Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
[şahin çığlığı]
[Muzaffer Akgün'den "Keklik Gibi Kanadımı Süzmedim" çalar]
[zımba sesi]
[Salim şarkıya eşlik eder]
[boğa sesi]
[türkü devam eder]
Hey! Hey!
[Salim nefes verir] Ya kardeş.
[nefes verir]
Bizim alın yazımız da böyle karaymış işte.
Bak, bu gördüğün koca mera,
şu koca dere, bu dağlar, taşar hep bizim.
Ama eksik işte kardeşim.
Hep bir şey eksik.
İçimizde hiç dişi yok.
Sen erkek, ben erkek.
Benkurtul desen zaten hepimizden erkek.
Baksana, taşaktan neredeyse yürüyemiyor yani.
[Benkurtul böğürür]
Ah be Allah'ım ya.
Şöyle boyu boyuma, huyu huyuma,
helal süt emmiş bir hatunum olaydı.
Şöyle bir çay demleyeydi. Yanına bisküvi koyaydı.
Sonra gelseydi böyle salına salına, "Buyurun" deseydi fena olmaz mıydı kardeş?
Ama ben biliyorum.
Allah beni yalnız yaşamak için yaratmış.
O yüzden salmıyor insan içine.
Hayır, cenabet de değilim.
Ama elimi attığım ağaç, suyunu içtiğim dere kuruyor.
Hakikaten. Geçenlerde radyoda duydum.
Ben buraya çekildiğimden beri karayollarındaki
ölümlü kazalar yüzde 50 azalmış.
Yaradan da biliyor demek ki, çekip aldı beni trafikten. [güler]
Hey! Kardeş.
Ne yüzüme baktığın var, ne cevap verdiğin var.
Sen dinlemiyor musun beni? Ha?
[Papağan] Ah, sikerim ha yavşak.
Oğlum, düzgün konuş. Ayağının dibine attım.
Gören de üstüne attım zannedecek. Ne biçim konuşuyorsun?
[Papağan] Amına koduğumun cenabeti.
Ben öyle bir insan mıyım? Kuş falan dinlemem, çakarım gagana.
Orospu çocuğu.
Vay namussuz, bir de üstüne basa basa söylüyor.
Ben yeminliyim insan vurmamaya.
Kuş vurmaya yemin etmedim bak. Vururum vallahi.
He, kıçımı vurursun, kıçımı.
-Nerede lan taş? -Siktir lan, yavşak.
Taş yok mu lan taş? [inler]
[Papağan inler]
Kardeş!
[Papağan] [bastırarak] Orospu çocuğu!
Allah'ım!
Vallahi de cenabet değilim, billahi de cenabet değilim ya.
Kardeş!
Anlıyor musun Benkurtul?
Yemin ediyorum bak, ayağım kaydı da öyle bir şey oldu yani.
Yoksa yani… Çok saçma. İnsan isteyerek, bilerek
kendi kuşunu vurur mu ya?
Bu arada Allah'tan tabancanın havası azmış.
Kardeş, küs müsün hâlâ bana?
Kardeş, vallahi kızmayacağım.
İstediğin küfrü et, ağzımı açmayacağım, kızmayacağım da.
Hadi küfret, tamam.
Tamam. Senin ananı avradını, ölünü dirini,
gelmişini geçmişini, götünü başını, sülaleni…
Lan! Ne biçim küfür onlar artık?
Vur dediysek öldür demedik! Kendine gel!
Bana bak Benkurtul. Sen de gidiyorsun sınır bölgesine,
hiçbir yabancıyı topraklarımıza koymuyorsun.
Deh! Deh!
-Yürü! -[Benkurtul böğürür]
-Hop! -[Benkurtul böğürür]
Allah'ım ya Rabbim ya! Manyaklar!
[hafif müzik çalar]
[Benkurtul böğürür]
[Benkurtul böğürür]
[Benkurtul böğürür]
Bu niye böğürüyor şimdi?
Yoksa biri mi geliyor?
Hangi canına susamış geliyor?
Ho!
Ho!
Ho!
Ho! Salim!
La kimsin?
La benim, ben! Muhtar Emmi!
Tanımadın mı?
Vallahi Muhtar Emmi.
Muhtar Emmi gelmiş. [hafif güler]
[Benkurtul böğürür]
Muhtar Emmi!
Gel, gel! Hoş geldin, gel! Gel!
-[Benkurtul böğürür] -Gel mi?
La Benkurtul…
Muhtar Emmi! Kaç! Kaç!
-Ne? -Kaç, diyorum, kaç! Geliyor!
La kim geliyor?
Benkurtul!
-Ne? -Benkurtul!
La neyi vereceğim?
[Benkurtul böğürür]
Ananı sikeyim.
Ho!
Ho!
Ulan, ulan, ulan!
Anam anam!
Muhtar!
-[Muhtar inler] -[Benkurtul böğürür]
Muhtar Emmi!
Benkurtul, ne yapıyorsun ya sen? Muhtar'dı o!
Neydi o bana çarpan?
O benim boğa, Benkurtul.
Normalde canını vermeden kurtulamazsın da… Hadi neyse.
[Benkurtul böğürür]
[Muhtar inler]
Ne iyi ettin de geldin vallahi Muhtar Emmi.
Oğlum, sen bana mektup yazıp da,
"Ben burada kafayı yiyeceğim Muhtar Emmi.
Gel, beni bu yalnızlıktan kurtar." demedin mi?
-He, dedim. -İşte ben de geldim.
Ama elim boş gelmedim.
Ne getirdin? Lokum mu?
Lokum değil ama "lokum" gibi.
Lokum gibi mi? Bayılırım. Kaymak.
Yok, kaymak da değil ama "kaymak" gibi.
[güler] Ya, anladım şimdi.
Yengem manda yoğurdu çaldı, onu getirdin, böyle taş gibi, değil mi?
La yok oğlum, o da değil.
Ama taş gibi yani.
La oğlum, karı getirdim, karı.
[kekeler] Karı mı?
Bildiğimiz, canlı karı mı?
Yalnız bu bildiklerimizden daha karı, var ya böyle.
Ayıp Muhtar Emmi ya. Kaç yaşındasın, dalga geçiyorsun benimle.
Sen bula bula bir tane eşek bulmuşsundur.
La oğlum, ne eşeği?
Boyu boyuna,
huyu huyuna,
tam sana uygun bir kız bu ya.
La oğlum, aynı sen.
Adı bile aynı.
Hem de Sivaslı.
-Yok artık. -[Muhtar güler]
O iş olmaz. Hangi aklı başında kız gelir de burada dağ başında yaşar?
Olmaz o iş.
Salim, o kadarını ben bilemem artık.
Yani, birazdan kendisi gelecek.
Kendisine sorarsın.
[kekeler] Nasıl… Karı… Buraya mı geldi kız?
Ormanda. "Bir saate kadar gelmezsem
çık gel." dedim. Eli kulağındadır işte.
-Muhtar Emmi, ne ettin sen? -Ne etmişim?
Kız… Çok kötü olacak kız.
Kız mundar oldu, yazık oldu, kız gitti.
Neye yazık olacak? Vuracak mısın kızı?
Ben vurmayacağım da sana vuran vuracak.
-Bana vuran? -He.
[Benkurtul böğürür]
-Benkurtul! -Benkurtul!
Anam! Anam!
Benkurtul, Benkurtul, yapma!
Benkurtul!
Anam.
Benkurtul?
[Benkurtul nefes verir]
[ilham veren müzik çalar]
[hayalî kuş cıvıltıları]
[hayalî kurt ulumaları]
[hayalî kedi miyavlamaları]
[hayalî bebek ağlaması]
[hayalî maymun sesleri]
[Muhtar inler]
Gördün mü eşeği?
Çok güzel.
Muhtar Emmi, geliyor.
Buraya geliyor.
[müzik biter]
-Merhaba. -Merhaba.
Salime ben.
Ben de Salime. Ah, ben Salim.
Benim "E" yok sonunda. Birden şey yapınca… Benziyor ya.
[hafif kıkırdar]
[gülüşürler]
-Memnun oldum. -Ben de oldum.
Yani, şey, memnun oldum ben de.
Hoş geldin kızım.
Hoş bulduk Muhtar Emmi.
-Ayakta kalma kızım. Geç şöyle, rahat et. -Sağ olun.
-Pardon. -Özür dilerim.
Çekilsene Muhtar Emmi. Şöyle buyurun.
Sağ olun, sağ olun.
[sakin müzik çalar]
Ee, Salim, ne diyorsun?
Olur mu bu iş?
Oldu bile Muhtar Emmi, oldu bile.
O zaman ben de belediye başkanının bana verdiği yetkiye dayanarak
sizi karı koca ilan ediyorum.
Hadi imzalayın bakalım.
Muhtar Emmi, böyle resmî nikâh oluyor mu?
Olmaz mı? Muhtar nikâhı, resmî nikâh.
Ben şimdi burada devletim.
Siz bunları imzalıyorsunuz, ben sonra götürüp nüfusa kaydettiriyorum.
Oluyor bitiyor işte.
İyi o zaman, iyi, tamam. Allah senden razı olsun.
-Evet. -At hadi, seninki bu tarafta.
[güler] Mükemmel bir imza.
-Hadi. -Ben de şey yapayım.
Kaçtı ya?
Kaç… 58. [hafif güler]
Şöyle attım.
Hadi, mutluluklar diliyorum.
[sakin müzik çalar]
-Burada? -Bak, bak, bak.
-Bir de burada utanıyorlar. -Sonra artık.
Bak, arkamı dönüyorum. Hadi öp.
-Ya ne gerek var? -Hadi, tamam.
-Döndü, döndü. -[Salime hafif güler]
[nefesi kesilir]
Ne?
[aşk müziği çalar]
Hayatıma hoş geldin Salime'm.
Sen de hayatıma hoş geldin Salim'im.
Evet, evet. [güler]
Salim, bana bak, düğün yapacak mısın?
Yapmaz olur muyum? Yapmaz olur muyum ya? [güler]
Her yer, herkes duysun. Hadi inşallah.
-İnşallah. -Sen bir daha dönsene Muhtar Emmi.
Bir kere daha dönsene.
Tamam, dönme, tamam. Sonra şey yaparız artık.
Yapacağız tabii. [nefesi kesilir]
[Telli Kılıç'tan "Sen Sivas'ı Seyret" çalar]
[Salime hafif güler]
[Salim'in nefesi kesilir]
Anam.
[Papağan] Lan!
Al, bir de sen at.
Yok, ben tövbeliyim. Hayatta olmaz.
O niye lan?
Ben o tabancayı elime aldığım anda birileri vuruluyor.
O yüzden hiç bana bulaşma. Ben istemiyorum.
Püh senin yiğidoluğuna.
Kız, sen de Sivaslısın, değil mi?
Hadi, utandır şu kocanı. Al da at bakayım.
Ne anlasın o ya? Allah'ım.
Bakayım.
Yok Muhtar Emmi, bununla olmaz. Ben kendi silahımı göstereyim, dur.
Olur mu bununla? Bununla neden atsın…
Kendi silahı mı?
Kız. O ne kız? Ne o şimdi?
Salim'im.
Bu bana babamdan kalan son yadigâr.
Artık sana emanettir. Al.
Kız, sen bırak kocanı. Helal olsun.
At bakayım, at bakayım!
-Böyle iyi mi? -Evet!
-Buraya? -Oraya at gitsin. Ne ya bu?
At!
[Papağan inler]
Anam…
Ananı sikeyim.
[Papağan] Sizin yapacağınız düğünü sikeyim.
O silah tutan elini sikeyim, eline vereyim.
Elin vereyim elinde oyna! Orospu!
Muhtar Emmi, bu Salime…
…aynı ben. [hafif güler]
[horlamaya başlar]
[Salim horlar]
[Benkurtul böğürür]
-[Papağan] Uyan, uyan. -[boğa sesi]
-Kardeş, günaydın. -Günaydın.
Rüyamda seni gördüm, yine vuruluyordun.
Ama bu sefer ben vurmuyordum seni.
[hırıldar] Orospu vurdu.
Ne orospusu ya? Başla yine, Allah Allah!
Sensin orospu!
Bu da ya…
En dibine kaçmış. Oh.
Pis kuş ya. [burun çeker]
-Anam! -Anam!
Allah.
Tövbe bismillah, Allah Allah. Ne oluyor ya?
Sen kimsin?
Karın.
-Karım mı? -He, karın.
Dün akşam evlendik ya.
Ne evlenmesi? Rüya değil miydi o? Rüya değil miydi o?
Yok, değildi. Aşk olsun Salim.
Ben rüya zannettim onu.
[kekeler] Geliyorum.
-Söylemiyorsun. -Yürü git lan.
-[hafif müzik çalar] -Gel.
Selamünaleyküm.
Aleykümselam.
Ben akşam çok içmişim, o yüzen hiçbir şey hatırlamıyorum.
Ama beni hatırlıyorsun, değil mi Salim?
"Ben dün akşam çok içmiştim."
"Ne halt yediğimi hatırlamıyorum."
"Bu nikâh sayılmaz." demeyeceksin, değil mi Salim?
Yok canım, hiç der miyim öyle şey?
Hem bizim nikâhımızı koskoca Muhtar kıydı, unutur muyum hiç?
Muhtar nerede?
Dışarıda, kamyonetinle uğraşıyor.
[hafif güler] İyi bari. Ben bir Muhtar'a bakayım o zaman.
Bak o zaman.
Muhtar Emmi, günaydın! Günaydın Muhtar Emmi!
Günaydın, damat, günaydın. [güler]
[Benkurtul böğürür]
Sana da günaydın Benkurtul!
[Benkurtul böğürür]
[Muhtar] Erkencisin.
Dedim ki yani yorgunluktan belki daha geç kalkarsın.
Yok, niye yorulayım Emmi? Öyle yattım işte.
La oğlum.
Olmadı mı?
Ne olmadı mı Emmi?
Gerdeğe girmedin mi la?
Girdim tabii canım. Söylemedim yani.
Ne gerek var, değil mi? Girmez olur muyum?
-Evet. -Gerdeğe girdim, girdim.
Girmedim Emmi.
Ya…
Ben akşam sızmışım. Vallahi bak.
Yani gerdeğe girdiysem de hatırlamıyorum, girmediysem de hiçbir şey hatırlamıyorum.
Elmasların yerini hatırlıyor musun? Yerinde mi?
Emmi, onlar burada ya.
Onları bulacak adam daha annesinden karnından doğmadı.
Rahat ol.
Sat şunları ya. İnat etme. İnan, çok para eder ya.
[Salim] Benim parayla pulla ne işim olur?
Nasipse ileride çoluğuma çocuğuma kalsın.
-[ağlama sesleri] -Ağlayın, ey masumlar.
Ağlamak, dudakların diyemediğini göz yaşlarına söyletmektir.
Unutmayın ki
her çiçeğin boynunu büken bir mevsim,
her insanı hayata küstüren bir vicdansız vardır.
Vicdansız! Vicdansız!
[ağlar] Gerçekten vicdansız ama yani.
Üçten geriye doğru sayacağım.
"Bir" dediğimde uyanacaksınız
ve o vicdansızı unutmuş olacaksınız.
Üç! İki! Bir!
-Uyandınız! -[Nedim] Evet.
Artık buradasınız.
Nasıl hissediyorsunuz? Rahatladınız, değil mi?
-Yok. -Hayır.
Yok.
O zaman hepinizi haftaya tekrar bekliyorum.
Lakin fena incinmişsiniz.
[eğlenceli müzik çalar]
Ee?
Kendinizi nasıl hissediyorsunuz incinmişler?
İncinmişsiniz ne demek?
Oğlum, okumuş karı.
"Bu karı hepinizin hayatını silkmiş." diyemedi.
İncinmişsiniz, dedi.
Hani derler ya.
Hans, Sam,
Johnny, Tony, Merkel,
alayı bir araya gelip seni silkseler
bu karı kadar silkememiştir, dedi.
Şimdi anladın?
Hanım, terapi bitti mi?
Ben uyuyakalmışım da.
Ah be dayı be.
Hadi bunlar genç, saf, salak,
sen nasıl çarpıldın o orospuya?
Ne bileyim, işte şeytana uydum.
Anneciğim, yalnız benim karım orospu değil.
Hayır, değil.
Koduğumun oğlu! Koduğumun oğlu!
Orospu değil mi? Koduğumun oğlu!
Bakın ağalar.
Gel, gel, gel, toplan.
Ben diyorum ki
bu karı ölmedikçe
ne kadar ağlasanız azdır.
Başına bir ödül koyalım.
Temizlesinler, bitirsinler orospuyu.
-Evet. -Ne diyorsunuz?
Ha? Kabul mü?
-Kabul mü? -Kabul!
-Kabul mü? -Kabul!
Ben de ilanı veriyorum şimdi.
Güle güle kaltak.
Annesini avradını sattığımın kızı!
Dur, alırım ben, bana doğru geldi zaten.
Şey ya bu…
-Hap işte, ver. -Ne hapı bu?
Şaha kaldırıyor.
Neyi kaldırıyor Emmi?
Elon Musk'ın roketini.
Elin roketiyle falan ne işin var? Sen ne işlere bulaştın?
Anlasana ya, hani.
Kendi roketini lan. Kendi.
Allah Allah ya. Az değilsin sen Muhtar Emmi.
Hepsini içme ama. Vallahi bak. [güler]
-Bana bak. -He?
-Güzel toplamışsın bunu. -Tabii canım.
Hadi, geç direksiyona. İki tur atalım. He?
Ne diyorsun Muhtar? Ben direksiyon başına geçmeye yeminliyim.
Hayatta olmaz.
Salim, sen niye ota boka yemin ediyorsun?
Ben o direksiyonun başına ne zaman geçsem birilerini eziyorum ve ölüyor, tamam mı?
Salim, senin bir kabahatin yok ki.
Hepsi takdiriilahi.
Muhtar, onu falan bırak da…
Bunun el freni var ya, o bozuk. Onu nasıl yapacağız?
-Yatmaktan paslanmıştır Salim. -Ne yapacağız?
Yatacaksın altına, keseceksin el freninin telini,
sonra yeniden bağlayacaksın.
-Dur, ben yatayım o zaman. -Geç.
[Salim cıklar]
[inler] Anam.
Muhtar Emmi, bir taş koyalım, araba kaymasın.
-Tamam, ben buradayım. Merak etme. -İyi, hadi.
Teli nerede la? Şu mu?
[telefon çalar]
[eğlenceli müzik çalar]
-Efendim hanım? -Alo?
Neredesin sen? Aramıyorsun da.
Hanım, dedim ya sana Salim'e gidiyorum diye.
Kandırıyorsun beni. Nereye kayboldun?
Yine gittin karıya kıza. Kaç yaşına geldin hâlâ zamparalık peşindesin ya.
-Ya-- -Bırak Allah aşkına.
Kaç yaşına geldin sen hâlâ zamparalık peşindesin ya!
Muhtar kadar başına taş düşsün!
Ya bir dinle ya, bir sus ya.
Muhtar Emmi, buldum, keseyim mi?
-Ya, uzatma kadın! Tamam! -[kadın söyleniyor]
Ne diyorsun? Anlamıyorum. Keseyim mi?
Ya, uzatma, diyorum! Uzatma!
Kes artık!
Lan?
Karıya bak ya. Makineli tüfek gibi arkadaş ya.
Lan?
Ananı sikeyim!
Hayret bir şey ya. Muhtar Emmi.
Ben dedim kaç kere. Araba kayar, dedim, dinlemedin.
Muhtar Emmi?
Neredesin Muhtar Emmi?
Hayret bir şey, eve gidiyorsun hemen.
[öfler] Hâle bak ya.
İyi, Allah'tan aşağılara uçmadı.
Kaymış, kaymış, durmuş. [hafif güler]
Arabayı ben nasıl geri alacağım? Ben yeminliyim, direksiyona oturamam ki.
Muhtar Emmi?
Gerçi kendi sınırlarımın içerisindeyim.
Yeminim bozulmaz herhâlde kullansam.
Allah'ım, yeminimi bozmuş sayılmam, değil mi?
[güler] Hiçbir işaret yok. Bozulmaz tabii.
-[tangırtı] -Ne var altında? Taş mı var?
Ne bu ya?
Nasıl bir taş o?
-[tangırtı] -Lan?
[tangırtı]
Ha! Nasıl bir taşmış o ya?
Oh ya.
[gergin müzik]
[bağırır] Muhtar!
Muhtar! Muhtar!
Muhtar Emmi!
Direksiyonun başına geçer geçmez katil oldum ya!
Ne oldu Salim? Niye bağırıyorsun?
Salime, koş, koş!
Bak, bak!
Toprak başıma! Toprak başıma!
Ne oldu Muhtar Emmi'ye?
-Ezdim! -Nasıl ezdin Muhtar Emmi'yi?
Taş koyalım, dinlemedi. Ezdim işte.
Böcek gibi ezdim Muhtar Emmi'yi.
Öldürdüm galiba. [ağlar]
Oy, oy. Ben ne ettim Allah'ım?
Katil oldum! [ağlar]
[ağıt yakar] Ne ettim, ne ettim?
Muhtar'ımın üstünden geçtim!
Ah Salim, ne ettin?
Salim, ne ettin?
Çok kötü öldü ama adam. Çok kötü.
[öfler]
Ne ya bu? Taşa geldik.
Başın sağ olsun Salim.
Sağ ol Muhtar Emmi.
[gergin müzik]
[çığlık atar]
[çığlık atar]
Git! Lan!
Muhtar Emmi?
Kefende değil mi adam?
Orada işte ya.
Adam dirildi zannettim ya.
Aklım gitti iyice ya. Allah'ım.
Zaten tavuk götü kadar aklım var, küçücük. O da giderse külliyen biterim ben.
Ha şunu bileydin.
[çığlık atar]
Muhtar! Ne oluyor ya?
Ölünden korkma oğlum, diriden kork, dememiş miydim ben sana?
Tövbe bismillah.
Ölüsün, değil mi? Her yerin ölü, değil mi?
Ölüyüm, Salim. Bak, yatıyorum orada.
-Yatıyorsun, değil mi? -He.
Sayende sadece hayal olduk zaten.
Muhtar Emmi, bilerek isteyerek yapmadım. Şimdi o konuyu açma.
Hem sen hep demez misin? Takdiriilahi.
Ne diyeceksin? Beni buraya mı gömeceksin?
He. Güzel, değil mi?
Cık! Yok, değil.
Sen beni yerime götür, memleketime.
Muhtar Emmi, bak. Anlatamadım mı? Ben yeminliyim.
Tövbeliyim. Direksiyonun başına oturup bir yerlere gidemem.
Burası çok güzel, efil efil esiyor.
Yaylanın en güzel yeri. Şuraya yatıver hadi.
Yok, ben burada üşürüm. Hadi gidelim.
Muhtar Emmi, ölü adamsın, saygım sonsuz ama ben kaç saattir kazıyorum şurayı.
Üstünü toprakla örteceğim, üşümezsin.
Oğlum, tavuk götü tövbe tutmaz.
Hadi, yap bir yiğidoluk.
Beni koyma buralarda, götür memleketime.
Muhtar Emmi, sen ne anlayışsız adamsın? Anlamıyor musun? Tövbeliyim, binemem.
Beni burada yatırıp çatur çutur siksen de ben seni bir yere götüremem!
Yat şu amına koduğumun deliğine de çekip gidelim!
Ölüyle nasıl konuşuyorsun sen?
Ölmüşsün zaten, ne var şurada yatsan?
O zaman beraber gideceğiz.
Nereye gideceğiz? Ben anlamadım?
Tahtalıköy'e.
Ne diyorsun? Muhtar Emmi!
[nefes nefese kalır]
-Pamuk. -Pamuk?
Kıçına tıkacağım ya. Dön bakalım.
-Ne diyorsun Muhtar Emmi? Hayır! -Dön hele.
Hayır!
Hayır! [çığlık atar]
Salim, Salim, canım benim, geçti.
Kâbus gördün, sıcaktın bayıldın herhâlde.
Rahmetliyi gördüm rüyamda.
-Ne? -Yerini hiç beğenmemiş. [ağlar]
-Ee? -Beni buradan götür, diyor.
Kendi yerime götür, diyor. Sen beni götürmezsen ben seni götürürüm, diyor.
-Nereye götüreceksin? -Pamuk tarlasına.
Allah aşkına Salim, ne diyorsun? Ne pamuğu?
Böyle böyle pamuklar vardı, böyle.
Neyse, ne olacak şimdi?
Bilmiyorum, ben direksiyonun başına geçemem.
Ne yapacağımı bilmiyorum.
Yeminim var! [ağlar]
Ama benim yok. Ben götürebilirim.
Hakikaten mi kız?
Ama tek başıma olmayacağım. Sen de yanımda olacaksın, tamam mı?
Tamam. O zaman ben kalkıp bir tabut çakayım.
-Çak hadi, hadi. -Tamam.
Vallahi iyi oldu.
Geliyorum Muhtar Emmi, geliyorum!
[hareketli müzik çalar]
[Salim] Hadi bakalım.
Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete.
Allah sonumuzu hayır etsin.
[güler] Vallahi buldum. Unuttum diye ödüm kopmuştu.
-Salim. -Ha?
O ne? Onu niye aldın ki yanına?
Salim, bunlar bir insanın yola çıkarken yanına alması gereken,
muhakkak alması gereken en önemli şeyler.
Bunlar olmazsa olmaz.
Niye ki Salim?
Muazzam bir şey bu. Ben bunlara "Kan Emici" diyorum.
Çok ihtiyaç duyuyorum. Çok iyi bir şey bu.
[güler] Tövbe estağfurullah ya.
[gergin müzik başlar]
Sağa çek.
Sağa çek, sağa.
Seni var ya, seni…
Siktir git len.
Şerefsiz.
Salime, neye kızdın?
Yok bir şey Salim. Gerildim biraz.
-Niye ki? -Arkamda bir talihsiz.
Yanımda onu öldüren başka bir talihsiz.
Bir de alamet, kıyamet diyorsun.
Hepten gerildim işte.
Korkma.
Bizim karşımıza kim çıkarsa çıksın ölecek, bize hiçbir şey olmaz.
En fazla yüzümüze kan sıçrar.
O da azıcık, bir lokma bir şey sıçrar.
Çok fazla bir şey…
[güler] Vallahi de buldum.
Ekstra Kan Emiciler almıştım yanıma.
Var ya, çok rahat edeceğiz. Hadi bakalım.
-[Salime hafif güler] -Çok güzel bir yolculuk olacağa benziyor.
İnşallah Salim'im, inşallah.
[fren sesi]
[hırıldar]
[hırıldar]
Durmazsın, he?
[hırıldayarak nefes alıp verir]
[gergin müzik]
Çekil şuradan, Allah Allah.
-Ne o? -Bir şey değil, arı musallat oldu da.
Arı mı? [bağırır] Ne?
-[çığlık atar] -Benim arıya alerjim var, öldür onu!
-Şunu çıkarma? Ne yapıyorsun? -Nerede? Arı nerede?
-Arıya alerjim var! -Bırak!
Salim, ne olursun onu çıkart! Lütfen, Salim, arı nerede?
-Kız manyak mısın? -Salim!
[hırıldar]
Gel bakalım orospu.
Gel.
Salim, önümü göremiyorum! Çıkart, ne olur, alerjim var!
-Ecdadını sikerim! Bırak şunu! -Salim!
On.
Arıyı çıkart!
Dokuz.
Arıyı çıkart!
-Kız öleceğiz! -Arıyı çıkart Salim!
-Sıçtırtma arına, bırak! -Alerjim var Salim!
Sekiz.
Bırak Salim! Nerede arı?
Yedi.
[Salime çığlık atar]
Bırak şunu!
-[çığlık atar] Arı nerede? -Burada olmaz!
Çıkart!
-Altı. -Salim!
-İmdat! -Çıkart, diyorum!
Beş.
-Çıkart, Salim! -Adam var, yolda adam var!
Dört.
Frene bas!
[güler] Aklı sıra beni korkutacak.
Salime, frene bas! Salime, bassana frene!
-Üç. -Salime, frene bas!
İki. Bir.
-Salime, frene bassana! -Sıfır!
Ananı sikeyim!
Frene bas!
[çığlık atar]
Yine mi ya?
Oh.
[Salime nefes nefese kalır]
Çıktı mı?
-Ne çıktı mı? -Arı.
Arına sokayım.
[öksürür] Allah'ım, dakika bir, gol bir.
Yine katil oldum ben ya.
Sen olmadın, ben oldum. Ben kullanıyordum arabayı.
Salime, saçmalama, görmedin mi? Direksiyonu beraber tuttuk.
İkimiz de katil olduk. Ben de oldum yine.
Allah'ım ya, bu nasıl bir takdiriilahi?
Direksiyonu dokunmam yetti.
Dokundum, katil oldum.
Bir de tutsaydım ne olacaktı, bilmiyorum.
Orospu.
Gavat.
-Sen gördün değil mi? Ben yoktum. -Vardın, vardın.
Salime, ölmüş mü?
Ölmüş, ölmüş!
Vah ya vah. Bir kere de vurduğumuz biri ölmesin.
Bir kere ölmesin yani. Çok kötü ölmüş bu.
Salim, hadi, bir an önce gidelim buradan.
Ne diyorsun? Saçmalama, olmaz.
Gitmeyip de ne yapacağız Salim?
Salime, bunu böyle brandaya saracağız, kasaya atacağız.
Arkamızda iz bırakamayız.
Boş ver, hadi gidelim, ne olur. Kimse anlamaz bizim çarptığımızı.
Salime, senin daha ilk seferin. Çok normal bilmemen.
Ama bizi bulurlar.
Anlaşılır, bak, fren izleri var.
Hadi onu geçtim. Arabaya kan sıçradıysa istediğin kadar sil,
mor bir ışık var, orada bütün kanı görüyorlar.
Belli oluyor yani, çok büyük sıçarız, bari sıvamayalım.
Neyse ne. Tamam o zaman. Hadi, yükle şunu.
Ne demek o? Beraber bulduk, beraber yükleyeceğiz, tut şunu.
Tutamam ben ölüyü Salim. Ölü tutar beni.
Bu huyun bile benimle aynı. Ben de hayatta tutamam.
-Aynıyız Salime. -Salim, tamam, neyse ne.
-Ne yapacağız? Hadi, söyle. -Tamam, benim gibi yap, gel.
[nefes verir]
Hadi Salim. Aynur'u düşün.
Aynur ufacık tefecik bir kızdı ama kocaman götü vardı.
Ne diyorsun Salim sen? Aynur kim ya?
Ben biliyor muyum ne dediğimi? Bizim bir uzaktan akraba vardı, Aynur.
Büyük götlüydü, ölmüştü. Saçmaladım yani.
Hadi, sen de tut, yap bir şey.
[öfkeyle homurdanır]
[Salime iğrenir]
Icardi'yi düşün.
Onun o bembeyaz saçlarını düşün.
Nasıl çaktığını düşün.
Doksana.
Salime, Icardi kim? Hayırdır?
Icardi de senin Aynur gibi bir şey.
Uzaktan akraba.
Hadi Salim, çabuk. Kimse gelmeden hadi.
Sar şimdi, güzel güzel sar. Dürüm gibi sar.
-Öyle öyle, çevir, çevir, çok güzel. -Çabuk, hadi.
Ayakları kaldır, biraz daha.
İtiyorum, Salim, çek.
-Salim. -Bir şey olmaz.
[Salime inler]
[cesetten gaz çıkarma sesleri]
Ayağı girdi, tamam. Güzel, hadi bakalım.
Ne yapacağız şimdi biz bunu? Denize mi atacağız ileride?
Şimdi değil daha, dur bakalım. Yolumuz daha çok uzun.
Daha bunun gibi çok paketleriz.
O zaman toptan hepsini hallederiz, sıkıntı yok.
Hadi Salime, hadi.
-Zıpla. -[Papağan] Amına koduğumun cenabeti.
-Kimse gelmeden, hadi. -Hadi, hadi.
[Papağan] Canını seven kaçsın. Canını seven kaçsın.
[hareketli müzik çalar]
[Salim] Bakar mısın, nasıl güzel bir yer? Aynı Teksas kasabası gibi.
-[Salime] He. -Çok güzel bir yer.
Şekil ya.
-Dur, dur, şurada dur. -Ne oldu Salim?
Kız dursana. Ya baksana sucuğa.
Buraya kadar geldi kokusu. Fena canım çekti.
Alayım mı? Hemen alıp geleyim.
-İyi, al gel hadi. -Tamam.
-Allah Allah ya. -Selamünaleyküm.
-Buyur abla. -Ne oluyor be?
"Aranıyor. Ölü ya da diri. Beş milyon."
Yok artık! Yuh!
Siktir.
Hangisi lan acaba?
Sağ ol.
Ne ki o elindeki buruşturduğun?
Yok bir şey Salim.
Salime, neye kızdın ki öyle buruşturdun? Ne oldu ki?
Ya yok bir şey Salim.
Masaj broşürü işte, sana ne? Ne yapacaksın? Allah Allah.
He, orospu broşürü. Te Allah.
[hareketli müzik çalar]
[Salim] Hadi gidelim.
Kız, yavaş!
-Alo? -Alo?
Aranan kızı gördüm galiba.
-Nerede? -Çambaşı'nda.
Kötü hissediyorsun kendini. Çok etkilendin tabii, değil mi?
Evet.
Ya Salime,
buralarda bir yerlerde benim bildiğim çok güzel bir dağ oteli var.
Oraya gidip biraz dinlenelim mi? Hem de
o işi yaparız artık.
Hangi işi ya?
Salime, yarım kalan iş var ya, onu diyorum.
Ya Salim, bizim hangi işimiz yarıda kaldı?
Gidip tekrar mı öldürelim kasadakileri?
Ne kasası ya?
Salime, onu demiyorum.
Bir erkekle bir kadın evlenince ilk ne yapar?
-Ne yaparlar? -[kekeler]
Gerdek yok mu gerdek? Gerdeğe girilmiyor mu evlenince?
O zaman dün uyumasaydın.
Sızdın kaldın.
Muhtar Emmi'nin cenazesi arkadayken ben hiç o kafalara giremem.
Bak Salime, koca bir yol bu.
Buraya gidip de dönmemek dönüp de görmemek var.
O yüzden diyorum ki…
…fırsat varken…
-İyi, tamam. -Heyt be!
Bas gaza aşkım! Bas gaza aşkım!
Hiç merak etme, şahane olacak.
[hareketli müzik çalar]
[müzik durur]
Haplar lazım. Ateşleyen roketleyen haplar nerede?
Muhtar Emmi, nereye koydun hapları?
[Salim uzaktan konuşur]
Bismillah.
[gergin müzik çalar]
Salim!
Neredesin aşkım?
-Hadi gel artık, bekletme beni! -Aşkım, geliyorum!
-Çok az kaldı! -Şansa bak, ayağıma geldi.
Cebine koydu şişeyi inşallah.
Acaba… Buldum.
Bu niye iki tane?
[tıkırtı]
-Bu ne lan? İki tane… -[kırılma sesi]
Allah canını almasın. Ne o ya?
Hay Salim.
Hah. Vallahi buldum şişeyi.
Niye gelmiyor lan?
[gıcırdı sesi]
Lan bu esniyor.
Bayağı esniyor. Allah cezanı vermesin.
Yaşıyor gibi. Tövbe ya Rabbim.
Nerede hap ya?
Şöyle.
Garantiye alalım biz. İki yapalım şunu.
[böğürür]
Boğan geldi Salime.
[güler]
Aşkım, yalnız kapıyı kapatır mısın?
Tabii kapatayım.
[böğürür]
Yaklaş Salime, kocanım ya ben senin.
Salim, biz leş gibi kokuyoruz.
Ben bir gideyim, duş alayım.
İyisin ya.
Yalnız biraz uzun sürebilir.
Sen de bu sırada ortamı ısıt. Böyle sıcacık olsun, tamam mı?
Aslında önemli değil koku da neyse.
-Olsun, ben hemen geliyorum. -Bekliyorum, ben ısıtacağım burayı.
Güzel güzel yıkan, tamam mı?
[gergin müzik]
[hareketli müzik çalar]
Hâlime bak, nasıl bir hap bu? Mahvoldum vallahi.
Hay Muhtar ya.
[kapı çalar]
Efendim, çiçekçi ben?
Ne çiçeği ya?
Müsait değiliz, teşekkürler. Oraya bırakın, alırız sonra.
Efendim, teslim etmem gerekiyor. Ben kuryeyim.
Allah Allah. Müsait değiliz, diyorum.
Biz yeni evliyiz de.
Oraya bir yere koyun, bir alırız sonra. Teşekkürler.
Efendim, prosedür gereği öyle bir şey yapamıyorum.
Kapıyı azıcık aralarsanız…
Ben çiçeği teslim etsem yeterli.
Ne ya bu? Israr Çiçekçilik mi? Ne biçim firmasınız?
Allah Allah.
[gergin müzik çalar]
-Ne bu? -Çiçek.
Çiçek, anladım da kimden bu?
Onu bilmiyorum efendim ama hanımefendi için göndermişler.
İyi, iyi. Güzelmiş.
-Şöyle-- -Hiç gerek yok.
Sonra şey yapalım, uğrarım ben.
-İyi günler. -Oldu, sağ olun.
Allah Allah.
Çiçek de çiçek. Hadi.
Salime, gel, gel. Roket ateşlendi.
Oh, ben de mis gibi oldum.
-Güzel. -O ne?
-Çiçek bu, al, sana geldi. -Bana mı?
-Kimden? -Ne bileyim? Sürpriz herhâlde.
-Allah Allah. -Hadi.
-[arı vızıltısı] -[çığlık atar]
Salim, arı var! Al şunu!
Arı mı? Küçücük bal arısı o. Al kız, bir şey yapmaz.
Salim, atmasana! Niye atıyorsun? Niye atıyorsun? Kov şu arıyı!
Salime, arıya bir şey etmezsen arı seni niye soksun?
Elini sok bir şey yapmaz ya. Sana gelmiş. Alır mısın şunu?
[çığlık atar] Salim! Kov şu arıyı! Kov! Kov!
[tik tak sesi]
Olur mu canım? Yazık günah.
O kadar verdiler, dursun, senin.
-[çığlık atar] -Beş milyon değerinde selfie.
On. Dokuz.
Salim, balkondan dışarı at şunu!
Tamam, atıyorum. Allah Allah.
Beş. Dört.
Üç. İki.
-Attım. -Siktir.
Bu ne lan?
Oh!
Şansımı sikeyim.
-[Salime çığlık atar] -Ay!
[Salim] Gördün mü?
Salim, yürü kaçalım buradan.
-Salime, araba, kız… -Salim, başımıza bir şey gelmeden kaç!
Yazık ya, yazık oldu kıza. Çok tatlı kızdı aslında.
[arı vızıltısı]
[hareketli müzik çalar]
-Ben sana bir şey diyeceğim. -Ben sana bir şey diyeceğim.
Söyle Salime.
Yok Salim'im. Önce sen söyle.
[ikisi birden] Peşimde birileri var.
Ne? Peşinde birileri mi var?
Sen de dedin Salime. Peşimde birileri…
Boş ver sen benim ne dediğimi.
Kim var senin peşinde? He?
Kanlılarım.
Benim böyle çok karanlık,
kanlı, dehşet dolu bir geçmişim var Salime.
Ben korkma diye demedim sana. Söylemedim sana.
Kasadakinin ve çiçekçinin elinde silah vardı.
Belli ki benim için gelmişler oraya.
O yüzden yol yakınken
sen dön geri, git buradan.
Yok. Ben dönemem hiçbir yere.
Biz bu yola beraber çıktık, beraber gideceğiz.
-Ama düşmanlarım-- -Sus.
Sen benim kocamsın.
Sen nereye
ben oraya.
Kocanım, değil mi?
He ya. Kocamsın.
-Bir daha de bakayım. -Kocamsın.
Allah Allah.
"Ko"yu uzatarak. "Kocamsın."
Kocamsın!
-Şöyle avazın çıktığı kadar bağır. -Yeter ama artık Salim.
Bokunu çıkartma ya.
Hadi bakalım, sen bana kalacak, dinlenecek güvenli bir yer bul, hadi.
Tamam. İleride sapaktan gir, ormana dalalım.
Orman en güvenli yerdir, orada kimse bulamaz bizi.
-He? -Tabii canım.
Kocanım ya ben senin, her şeyi bilirim ben. [güler]
-[mistik müzik] -[Salim horlar]
[gerilim müziği]
[tık tık]
-O ne be? -Hanımefendi.
Rica etsem biraz dışarı çıkar mısınız? Hadi.
Hadi!
Tövbe bismillah.
Hey, Salim. Uyan, uyan.
Sabah oldu. Bak, misafirlerimiz var.
[nefes verir]
Ananı sikeyim.
Ne o ya? Kim bunlar?
Ben Hale.
Bu ne kız? Ağaç kalktı.
Bunlar da kardeşlerim, Lale ve Jale.
Ama biz buna Miniş deriz.
Bu bayan mı?
Bayan değil, kadın diyeceksin lan öküz!
Bıyığı olunca…
-Allah Allah. -Ablacığım.
Siz onun kusuruna bakmayın, o kıyafetten tanıyamadı.
Siz buyurun. Tam olarak ne istemiştiniz?
Kelleni.
Ne?
Kelleni güzelim, kelleni.
Başına ödül koymuşlar da onu almaya geldik biz de.
Bir dakika, tam anlamadım. Siz…
Biraz uyku sersemi, yeni uyandım da. Siz tam olarak ne istiyorsunuz?
Kellesini, diyorum ya. Kelle avcısıyız biz.
Kelle avcısıyız.
Bak. Bu da bizim kartvizitimiz.
"kellesepeti.com."
[Hale, Jale, Lale gülerler]
Nereden esti? Niye böyle bir şeye başladınız?
KOSGEB ve Kadın Girişimci desteği sayesinde.
Devlet Baba, girişin, dedi. Biz de giriştik.
Devlet Baba, girişin, dedi de Salim'in karısına mı girişin dedi?
Hem bakın, o da sizin gibi kadın. Kadın kadına yapar mı böyle bir şey?
Yapar. Bir kadının en büyük düşmanı yine bir kadındır.
Bu da hangi kadının kuyruğuna bastıysa artık…
Ya ablacığım, ne kuyruğu? Ne kellesi? Ne diyorsunuz siz ya?
Kim koydu bana ödülü?
-Sen bana baksana. -Hay Salime.
Gel, gel, kaçma, gel. Gel.
Bak bakalım. Bu sen değil misin?
Salime, sensin o.
Salime. Ne diyor bu manyaklar?
Benim de var bir karanlık geçmişim işte.
Abov.
Kız sen kaç kişi öldürdün?
Çok uzun hikâye Salim. Ben sana onu daha sonra anlatacağım.
Olur mu canım? Merak ederim ben.
-Salim, sonra anlatacağım. -Hayat kısa, yol uzun, anlat.
Böyle kendi aranızda konuşamazsınız. Bizim ilkelerimize ters bunlar.
Çok affedersiniz. Sizin ilkeleriniz nedir acaba tam olarak?
Böl.
[Salime] Biraz yabani.
Parçala.
Ve yönet.
Yönetici hanım, kusura bakmayın, bölüyorum.
Bölüyorum derken, abi… Abi diyorum, abla.
Siz çok daha iyi bölersiniz tabii de
bu olayı tatlıya bağlamamız mümkün mü acaba?
Nasıl yani?
Yani bir ücret karşılığında. Biz ödememizi yapıp buradan gitsek.
Sizleri de hiç tanımamış, görmemiş olsak?
Biz bunu para için yapmıyoruz ki. Zevk için yapıyoruz.
Çok güzel. Benim size o zaman bir teklifim olacak.
Bu dünyada başka güzel zevkler de var.
Salime, ne diyorsun? Bu kadınlarla beraber falan olamam ben.
Sus lan! Yavşak!
[Papağan] Sensin yavşak.
-Pardon? -Kaltak, kaltak.
Ne dedin? Ne dedin?
Ablacım, efendim, ben demiyorum. Kuşum söylüyor, kuşumdan geliyor ses.
Senin kuşun hâlâ ötüyor mu lan?
-Orospu. -Ötüyor orospu çocuğu.
Hep ötüyor, devamlı ötüyor orospu çocuğu.
[Papağan güler]
Siki tuttun, siki tuttun.
Önce hangisinden başlayalım?
-Ne o ya? -Önce şunun kuşundan başlayalım.
Kuşuma çok kötü taktı bunlar ya.
Hadi beline kuvvet Miniş!
Bunlar kesecek mi, sikecek mi? Bele kuvvet falan, ne diyor bu?
Keseceklermiş.
Oh, sikmesinler de.
[çığlık atarlar]
[ateş sesi]
Vahit!
Vahit, ya.
Vahit Bey!
Buradayız!
Görüyorum, oradasınız.
Ne oldu? Beni gördüğüne sevindin mi?
Vahit, gerçekten seni şu an gördüğüme çok sevindim!
-[güler] -Vahit Bey.
Sizi de yanlışlıkla vurduk, size böyle bir şeyler oldu
ama gerçekten isteyerek olmadı efendim.
Yanımdaki ölüleri dereye, mereye, hiçbir yere atmıyorum.
Yanımda taşıyorum bir süre.
-Sus lan! -[Salime çığlık atar]
Efendim, sustum zaten, tamam!
-Gizli psikopat. -Haklısınız.
-Söyle kız. Altınlar nerede? -Söylemem!
-Vay orospu. -Söylersem öldürürsün beni.
-Söyle. -Söylemesen de öldürürüm.
-Evet. -He.
Bu kılçıktaki elmasları alırım,
tek başıma çatır çatır yerim.
-Çok özür dilerim. Ne elması? -Amasya elması.
-Ha. -Ya sus!
Sus diyorum sana, sus!
Sana güvenmiyorum. Söyle, neredeler?
[gergin müzik]
-Vahit Bey, şey-- -Sen sus!
-Peki efendim. -Seninle mi konuşuyorum ben?
Hayır efendim.
Beşten geriye sayacağım. Söyledin söyledin,
söylemedin, yallah öteki tarafa.
-Beş. -Vahit Bey, yalnız…
-Dört! -Vahit Bey, arkanızda--
Sus, kapa çeneni!
Ne var arkamda, ne? Ben böyle numaraları yemem aslanım!
Şimdi arkamı döneceğim, sonra dikkatim dağılacak falan.
Üç.
-[Salim inler]
İki. -Benden günah gitti.
Bir.
[testere çalışır]
Salim! Salim!
Salim, uyan! Uyan!
-Hadi! Gidiyoruz buradan! -[Salim güler]
Salim!
Kaç! Kaç!
[motor çalışır]
[Salim gülmeye devam eder]
İnanmıyorum ya.
Biz oradan nasıl kurtulduk? Hâlâ inanamıyorum!
Ama ben sana dedim.
Bize bulaşan herkes ölür. [güler]
Bir de ne dedim?
Bizim en fazla üstümüze kan sıçrar. Yüzümüze falan, dedim.
O da azıcık, dedim. Onu da bildim.
Azıcık dediğin bu mu?
Benim ekstra Kan Emiciler'im burada. Hiçbir şey olmaz vallahi.
Salime, vereyim mi sana? Üstüne başına sıçradı mı?
Çek şunu Allah aşkına.
Pisliğin kanı, istemiyorum.
Yalnız adam, çok kötü öldü adam.
[Salime ağlar]
Adam öldü… [ağlar ve güler]
Adam nasıl… Adam…
Adamı delik deşik etti o kocaman kadın gibi bir şey.
Kusacağım şimdi Salim.
Çok güzel öldü adam. Çok kötü öldü adam. [ağlar]
[gergin müzik]
Ay. Ne oldu?
Bir şey gümledi. Ne gümledi?
Kız, lastik mi patladı acaba?
Salime, çek sağa da bir inip bakayım.
[hareketli müzik]
[Salim] Dur, dur.
Bunda bir şey yok.
Şuna bakayım. Bu da sağlam.
Oh!
Yarım yarım yarılmış ya. Jant mant gitmiş yani.
Ne bu ya? At sineği. Kocaman sinek geçti Salime. Vız dedi.
-Salim? -Ne oldu kız?
-Kulağın? -Ne kulağı ya?
Memen.
-Ne memesi? -Kulak memen Salim.
Ah, tüh ya.
Nasıl, hiç fark etmedim. Düşmüş bu.
Hay Allah'ım ya. O zaten takmaydı, önemli değil yani.
Allah'ım ya Rabbim ya.
Allah Allah. Nasıl bir sinek bu? Musallat oldu pis sinek ya.
Kocaman bir sinek herhâlde. Sesi de çok kalın.
-Salim! -Efendim?
Memen sallanıyor.
Normal değil mi Salime? Herkesin sallanır memesi.
Salim, o değil. Kulak memen sallanıyor.
-Yok ki. -Öbürü, öbürü.
Bunu mu diyorsun? Memem!
Memem! Memem! [güler]
Orospu çocuğu! Memem! Memem düşmüş ya!
Kopmuş bu! Bu gerçekti bu! Benimdi, kendimindi bu!
Of, memem! Memem çok acıyor!
-[çığlık atar] Salim! Ateş ediyorlar! -Gir içeri!
Nerede bu ya?
[inler]
Neyin peşindesin manyak?
Salime, kim ateş ediyor? Bunlar kim?
Bilmiyorum. Yeni bir düşman var.
Sana mı düşman, bana mı düşman? Nedir bu?
Ya ne fark eder? Ha sana, ha bana kocacığım ya.
Doğru diyorsun. Gel, gel.
Gel, iyi misin? Vuruldun mu?
Yok, vurulmadım.
Nasıl karanlık bir geçmişin varmış? Az önce daha yeni kurtulduk.
Dur, dur. Memeyi de şuraya koyayım bari.
Salim, galiba uzaktan atıyorlar. Önümüzde kimseyi görmedim.
Salime, bu kesin sniper.
Nasıl bir silahı varsa elinde? Ta nereden kulak memelerimi aldı namussuz.
-[mermi çarpar] -[Salime korkar]
O zaman sen bununla onu vur, hadi.
Tabanca olmaz, yeminliyim. Allah Allah, çekil.
Ama buna değilim.
Oha! Bu ne?
Roketatar. RPG-7 bu.
Hani sen yeminliydin silahlara?
Tabancaya yeminliyim, buna değilim ki. Bu tabanca mı? Değil.
-Haklısın aşkım. -Aşkım mı?
-Bir daha de bakayım. Aşkım de. -Haklısın aşkım.
Nasıl güzel diyorsun.
Haklısın'ı çıkart, sadece aşkım de.
Ya Salim! Aşkım!
Gevşeme istersen, adam senin memeni vurdu!
Adam mememi vurdu, değil mi? Hem de ikisini birden.
Siper al yavrum, sakın hiçbir yerini kaldırma.
Namussuz nasıl sinmiş. Otların içine sinmiş.
Salime.
Alttan bak bakayım, kıpırtı var mı? Görebilecek misin o namussuzu?
Sakın kafanı çıkartma.
Salim, gördüm onu.
Bak, orada, çalıların arkasına saklanmış.
Tamam, bende. Gördüm, hareket etti.
Al bakalım bunu kucağın.
Ya Hak! Senin için aşkım!
Lan?
Aşkını sikeyim Salim!
-[inler] -Kaç kız! Kaç, kaç!
Salime, patlamadı ya kız bu.
İyi ki patlamadı. Patlasaydı boylardık Tahtalıköy'ü.
Herhâlde altında dura dura nemlendi. Allah'ım ya Rabbim ya.
Bir de üzülüyor musun patlamadı diye?
[Miniş inler]
Namussuz hâlâ ateş ediyor.
Roket de götümüzde patladı. Ne yapacağız biz şimdi?
Çekil bakayım.
Çekil oradan.
Bu sefer siktim belanı.
Salime, sıkı dur.
Allah'ım ya Rabbim.
Bu ne lan? Tetiğini ters yapmışlar bunun.
Neyse canım. Böyle atarız artık.
Yukarıdan atacağım, hiç kaçamazsın. Tam üstüne atacağım.
[hırlar]
Ya Hak!
Kafası da yanlış yerde. Bu nedir ya?
Ters tuttun Salim, ters.
Anam.
[havalı müzik]
Johnny Wick.
Tamam mı? Daha atacak bir şeyiniz var mı?
Top? Tanksavar?
-[gülerek] S400 falan? -Yok, yok.
Rica etsem oradan çıkar mısınız?
Yüzünüzü görmem gerek.
Gel, Salime, sana diyor. Anladı orada olduğunu.
Çok seviyoruz.
Salime, yürüyebilirsin artık.
Yüzünüzü kaldırın lütfen.
Dönsene ya, dön.
Burada.
Tamam. Doğru kişisin sen.
Ya… Emin miyiz John Wick Bey?
Acaba ben miyim, o mu?
Sen değilsin. Yanındaki.
Keşke beni öldürseydiniz ya. Gerçekten, çok isterdim.
En azından şöyle kaliteli, on numara bir ölümüm olurdu sizin elinizden.
Merak etme, seni de öldüreceğim. Arkamda şahit bırakmıyorum.
Ha? Süper ya! Ben bunu bilmiyordum, şahit bırakmama olayını.
Gerçekten çok mutlu oldum.
Sizin elinizden ölmek benim için büyük bir onur.
Pardon, ben bir şey söyleyebilir miyim? Bunun başka bir yolu yok mu?
Sizin tam olarak amacınız nedir?
Bunu para için mi yapıyorsunuz, zevk için mi?
Salime, nedir bu ikidir? Zevk için mi diye soruyorsun?
Adam, zevk için yapıyorum, dese ne edeceksin? Anlamadım.
Sen bir sus ya.
Para için yapıyorum.
Oh, çok şükür.
Ben meblağ neyse iki katını veriyorum.
Kusura bakmayın hanımefendi.
Kurbanların son dakika tekliflerini kabul etmiyoruz.
-Etmez. -Kurallar böyle.
Öyle.
-John Wick Bey, bir şey soracağım. -Sor bakalım.
Bu şey var ya, kalemle adam öldürme olayı.
Benim çok kafama takılıyor. Bu gerçek mi, yoksa uydurmaca mı?
Uydurma tabii ki.
Genelde tabanca tercih ederim. Daha garanti.
Tabii. Güzel, ben de normalde tabanca kullanırım ama tövbeliyim.
-Soracak başka sorun var mı? -Yok, hayır, buyur.
Şöyle dur da.
O zaman…
Güle güle!
-Johnny, dur! -Yine ne var lanet olası?
Yere bak, yere!
Babanın kemiklerine saplayayım!
[uğultu sesi]
Anam…
[Salime ağlar]
[Salime panikler]
[Salime iğrenir]
Johnny Wick?
[Salime güler]
Tebrik ederim seni!
Az önce Johnny Wick'i öldürdün!
Ben öldürdüm, değil mi?
Az önce
Johnny Wick'i öldürdüm.
[bağırır] Johnny Wick'i öldürdüm ben!
Johnny Wick'i öldürdüm.
Bismillah.
Her tarafa oku, adam her tarafta.
[Salim] Çok kötü öldü ama ya adam.
Çok kötü.
Adam öldü… [ağlar]
[mistik müzik çalar]
[mistik müzik hareketli müziğe dönüşür]
Salim!
Gelsene. [sesi yankılanır]
Bana mı diyorsun? Ben mi?
Evet, sen.
Ya… Geleceğim de biraz utanıyorum.
Neden utanıyorsun ki?
Hakikaten neden utanıyorum ki?
Bugüne bugün senin müstakbel kocanım, değil mi?
Hadi, bak, sana ihtiyacım var. Gel.
Tamam, geliyorum. Allah Allah ya.
Nasıl girdin ya? Anam.
Senin bu Johnny Wick benim her yerime girdi. Baksana.
Bir bakar mısın sırtıma leke kalmış mı?
Leke değil de bu Johnny'nin dili buraya yapışmış ya.
Ne? Al! Al onu, al!
-Şaka yapıyorum, şaka. -Aşk olsun Salim.
Elin adamının dilinin senin belinde ne işi var zaten?
Ne bileyim ben? Artık senin söylediğin hiçbir şeye şaşırmıyorum ki.
İyi, bak. Beni tanımışsın, aferin.
Ya of. Keşke bir şampuan olsaydı.
Saçlarım yumuşacık olurdu.
Şampuan var.
-Ya? -Bekle burada, getireyim.
-Tamam. -Tamam, dur, bekle.
[sakin müzik çalar]
Nerede ya bu?
Ha! Vallahi buldum.
Selamünaleyküm.
Aleykümselam.
[Papağan güler]
-Ne o ya? -[Papağan] Siki tuttun.
-Oltu taşı mı? --[Papağan] Siki tuttun. [güler]
[Salim horlar]
[çığlık atar]
Salime?
Kolum, bacağım, ayağım, parmağım, hiçbir şeyim yok!
Nerede vücudum Salime?
Sakin ol. Seni toprağın içine gömdüler. Bir tek kellen kaldı dışarıda.
Ne diyorsun Salime? Nasıl sakin olayım?
-Bana bak, bunlar da mı kelle avcısıymış? -Yok.
Onlar benim kellemi almaya geldiler. Sen rahat ol.
Dur, şimdi, dur. Hey! Kelleciler!
-Siz de kurumsal mısınız? -Af buyur?
Yani diyorum ki ilkeler, kurallar. Belki kan çıkmadan anlaşırız.
-Ne diyor bu? Anlayan var mı? -Yok.
Hayır.
[Salim] Bana bakın.
Kalabalıksınız diye kendinize çok güvenmeyin.
Bunu deneyen son faniler
ya buhar oldu, havaya karıştı
ya da toz oldular, bu toprağa karıştılar.
-Benden demesi. -Vallahi mi?
İnanmıyorsanız şu dayıya sorun.
İnanmazsak ne olacak?
Ölünüzü, dirinizi,
her gün birinizi o zaman!
Vallahi ne diyorsa oluyor.
Dedi orospuların orospusu.
Benim karıma orospu deme!
-"Karıma" mı dedin sen? -Aynen, karıma.
-Karın? -Evet, karım.
Anlamıyor musun? Kocasıyım ben onun.
Kocası. [güler]
Bak. Bu da kocası.
Bu da kocası.
Bu da kocası.
Bu da kocası.
Bu da kocası.
Ha. Senin şu dayı var ya, uyuyor.
[Zahit horlar]
La, o bile kocası!
Anam. Saçma sapan konuşma.
Onun bir tane kocası var.
O da benim.
Af buyur. Sen ne zamandan beri tanıyorsun bu karıyı?
Oldu işte bayağı. İki, üç gün oldu.
Senin adın ne bakayım?
Sana ne?
Sana ne acaba? Sana ne? Söylemiyorum adımı.
Öğren de göreyim. Söylemiyorum.
Tamam, tamam, söyleme.
Ben bileceğim ama, tamam mı? Bak şimdi.
Lan. Adın ne senin?
-Senin, senin. -Emin.
-Senin karının adı ne? -Emine.
-Senin adın ne? -Mahir.
-Mahir, senin karının adı ne? -Mahire.
Mahire mi?
-Senin adın ne? -Nedim.
-Senin karının adı ne? -Nedime.
Senin adın ne dayı?
-Hey! -Anne.
Burada, burada.
-Senin adın ne dayı? -Zahit.
Zahit Dayı, senin karının adı ne?
Zahide. Orospu Zahide.
Yalnız rica edeceğim. Orospu demeyelim artık.
Siktir len.
-Senin karının adı ne? -Salime.
Senin de adın Salim.
Nasıl bildin?
Mal lan bu. Hepinizden daha mal bu.
[gülerler]
Şimdi yani ya…
Söyle bakalım sahte gelin.
Altınlarımız nerede lan?
-Vahit'te. -Vahit kim ya?
-Gavatı. -Ne?
Bir sus be.
-Söyle, Vahit nerede? -Cehennem'in dibinde.
-Nasıl dibinde? -Öldü, öldü o.
-Nasıl öldü? -Önce ikiye bölündü.
Sonra dörde.
Sonra baktık sekize bölünüyor.
Yetmedi, 16'ya falan…
Sen mi öldürdün lan bunun gavatını?
Bu seferki ölümde benim parmağım yok.
-O zaman bu orospu öldürdü. -Anne, yeter artık.
Karıma orospu demeyelim.
Çıkarın lan bunu. Bunu gömün.
Olur, vallahi iyi olur.
[Anne bağırır] Bunu gömün!
Pala bıyıklı bir.
Çift tabancalı manyak iki.
Göbekli üç.
Şopar dört. Salak çocuk beş.
Hacı Dayı altı.
Ben yedi.
Ne sayıyorsun sen?
Ben senin adını buldum. Senin adın Hürmüz, değil mi?
Yedi Kocalı Hürmüz sensin.
Bana bak, Salim, doğru konuş. Ağzını yüzünü kırarım senin.
-Salime. -Hı?
Ben senin için neyim?
Salim.
Sen benim için
yıkılmaz bir kale,
güvenilir bir liman,
sımsıcak bir yuvasın.
Evvelim sensin, ahirim de sen ol istiyorum.
[romantik müzik çalar]
-Bir daha de bakayım. -[Salime güler]
[fısıldar] Biri geliyor galiba.
Kim var orada?
Şş, benim. Nedim.
Salak çocuk.
[güler]
-Nedim'im. -Mahire'm.
[kalın sesle] Mahir'im.
-Cemile'm. [ince sesle] Cemil'im.
-Emine'm. -[aksanla] Uyy, Emin'im.
Ben sana çok kırgınım.
Ben sana ne altınlar,
ne son moda telefonlar,
pahalı pahalı ayakkabılar, çantalar almadım mı?
Rahmetli babamın hanlarını, hamamlarını sattım, ayakların sermedim mi?
Altına arabalar çekmedim mi?
Sen ne yaptın? Kaçtın gittin.
[ince sesle] Kaçtım ama bir sor bakalım, neden kaçtım?
Neden kaçtın?
[kalın sesle] Hani senden önceki var ya.
-Trakyalı Cemil. -He?
İşte o benim seninle evleneceğimi duyunca
küfretti sana.
Ne dedi, ne dedi?
"Koduğumun" dedi. "Züğürt Ağası" dedi.
"İhbar edeceğim o kaçakçıyı. Sürüm sürüm süründüreceğim." dedi.
Ulan ben sana demedim mi?
Ne demiştin ki?
[ince sesle] Sen benim için güvenilir bir liman,
yıkılmaz bir kale,
[kalın sesle] sımsıcak bir yuva oldun, demedim mi?
-Dedin. -Evvelim sendin,
ahirim de sen ol istiyorum, demiştim.
Yemin içerim dedi. Hepsini dedi.
O zaman ben seni kaçırayım. Niye burada duruyoruz?
[Salime] Bak şimdi sen git.
Ben sana işaret verince
[ince sesle] tabancanda ne kadar mermi varsa
herkese yağdıracaksın, tamam mı?
Tamam.
-Hepsine yağdırayım? -Hepsine.
İşaret ne?
"Ver, kurtul."
-Tamam. -Tamam.
İşaret nedir?
Ver, kurtul kardeş. Ver, kurtul.
Sen benim…
Evvelimsin, ahirimsin Emin'im.
Şimdi ben sana yarın işareti verince yardır gitsin yiğidim.
-Yardıracağım! -Aman.
Ama şimdi değil Zahit'im.
Yarın diyor, yarın. Şimdi, burada değil yani.
[sinek vızıltıları]
[Anne iğrenir]
Bu mu lan Vahit?
Sen gördüğümde daha derli topluydu da… [güler]
Bayağı bir… Bayağı bir dağılmış.
Peki nasıl geldi bu hâle?
Ben dedim, ben uyardım. Kaç kere söyledim, şahit.
-Arkanda, dedim ama… -Tamam, kes lan.
Sadede gelelim.
Bana bak kızım.
İşler daha pisleşmeden gel senle anlaşalım.
Sen benim takılarımı ver, gerisini siktir et.
Bak sana söz, alırım salak oğlumu giderim.
Sen de kaçarsın. Kabul mü?
Ben bir şey diyeceğim.
Ben size helalinden 50 milyar vereyim, bizi salın gidelim.
Bildiğimiz milyar?
Tamam. Anladım ben. 100 milyar olsun o zaman, biz gidelim.
Kim kız bu?
Hani var ya, yeni Çamoluk. [güler]
Bu o.
-Doğru mu kız bu? -Tabii ki de değil.
Eski parayla söylüyor.
He. Yok.
100 bin kurtarmaz.
Kurtarmaz mı?
Çok affedersin, ne taktınız siz?
Niye sordun? Sen de taktın, değil mi?
Ben takamadım, uyuyakalmışım.
Sen hariç herkes takmış vallahi.
-Herkes mi? -Evet, herkes.
En çok da benim salak oğlum takmış.
-Bu? -He.
Eh, yeter be.
Ne taktınız anasını satayım!
Yok o şunu taktı, yok bu bunu taktı. Taka taka bitiremediniz.
Bak, bak, bak. Bir de bağırıyor orospu.
Anne, ben sana defaatle demedim mi karıma orospu deme diye?
-Git. Geliyor lan uçan yumruk. -Hayır, tamam.
Bak, bunca salağı evleneceğim diye kandırıp
altınlarını takılarını alıp kaçan ben değilim herhâlde!
-Ben değilim! -Hayır, tamam, değilsin.
Abov.
Kız bir de hırsız mı çıktın şimdi?
Aşkım, bir sus. Hiçbir şey bilmiyorsun.
Sakın bana aşkım deme.
Gel. Bak. Gel, bak.
Gel.
Bak, bak.
Bak, şu adamların yüzlerine bak.
Hepsinin hayatını siktin lan sen bunların!
Hayallerini öldürdün!
Ruhlarını çürüttün!
Ulan, senin yüzünden tedavi bile olamıyor bu garibanlar!
Vah, vah ya.
Çok üzüldüm, içim parçalandı.
Bir benim değil mi kötü olan?
Siz hepiniz sütten çıkmış ak kaşıksınız çünkü.
Ulan, siz parayla almadınız mı beni?
Bir de orospu değilim, diyorsun.
Ya bir sus.
Hiçbir şey bilmiyorsun.
Bunlar var ya bunlar parayla evlendiler benimle.
Bu devirde parasız evlenilmez ki. Gayet normal.
Hayır, öyle değil işte.
Her birisi sapık bunların.
Türlü türlü huyları var.
Kimse bilmesin diye
parayla eş alıyorlar.
Sussun, konuşmasın diye.
Ben var ya, hepinizden iğreniyorum. Hepinizden.
Ama bir kişi hariç.
O kendini biliyor.
[öksürür]
Yeter ya!
Altın da altın, altın da altın! Yetti be!
Şeytan diyor ki, "Ver, kurtul!"
[Salim boğazını temizler]
[gergin müzik yavaştan başlar]
Anlamadınız mı?
Şeytan diyor ki,
"Ver, kurtul."
-[Mahir hırlar] -O anladı bak.
Lan!
-Anne! -Ah!
Evet!
-Hayırdır Emmi? -Lan!
Senin ananı…
[Emin inler]
Salim! Ne duruyorsun? Hadi kaçalım!
Ne kaçacağız ki? Zaten toplu katliam yaptırdın.
Hiç kimse kalmadı. Allah Allah.
Hadi Salim. Hadi.
Hadi gözünün yağını yiyeyim. Hadi.
-Koş. -Salime, yavaş.
Salime, bayılacağım ya. Dalağım şişti, dalağım patlayacak.
Ya Salim, niye duruyorsun? Koşsana! Korkuyorum ben!
Korkuyor musun?
Kız asıl senden korksunlar. Milleti ne hâle getirdin ya?
Bırak Allah aşkına, korkuyormuş.
-Salim, hadi yürü. -Ya hâlim…
Sakın kıpırdamayın.
Kancıklar.
Ölmemiş.
"Gaydırı Gubbak Cemile."
Her birimizi birbirimize düşürdün.
Biri hariç, dedim ben sana. Mesajı almadın mı?
-O ben miydim be? -Sendin be.
-[ateş sesi] -[Salime çığlık atar]
-Hayır! -[Cemil inler]
Benim o.
Bu da ölmemiş ya.
Ya Mahir, nerede kaldın? Bu ispiyoncu az daha vuruyordu beni.
O anca götümü vurur benim.
Koduğumun sarhoşu. Gördün mü lan Züğürt Ağa'yı?
Mahire'm, hadi, gidiyoruz.
Vış. Tamamdır.
Allah belanızı versin. Nedir ya bu? Tiyatro gibi.
Salime, hani ben başkaydım?
Hani ben senin ilkindim? Ahirindim? Her şeyindim?
-Yalan mıydı onların hepsi? -Sus.
Susmayacağım ya artık. Sus, sus, nerede kadar?
Arkadaşım, bu hepimizi idare ediyor. Hepimize aynı şeyleri diyor bak.
Haşa.
Kaleyle limanı sana da dedi?
Dedi, dedi. Hatta sıcacık bir yuva da dedi.
Ya ben sana dedim. Bu da yanlış anlamış, üstüne alınmış.
Sana inanmıyorum.
Geber orospu.
-Hey! -[ateş sesi]
[Salime çığlık atar]
Kız?
O ne ya?
Ama kaç kere dedim, karıma orospu demeyin diye.
-Salak çocuk. -Aşkım.
-Nedim. -Gidelim mi?
Bunu da vuralım mı? Bunu da vurayım. Hazır elim değmişken vurayım mı bunu da?
Ulan, sana da…
[inler] Anne, ne yapıyorsun?
…aşkına da!
-Anne! -Seni doğuran bana da!
Anne deme bana! Yürü!
-Yürü! -Tamam!
Anne! Canım acıyor ama!
Sen az önce benim için kendini kurşunun önüne mi attın?
Refleks olarak öyle atladım. Senin için değil, üstüne alınma.
Sus ya.
Ben anladım her şeyi.
[romantik müzik çalar]
Allah muhabbetinizi artırsın Zahide'm.
Yok artık. Bir bitmediniz.
Madem bana yâr olmadın,
bu gavata da yâr olmayacaksın.
[Salime çığlık atar]
Dur bakayım.
Kız bu vurulmamış ya.
Başka kocan kalmadı mı?
Kıpraşma lan! Gavat!
Bu sefer kesin tutturacağım!
[Salime çığlık atar]
Bağırma, vuramıyor zaten.
Amca, yapma, atma artık, yeter. Gelecek biri, arkandan vuracak,
ineceksin oraya diğerleri gibi.
Ne olurdu benimle evlenseydin? Şurada ne kalmış ömrümde?
Biraz mutlu edecektin beni ya.
Ama yok, sen teröristsin, terörist.
Bak, herkes senin yüzünden öldü.
[ağlar] Kahretsin seni!
[ağlar]
Kıyamam, ne güzel kızdı ya.
Çok seviyorsan bırakmasaydın.
Hadi, yürü, gidelim. Başka kocan gelmeden gidelim.
Gidelim Salim, gel.
Nereye gidiyorsun? Arabaya gideceğiz, oradan değil.
Tamam.
[sakin müzik çalar]
Ah ya ah. Muhtar orada kaç saattir koktu benim yüzümden.
Hadi acele edelim.
-Salim, bir dursana sen. -Ne oldu?
Sen benim hakkımda bir sürü şey duydun, gördün.
Hiç mi merak etmiyorsun hangisi doğru, hangisi yalan diye?
Ediyorum tabii de işte… Vereceğin cevaptan korkuyorum.
Tamam, sor o zaman. Dürüstçe cevap vereceğim, yemin ediyorum.
Vallahi? O zaman kızmak yok bak.
Yok, tamam, kızmayacağım. Yolla gelsin.
Tamam o zaman.
Orospu musun?
Yeter artık ya.
Kaç kere diyeceğim sana daha? Orospu değilim ben!
Tamam, birkaç kez gelinlik giydim ama hiçbiriyle gerdeğe girmedim.
Her seferinde tüyüp kaçtım.
Gösterdim, vermedim gibi bir şey oluyor.
Aynen öyle.
Yani, bu da bir nevi orospuluk yani. Kusura bakma da…
Bak, sana yemin ediyorum, senin ümüğünü sıkarım!
Kapa çeneni artık, bak!
Tamam. Peki o zaman
o soyduğun adamlar, hırsızlık yaptığın adamlar ne oluyor?
O zengin sapıkların hepsi dolandırılmayı hak etmişti çünkü.
Sapık diyor ya. Ben sapık mıyım?
Ben sana para mı verdim benimle evlen diye?
Ben burada, dağda tepede tek başıma inzivaya çekilmiş, yalnız bir adamım.
Neyimi çalacaktın benim? Neyim var ki benim?
Elmasların.
Elması nereden biliyorsun? Ne elması o?
Neyse.
Vahit hapisteyken senin bütün hikâyeni öğrenmiş.
Yüzlerce adamı öldürüp, elmasları alıp kaçtığını öğrenince
dedim ki, "İşte tam bana göre bir adam."
Neyse. Beni nasıl buldunuz?
Muhtar Emmi sayesinde.
Vay puşt muhtar. O da mı işin içinde?
Hayır tabii ki ya. Seni kandırdığım gibi Muhtar Emmi'yi de kandırdım.
Vahit'i de ölen babam zannediyor işte.
Peki bu
bana sarılmaların…
Hep yalan mıydı onlar?
Salim, değildi işte.
O anların hepsi çok değerliydi benim için.
O duyguları Kaşıkçı Elması'na bile değişmem.
Anam, anam.
İnanmıyorum sana.
Ulan, senin için kendimi kurşunun önüne attım. Neye inanmıyorsun?
Ben attım kendimi kurşunun önüne. Ödeştik işte.
Ben de tam olarak bundan bahsediyorum işte.
Sen başkasın.
[Muhtar inler]
Salim.
Sen benim için tam olarak buradasın.
Salime…
Sen bu güzellikle,
bu zekâyla
daha çok adamı kurşunun önüne atlattırırsın.
Al bakalım. Altın seviyorsun ya.
[Muhtar inler]
Bu da senin olsun.
-Nereye? -Senden uzağa.
Beni yolda bırakıp gidiyorsun yani.
Biz kimseyi yolda bırakmayız, merak etme. Müsait bir yerde kendileri inerler.
Şimdi bana müsaade, sahte gelin.
Çok güzel ya.
Tamam! Sen git bakalım! Ben hiçbir yere gitmiyorum!
Ayrıca buradan beni ezip geçmeden de hiçbir yere gidemezsin!
Öyle bir giderim ki!
[motor çalışır]
Çekil oradan!
Cesedimi çiğnemeden şuradan şuraya gidemezsin!
Salime, çekil! Vallahi ezer geçerim bak!
Gel ez, gel!
Ez ulan! Ez!
Kıza bak, deli çıktı iyice. Çıkmıyor oradan ya.
Sür! Sür ulan!
Kızım… Allah Allah.
Ananı sikeyim!
Bu ne lan? Neye vurdum yine ben? Taşa mı vurduk? Ne bu?
Neye vurduk…
Lan! Muhtar Emmi? Muhtar…
Çaldılar, Muhtar Emmi'yi çaldılar! Emmi'mi çaldılar!
Şunun içinden aldılar adamı, gitti adam! Kesin çalınmış!
Adam yok! Muhtar Emmi'yi çaldılar!
Buradayım Allah'ın cezası, burada!
-Ne? -Aşağıda!
Muhtar Emmi, sen yaşıyor musun?
Sana rağmen, he.
-Burada ne yapıyorsun ki? -Ezdin ya.
Toprak başıma.
La çıkarsana beni buradan!
Doğru, doğru, tamam, dur.
[Muhtar] Allah'ın adamı.
Önce boğaya ezdirdin.
Arkasından kamyonete ezdirdin.
Yetmedi, bir daha ezdin.
Oğlum, sen benden ne istiyorsun lan?
Muhtar Emmi, ne diyorsun? Ayıp ediyorsun. Ne isteyeceğim yani?
Canının sağlığı.
-Geliyor! -Ne geliyor?
Ananı sikeyim!
-[Salim] Allah'ım. -[Muhtar inler]
[Muhtar] Oğlum, doğru söyle. Cenabet misin nesin sen?
Muhtar Emmi. Ne alaka? Ben cenabet gezmem ki.
Başımıza ne kötülük geliyorsa bu yanındaki çıyanın yüzünden geliyor.
Lan niye?
Çünkü bütün her şey bunda. Hile hurda bunda.
Dolandırıcılık, yalan bunda. Entrika bunda.
Yani karı gibi karı diyorsun, öyle mi? Esaslı.
Daha neler derim de… Yüzü burada şimdi, konuşmayayım.
Ben çıkayım, siz rahat rahat konuşun o zaman.
Çıkabiliyorsan çık.
Bak, o sıkışmamış. Nasıl çıkıyor!
Nasıl konuşuyorsun kızın yanında?
[Salim] Aman. Nefes alamıyorum.
Hakikaten…
Muhtar Emmi, muska yok. Nerede muska?
Düşürmüşsündür.
Düşürmedim. Buradaydı muska.
Bunu mu aradın kocacığım?
Vay anasını ya.
Bir tırnakçılık etmemiştin, onu da mı yaptın?
Ulan var ya…
İşte yola çıkarken yanına alacağın adama dikkat edeceksin.
Ee, yiğidim. Biz yola çıktığımız insanları
yarı yolda bırakmayız.
Ancak müsait bir yerde ineriz.
Bak ya.
Bakalım bir bunun içine.
[güler]
Tahmin ettiğimden de daha fazlaymış. Şunlara bak.
-Çok sağ ol kocacığım. -Çıkamıyorum.
Hadi ben kaçar. Bye.
Kız. Dur.
Boynuna, boğazın dursun inşallah! [ağlar]
Lan Salim lan. Hakikaten büyük orospuymuş.
Tabii canım. Tam bir orospu. Tam orospu yani.
[Papağan güler] Ben dedim, orospu dedim.
Ben dedim, orospu dedim.
[Salim] Hadi rastgele bakalım.
Ya, gördün mü kardeş?
Kaldık mı böyle baş başa, sap sapa?
Hayatımıza bir kadın girdi diye umutlandık,
ruhumuzu çürüttü orospu.
Orospu.
Yemin ederim kızmıyorum artık sana. Sen en başından beri haklıydın.
Kadın çok büyük bir orospu.
[Salime] Öhö, öhö.
[romantik müzik çalar]
[Papağan] Kaltak, kaltak.
[Salim] Şş, sus.
Ayıp olmuyor mu?
Öyle orospu falan?
-Niye? Değil misin? -Değilim tabii.
Benim elime kocamın elinden başka el değemez.
O zaman kocanın yanına git. Burada durma.
Kim bilir o salağı ne zaman kandırdın?
Öyle çok zor olmadı ağıma düşürmek. Üç beş günümü aldı.
Kaç? Üç… Ayıptır ya.
Benimle birlikte onu da mı idare ettin? Helal olsun.
[Muhtar] La oğlum, Salim.
Senden bahsediyor, senden.
-Muhtar? -Bak Salim.
Şimdi sen hiç kızmadan beni bir dinle, tamam mı?
Bak. Bu garibim bana geldi, bütün hayat hikâyesini anlattı.
Ya, ağlamakta göz pınarlarım kurudu.
Unutur o… Neyse.
[Papağan güler] Ben dedim, orospu dedim.
Muhtar Emmi.
Buralara kadar boşuna gelmiş olma? Seni de kandırmış olmasın?
Salim, sence ben canına mı susadım?
Seni her gördüğümde beni öldürmüyor musun?
Yani, öyle bir şey oluyor.
[Salime güler]
Salim. Bak bakayım bana.
Bak, bak. Gözlerimin içine bak.
-Yemin ederim, ben seni çok… -Ben de çok seviyorum kız seni.
Gel şuraya. Ben de çok seviyorum.
Salime'm.
-Oh be! Sonunda! -Evet.
Bak bakalım.
"Boynuna, boğazına dursun." diyordun. Nasıl olmuş?
Güzel. İkisi de birbirinden güzel.
Hayır, sen, üçü de… Hepsi çok güzel olmuş yani.
Çok güzel.
[ateş sesi]
Şerefinize çifte kumrular!
Hey! Asıl senin şerefine Muhtar!
Senin sayende oldu bu!
-Hey! -Versene bana, ben de sıkayım.
-Dur, bir tane daha atım onun şerefine. -Ben de sıkmak istiyorum.
-Hayatım, var içinde daha. -Bir de ben sıkayım.
-Salime, atarsın. -Bana ver ya!
-Ya o benim şerefime… -Bir şey olmaz--
Sizin yapacağınız işin ben ta…
-Muhtar Emmi! -Muhtar Emmi!
Hay sizi yan yana getirdiğim güne lanet olsun!
Hadi, kalın sağlıcakla.
Muhtar Emmi, nereye ya yaralı yaralı?
Ya, görmüyor musun? Adama bir şey olmuyor. Dokuz canlı maşallah.
Salime, gel bakayım şöyle sen.
[jenerik müziği başlar]
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.