All language subtitles for Mon.Inseparable.2024.FRENCH.1080p.WEB.H264-TyHD

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French Download
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Joël!

Joël! Bayana dikkat et!

Kusura bakmayın.

Farkındayım...

Joël!

- Bayanı rahatsız ettin. - Aptal moruk.

Joël...

Çok yavaş hareket ediyor ve herkesi sinirlendiriyor.

- Üşüyorsun. - Üşümüyorum.

Kurulanmak ister misin?

Hayır. Crystal Island için antrenman yapıyorum.

Antarktika iki tür insana göredir.

- Bilim adamı mısın? - Değilim.

Doğa bilimci misin?

- Bilmiyorum... - Değilsin!

O zaman neden Güney Kutbu'na gidiyorsun?

Sen ne anlarsın ki?

Orada nasıl hayatta kalacaksın?

Kendi başıma idare ederim...

Beni özlemeyecek misin?

Biraz özlerim...

- Anlamadım? - Birazcık.

- Birazcık mı? - Birazcık.

Birazcık mı? Ne hayırsız bir evlatsın sen böyle!

Annene biraz saygı göster!

Akşam olmaz mı?

17:00 kesinlikle uymaz bana.

Oğlumla ilgilenecek birini bulmam gerekir.

Çalışıyorum...

Şimdiden söyleyeyim, hiç mümkün görünmüyor...

Her şeyi yeniden planlamam gerekir.

Kesinlikle akşam olması lazım.

Evet.

Evet...

Evet, anlıyorum.

Hayır, bir işe yaramayacağını söylüyorum ya işte sana...

Tamam, deneyebilirsin...

Bir saniye bekle.

Affedersin, randevun mu vardı?

Sanırım benimle. Hemen geliyorum.

Buradayım, pardon. Tamam, öyle yapalım.

Harika, gün sonunda o zaman.

Teşekkürler. Hoşça kal.

Merhaba, kızlar.

Beni takip et. Bu taraftan.

- Cildin çok güzel. - Sağ ol.

- Öğrenci misin? - Lisedeyim.

- Okulu seviyor musun? - İdare eder.

Sınavlardan sonra ne yapacaksın?

Sanat Tarihi okumak istiyorum; ama sonunda öğretmen olmaktan korkuyorum.

Öğretmenlik iyi bir meslek, değil mi?

Öyle de ben küratör olmak istiyorum.

Küratör neydi?

Sergileri vb. şeyleri düzenleyen kişi.

Doğru ya.

Aynen.

Zamanla bu da sarkıyor.

Bir gün dik ve sıkı, ertesi gün...

- Pardon, gıdıklanıyorum da. - Kusura bakma.

Şimdi dönebilirsin. Bana dön, dizlerini bük.

Bacaklarını aç.

İşte böyle.

Tamamdır.

- Daha üstünü değişmedin mi? - Geliyorum.

Océane?

Bakım-onarım Odası

- Burada olmaz... - Nerede olacak o zaman?

- Biri bizi yakalayabilir. - Yakalarsa yakalasın.

- Nasılsın, Joël? - İyiyim.

- Joël, acele et, gidiyoruz. - Geldim, geldim.

Joël, başka işlerle uğraşmayı bırak.

- Geceleri... - Uyuman lazım.

Küçükken boğmaca geçirmiştim.

- Saatlerce başımda beklemişti. - Sonunda roller tersine döndü.

Evet, öyle oldu.

Dürüst olmak gerekirse...

...pek iyi anlaşamıyorduk.

Üzülme. Kim annesiyle iyi anlaşır ki?

Tanııdığın biri var mı iyi anlaşan? Benim yok.

Şimdilik gidiyorum. Görüşürüz.

Hızlan!

Hadi! Hadi!

Mona?

Efendim?

İyi misin?

Tart yaptık.

İçine sevgimizi kattık.

Süs şekerini hep abartıyor.

Lanet olsun. Dişlerimi kırıyorlar!

O köprü bana bir servete mâl olmuştu.

- Güzel olmuş mu? - Olmuş tabii, olmaz mı?

Bir de üstüne kafa attı...

- Bekle. - Bekliyorum.

Bunlar senin için. Üzgün görünüyorsun.

- Nereden aldın onları? - Binanın önündeki çiçekliklerden almış.

Joël.

- Seninle bir şey konuşabilir miyim? - Tabii.

Neyse, önemli bir şey değildi zaten.

Kökleri sakladım, senin için tekrar dikebilirim.

Yoksa ölürler.

Teşekkürler, canım.

Teşekkürler.

Bir süre önce, cinsel eğitim verdik.

Prezervatifin nasıl kullanılacağını açıkladık.

Joël'in soru sormaya oldukça hevesli olduğunu biliyorum.

Océane de öyle.

Belki size söylemiştir.

Océane pek şey görünmüyordu...

Bana, dokunma konusundan hiç bahsetmedi...

Mahrem konuları konuşmayız. Onunla Joël arasında bir şeyler olduğunu biliyordum...

Biraz deneyimleyip geçeceklerini düşünmüştüm, ama bunu hiç...

- Peki, Océane'le konuşmayı düşünmediniz mi? - Océane'in ihtiyaçları olduğunu biliyorum.

Her çocuk gibi o da kucaklanmak, şımartılmak öpülmek ve sarılmak istiyordur.

- Sevgi, öpücükler, kucaklaşma... - İyi de...

- Océane çocuk değil, Bay Pujol. - Kızımı tanıyorum.

Bana ne söylediğini biliyor musunuz?

Dedi ki...

“Baba, Joël'le seviştim.”

“El ele tutuştuk, gözlerimizin içine baktık ve seviştik.”

Onun için seks böyle bir şey.

Üzgünüm, Bay Pujol; ama inkâr ediyorsunuz.

Onları bir kez yakaladım.

Dinleyin, sizin göreviniz kızımın rızâsına saygı duyulmasını sağlamak.

Bu, sizin yükümlülüğünüz.

Océane ve Joël'i iş hayatlarında destekliyoruz.

- Ve seks hayatlarında. - Yapmayın, lütfen.

Bu, onlar için çok önemli.

Anlamaya çalışın.

Sadece el ele tutuşmadılar, seks yaptılar.

Sizi zaten uyarmıştım. Hatırlıyor musunuz, Bayan Pujol?

Cevap vermediniz, o yüzden şimdi söylüyorum.

Doğum kontrolünü konuşmanız gerekiyordu.

Océane'in implant kullandığını hatırlıyorum.

Burada tüm kızların implantı var.

Ama bu bize kalmış bir şey değil...

Bir dakika. O implanttan nefret ediyordu, tamam mı?

Durup durup onu sıkıyordu. Kolu morarıyordu.

Daha fazla takılı kalmasına göz yumamazdım.

Olan oldu.

Océane ne diyor? Ne istiyor?

- Siz ne düşünüyorsunuz? - Onun adına konuşmayı kes.

Bebeği doğurmak isteyebilir.

Dalga mı geçiyorsun? İkisi de vesayet altında.

Bir bebekle başa çıkabileceklerini mi sanıyorsun?

Bayan Ortiz?

O sadece benim vesayetim altında; kendi malım değil.

- Siz ne düşünüyorsunuz? - Bu konuda...

...ne düşünüyorum...

İtiraf ediyorum, hiçbir fikrim yok.

Yani bilmiyorsun. Düşünmüyorsun.

- Oğlunu gerçekten tanıyor musun? - Ya sen, kızını gerçekten tanıyor musun?

- Tanıyorum tabii. - Deme ya?

- Polise gidip şikayetçi olacağım. - Polise mi?

Savunmasız bir kişiye yapılan kötü muamele nedeniyle.

Kızıma kötü davranılmasına izin vermeyeceğim.

Ciddi olamazsın, sence... Peki ya oğlum?

- Oğluna doğru düzgün sahip çık! - Gabriel, yeter.

Sadece...

...çok öfkeli.

Sizinle iletişime geçeceğim.

- Size dönüş yapacağız. - Kendinize iyi bakın.

Séverine nerede?

Bizi yalnız bırakmasını istedim.

Kabul etti ve bana güvendiğini söyledi.

Şanslı kız.

Üç shot karamelli votka, lütfen.

Teşekkürler.

Joël'i evde yalnız mı bıraktın?

- Evet. - Harika.

- Biraz salayım dedim. - İyi etmişsin.

Döndüğümde ne bulacağım kim bilir.

- İlgi manyağı. - İyi misin?

İyiyim, sadece yorgunum.

Kızı kaptırdık!

- Bitti ya. Seninkinden otlanabilir miyim? - Evet, tabii ki.

- Daha önce tanışmış mıydık? - Sanmıyorum.

Buralı değilim.

- Nerelisin? - Belçikalıyım.

- Neresinden? - Şu an için Charleroi.

Dünyanın en çirkin şehri seçilmişti.

Evet, ama değişiyor.

- Her şey değişir. - Doğru.

- Belçika'ya uzun zamandır gitmedim. - Öyle mi?

- Çok iyi anılarım yok orada. - Niye?

Benim için çok önemli olan biri...

Bir dakika.

- Kusura bakma. - Önemli değil.

Epey zaman oldu da...

O neydi?

Muhabbet kuşları. Aşk kuşlarıdır. Sürekli kavga ederler.

Üstlerini örteceğim.

Hemen dönerim.

- Sen yapmayalı ne kadar oldu? - Biraz oldu işte.

Başka muhabbet kuşun var mı?

Var mı?

- Hayatında biri var mı? - Var.

Düşündüğün anlamda değil. Ama var.

Sen de kimsin?

Kimsin?

Çık dışarı!

Sâkin ol.

Joël!

Bırak onu.

Bana bak.

Joël, sâkin ol.

Nefes al.

Bana bak, Joël.

Nefes al. Sâkin ol.

Bana bak.

Joël, telaşlanma. O bir arkadaşım.

Bize zarar vermeyecek.

Nefes al.

Derin nefes al. İşte böyle.

Sâkin ol.

Derin nefes al.

Güzel.

Güzel.

Hadi, kalk.

Yerde oturma.

Sana yardım edeyim.

İşte oldu.

Uzan.

Gitmelisin.

Geliyorum, canım.

Seni tekrar görebilecek miyim?

Nasıl geçti?

- Ney? - Görüşme.

Öğreticiydi.

- Altı haftalıkken, hâlâ... - Biliyorum.

Océane'nin babası aynı fikirde değil.

Karar verme hakkı ona ait değil. Tamam mı?

Umarım kızı seviyorsundur, Joël. Kendi iyiliğin için.

Joël Baba. Christophe Morawski, Antarktika.

- Peki sen bu bebeği istiyor musun, Océane? - İstiyorum.

- Planlı mıydı? - Hayır, pek sayılmaz.

Ama mutluyuz.

- Anlıyor musun? - Evet, anlıyorum.

Peki.

Bebek sahibi olmanın nasıl bir şey olduğunu anlamak için kimseyle konuştun mu?

Konuştum.

- Ne yapman gerekiyor peki, Océane? - Onu beslemem, sevmem, altını değiştirmem.

Söylemesi kolay, yapması zor.

- Ağlarsa ne yaparsın? - Kucağıma alırım.

- Yanlış cevap mı? - Hayır. Hiç de değil.

Tam olarak yapılması gereken şey bu.

Annen hep birlikte konuşabilir miyiz diye sordu.

- Senin için uygun mu? - Uygun.

- Mecbur değilsin. - Sorun değil.

Buyurun.

Joël, müsaade edebilir misin?

Burada olman harika, ama bu kadın işi.

İhtiyacın olursa dışarıda olacağım.

Temel konuları konuştuk.

Océane'nin yapabileceğini düşünüp düşünmediğini değerlendirdik...

Yapabileceğini söylemiştir, ne söyleyebilir?

Lütfen, Bayan Pujol.

Sadece...

Kocamın, Océane'nin rızası konusunda...

...şüpheleri var.

Ben de emin değilim...

- Océane, hamile kalmak için mi seks yaptın? - Evet.

- İstiyor muydun? - Evet.

Peki, siz bugün neyi görüşmek için geldiniz?

Şeyi sormak istedim...

...kürtajı.

Hap alabilir, hâlâ vakit var.

Travmatize de olmamış olur.

Bu sorunun muhatabı ben değilim Bayan Pujol.

Océane, annen endişeleniyor.

Bu çok doğal, seni seviyor ve her şeyin yolunda gitmesini istiyor.

Ama bunun kararı sana ait.

- Bu hamileliği sonlandırmak istiyor musun? - Hayır.

Cavabınızı aldınız.

- Merhaba. - Merhaba.

Şunu söylemek istiyorum...

Kocam kendinde değildi.

Şoktaydı.

Suç duyurusunda bulunmayacak.

- Çok üzgünüm. - Önemli değil. Teşekkürler.

Yukarı çıkalım. Ziyaret saati akşam 8'de bitiyor.

- Niye? - Anneanneni görmek için.

İyi de niye?

Onu özleyeceğim, sanırım sen de özleyeceksin.

- Pişman olabilirsin... - Neden çoktan ölmüş gibi konuşuyorsun?

Océane'yle birlikte bu bebeği istiyorum.

Bu benim hakkım.

Hakkın, evet.

Nereye gidiyoruz?

Gezmeye.

Gidelim mi?

- Kartpostal gönderebilir miyim? - Tabii.

Deniz kenarında bir tane alsan nasıl olur?

Oraya gidiyoruz. Daha güzel olur.

Tamam...

Antarktika'ya mı gidiyoruz?

Evet.

Evet.

O da ne?

Elindeki ne?

Hayır, bırak onu.

- Bir öpücük ister misin? - Hayır.

- İstersin istersin. - Yapma.

Joël, kes şunu!

Hiç sevmediğim şey!

Bırak onu.

Yapma! Yeter!

Joël, şaka yapmıyorum. Yeter artık.

Pulun var mı?

Océane'ye göndereceğim.

Elmalı ve karamelli krep?

Bayanın.

Ve şekerli krep?

Teşekkürler. Denizi görmek güzel.

Oldukça dalgalı ama göreceksiniz, Kuzey Denizi muhteşemdir.

Evet...

- Başka bir isteğiniz var mı? - Hayır, teşekkürler, gayet yeterli.

- Afiyet olsun. - Teşekkürler.

Bakıp durma çocuğa, Joël.

Ne yapıyorsun?

Ne zamandan beri yemeğimi kesiyorsun?

Kafayı yedin iyice.

Geri zekâlı değilim. Yemeğimi kendim kesebilirim.

Özür dilerim, Joël.

Büyütmene gerek yok. Sana yardım etmek için düşünmeden yaptım.

Yardım etmiyorsun; rahatsız ediyorsun.

Neyin var anlamıyorum...

Antarktika'ya gitmiyoruz.

Kuzey Denizi, Güney Kutbu'na giden yol üzerinde değil.

- Beni aptal sanıyorsun. - Saçmalıyorsun. Bu bizim elimizde.

İstersem denizi görebilirim. Yolumu değiştirdim. Buna hakkım var.

- Yalan söylüyorsun. - Hiç yardımcı olmuyorsun, Joël.

Sen de olmuyorsun.

- Derhâl kes şunu. - Ne istersem onu yaparım, tamam mı?

Ne istersen mi? Hayır, yapamazsın.

Bunu yapamazsın.

İstediğin ne? Bizi burada utandırmak mı?

Bir çocuk sahibi olmak mı?

Onunla Antarktika'ya gitmek mi?

Ne sikimi umuyordun, Joël?

Bir düşün!

Yetişkinsin madem, sonuçlarını düşün bir.

Tuvalette yaptığın numaranın...

...çocuğunla mutlu mesut yaşayarak biteceğini mi sanıyorsun?

Tabii ki bitmeyecek! Geri zekâlı!

Bir düşün!

Sana çocuk oyuncağı gibi geliyor herhalde.

Kazara olmadı.

Hadi ya...

...çok rahatladım.

Buna çok sevindim, harbi diyorum. İsteyerek olmuş.

Muhteşem amına koyayım.

Muhteşem.

Bu da cilası.

Her şey yolunda mı?

Toplam 32€. Ödeme şekliniz?

Kartla ödeyeceğim.

Affedersiniz...

Sanırım oğlum mağazada kayboldu.

- Mümkünse... - Adı ne?

Joël.

Minik Joël, annen danışmada seni bekliyor.

Tekrar ediyorum...

Minik Joël, annen danışmada seni bekliyor.

Sikeyim...

Affedersiniz!

Kahretsin...

- Kasabaya araçla giremezsiniz. - Girmek zorundayım.

Üzgünüm, geçit töreni sırasında araç girişi yasaktır.

Tamam, ama karakola gitmem gerekiyor.

Merhaba.

- Kayıp ihbrında bulunmaya gelmiştim de. - Buyurun.

Seni buradan çıkaralım.

- İyi değilsin. - Beni rahat bırak.

Bir saniye bekle.

Sonrasında fotoğraf çekilebiliriz.

Kalabalığın içinde kal.

Burada kal.

Ben de kalacağım.

Yavaş.

Benimle kal.

Merhaba, ben Mona.

Nasılsın?

Charleroi'ye geri mi döndün?

Anladım...

İşlerin nasıl gidiyor?

Evet.

Güzel. İyi olmuş.

Aslına bakarsan, Belçika'dayım.

Mons yakınlarındayım.

Bilmiyorum...

Canım patates kızartması çekti de. (!)

Ortada bir yerde buluşalım mı?

Bekle...

Mona!

Delirdin mi?

Ciddiyim... Şok seni öldürebilir.

Yok be ya. Hikâye o.

En kötü ihtimalle hipotermiye girerim.

O da uzun süre kalırsam...

Çok da büyük bir kayıp olmaz.

Buradan çık.

Hadi, çık.

- Sen de gelsene. - Yok canım.

Hiç benlik değil.

- O suya manyaklar ceset falan atıyor! - Onlara arkadaşlık ederim o zaman.

Kes şunu...

- Merhaba. - İyi akşamlar.

- İki kişilik bir odanız var mı, lütfen? - İki kişilik bir oda...

- 8 numara, ama caddeye bakıyor. - Önemli değil.

Mükemmel olur.

Kimliklerinizi alabilir miyim, lütfen?

- Benimki... - Evet, pardon.

Joël'in doğumu sırasında mı oldu bu?

Evet, onu acil çıkarmaları gerekiyordu.

Ama doğum sırasında olmadı...

- Başka çocuğun yok mu? - Yok.

Bir tanesi yetti.

- Senin çocuğun var mı peki? - Bir kızım var.

Liseye gidiyor.

- İyi bir çocuk. - Doğrudur.

Başladı senin mesai.

Bir saniye.

Séverine?

Kayıp Şahıs Tanık Beyannamesi

Frank!

Bekle, Frank, lütfen.

- Lütfen... - Yapamam.

- Neden? - Neden mi?

Çünkü bu delilik. Kimse böyle bir şey yapmaz.

Neyi yapmaz?

Seni anlamıyorum. Aklım almıyor.

İnsan çocuğunu terk eder mi ya?

Oğlunun başına her an bir şey gelebilir. Bu çok ciddi bir durum!

- Onu terk etmişsin resmen! - Sakın ha!

Sakın beni yargılamaya kalkma!

Tamam mı? Bana akıl vermeye kalkma!

Unut gitsin, konuşamıyoruz bile.

Yo, haklısın. Konuşmanın bir anlamı yok.

- Bunu hâlledebilirdik. - Neyi?

- Düzenli olmak bu kadar zor mu? - Bir düzen sağlanabilir mi sanıyorsun?

Kafan basmıyor mu?!

Yıllardır ne yaptığımı sanıyorsun?

Her şeyi düzenliyorum.

Düzenliyorum, planlıyorum, öngörmeye çalışıyorum.

Bunu yıllardır tek başıma yapıyorum.

Frank, anlamıyor musun?

Bunu duymak beni çıldırtıyor, kahretsin!

Ara sıra ben de biraz yaşamaya çalışıyorum.

Seninleyken olduğu gibi, ve sen....

...evdeyken...

...o buna dayanamadı, çünkü...

...pek az şeye dayanabiliyor. İşte sana “farklı” bir çocuk.

Farklı işte... amına koyayım.

Sikeyim.

Onu tek başıma büyütmek sorun değil; ama tek istediğim normal bir çocuktu.

Normal bir çocuk!

Al, söyledim o yasaklı kelimeyi!

Bunu söyleyemeyiz, söylememeliyiz!

Normal bir çocuk istiyordum!

- Bağırma be! - Kes lan sesini!

Sokayım...

Utanıyorum, tamam mı?

İlk kez sanki o yokmuş gibi yaşayabiliyordum.

Hepsi bu.

Delirdin mi sen?

Kadının tarifine uyuyor.

- Hangi kadın? - Fransız olan.

Siktir.

Bildirimleri okumuyor musun? Kayıp olduğundan haberin yok mu?

Zamanım yoktu.

Her şey yolunda mı, Bay Morawski?

Merak etmeyin, babanızın evine gidiyoruz.

Anneniz bize adresini verdi.

Geçit töreninden haberdar mıydınız?

Şanslısınız. Tam gününe denk geldiniz.

Atı gördünüz mü?

600 kilodan fazla geliyor.

15 adam anca taşıyor.

Devleri taşıyan adamlar bütün yıl antrenman yapıyor.

Bugün, içlerinden biri tökezleyip düştü.

Sedyeyle kaldırıldı.

Ama sorun yok, durumu iyi.

- Merhaba. - Merhaba.

- Hiç değişmemişsin. - Atma.

Eh...

Evin güzelmiş.

Evet. Güzeldir. Teşekkür ederim.

Üzgünüm, ama şu anda sohbet havamda değilim.

Ben de.

- Joël nerede? - Kızların oyun odasına yerleştirdim.

Pekâlâ.

- Bizi yalnız bırakır mısın, lütfen? - Tabii.

- Özür dilerim. - Önemli değil.

- Hiç de hayal ettiğim gibi biri değil. - Öyle mi?

Evet.

- Ona pek benzemiyorum, değil mi? - Çok az benziyorsun.

Bana bak bakayım.

Haklısın, pek benzemiyorsun.

Orada mısın?

Bak, şu eski parkamı buldum.

- Joël uzun; ama bence... - Sorun yok, dışarısı soğuk değil.

Jeanne, lütfen.

- Bu kim? - Mona.

Ve Joël.

Evet...

- Pekâlâ, sizi uğurlayayım. - Hayır ya, niye?

Hayır.

Biraz konuşsanız iyi olur.

Neler konuştunuz...

- Bilmiyorum. - Hiçbir şey konuşmadınız mı?

Nasıl konuşacağımı bilmiyorum, anlayıp anlamayacağını da...

- Ama o... - Jeanne!

Lütfen.

Sadece beş dakika sürer. Bekle...

Hemen dönerim.

Sorun ne? Söyle?

Tuvalete girmek istiyorum ama kağıt yok.

Tuvalet kağıdı en alt çekmecede. Biliyorsun.

- Sessiz olun, ders çalışmaya çalışıyorum. - Justine, kapını kapat, o zaman duymazsın.

Kızlar, bana birkaç dakika müsaade edin.

Üzgünüm, bu biraz beklenmedik bir durum.

- Kızlar için biraz zor. - Kızlar için mi?

- Buna alışık değiller. - Neye?

Hiç... Bütün bu...

Anlaşıldı, bilmiyorlar. Onlara hiç bahsetmemişsin.

- Bunu dışarıda konuşabilir miyiz? - Hayır, burada konuşabiliriz.

- Çocuklar buradayken olmaz. - Tamam, bırak beni!

- Çek ellerini üzerimden, tamam mı?! - Sâkin ol.

Tamam, yine başlama, çocuklar...

Kes şunu!

Bırak beni!

Bırak!

Jeanne!

- İyi misin? - Acıyor.

Bir şey yok.

İyi misin, tatlım? Bana bak.

- N'oldu? - Kafamı çarptım.

Öyle mi? Kucağıma gel, tatlım.

Joël, telefonumu getirebilir misin?

Pardon.

Aslında, Belçika'dayım.

Hayır, her şey yolunda. O da benimle birlikte burada.

Evet, tamam.

Öyle yapalım.

Hoşça kal.

İyi misin, tatlım?

- Arayan kimdi? - Océane'nin annesi.

- Ne istiyormuş? - Endişelenmiş.

- Biz de şimdi yola çıkacaktık zaten. - Hayır.

Ben tek başıma giderim.

Bitti artık.

Neden bahsediyorsun?

Océane'ye gideceğim.

Sensiz.

Sen ve ben, birbirimizi aşağı çekiyoruz.

Bir nakliye şirketi ayarlayayım mı?

Seni beklerken, bu işi yapan şirketleri araştırdım.

Oldukça iyi görünen bir tane buldum.

İyi olur, evet. Sağ ol.

- Söyle babana. - Sus.

Yakında büyükbaba olacaksın.

Tebrikler.

Merhaba.

Şey...

- Uzun süre mi uyudum? - 15 saattir uyuyorsun.

Öyle mi?

Bunu prize takabilir miyim?

- Kahve içer misin? - Lütfen, çok iyi olur.

Hâlâ sıcak.

- Al. - Sağ ol.

Ne olursa olsun Charleroi güzel bir yer.

Sana söylemiştim.

Her şey yolunda mı?

Annem az önce ölmüş.

Bir sürü mesaj gelmiş.

Özür dilerim.

İşte, bu kadar.

Özür dilerim.

Sanırım herkes burada.

Pekâlâ...

Bugün burada, onun yanında olduğunuz için hepinize teşekkür ederim.

Size sadece şunu söylemek istedim...

...bana hayat veren kadını...

...daha sade bir şekilde uğurlamaya karar verdim.

Ama önce, hepimizin bir araya gelip...

...ona veda etmesini çok istedim.

- İşte böyle. - Bir konuşma hazırladım.

Pekâlâ.

Harika.

Vaiz 3. bölüm.

“Her şeyin bir zamanı vardır.”

“Göklerin altındaki her amacın bir zamanı vardır.

Doğum için bir zaman...

...ve ölüm için bir zaman vardır.

Dikmek için bir zaman...

...ve dikilmiş olanı sökmek için bir zaman vardır.

Öldürmek için bir zaman ve iyileştirmek için bir zaman vardır.

Ağlamak için bir zaman ve gülmek için bir zaman vardır.

Yas tutmak için bir zaman ve dans etmek için bir zaman vardır.

Taşları saçmak için bir zaman ve onları toplamak için bir zaman vardır.

Kucaklaşmak için bir zaman...

...ve kucaklaşmaktan kaçınmak için bir zaman vardır.

Saklamak için bir zaman ve atmak için bir zaman vardır.

“...için bir zaman...”

Ne yazmışım?

“Aramak için bir zaman ve vazgeçmek için bir zaman vardır.

Sevmek için bir zaman...

...ve nefret etmek için bir zaman vardır.

Savaş için bir zaman...

...ve barış için bir zaman vardır.”

Onu nereye koymamı istersin?

Bilmem ki...

- Yukarıya koyayım mı? - Orası çok kirli.

Orayı temizlemeye boyum yetmiyor.

Yemek yaparken onu görmek de çok kötü olur. Orası olmaz.

Beni rahatsız etmez.

Burası ona çok uygun.

Evet...

Océane'nin ailesiyle yemek yiyeceğim.

- Evet. Yarın seni ararım. - Tamam.

Güzel, burada mutlu olacaklar.

Aslına bakarsanız, genelde öğrencilere kiraya veririm.

Ev bulmak zor, bilmem mi. Teşekkürler.

Ev sahibi.

İstisna yaptığınız için teşekkürler. Depozito çeklerini nakde çevirebilirsiniz.

- Hızlıca çevirmem lazım. - Sorun değil. Teşekkürler.

Genç bir çift demiştiniz; ama kızınız 8 aylık hamile.

Aşk işte.

Güzel bir sürpriz oldu bizim için.

Gelecek yıl da olabilirdi...

Damadım, Joël.

- Hanımefendi ev sahibi, Joël. - Merhaba, hanımefendi.

Neredeyse bitti.

Fazla sürmez.

Geliyor musun, Joël?

Hayır ya...

Kahretsin, olamaz!

Hay sikeyim ya!

Lanet olsun!

Hay amına koyayım!

N'oldu? Bağırıp durma.

- Çok güzel şeyler bulmuştuk. - Bir şey olmaz.

Joël...

Biliyor musun...

...çok erken bir dönemde...

...doktorlar bana senin “gevşek” (hipotonik) göründüğünü söylediler.

Başını kaldıramıyordun.

Diğerlerinden daha yavaş olacağını söylediler.

Yavaş yavaş senin özel olduğunu anladım.

Bir de şimdi bak kendine. Başın dik.

- Başın dik! - Dik, evet.

Bebeğin...

...başını dik tuttuğunu kontrol eder misin? Sorun yoktur muhtemelen.

Sorun yoktur ama...

- ...yine de dikkatli ol. - Olurum, söz.

Burada her zaman dikkatli ol.

Evi temiz ve düzenli tutmalısın.

Oyun konsoluna bağırma, yoksa insanlar şikayet eder.

Bebeği sizden alırlar.

Burada sizi tanıyan yok. Kimse sizi savunmaz.

O yüzden, ikinizden biri ayak uyduramazsa, bize söyle.

Tamam mı?

Seni seviyorum.

Umarım seviyorsundur.

Fotoğraf çekilmek ister misiniz?

Evet...

Aslında...

Zamanın nasıl geçtiğini pek fark etmiyorum.

Charleroi'de misin?

- Pardon, bir sigara da bana verir misin? - Evet, tabii.

Çakmak da lazım.

- Yanmıyor. - Sen yapsan daha iyi.

- Teşekkürler. - Rica ederim.

Océane'in engelli olduğunu...

...nasıl anladığımı biliyor musun?

Bakmaya başladığında anladım.

Duvara bakıyordu.

Bana hiç bakmıyordu, hep duvara bakıyordu.

- Onu doğurduğumda çok gençtim... - Bizi bekliyorlar.

- Peki. - Pekâlâ.

- Büyük an geldi. - Gidelim.

Şöyle yap...

Minik elini çıkar.

Çok güzel.

Bak, gülümsüyor.

Onu kucağına almak ister misin?

Onu güzelce saralım.

Sağ elini mi kullanıyorsun sol elini mi?

Sağ elini mi? Tamam.

Böyle tut.

Dur, sarayım onu.

Başını tutuyor musun?

Harika.

Bu şekilde iyi mi?

Harika.

Aferin.

Bana göstermeyecek misin?

Çeviri: dikistutmaz X: iapetos Letterboxd: moandor

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.