Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Downloaded from YTS.BZ
Official YIFY movies site: YTS.BZ
-Nasılsın? -Eh işte.
Pek iyi değil galiba.
Durumları biliyorsun.
Evde mi?
Evde hayat...
O kadar mı kötü?
Hayır.
Sadece sıkıcı.
İnanılmaz sıkıcı.
Öyle sıkıcı ki, kusasım geliyor.
Anladım.
Ben de çeşitliliği özledim.
Anlatabiliyor muyum?
Evet, galiba.
Ne demek istedim?
Belki bazen farklı
tatlar mı istiyorsun?
Evet.
Farklı bir koku?
Yabancı bir şey.
Yeni bir şey, fikirler...
Evet, doğru.
Fikirlerin var mı?
Bir sürü.
Ne gibi?
Duymak ister misin bilmem.
İsterim, her zaman.
Öyle mi?
Şu masayı görüyor musun?
Evet.
Onu kullanabiliriz.
Ne için?
Bir sürü şey için.
Üzerine eğilmemi istiyorsun.
Olabilir.
Vay vay.
Sonra pantolonunu indirebilirim.
Teoride. -Teoride.
Sonra... -Ben
kendi pantolonumu indirirdim.
Hayır.
Hayır mı?
Daha değil. Önce diz çökerdin.
Sonra,
seni yalardım? -Sonra pantolonunu indirirsin.
O zaman belki
içine girer miyim?
Eğer istersen.
Sonra da
seni bir güzel beceririm.
Vay be.
Sonra boşalırken...
Geri çekilir ve
ağzıma boşalırsın.
İnsan kaynakları bir bilse.
Bugün okul nasıl geçti?
İyi.
Ne oldu?
Yok bir şey.
Bugün babamı aradın mı?
Evet, neden sordun?
Ne düşünüyorsun?
Fena değil.
-Ama harika değil mi? -Pek değil, hayır.
Kuş beni cezbetti.
Neden bilmem.
-Evet, bu... -Onda bir şey var.
-Biraz tuhaf. -Evet, değil mi?
Evet.
Ama insanlar beğenir mi bilmem.
Evet?
Evet, galiba bitti.
-Bugün karar vermemiz gerek. -Biliyorum.
Peki o zaman.
Geliyorum.
Ee?
Ne diyorsunuz?
Evet mi?
Tamam, devam edelim.
Felicitas, ressama son çizimi sorar mısın?
-Olur. -Tamam, sonra özet için...
Bir saniye. Karar kesin mi?
-Evet, kesin. -Tamam.
İyi. Özetin düzenlenmesi gerek.
Bruno geri bildirimde bulundu mu Sören? -Evet.
Pardon, bir sorum var. Kapaktan pek emin olamadım.
Ama karar verildi.
Evet, tabii. Ama bu olmaz, değil mi?
Yine de istersek değiştirebiliriz.
Kapağın satışa katkısı olmayacak diye endişeliyim.
Bilmem, sanki biraz
kitabı yansıtmayan gösterişçi bir sahte sürrealizm var.
Sizce başsız bir kuşun romanla alakası var mı?
Ne dersin Feli?
Yani, bir nevi.
Pek sayılmaz, ama belki biraz serbest çağrışımla...
Lütfen.
Hilke Buchsbach hayranları serbest çağrışım yapmaz,
yapabilecek olsalar bile! -Galiba haklısın.
Çakma Magritte'ten daha somut bir şeyi hak ediyor.
Kusura bakma Tobi, benim fikrim bu.
O şekilde bakarsan, Sören haklı olabilir.
Bence biraz ağır oldu, çünkü
görüntü bana hitap ediyor. Bence güzel.
Evet, "sana" hitap ediyor.
Siyah yazılı siyah kapağı sen istemiştin, hatırladın mı?
O kitap çok satanlara girmedi. -Evet, ama o farklıydı.
-Bu başsız. -Doğru.
Şaka değil.
Kafa karıştırıcı. Bu ne demek şimdi?
Bilmiyorum, başka kitap seçerim. Konusunu anlamıyorum.
Aynen öyle.
Alternatiflere bakalım.
Evet, yani... Madem siz öyle görüyorsunuz.
Bu yüzden size sordum.
Bir daha deneyelim.
İyi bir karar.
Çakma Magritte'miş.
Hadi oradan seni... -Hoşça kal.
Testislerinin kıllarını koparır,
seni boğana kadar boğazına tıkarım seni çirkin pislik.
Merhaba.
-Marielle nerede? -Arka bahçede herhalde.
-Onu göremiyorum. -Buralarda bir yerdedir.
Bugün huysuz.
-Neden? -Bilmem, tuhaf davranıyor.
Ama nedenini söylemiyor. -Kavga mı ettiniz?
-Hayır. -Aklı başına gelir.
Aç değil misin?
Okulda son günün nasıldı?
Eh işte.
Tatil için heyecanlı değil misin?
Bugün iş arkadaşın seni yine sinir mi etti?
Sören mi?
Evet.
-Bugün yine beni eleştirdi. -Yine mi?
Evet.
Ama ben boş durmadım.
Bir romanın kapak tasarımını seçtim,
o beni tüm ekibin önünde geri çevirdi.
Kapağı kötüledi. Hiç profesyonelce değil.
Ama ben dedim ki: "Sören, karar kesin.
Senin fikrin kimsenin umurunda değil."
Ve konu kapandı. -Adamın yüzsüzlüğüne bak!
Rahatını kaçırmayı düşünüyorum.
Sözleşmesi uzatılmak zorunda değil. Bu şart değil.
Bu doğru değil.
Neden? Sözleşmeler uzatılmak zorunda değil.
-Az önce anlattığın şey doğru değil. -Ne?
Bugün olan.
Doğru. Nasıl yani?
Hadi, ne demek istedin?
Svenja bugün bana tokat attı.
Ne? Neden?
Önemi yok.
Hayatım, bana anlatmalıydın.
Bir terslik olduğunu anlamıştım.
-Önemli değil. -Hayır, önemli.
Sana bunu yapamaz.
Çünkü ona sürtük dedim.
Bu da hiç hoş değil.
Evet, yani... Bu hoş değil Marielle.
O zamandan beri
bazı şeyler görüyorum.
Başın mı dönüyor?
Yıldızlar mı görüyorsun?
Hayır.
Yaptığınız her şeyi görüp duyabiliyorum.
Bana tokat attığından beri ikinizin yaptığı her şeyi görüp duyuyorum.
-Bu yeni bir oyun! -Hayır.
Nasıl yani?
Bugün Annette'le yemeğe çıktığını biliyorum.
Salatasını düşürdü.
Bir de Max'la sigara içtin.
Kapağında başsız bir kuş vardı.
Ve o adama susmasını söylemedin.
Herkes Sören'i senden çok seviyor. Şimdi yeni bir resim arıyorsun.
Bu doğru değil.
Sonra s...tirip gitmesini, şeyinin kıllarını koparacağını...
Yeter!
Bu nasıl bir hayal gücü!
-Bu doğru. -Hayır, saçmalık!
-Doğru! -Tam bir saçmalık!
Dur!
Ne biçim konuşmalar böyle?
Bu evde.
Ben öyle konuşmuyorum, sen de konuşmamalısın.
Bugün sigara içtiğime mi inanıyorsun?
Evet.
Neden?
Gördüm ve duydum.
Yani,
bunları nereden çıkarıyorsun bilmem,
ama bu harika oyuna bir son verelim.
Çünkü yetti artık.
Ne okuyorsun?
Crideaux'nun son hikayesi.
-Nasıl? -Epey melodramatik.
Tobias?
-Marielle bunu nereden biliyor? -Neyi?
Bugün ne yaptığımızı.
Bilmiyor.
Bir şekilde telefonlarımızı mı hack'ledi?
Saçmalama.
Bizimle kafa buluyor. Hiçbiri doğru değil.
Ayrıntıların çoğu doğruydu.
-Tesadüf. -Öyle mi?
Telefonumu kapatıyorum.
Sen de kapat. -Yapma.
Zaten kapalı.
Ayrıca seni tanıyor.
Ne yaptığını tahmin etmek kolay.
-Peki düşen salatayı nasıl bildi? -Tahmin etti.
-Yapma. -Hayır, gerçekten.
Hakkında söylediği hiçbir şey tutmadı mı?
Hayır.
Hepsini uydurdu. Yoksa sigara içiyor musun?
-Hayır. -Gördün mü?
-Tabii ki hayır. -Aynen öyle.
-Telefonlarınızı hack'lemedim. -Hey, erken kalkmışsın!
Söyleyip yaptığınız her şeyi yaşıyorum. Her zaman, uyurken bile.
Babam hakkında söylediğim her şey doğru.
Ben uydurmadım. Annem sigara içti,
babam Crideaux'nun yeni kitabını melodramatik buldu.
Annem telefonunu kapatıp dedi ki:
"Sen de kapat." "Zaten kapalı.
Ayrıca seni tanıyor. Ne yaptığını tahmin etmek kolay."
"Peki ya düşen salatayı nereden bildi?" "Tahmin etti."
"Yapma." "Hayır, gerçekten."
"Hakkında söyledikleri tutmadı mı?" "Hayır."
Falan filan.
Böyle dediniz.
Bana bak lütfen.
Son derece sağlıklı.
Beyin sarsıntısı yok. Kan tahlilleri iyi.
Bir terslik belirtisi yok.
Bir çocuk psikoloğuyla görüşmesini önerdiler.
Saçmalık.
O iyi.
Bizimle kafa buluyor.
Ama nasıl?
Bizi dinliyor, bir şekilde.
İş yerinde de mi?
Marielle, bunlar özel konuşmalar.
Benim ne suçum var?
Peki, nasıl yaptığını bize anlatana kadar sana tablet yok.
Ama ben de bilmiyorum!
Kendiliğinden oluyor.
-Tableti bana ver. -Kendin al.
Nasıl yaptığını bize yarına kadar anlatmazsan,
bunu aramak zorundayız.
Zaten arıyorsunuz.
Tabii ki aramıyoruz.
Ama bakalım ne bulacağız.
Sonunda gitmedik,
Martin hastalandı, sonra...
-Bana söylemedin. -Ciddi bir şey değil.
Başka zaman anlatırım.
Olur.
Nerede kaldı?
Pardon.
Ben... Neyse.
Lorenz'in lafı hiç bitmiyor.
Tamam, o zaman başlayalım.
Merhaba?
Merhaba.
Pardon, korkutmak istemedim.
Her şey yolunda mı?
Kendimi iyi hissetmiyorum.
Hasta mısın?
Miden mi bozuldu?
Hayır.
Biraz üzgünsün, öyle mi?
Geçer.
Beni hiç hayal ettin mi?
-Seni hayal ettim, evet. -Nasıl?
Bir kere benimle yaşadığını ve iş bulduğunu hayal ettim.
Bütün gün ne yaptığımı hayal ettin mi hiç?
Nasıl yani?
Okula gittiğimi veya arkadaşlarımla buluştuğumu
hayal ediyor musun?
Hayır.
Daha ziyade gerçekte olmayacak tuhaf şeyler.
Neden artık dedemle evli değilsin?
Çünkü o hödüktü.
Seni sevmeyen, sana yalan söyleyen biriyle birlikte olmak cehennem gibi.
Mutsuz olmadan önce terk etmek zorundasın.
-Braser Franke'yi haksız buluyor. -Franke bastonlu olan mı?
-Yok, o Braser. -Tamam.
Neyse, romanda bundan söz etmesi güzel.
Bu harika.
Kapak meselesi...
Başka teklifleri de düşünebiliriz.
Veya başka bir sanatçı buluruz, ama çok çabuk olmak zorunda.
Salı karar vermek için son gün, değil mi?
Tobi?
Zaten karar verdik.
Efendim?
Başsız kuşla devam edeceğiz.
Ama Tobias, hani anlaşmıştık?
Kapağı değiştirmemeye karar verdim.
O zaman herkes adına şunu söyleyeceğim,
o kapak aklımızı başımızdan almadı.
Bence o doğru kapak.
Ya yanılıyorsan? Kusura bakma, bence yanılıyorsun.
Bence bir kez olsun çeneni tutmalısın.
Tamam.
Pardon. -Evet...
Gerçekten mi?
Galiba.
Neden, biliyor musun?
Çünkü Marielle ona sürtük demiş.
Pardon.
Küçük canavarlar.
Svenja Marielle'e tokat attığı için özür dilerim.
Bazen kendini kaybediyor.
Onunla konuşurum. -Sağ ol.
Barışmaları iyi gelebilir.
Evet, Svenja bütün tatil boyunca evde oturursa,
beni deli eder.
Bir süre çocukları bodruma kilitleyemez miyiz?
Bir şey sorabilir miyim?
Tabii.
Boş ver. Önemli değil.
-Söyle. -Gerek yok.
-Söyle hadi. -Boş ver, gerçekten.
-Şimdi hangi sırları saklıyorsun? -Hiç!
-O adamla mı alakalı yoksa? -Hayır!
Hayır.
-Söyle işte. -Boş ver.
Hayır, gerçekten önemli değil.
Yine oynayalım.
Onda bir tuhaflık fark ettin mi diye sormak istiyorum.
Tuhaf bir şey söyledi mi?
İlk başta üzgündü, ama galiba başı falan ağrıyordu.
Onu hayal edip etmediğimi sordu.
Peki sonra?
Ne demek "Sonra?"
Başka bir şey yok mu?
Hayır.
Ne oluyor?
Sence onu fazla mı yalnız bırakıyoruz?
Julia, ama ben varım.
Evet, biliyorum.
Bir hatam mı oldu? Ne oldu?
Hayır.
Anne, o anlamda demedim.
Tamam.
Anneannenle ne konuştum?
Nasıl olduğumu ona sordun.
Sonra sinirlendi, yanlış bir şey mi yaptım diye sordu.
Svenja'nın annesi de çocuklarını bodruma kilitlemek istiyor.
Bunu nasıl yapıyorsun?
Sanki kendim yaşıyormuşum
veya hatırlıyormuşum gibi.
Biliyorum işte.
Doktora tekrar gitmeliyiz.
Hayır, ben iyiyim.
Ama bir şey yokmuş gibi davranamazsın.
Beni izlemeyi bırakabilir misin?
Hayır.
-Bir yolu olmalı. -Hayır.
Sen de yardımcı olmalısın. Bu sona ermeli.
Babamı rahat rahat aldatabilmek için mi?
Hayır.
Hayır, bunu istemiyorum ve yapmadım.
Lütfen bana inan, babanı seviyorum.
Max'la olan şey
sadece flörttü, o kadar. Yetişkinler bunu bazen yapar.
Onu asla aldatmam.
En iyisi öleyim.
O zaman yine istediğini yaparsın.
Lütfen öyle şeyler söyleme.
Özür dilerim, telafi edeceğim. -Nasıl?
Bir daha yapmayacağım.
Babama söyle.
Ne yaptığını babama anlat.
Anne, dürüst olmalısın!
-Bir şey olmadı. -Onu aldatıyorsun!
-Hayır! -Evet!
Eğlencesine flört ettim. Bunun bir anlamı yok.
O zaman ona söyle.
Bana şantaj yapmana göz yummam.
O zaman ben söylerim.
Sen evde miydin?
Erken çıktım.
Merhaba.
Marielle'de gelişme var mı?
-Hayır. -Yukarıda mı?
Merhaba ufaklık.
Merhaba.
Nasılsın?
Nasıl yaptığını anlatmak ister misin?
Anlattım.
Bugünü sana anlatmam gerek. Çok önemli.
Bir iş arkadaşım... -Biliyorum.
Hayır, gerçekten! Ona patron kimmiş, gösterdim.
Açık açık. -Komikti.
Sence iyi miydi?
Veya görseydin beğenir miydin?
Belki.
Ona susmasını söyledim.
Bam!
Sence tabletini alarak fazla mı sert davrandık?
Ya sonunu getireceğiz, ya da hiç yapmayacağız.
-Evet. -Tutarlı olmak zorundasın.
Öyleyim,
az çok.
Sören'le nasıl gidiyor?
İyi, neden sordun?
Öylesine.
Düşündüğünden daha iyi.
İyi.
Güzel kokuyorsun.
Parfümün yeni mi?
Gerçekten hiçbir şey değişmemiş gibi mi davranmak istiyorsun?
Kızımız telepatik güçler geliştirdi.
Saçmalama!
Her şeyi görüyor Tobias, her şeyi.
-Bu doğru değil. -Doğru.
Sigara içiyor musun?
Hayır.
Ama...
Yani onu uydurdu mu?
Ama... Julia...
Annette:
"Tatilde neden bir yere gitmediğimi sana anlatmak istedim."
Annem: "Doğru." Annette: "Martin'i terk ettim."
Şimdi ağlıyor. -Öyle mi?
Evet.
Annem elini omzuna koyuyor.
Annette:
"Affedersin, çok rahatladım."
Annem: "Anlıyorum."
Annette:
"Biraz soğuk görüneceğim, ama o kötürümden
sonunda kurtulduğuma seviniyorum."
Evet.
Evet, Martin tekerlekli sandalyede.
Ama böyle şeyler söylememelisin,
aslında.
Yani...
Devam et.
Tabletimi geri alacak mıyım?
Tamam, onu sana vereceğim, ama annene söyleme.
Tamam.
Zaten onun fikriydi.
Bence bu fazla katı oldu.
Hadi, devam et.
-Merhaba. -Merhaba.
-Merhaba Marielle. -Merhaba.
Svenja evde mi? -Evet, çağırayım mı?
-Evet, lütfen. -Teşekkürler.
-Merhaba. -Merhaba.
Merhaba.
Svenja, Marielle'den özür dileyebilmen için geldik.
Tamam mı?
Ama o başlattı.
-O sana vurdu mu? -Hayır.
Gördün mü?
İnsanlara vurmak doğru değil. Özür dilemek zorundasın.
-Ama önce o özür dilesin. -Hayır.
Önce sen özür dilemelisin.
Önce sen ona vurdun.
Sonra Marielle küçük hakareti için senden özür dileyebilir.
Marielle gibi bir arkadaşın olduğu için şanslısın.
Hadi.
Özür dile.
Özür dilerim.
Söylerken ona bak lütfen.
Özür dilerim.
-Ben de. -Güzel.
Gördün mü? İyi ki gelmişiz, değil mi?
-Benim içeri girmem gerek. -Hoşça kal.
Hoşça kal.
Lorenz oraya bir film ekibi istiyor.
-Tamam. -Bunu bütçeye ekleyebilir miyiz?
Kolay olmayacak. Fiyat al, bakarız.
Tamam.
-Evet? -Sigara içmek ister misin?
Sigara?
Ben sigara içmiyorum.
Tamam, bıraktın mı?
Hayır, aslında hiç içmiyordum.
Sigara içmek zararlı. -Tamam, anlıyorum.
-Başka bir şey? -Hayır, yok.
-O zaman görüşürüz. -Görüşürüz.
Bir hatam mı oldu? -Hayır.
-Neden artık benimle sigara içmiyorsun? -Çünkü
ben sigara içmiyorum.
Seni burada tuttuğum gibi masaya yatırmam gerek.
Bu hiç hoş olmaz.
Son iç çamaşırını çıkarır...
Lütfen gider misin?
Hayır, önce dilimi sokarak...
Hemen gitmen gerek!
-Senin neyin var? -İyi değilim.
Evet, orası belli.
Biz iş arkadaşıyız, o kadar.
Evet.
Teşekkür ederim.
Dün gıcık davrandığım için özür dilerim.
Önemi yok.
Geçen gün birinin benimle flört ettiğini anlattım mı?
Gerçekten mi?
Hayır.
Bir iş arkadaşım.
Kim?
Max.
Öyle mi? O mu?
Nasıl oldu?
Molada evliliğinde çeşitliliği
özlediğini söyledi.
Sonra?
Ben de karşılık vermiş olabilirim.
Öyle mi?
Eğlencesine.
Biraz flörtün sakıncası yok. -Evet, tabii ki.
Ama rahatsız olursan yapmam.
Önemli değil.
Arada sevgi ve güven varsa...
Seni çok seviyorum, sana çok güveniyorum.
Evet.
Ben de...
Ben de seni çok seviyorum.
Sence ben sıkıcı mıyım?
Ne?
Sence ben sıkıcı mıyım?
Hayır.
Bazen beni sıkıcı bulduğun izlenimine kapılıyorum.
Hayır. Onu nereden çıkardın?
Yine de seninle hiç yapmadığım bir sürü şey var.
Ne gibi şeyler?
İstersen seni mutfak masasında becerebilirim.
Ne? Mutfak masasında mı?
Beceririm.
Önce pantolonunu indiririm,
sonra seni yalarım.
-Ne? -Ağzımla.
Seni yalarım, arkadan.
-Ne oluyor? -Fransızca söyle.
-Bu saçmalığı kes! -Terbiyeli ol.
Ona sordun mu, yoksa sana kendi mi anlattı?
Söyle.
Ona sordum.
-Bu iğrenç. -Öyle mi?
-Beni gözetledin! -İyi bir sebeple.
-Sana söylemiştim. -Flört ettiğini söyledin.
Bu flört etmek değil, resmen...
Keşke yapsaydım, en azından buna değerdi.
Neden öyle bakıyorsun?
Sen de bazen başkalarıyla... -Hayır, istemiyorum.
-Yatmak istemiyor musun? -Hayır, hayır!
Bir kere dürüst ol.
Bence bunu şimdi tartışmayalım.
Evet, şimdi. Bence şimdi
tam sırası. Hiç istemiyor musun?
Tamam, ben
bazen Max'la yatmak istiyorum.
Bunun nesi kötü?
Biz evliyiz ya?
Evet, sen kocamsın.
Ama bazen Max'la da yatmak istiyorum.
Bu son derece doğal.
Sen başkasıyla yatsan rahatsız olmam,
eğer istiyorsan.
Bunun nesi kötü?
Kızımıza öğretmek istediğin değerler bunlar mı?
Bence insan
kendine dürüst olmalı. Neysen o olmalısın.
Ona tekeşliliğin tek yol olduğunu mu öğretmek istiyorsun?
O kadar da gerici değilsin.
Evet, tabii.
Kendine dürüst ol.
Tabii.
Ve birçok ilişki türü var.
İyi. Gördün mü?
Bu kadar anlayışlı, sevgi dolu bir koca
olmana sevindim.
Ve bana güvendiğini söyledin.
Evet, tabii ki sana güveniyorum.
Kıskanmana hiç gerek yok. Bunu biliyorsun.
Asla!
Ben seninle mutluyum,
ailemizle.
Evet, ben de.
Daha mutlu olamazdım.
Kapıyı kilitleme Marielle!
Aç kapıyı.
Kapıyı aç Marielle.
Babana yaptığım her şeyi anlatamazsın. Bu doğru değil.
Marielle!
Neden hep burada oturuyorsun?
Burayı ofisimden daha çok seviyorum.
Hâlâ sigara içiyor musun?
Tabii ki.
Sen? -Evet, şimdi içmek istiyorum.
Şimdi gerçekten sigara içmek istiyorum.
Orada ne anlatıyorsun? Bu paragrafı hiç anlamadım.
Mantıklı olmayı bırakıyor.
Gerçi önceki kısım da çok tutarlı değildi.
Ne oldu?
Affedersin.
Dürüst geri bildirim, buradaki işimizin temel taşıdır.
Merak etme, zamanla alışırsın.
Gidebilirsin.
Alo? Şimdi mi?
Tobias, içeri gel.
Açık kalsın. Çok uzun sürmeyecek.
Buchsbach'ın romanının kapağı hakkında.
-Evet? -Farklı bir kapak istiyorum.
-Tamam. -Güzel, teşekkürler.
-Neredeyse basıma hazırız. -Biliyorum.
Ama bunu halledersen harika olur.
-Tamam. -Yeni teklifleri ne zaman görebilirim?
-Bunu netleştirmem gerek. -Harika.
-Nedenini sorabilir miyim? -Efendim?
Nedenini sorabilir miyim?
Bu biraz çakma Magritte gibi.
Pardon.
Seks son derece doğal.
Ne?
Yok bir şey.
İyi misin?
Tamamen doğal.
Gel buraya!
Sonunda seni yalayabilirim.
Az konuş.
Sevişmenin normal bir parçası.
Tamam.
Şimdi penisini kullan.
Hadi, hemen!
Tamam.
Bir saniye.
Hadi.
Tamamen doğal.
Günün iyi geçti mi?
Crideaux'nun çevirmeni resmen dengesiz.
Tanrım.
Onunla daha önce çalıştın mı?
Hayır, pek sayılmaz.
Hellinger da kapağı kabul etmedi, ha?
Hâlâ değiştirebilirsin.
Evet, öyle görünüyor.
Bu moralini bozmasın.
Çok dikkafalı olabiliyor.
Senin suçun değil.
Kapak tasarımı...
Asla kolay olmaz, değil mi?
Birlikte düşünebiliriz.
Sana geri bildirim veririm, birkaç trend gösteririm.
Kimse her konuda iyi olamaz. Sen içerikte harikasın ama...
Pardon.
Bana bir mendil ver.
Nerede?
Dur!
İyi misin?
Merhaba.
-Merhaba. -Ne oldu?
Seninle bir şey konuşmam gerek.
Bence Tobias'ın Svenja'yı ağlatması doğru değil.
Bunu yaptığını bilmiyordum.
Sence bu doğru mu?
Bunu Tobias'la konuşur musun? Ben ilk kez duyuyorum.
Evet, ama o senin kocan.
Evet, ama bu beni ondan sorumlu yapar mı?
Hayır, ama yani...
Seninle konuşabileceğimi sandım.
Senin kızın benim kızıma vurdu,
şimdi birkaç gözyaşı yüzünden mi kızdın?
Belki bunu hak etmiştir!
Alo?
Ona söyledin mi?
Max'la yattım.
Ama sadece arkadan, ağzıma boşalmasına da izin vermedim.
Ne kadar düşüncelisin.
Bence çok lezzetli.
Sören'le yumruk yumruğa kavga ettik.
Herhalde işten kovulacağım.
-Ne? -Evet.
Termosumla suratına vurdum. Bam!
Sonra iyice giriştim. -Bu doğru mu?
Evet, en azından termos kısmı.
Açık açık konuşabilmemiz ne güzel, değil mi?
Bence çok güzel. -İstediğin buydu, değil mi?
Baban da kusursuz değil, sadece bana kızmayı bırakabilirsin.
Kendi karar verebilir.
Evet, kimsenin ne yapacağını söylemesine izin verme.
Ama belki doğru kararı
verebilmesi için bilmesi gereken birkaç şey var.
Marielle, bilmen gerek,
baban seni aldırmak istedi.
-Hayır, bu doğru değil. -Doğru.
Marielle, hayır.
Bu doğru değil. -Seni...
-Hayır! -Aldırmamı istedi Marielle.
-Doğru değil. -Yeter!
-Tabii ki! -Hayır!
Buna ne diyorsun?
Böyle olmak istemiyorum.
Ben de istemiyorum.
Bırakması gerek.
Nasıl? Onu şamana mı götürelim?
Yani artık inanıyor musun?
Sessiz ol.
Yani,
her şey tokat yemesiyle başladı.
Ne konuştuğumuzu biliyorsun.
Lütfen bizimle konuş. -Evet.
-Sen de bitmesini istiyor musun? -Evet.
Böyle olmak istemiyoruz... Yani eskisi gibi.
Biz aslında böyle değiliz.
Sence tokat atmayı denemeye değmez mi?
Olabilir.
Mümkün olduğunca nazik olmak için,
belki de kendine tokat atmalısın.
Hayır.
İkiniz de bunu istiyorsanız, birinizin yapması gerek.
Sana vurmayı hiç istemiyoruz.
Önce kendin dene, sonra...
Svenja çok sert vurdu.
Sabit duracağım, ama sizin yapmanız gerek.
Sana kimin vurmasını istersin?
Fark etmez.
Sen karar ver. İkimiz de istemiyoruz.
Hayır.
Baban yapsın.
Çünkü bu
gelenekseldir.
Genelde erkekler vurur.
Hayır, kadınların çocuklarla daha samimi bağı olur.
Onun kadar senin de canın acır. O zaman daha adil olur.
Saçmalık bu.
Bu sorumluluk meselesi. Sen bu ailenin reisisin.
Herhalde zor işleri
senin adına yapması için başkasına bırakmazsın, değil mi?
Anneni görüyor musun?
Olamaz.
Gözünü kapatabilir misin?
Yapamayacağım.
Ben yaparım.
Evet?
Daha sert.
İşe yaradı.
İstersen, hafta sonu bir yerlere gidebiliriz.
Nereye istersen.
Tamam.
Bir müzikal izleyebiliriz.
İster misin?
Evet.
Baba?
Beni gerçekten aldırmak istedin mi?
İlk başta korkmuştum.
Sonra bu fikri öne sürdüm, evet.
Ama seninle alakası yok.
Birbirimizi tanımıyorduk.
Sen bunu bilemezsin ama,
annenle kötü bir başlangıç yaptık. -Dur!
Olsun.
Gerçekten mi?
Evet.
İyi ki varsın.
İyi geceler baba.
Hâlâ Crideaux mu okuyorsun?
Crideaux'dan güzel bir paragraf okur musun?
Fransızca.
Ne duymak istiyorsun?
Bize yalan söylüyor. Hâlâ bizi duyuyor ve görüyor.
Zannetmiyorum. Doğruyu söylüyor.
-Nereden biliyorsun? -Yapma.
-Söyle. -Doğruyu söylüyor.
O zaman neden Fransızca konuşuyorsun?
Çok iğrençsin.
Kusabilirim.
Anladın mı?
Güzel, ha?
Hadi uyu. Her şey için seni affediyorum.
Yine gerçek bir aile olup
birbirimize iyi davranalım.
Tamam mı?
...on dakikalığına, sonra gelip etkinliği sonlandıracağım.
Tamam mı?
-Evet. -İyi.
Sonra işimiz bitecek.
Her şey yolunda mı? -Hayır.
Yardımcı olabilir miyim?
Hayır.
-Vaktin var mı? -Hayır.
Sigara içmek zararlı.
Hadi canım.
Karın sigara içtiğini biliyor mu?
Hayır.
Belki ona söylemelisin.
Benim için çok sakıncalı.
Yaptığımız şey yanlıştı.
Sadece iş arkadaşı olalım.
Peki.
Zaten seninle sigara içmek sıkıcıydı.
-Merhaba. -Merhaba.
Gelsene.
Rahatsız etmedim ya? Buradan geçiyordum.
Hayır, hayır. Gelsene.
Nasılsın?
İyiyim, sen?
Ben de iyiyim. Sağ ol.
Marielle'le durum nasıl?
İyi.
Bugünlerde çok sessiz, içine kapanık.
Herhalde yaşı gereği.
Evet.
Üzerine sanki bir kasvet çöktü.
Bir yerden sonra hayat dokunuyor.
Çocukluktan sonra, bir daha hiç o kadar mutlu olamadım.
Anne, şunu söylemek istedim.
Marielle'e yemek yaptığın, ona çok iyi baktığın için teşekkürler.
Ne demek, bunun için bana teşekkür etmene gerek yok.
Ve...
ayrıca...
Özür dilerim.
Sana yaptığım her şey için özür dilerim.
Bana ne yaptın ki?
Sana kötü davrandım.
Çok kötü şeyler söyledim veya seninle konuşmak istemedim,
çocukken, ergenlikte.
-Of, o kadar da kötü değildi. -Evet, kötüydü.
Ama bu normal. Çocuklar böyle yapar.
Çay güzel, değil mi? -İsteyerek yapmadığımı bilmeni isterim.
Sadece gıcıklık ettim.
Ve gerçekten özür dilerim.
Hiç sorun değil.
Hayır.
Sekiz dokuz yaşlarımdayken bana diktiğin o elbiseyi hatırlıyorum.
Ve çok uğraşmıştın.
Artık biliyorum.
Ve ben hiç beğenmemiştim ve
giymek istememiştim.
Sana çok çirkin olduğunu söyledim.
Ve gerçekten
çok özür dilerim anne!
Gerçekten! Çok özür dilerim!
Tamam.
Tamam.
Teşekkür ederim.
Ben biraz daha çay alayım.
Senin çayın var.
Beni affetmen için ne yapmam gerek?
Seni affediyorum.
Hayır, gerçekten.
-Seni affediyorum. -Doğru söyle.
Birbirimize dürüst olabiliriz.
Lütfen bana bir şans ver, lütfen.
Ne istersen yaparım. -Bir şey yapmana gerek yok.
Beni yeniden sevmeni istiyorum.
-Unut bunu. -Lütfen.
Lütfen Marielle.
Bana inanıyor musun?
Artık seni görmeyip duymadığıma inanıyor musun?
Evet.
-Dürüst olmamı istiyor musun? -Evet.
Seni aslında hiç sevmediğimi fark ettim.
Bu kadar.
-Hoşça kal. -Güle güle.
Marielle?
Marielle?
Marielle!
Seni seviyorum.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.