Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Çeviri : KutsiJones
- Baba! Nereye gidiyorsun? - Gel.
Babanın çalıştığı yeri görmek istemiyor musun?
Vittorio, ne yapıyorsun burada?
Kızımı getirdim adliyeyi görmesi için.
Ne kadar sevimli bir kız!
Ortaokulda Latince'den A-, İtalyanca'dan da A aldı...
Havalı bir ailesi olsaydı hepsinden A+ alırdı.
Bu sabah onu liseye kaydettirdim.
O kadar!
Günaydın.
- Günaydın hakim bey. - Günaydın ekselansları.
- Sizi kızımla tanıştırmak istiyorum. - Şimdi zamanı değil.
Bu Hakim Iodice, çok önemli bir adamdır.
Napoli'deki en büyük davalara o bakar.
Hepsine o bakar.
Bu sabah başka bir yerlerdeydi.
Eğer bir çekiçsen vurursun, eğer bir örssen durursun.
Bizler duruyoruz çünkü biz örsüz.
Dikkatle dinle,
okula gitmek için trene binmeli ve Montesacro'da inmelisin.
Oradan 21 numaralı tramvayla Tribunali caddesine geçeceksin.
Doğru anladığına emin ol. 12 numaraya binme
çünkü o Piazza Nazionale'ye gider, anladın mı?
Pekala baba.
Alfonso!
- İyi günler. - Nasılsın?
Kızımı liseye kaydettirmeye geldim.
Ona evden okula nasıl gideceğini anlatıyordum.
- Sevimli kız. - Teşekkürler.
- Nasılsın? - Her şey yolunda.
Ben de avukatın birkaç faturasını ödemek için postaneye gideceğim.
- Ne oldu ona? - Uzun hikaye...
Boş ver şimdi.
- Dediğim gibi mi sonuçlandı? - Aynen öyle oldu.
Len, nereye gidiyorsun?
Ne yapıyorsun?
Orası deniz.
Denizi ilk kez o zaman görmüştüm.
Işıktan ve sesten sersemlemiş
hissediyordum.
Bu harika manzaralar karşısında donup kalmış gibi görünmeme karşın
etrafımda tam ifade edemediğim
ve yakalayamadım daha birçok şey vardı.
Lila'yı düşündüm, beraber yola çıkıp
geri döndüğümüz o günü...
O anda seninle beraber
kaçıp geri döndüğümüz o günü düşündüm.
Hatırlıyor musun?
Babamı orada hiç görmediğim şekilde gördüm.
Herkese selam veriyor, sürekli birileriyle konuşmak için duruyordu.
Rino'ya Gigliola'nın davetini kabul etmemiz gerektiğini söylemeliyim.
Rino ve babam gelemese de ben gitmek istiyorum.
- Beni dinlemiyor musun? - Dinliyorum tabi ki.
Sana bir şey göstermeliyim.
Bak, bunu kütüphaneden aldım.
NASIL DANS EDİLİR
Gel.
- Ne yapıyorsun? - Beni takip et.
Dip!
- sana öğreteceğim. - Dans etmeyi biliyor musun?
- O çok iyi. - Gel buraya.
Ayaklarını benimkilerin üstüne koy.
Lila'ya böyle öğrettim.
Kısacık bir elbisen var,
kurdeleler ve güllerle dolu bir şapkan...
Kız kardeşimin ne kadar takıntılı olduğunu bilemezsin!
Ona yeni bir hareket gösterirsem öğrenene kadar uğraşır.
Gramofonumuz olmasa dahi...
Gramofonun ne olduğunu biliyor musun?
Hayır.
Yunanca bir sözcük.
Gel buraya.
Sevdim seni...
Sen de beni...
Sonra sana "gramofon" u Yunan alfabesiyle yazacağım.
Ben liseye başlamadan o eski Yunanca öğrenmeye başlamıştı bile.
Hep yapacağım şeyleri benden önce ve
benden daha iyi yapıyordu.
Güzel bayanlar!
Gigliola'nın annesinin onun adına
verdiği partiye herkes katılmıştı.
Giuseppina Peluso, Alfredo'nun eşi,
Çocukları Pasquale ve Carmela
Maria Carracci ile aynı çatı altındaydı.
Don Achille'nin dulu
ve çocukları Stefano, Pinuccia ve Alfonso da oradaydı.
İlk kez, katilin çocukları
ve kurbanın çocukları aynı mekanda bulunuyordu.
Her an her şey olabilirdi.
Ne olacak şimdi?
Dans etmeyecek misiniz? Tek başıma mı dans edeyim?
Böylesi daha iyi.
Hadi Antonio!
Rock'n'roll!
Sen neden gitmiyorsun?
Nasıl yapıldığını bilmiyorum.
Ama rock’n’roll çalıştın hep.
Canım pek istemiyor, seninle kalmak istiyorum.
- Neden dans etmiyorsun? - Beceremem.
Ben de, hadi.
Antonio, iyi misin?
Ada, gel benimle.
İyisin Lila.
Lila?
Benimle dans eder misin?
Carmela...
Michele, Pasquale’ı burada istemiyorum.
Bayan Spagnuolo.
Pasquale, bir şey söyleyebilir miyim?
- Ada, gitmemiz lazım. - Ne oldu?
- Len, hadi gidelim. - Lila bitirsin gideriz.
Hayır, şimdi gitmemiz lazım. Rino burada değil, onun bizimle gelmesi lazım.
Hadi.
Puşt!
Lila, gitmemiz lazım.
- Pekala, şimdi gidiyoruz. - Bekle, bir dans daha.
- Bırak beni! - Seni eve götüreceğim.
- Bırak beni. - Sana beklemeni söyledim!
Bırak beni!
- Sorun ne? - Hadi gidelim.
Şu adama inanabiliyor musun!
- Bana dokundu! - Lila, gitmemiz lazım.
Tam bir göt oğlanı!
İyi ki Rino orada değildi, yoksa ölmüştü.
O çocukla dans etmemeliydin.
Hadi, diğerlerine katılalım.
Hadi Lila.
Eninde sonunda aşağıya inecek bu orospu çocukları!
Paraları var ve fakirlere
"Kov şu Pelusolar’ı!" diyebiliyorlar.
Bok kafalı!
Bayan Spagnuolo'ya saygımdan çıktım.
Ama şimdi onları bekleyeceğim. Onların parasından korkmuyorum.
Paralarının kaynağını herkes biliyor!
Sessiz konuş.
Solaralar'ın barı Camorristi mafyasının ve tefecilerin takıldığı bir yer.
Orada karaborsacılık yapıyorlar,
monarşistler ve faşistler için oy topluyorlar.
- İnsanlar unutmaz. - Pasquale, lütfen.
Carmela, kimseden korkmuyorum ben.
Kendini Tanrı zanneden Stefano Carracci'den bile.
Bakkal dükkanını o Don Achille denen sıçanın
parası sayesinde döndürüyorlar.
Kes şunu.
Babam onu öldürmekte haklıydı.
Şimdi de benim Solaralar'ın icabına bakmam lazım.
Tanrı'ya yeminim olsun onları yeryüzünden sileceğim!
Ve sen o aşağılıkla dans ettin.
Ben kimseyle dans etmedim.
Ben tek başıma dans ettim, ne bok istiyorsun?
Seninle de dans etmedim.
Ne istiyorsunuz benden hepiniz?
Pasquale haklı, sürekli başımızı öne eğemeyiz.
Bizi ezmelerine izin veremeyiz.
Bir şeyler yapmalıyız, bu göt oğlanlarına karşı dik durmalıyız.
Beni korkutuyorsun.
Hadi hepimiz eve gidelim.
Enzo, sen istersen git, biz kımıldamıyoruz.
Peki, anlaşıldı.
Solaralar'la başka zaman hesaplaşacağız.
Hadi eve gidelim.
Ciddi misin?
Eve gidelim Antonio.
ama böyle yapma.
Üzgünüm Pasquale.
Önemli değil.
İnsanlar hiçbir şey bilmeden konuşuyor ama sen çok şey biliyorsun.
- Dalga geçme benimle. - Seninle dalga geçmiyorum.
Ciddiyim, çok şey biliyorsun
Bana da açıkla.
Monarşistler kimdir? Ve faşistler?
Ve karaborsa ne demektir?
Bazı insanlar savaş esnasında diğerlerinin açlığını fırsat bilerek para kazandılar.
Onlara ekmeği, makarnayı, kahveyi akıl almaz fiyatlara sattılar.
İnsanlar hayatta kalmak için almak zorunda kaldılar.
Gördüğün her şey, bu evler, bu arabalar, bu binalar, gördüğün
tüm bu zenginlikler başkalarından kırpılan paralarla alındı.
Anlıyor musun?
Hadi buradan uzaklaşalım.
Söyle bana, açıkla ne olduğunu.
Artık netlik kazanmaya başlamıştı. Sadece onu birinci sınıftan beri izleyen
benim gözümde değil, herkesin gözünde Lila sadece baştan çıkarıcı olmayan
aynı zamanda tehlikeli de olan
bir koku yayıyordu.
Okul tekrar başladığında bir yanda çok acı çekiyordum.
Çünkü artık Lila'ya zaman ayıramayacağımı biliyordum.
Diğer yanda ondan uzaklaştığım için mutluydum.
Çok kanlı bir savaştı ve on yıl sürdü. Binlerce insan hayatını kaybetti.
Ama bu savaş gerçekten yaşandı mı yoksa
diğer savaşların bir özeti miydi bilmiyoruz.
Nerede kalmıştım?
Truvalılar Trakya'dan ayrılmaya karar verdiklerinde...
Bayan?
Dördüncü sıradaki hanımefendi, dikkatinizi biraz dağınık gördüm.
İsimlerinizi henüz öğrenemedim, sayınız çok fazla.
Adın nedir?
Elena Greco.
Greco, neden devam etmiyorsun?
Truvalılar Trakya'dan ayrıldıklarında olayların nasıl devam ettiğini anlat.
Truvalılar Trakya'dan ayrıldıktan sonra Delos'a gittiler,
orada Apollo'nun kağhinine danıştılar.
Sessizlik!
"Kahin " diye telaffuz edilir.
Delos'taki kâhin Truvalılar'ı
kadim anneyi aramaya davet eder.
Böylece Truvalılar Girit'e giderler.
Ancak yeni şehrin kurulacağı yer Girit değil,
İtalya'dır.
Truvalılar İtalya’da zorluklarla yüzleşirler.
Bu Harpy Celaeno'nun 3. kitaptaki lanetidir.
"İtalya'ya ulaşabilirsiniz,
İtalya'ya gidip limanlarına özgürce girebilirsiniz,
ama vadedilmiş şehrin duvarlarından geçemezsiniz,
ta ki bizim gördüğümüz şiddet sizin cezalandırılmanızı sağlayana kadar."
Sarratore!
Len.
Len, ne oldu? Nereye gidiyorsun?
Hiç, ne oldu?
Kötü görünüyorsun... ne oldu?
Bugün okulda Aeneid hakkında aptalca bir şey söyledim.
Güzel, Aeneid!
Bana eşlik etmek ister misin? Sandviç yiyeceğim, yalnızım.
Babam ve Rino bir şeyler almak için şehre indiler.
Gel hadi.
Bölüşmek ister misin?
- Aeneid'i biliyor musun sen de? - Evet.
Dido'nun tüm hikayesini biliyorum, aşık olur...
çektiği tüm acılara karşın aşka inanır.
Aşk yoksa insanın yaşamasının
bir değeri kalmadığı gibi
şehrinde bir değeri kalmaz bence.
Okulda daha 2. kitaba kadar gelebildik.
Aeneas onu terk ediyor, hep aynı hikaye...
- Okulda Nino Sarratore'yi gördüm. - Şimdi mi söylüyorsun bunu bana?
- Beni görmedi bile. - Onu durdurmalı ve...
...Melina'nın neler yaptığını anlatmalıydın.
O da babasına söylerdi.
Marcello Solara sana ilgi duyuyor mu?
- Evet. - Ya sen?
Ya Enzo?
Arkadaşız.
Ya Stefano Carracci?
- Herkesin bana ilgi duyduğunu mu düşünüyorsun? - Evet.
Pasquale duygularını ilan etti mi ?
- Delirdin mi sen? - Sürekli berabersiniz.
Seninle dükkana geliyor.
Bana geçmişte olan bazı olayları açıklıyor o kadar.
Buradaki bazı insanları zenginliklerini nereden geldiğini anlatıyor.
Camorra mafyası, karaborsacılık,
tefecilik.
Hiçbir şey bilmiyoruz, Neler olup bittiğinin farkında değiliz.
Stefano'nun bakkalı eskiden Pasquale'nin babasının marangozhanesiydi.
Don Achille çok öncesinde zengin olmuştu.
Solarlar da öyle, ama nasıl?
Kimsenin umurumda değil.
Ve ailelerimiz onlardan alışveriş yapıyor.
Bu beni ürkütüyor.
Hayır, bilmediğimiz şeylerden korkarız.
Ne kadar çok şey bilirsek o kadar az korkarız.
Lila!
Bak kim var burada!
Bu küçük olanı. Baksana ne kadar büyümüş!
Lila çok güzeldi.
Nino onu görse bu güzelliğine hayran olurdu.
Her konuda benden çok önde olduğunu anlamıştım.
Sanki gizli bir okula gidiyor gibiydi.
O andan sonra ben de kapanıp çalışmaya karar verdim.
Kendime asla ondan geri kalmayacağına dair söz verdim.
Günaydın.
Oturun.
Bugün Noel tatilinden önceki son günümüz olduğu için
daha insaflı davrandım.
Korkmayın.
Greco, gel buraya.
Bu tercümeyi bir yerden mi kopyaladın?
Hayır.
Yemin ederim.
Biliyor musun yoksa kopyalıyor musun bunu anlarım.
Biliyorsun değil mi?
Evet.
Neyse...
Güzel bir A.
Teşekkür ederim.
Boselli.
Tam bir felaket.
Aferin!
Maiello.
Sen de çok seçkin bir not aldın.
Elena!
- Eve birlikte yürümek ister misin? - Olur.
Eve sürekli birlikte yürümemizde sakınca var mı?
Bilmiyorum, nasıl istersen, olabilir...
Bekle.
Benimle çıkar mısın?
Anladın mı?
- Evet. - Cevabın ne öyleyse?
Pekala.
Olur.
Gino'ya evet dedim çünkü Lila'dan daha önce bir erkek arkadaşım olmasını istiyordum.
Güçlü olduğumu hissettim.
Mahallenin ötelerine açılmıştım, liseye gidiyordum.
Latin ve yunanca öğrenen çocuklarla okuyordum,
duvarcılarla, tamircilerle, meyve satıcılarıyla
veya onun gibi ayakkabıcılarla değil.
Ben geldim!
Rino, ben Noel yemeği için alışverişe gidiyorum.
- Upuzun bir listem var. - Benim de.
Lila, o mesele ne olacak?
- Bir şey görmek ister misin? - Evet.
Bunu kendine sakla.
Lila bana eczacının oğluyla çıktığını söyledi.
Bu doğru değil.
Zengin çocukları seviyorsun yani!
Dokunmasına izin ver.
Bu ayakkabıları almaya kimin gücü yeter biliyor musun?
Senin sevgilin ve eczacı kayınpederinin.
Bük onları.
- Ne kadar sağlam olduğunu gördün mü? - Haklısın.
- Daha sağlam yapmalıyız. - Neden?
Dikiş yerleri hala geniş.
Belki de çok yumuşak oldu.
Babamın bu hataları görmesi ne kadar sürer?
Neden hep bok atıyorsun bana?
O zaman bir de suyla deneyelim.
Hayır, babam her an dönebilir.
Onları suya koymaya korkuyorsun.
Çok yeteneklisin Rino.
Gerçekten çok güzel olmuşlar.
Onu şu kaltak arkadaşına da söyle.
Gördün mü? Kurcalayıp duruyor.
Dokun.
- Kuru. - Islak.
Sadece sen hissediyorsun ıslaklığı.
Dokun.
- Biraz ıslak sanki. - Gördün mü?
Sadece biraz suda kaldı ve hala ıslak.
Bu hiç iyi olmamış.
En baştan tekrar dikmek zorundayız.
Ufacık bir nemi neden önemsiyoruz?
Acele ediyorsun ve acele iyi bir şey değildir.
- Bana ne yapacağımı mı öğretiyorsun? - Bu ayakkabı ıslak.
Neden böyle kaltak ve inatçı bir kız kardeşe sahibim?
Kes şunu, Rino.
Bir gün doğru yaptığımızı söylüyorsun, ertesi gün yeniden başlamak zorunda kalıyoruz.
- Alt tarafı bir çift ayakkabı. - Sessiz ol, Len!
Şimdi beni dinle.
Hayatımı bir hizmetçi olarak geçirmek istemiyorum!
Hadi gidelim buradan, çıldırmış bu.
Duydun mu beni?
Zengin olmasına az kaldı sanıyor.
Kafasına yılbaşında havai fişek almak için kredi çekmeyi koymuş.
Böylece mahalledekilerin zenginleştiğimizi zannedeceğini sanıyor.
- Solaralar'ı kıskandırmak için. - Parayı nereden bulacak?
Solaralar bir aydır havai fişek hazırlıyor.
Hindibalı pizza, başka?
Struffoli için balınızı hemen getiriyorum.
Bal... mükemmel.
Bu iş bütün gün sürecek.
Bu makarna pişirdiğinizde bile çok diri kalıyor.
Başka?
Bana bir paket şeker ver.
Şeker, buyurun.
Başka bir şey isteyen?
Çok güzel görünüyorsun.
- Hayır. - Evet.
Sivilcelerinle bile.
Bunu okulun yaşattığı tatmine mi borçlusun, yoksa aşka mı?
Aşık değilim.
Gino'ya karşı bir şeyler hissedip hissetmediğimi bilmiyorum.
Ya sen? Erkek arkadaşın olmasını istiyor musun?
Sadece ayakkabı projesini düşünmek istiyorum ben.
Alfonso! Kızların alışveriş listesini al.
Len. Merhaba, Lila.
- Alışveriş listeniz var mı? - Tabi ki.
Verin bana.
Bayan Lisetta hangi jambondan aldı?
Sadece olanından.
Pekala.
Bana da bir çeyrek hazırlar mısın?
Birbirimizi çok iyi anlıyoruz. Pinuccia!
- İyi akşamlar. - Ne kadar güzel olmuşsun.
- Neyse ki Alfonso oradaydı. - Yoksa hala bekliyorduk.
Len.
Yılbaşı gecesini benim evimde kutlamak ister misin ?
- Alfonso senin de gelmeni istiyor. - Bizim başka planımız var.
Erkek kardeşi ve ailesiyle beraber olacağız.
Rino ve sizinkileri de davet et, evimiz büyük.
Terasa çıkıp havai fişek atacağız.
Pelusolar'ın da bizimle geleceğini biliyorsun değil mi?
Bir başlangıç olsun.
Herkes bana gelsin, dans ederiz, spumante içeriz.
Nasıl derler...
Yeni bir yıl, yeni bir hayat...
Haber verirsiniz.
Stefano!
- Ya havai fişekler? - Ne demek istiyorsun?
Bizimkileri de getiririz, ya sen?
- Ne kadar havai fişek istiyorsunuz? - Bir sürü.
O zaman bana gelin,
şafak söktüğünde hala havai fişek atıyor olacağız.
İyi akşamlar.
Neden herkesi davet ediyor?
Senin için. Sana nasıl baktığını gördün mü?
Hayır, senin için yapıyor. Sana aşık.
seni eve getirtebilmek için komünistleri ve babasının
katillerini bile davet ediyor.
Anladım.
dikkat çekmek için bir şey yapmak istiyor.
Stefano'nun mesajı nedir?
"Benim babam öyleydi ama ben onun gibi değilim.
Mahalledeki bu entrikalar yetti artık."
Lila haklı.
Bu davet sadece havai fişek atmak için değil.
Bizim babalarımız kötü şeyler yaptı
ama biz onlar gibi değiliz demek istiyor.
Çok kitap okuyorsun, beynini biraz dinlendirmen lazım.
Farklıdan kastın nedir?
Daha iyi, babalarından ve dedelerinden daha kötü olan
Solaralar'ın aksine.
Bilmiyorum.
Sanırım bunlar senin düşüncen, onun değil.
Çocuklar, Stefano Carracci'nin bir soytarı
olduğunu hala anlamadınız mı?
Bizi mahallede şov yapmak için davet ediyor.
Ne yapmam gerekiyor?
Don Achille babamın kanını yavaş yavaş emdi bitirdi.
Babam iyi bir insandı biliyorsunuz,
marangozhane onun hayatıydı.
Don Achille bundan faydalandı, ne yapsaydı babam?
Hapishaneden döndüğünde annemin yüzünü görmelisiniz.
Haklısın Pasquale,
ama sorun da bu zaten.
Bu şekilde mi kalmak istiyoruz yoksa değişmek mi?
Değişmek istiyorsak,
Stefano'nun tarafında olmalıyız, o değişmemizi istiyor.
Tüm mahalleyi zehirleriyle boğan Solaralar'ın tarafında mı olacağız?
Ben kimsenin tarafında olmak istemiyorum.
Solaralar'ın öldüklerini görmek istiyorum.
Bir düşünün.
Havai fişekleri hep beraber ateşlersek
Solaralar bu soytarılıklarına devam edebilirler mi?
İyi akşamlar, girin.
Merhaba Len.
Lila iyi akşamlar.
iyi akşamlar hanımefendi, her şey yolunda mı?
İyi akşamlar Bay Fernando. Mutlu yıllar!
Merhaba Ada.
Bayan Peluso, sizi burada görmek bir şeref.
İyi akşamlar Stefano.
- İyi akşamlar. - Bay Vittorio...
Rino, her şey yolunda mı?
Teşekkürler.
Pasquale, seni burada görmek bir şeref, geldiğin için teşekkürler.
Hemen geliyorum.
- Şunu denesene. - Beğendin mi?
Çok lezzetliler.
Doğru söyle.
Millet, yeni yılın şerefine kadeh kaldırmak istiyorum.
Burada olduğunuz için şu an çok mutluyum.
Ama öncelikle, izin verirseniz Bayan Peluso için kadeh kaldırmak istiyorum.
- Ve onun çocuklarına. - Teşekkürler evlat.
Carmela.
Pasquale.
Geldiğin için teşekkürler.
Bu sene hepimizin başına harika şeyler gelecek. eski günleri unutalım artık
bebeklerden dedelere,
hatta daha eskilere de...
Hem kendi iyiliğimiz hem de mahallemiz için.
Mutlu Yıllar!
Şerefe!
Mutlu Yıllar!
Teşekkürler.
- Stefano, ne yapıyorsun? - Rino haklı, on dakika kaldı.
Hadi yukarı çıkalım!
Bu herkes için harika bir yıl olacak!
Bugün tüm binaları titreteceğiz!
Asıl beni titreteceksiniz böyle.
Yoksa ne biçim bir yılbaşı olur?
Üç kasa havai fişek, üç tane de küçük roketimiz var, dönenlerden de...
Çocuklar nerede? alın!
- Bunları sevdim. - Alın.
Alfonso yardım edecek misin, etmeyecek misin?
Sap gibi dikiliyorsun orada.
Git ve Rino'ya yardım et.
Hadi, Alfonso.
Gece yarısı oldu!
Gece yarısı oldu!
On,dokuz,sekiz,
yedi,altı,beş,
dört,üç,iki,
bir...
Doldur!
Anne!
Senenin o son gecesi hem mahallemizde
hem de Napoli'de adeta bir savaş gecesi vardı.
Barutların yaydığı duman her şeyi sisle kaplamıştı.
İç savaş olsaydı, sanırım,
Romulus'la Remus gibi,
Marius'la Sulla gibi, Caesar'la Pompey gibi...
hepsinde bu aynı yüzler olurdu,
aynı ifadeler, aynı insanlar.
Herkes anlamıştı ki o geceden önce
yaşananların artık hiçbir anlamı yoktu.
Karşımızdakiler Solaralar'dı.
Herkes o gece asıl eğlencenin onlar ancak
küçük dilenciler çatapatlarını
attıktan sonra kolları sıvadığında başlayacağını söylemişti.
Partinin mutlak efendileri onlardı.
Sizin ve sizin gibileri canlı canlı yakacağız!
Orospu çocukları!
Hadi suratına doğru ateşle!
Bize doğru atıyorlar!
Çocuklar, bize doğru atıyorlar!
Söyleyecek başka lafınız kaldı mı?
Bilerek yaptılar.
Yavaş, yavaş, korkmayın.
Siz de aşağıya gelin, eve gelin.
Durmayın.
Sorun ne göt oğlanları?
- Bilerek yaptılar. - Rino, sakin ol.
Çocuklar, tekrar dolduracağız endişelenmeyin.
Bok herifler!
Pasquale, aynı anda üç tane patlatıyorsun.
Hadi bunu da koy.
Ateşleyelim onları!
Rino, nereye gidiyorsun?
Çocuklar, doldurun tekrar!
Daha bir sürü var.
Ona bir şeyler oluyordu.
Daha sonra bunu sınırları kaldırmak olarak adlandıracaktı.
Bana o gece adeta denizin üzerindeki parlak dolunayı
gökte ilerleyen karanlık bir fırtınanın yutup gittiğini
hissettiğini söyleyecekti.
Bunları da alın göt oğlanları!
Rino'yu görüyor musun?
Bak ona.
Lila ağabeyinin çıldırdığını
hayal etmiş, gerçekmiş gibi görmüş ve hissetmişti.
Gözlerinin önünde
Rino’nun alıştığımız yüz ifadesi bir anda değişmişti.
Gerçek hamurunun nasıl olduğu ortaya koyuyordu.
Kutlamalarla geçen o gecenin her saniyesi ona dehşet vermişti.
Bok herifler!
İşe yaramaz pislikler!
Bu boktan mahallede kimin borusunun öttüğünü gösterdik onlara!
Hepiniz beraber yanacaksınız! Hepiniz beraber öleceksiniz!
göt oğlanları! siz busunuz işte!
Beş para etmezsiniz!
Adi herifler!
- Ateşle! - Görelim!
Beraber yanacaksınız, göt oğlanları!
Pislikler!
Göt oğlanları!
Ağzına sıçtıklarım, bunu da alın!
Bitti mi?
Bekleyin, getireyim.
- Evet! - Fişekleri bitti.
Bu boktan mahallede kimin borusunun öttüğünü gösterdik onlara!
Bir tane daha mı!
Lila, hadi.
- Aşağıya inmeliyiz! - Ateş ediyorlar!
Aptallık etme!
Pislikler!
Götoşlar!
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.