All language subtitles for Hekimoglu 1

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian Download
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian Download
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

(Jenerik müziği...)

(...)

(...)

(Hareketli müzik)

(Kadın) Ben müsait bir yerde inebilir miyim?

Yaa!

(Hareketli müzik)

(Teneffüs zili çalıyor)

-Oo, Mine öğretmenim günaydın. -Günaydın Suna öğretmenim.

Zile son anda yetiştin bakıyorum. Hayırdır, servisi mi kaçırdın?

Birazcık öyle oldu.

Bana sen bir şeyler karıştırıyorsun gibi geliyor.

Ne karıştıracağım ya? Servisi kaçırdım sadece.

-Yalan söyleme. Bir iş var sende. -Niye yalan söyleyeyim? Aşk olsun.

Randevun vardı hafta sonu, nasıl geçti, anlat bakayım.

Vardı, uzun uzun anlatmayı da çok istiyorum ama çocuklarım bekliyor.

Hadi bakalım. Ben seni teneffüste bulurum nasılsa.

Tamam, anlatacağım teneffüste, söz.

Sabırsızlıkla bekliyorum. Hadi iyi dersler.

Günaydın çocuklar.

(Hep bir ağızdan) Günaydın öğretmenim.

Allah Allah!

Bizim bu çocuklar nerede ya? Bugün hiç sesleri çıkmıyor.

(Hep bir ağızdan) Günaydın öğretmenim!

Tamam, oldu.

Ee, nasıl geçti hafta sonu?

Neler yaptın Ata, birazcık anlatmak ister misin bize?

Tamam.

Sılacığım, sen anlat, ne yaptın hafta sonu?

Nazan ablamlarla birlikte pikniğe gittik.

Orada kocaman bir kaplumbağa gördük.

Ödevimi yaptım, annem ödevimi kontrol etti.

Teyzemler taşınıyordu, annem onlara yardım etti.

Sonra teyzemler bize geldi, hep birlikte yemek yedik.

Afiyet olsun. Oo, ne çok şey olmuş Sıla'nın hafta sonunda, değil mi?

(Hep bir ağızdan) Evet!

Ne kadar güzel bir hafta sonuymuş, değil mi Ata?

Siz hafta sonu ne yaptınız öğretmenim?

-Ben? -Evet öğretmenim. Lütfen, lütfen.

-Lütfen öğretmenim. -Tamam.

Tamam, o zaman benim sıram gelmiş olsun.

Ne yaptım ben?

Ben yeni bir arkadaş edindim bu hafta sonu.

(Hep bir ağızdan) Oo...

Yeni arkadaşlar edinmek sizce de çok güzel bir şey değil mi?

(Hep bir ağızdan) Evet.

-Annenize söylediniz mi öğretmenim? -Evet.

Tabii ki Sılacığım, tabii ki söyledim.

Çünkü biz sizinle ne konuştuk?

Hiçbir şeyi annemizden, babamızdan asla hiçbir şeyi sakla...

Ço...

(Gerilim müziği)

Ço...

Ay...

(Gerilim müziği) (Çocuklar gülüyor)

Bir di...

(Gülme sesleri yankılanıyor)

(Gerilim müziği)

(Sesler yankılanıyor)

(Konuşmaya çalışıyor)

(Çocuklar çığlık atıyor)

-Ne oluyor, ne oluyor? -Öğretmenim...

Mine? Mine, ne oldu? Mine?

(Ambulans sireni çalıyor)

(Ambulans sireni çalıyor)

Çekilin, sakin olun. Açılın, çekilin. Hadi hızlı ol, hızlı.

-Hekimoğlu'nu gördün mü? -Hayır hocam, görmedim.

(Müzik)

-Hekimoğlu'nu gördün mü? -Yok hocam.

Mehmet Ali, Emre...

...Hekimoğlu'nu gördünüz mü? -Yok hocam, ben bu sabah hiç görmedim.

-Ben de görmedim. -Nerede bu adam ya?

Neyse, görürseniz aradığımı söyleyin lütfen.

-Orhan Hoca'm, vaka mı var? -Evet.

-Yemeğe çıkmayalım o zaman hocam. -Çıkmayın abiciğim, bir yere gitmeyin.

(Müzik...)

(...)

(Orhan) Doktor, ne yapıyor--

-Televizyon izliyorum. -Hayır abi, onu sormuyorum.

Burada ne yapıyorsun? Niye burada oturuyorsun?

Hişt! Burada televizyon, odamda televizyon yok.

Bak, 29 yaşında, kadın, konuşma bozukluğu var.

İlk nöbetini bir ay önce geçirmiş. Zihinsel faaliyetle ilgili...

Ama sen beni dinlemiyorsun ki abi!

Ahh!

Duydun mu beni?

Nasıl bakıyorlar bana, görüyor musun?

Hasta zannediyorlar baston yüzünden.

Önlük giymeyi denesen.

Bırak, doktor olduğumu anlamasınlar.

Tabii o zaman kurallara uymuş oluyorsun, pardon.

-Kim hasta bir doktora görünmek ister? -Doğru.

Mesela bana da sağlıklı bir hasta gelsin istemezdim.

Abi, kadın 29 yaşında.

-Konuşamıyordu, değil mi? -Evet. Hadi, Ateş, al şunu.

Kızcağız zor durumda.

Gerçekten, kimse de tanı koyamamış. Yatırdılar kızı, aşağıda.

Kızcağız falan, hayırdır?

Abi, kız akrabam.

-Akraban? -Evet.

Akraban olsa ben tanırım.

Sen nereden bileceksin benim bütün sülalemi?

-Neyin? -Amcamın kızı.

Amcanla yengene söyle, kızlarının nur topu gibi bir beyin tümörü var.

Üzgünüm.

Üç yaygın beyin kitlesi belirteçleri negatif.

O zaman tekrar test yaptırsınlar, kim bilir nerede yaptılar o testi.

Peki, tamam, gene negatif çıkarsa?

Laborantı işten atsınlar. Her şeyi ben mi söyleyeceğim?

Radyo terapiye cevap vermedi, dış etkenlerde bir şey çıkmadı...

...aile geçmişinde kanser vakası yok.

Senin amcan kanserden ölmedi mi?

Öldü ama o annemin amcasıydı.

Anne tarafından, büyük amcam.

Tümör, yapacak bir şey yok. Üzgünüm.

Bravo ya, nasıl bilebiliyorsun peki bunu?

Hiç hastaya bakmadan uzaktan nasıl bilebiliyorsun?

Kız kanser, onkoloji uzmanı sensin.

Ben basit bir enfeksiyon hastalıkları uzmanıyım.

Duyan da seni köyde sağlık ocağında doktorsun zanneder.

Ulan koskoca Tıbbi Tanı Uzmanlığı Departmanı diye...

...bir şey kuruldu, senin için.

Altında zehir gibi uzman üç tane doktor var.

Sen vaka kabul etmiyorsun diye koridorda tavuk gibi dolaşıyor bunlar.

Ayrıca amcamın kızı diyorum.

-Rahmetli amcanın. -Hayır, o...

Annemin amcasıydı o.

(Yaşam destek ünitesi sesi)

(Müzik...)

(...)

(Erkek) Lezyona benziyor.

Hadi ya. Bulutlar da aynı pamuğa benziyor.

Pek, bu bulutlar kümülüs mü nimbus mu? Bari onu söyle.

Hadi, sizden daha yaratıcı şeyler bekliyorum.

Hocam, teşhis koymadan önce hastayla konuşmamız gerekmez mi?

Niye? Hasta, doktor mu?

Hayır ama işimize yarayacak bir bilgi verir.

Herkes yalan söyler.

Sen yeni geldiğin için bilmiyorsun.

Hoca hastalarla uğraşmaktan pek hoşlanmaz.

Nasıl yani?

Hastalarla uğraşmak için doktor olmadık mı biz?

Hayır, hastalıklarla uğraşmak için doktor olduk.

Hastalarla uğraşmak doktorları mutsuz eder.

Yani tıp biliminden insan faktörünü çıkartalım mı hocam?

(Çayı sesli içti)

Hastalarla konuşmazsak bize yalan söyleyemezler...

...biz de onlara yalan söyleyemeyiz.

İnsanlık falan abartıyorsunuz bu işleri.

Bence tümör değil.

Emin misiniz hocam? Çünkü bütün belirtiler tümörü gösteriyor.

Hem tıp fakültesinin birinci sınıfında bize öğrettikleri gibi...

...nal seslerini duyunca insanın aklına ilk at gelir, zebra değil.

Burası tıp fakültesinin birinci sınıfı mı?

Kontratsız MR'dan bir şey çıkmadı.

Ayrıca bu bir at olsaydı...

...onu gören ilk doktor nal seslerini duyar, atı yakalardı...

...olay bize kadar gelmezdi, öyle değil mi?

Sonuçta bütün doktorlar tıp fakültesinin birinci sınıfını okuyor.

Ayırıcı tanı.

Hadi bakalım, tümör değilse ne?

Kızımız neden konuşamadı?

Olay yeri inceleme, çalıştırın saksıları.

-Tespit edelim şu zanlıları, hadi. -Anevrizma.

İnme ya da başka iskemik hasar?

Kontrastlı MR.

Deli dana.

Deli zebra.

Wernicke ensefalopatisi?

Kandaki tiyamin seviyesi normal.

Laborant kan tahlilinde hata yapmış olamaz mı?

Madem herkes yalan söyler, bu felsefeye göre herkes hata yapabilir.

Olabilir.

Tamam, tahlilleri tekrar yaptırın. Kontrastlı MR çekin.

Ben çıkıyorum.

İşlemleri yapınca bana haber verirsiniz.

Bakalım kızımızın beyninde nasıl bir zebra at koşturuyor, görelim.

(Müzik)

Zeynep, hadi.

Mine, Orhan Hoca'nın kuzeniydi, değil mi?

Evet.

Tamam, bu kadarı yeterli benim için.

-Orhan Hoca'm. -Çocuklar, ne yaptınız?

Ateş Hoca vakayı anlattı, hocam. Çalışmalara başladık, merak etmeyin.

Hadi kolay gelsin.

Mine için elimizden geleni yapacağız, emin olabilirsiniz.

Evet, tabii.

Ben güveniyorum size.

Çözeceğinize eminim.

Kuzenim emin ellerde, biliyorum.

-Hadi siz işinize bakın. -Tamam hocam, görüşürüz.

(Müzik...)

(...)

(Asansör tuşuna bastı)

(Müzik)

20 dakikadır seni ofisimde bekliyorum.

Hiç haberim yok.

E-mail attım ya.

E-mail?

İpek, ben ve e-mail. Yapma Allah aşkına.

Benim telefonumdan e-maillere bakılmıyor.

Ne zaman değiştireceksin şu telefonunu?

-Hiçbir zaman. -(İpek) Konuşmamız lazım.

Beni terk mi edeceksin?

Çok komik. Ciddiyim, konuşmamız lazım.

Söyleyeceğin şeylerin çok ilgimi çekeceğini zannetmiyorum.

Konuşmayalım.

Beni dinlemek zorundasın çünkü maaşını ben ödüyorum.

-Dinlemezsem? -Kovarım.

-Sözleşmem var. -Hastanenin de avukatları var.

(Müzik)

Hastaneye para kazandıracak her şeyi reddediyorsun.

Firmaların danışmanlık tekliflerini reddediyorsun.

Konsültasyona girmiyorsun, pratik derslere girmiyorsun.

Poliklinik bile yapmıyorsun, ki bu zaten senin işin.

Ee?

Ee'si bugünden itibaren poliklinikte de hasta bakacaksın.

Bakmak zorundasın, tıpkı sözleşmende yazdığı gibi.

(İpek) Ateş, durur musun bir dakika?

Duramam. Saat altı oldu, mesai bitti. Eve gidiyorum.

Aman koş, sanki evde bekleyenin varmış gibi.

Seni hâlâ kovmuyorsam bunun tek bir sebebi var.

O da isminin bu hastane için değerli olması.

Ama poliklinik de senin işinin bir parçası.

Ben sadece işini yapmanı istiyorum.

Sakın bana hayır demek gibi bir hata yapma, lütfen.

Çok baba bir düşünür ne demiş, biliyor musun?

"Hatasız kul olmaz, hatamla sev beni."

(Müzik)

(Mine) Biz kan tahlili yapmıştık zaten. Niye tekrar alıyoruz?

Bir hata yapmamak için her ihtimale karşı testleri tekrarlıyoruz.

Endişelenecek bir şey yok. Aklımızda soru işareti kalmasın istiyoruz sadece.

Benim doktorum siz misiniz?

Ateş Hekimoğlu sizin doktorunuz. Ben Zeynep, onun ekibindeyim.

O nerede peki?

Kendisi tanı departmanımızın başında olduğu için biraz meşgul.

Ama merak etmeyin, durumunuzla yakından ilgileniyor.

Mineciğim.

-Doktor Hanım, gelebilir miyim? -Tabii, buyurun.

Ama çok yormayalım hastamızı, dinlenmesi lazım.

Tamam.

Canım, nasıl oldun?

Bilmem, iyiyim galiba.

Asıl bıdıklar nasıl? Çok korkmuşlardır, aklım kaldı.

Kalmasın, tabii biraz korktu çocuklar ama biz onları sakinleştirdik.

Sana ne dediler peki? Ne olmuş, neymiş problem?

Bilmiyorum ki.

Hâlâ araştırıyoruz. Net bir veri olmadan konuşmam doğru olmaz.

Ben sizi yalnız bırakayım ama lütfen çok yormayalım.

Tamamdır.

Ayfer, Hekimoğlu'nun hastası diye özellikle belirt.

MR'da da laboratuvarda da öne alsınlar.

Sonuçlar çıkar çıkmaz da hemen haber verin, tamam?

Tamam hocam, merak etmeyin.

(Orhan) Ben sana söyledim kabul etmez diye.

İyi de bu bir seçenek değil ki. Ben ona ister misin diye sormuyorum.

Ben ona işini yapmasını söylüyorum.

Evet, ideal dünyada böyle olurdu ama...

Ama bu Hekimoğlu'nun dünyası diyorsun.

Yani.

Evet, bir dakika ya, ben sana bir şey soracağım.

Sen nasıl ikna ettin onu bu vakayı alması için?

Ben yalan söyledim.

Ne?

-Vallahi. -Sen?

Kız akrabam dedim ona.

Niye öyle bakıyorsun ki? Sanki bilmiyor musun adamın huyunu?

Nihayet kaç sene sonra seni de kendine benzetti.

Sen beni boş ver, sen nasıl ikna edeceksin, onu düşün.

Ben biliyorum ona ne yapacağımı.

(Müzik)

-Mehmet Ali, ne haber? -İyi hocam, uğraşıyoruz.

Mine Hanım'ı MR'a alacağız, iniyorum şimdi.

İyi, hadi kolay gelsin.

Hocam, bu arada içiniz rahat olsun.

Aklınız kalmasın.

Niye içim rahat etsin?

Kuzeniniz.

Hah, evet.

Yaa.

İnsanın içi huzursuz oluyor Mehmet Ali, olmuyor değil.

Ama siz bakıyorsunuz, içim rahat yani.

Sonuçlar çıkınca hemen iletirim hocam size.

Tamam, öyle yapın.

-Tamam hocam. -Oldu o zaman.

-Bekliyorum ben. -Tamam.

-Kolay gelsin. -Sağ olun.

-Mine... Mine diyebilirim, değil mi? -Tabii.

Şimdi seni MR'a götüreceğiz, üzerinde metal bir şey yok sanırım.

-Hayır. -Tamam, süper.

Saat biraz geç, biliyorum ama zaman kaybetmemek için...

...bu akşam halletmek istiyoruz. -Ateş Hekimoğlu siz misiniz?

Yok.

Allah korusun.

-Emre ben. -Emre Bey de bizim ekibimizde.

Bir arkadaşımız daha var seninle ilgilenen, o da aşağıda bizi bekliyor.

Gitmeden önce şu formu da hızlıca dolduralım.

-Herhangi bir ilaca alerjin var mı? -Hayır.

-Müsait misin, gelebilir miyim? -Tabii, gel.

-Hayrola, sen bu saatte çıkmamışsın. -Çıkmadım, çıkamadım, çıkamıyorum.

Neden?

Onca insan benim kuzenim için koşuştururken nereye çıkabilirim İpek?

Tabii.

Kırk yılın başında bir işim vardı, erken çıkacaktım, kısmet olmadı.

Hayır, bir de akrabam deyince çocukların sırtına iki kat yük bindi.

Orhan, sen kötü bir şey yapmadın ki, iyi bir şey yaptın.

Bana bak, yalan söylediğimi anlamamışlardır, değil mi?

Yok canım, nereden anlayacaklar? İşte kendin söylüyorsun, herkes inanmış.

Bana bak, sen bana söylemesen ben bile anlamazdım.

-Doğru söyle. -Vallahi.

İyi bari.

Hayır, bu yaştan sonra yalancı--

O yalancı gebelik, ne oldu o?

İpek Hoca'm, temizlik için arkadaşlar gelsinler mi...

...çalışacak mısınız daha? -Çalışacağım.

-Sabah gelsinler. -Tamam hocam, kolay gelsin.

-Ne oluyor? -Hep bu Ateş yüzünden!

O adam çalışacak diye şu... Düştüğüm duruma bak ya!

Tamam Orhan, sen şimdi sakin ol.

-Ben onun aklını başına getireceğim. -Lütfen. Lütfen İpek.

(Müzik)

Şimdi damar yolundan gadolinyum enjekte edeceğiz sana.

Direkt beyne giden bir madde.

Manyetik rezonans görüntüleyici için kontrast maddesi görevi görecek.

Yani basitçe söylemek gerekirse...

...birazdan kafatasının içi yılbaşı ağacı gibi ışıl ışıl olacak.

Biraz başın dönebilir yalnız, korkma. Tamam mı?

Hadi bakalım.

Zeynep Hoca'm, sizi durdurmak zorundayım, bir sorun var da.

Ne sorunu ya?

Ne yapmaya çalışıyorsun sen?

-Bütün yetkilerimi iptal etmişsin. -Evet, ettim.

MR yok, tahlil yok, laboratuvar yok, ne oluyor?

Ayrıca ekibindekilerin bilgisayarlarını da alıyorum.

Madem böyle yapacaktın, niye açtın bu departmanı?

Beni kovmak istiyorsan kov, ne gerek var böyle oyunlara?

Niye bağırıyorsun?

Sinirliyim çünkü. Ne demek bağırıyorsun? Sinirliyim!

Hastamın hayatını tehlikeye atıyorsun, yazık değil mi kızcağıza?

Durumu çarpıtma.

Beni küçük düşürüyorsun, saygısızlık ediyorsun bana.

Burada çalıştığım sürece böyle bir şeye hakkın yok.

Bu şekilde bağırarak ne yapmaya çalışıyorsun?

Beni korkutmaya falan mı çalışıyorsun, ne yapacaksın?

Etrafı mı kırıp dökeceksin? Yap.

Ben senden daha hızlı koşabilirim, bunu biliyorsun.

Ayrıca o senin ünlü düşünürün de söylediği gibi.

"Feryada gücüm yok, feryatsız duy beni."

Yani Türkçesi, bağırma!

(Müzik)

Klinikteki hastaları tedavi edeyim diye…

…başka bir hastayı tedavi etmemi engelliyorsun.

Anlıyor musun?

Ben senden sadece işini yapmanı istiyorum.

(Gerilim müziği)

(Emre) Hocam, ne oldu?

Geri adım attı. Hadi gidin çekin şu MR’ı.

Gerçekten ne oldu içeride?

Ne olacak, ineceğiz aşağı, poliklinik yapacağız, işimiz gücümüz yok.

Öf! Çok tatsız olmuş.

Hani gören de seni doktor zanneder ha. Hasta bakmak nedir ya?

Çok geçmiş olsun. (Gülüyor)

Çok geçmiş olsun.

Senin şu kuzen… Neydi adı?

Kim? Mine.

İnşallah çok seviyorsundur da uğraştığımıza değer.

(Zeynep) Mineciğim, şimdi seni makineye alacağız, tamam mı?

Bir sorun çıkmaz, değil mi?

Hayır, hayır. Az önce bir yanlış anlaşılma oldu.

Her şey yolunda ama merak etme.

(Gerilim müziği...)

(...)

Mineciğim, biraz klostrofobik bir ortam.

Dolayısıyla rahatsız hissedebilirsin.

Yalnız hareketsiz kalman bizim için çok önemli.

Hareket etmemeni isteyeceğim senden, olur mu?

Tamam.

Evet Mine Hanım, başlıyoruz.

(MR cihazı gürültüyle çalışıyor)

Yalnız, ben kendimi çok iyi hissetmiyorum.

Evet Mine Hanım, haklısınız.

Ama biraz sıkalım lütfen dişimizi, olur mu?

(MR cihazı gürültüyle çalışıyor)

(Gerilim müziği)

(MR cihazı gürültüyle çalışıyor)

(Kısık kısık nefes alıyor)

(Kısık kısık nefes alıyor)

(Gerilim müziği)

Mine, daha iyi hissediyor musun?

Mine, duyuyor musun?

Bir tuhaflık var.

Dur, şey yapma. Uyuyakaldı herhâlde.

İki saniye önce konuşuyordu, ne uyuması?

Mine, duyuyor musun?

Tamam. Sakin ol Zeynep. İki dakika kaldı zaten.

Gadolinyuma alerjisi varsa o iki dakika içinde ölecek zaten.

Mine!

(Zeynep) Rengi çok solgun.

Nefes almıyor. Yarım cc epinefrin, hemen!

Oksijen veremiyorum.

Çok fazla ödem var, zorlama, bırak.

Trakeostomi kitini hazırlayın, çabuk!

(Emre) Geldi.

(Gerilim müziği...)

(...)

Zeynep, yardım et.

(Gerilim müziği)

(Müzik...)

(...)

Doğru karar.

(Ambulans sireni çalıyor)

(Solunum cihazı çalışıyor)

Daha iyi hissediyor musun?

Mineciğim, bu tip komplikasyonlar her zaman görülebilir.

Vücudun sadece alerjik bir reaksiyon verdi.

Sabah tüpü çıkarmış oluruz.

Korkulacak bir şey yok yani, merak etme.

Sen şimdi güzelce dinlen, sabah görüşürüz, tamam mı?

Söyledim size insanlara güven olmaz diye.

İyi de gadolinyuma alerjisi olduğunu nereden bilsin kız, hocam?

(Zeynep) Niye kendini öldürmek istesin ki yoksa?

Evet, kontrastlı MR yalan oldu. Görüntü kesildi.

İşimiz kelimelere kaldı. Ne yapacağız?

Ne yapalım hocam, yani hastayla kelimeler aracılığıyla konuşalım mı?

Gidin bakın bakalım, inflamasyonu tetikleyecek…

…çevresel ya da genetik bir faktör var mı?

Nereye gidelim?

-Ne iş yapıyordu bu kız? -Öğretmen.

İyi. Yarın sabah biriniz okuluna gitsin, baksın bakalım…

…bizi ilgilendiren bir şey var mı. Bilgi toplayın kızla ilgili.

Öğretmen arkadaşlarıyla konuşun, yapın işte bir şeyler.

Hani herkes yalan söylerdi hocam?

Öyle demiştiniz.

-Gerçekler yalanlarla başlarmış. -Ha?

Düşün işte.

Bu neydi şimdi?

"Gerçekler yalanlarla başlarmış." Bir anlamı…

…yok değil mi bunun yani? Beni trollüyor.

Zeynep, bırakayım seni istersen.

Yok, ben kendim giderim. Sağ ol.

Abi, sen bırakayım istiyorsan.

Yok, yok, ben giderim. Sağ ol.

Eyvallah. Hadi görüşürüz.

Bir dakika. Yarın okula kim gidecek?

-Yeni gelen gitsin bir zahmet. -Sebep?

Yeni geldi diye bütün angaryaları ona mı yıkacağız?

Şimdi birincisi, bu bir angarya değil.

İkincisi, okul olmasaydı ben giderdim zaten.

Ama çoluk çocuk falan benim kafan şimdi kaldırmaz.

Hmm.

Sen git Zeynepciğim. Sen çocukları seversin.

Ya!

-Evet? -Yazı.

Ben kaçtım.

Tura.

Mükemmel.

Lokasyon bekliyorum.

Yani anlattığım gibi, Ateş Hoca hepsiyle ilgileniyor zaten.

(Emre) Hiçbir sıkıntı, soru işareti kalmasın aklınızda.

(Erkek) Ateş Hoca ilgileniyorsa hallolacaktır.

(Emre) Bir şekilde olacak yani. Sorun değil.

-Neyse. İyi akşamlar. -İyi akşamlar.

Of! Hava da bir anda ne soğudu, değil mi?

Evet. Buz gibi.

-Anlat. -Ne anlatayım?

Ne bileyim, kimsin, kimlerdensin?

Şaka bir yana da nasıl gidiyor, alıştın mı?

İyi. Alıştım vallahi. Fena değil.

Ama hoca zorluyor, değil mi?

Zorlar.

Hoca doğuştan mı topallıyor yoksa sonradan mı olmuş?

Bilmiyorum ki.

Yani beraber çalışıyorsunuz bunca zamandır.

Çalışıyoruz da hoca senin ayağına ne oldu diye sorulmaz adama.

-O zaman Zeynep de bilmiyor. -Yok.

Yani bilse bilse İpek Hoca ya da Orhan Hoca bilir.

-Onların üçü çok eski arkadaş. -Öyle mi?

Tabii. Hekimoğlu’nu bu hastaneyi aldıran da İpek Hoca zaten.

Yani daha önce çalıştığı her yerden kısa süre içinde ayrılmış.

Aa! Çok şaşırtıcı.

(Gülüyorlar)

Sen şimdi bırak hocayı da sen nasıl bir adamsın, onu söyle.

Ne anlamda sordun, ben anlamadım.

Zor musun, kolay mısın, orta şekerli misin?

Gördüğün gibiyim galiba.

-Eyvallah. -Görüşürüz.

Mehmet Ali, hadi gel bırakayım seni.

-Emin misin? -Eminim, eminim.

-Nerede oturuyordun sen? -Levent.

(Müzik)

Günaydın. Ateş Hekimoğlu mesaiye başlıyor.

Notunuzu alın. Sonra çıkış saatinde karışıklık olmasın. Tamam mı?

Günaydın hocam. Tamamdır.

Televizyon var mı sizin buralarda?

Benim dizi başlayacak da on dakikaya. Tekrarı var.

Maalesef yok hocam.

Televizyonumuz yok maalesef. Ama bil bakalım ne var? Hastalarımız.

Hadi be!

Hatta senin için ilk hastayı ben seçtim.

Kendisi çok ilginç. Tam sana göre.

Hasta sırt spazmlarımdan şikâyetçi.

Tam benlik.

Spazm. Enteresan.

Evet, enteresan. Kendisi turuncu.

-Ne? -Rengini diyorum hastanın, turuncu.

-Sarı? Sarılık mı? -Yok.

Bildiğin turuncu işte. Portakal gibi.

Ateş, bu arada adam bizim vakfın bağışçılarından biri.

Lütfen kaba saba davranma, olur mu? Duydun mu?

Yapar mıyım öyle bir şey canım?

(Kapı açıldı)

Merhaba.

Merhaba.

-Geçmiş olsun. -Sağ olun.

Evet. Nedir şikâyet?

Dün biraz ağrım vardı, bu sabah iyice arttı.

Böyle yataktan çok zor kalkabildim.

Anladım.

Yani renk değil, öyle mi?

Renk mi? Ne rengi?

Her yerim ağrıyor diyorum doktor. Hatta omurlarım kilitlendi.

(Gülüyor)

Güldüğünüze göre ben bunu çok ciddi bir şeyim yok diye anlıyorum.

Yok, var. Durum ciddi.

Ciddi mi? Neyim var?

Sizin bir şeyiniz yok da karınız…

Karım mı?

Karınız… Karınızın bir ilişkisi var.

Ne?

Ne yazık ki sizi aldatıyor karınız.

Sen ne biçim konuşuyorsun? San benim karımı tanıyor musun?

Manyak mısın? Kimsin sen? Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?

Ulan turuncusun be, turuncu!

Portakal gibi geçmiş oturuyor karşımda sabahtan beri…

…bir de atar yapıyor.

Turşu! Al bak kendine. Görüyor musun?

(Ateş) Gördün mü portakalı?

Hadi seni geçtim, karının fark etmemesi normal mi sence?

Bir kadın kocasının bukalemun gibi renk değiştirdiğini fark etmiyorsa…

…kusura bakma, iş bitmiştir. Geçmiş olsun.

-Ne diyorsun? -Peki, neden böyle?

Kesin götürüyorsun tavşan gibi havuçları güp, güp. Öyle mi?

-Evet. -İyi. Afiyet olsun.

-Mega vitaminlerden alıyor musun? -Evet.

İyi. Tamam.

Havuç deriyi sarartır. Niyasin, B3, kırmızımsı bir renk verir.

-Cimbom. Ne olur ikisi birleşince? -Turuncu.

Bravo!

Bravo.

Al. Al bak bir daha.

Peki, bir dakika.

Peki, ne yapmam lazım?

Havuç yeme, vitamini kes.

Ağrıların için de ağrı kesici al, tamam mı?

-Bu kadar mı? -Bence bir de avukat tut.

İhtiyacın olacak.

Bu tamam. Bu da tamam. Bunun imzası yok.

Eyvah! Hapı yuttuk.

İpek Hanım, İpek Hanım!

(İpek) Selim Bey, merhaba. Nasıl geçti muayeneniz?

-(Selim) Berbat! Kim o herif? -Efendim?

Beni muayene eden o bastonlu manyak, kim o?

Ateş Hekimoğlu. En iyi doktorlarımızdan biri.

Hah, işte o.

Söyleyin ona, onu dava edeceğim, sürüm sürüm süründüreceğim.

-Neden, ne yaptı ki? -Uygunsuz bir şey mi söyledi?

Selim Bey, eğer sizi kızdıracak bir şey söylediyse lütfen kişisel algılamayın.

-Karım beni aldatıyormuş. -Ne?

Nasıl kişisel algılamayayım ben bunu?

Çok mu komik beyefendi?

Yok, estağfurullah.

Biz bu hastaneye niçin geliyoruz? O kadar bağış yapalım…

…karşılığında gördüğümüz muameleye bak.

Selim Bey, gerçekten bir yanlış anlaşılma olmuştur.

Yani eminim öyle söylemek istememiştir.

Yanlış anlaşılma falan yok.

Hepinizi dava edeceğim. Seni, sizi, onu!

Hastaneyi, hasta bakıcıları, hepsini dava edeceğim!

Seni de dava edeceğim. Hepinizi!

(Gülüyor)

Gülme.

Pardon.

Hocam! Ateş Hoca’m!

Hocam, şu hastaları da görmenizi istemişti İpek Hanım.

-Yakalamışken diyorsun. -Nasıl hocam?

Yok bir şey. Tamam.

Hocam, İpek Hanım bir de şey demişti…

…Ateş Hoca hastalara kibar davransın demişti.

Taktı kadın.

Neyimizi gördüyse.

Al bakalım.

(Derin bir nefes aldı)

Bir daha.

(Derin bir nefes aldı)

Tut bakalım şunu.

Astım ilacını kullanıyor değil mi, fısfısı?

Yok, iki haftadır vermiyorum.

Niye?

Çok ilaç kullanıyorlar Doktor Bey. Daha yaşları çok küçük.

Bu yaşta bu kadar ağır ilaçları kullanmalarını çok doğru bulmuyorum.

Bacağına ne oldu?

Bu ilacı size doktor verdi, değil mi? Bakkaldan almadınız herhâlde.

Tabii ki.

Doktor bey ilacı verirken herhâlde bir fayda zarar hesabı...

...yapmıştır diye düşünüyorum. İlaç, nefes. Oksijen.

Bu yaştaki çocuklar için birazcık önemli, öyle değil mi?

Anlatmama gerek var mı?

Tabii ki hayır Doktor Bey. Aşk olsun.

Herhâlde kimse size astımı da anlatmadı.

Veya anlattılar da kafanız başka yerdeydi herhâlde, çok kavrayamadınız.

Ben size astım nedir, kısaca bir geçeyim isterseniz, olur mu?

Astım.

Şimdi dışarıdan alerjik bir uyaran…

…gelip çocuğunuzun solunum yolundaki hücreleri tetikleyince…

…çocuğunuzun solunum yolundaki hücreler birtakım maddeler salgılıyor.

Çocuğunuzun solunum yolu kasılıyor, büzüşüyor.

Mukus artıyor. Sümük gibi.

(Gülüyor)

Solunum yolunun çeperindeki hücreler parçalanıyor.

Şimdi sizin o vermediğiniz ağır astım ilacındaki kortizon olmasa…

(Kadın) Sonra, o kortizon olmasa?

Kortizon ne anne?

Adam çıktı gitti.

Annemle babamı 99 depreminde kaybettim.

-Başın sağ olsun. -Teşekkür ederim.

Babam şantiyede şefti.

(Kapı vuruluyor)

(Emre) Biz birazdan geliriz.

Hocam, gelmişken içeri girseydiniz.

(Kapı kapandı)

Kortizon verin kıza. Yüksek dozda prednizon. Az steroid başlayalım.

İntraserebral vaskülit ihtimali üzerinde mi duruyoruz?

Ama hocam, beyin damarlarında çok nadir inflamasyon görülür.

Özellikle de onun yaşlarında birinde.

Onun yaşlarında birinde tümör de çok nadir görülür, öyle değil mi?

Sedimantasyon artmış.

Ama çok az artmış.

Sedimantasyon artışı her şey demek olabilir.

Kaldı ki çok az artmış. Belki de hiçbir şey demek değildir.

Gençler, ayıp oluyor ama. Bunları ben de biliyorum.

Şimdilik vaskülit olduğunu düşünmek için çok fazla sebebimiz yok.

Tamam. Ama ya varsa? Ya gözden kaçırdığımız bir şey varsa?

Eğer bu kızın damarlarında inflamasyon varsa…

…aynı en başta baktığımız MR’daki gibi gözükür, öyle değil mi?

Lezyon. Bunun sonucunda ortaya çıkan bası, nörolojik semptomlara yol açar.

Kızımızda olduğu gibi. Göremez, konuşamaz.

Hadi. Hadi başlayın kortizona.

-Biyopsi yapmadan teşhisi koyamayız. -Koyarız.

Tedaviye de başlarız. İyileşirse doğru yoldayız demektir.

Ya iyileşmezse?

O zaman yeni bir şeyler öğrenmiş oluruz.

-Hadi. -Hadi.

Sizin üçüncünüz nerede?

Okula gidin demiştiniz ya hocam, oraya gitti.

(Kokluyor)

(Kız çocuğu) Ne yapıyorsun sen?

(Kafasını çarptı) (İnliyor)

-Selam. -Selam.

-Ne arıyorsun? -Ben de bilmiyorum ki.

Ne aradığını bilmiyorsan nasıl bulacaksın?

Bir bilsem.

Sen de garip bir koku alıyor musun?

Orası Melis’in dolabı.

Beslenme çantası oradaydı. Yumurta koymuştur, o kokuyordur.

Peki, bugünlerde hiç böcek gördün mü sınıfta?

Böcek mi? Görmedim.

Peki, sınıfa dışarıdan hiç hayvan getirdiniz mi?

Ne bileyim, yavru kedi falan.

Emin misin? Öğretmenine söylemem bak. Bana güvenebilirsin.

Kolay gelsin Doktor Bey.

Yardımcı olabileceğim bir şey var mı?

Şimdilik yok hocam. Teşekkür ederim.

Tam olarak ne arıyorsunuz?

Bilmiyor ki öğretmenim.

Ayşeciğim, başkalarının yerine cevap vermiyoruz, değil mi tatlım?

Biz Mine Hanım’a tanı koyarken bize yol gösterecek bir bulgu arıyoruz.

Küf gibi mesela ya da başka bir şey de olabilir.

Yani bulacağız inşallah.

Yani dedektif gibi ipucu arıyorsunuz.

Aynen öyle.

Peki. Ben sizi tutmayayım. Kolay gelsin.

Teşekkürler.

-Bir şey soracağım. -Sor bakalım.

Şaşkın’ımızı da koklamak ister misin?

Şaşkın?

Bizim papağanımız var. Böyle rengârenk.

Hani her şeyi kokluyorsun ya, onu da koklarsın diye düşündüm.

-Okulda papağan mı var? -Evet, öğretmenler odasında.

Mine Öğretmen bazen sınıfa getiriyor, biz ona yem veriyoruz.

Ben sana sormadım mı peki okulda hayvan var mı diye?

-O hayvan değil ki. -Neymiş?

Papağan.

Peki, beni o hayvan olmayan papağanın yanına götürür müsün?

-Evet. -Hadi.

(Mine) Doktor Bey, neden kortizona geçiyoruz?

Tedavinin bir parçası.

Aramamızı istediğin birileri var mı, erkek arkadaşın falan?

Biri vardı aslında, birkaç kere görüştük ama...

...o da bütün gün durmadan kussa, ben de onun yanında durmazdım.

Peki, okulda Suna’dan başka bir arkadaşın yok mu?

Benim beraber çalıştığım insanlar genellikle altı yaşında oluyorlar.

(Yaşam destek ünitesi sesi)

Hemşire radyoterapiyi kestiğimizi söyledi.

Alternatif bir tedavi deniyoruz.

Radyasyonun alternatifi kortizon mu?

(Yaşam destek ünitesi sesi)

-Tahliller daha sonuçlanmadı. -Sana vaskülit tedavisi uyguluyoruz.

O ne ki?

Beyindeki kan damarlarının iltihaplanmasından şüpheleniyoruz yani.

O zaman bende tümör yok.

Benim beynimde tümör yok mu?

(Yaşam destek ünitesi sesi)

Evet.

(Müzik)

(Emre) Buranın kahveleri de bir başka güzel oluyor, değil mi?

(Zeynep) Sağ ol.

(Emre) Bir şey değil.

(Müzik)

Ne? Söyle!

-Niye öyle söyledin kıza? -Ne dedim?

Sende vaskülit var, tümör yok dedin ya Zeynep.

Sen de çok iyi biliyorsun ki bu tahminin tutması çok küçük bir ihtimal.

Hekimoğlu haklıysa bir şey kaybetmeyiz.

Haksızsa da zaten birkaç gün içinde ölecek olan...

...bir hastaya ümit vermiş olduk, ne var bunda?

İşte sorun da burada Zeynep.

Hastayı boş yere ümitlendiriyorsun.

-Çok duygusal yaklaşıyorsun. -Bunun duygularla bir alakası yok.

Ayrıca ümidin boşu, dolusu olmaz.

Ne olursa olsun, ben seni düşünüyorum.

Sonra sen üzülüyorsun.

Uf! Ben gayet iyiyim ya! Sen beni merak etme.

Ayrıca...

...en azından ben kendim gibi davranıyorum.

Başkası gibi olmaya çalışmıyorum.

Ne demek şimdi bu?

Diyorum ki sen acaba Hekimoğlu'ndan biraz fazla mı etkileniyorsun?

Kahve için sağ ol bu arada.

Sen sağ ol.

(Müzik)

(TV açık)

(Mehmet Ali) Bir tane aldım.

(TV kadın ses) Serumunu değiştirmeye geldim.

Kolay gelsin.

-Hocam. -Burada!

(Üst üste konuşmalar)

(TV açık)

Hocam, okuldan geliyorum.

Evet?

-Efendim, o da ne demek? -(Mehmet Ali) Okulda papağan var.

Hastanın her gün gittiği ortamda papağan besleniyor hocam.

Papağan psittakozun başlıca kaynağı değil mi?

Başkası...

...başkası katil.

Bahar olamaz.

Doktor Murat’tan uzak duracaksın! Duydun mu beni?

Hocam, psittakoz sinirsel sorunlara sebep oluyor olamaz mı diyorum.

Nörolojik komplikasyon doğuruyor olamaz mı?

Kaç çocuk var sınıfta?

(Mehmet Ali) Bilmem, yirmi falan herhâlde.

Kaç tanesi hasta?

Hiçbiri ama...

Yani diyorsun ki altı yaşındaki çocuklar...

...koskoca öğretmenlerinden daha fazla takmışlar kuş hijyenine, öyle mi?

Evine gittiniz mi? Gidin evine bakın.

Nasıl yani? Evine gidin derken?

Evine gidin derken işte evine gidin.

Gidin evine, açın kapıyı, girin içeri, bakın etrafa...

...yere yatın, küf koklayın, mikrop bakın.

Delil toplayın, delil. Katili arıyoruz ya.

-Çizerek de anlatayım mı? -Hayır, anladım.

O zaman...

...anahtarı mı isteyelim hastadan?

Yok artık, ne anahtarı canım? Habersiz, habersiz gidin.

Polis suç mahalline giderken izin ister mi?

Hocam, orası suç mahalli değil ki?

Nereden biliyorsun?

Hı? Bana bak...

...bu kadın bana hiç tekin gelmedi ha?

Bu evinde kaçak içki falan üretiyor olmasın?

Hocam, yani kız kendi hâlinde bir ilkokul öğretmeni, yapmayın Allah aşkına.

Diyorsun.

-Afiyet olsun. -Evet.

-Güzel mi? -Eh.

Şu arkadaki pembeliyi gördün mü? Senin sandviçi hazırlayan kadın.

(Hareketli müzik)

(Ateş) Geçmiş olsun.

Biliyorsun, hastane kurallarına göre...

...hastaysan evde oturacaksın, işe gelmeyeceksin.

Ama…

…ne yapalım, herkes kurallara uymuyor işte.

Ne demek istiyorsunuz tam olarak, ben anlamadım.

Yani diyorum ki ummadık taş baş yarar.

Kadının evine gidin.

İyice bir bakın.

Çöplerini karıştırın, çekmecelerini karıştırın, ecza dolabına bakın.

Bakın bakalım o da sümüğünü koluna siliyor muymuş.

Eğer ciddiyseniz...

...ben kimsenin evine öyle izinsiz falan giremem.

Zamanın da girmişsin ama...

...mahallendeki markete izinsiz.

(Müzik)

Boş ver.

Olur öyle şeyler, takma kafana. 16 yaşındaydın.

Arkadaşlarına uydun, gençlik hatası, bilemedin.

Oldu bitti.

Allah’tan baban araya girdi de...

...market sahibi şikâyetçi olmadı, siciline işlenmedi. Sen ona dua et.

Sen benim eski mahalleme mi gittin?

Ayıp ediyorsun, Memoli, ha?

(Ateş) Öyle mi diyorlardı sana? Memoli.

Ben her birinizi işe alırken donuna kadar araştırıyorum.

Senin hakkında da bayağı bir şey öğrendim, Dolapdereli.

Bu gençlik hatan da bayağı bir işime yaradı işe alırken seni.

Beni o yüzden işe aldın yani, öyle mi?

16 yaşında yaptığım aptalca bir hata yüzünden.

Yani.

Eh yani, kısmen.

Seni sokaktan geldiğin için işe aldım.

Tam da böyle birine ihtiyacım var burada benim.

Kafaları bilen birine, öyle kolay oyuna gelmeyecek.

Gerektiğinde hafiften üçkâğıt çevirebilecek birine.

Anlatabiliyor muyum?

-Dava edeceğim seni. -Niye?

-Seni işe aldım diye mi? -Yok.

Birinin evine izinsiz girmiyorum diye beni kovacağın için.

(Müzik)

-Yüksel, sesi açsana, sesi. -Tamam hocam, hemen açıyorum.

Şunu da bir tazeleyiver.

-(Yüksel) Tabii. -Eyvallah.

(Müzik)

(Üst üste konuşmalar)

Ne dedin öyle Selim Bey’e sen?

Selim Bey kim?

-Klinikteki hasta işte, turuncu olan. -Ha.

Portakal adam.

Bir şey söyleyemem, doktor hasta mahremiyetine girer.

Karın seni aldatıyor demişsin.

Madem biliyorsun, ne soruyorsun?

(İpek) Sen hepten çıldırdın! Nasıl söylersin böyle bir şeyi?

Ne yapayım canım?

Allah Allah, karısı aldattıysa suçlusu ben miyim?

İyi, mahkemede de öyle söylersin o zaman.

Benim ne işim var mahkemede? Herif benden mi boşanacak?

Ateş, bir dakika durur musun? Bir şey soracağım.

Bir dakika bekle.

Yeni gelen hastaya kortizon vermişsin.

-Evet. -Niçin hastaya kortizon verdin?

İyice magazin programına döndük ha!

Sorular, sorular! Ne oluyor, röportaj mı yapıyoruz?

Neye dayanarak kortizon verdin diyorum!

Doktorum ya ben!

İyileşsinler diye hastalara ilaç veriyorum. Buna dayanarak.

Öyle kafana göre kortizon veremezsin! Bunu sen de çok iyi biliyorsun.

Ayıp ediyorsun ama. Kafana göre ne demek öyle?

Durduruyorum tedaviyi.

Hop hop! Neyi durduruyorsun sen ya?

-(Ateş) Hasta benim hastam. -(İpek) Hastane de benim hastanem.

Bana bak İpek!

Ben mi hasta ettim kadını? Oyun mu oynuyoruz burada? Deney mi yapıyoruz?

Mantıklı bir teorim olmasa neden kortizon vereyim hastaya?

Çok güzel söyledin. Sadece teorin var. İspatın yok!

Ya bırak Allah aşkına, ne ispatı?

Aynı vakaya beş doktor beş ayrı teşhis koyar...

...hepsi de aynı kanıtı bulduğunu iddia eder.

İyi de senin kanıtın yok!

Her zaman her şeyin doğrusunu sen biliyorsun, değil mi?

Başka kimse bilmiyor, her zaman sen haklısın.

Sen neden bu kadar çok hata yapmaktan korkuyorsun?

Çünkü Ateş, ben bir doktorum! Ve ben hata yaparsam insanlar ölür!

(Ateş ıslık çaldı) Bekle!

(Hareketli müzik)

Eskiden insanlar azıcık saygı gösterirdi engellilere, öyle değil mi?

(Müzik...)

(...)

(İpek) Merhaba. Afiyet olsun.

Ben İpek.

Nasılsınız?

Çok daha iyiyim.

Ateş Bey kortizona başlattı. İşe yaradı herhâlde, epey rahatladım.

Gerçi kendisiyle tanışamadık daha ama.

Evet.

İştahınız da açılmış galiba?

Evet, evet, şükür iyiyim. Gözüm açıldı resmen.

Güzel, iyi olmanıza sevindim.

Tekrar geçmiş olsun.

Ateş Bey’e teşekkürlerimi iletin, olur mu?

Tabii ki iletirim.

Evet.

Ne yapıyoruz patron, kesiyor muyuz kortizonu?

Bu seferlik şanslıydın.

Çok ballıyım.

(Müzik)

(Üst üste konuşmalar)

-Mehmet Ali, ne yapıyorsun burada? -Hiç, hava alıyordum öyle.

-Ne oldu, hastaya bir şey mi oldu? -Yok, kortizon işe yaradı.

Orhan Hoca yanında şimdi de seni merak ettik.

-Okulda bir şey mi çıktı? -Çıktı çıktı.

-Hadi ya, ne çıktı? -Papağan.

-Okulda papağan varmış. -Hemen gidelim, Hekimoğlu'na söyleyelim.

Söyledim ben, merak etme.

Söylediğine pişman etti, değil mi?

(Müzik)

Siz nasıl katlanıyorsunuz bu adama bu kadar zamandır?

Ne bileyim, alışıyorsun bir yerden sonra.

Bağışıklık kazanıyorsun yavaş yavaş.

Alışırsın sen de.

Hadi boş ver, hocaya takacak olursak biz hasta oluruz, bizi yatırırlar.

(Emre) Hadi.

(Müzik)

(Orhan) Derin nefes.

Güzel. Nefes.

Son kez.

Çok güzel.

Tümör ihtimali ortadan kalktı dediler ama...

...siz niye tekrar muayene ediyorsunuz?

Bu konsültasyon için genel bir muayene, korkacak bir şey yok.

-Bu arada kim söyledi bunu size? -Zeynep Hanım.

Zeynep Hanım?

-Doktor Bey, size bir şey sorabilir miyim? -Tabii, lütfen.

-Benim doktorum Ateş Hekimoğlu değil mi? -Evet, doğrudur.

Peki, ben hiç tanışabilecek miyim kendisiyle?

Vallahi Allah’tan ümit kesilmezmiş.

-İttirin. -Nasıl?

Şaka yapıyorum. (Mine gülüyor)

Mine Hanım, kendisi ekibiyle sürekli iletişim hâlinde...

...durumunuzla yakından ilgileniyor. İçiniz rahat olsun.

İçim rahat zaten, gerçekten arkadaşlar çok ilgililer, sağ olsunlar da...

...ben merak etmiştim Ateş Bey’i.

İyi biri midir?

Çok iyi bir doktordur.

Ama biri olmadan öbürü olur mu? Yani...

...insanlara değer de vermesi gerekmez mi?

Tabii, insanlara değer vermek bizim mesleğimizdeki en önemli motivasyon.

-İttirin lütfen. -Peki, Ateş Bey için?

Ee, onun için...

...durum biraz daha farklı.

-Siz onun arkadaşısınız, değil mi? -Evet.

-Peki, size değer verir mi? -Bana değer verir tabii.

Neden vermesin? Yani sanıyorum.

Sanıyor musunuz? Emin değil misiniz?

Bakın, doktorunuzun her zaman söylediği bir laf vardır. Herkes yalan söyler der.

Onun için bu sorunun cevabından emin olamıyorum.

Ama önemli olan insanların söyledikleri değil, yaptıklarıdır.

Doğru.

Bana da değer veriyor, biliyorum.

İyi istirahatler.

-(Mine) Ben görmüyorum. -Mine Hanı...

Doktor Bey, ben görmüyorum.

Hemşire! Mavi kod!

Mavi kod!

(Hemşire anons ses) Lütfen dikkat! Mavi kod, oda no 1301!

(Hemşire anons ses) Lütfen dikkat! Mavi kod, oda no 1301!

(Orhan) Hemşire!

-(Emre) Çabuk! Çabuk! -(Zeynep) Ver, ver, ver!

200!

(Defibrilatör çalıştı)

-Geldi. -(Emre) Hazır.

Çak. (Defibrilatör akım verdi)

Yok, devam.

(Mehmet Ali) 250!

-(Mehmet Ali) Geldi. -(Emre) Hazır.

Çak! (Defibrilatör akım verdi)

Devam.

(Mehmet Ali) 300 yap.

-(Mehmet Ali) Geldi. -(Emre) Hazır.

Çak! (Defibrilatör akım verdi)

(Gerilim müziği)

(Yaşam destek ünitesi sesi)

Geldi.

(Müzik...)

(...)

(Mehmet Ali) Mineciğim, göğsünde bir süre ağrı hissedebilirsin.

(Mehmet Ali) Sana şok vermek zorunda kaldık ama tedirgin olacak bir durum yok.

Şimdi senden bu kartları hikâyesine göre...

...dizmeni rica edeceğim. Yapabilir misin?

(Yaşam destek ünitesi sesi)

(Yaşam destek ünitesi sesi)

(Müzik)

(Yaşam destek ünitesi sesi)

(Müzik)

(Mesaj geldi)

Hoca gelmiş.

Biz yine geleceğiz yanına, tamam mı?

(Kapı açıldı)

(Kapı kapandı)

(Müzik)

Evet, nedir durum? Anlatın bakalım.

Kızın kalbi durdu.

Başka?

Bu defa ucuz atlattık ama geçirdiği nöbet sonrası...

...beyin fonksiyonlarında belirgin bir gerileme oluştu.

Geçirdiği nöbet beynine oksijen gitmesini engelledi muhtemelen.

Gerçi etki geçici.

On dakika sonra kendine geldi.

Okulda yaşadığı konuşma bozukluğu gibi belirip yok oluyor.

Yalnız hocam, bu şey her neyse beyin sapına doğru çok hızlı ilerliyor.

Yani kısa süre sonra yürüyemeyecek...

...muhtemelen tamamen yitirecek görme yetisini, sonra da solunum duracak.

Ne kadar zaman veriyorsun?

Tümörse bir iki ay. Enfeksiyonsa iki hafta, o da en çok.

Vaskülerse zaten bir hafta bile sürmez. Hastayı kaybederiz.

Evet.

Durdurun bütün tedavileri.

Ne demek hocam bütün tedaviyi durdurun?

Hocam, ben hâlâ tümör diyorum. Radyoterapiye devam edelim.

(Emre) Cevap vermedi ki radyoterapi.

Evet ama daha kortizon başlamamıştık. Şimdi tekrar deneyebiliriz.

(Müzik...)

(...)

Tümör değil, geç tümörü.

Kortizon da işe yaradı ama neden yaradı, bilmiyoruz.

Durdurun tedaviyi.

Kesin bütün ilaçları.

Çok ilginç.

Çok ilginç!

Hocam...

...ne yapalım peki? Biz oturup hastanın ölmesini mi izleyelim?

Evet.

Oturup hastanın ölmesini izleyeceğiz.

Biraz önce dedin ya, her komplikasyonun ilerleme hızı farklıdır.

Biz de oturacağız, hastamızın ölmesini izleyeceğiz.

Bakalım ne kadar hızlı ölüyor.

Ne kadar hızlı öldüğünü bulursak, sorunu da buluruz.

Buluruz ama iş işten geçmiş olur.

Hocam, çok özür dilerim de...

...böyle bir mantık olabilir mi?

Böyle bir mantık olabilir mi? Bizim yapabileceğimiz başka bir şey olmalı.

Vallahi benim aklıma bir şey gelmiyor. Sizin?

(Müzik)

O zaman...

...dediğimi yapın.

(Müzik)

(Mehmet Ali) Böyle bir şey olabilir mi Allah aşkına?

(Mehmet Ali) Böyle bir şeyin mantığı var mı?

Arkadaşlar, bu adam normal falan değil ya!

Bırakalım, ölsün diyor resmen.

Ölsün demiyor, bekleyelim, görelim diyor.

Ya tamam da abiciğim, ne bileyim!

Yapabileceğimiz başka bir şeyler olmalı.

(Müzik)

Aslında bir şey var.

Bir şey var ama...

...bana yardım etmeniz gerek.

(Hareketli müzik)

(Emre) Bir dakika, sen ciddi misin ya?

Şaka yapar gibi bir hâlim mi var?

Ondan ben seni bahçede bulduğumda beş karış suratla oturuyordun.

Seni bu yüzden mi işe almış ya?

Ciddi ciddi böyle mi söyledi?

Vallahi söylediği bu, kültür falan bir şeyler anlattı.

Sokakta büyümüşüm, sokağı biliyormuşum.

O kadar değildir canım.

Notlarına, dosyana falan bakmıştır herhâlde.

Vallahi bilmiyorum arkadaşlar, söylediği bu.

Vay be! Demek markete girdiniz ha?

Ne aldınız abi peki marketten?

Bir önemi var mı bunun?

Yok ya, öyle meraktan sordum.

Hayır, peki sadece market mi yoksa araba falan da--

(Zeynep boğazını temizledi)

Evet, az kaldı zaten, geldik.

(Müzik)

(...)

Evet arkadaşlar, ne yapıyoruz?

Nasıl giriyoruz içeriye?

-Mehmet Ali? -Evet.

(Mehmet Ali) Ben mimlendim ya!

Ben çünkü Escobar oldum, ben Narcos oldum!

Kapıyı da ben açayım ha?

-Biz öyle bir şey mi dedik? -Buyurun o zaman.

(Hareketli müzik)

Zeynep, sen aşağıyı tut.

Emre, sen de yukarıya bak. Ben açıyorum.

Sen ciddi misin?

Benim için çocuk oyuncağı.

(Müzik)

Buyursunlar.

(Emre) Hadi be.

Ciddi ciddi açtı herif kapıyı.

Vay be. Birinin evine girmek bu kadar kolay demek.

Ne kullandın abi? Maymuncuk mu?

Yok, maymuncuk değil.

Ha, kapının kilidinin arasına kredi kartı soktun. Filmlerdeki gibi.

Yok.

Ee, nasıl?

(Müzik)

Mine'nin anahtarı arkadaşlar. Hemşireden rica ettim, getirdi.

Öyle kriminal bir durum yok yani.

Hadi.

(Müzik)

(Mehmet Ali) Hekimoğlu hep böyle direkt mi konuşur?

Hoca lafı dolandırmaktan pek hoşlanmıyor.

(Zeynep) Ona göre vakit kaybına gerek yok.

O yüzden de aklına geleni söylüyor.

Yani ben her aklıma geleni söylerim demek...

...öküzün önde gideniyim demenin kibarcası herhâlde.

Başta insan biraz bocalıyor ama zamanla alışırsın.

Doktorluk yeteneklerinle değerlendirilmek istiyorsan...

...belki de el âlemin marketini soymaman gerekiyordu.

(Emre) Hiç böyle düşündün mü?

Arkadaşlar, 16 yaşındaydım.

(Zeynep) Ee, yani?

Biz de 16 yaşında olduk.

Ama benim ailemde büyümediniz.

Yani farkı bilmiyorsunuz.

-Bunun tarihi geçmiş midir? -Ne o?

Çiğ köfte. Yer misin?

-Yok abi. -Zeynep, sen?

Saçmalama istersen.

Kadının evini karıştırmak ayıp değil, çiğ köftesini yemek mi ayıp?

Vay be.

Sen bilmem kaç sene oku, not ortalamanı dört yap...

...eşekler gibi ders çalış...

...sonra adam seni 16 yaşında market soydun diye işe alsın.

Ben sana bir şey soracağım.

Hı?

Sen Çapa'dan dereceyle mezun oldun, değil mi?

Evet.

Yani benden daha iyi bir okuldan mezun olmuşsun.

(Zeynep) Not ortalaman da daha iyi.

Siz işe alınmak için ne yaptınız acaba Zeynep Hanım?

Bar kavgasında adam falan mı bıçakladınız?

Çok komik.

Sen ne yaptın da işe alındın acaba?

Ne yaptım acaba?

Koşuyolu Kız Yetiştirme Yurdu'nda büyümüş.

(Hareketli müzik)

Ben hâlâ tümör diyorum hocam.

Turbo tümör.

Turbo?

Tümör değil bu.

Bu kadar hızlı kötüleşmezdi hasta.

Tümörün hızı değil bu.

(Ateş) Başka bir şey.

Ayağa kalkamıyor kız.

Evinde bir şey bulamadınız mı?

-Yok. -İlaç, toksin?

Bu semptomları açıklayacak hiçbir şey yok.

Hocam, nereye?

(Müzik)

Siz onu çok şey yapmayın.

Düşmek yok. Ben güveniyorum size.

Nasıl bulamadı bunca doktor? Benim aklım almıyor.

Ben de bilmiyorum Suna.

Benim artık gücüm kalmadı.

Lütfen, söyleme böyle.

Ciddiyim ben.

Dayanamıyorum ki.

Çok yoruldum.

Mineciğim, biliyorum, zor.

(Suna) Ama geçecek.

Biraz daha sık dişini, olur mu?

Bulacaklar elbet.

Suna, ben artık evime gitmek istiyorum.

Ben...

Ben dayanamıyorum artık burada olmaya.

Ben artık doktor, ilaç, tedavi, muayene istemiyorum.

Ben evime gitmek istiyorum sadece.

Gel güzelim.

(Ağlıyor)

(Duygusal müzik)

(Duygusal müzik)

-Alın bakalım. -(Zeynep) Sağ ol.

-Afiyet olsun. -Sağ ol.

Ayy.

Zeynep, üşüdüysen vereyim bunu ben.

Yok, yok, iyiyim.

Üşümek iyi geldi hatta. Ayılttı.

Bana da öyle.

Mine bu akşam hiç yemek yememiş.

-Hadi ya. -Evet.

Elini bile sürmemiş.

Kızın geldiği durum enteresan gerçekten.

(Müzik)

(Emre dış ses) Ne acayip, değil mi?

(Emre dış ses) Kısa süre önce işinde gücünde, hayat dolu bir insan.

(Emre dış ses) Şimdiyse ne hâlde.

(Zeynep dış ses) Gencecik bir de.

(Emre dış ses) Orada bizim onu kurtarmamızı bekliyor...

...ve biz hiçbir şey yapamıyoruz.

O öğretmen arkadaşından başka kimse de gelmemiş galiba ziyarete.

Bir tek biz varız bayağı.

Arkadaşlar, tamam. Çözeceğiz, bizim işimiz bu.

Ayrıca bu kadar duygusal bağlantı kurmayın hastayla.

Hoca nerede?

Kim bilir.

Hastası bu hâlde ve kendisi yok.

Nerede ya? Evinde mi mesela?

Sanmıyorum.

Niye burada değil peki?

Niye saklanıyor?

Kendine kızıyor çünkü şu an.

(Müzik...)

(...)

Arkadaşlar, kafayı yiyeceğim ben.

Biz niye bulamıyoruz bu kıza ne olduğunu?

Nefret ediyorum şu hâlimizden. Resmen kilitlenip kaldık.

-Al benden de o kadar. -Bir şeyi atlıyoruz ama ne?

(Erkek) Hocam, siparişleriniz geldi.

(Emre) Sağ olasın.

Hocam, bir şey yer miydiniz? Göremeyince soramadık.

Çiğ köfte, öyle mi?

Evet, canım çekti kızın evinde gördüğümden beri.

Ne dedin?

Hişt! Hop! Ne dedin?

Canım çekti dedim.

Ondan sonra ne dedin?

Kızın evinde gördüğümden beri.

Kızın evinde çiğ köfte mi gördünüz?

Evet, dolapta vardı.

Bir şey bulamadık, dediniz.

Nasıl yani hocam?

Etli mi, etsiz mi?

Ben çok anlamam ama etliydi galiba.

Hepiniz toplanıyorsunuz, kızın evine gidiyorsunuz...

...kızın evinde çiğ köfte görüyorsunuz. Canınız çekiyor. Aşeriyorsun.

Üzerine muhabbet ediyorsunuz.

Hâlâ nörosistiserkozis demiyorsunuz! Bravo size!

Beyninde kurt mu var diyorsun yani?

Evet! Her şey uyuyor!

Belki de yıllardır bu kurtçukla yaşıyor kızcağız.

İyi de hocam, her çiğ köfte yiyen acile mi gidiyor?

Üstelik bu genellikle domuz etinde görülen bir durum değil mi?

Yahu kim bilir kimin yaptığı belli olmayan...

...çiğ köftenin içine ne eti koyduklarını nereden biliyorsun?

Her şey olabilir onun içinde.

Şimdi söyle bakalım Nörolog Efendi!

Vücudunda tenya olan birine kortizon verirsen ne olur?

Ha, söyle bakalım!

Önce hastanın durumu iyiye gider, sonra kötüleşir.

Tipik bir vakada pişmemiş et yersen, tenyanın larvalarını da yemiş olursun.

(Ateş dış ses) Bu kurtçuklar kancalarıyla bağırsağa çapa atarlar.

Orada kalırlar, orada yaşarlar, orada büyürler, orada ürerler.

Çiğ köfte. Adı üstünde, çiğ!

Ama hocam, tek bir lezyon var hastada.

Kızın beyninde problem. Beyin nerede, bağırsak nerede?

Tipik bir vaka dedim. Bizimki tipik demedim.

Bir tenya günde otuz bin yumurta bırakır.

(Ateş dış ses) Nereye gider bunlar?

(Emre dış ses) Dışkı yoluyla dışarı.

(Ateş dış ses) Dışarı. Hepsi değil.

(Ateş dış ses) Yumurta larvaya benzemez.

(Ateş dış ses) Yumurta bağırsak duvarını aşabilir ve kana karışabilir.

-(Ateş dış ses) Kan nereye gider? -(Zeynep dış ses) Her yere.

Her yere!

Eğer kurtçuk sağlıklıysa...

...bağışıklık sisteminin haberi bile olmaz kurtçuğun varlığından.

Kendine bir duvar örer. Özel bir sıvının içinde rahat rahat yaşar.

Harika bir şey!

Harika bir şey hocam. O zaman biz bir baytar çağıralım.

Kurtçuğu tedavi etsin hocam. Kız da mutlu mesut yaşasın.

Yani kusura bakmayın ama...

Çok geç.

Çok geç.

Kurtçuk ölüyor.

(Ateş dış ses) Ölmekte olan tüm canlılar gibi gücünü kaybediyor.

(Ateş dış ses) Bağışıklık sistemi bunun farkına varıyor.

(Ateş dış ses) Kurtçuğa saldırıyor. Savaş başlıyor.

Savaş meydanında her şey şişiyor.

Neresi savaş meydanı?

Beyin.

Beyin için bu çok tehlikeli. Hastamızın kafası gidiyor.

Göremiyor, konuşamıyor.

Vallahi bilemedim doktor.

Eozinofil seviyesi normal.

Parazit enfeksiyonunda yükselmesi beklenir.

(Orhan) Hâlâ yüzlerce tanı koyabiliriz.

Senin söylediklerin tamam.

Evet ama kesin tanı için yeterli değil.

Kanıt olmadan da tedaviye başlayamayız.

Gerek yok kanıta. Gerek yok, tedaviye başlayacağız.

Zaten her şey için artık çok geç.

-(Orhan) Bitti. -Hocam, yoksa--

Yok, hayır.

(Orhan) Yanından geliyorum şimdi kızın.

Psikolojisi çökmüş durumda. Artık yeni ilaç, deney falan, hiçbir şey istemiyor.

Evime gideyim, huzurlu bir şekilde öleyim dedi.

Kanıt olmadan hiçbir şey yapamayız.

(Müzik)

Ayfer Hemşire, müsaade eder misin bana biraz?

(Ayfer) Tabii hocam.

Ateş Hekimoğlu ben.

Nihayet tanıştık.

Beyninde tenya var.

(Ateş) Aptallık ediyorsun.

Bir an önce bir şey yapmazsak hafta sonuna kadar ölmüş olacaksın.

Ben size niye inanayım?

Siz bu tenyayı gördünüz mü?

Yani gözünüzle gördünüz mü?

İyileştikten sonra sana diplomalarımı gösteririm, olur mu?

Şimdi seni inandıracak vaktim yok.

Doktor Bey, siz benim vaskülit olduğuma da emindiniz.

(Mine) Onu tedavi ettiğinize de emindiniz.

Ben şimdi yürüyemiyorum.

Benim altıma bez bağlıyorlar.

(Mine) Doğru dürüst önümü göremiyorum.

Bu yeni tedaviniz bana ne hediye edecek Ateş Bey?

Ben tedaviden bahsetmiyorum.

Tamamen iyileşmekten bahsediyorum.

Yani daha önce yanıldım.

Şimdi de yanılıyor olabilirim diye...

...ölmek mi istiyorsun?

(Müzik)

Niye topallıyorsunuz siz?

(Müzik)

Enfarktüs geçirdim.

Kalp krizi mi?

Yani.

Kan akışının engellenmesi kalpte olursa...

...kalp krizi olur.

(Ateş) Beyinde olursa inme olur.

Akciğerde olursa emboli olur.

Benimki kasık adalelerimdeydi.

Yapabilecekleri bir şey yok muydu?

Vardı.

Doğru teşhis koymuş olsalardı vardı.

Bir şeyler yapabilirlerdi.

(Ateş) Ne yazık ki tek belirti ağrıydı.

Çok nadir görülen bir şey...

...kasık adalelerinde...

...kas ölümü. Neyse.

O zamanlar öleceğinizi hissetmiş miydiniz?

Keşke ölsem diye düşünmüştüm.

Demek insanların size bakışlarından rahatsız olduğunuz için...

...ofisinizde saklanıp...

...hastalarınızı görmüyorsunuz.

Hayat size kazık atmış.

Siz de kaçarak, saklanarak onunla ödeştiğinizi düşünüyorsunuz.

Ama gelmiş benden savaşmamı bekliyorsunuz.

Niye?

Benim sizden daha güçlü olduğumu size düşündüren şey ne?

Doktor Bey, ben sadece...

...sürünmeden, başım dik ölmek istiyorum.

Öyle bir şey yok.

Başım dik ölmek diye bir şey yok.

Vücudumuz bir makinedir. Eninde sonunda arızalanır.

Bazen ana karnında, bazen 90 yaşında.

(Ateş) İllaki arızalanır.

Arızalandığı zaman öyle asaletmiş...

...başımı dik tutmakmış...

...vız gelir tırıs gider.

Konuşamıyormuşsun, yürüyemiyormuşsun, göremiyormuşsun...

...yok efendim, altına bez bağlıyormuşsun.

(Ateş) Bunların bir önemi yok.

Ölüm her zaman korkunçtur.

(Ateş) Her zaman.

Bak bana.

Yaşarken başın dik olabilir.

Öldüğünde...

...imkânsız.

(Heyecanlı müzik...)

(...)

(...)

Tedavi istemiyor.

Nasıl istemiyor?

İstemese de bir yolunu bulmamız lazım.

Akli dengesi yerinde değil diyerek rapor isteyebiliriz.

Yerinde yerinde. Gayet yerinde aklı.

-İyi de yine de-- -Yok, yok. Boşuna uğraşmayın.

İkna etmek için bir şey yapmayacak.

(Orhan) Çünkü kız onun için artık bir vaka değil.

Ona saygı duyuyor, değil mi?

Ona saygı duyduğunuz için ölmesine göz mü yumacaksınız hocam?

Vakayı çözdüm. Benim işim bitti.

Gerisi ona kalmış.

Hastalar her zaman kanıt isterler.

(Ateş) Araba satmıyoruz burada. Garanti veremeyiz.

Tenya olduğunu kanıtlayabiliriz.

Yani yüzde 100 emin değilim ama...

Sadede gelsene.

Röntgen.

Röntgen çekeceğiz.

Basit, eski, 100 yıllık teknoloji.

Tenya güneş gibi parlayacak röntgende.

Kontrastlı MR gibi olacak aynı.

Tomografide bir şey çıkmadı ama.

Tenyanın oluşturduğu kist, beyin sıvısıyla...

...aynı yoğunlukta olduğu için bir şey çıkmadı tomografide.

Emre haklı.

Röntgen çekeceğiz.

Beyni değil ama bacakları.

Tenyalar kasık adalelerine bayılır.

Beyinde varsa mutlaka bacaklarında da vardır.

Çekin röntgeni.

Aferin.

(Müzik...)

(...)

Mineciğim, şimdi hiç kıpırdamıyorsun. Tamam mı?

(Hareketli müzik)

İşte bu gördüğün bir tenya larvası.

Yani bacağımda varsa beynimde de var mıdır?

Ve bu çok iyi bir haber.

Şimdi ne yapacaksınız?

Seni iyileştireceğiz.

(Emre) Albendazol.

İki tane ilaçla mı iyileşeceğim ben?

Aynen öyle. Her gün, en az bir ay boyunca tok karnına içeceksin.

İki tane ilaçla mı?

(Emre) Evet.

İlacın muhtemel yan etkileri; karın ağrısı, mide bulantısı, baş dönmesi...

...ateş ve saç dökülmesi olacak.

Ama sen bütün bu yan etkileri göstersen bile...

...biz sana yine de bu ilacı içireceğiz.

(Hareketli müzik)

İşlem tamamdır. Hapı yuttu.

(Zeynep) Vallahi bravo.

Röntgen demesen, kanıtı bulmasan kız tedaviyi kabul etmeyecekti.

Yok ya, öyle abartılacak bir şey yok.

(Emre) Ama...

Hani sormuştun ya Zeynepciğim, hoca seni niye işe aldı diye.

Evet.

İşte bu yüzden.

-Anladın mı şimdi? -Anladım.

Evet, bir gizem daha çözüldü.

(Mehmet Ali) Kaldı geriye bir gizem daha.

(Mehmet Ali) Hadi çıkalım.

Hadi görüşürüz.

Acaba neden işe alındın?

(Müzik)

Geç kaldın.

İşte ancak kendime geldim.

(Ateş) Dün gece saat kaça kadar çalıştım.

Geldik işte.

Bir tane hastaya bakmak çalışmak sayılmıyor. Kaç kere söyleyeceğim?

Allah Allah!

Ne yapayım?

Hastane bütçesine katkı olsun diye çıkayım sokağa, tezgâh mı açayım?

Teşhis konur diye.

Hadi.

Of!

Sevgili hastalar ve yakınları, hastanemize hoş geldiniz.

Zaman kazanmak ve gereksiz muhabbetlere...

...girmemek için baştan söylüyorum, ben Ateş Hekimoğlu.

Bugün bu poliklinikte hasta gören üç doktordan biriyim.

Ateş, şovun bittiyse şuradan bir dosya alsana.

Bu arkamda görmüş olduğunuz güneş gibi parlayan hanımefendi İpek Tekin.

Kendisi hastanemizin yöneticisi.

Uzun zamandır kırtasiye işleriyle uğraştığı için...

...asıl mesleği olan doktorluğu unutmuş bulunmakta.

O yüzden sizlerle ilgilenemez.

Bana gelince...

...ben bir nefroloji ve enfeksiyon hastalıkları uzmanıyım.

Teşhis konusunda fena değilim.

Diplomam var.

Aynı zamanda bu poliklinikte...

...zorla tutulan tek doktorum.

Zorla tutulan tek doktor.

(Ateş) İpek Hanım sağ olsun.

Şimdi...

...beni daha yakından tanımanız için...

...tanıştırmak istiyorum. Bu benim sevgili...

...ağrı kesicim.

Çok uzun zamandır beraberiz kendisiyle.

Çok yakın bir ilişkimiz var.

Şimdi endişelenmeyin.

Benim bağımlılık sorunum yok.

Benim sorunum daha ziyade ağrı.

O yüzden sizden rica ediyorum...

...bugün benim başımı ağrıtmayın. Lütfen.

Evet, şimdi kim bu hasta doktorun hastası olmak ister?

Evet, görelim bakalım elleri.

(Ateş) Kim benim hastam olmak ister?

Bugünün şanslı hastası kim?

Kalksın eller.

Ben de öyle tahmin etmiştim.

Şimdi diğer iki doktorun hastası olmak isteyenler kim?

Evet, ben de öyle düşünmüştüm, ne yalan söyleyeyim.

Peki. O zaman fikrinizi değiştirirseniz...

...ben iki numaralı odadayım.

Gelip beni görebilirsiniz. Geçmiş olsun tekrar, geçmiş olsun.

Adama bak ya. Aman, ölsem bile ben buna görünmem.

-Tufan Aydın. -Benim.

Buyurun lütfen. Ateş Bey'in odasına alalım sizi.

Yok, ben başka bir doktordan randevu almıştım.

Evet, anlıyorum efendim. Ama şu anda onlar meşguller.

(İpek) Lütfen buyurun.

Buyurun, buyurun.

Sürekli yorgunum Doktor Bey.

Oradan da kronik yorgunluk sendromu olduğuna karar verdin.

Evet, baktım çünkü internetten, öyle yazıyor.

Çok iyi.

Bana neyi soruyorsun?

Şöyle, şimdi geçen ay benim iki kere başım ağrıdı.

(Tufan) Bir kere de böyle ateşim çıkar gibi falan oldu.

Bazı geceler de uyuyamıyorum. Konsantrasyonum çok düşük.

İşi de yansıyor tabii.

İnternette gezmekten oluyor olmasın bunlar?

Şey, ben 'fibrofiyalji' diye düşündüm. Siz ne dersiniz?

-Ne? -'Fibrofiyalji'.

'Fibrofiyalji'?

Vallahi bravo.

Vallahi koymuşsun teşhisi.

-Gerçekten mi? -(Ateş) Evet.

Yani şu interneti bulandan Allah razı olsun.

Bizim işler yarı yarıya hafifledi.

Vallahi ilk size muayene olacağım diye hafiften bir gerilmiştim.

(Tufan) Ama şimdi epey rahatladım.

Peki, nedir bunun tedavisi?

Ona da baksaydın internette. Ha?

Ne iş çıkarıyorsun canım şimdi bize?

Şaka şaka! İstediğin tedavi olsun.

-İsim neydi? -Tufan.

Gözün aydın Turan, yaşayacaksın.

Şey Doktor Bey, ilaç falan bir şey yazmayacak mısınız?

Ben alayım, hemen başlayayım çünkü.

Ne gerek var şimdi eczane falan?

Ben şimdi buradan sana ayarlarım bir kutu.

Hemen başlarsın almaya, olur mu?

Süper! Şahanesiniz hocam, sağ olun.

Ne demek, işimiz.

Oh!

-Ayfer Hemşire. -Buyurun hocam.

Benim ağrı kesici bitti de.

Bir kutu ayarlayabilir misin bana arkadan?

Tamam hocam.

Hemşire Hanım, bozuk para var mı?

Dört beş lira, demir para?

-Nasıl hocam? -Öğleden sonra çaylar benden.

Ondan değilim hocam, aşk olsun. Hemen hallediyorum.

Buyurun hocam.

-Buyurun hocam. -(Ateş) Harika.

(Hareketli müzik...)

(...)

-Ne yapıyorsun? -Ne yapayım, iyiyim.

Sen ne yapıyorsun?

Başımı derde sokacak bir şey yapmıyorsun yine umarım.

Yok ya, işte hasta görüyorum.

Hah.

İsim neydi ya?

-Tufan. -Hah.

Turancığım, ilacın bu.

Hastası olacaksın.

Tamam, çok sağ olun Doktor Bey.

Şey, benim bunun için ücret falan, bir şey ödemem gerekmiyor mu?

Yok yok, bu seferlik benden olsun.

Benim için de bir değişiklik oldu.

Normalde biliyorsun, hastaya ilaç veriyoruz...

...bu sefer ilaca hasta verdik. -Nasıl yani?

Boş ver. Şimdi bundan günde...

...beş tane al. Oldu mu? Bol suyla, tok karnına.

-Tamam, çok sağ olun Doktor Bey. -Hadi bakalım, çak!

-Hadi geçmiş olsun. -Sağ olun.

(Kapı vuruldu)

Selim Bey, merhaba.

-Hoş geldiniz. -(Selim) Hoş bulduk.

Lütfen buyurun, oturun.

Gelmenize çok sevindim.

-Ne içersiniz? -Sağ olun, bir şey almayayım.

(İpek) Peki.

Selim Bey, ne diyeceğimi gerçekten bilmiyorum.

Geçen sefer buradan çok tatlı ayrılmamıştınız.

(İpek) Şikâyetçi olmakta da yerden göğe hakkınız var.

Kim olsa aynı şeyi yapardı.

Ben de şikâyetinizi geri çekmeniz için...

...sizden bir ricada bulunmayacağım.

Sizi çok iyi anlıyorum.

Ama sizin de beni anlamanızı istiyorum. Ben...

...Ateş Hekimoğlu'nu kovamam. Çünkü en iyi doktorlarımdan biri.

Bakın...

...ben buraya teşekkür etmeye geldim.

Efendim?

(Selim) Teşekkür etmeye geldim ben buraya.

Sizin doktor, Hekimbaşı...

Hekimoğlu.

Haklı çıktı bana söylediklerinde.

Kim kocasının renginin değiştiğini fark etmez ki?

Yani öyle deyince...

...benim de içime bir kurt düştü.

İyi ki düşmüş o kurt.

Sonra ben...

...takip ettim karımı.

-Gerçekten de-- -Çok üzüldüm Selim Bey.

Yoo, üzülmeyin.

-Yani ne derler? Her işte bir-- -Hayır vardır.

Evet. Neyse.

İşte öyle. Şey, siz iletirsiniz kendisine teşekkür ettiğimi.

Tabii ki.

Ayrıca sizden de çok özür dilerim, size bağırdığım için.

Rica ederim.

Kadınlara bağırmamak lazım, değil mi?

-İyi günler. -Size de.

(Hareketli müzik...)

(...)

Hocam, beni niye işe aldınız?

Nereden çıktı şimdi bu?

Mehmet Ali'yi market soyduğu için işe almışsınız.

(Sessizlik)

Mehmet Ali'yi zamanında market soymuş...

...bir doktor olduğu için işe aldım.

Emre'yi de babası rica etti, o yüzden işe aldım.

Peki, beni neden işe aldınız?

Seni?

Çünkü aşırı derecede güzelsin.

-Tek sebep bu mu yani? -(Ateş) Evet.

Tablo gibi. Asarsın ya duvara...

arada sırada dönüp bakmak için.

-O mantık. -Ben sınıfımın en iyilerindendim.

Ama en iyisi değildin.

Ne o...

...alındın mı?

Zekâ yerine güzelliği seçtim diye.

Bulunduğum yere güzelliğimle gelmedim ben.

Çok çalışarak geldim.

Ama çalışmak zorunda değildin.

İnsanlar en az çabayla en yüksek yerlere gelmek isterler.

Doğanın kanunu bu.

Şaşıracak bir şey yok bunda.

Ama sen bunu reddettin.

İşte bu yüzden seni işe aldım.

Gider, zengin bir adamla evlenirdin.

Mankenlik yapardın.

Sırf görünüşün yüzünden...

...insanlar sana bir sürü şey verirlerdi.

(Ateş) Oh, ne güzel. Ha?

Ama sen böyle yapmadın.

Sen eşekler gibi çalıştın.

İltifat mı yani şimdi bu?

Güzel kadınlar tıp fakültesine gitmezler Zeynep.

Güzel oldukları kadar yaralı değillerse tabii.

(Ateş) Neyin var senin?

Nedir hikâyen?

Ailen mi?

Hayır.

Annen, baban...

...bir şey mi yaptılar zamanında?

Hayır.

Ama bir yaran var.

(Mesaj geldi)

Gitmem lazım.

(Kapı açıldı)

(Kapı kapandı)

("Candan Erçetin - Yalan" çalıyor)

"Geri döndüren gördün mü geçmişi?"

"Boşa soldurdun o nazlı gençliği"

"Bir avuç toprak için yor kendini"

"Dünyada ölümden başkası yalan"

"Bir avuç toprak için yor kendini"

"Dünyada ölümden başkası yalan"

"Yalan, başkası yalan"

"Dünyada ölümden başkası yalan"

"Yalan, başkası yalan"

"Dünyada ölümden başkası yalan"

("Candan Erçetin - Yalan" çalıyor)

"Zaman kendine benzetmez herkesi"

"Hesapsız açar baharlar pembeyi"

"Açmadığın dalda sözün geçer mi?"

"Dünyada ölümden başkası yalan"

"Açmadığın dalda sözün geçer mi?"

"Dünyada ölümden başkası yalan"

"Yalan, başkası yalan"

"Dünyada ölümden başkası yalan"

"Yalan, başkası yalan"

"Dünyada ölümden başkası yalan"

("Candan Erçetin - Yalan" çalıyor)

"Yalan, başkası yalan"

"Dünyada ölümden başkası yalan"

"Yalan, başkası yalan"

"Dünyada ölümden başkası yalan"

Mineciğim, nasıl hissediyorsun kendini?

-Nasılsın? -Çok daha iyiyim.

-Harika. -Evet.

(Emre) Her şey de iyi gözüküyor zaten.

Kan değerlerin de gittikçe düzeliyor.

Yani bu demek oluyor ki en fazla iki güne çıkabileceksin.

Çok teşekkür ederim hepinize, gerçekten.

Rica ederiz canım, biz işimizi yaptık.

Ateş Bey'e de teşekkürlerimi iletin, olur mu?

Tabii söyleriz.

(Boğazını temizledi)

Bir dakika, bir şey mi var?

Siz bana bir şey söylemiyorsunuz.

Bir sorun daha mı çıktı?

Bir sorun var.

Sen kandırdın bizi. Yani kandırmışsın daha doğrusu.

-Nasıl yani? -Kimsem yok demiştin bize.

Ee?

Ziyaretçilerin var.

Ziyaretçiler derken?

Vallahi ben sayamadım ama bir on kişi falan varlar.

Nasıl ya?

Hanımefendiler, beyefendiler buyurun.

Sürpriz!

-(Hep bir ağızdan) Biz geldik! -Hoş geldiniz.

-Nasılsınız? -İyiyim.

Ne zaman geleceksiniz?

-İyileştiniz mi öğretmenim? -İyileştim.

-Sizi çok özledim. -Ben de seni çok özledim.

Hemen geleceğim.

(Duygusal müzik...)

(...)

(Siren çalıyor)

Poliklinik nasıl gidiyor? Kaçmadı değil mi daha?

Hayır, kaçacak yer bırakmadım ki.

(Zeynep) Nasıl görmedik gözümüzün önündekini?

(Zeynep) İnanamıyorum.

İşte insan bazen uzağa bakmaktan kendi yakınındakini göremiyor.

Vay be, güzel laf.

Sanki bir Hekimoğlu havası seziliyor ama.

Ne alakası var canım?

Yalnız adam iyi.

Yani çiğ köfteden girdi, tenyadan çıktı falan.

Tavırları biraz...

...enteresan ama işinde iyi.

Aramıza hoş geldin.

Televizyon istiyor odasına, biliyorsun değil mi?

-Odasına mı? -Evet.

İzlediği bir tane dizi varmış, efendim kaçırıyormuş.

Aklı kalıyormuş.

Akıllı bir telefon alsa kendine.

Olur mu? Kabul etmiyor ki.

Yani telefon konuşmak içinmiş.

Akıllı telefonlar konuşmanın dışında her şeyi yapıyorlarmış.

Büyük saçmalıkmış.

-Afiyet olsun. -Afiyet olsun. Gelsenize.

-Rahatsız etmeyelim hocam. -Estağfurullah, gelin ya, gelin.

Afiyet olsun.

Afiyet olsun.

Arkadaşlar, ellerinize sağlık.

-Çok uğraştınız. -Görevimizi yaptık.

Yok, hayır, İpek Hanım hastayı kastetmiyor.

Hekimoğlu'nu kastediyor. Onunla çok uğraştığınız için.

Ee, Mehmet Ali, nasıl gidiyor? Alışabildin mi?

İyi her şey.

Elimizden geleni yapıyoruz hocam.

Belki elinizden gelenden...

...daha fazlasına ihtiyacımız olabilir Mehmet Ali.

Ben gidiyorum, beni çağırıyorlar.

-Herkese afiyet olsun. -Sağ olun.

Sağ olun.

Yalnız İpek Hanım...

...Orhan Hoca'dan da hiç beklemezdik.

-Neyi? -Ee, yalan söylemiş.

Kız, kuzenim demiş.

Biz evde fotoğrafları gördük.

Yetiştirme yurdunda büyümüş.

Siz şimdi Orhan Hoca'nın ne dediğini falan boş verin.

İşe yaradı mı yaramadı mı, ona bakın.

-Afiyet olsun. -Afiyet olsun.

Ha, bu arada...

...herkesi kandırdığını sanıyor.

Sakın bildiğinizi söylemeyin.

Çok bozulur.

(Hareketli müzik)

(Televizyon açık)

Gerçekten inanmıyorum sana ya.

(Televizyon açık)

(Televizyon açık)

Bu böyle 7/24 yayınlanıyor mu hep?

Tekrarı.

-Tekrarı mı? -Bir dur!

Abi, gerçekten manyak mısın sen?

(Televizyon açık)

Niye yalan söyledin?

Amcamın kızı dedin ya hasta için.

-Niye yalan söyledin? -Ne yalanı ya?

Nereden çıktı şimdi bu?

(Orhan) Kim söyledi sana bunu? Yok öyle bir şey. Amcamın kızı.

-Emin misin? -Ne demek? Eminim.

Kız yetimhanede büyümüş.

Amcan zaten hayatta.

Yani neresinden tutsan yalan.

İnsan inanmaya utanıyor.

Peki, bir şey soracağım, en başından beri mi biliyordun?

Sence?

Evet abiciğim, söyledim.

(Orhan) Bir sefer de ben yalan söyledim.

Ne olacak?

-Niye? -Ne niye?

Vakayı al diye.

Hasta falan gördüğün yok ya.

Yani elin kızına yardım edeyim diye...

...en iyi arkadaşına yalan söyledin.

Evet, yani.

En iyi arkadaşım diyorsun ha?

Benim değil, senin.

-Nasıl? -Senin en iyi arkadaşın benim.

Ben?

(Duygusal müzik)

Sen benim tek arkadaşımsın.

(Duygusal müzik)

Ateş Hoca'm, bir hastanız geldi. Sizi soruyor.

(Tufan) Ateş Hoca'm, merhaba. Nasılsınız?

(Hareketli müzik)

Geçen hafta bir ilaç vermişsiniz galiba.

Çok memnun kalmış. Devamını istiyor.

Bozuk paran var mı, demir paran?

Bu dizinin sesli betimleme, ayrıntılı altyazı ve...

...işaret dilini kapsayan eşerişimi Kanal D tarafından...

...Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.

www.sebeder.org

Sesli Betimleme Metin Yazarı: Emine Kolivar

Seslendiren: Emine Kolivar

Ayrıntılı Altyazı Çevirmenleri: Ece Naz Batmaz - Fatih Kolivar...

...Feride Tezcan - Gökberk Yılmaz - Gülay Yılmaz

İşaret Dili Çevirmeni: Oya Tanyeri

Son Kontroller: Beliz Coşar - Zerrin Çınar - Samet Demirtaş

Teknik Yapım: Dağ Prodüksiyon ve Yeni Gökdelen Tercüme

(Jenerik müziği...)

(...)

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.