moralini bozacaktım sadece.

Adresi nasıl tespit ettin?

O gün.

Kavga ettiğimiz gün.

Telefonunu düşürmüştü.

Ben de öfke patlaması yaşıyordum. Sakinleşemiyordum.

Sonra kavga ettiğimiz salona tekrar döndüm.

Bizim temizlik görevlisi Niyazi var.

Ondan aldım telefonu.

Peki neden başkasına değil de sana verdi?

Bilmiyorum benim sandı herhalde. Ben arama gelmeyene kadar Metin'in olduğunu

bile bilmiyordum ki.

Sonra bir kargo şirketinden bir mesaj geldi. Altında da bir adres yazıyordu.

Adreste de bir fotoğrafını çektim lazım olur diye.

Meğer yanlış adres vermiş şerefsiz.

Bak laflarına dikkat et. Burası bir mahkeme.

Ne sipariş etmiş?

Siyanür ile ilgili bir kitap.

Elimizde tuttuğumuz bu kitap madencilik sektörünün anayasası, aynı zamanda bir

başucu kitabıdır.

Bu kitap diyor ki, Siyanür altını taştan ve topraktan ayırmak için elimizdeki en

verimli anahtardır. Ancak o anahtarı eğer kapının içinde kırarsanız o evden

sağ çıkamazsınız.

Sıfır sızıntı ve atık barajı yönetimi kurallarını görmezden gelirseniz

maalesef bir felakete davetiye çıkartırsınız.

Eğer bir mühendis olarak sızdırmazlık katmanlarını uluslararası normlarda

kurarsanız, izleme kuyularını anlık takip ederseniz ve siyenürün kapalı

devre çalışmasını sağlarsanız o korkunç madde işe yarar hale gelir.

Hey gidi bayram amca.

Gördün mü bak, bana da nasip oldu hop dedik sormak.

Ama sen rahat uyu.

Senden bayrağı ben devraldım. Onlara da göstereceğim dünyanın kaç milyon

olduğuna.

Dede, geçirdim. Ho ho, Arslan, hoş geldin.

Ver bakayım dedeye bir nenek.

Bir de buradan.

Bal bal bu maşallah.

Aferin. Annem dedi ki, deden ne yapacakmış bu pijamayı? Gece orada mı

kalacakmış? Annen neredeymiş bakayım?

Otoparkta yer bulamayınca ben geldim.

İyi ettin, aferin sana.

Sen ne yaptın bakayım?

Ezberi tamam ettin mi?

Etmem mi hiç?

Okuyayım mı?

Oku tabii.

Asrın yaşamak hakkını vermez sana kimse.

Sen Asrın'a üstünde izin varsa benimse.

Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.

Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.

Mithat Cemal Kuntay.

Aferin.

Aferin oğlum. Çok güzel okudun.

Bak, malum o şiiri okudun.

Bu da dedenden sana bir hatıra olsun. Çok güzel okudun şiiri maşallah.

Aferin.

Al bakalım. Teşekkür ederim.

Aferin.

Hadi sen şimdi git. Anam merak eder seni.

Görüşürüz dede.

Görüşürüz oğlum.

Allah'ım.

Sen bu nesle yardım et yarabbim.

Bunların işi çok zor Allah'ım. Eve nasıl girdin?

Sokağın köşesine girdiğimde kargocuyu bekledim köşede. Sonra geldi.

Ben de metinmişim gibi kargoyu aldım.

Merhaba. Merhaba. Metin Çimen. Metin Çimen.

Buyurun. Teşekkür ederim. İyi günler.

Sağ olun.

Sonra üstünde yazan adrese gittim.

Kapı aralıktı, içeriye girdim.

Kapıyı neden açık bıraktın?

Pazara gitmiştim.

Ablamda kaygı bozukluğu vardı.

Üstüne kapı kapatılmasını sevmiyor, hep kavga çıkarıyordu.

Biz aile apartmanıyız.

Ablam evdeyse eğer, kapıyı aralık bırakıp çıkıyorduk hep.

Nasıl karşılaştınız?

Bana en başından her şeyi doğru dürüst anlat.

Ben yukarı doğru çıktım.

Metin'in evine gittiğimi sanıyordum.

Amacım ona ders vermekti. Ela'dan uzak durmasını isteyecektim.

Sonra kapı aralıklı içeriye girdim.

Şükran sen misin?

Bir kadın çıktı karşıma.

Kimsin sen?

Ablası sandım önce.

Efendim ben Metin'in arkadaşıyım da ona bakıyordum.

Hırsız! Hırsız değilim ben! Hırsız var! Hırsız değilim ben!

İmdat!

Yardım edin! Hayır değilim! Çınkral! Açmalama benim!

Hocam Kaan senin sesi aklımdan hiç gitmiyor.

Hala beynimde yankılanıyor.

İfşa olduğun için mi o kadını öldürdün?

Ben onu öldürmedim.

Hakim Bey ben onu öldürmedim. Gerçekten ben öldürmedim.

Ya neden yardım etmek yerine kaçtın? Mesela 112'yi arayabilirdin. Yardım

alabilirdin. Neden yapmadın?

Bilmiyorum korktum ben panik yaptım.

Yani...

Onu Metin zehirledi.

Gerçekten Metin zehirledi. Onu yaptı sonra suçu üstüme attı. Alışkın zaten o

zehirlemeye. Ev sahibim Tülay Hanım.

Beklenmedik bir şekilde ölmüştü.

Takıntı derecesinde tükettiği doğal çekirdekler vücudunda siyanür

birikmesine yol açmıştı.

İster misin?

Kanser olmayı önlüyormuş.

Yani siyanür madenden ya da dışarıdan değil.

Mutfağındaki tabaktan gelmişti.

Önce intihar sandılar. Sonra kanında siyenür tespit edilince polis zehirlenme

şüphesiyle asıl katili bulamadı.

Polis ilk kelepçeyi bana takmıştı.

Seni cinayetle mi suçladılar?

Evet hocam.

Maktülü tanıyordum. Profilim kusursuzdu.

Hatta o dönem kiramı ödemekte zorlandığım için aramızda sürtüşme de

mevcuttu. Sözde siyenüre erişimim de kolaydı. Daha ne olsun? Yani kolluk

kuvvetleri için dosya kapanmış gibiydi.

Beni sorgu odasına aldıkları zaman söyledikleri tek şey zehirlemişsin.

Maktulün kanında siyenür var.

Peki nasıl aklandın sonra?

Polis maktulün ve benim evimde likit bir zehir ararken ben o gün...

Önemsiz diye yerde süpürdükleri kayısı çekirdeklerine odaklanmıştım. Şimdi

siyanür bazı doğal bileşenlerde de bulunabiliyor. Bunların en önemli

örneklerinden bir tanesi acı badem ve kayısı çekirdeği. Acı badem ve kayısı

çekirdeğin içerisinde bir protein var. Yediğimiz zaman mide ortamında, asit

ortamında siyanür verir vücuda ve bu siyanür insanı zehirler. Dört tanesi

bile bir çocuğun ölümüne yol açar. Yaklaşık dediğiniz gibi 20 tanesi ya da

değişen oranda ama o civarda...

yetişkin bir insanın ölümüne yol açabilir.

Rahmetli Tülay Hanım, kanseri yeneceğim umuduyla her gün kayısı çekirdeği

tüketiyordu. Ben de toksikoloji biliminden aldığım destekle, polise

gidip ifade verdim.

Benim evime değil, onun midesine bakın.

Olmak gene tezin mezin diye başlarsan, yumruğu yersin kafana söyleyeyim.

Komiserim, siz likit bir katil arıyorsunuz.

Şiringayla meyve suyuna enjekte edilmiş ya da çayına damlatılmış kristalize bir

zehir. Ama yanılıyorsunuz.

Tülay ablayı ben öldürmedim.

Onun hayata tutunma çabası.

Neyse kendisi onunla hazırlamış.

Ne yani gidip kendi kendine mi ikram etti siyanürü? Aynen öyle yaptı diyorum.

Hani şu olay günü evde süpürdüğünüz çekirdekleri hatırlıyor musunuz? Çöp

deyip geçiştirdiğiniz.

Kayısız çekirdeği mi?

Tamam neyse sadete gel.

Komiserim.

Paraselsus der ki her madde zehirlidir.

Zehirli olmayan hiçbir şey yoktur.

Zehirle ilacı ayıran tek şey dozdur.

Tülay abla hastalık hastası bir kadındı. Yani etrafındakilerin ona doğal şifa

diye pazarladığı her gün o acı kayısı çekirdeklerinden avuç avuç yerdi.

Yani?

Yani'si şu komiserim. Acı kayısı çekirdeklerinde amigdalin bulunur.

Mideye girdiğinde hidrolize olur ve bizim bildiğimiz siyanüre dönüşür.

20 tane çekirdek bir insanı komaya sokmaya, 40 tanesi de kalbine durdurmaya

yeter. Benim evimi, dolabımı değil, maktulün midesini inecek.

Siyenürün kaynağı netleşince, polisin bakış açısı da zehirden fiziksel

harbedeye kaydı.

Eğer ben o gün çekirdeklerin sırrını açıklamasaydım, şu an bu kürsüde değil,

cezaevinde olacaktım.

Burada o durmalıydı.

Kadını zehirledi sonra suçu üstüme attı.

Otopsi raporu önümde Atakan.

Maktul'ün kanında yüksek dozda siyanür tespit edildiği bir gerçek.

Muhtemelen tabaktaki çekirdekleri yiyordu.

Lakin raporun sonuç kısmına atlıyorsun.

Ölüm nedeni siyanür zehirlenmesi değil, darbeye bağlı bir kafa travması ve bunun

neticesinde oluşan beyin kanaması.

Siyanür onu öldürmeden önce sen masa hamlesiyle çoktan işini bitirdin Atakan.

Sayın Hakim, müvekkilim ittirmiş bile olsa, maktulün Siyanür etkisinde olduğu

ve sendelediğinin karar aşamasında dikkate alınması gerektiğini

düşünüyorum. Lan boş yapma lan! Boş yapma lan! Boş yapıyor!

Hakim Bey bunu da satın almışlar. Herkes satın aldığı gibi bunu da satın

almışlar. Sermayenin çevredeki köylüleri satın aldığı gibi.

Hakim Bey bunlar çok zengin. Sizi de satın alacaklar. Ben bir şey yapmadım.

Gerçekten ben masumum.

Gerçekten ben masumum.

İzmir FM Çukuru bölgesinde madenciliğin uyum içinde olduğunu göstermek amacıyla

bölgedeki geleneksel arıcılık faaliyetlerini günümüz modern tarımıyla

birleştirerek 2015 yılından bu yana bal üretilmektedir.

Arıcılıkla ilgili hiçbir şey bilmiyordum. Ben 4 yıldır bu projedeyim.

İlk maden açıldığında çevreye zarar vermesinden, ağaçların kurumasından bize

öyle anlatıldı. Çünkü öyle duyduk, uyuma aldık. Tabii ilk başta tereddütlerimiz

çoktu. Ama sonradan köy halkına çok getirisi oldu.

Yaşam şartları düzeldi. Köyden göç başlamıştı. O göç gidenler geriye döndü

madenin sayesinde. Yapılanlar sadece aracılıkla sınırlı tutulmadı. Bölgenin

neredeyse tek geçim kaynağı olan bağcılıkta bir devrim gerçekleştirildi.

2009 yılından bu yana modern tarım teknikleri uygulanarak yüz dönüm şarap

ve yüz dönüm sofralık bağ oluşturuldu. Biz eskiden bu kadar şey bilmiyorduk ama

buraya geldik.

Bağın her şeyini öğrendik. Bağ mesela bir çocuk gibi.

Çocuğun evde nasıl ilgili bakıyorsan, nasıl ilgili davranıyorsan bağlar da

öyle. Onu da burada öğrendim. Buraya gelip gitmeye başladıktan sonra

gerçekten hem toprağı daha çok sevdim, hem bağı daha çok sevdim. Bağlardan ne

olduğunu, ne bittiğini burada daha çok öğrendim. Gelirimiz arttı.

Yani her konudan arttı.

EFAM Çukuru'nda en büyük sorunlardan biri de ulaşım. Bu nedenle...

Özellikle kız çocukları okula gönderilmiyordu.

Kardelenler projesiyle onlarca öğrenci eğitim hakkını kavuştu. Birçoğu madenin

çeşitli departmanlarında meslek sahibi oldu.

Madende psikolog olarak çalışıyorum. Uzunca süre önce...

Eğitim ve ulaşımın daha zor olduğu dönemlerde kız çocukları gitmiyordu

okula ve ulaşımın zor olduğu için madenin desteğiyle birlikte biraz daha

eğitim hayatına atılmaya başladılar. Servis desteği sağlandı ve şu an o

zamana göre okuyan kız çocuğu sayısı oldukça fazla. Üniversite mezunlarımız

var ben de. Burada psikolog olarak çalışıyorum.

Kardelen projesiyle birlikte sahamızda bu kişilerin istihdam edildiği oldu

bunlardan. Biri de benim.

Şaşırıyoruz değil mi? Yani Bergama'daki o meşhur köylü eylemleri, üstü çıplak

direnişçiler, atılan sloganlar.

Ben de bu sağ çalışmasına çıkmadan hemen önce altın madenleri etrafındaki her

köylünün birer direnişçi olduğunu, her kapının ardından madene karşı bir

nefret, bir kin beslendiğini sanırdım.

Hatta eylemlere destek için gittiğimizde o kalabalığın içindeki her yüzün o

toprağın öz evladı olduğuna yemin edebilirim. Ama sahaya inince, gerçeğin

sert bir duvar gibi yüzüme çarptığını anladım.

O kalabalıkların büyük bir kısmı dışarıdan gelen insanlardı.

Asıl yöre halkı ise sessizdi. Çünkü onlar korkutulmuştu. Bilgiyle değil,

şehir efsanesiyle.

Üç bacaklı koyunların doğacağı, toprağın bir daha asla meyve vermeyeceği

savlarıyla.

Maden etrafındaki köylerde gördüğüm şey şuydu.

Köylü, madenle yaşamayı öğrenmişti.

Üstelik maden onlara sadece iş değil, bilimsel tarımı ve sürdürülebilirliği

getirmişti. Bizim uzaktan doğayı koruyoruz diye attığımız sloganlar

onların çocuklarının iş sahibi olmasının önündeki en büyük engelmiş meğer. Gerçek

çevrecilik insanı topraktan koparmak değil, toprak ile birlikte

kalkındırmaktır. Son sözün nedir?

Ela ile yıllardır bu dağlar, bu nehirler için eylemler yaptık.

Metin ise akademik kılıfa uydurulan bir sömürünün parçasıydı.

Amacım Ela'yı ve vatanın her karış toprağını korumaktı.

Asıl katil ben değilim.

Metin.

Şimdi ise doğru bilinen yanlışları sıralayarak sunumumuzu tamamlayalım

istiyorum. Birinci iddia. Siyanür ile altın arandı.

Siyanürle altın aranmaz, siyanür altının ayrıştırılmasında kullanılan bir

maddedir. İkinci iddia ise atık havuzlarındaki siyanürün çevre için

tehdit oluşturduğu.

AB ülkelerinde atık havuzunda siyanür için güvenli doz litre de 10 mg'dır. Bu

orana bakılınca Bergama atık havuzu 0.2 mg.

Lapseki maden ocağında ise 0.01 mg'dır. Amerika'daki içme suyunu temizlemek

için. İzin verilen miktar yine 0.2 mg'dır. Tüm bunları kaynaklarıyla

birlikte tezimizde işliyor olacağız.

Üçüncü iddia. Üretilen altınlar yurt dışına kaçırılıyor.

Evet, yanlış okumadınız.

Sık sık dile getirilen bir iddia bu. Oysa üretilen altınların yurt dışına

çıkarılması yasaktır. Borsa İstanbul'da altınlar satılır. Merkez Bankası'nın

alım öncülüğü vardır.

Merkez Bankası üreticiye Türk Lirası ile ödeme yapar. 2025 yılında...

Üretilen altınlar için Merkez Bankası 2,5 milyar dolar tasarruf sağlamıştır.

Bir başka iddia. Çok az vergi ödüyorlar.

Altın üretici firmalar Türkiye'de en çok vergi veren 50 kurum arasındadır.

Sanayiciler kurumlar vergisi, stopaj, damga vergisi öderken, madenciler her

yıl ruhsat bedeli, orman izin bedeli, rehabilitasyon bedeli ve devlet hakkı

öderler. Devlet hakkı diğer ülkelerin aksine en yüksek seviyededir.

Üretilen altının %55'i maliyet, %25'i vergi, %15'i yatırımcının kazancıdır.

Teşekkür ederiz.

Eğer o gün kütüphanede tartışmasaydık ben dünyayı hala siyah beyaz görüyor

olacaktım. Sen benim renklerim oldun. İyi ki varsın.

Bizim yıllar evvel yapamadığımızı onlar başardı.

Ne yalan söyleyeyim ben de inanmamıştım.

Dünür nişanı atma!

Yanlışlandın!

Dünür nişanı atma!

Yanlıştan dön!

Bravo Altın Prenses, hakkımızı teslim ettin yani.

Zihin kuşkuyla, kalp gerçekle özgürleşir.

Gel benimle.

Arkadaşlar, lütfen terk eder miyiz salını? Lütfen.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.