Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
"DUVARDAKİ DELİK ÇETESİ"
BUTCH CASSIDY VE SUNDANCE KID LİDERLİĞİNDEKİ DUVARDAKİ DELİK ÇETESİ...
...BUGÜN ÖLÜLER, AMA BİR ZAMANLAR BATI'YI İDARE ETTİLER.
İZLEYECEKLERİNİZİN ÇOĞU GERÇEKTİR.
KAPALI
- İyi geceler, Pat. - İyi geceler.
- Eski bankaya ne oldu? Ne güzeldi. - Sürekli soyuluyorduk.
Güzellik için ufak bir bedel.
Ver.
Bir daha.
Battım.
Bana kredi verir misin, Bay Macon?
Kurallarımı bilirsin, Tom.
Sanırım herkesi yendin, ahbap.
Başladığından beri, bir el bile kaybetmedin.
Başarının sırrı nedir?
Dua.
Sadece ikimiz oynayalım.
Ver.
Battım.
Çok iyi bir iskambil oyuncususun ahbap.
Biliyorum, çünkü ben çok iyi bir oyuncuyum.
Nasıl hile yaptığını bile fark edemiyorum.
Para kalsın, sen git.
Burada, misafirperverlik yok galiba.
- Onunla berabersen, gitseniz iyi olur. - Çıkıyoruz.
- Hadi. - Hile yapmadım.
- Hadi. - Yapmadım.
Ölebilirsin. Aslında, ikiniz de ölebilirsiniz.
- Duydun mu? - Kalmamızı söylesin, gideriz.
- Zaten çıkacağız. - Kalmamızı söylemesi lazım.
Sana silah çekecek. O hazır. Ne kadar hızlı olduğunu bilmiyorsun.
-Benim yaşım geçti, sen de yenilebilirsin. -Duymak istediğim buydu.
Her geçen gün yaşlanırsın. Bu bir kuraldır.
Bize biraz daha kalmamızı teklif etmeye ne dersin?
- Ne? - İçten söylemesen de olur.
Kalmamızı söyle yeter. Söz veriyorum...
Sana yardım edemem, Sundance.
Hile yaptığını söylediğimde, senin Sundance Kid olduğunu bilmiyordum.
Sana silah çekersem, beni öldürürsün.
Bu bir ihtimal.
Hayır. Kendini öldüreceksin. Bize kalmayı teklif etsene.
Yapabilirsin.
Zor değil. Hadi.
Hadi.
Biraz daha kalsanıza.
Sağ ol, ama gitmemiz lazım.
Hey, Kid.
Hey, Kid. Ne kadar iyisin?
Söylediğim gibi, yaşımız geçti.
Duvardaki Delik'i her gördüğümde, ilk defa görüyormuş gibi hissediyorum.
Ve her seferinde kendime aynı soruyu soruyorum.
Nasıl buraya sürekli gelecek kadar salak olabilirim?
- Şimdi aklında ne var? - Bolivya.
- Bolivya nedir? - Bolivya bir ülkedir, salak.
Ya Orta ya da Güney Amerika'da. İkisinden biri.
Neden Meksika'ya gitmiyoruz?
Çünkü Meksika adamı çok terletir. Burada da terleyebilirsin.
Kaliforniya'da altın işinde olsaydık, nereye giderdik?
- Kaliforniya değil mi? - Evet.
Öyleyse Bolivya dediğimde, Kaliforniya'yı düşün.
Orada, topraktan neler çıktığına inanamazsın.
Gümüş, altın, kalay madenleri.
Maaşlar o kadar yüksek ki, çalmaktan yorulacağız.
Sen düşünmeye devam et Butch. En iyi yaptığın iş bu.
Benim vizyonum var, ama benden başka herkes gözlük takıyor.
Merhaba, Haberler. Ne yapıyorsun?
Selam, Butch. Hiç.
Hiç.
Selam, Sundance.
Bir şey yaptığın kesin. Ne yapıyorsun?
Union Pacific Treni'ni soymak için hazırlanıyoruz, Butch.
Söylediğim her şeyi yanlış anlamışsınız.
Evet, treni soyabiliriz,
ama bu turda olmaz, dönüş turunda soyacağız.
- Sundance ile bankalara baktık. - Banka olmaz.
Ne?
Tren, Butch.
Beyler, bankalar trenlerden daha iyidir.
Hareket etmezler. Sabitlerdir. Paranın orada olduğunu bilirsin.
- Giderken emirler vermiştim. - Yeni emirler verildi.
Burada işler benden sorulur, Harvey.
Eskiden öyleydi.
Artık benden sorulur.
Bu seni ilgilendirmez.
-Ona söyle, karışmasın. -O her zamanki gibi, istediğini yapar.
Neyiniz var çocuklar?
Bir çete bile değildiniz. Sizi ben topladım.
- Kim demiş? - Onlara bir kupür oku, Haberler.
- Hangisini? - Herhangi birini.
Bu Salt Lake Herald'dan alıntı.
-"Butch Cassidy'nin Duvardaki Delik Çete..." -Butch Cassidy'nin çetesi, yani benim.
Planları Harvey'in yapmasını mı istiyorsunuz? İşleri o mu yürütecek?
- "...haydutlar..." - Kes artık, Haberler!
Daha iyi kısmına gelmedim, Butch.
"Düz Burun Curry ve Haberler Carver'ın da soyguna bulaştıkları sanılıyor."
Gazetede adımı okumaya bayılıyorum Butch.
Logan'ın işin başına geçeceğini unutun, tamam mı?
Sana rakip olabileceğimizi söylerdin.
- Kimsenin bunu yapacağını sanmadım. - Yanılmışsın, Butch.
Logan'ı istiyor olamazsınız.
En azından o yanımızda, Butch. Sen uzun süredir uzaklardasın.
- Her şey farklı. - Silah mı, bıçak mı?
-Artık işler zor. Daha çok plan gerekiyor. -Silah mı, bıçak mı?
- İkisi de değil. - Seç.
Seninle atışmak istemiyorum, Harvey.
Nasıl istersen, Butch.
Belki bu işten karlı çıkabiliriz.
Logan üzerine bahse gir.
- Girerim ama kim senin için bahis oynar? - Sundance,
işimiz bitince, o ölürse, sen kalabilirsin.
Kaybedince mızmızlık etmeyi sevmem, ama ölürsem onu öldür.
Seve seve.
Daha değil. Önce Harvey ile kuralları belirleyeceğiz.
Kurallar mı? Bıçak kavgasında mı? Kural yok.
Kural yoksa, başlayalım. Biri saysın. 1, 2, 3, başla.
1, 2, 3, başla.
Ben senin arkandaydım, Butch.
Sağ ol, Düz Burun.
Beni zor günlerimde ayakta tutan buydu.
Şu tren meselesi nedir?
Harvey hem gidişte, hem de dönüşte soymayı önerdi.
Bunu daha önce yapan olmadı. İlk seferinde ne kadar alırsak alalım,
dönüşte güvende olduklarını sanıp, para yüklerler.
- Bunu Harvey mi düşündü? - Evet.
Pekala beyler. Biz de öyle yapacağız.
- Durdur. - Nerede?
İleride.
Bu, Butch'un ta kendisi.
Kıpırdama.
- Sadece izlemek istemiştim. - Çocukları da getir bari.
Başınızı içeri sokun.
O kapıyı açmazsan, havaya uçacaksın.
Açamam çünkü, Union Pacific Trenyolları'ndan EH Harriman adına çalış...
EH Harriman'ı boşver de, şu kapıyı aç.
- Neler oluyor? - İçeride bir vatansever var.
- Devam et, Haberler. - Bu Woodcock. İşine çok bağlıdır.
- Woodcock. - Evet, efendim.
Kim olduğumuzu biliyor musun?
Duvardaki Delik Çetesi'siniz, Bay Cassidy. Anlıyorum.
Ama bana bu işi Union Pacific Trenyolları'ndan EH Harriman kendisi verdi.
- Elimden geleni yapmalıyım, anlıyor musun? - Kendini öldürtmek buna dahil değil.
- Dinamit hazır. - Bay EH Harriman bana güvendi...
Kapıyı aç artık. Sence EH Harriman senin için kendini öldürtür mü?
Woodcock?
Union Pacific Trenyolları'ndan EH Harriman adına çalışıyorum, ve o bana güvendi...
Hey, Woodcock, iyi misin?
Harriman sana ne kadar ödüyorsa, yeterli değil.
Bu bir hazine sayılmaz, Butch.
İşi başardık. Asıl önemli olan bu.
Duymuşsunuzdur, Duvardaki Delik Çetesi, bu kasabanın yakınında bir tren soydular,
bu yüzden onların peşine düşmek bizim sorumluluğumuz oldu.
Kendi atlarınızı getirmek zorundasınız.
Kaçınız kendi silahını getirebilir?
Peki, kaçınız size silah temin etmemi istiyor?
Hadi ama... Bence artık bir şeyler yapmamızın vakti geldi, değil mi?
Ne gerek var? Duvardaki Delik'e varmak üzerelerdir.
İşte bu yüzden acele etmek zorundayız.
Hemen toparlanıp peşlerine düşersek, onların yollarını kesebiliriz.
Yollarını kesmek mi? Bunu yaparsak, bizi öldürürler.
Hiçbir şey yapmadan oturup, bu işten sıyrılmalarına izin veremeyiz...
Bunları izlemek çok zevkli.
Pekala, ikinizi de partimde istiyorum.
- Ne partisi? - Piyanistim ayrılıyor.
Savaşa gidecek.
- Ne savaşı? - İspanyollar'la olan savaş.
"Maine'i unutma".
- Kim unutabilir ki? - Ona elveda partisi veriyorum.
Çocukken, hep bir kahraman olmayı hayal ederdim.
-Artık çok geç. -Neden böyle diyorsun? Buna gerek yoktu.
İsterseniz, tek başıma giderim
ve Duvardaki Delik Çetesi'yle savaşırım. Bana göre hava hoş.
Bunu yapmamı istiyorsanız söyleyin, yapayım.
Ama bunu istediğinizi sanmıyorum.
Değil mi?
Biz neden başvurmuyoruz? İspanyollar'la savaşalım.
Sen ve ben savaşta.
Bizim birçok özelliğimiz var. Tecrübe, olgunluk, liderlik.
Eminim sonunda rütbe alırız.
Ben Binbaşı Parker olurum.
Parker mı?
Evet, gerçek adım bu.
- Robert LeRoy Parker. - Ciddi misin?
Evet.
- Benimki Longbaugh. - Ciddi misin?
- Long ne? - Harry Longbaugh.
Sen de Binbaşı Longbaugh olursun. Ne dersin?
Sen düşünmeye devam et, Butch. En iyi yaptığın iş bu.
Ama siz çılgın değilsiniz. Hayır efendim! Siz bana saygı duyuyorsunuz, ben de size.
Bu yüzden şerifinizim. Bu yüzden benimle geleceksiniz.
Haksız mıyım?
Ne diyorsunuz?
Ben şunu derim:
Derim ki, bayanlar ve baylar,...
...oğlanlar ve kızlar, dostlar ve düşmanlar,...
- ...gelecekle tanışın. - Ne geleceği?
Batı dünyasının taşıtlarının geleceği.
Bu ufak makine için fazla söze gerek yok.
Hayatınızı çok iyi bir yönde değiştireceği kesin ama bu kadar.
Sen ne yaptığını sanıyorsun?
Kalabalığı topladın. Biraz satış yapayım dedim.
- Burada bir tayfa toplamaya çalışıyorum. - Sunumum kısa sürecek.
At artık öldü. Bu aletin kıymetini anlayacaksınız.
Onu mu dinleyeceksiniz, yoksa benimle mi geleceksiniz?
Butch, Fanny seni partisine çağırıyor, hemen.
Bakımı attan daha ucuz. Yem yok, pislik yok, çifte yok, kaçmak yok...
Evet,
sanırım ben kalkıp, bir kadın aramaya gideceğim.
İyi avlar.
Bir iki günden fazla sürmez.
Ben seçici değilim.
Yeter ki, akıllı, güzel,
ve tatlı olsun.
Ve kibar ve yumuşak...
ve görgülü...
ve sevecen ve umarsız...
Devam edin, öğretmen hanım.
Merak etme. Beni boşver. Devam et.
Saçını aç.
Başını salla.
- Ne isterdim biliyor musun? - Ne?
Bir kez olsun, zamanında gelmeni.
Sen benimsin, Etta Place.
Benim.
Duyuyor musun?
Benimsin.
Yumuşak, beyaz tenin benim.
Yumuşak.
Beyaz.
Gelecekle tanışın.
- Ne yaptığını biliyor musun? - Teorik olarak.
Sakın annene bir kürekle vurma!
Onun aklında kötü bir anı olarak kalır!
Onu tren için almaya mı geldin?
Parasız kaldığıma inanabiliyor musun?
- Neden hiç paran olmuyor, Butch? - Yemin ederim, Etta, bilmiyorum.
Hayatım boyunca it gibi çalıştım ama bir kuruş biriktiremedim.
Sundance'e göre bunun sebebi, cömert olman, pahalı tatiller yapman,
herkese içki ısmarlaman ve berbat bir kumarbaz olman.
Evet, bunlar yüzünden olabilir.
Butch?
Daha önce tanışsaydık, sence aramızda bir şeyler olur muydu?
Aramızda bir şeyler var Etta. Bunu bilmiyor musun?
Benim bisikletime biniyorsun. Bazı Arap ülkelerinde bu, evli olmakla aynı şey.
Hey.
- Ne yapıyorsun? - Kadınını çalıyorum.
Al sende kalsın.
Romantik bir piçsin. Hakkını vermek lazım.
- Aç şu kapıyı. - Ben Union'dan Bay EH Harriman adına...
- Hey, Woodcock. - Butch?
- İyi misin? - Fena değilim.
Harika. Sana bir bakayım.
Butch, böyle bir tuzağa düşmeyeceğimi biliyor olman lazım.
- Yine havaya uçmak istiyor olamazsın. - Butch, biliyorsun benim param olsaydı,
senden başka kimseye çaldırmak istemezdim.
Ama hala Union Pacific Demiryolları'ndan EH Harriman adına çalışıyorum.
- Şu treni çalıştırın. - İçeri girin bayan.
Sizden korkmuyorum. Ben hiçbir şeyden korkmam.
Ben bir büyükanneyim ve bir kadınım ve benim haklarım var.
- Zamanımız yok. - Diğerlerine sataşabilirsiniz ama bana değil.
Ben viski ve kumarla savaştım. Sizinle kesinlikle savaşabilirim.
Buna zamanımız yok.
- Silahı indir, Sundance. - Bırakın.
- Ona ne yapacaksınız? - Beni ne yapmaya zorlarsan, onu.
Onu bırakın. Siz paranın peşindesiniz ve para burada.
Tek istediğim treni çalıştırmanız. Lütfen!
- Ya kapıyı aç ya da ona elveda de. - Ulu Tanrım,
beni kutsa.
Günahlarımı affet,
beni cennete yolla.
Zavallı Bay Harriman'a ne diyeceğim?
Woodcock, böyle bir şey yapmana ne gerek vardı?
Butch, bundan öncekini o kadar kolay açtınız ki, bir şey yapmam gerekti.
Ver şunu bana, biraz daha getir.
Çok getir.
Bu yeter herhalde.
Sence yeterince dinamit kullandık mı Butch?
Bu ne?
Her ne satıyorlarsa, istemiyorum.
Bırak şunu!
Hadi!
- Hey, Butch. - Ne?
Çok iyiler.
Ayrılın!
- Kaçı bizi takip ediyor? - Hepsi.
Hepsi mi? O adamların nesi eksik?
Sanırım onları ektik. Sence de ektik mi?
- Hayır. - Bence de.
Atlarımızı alın ve onları gözden uzak tutun.
- Tatlı Yüz nerede? - İçeride. Sorun mu var?
Dinle, moruk. Yalancı bir hırsız olduğunu biliyorum, ama onları kandırabilirsin.
Hemen çık. Beş dakika önce bizim buradan geçtiğimizi gördün.
Bu işi becerirsen, sana ihtiyar bir köpek alırım.
Al, 9 no'lu oda. Yukarıda.
Böyle pencereden bakarak, beni deli ediyorsun.
Eminim, Tatlı Yüz bu işi halleder.
Bana yamuk yapmaya cesaret edemez, benden çok korkar.
Sen o pencereden bakarken, Agnes'e hak ettiği ilgiyi nasıl gösterebilirim?
Butch, sen çok özel birisin, biliyor musun?
Biraz daha açıklar mısın, Agnes?
Butch!
Peki Tatlı Yüz, onlara güzelce gülümse.
Hadi.
İyi oynuyor.
10 dakika önce kasabadan çıktığımı bana söylese, ona inanırdım.
İşte gidiyorlar.
Hayır. Kalmamı isteme.
Sen bugüne kadar tanıdığım tek gerçek erkeksin Butch.
Sadece insanlar için para harcadığın için değil.
Daima, benim mutlu olup olmadığıma bakıyorsun.
Diğer kızlar,
seni para harcadığın için istiyor olabilirler.
Ben...
Elbiseler, para,
mücevherler ve kürkler umurumda değil.
Böyle şeyler. Diğer kızların çoğu böyle, ama ben değilim.
Ben her zaman derim ki, "Agnes..."
Kıpırdama.
Kalk. Eller yukarı.
Daha yukarı.
Şimdi arkanı dön ve...
Atlarımızı al ve buraya dön.
Gidin. Defolun.
Gidin!
Hadi. Defol, kalın kafalı canavar!
- Hadi! - Kalın kafalı sensin. Bağırma.
Biri onları iyi eğitmiş.
Ne tarafa?
Fark etmez. Nerede olduğumuzu bilmiyorum, buraya daha yeni geldim.
Bizi takip edemezler. Güvendeyiz.
Öyle mi düşünüyorsun?
Sen düşünürsen, düşünürüm.
Sence ne kadar süredir izliyoruz?
Bir süredir.
Peşimizde olmadıklarını anlamamıza ne kadar kaldı?
Bir süre daha.
Sen nasıl bu kadar geveze oldun?
Sanırım, doğuştan çenem düşük.
At hırsızlığını bıraktığımdan beri bu kadar at binmedim.
Berbat bir iştir. Bütün gece dışarıda, uyku yok, yemekler kötü.
Hey.
Görüyorum.
Meşale mi sence?
Olabilir. Kandil de olabilir.
İzimizi sürüyorlar.
Kesinlikle.
Ben bunu yapamam. Sen yapabilir miydin? Nasıl yapıyorlar?
Kim bu adamlar?
- İşe yarayacağına emin misin? - Evet.
- Tatlı Yüz hakkında da aynı şeyi söyledin. - İşe yarayacak.
Ayrıldıkları zaman, işlerini bitiririz. Sorun olmaz, değil mi?
Olabilir.
Bir tetikçi için, çok karamsarsın.
Birazdan ayrılmaları lazım.
Gelmek üzereler.
Sence kaçı bizi takip eder?
Keşke tüfeğimiz olsaydı. Onların var.
Ama biz de sürpriz yapabiliriz, değil mi?
Şimdilik, istediğimiz şeyi yapıyorlar.
Onları buradan mı halledeceğiz?
Kid, bu işi benden daha iyi biliyorsun.
En iyi yer burası mı, yoksa aşağısı mı?
Lanet olsun!
Yutmadılar.
Kim bu adamlar?
Bilmiyorum.
- Bilmiyorum. - Bir şey yapmalıyız.
Ne olursa olsun, bana uyar, ama ne olursa olsun hemen yapmalıyız.
ŞERİFİN OFİSİ
- Ray... - Ne yapıyorsunuz?
- Dur. Yavaş, Ray. - Ne demek yavaş?
- Benim bölgeme gelmeyecektiniz. - Gelmedik, Ray.
Dostuz diye, buraya izinsiz giremezsiniz.
Sizinle birlikte görülürsem, bana ne olur?
Yeni bir iş bulmak için çok yaşlandım.
En azından silahlarınızı çekseydiniz.
Butch'u dinle. Bir şey söylemeye çalışıyor.
Pekala. Ne istiyorsunuz?
Birkaç şey. Orduya girmek istiyoruz Ray.
Hemen. İspanyollar'la savaşacağız.
Siz delisiniz.
İkiniz de delisiniz.
İkinizi de, biner sene hapse gönderecekler.
Hadi Sundance. Ayaklarımı bağla.
Hadi, bunlar ne işe yarar bilirsin. Birileri sizi gördüyse, hapı yutarım.
Ray, biz çok ciddiyiz.
- Siz tanınmış haydutlarsınız. - İstifa ettik.
- İstifa. - Amacımız bu. Çok mu sıkı oldu?
Hayır, tamamdır. Çekmecede mendil var, ağzımı tıkayın.
Bu işi halledebiliriz Ray.
Sen bize güvenirsin, hükümet sana güvenir. O yüzden söylediklerine inanırlar değil mi?
Sen hayatın boyunca dürüst oldun, kaç yaşındasın 60 mı? İstifa edeceğiz.
Davalar düşer. Savaş bitene kadar savaşırız.
- Bize rütbe vermelerine de gerek yok. - Harika bir teklif.
Senelerdir yaptığınız soygunları unutacaklar mı?
Sizi orduya alırlar sanıyorsunuz.
Demek dışarıda sizi korkutan bir şey var.
Artık çok geç. Fırsatınız varken kendinizi öldürtmeliydiniz.
Bu bölgede, gelmiş geçmiş en büyük olay olabilirsiniz, ama yine de kanun kaçağısınız.
Ne senden daha sevimli birini, ne de Kid'den hızlısını gördüm,
yine de iki kaçaktan başka bir şey değilsiniz. Bunu anlamıyor musunuz?
Sizin zamanınız doldu ve kanlı öleceksiniz. Tek yapabileceğiniz şey, yerini seçmek.
Özür dilerim. İnsan yaşlanınca kabalaşıyor.
Hadi, ağzımı tıka Sundance.
Boşuna bakıyorsun.
- Bizi kayaların üzerinde izleyemezler. - Bunu onlara söyle.
Sinirime dokunmaya başladılar.
Kim bu adamlar?
Etta, sen, ben, yaz tatiline Denver'a gittiğimizi hatırlıyor musun?
Hatırlattığın iyi oldu. Durumumuza bakılırsa, çok önemli bir konu.
- Kumar oynadığımız geceyi hatılıyor musun? - Otelde yemek yedik.
Etta rozbif yedi, ben tavuk yedim. Senin ne yediğini de hatırlarsam, huzurlu ölürüm.
- Şuraya bak. - Ne?
Bir kumarbazla sohbet etmiştik ve bize bir Kızılderili'den bahsetmişti.
Öz Kızılderili, ama kendine İngilizce bir isim uydurmuş. Sör Bilmem Ne.
- Lord Baltimore mu? - Evet. O herkesi takip edebiliyormuş.
Her yerde, gündüz veya gece.
Ne olmuş?
Yerdeki adam, bence o adam.
Hayır, Baltimore Oklahoma'da çalışır. O Oklahoma adamıdır.
Nerede olduğumuzu bilmiyorum, ama Oklahoma olmadığı kesin.
O olamaz.
O olamaz.
Sanırım haklısın.
Her kimse, işini bildiği kesin.
Lanet olsun! Bu adamlar yorulmazlar mı? Acıkmazlar mı?
- Acıkmalılar. - Neden yavaşlamıyorlar?
Daha hızlı gidebilirlerdi. En azından bir değişiklik olurdu. Ayrılmıyorlar bile.
Bir şeyler yap!
- Kid? - Ne?
En iyi kanun adamı kimdir?
En iyi mi? Nasıl yani? En sağlam mı, en kolay rüşvet alan mı?
En sağlam.
Joe Lefors.
O olmalı.
Lefors, Wyoming'den asla ayrılmaz. Bunu biliyorsun.
Daima beyaz bir şapka takar.
Onun Joe Lefors olduğu, beyaz şapkasından anlaşılır.
Öndeki adama bak.
Kim bu adamlar?
Hadi!
Yürü, salak.
Hadi! Git! Hadi!
Atı takip etmezlerse ne olacak?
Akıllı olan sensin Butch. Sen düşün.
Lanet olsun!
Ya çarpışacağız, ya da teslim olacağız.
- Teslim olursak, hapse gireceğiz. - Ben daha önce yattım.
Ama çatışacaksak, burada açlıktan ölmemizi bekleyebilirler.
Yerlerini alıp, bizi vururlar. Hatta bir kaya yuvarlayıp, işimizi bitirebilirler.
Başka ne yapabilirler?
Bize teslim olabilirler, ama pek sanmam.
Yerlerini alıyorlar.
Hazırlanmalıyız.
Kid, bir dahaki sefere, Bolivya gibi bir yere gidelim dediğimde, gidelim.
Bir dahaki sefere...
Hazır mısın?
Hayır, atlayacağız.
- Zor atlarız. - Hayır merak etme,
eğer parçalanmazsak tamamdır. Bizi takip etmezler.
- Nereden biliyorsun? - Sen mecbur olmasan atlar mıydın?
- Mecburum ama atlamam. - Atlamak zorundayız, yoksa ölürüz.
Geldikleri yoldan dönmek zorunda kalacaklar.
- Bir atış yapayım yeter. - Hadi.
- Mecburuz. - Rahat bırak beni.
- Neden? - Çatışmak istiyorum.
- Bizi öldürürler. - Belki.
- Ölmek mi istiyorsun? - Ya sen?
Pekala. Önce ben atlayacağım.
- Hayır. - Öyleyse önce sen atla.
- Hayır dedim. - Nedenmiş?
Yüzme bilmiyorum.
Deli misin? Zaten düşerken öleceksin.
- Boğuyorsun beni! - Ne yapayım. Yüzemiyorum.
- Kid, geberteceğim seni! Beni boğuyorsun! - Yüzemiyorum!
Yemin ederim, eğer boğulursam, seni gebertirim!
Ben iyi bir yüzücü olduğumu söylemedim ki.
Beni boğuyorsun!
Bırak beni!
Kid, boğazımı bırak!
Gazeteler, yakalandığınızı yazdılar.
- Lefors muymuş? Yazıyor muydu? - Joe Lefors mu? Sanırım.
- İz süren kimmiş? - İz süren mi?
- Lord Baltimore mu? - Sanırım. Gazete içeride.
Bize yetecek kadar yemek var mı?
Olduğunu bilmiyor musun?
- Öldüğünüzü söylediler. - Bu kadar büyütme.
Hayır, büyüt.
Hey.
Baltimore ve Lefors'muş.
Ne?
- Başkaları da varmış. - Kim?
- Jeff Car, George Hiatt. - Hiatt mi?
TT Kelliher.
Kurtulduğumuz için şanslıyız. Biliyorsun değil mi?
Neden bu adamlar toplanıp, peşimize düşmüşler?
Merak etme. Böyle bir çete uzun süre beraber kalamaz.
- Kalırlar. Bay Harriman gerekeni yapacak. - Kim?
Union Pacific Trenyolları'ndan EH Harriman. Ona yaptıklarınız ağırına gitti,
bir tren ayarladı ve özel adamlar tuttu.
İki gündür onlardan kaçıyorsunuz.
Aslında, düşünürseniz, bu gururunuzu okşuyor olmalı.
-Böyle bir tezgah, çaldıklarımızdan çok tutar. -Belli ki, parayı karşılayabiliyor.
Deli Harriman.
Bu kötü haber.
Her iş yaptığımda para harcayaksam, bu işte nasıl ayakta durabilirim?
Onu soymamam için harcadığı parayı bana verse, onu soymayı bırakırdım.
Muhtemelen bütün parası ona miras kalmıştır.
- Mirasyediler. Ne bilirler ki? - İşe devamlı mı alınmışlar?
Hayır. Sizi öldürene kadar.
Demek ki hala peşimizdeler, Butch.
Ve sürekli aynı şeyi yaşayacağız.
Eninde sonunda, buraya gelecekler.
Hey, Etta.
Biraz daha getiririm.
Butch ile konuşuyorduk.
Bolivya denen yer her neredeyse, oraya gideceğiz.
Evet oraya gidip, saklanacağız. Bu işlerden biraz uzaklaşacağız.
- Butch biraz İspanyolca konuşuyor. - Ben de idare ederim.
Sen iyi biliyorsun.
Bir kadınla saklanmak daha kolay olur.
Kimse şüphelenmez.
Seyahat daha güvenli olur.
Demek istediğim, gelmek istersen, seni durdurmam.
Ama söylenmeye ve rahatsızlık vermeye başladığın anda,
nerede olursak olalım, seni bırakırım.
Bu kadar tatlı dilli olma Kid. Açık konuş.
26 yaşındayım, bekarım ve bir okul öğretmeniyim, ve gerisi önemsiz.
Ve benim için hayattaki tek heyecan, şu anda yanımda.
Yani sizinle geleceğim ve söylenmeyeceğim. Çoraplarınızı, yaralarınızı dikeceğim,
ve benden ne isterseniz yapacağım, bir şey hariç.
Ölmenizi izlemeyeceğim.
Müsaade ederseniz, o sahneyi izlemeyeceğim.
Gelecek sizin olsun, aptal bisikletler.
GÜNEY AMERİKA'YA BUHARLI GEMİ
Daha kötü de olabilirdi.
Bolivya'da paranın karşılığını daha iyi alıyorsun.
Burada satın almak isteyeceğin ne olabilir ki?
Bütün Bolivya böyle olamaz.
Nereden biliyorsun? Belki burası ülkenin en güzel yeridir.
Belki insanlar buraya gelmek için yüzlerce kilometre yol katediyorlardır.
Belki burası, Bolivya'nın Atlantic City'sidir.
Bolivya hakkında, senin Atlantic City hakkında bildiklerinden daha çok biliyorum.
Öyle mi?
Ben orada doğdum.
Ben New Jersey'de doğdum.
- Orada yetiştim. Yani... - Sen Doğulu musun? Bilmiyordum.
Senin bilmediklerini toplasak...
- Bu şekilde bir yere varamayız. - Dinle.
Senin işin bana destek olmak, çünkü bensiz aç kalırsın.
Ve senin işin de çeneni kapatmak.
Birkaç banka soyduktan sonra, kendini daha iyi hissedecektir.
Bolivya'ymış.
Bu bankanın diğerlerinden bir farkı yok. Ağır hareket edip, her şeyi kontrol edeceğiz.
- Şunu unutma... - Bana nasıl banka soyacağımı anlatma.
Ufukta birkaç karanlık bulut görür görmez, darmadağın oluyorsun, değil mi?
Bu bir soygundur.
Bu dersi birlikte çalışmalıyız.
Ben çalışmam. Bu lanet dili bildiğini söyleyen oydu.
Bu konuyu konuşmuştuk. Yaptığınız iş, geniş bir kelime dağarcığı gerektiriyor.
- Gerildim. Lafları unuttum. Vur beni. - Daha kötü fikirlerin de oldu.
Eller yukarı.
Yukarı.
Herkes, duvara yanaşsın.
Sonra...
Parayı ver.
Parayı ver.
Parayı ver.
Eğer bunları öğrenmezsen, bütün gece uyuyamayız.
Parayı ver.
Dilimin ucunda, Etta. Yemin ederim.
Butch, hala düşünüyor musun?
Başka ne yapabilirim?
Şunu dene.
Kasa nerede? Aç.
Bu zor bir soru.
Çok iyi, Butch.
Sen iyi bir öğretmensin, Etta.
Kaldırdılar! Alttakine geç.
Alttakine geç!
Zaten duvara yaslandılar!
O kadar akıllıysan, kendin oku!
- Çok işe yaradın. - Yardım etmedin.
Kopya çekmeden bir işe yaramazsın.
- Sakın parayı düşürme! - Düşürmem!
Ne güzel bir manzara değil mi?
Eski günlerdeki gibi, iş başındayız.
Jose!
Burada kalıp, onun işini bitirmeliyiz.
Ya kaybedersek? Onun yanında iki kişi gördük ama 20 adamı varsa ne olacak?
- Onun Lefors olduğundan emin değilsin. - Tahminlerim hep tutar.
Sizi burada tutuklayamaz. Geri de götüremez.
Kimseyi götürmeyecek. İşimizi burada bitirmek istiyor.
Yeni bir iş yapmamızı bekleyip, bizi takip edecek.
Bizi yakalayamazsa, bir sonraki işi bekleyecek. Şu işi hemen bitirelim.
Bizi beklemek zorunda değil mi? Yeni bir iş yapmamızı.
Yeni iş yapmazsak ne olacak?
Bizi tutuklayamaz ve buradan götüremez.
Onu deliye çevireceğiz. Piçin sabrını taşıracağız. Dürüst olacağız.
Demek iş istiyorsunuz?
ABD'densiniz ve iş arıyorsunuz.
Bolivya'da, çalışmak için daha berbat bir yer seçemezdiniz.
Normalde, çalışmak için Percy Garris'i beklemeniz gerekir ama durum normal değil.
Tombala.
- İş var mı yani? - Evet iş var. Çok iş var.
Nedenini bilmek istiyor musunuz?
Neden?
Lanet.
Çünkü para ödeyeceğime dair söz veremem.
Nedenini bilmek istiyor musunuz?
Neden?
Maaş hırsızları yüzünden, sevgili vatandaşlarım.
Buralardaki bütün madenler, maaşlarını La Paz'dan alırlar.
Ve her madenin maaşları çalınır.
Bazıları onlara Bolivya haydutu diyorlar...
Bazıları da "Bandidos Yanquis".
Şuna bakabilir miyim?
Oldukça güzel bir parça. Ateş edebilir misin?
Bazen.
Şunu vur.
Hayır evlat. Sadece ateş edişini görmek istiyorum.
Silahını eline al...
ve ateş et.
Lanet.
Hareket edebilir miyim?
Ne demek istiyorsun?
- Hareket edince daha iyiyim. - Evet.
Çaresiz olduğum ve tam aradığım adamlar olduğunuz için,
ayrıca ABD'den geldiğiniz için, yarın işe başlıyorsunuz.
- İşi aldık mı? - Maaş koruması.
Lanet.
Hey, Chusto! Chusto!
Bence ilerideki ağaçların oradalar.
- Soldaki çalılıklardalar. - Ağaçların oradalar.
Sen ağaçlara bak, ben de çalılıklara.
Kesin sesinizi acemiler!
Nereye pusu kurduklarını anlamaya çalışıyoruz Bay Garris.
Gerizekalılar.
Ekibimde gerizekalılar var.
Kimse bizi dağdan aşağı inerken soymaz.
Dağdan inerken üzerimizde para yok.
Parayı aldığımızda, dönüş yolunda,
terlersiniz.
Tombala.
Burayı Haziran'da soymuştuk değil mi?
Jones!
Bana yardım et.
Ben hangisiyim? Smith mi Jones mu?
Fark etmez!
Yarım saat sonra, endişelenmeye başlayabiliriz.
İlerideki geçitten sonra. Ondan sonra sorun çıkmaz.
- Burada da saldırabilirler. - Hayır. Yukarıda saklanmak daha kolay.
Rahat olmalısınız çocuklar. Bolivya kurallarına alışın.
Sakin olmalısınız. Lanet.
Benim gibi.
Muhtemelen deli olduğumu düşünüyorsunuz ama değilim.
Tombala. Ben renkliyim.
On sene Bolivya'da yaşayınca böyle oluyor. İnsan renkleniyor.
Neredeler?
Onları göremiyorum.
Gidelim buradan.
Parayı bırakıp gitmelerini söyle.
Onlara parayı korumak için işe alındığımızı söyle. Bizim işimiz bu.
Paranın bizim olmadığını söyle.
Bir daha anlatmaya çalışalım. Bu bizim işimiz. Para bizim değil.
- Ne dersin? - Durum pek iyi değil.
Sağdaki ikisini halledebilir misin?
Kid, sana söylemem gereken bir şey var. Daha önce hiç kimseyi vurmadım.
Bunu söylemek için harika bir zaman.
Sağdaki ikisini dene. Tam ortalarına nişan al. Böylece ıskalasan bile birini vurmuş olursun.
Gidin.
Lütfen.
Dürüst olmayı denedik.
Şimdi ne yapacağız?
Dürüst olmanın başka yolları da var.
Dürüst olmanın başka yolları da var.
Çiftçilik var.
Bir çiftlik satın alabiliriz.
Çiftçilikten anlamam.
At çiftliğine ne dersiniz?
At hırsızlığı yaptığımız günlerde o işi denemiştik.
O zaman bile pek başarılı olamadık. Zor bir iş. Çalışma saatleri uzun.
At çiftliği kurmak için genç olmak gerek.
Hey.
Belki ben sizden önce giderim.
Eve mi?
Öyle düşünmüştüm.
Nasıl istersen, Etta.
Belki giderim.
Hey.
Etta bizden önce eve gitmeyi düşünüyormuş.
Nasıl isterse.
Öyleyse gideceğim.
- Sende ne kadar var? - Beş kuruş etmez. Alpoca Madeni.
- Ben artık ormanda çalışmayacağım. - Git hizmetçilik yap.
Esprilerini kendine sakla.
Şehirde ve dağlarda çalışırım ama benim için orman bitmiştir.
Sessiz olmalarını söyle.
Nasıl denir?
Ormanda maaş çalarak daha kolay saklanabiliriz.
Benim görüşüm farklı ve bence ormanda yılanlar var.
Yılanların yanında çalışmam.
Burası neresi?
Bilmiyorum. San Vicente, galiba.
Ormanları ve bataklıkları sevmem. Yılanları sevmem. Gece çalışmayı da sevmem.
Mızmız.
Günün özel yemeği ama hala hareket ediyor.
Anlaşıldı. Burası bize göre bir yer değil.
- Hey. - Ne?
Ne dersin?
Eminim sadece bir kişidir.
Sürekli haklı çıkmaktan bıkmadın mı?
Dolduruyorum.
Bende bu kadar kaldı.
Katıra gidip cephane almazsak, kurşunumuz bitecek.
Ben giderim.
Şimdi kahramanlık yapma vakti değil.
Doldu.
Gitmesi gereken benim.
Neden sen?
Ben seni koruyamam. Sen beni koruyabilirsin.
Haklıyım, değil mi?
- Sen git. - Evet, neden bu kadar akıllıyım?
Silahını ver.
Tamam. Koş!
Tamam!
Koş!
Sen buna korumak mı diyorsun?
Sen buna koşmak mı diyorsun?
Emekleyeceğini bilseydim...
Sen de daha ilk günden beri ateş etmeyi beceremiyorsun.
Sen de sırf çenesin.
- Nereye gideceğimizi biliyorum. - Duymak istemiyorum.
- Sana söylediğimde, fikrin değişecek. - Kes sesini!
- Peki. - Harika fikirlerin sayesinde...
- Hadi be! - Başka bir fikrini duymak istemiyorum.
- Pekala. - Tamam.
Avusturalya.
İçten içe merak ettiğini biliyordum, o yüzden söyledim.
Avusturalya.
- Harika fikrin bu mu? - Orası son zamanlarda çok moda.
- Avusturalya buradan iyi değil. - Sen ne bilirsin.
- Tek iyi bir şey... - Avusturalya'da İngilizce konuşulur.
- Öyle mi? - Evet uyanık. Orada yabancı sayılmayız.
Avusturalya'da atlar var. Saklanmak için binlerce kilometrelik alanlar var.
İklim iyi, plajlar... Yüzmeyi öğrenirsin.
Hayır. Yüzmek önemli değil.
Peki ya bankalar?
Kolaylar. Kolay, olgun ve lezzetliler.
Bankalar mı, kadınlar mı?
Biri olunca, diğeri de oluyor.
- Ama yol uzun değil mi? - Her şey mükemmel mi olmalı?
Oraya gidip, rezil bir yerle karşılaşmak istemiyorum.
En azından bir düşün.
Tamam.
Düşünürüm.
Hey.
Dışarı çıktığımızda, o atların yanına varınca,
bir şeyi unutma.
- Bir dakika. - Ne?
Dışarıda Lefors'u görmedin değil mi?
Lefors mu?
Hayır.
İyi.
Bir an için, başımız gerçekten belada sandım.
Visiontext Altyazıları Can Çelik
TURKISH
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.