All language subtitles for Dengi Dengine 1 Bölüm

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Bu dizinin sesli betimleme, ayrıntılı altyazı ve...

...işaret dili çevirisini kapsayan eşerişimi...

...Medya Fikir Kulübü Yapım tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.

www.sebeder.org

(Jenerik müziği...)

(...)

(...)

(Jenerik müziği...)

(...)

(...)

(Jenerik müziği)

Selamünaleyküm. Hayırlı işler.

Hayırlı işler kardeşler.

Hayırlı işler.

Teşekkürler. Yine bekleriz.

Güle güle efendim. Yine bekleriz.

-Hoş geldin baba. -Hoş bulduk oğlum. Nasılsın?

İyiyim. Sen nasılsın?

Bu ne oğlum ya? Unla ne işin olur senin? Tamam.

Hayırdır, sen sinirli misin?

Niye sinirli olayım oğlum?

Pide hazırlığımız tamam, bak ramazana giriyoruz.

Her şeyimiz tamam, gireceğiz, bu muhtar yüzünden ramazana giremiyoruz.

Bir davulcu bulamadı. Sanki kıran girdi.

Evet, biliyorum.

Bulur ama o, biliyorsun.

Kibar söylüyorum bak, yaşlı adam, kalbini kırmak istemiyorum abi.

Muhtar, yapamıyorsan yapma bu işi.

Tamam, sinirlenme.

-İyi, bir çay söyle hadi. -Söyleyeyim baba.

Yok, söyleme. Ben şu muhtara gideyim de...

...nedir, ne değildir, buldu mu, bulmadı mı, uyuyor mu, uyumuyor mu?

Bu ne biçim adam. Kalbini kıracağım...

...kırmak istemiyorum. Bir de bana sinirli diyorlar.

-Sakin ol. -Hadi, geleceğim ben.

Allah Allah! Bunu kim sinirlendirdi? Annemler mi?

Allah'ım ya Rabb'im! Bir de durmuş kapısını açmışlar.

Bekliyor, sanki iş yapacak gibi.

Nüfus cüzdansız iş yapılmaz.

Senin ne işin olur nüfus cüzdanıyla? Muhtarsın sen.

Öyle mi?

Bir de böyle deneyelim bakalım yapabilecek mi.

Oh! Keyfe bak. Bak hele muhtar.

Aa, Veysel Usta, hoş geldin.

Al.

-Ne bu? -Kredi kartı.

Benim nüfus cüzdanım. Kapıya yazmışsın öyle nüfus cüzdansız iş yapılmaz diye.

Al sana nüfus cüzdanı. Davulcu bul, hadi.

Yahu Veysel Usta, o muhtarlıktan işlem yaptırmak isteyenler için.

Ben bununla davulcuyu nasıl bulayım?

Sinirlenmeyeyim, sinirlenmeyeyim diyorum, sinirlendiriyorsunuz adamı.

Davulcu bulacaksın. Yapacağın iş bu, muhtarsın ya!

Veysel Usta, kimse bahşiş vermiyor. Muhtar nasıl bulsun?

Davulcular diyor ki bahşiş olmayan yerde biz çalmayız diyorlar.

Senelerdir çalmışlar, çalmışlar, bahşişlerini alamamış adamlar.

Onun için gelmek istemiyorlar. Ben ne yapayım?

Bahane, bahane, bahane. Bahane bilmiyorum ben.

Herkes bekliyor. Vallahi davulcuyu bulmadan bize görünme.

Kimse seni görmek istemiyor. Ben demiyorum, onlar diyor. Hadi.

Tamam da Veysel Usta, şimdi ben...

Allah Allah! Ben cebimden mi vereceğim bunun parasını?

(Müzik)

Açılıyor şimdi, açılıyor.

(Erkek) Algıladı. Buyurun.

Aferin evladım. Aferin.

(Erkek) Aferin evladım, hep böyle ol.

Lan!

Lan, ne yapıyorsun sen burada?

İlan yapıştırıyorum hocam.

Bateri ve gitar dersi almak ister misiniz?

Yoo, istemem. Ne ilanı bu?

Hocam, yazıyor işte. Şimdi bizim küçük bir rock grubumuz var.

Evet?

-Biz kendi çapımızda takılıyoruz falan. -Evet?

-Şimdi biz bir festivale katılmak istedik. -Bana ne festivalden!

Hocam, anlatıyorum, bir dakika.

Festival şeymiş... Klip istedi bizden. Bir müzik klibi çekmemizi. Bizim paramız yok.

O yüzden dedik ki böyle özel ders olaylarına falan girelim.

Allah Allah! Benim üniversitem İş ve İşçi Bulma Kurumu mu acaba?

Götür onu, başka yere as.

Bu akademik ilan panosu.

Buraya sadece akademik ilanlar asılır.

Bu akademik ilan?

Evet. Götür onu başka yere as.

Hocam, iki gün dursun şurada bari, ne olur.

Götür, götür!

-İki gün. -Lan!

-Hocam. -Yürü!

Bari yanlışlıkla yere falan düşüreyim, biri bulur.

Al onu oradan, al onu oradan.

Başka yere, başka yere as.

Başka yere!

Kardeş, enstrüman--

Alma, alma çocuğum! Alma evladım.

Hocam, bulaşmasana.

Alma çocuğum. At onu, at evladım.

Metrobüste bak çantanın arkasına.

Şuraya bak. Nereye gidiyor lan o?

Nereye gitti acaba?

("Murat Kekilli - Salını Salını" çalıyor)

"Bu mevsimde çok güzel olursun"

"Düşlerimin içinde"

"Ben kendi sokağımda kayboldum mavilerin içinde"

"Mavilerin içinde"

"Salını da salını da düştün içime"

"Hadi çıkar çıkarabilirsen"

"Döndüm yedi kere kendi üzerime"

"Sekizi de dön dönebilirsen"

"Salını da salını da düştün içime"

"Hadi çıkar çıkarabilirsen"

"Döndüm yedi kere kendi üzerime"

Seyfi abi!

Seyfi abi, duyamıyoruz abi, sesimiz gitti!

-Ne diyor? -Abi, duyamıyormuş.

Bağırıyorum ya işte, nesini duyamıyormuş?

Kendi sesini duyamıyormuş abi.

Ben de duyamıyorum.

Abi, çok bağırıyorsun abi. Haklıyken haksız duruma düşüyorsun.

Bak, yanlış yapıyorsun.

Bunu da al...

Bunu da aldık oğlum gruba.

Abi, öyle demesene, adam ne güzel elinden geleni yapıyor...

...bizimle oğlunun hayalini gerçekleştirebilmek için.

Biliyoruz oğlum.

Ben de Toprak'ın hayali için katlanıyorum zaten.

(Geçiş sesi)

Abi, festival böyle sahnelerde yapılıyormuş.

Düşünsenize abi, böyle binlerce insanın önünde...

...bir sürü ünlü grupla beraber biz de sahne alıyoruz.

Abi, süper olur.

Size bir şey söyleyeyim mi, biz de bu ünlülerle fotoğraf çektiririz...

...sonra onu İnsta'ya koyarız. Sonra bize de milyonlarca takipçi gelir.

(Erkek) Sonra biz de buraya çıkarız abi.

Doğru, biz zaten çıktık İnsta'ya fotoğraf koymadan önce.

Zaten niye aynı yerde çıkalım ki? Gider başka yerlerde çıkarız abi.

Gençler, kapılmayın boş hayallere, almazlar ki bizi oraya.

Hem biz bağımsız müzik yapıyoruz abi. Bize ne festival işlerinden.

Gökçe, deme öyle.

Sen istemez misin böyle yaptığımız müziği binlerce insana ulaştıralım?

Yoo, istemem.

Müziği binlere, milyonlara ulaşan insanları görmüyor muyuz...

...şimdi ne kadar kötü müzik yapıyorlar. Gerek yok abi, bize bozar.

Vallahi benim en büyük hayalim bu.

Bu festivale katılmadan ölürsem, gözüm açık giderim.

(Geçiş sesi)

İlanları da o kadar yere astık, bir arayan çıkmadı.

Kimse ilgilenmiyor demek ki.

Oha!

Ya da şöyle oldu. Biri numaramızı aldı, attı çantasına sonra ararım diye.

Müzik dersi almaya karar verince de...

...hemen enstrüman almalıyım diye sokağa bir fırladı.

O sırada sokaktan geçen freni patlak bir tane araba onu altına aldı, ezdi.

Off abi, tek müşterimizdi o bizim.

Oğlum, niye araba ezdi, ne diyorsun?

Freni patlakmış ya, işte duramamıştır fren yapınca.

Oğlum, ne diyorsun, saçma sapan konuşuyorsun.

Olduysa diyorum abi, ya olduysa?

Tabii, oldu.

Bak, biz ne yapalım biliyor musun bence.

Biz gidelim böyle ilanın yanında bekleyelim.

Birileri ilgileniyor gibi yapınca, pat, hemen gider tanışırız, işi kaparız. Nasıl?

Çok iyi.

Abi, Mert ne yaptı acaba? Onun astığı ilanlardan çıkar belki bir şey.

Oğlum, Mert'te kafa mı var? O ilanları asmayı unutmuştur.

Çocuklar, ilan için arayan oldu mu?

Off abi!

(Erkek ses) Ses deneme! Bir, iki, üç!

(Erkek ses) Hah! Bir, iki, üç! Hah!

(Erkek) Ses! Bir, iki!

Allahümme salli ala.

Seyyidina...

(Erkek ses) Hah, hah!

(Erkek ses) Hah, hah! İdris! İdris, ses geliyor mu?

(Erkek ses) Allahümme salli ala... Durum ne?

İdris, ses geliyor mu İdris?

-Geliyor hocam. -Hah, iyi.

Bu ışıkçı nerede kaldı?

Hocam, ben de tam size onunla ilgili bir şey söyleyecektim.

Söyle.

Bu ışıkçı da gelip mahyayı takınca ramazan ayına giriyoruz inşallah.

Evet.

Cenabı-ı Allah bize bir kez daha rahmet ve bereket ayı olan...

...ramazanı idrak etmeyi de nasip etti.

Evet.

Hocam, ben diyorum ki...

...bu ay camimizde yapılacak olan hatmimizde Kur'an tilavetini...

...naçizane ben gerçekleştireyim.

Tabii siz de münasip görürseniz.

Tabii canım, tabii. Niye olmasın?

Sen de hafızlık var mıydı?

Yok hocam ama yüzünden güzel okurum.

İdris, yüzünden herkes iyi okur.

(İmam ses) Sen yine caminin işlerini yap, temizliğini yap.

(İmam ses) Bunlar önemli işler, sevabı çok büyük.

Doğru. Onlar da çok önemli işler.

Ama bu çocuk küçümsüyor.

Adam olmaz bu çocuktan.

Neyini küçümsüyor?

Bu çocuk mahallenin her işine gıkını çıkarmadan koşturuyor.

Üniversitenin işine koşturuyor. Caminin her işine koşturuyor.

Kur'an'ı okusa ne olacak?

Doğru, o okusa ne olacak Kur'an'ı?

Yani bizim imamın hâlleri işte. Kimseyi beğenmiyor. Onu kim beğensin?

(İmam ses) Ana, bu mikrofon açık kalmış.

Ne demek o okusun? Kaç yaşında bu çocuk daha?

O zaman herkes gelsin Kur'an okusun.

Okusun! Bu kitap okunsun diye inmiş zaten.

Veysel, tamam. Bir şey demedik ki.

Zaten sinirliydin.

Fırını da oğluna bıraktığından beri sürekli bize sarıyorsun.

Ramazan da geldi. Oruç yüzünden iyice sinirli olursun.

Vallahi bu ay nasıl geçecek ben de bilmiyorum Naci.

Vallahi ben de bilmiyorum.

Ne yapalım, önceki ayda kazandıklarımızı yiyeceğiz.

Yok, o öyle değil. Ben bu sene oruçta sinirlenmemeye karar verdim.

Hatta şu andan itibaren sinirlenmeyeceğim.

Hayırdır, niye?

Çünkü orucu sakatlayabilir.

Yok, sakatlamaz da sinirli olmamak iyi bir şey.

Ne demek sakatlamaz? Sen kimsin ki dini şey veriyorsun?

Fetva makamı mısın? Ben araştırdım, en ufacık bir sinirlenme...

...adamın orucunu bozabilir. Benim sinirimi bozma.

Hoca da geldi. Hocaya sor.

Olmaz.

Bana kimse burada soru sormasın. Sorusu olan gelsin camide sorsun.

Şimdi bak Veysel abi, ben de senden burada ekmek isteyeyim. Olur mu öyle şey?

Olur. Doğru.

Nasıl olur Naci abi, dalga mı geçiyorsun? Olmaz öyle şey.

Doğru. Olmaz. Her şeyin bir yeri, şeyi var değil mi?

Neyse. Bu muhtar nerede, bu muhtar?

Adam bana mahyacı getireceğim, dedi. Bak şimdi, ne kendisi var ortalık ne mahyacı.

Hayret bir şey.

(Müzik)

Etkilendin değil mi?

-Hoş geldin muhtar. -Hoş bulduk hocam, hoş bulduk.

Buyur, şöyle geç.

(Erkek) Geç otur, otur.

Muhtar, hayırdır? Telefonda acele dedin.

-Hocam, biliyorsun, ramazan geldi. -Nerede? Kim?

Gelsin. O niye girmedi içeri?

Yok hocam, öyle değil.

Ay olarak. Mübarek ramazan ayı geldi ya.

Tamam, mübarek ramazan ayı geldi, onu biliyorum canım.

Evet, buyur muhtar.

Hocam, iki yıldır ne çektiğimi bir ben bilirim, bir de Allah bilir.

Davulcular bizim mahalleyi mimlemiş.

Mahalleden bahşiş alamıyorlar diye bizim mahallede çalmak istemiyorlar.

Mahalleli de hem bahşiş vermiyor...

...hem de "Muhtar, ramazan geldi, sen muhtarsın...

...davulcu bulmak zorundasın." diyorlar.

Ne yapacağımı şaşırdım. Sana geldim. Bana yardım et, Allah'ını seversen.

Senin müzisyene ihtiyacın var muhtar.

Müzisyene değil hocam, davulcuya ihtiyacım var.

Yahu davul çalmakta ne var? Buluruz bir müzisyen, gelir çalar.

-Yapabilir miyiz hocam? -Tabii canım. Allah Allah!

Muhtar, ben her zaman ne derim?

Senin için, bu mahallemiz için yapabileceğim ne varsa yaparım.

Benim sözüm nedir muhtar?

Önce insan.

Peki hocam, hemen şimdi bulabilecek miyiz?

Malum, bu gece çalmaları lazım.

Bu gece...

Tamam. Bu gece halledebilirim.

Gözünün yağını yiyeyim hocam senin.

Allah senden razı olsun hocam.

Beni şu mahallelinin dilinden kurtar, gözünü seveyim.

O iş kolay, o iş kolay da...

...senin de biraz önce dediğin gibi ramazan geldi muhtar.

Evet hocam, geldi.

Benim de iki ramazandır ne çektiğimi bir Allah bilir, bir ben bilirim...

...bir de bu üniversitenin mülk sahibi olarak...

...kira 'kontratosunda' senin imzan olduğu için sen bilirsin.

Af buyur hocam ama ben hiçbir şey anlamadım.

O zaman birazcık daha açayım şöyle.

Acaba bu ramazan ayında...

...üniversitenin kirasına hiç, sıfır, 'zero' zam yapmasak mı?

Tamam hocam, sen şu davulcu işini hallet, ben zaten işin maddiyatında değilim.

Senin istediğin gibi olsun. Yeter ki ben şu mahallelinin dilinden kurtulayım.

Ben tamamen işin maddiyatındayım.

Davulcu işi de kolay, merak etme. Davulcu bende.

Hay Allah senden razı olsun. Aman unutma, gözünün yağını yiyeyim, ne olur.

Zam yok. Davulcu var.

-Zam yok. Davul var. -Tamam, tamam.

-Zam yok. Davul var. -Hadi, Allah'a emanet ol.

Nasıl keyfim yerine geldi.

İdris! İdris, gel, gel!

Geldin mi? Bak şimdi...

...gidiyorsun 6. Daire Anabilim Dalından Mert'i buluyorsun, buraya getiriyorsun.

Babası zengin. Böyle İrlandalılara benziyor, sakallı falan.

Mert ya, bizim Mert. Hadi, hadi. Koş, koş, çabuk.

Zam yok. Davul var.

Vay anasını! Bir işi daha hallettim.

Abi, niye kimse geçmiyor sokaktan?

Selam, selam. Merhaba.

Galiba müziğe karşı ilginiz var ve özel ders almak istiyorsunuz.

Biz ilanın sahipleriyiz. Ben hemen kendimizi tanıtayım.

Gelsene abi.

Biz, arkadaşım ve iki arkadaşımız daha...

...bas gitar dersi, elektro gitar dersi, bateri dersi veriyoruz.

Siz hobi olarak mı düşünüyorsun...

...yoksa bir yakınınız için falan mı aldınız numaramızı?

Ya da güzel sanatlar sınavına hazırlık falan...

Abi, ne yapıyor?

Yok abi, olmayacak bu iş.

Şuraya bak, hep gider. Doğalgaz, bahçe sulama.

Sulama. Bahçeyi sulama. Niye suluyorsun bahçeyi?

(Kapı vuruluyor)

Oo, en sevdiğim öğrencim!

En sevdiğim öğrencim gelmiş.

Evladım, nereye bakıyorsun? Sana söylüyorum.

Sen benim en sevdiğim öğrencim değil misin?

Yani hocam, demin panonun oradan kovdunuz ya beni, o yüzden şey yapamadım.

Lütfen ama bak kalbimi kırıyorsun.

Gel otur şöyle, gel. Otur, otur.

Hah, yaslan şöyle.

Hadi izin veriyorum, bacak bacak üstüne at.

-Hocam-- -Yahu at. At yahu. At, at.

Hah, şöyle.

Şimdi evladım, o pano akademik ilan panosu.

Sen de benim en sevdiğim öğrencimsin.

Herkes de senin en sevdiğim öğrencim olduğunu bildiği için...

...Niyazi Hoca iltimas geçiyor demesinler diye...

...böyle yalandan seni azarlıyormuş gibi yaptım. Anladın mı?

Yoksa sen benim en sevdiğim öğrencimsin.

-Gerçekten mi hocam? -Gerçekten tabii.

Seni inandırmak için ne yapayım?

Ne yapayım, ne yapayım...

Aa! İş bulayım.

İş bulayım mı sana?

Evladım, ne bakıyorsun öyle? İş bulayım mı, bulmayayım mı?

Olur hocam, yani olur.

Tamam. O zaman ne bulayım, ne bulayım? Tarıyorum.

Aa, şimdi aklıma geldi.

Biz ne çalıyoruz demiştin sen?

Ben davul çalıyorum hocam.

Yani bizim grubumuz var, küçük bir grubumuz okuldan.

Tanırsınız zaten, Cenk var, Gökçe var, kız, bizim turuncu.

Tamam, geç onu.

Aynen. Bizim grubumuz takılıyoruz öyle. Ben de davul çalıyorum hocam.

Davul. Davul çalıyorsun.

Benim de ihtiyacım olan davul zaten. Şimdi Mertciğim...

...şimdi ben her zaman böyle en sevdiğim, en güvendiğim öğrencilerime ne derim?

Okul taksitlerini zamanında ödeyin.

O değil, o değil. Ondan sonra, en çok ne derim?

Tuvaletlerin ışığını kim açık bıraktı? Elektrik faturası ne biçim geldi.

Evladım, ne tuvaleti, ne ışığı?

Ben sürekli kendinize güvenin, kendinize inanın demez miyim?

-Yoo! -Nasıl yoo? Derim.

Bak, iyice bir düşün, sen hatırlamıyorsundur.

Öyle koridorda kendinize güvenin!

(Niyazi ses) Kendinize güvenin!

Hocam, o siz miydiniz?

O bendim.

Bak, gördün mü, düşününce hatırladın.

Şimdi şöyle kendine güvenerek "Ben davul çalıyorum." der misin?

Tabii, kendime güvenerek ben davul çalıyorum.

Küçük bir grubumuz var hocam. Beraber müzik yapıyoruz, takılıyoruz yani.

Evladım bak, öyle olmaz. Böyle...

...ben davul çalıyorum.

Sanatçıyım ben.

De bakayım.

Ben davul çalıyorum. Sanatçıyım ben!

Yani sanatçı derken hocam, tam sanatçı da sayılmaz.

Bizim bir grubumuz var, öyle takılıyoruz kendi aramızda.

Anladım evladım. Sizin küçük bir grubunuz var.

Neyse, neyse. Bak şimdi. Seni bir yere göndereceğim, orada sakın böyle konuşma.

Biz yaparız de, beceririz de.

Üniversitemizi çok güzel bir şekilde temsil et.

Temsil et ki baban aradığında...

...senin üniversitemizi ne kadar güzel temsil ettiğini...

...ne kadar başarılı bir öğrenci olduğunu babana söyleyebileyim.

Tamam hocam, tamam. Zaten ben de öyle dedim. Biz başarırız, biz yaparız.

Yani zaten bizim küçük bir grubumuz var.

Sürekli küçük bir grubumuz var, küçük bir grubumuz var.

Anladım evladım.

Mert, senin okuman, yazman vardı değil mi evladım?

Var tabii hocam. Hazırlıkta çözdük o işi biz.

İyi, hazırlık sınıfı en azından bir işe yaramış.

Bak, bu yazdığım adrese gidiyorsun. Tamam mı?

Orada davulcu arıyorlarmış.

Yani hocam, davulcu arıyorlar derken bu iş gibi bir şey mi?

Yok oğlum.

Bir davulcu kaybolmuş.

Yana yakıla onu arıyorlarmış.

-Öyle mi? -Öyle.

Sen saf mısın yoksa beni mi 'trollüyorsun' anlamadım.

Evladım, biz bir saattir ne konuşuyoruz?

Davulcu diyoruz, iş diyoruz. Davulcu aranıyor diyoruz.

Hocam, davulcu... Ben davul çalıyorum. Aynen.

-Küçük bir grubunuz var. -Aynen hocam.

Hadi bakalım, hadi.

Sürekli tekrar et. Sürekli tekrar et, yol boyunca tekrar et. Unutma. Hadi evladım.

-Sağ olun hocam, sağ olun. -Tekrar et, tekrar et.

Baban zengin olmasa ben senin suratına bakar mıyım acaba?

Osman, Nail.

Doğan!

Doğan'a bak, hiç hareket etmiyor.

Kolay gelsin İdris Efendi.

Sağ olun hocam. Teşekkür ederim.

Sen böyle çalışarak bizi mahcup ediyorsun İdris Efendi.

Yok hocam. Estağfurullah.

Vallahi öyle. Senin hakkını nasıl ödeyeceğiz, bilemiyorum.

Tut bakalım. Ver.

Yok, estağfurullah hocam, yapsaydım ben.

Öyle öyle. Sen geç biraz dinlen. Hadi kardeşim.

Zaten her işe koşturuyorsun, dediğim gibi bizi mahcup ediyorsun.

Sağ ol. Allah senden razı olsun.

Cümlemizden hocam.

Allah seni başımızdan eksik etmesin.

(Müzik)

Gençler.

Siz mi astınız bu ilanları yoksa?

Yoo, yoo, yoo! Biz asmadık.

Bizim müzikle ne işimiz olabilir ki, değil mi abi?

Siz asmadınız yani?

-(Gökçe) Hayır abi. -Ne münasebet canım.

Biz niye ilan asalım direğe, değil mi?

Zaten benim arkadaşım harita kadastro mühendisi.

Ben de çiniciyim.

-Çini mi? -Evet. Çini.

Yani çini sanatıyla uğraşıyorum. Kütahya çinisi. Aslen Simavlıyız da biz.

Oldu. İyi günler.

Kolay gelsin.

Ne diyorsun evladım, ne diyorsun?

Abi, ne bileyim. Adam sorunca ilk aklıma onları demek geldi.

Oğlum, insanın aklına gelen ilk iki meslek...

...harita kadastro mühendisliği ve çinicilik mi olur?

Sen nasıl bir kafa yaşıyorsun oğlum?

Ne bileyim abi. Adam söküyor mu ilanları? Baksana bir.

Söküyor abi.

(Hareketli müzik...)

(...)

(...)

(Hareketli müzik)

-Sen beni mi takip ediyorsun? -Yok!

Ben muhtarlığa...

Pardon, pardon.

Yalan söyleme Mehmet abi.

Ben ne zaman mahalleye girsem sen beni takip ediyorsun.

Bak, seni gerçekten babama söyleyeceğim bu sefer.

Sen benim annem misin, babam mısın, abim misin?

Bacım, şimdi o senin iyiliğin için. Yani sonuçta...

...rahatsızlık veren olsa, peşine takılan olsa--

Mehmet abi, kim takılacak benim peşime?

Ne bileyim. Etrafta değişik değişik tipler var.

Sen kimsin lan değişik?

Şey, ben?

Ben sanatçıyım.

Ne diyorsun oğlum sen?

Ne anlatıyorsun lan? Sen bu kızı mı takip ediyorsun?

Yok abi, ben onu niye takip edeyim? O kim ki ben onu takip edeyim?

Demin dedim ya, ben sanatçıyım.

Biz sanatçılar normalde topluma yol gösteririz.

Yani toplumun bizi takip etmesi gerekmez mi?

Ne anlatıyorsun oğlum sen?

Sen madem bu kızı takip etmiyorsun, ne yapıyorsun o zaman bu mahallede?

Mehmet abi, takip ediyorsun, yetmiyor, bir de başkalarını rahatsız ediyorsun.

Pardon. Kusura bakmayın lütfen. Siz bir yere mi baktınız?

Ben aslında muhtara baktım ama.

Muhtarlık burası.

İyi günler. Biz daha fazla rahatsız etmeyelim sizi.

-Hadi Mehmet abi, hadi. -Hişt!

(Kadın) Hadi.

Hişt!

(Boğazını temizledi)

Yanlış geldin, burası değil.

Nasıl yanlış geldim? Nereye yanlış geldim?

Buraya. Burası değil.

Ama bir dakika, siz muhtar değil misiniz? Burada muhtar yazıyor.

Benim kim olduğum belli değil.

Adım yok, sanım yok. Esamem okunmuyor. Hiçbir görevim yok artık.

Eskiden ikametgâh alırlardı, şimdi onu da nüfustan alıyorlar.

Tüh ya! Beni buraya gönderdiler.

Ben davulcuyum ama.

Davulcu musun?

(Mert) Evet.

Seni bana Allah gönderdi.

Yok, yok. Niyazi Hoca gönderdi beni.

Tamam, Niyazi Hoca gönderdi de o bir vesile. Demek davulcusun.

Evet, davulcuyum.

Tecrüben var mı peki?

Var. Sanatçıyım ben, kendime güveniyorum.

İki üç senedir çalıyorum davul. Kadıköy'de çaldık. Sanatçıyım ben.

Taksim'de çaldık arkadaşlarla ondan önce. Kendime güveniyorum.

Tabii, tabii, tabii. Arkadaşlarla. Bizim çok iyi bir grubumuz var.

Yani ufak bir grup. Toplamda yani biz üç enstrüman, bir de vokalimiz var bizim.

Sanatçıyım ben.

Dört kişilik bir grubuz biz.

Çok güzel, çok güzel.

Hadi, hemen onları al, al gel, hemen bugün başlayın.

Hadi durma. Koş, koş, koş.

Davullar.

Allah'ım.

(Müzik)

Ben domatesi rendelemiyorum, öyle bütünden koyuyorum abla.

Daha güzel oluyor.

Anne, hayırdır? Nereye böyle?

Kur'an kursuna, ablanın yanına gidiyoruz evladım. Kaydolacağız.

Sevcan teyze...

...Cemre beni bugün çok yanlış anladı galiba.

Yok oğlum. Neden yanlış anlasın ki? Ne oldu?

Ben bugün yolda yürüyordum...

-Evet, sonra? -Sonra--

Oğlum, bizi oyalamasana. Kur'an öğreneceğiz biz. Yürü.

Abla, ne konuştular, onu anlatıyordu çocuk.

Sevcan, ne konuşacaklar?

"Abi, nasılsın?" demiştir. O da iyiyim abim demiştir. O kadar.

Çalgıcılar mı?

Abi, ayıp ama. Ne çalgıcısı? Müzisyeniz biz.

Müzisyenler.

Bodrum katta oturmaktadır.

Evet abi. Abi, fakiriz biz. Fakirlik değerimiz.

(Yüksek sesle konuşuyor) Yani Seyfi abi, senin anlayacağın...

...bizim ilanlar kaldırıldı!

Para kazanmak için başka şeyler düşünmek zorundayız!

Belki Mert'in okula astığı ilanlardan bir şeyler çıkar.

Tabii. Çıkar, çıkar.

Çocuklar, müjdemi isterim.

Ne oldu? İlanları mı asabildin?

Abi, asamadım ilanları.

Adam ilanları götürmüş, asamamış bile daha, düşün yani.

Yalnız kalbimi kırıyorsun, ağır konuşacağım bak.

Konuş abi.

Abi, sakin ol. Bir dakika, ben hallediyorum.

Gökçe, aşk olsun. Bir dinle.

Tamam abi.

Neymiş müjden, söyle bakalım.

İş buldum!

Kayar mısın?

Gerçi abi, birileri bana inanmıyordu. Yok işte bu zengin çocuğu...

...bizim değerlerimize inanmıyor, yaptığımız müziğe inanmıyor falan diyordu.

Ne yapsan yaranamıyorum abi size, haksız mıyım?

İnanmıyorsun.

Tam olarak hangisine inanmıyorum?

Hangisine inanıyorsun? Sen onu say, o daha kolay.

'Okay'.

-Fakirlik. -Aynen.

Mesela fakirlik.

Abi, sırf fakir olmayı savunduğumuz için ben babamın bana aldığı arabayı sattım.

Oha! Babamın bana aldığı arabayı sattım.

Sırf müzik yapmaya devam edelim diye buranın birikmiş kirasını ödedim ben.

Yani bundan şikâyet etmiyorum. Kesinlikle şikâyetçi değilim.

Yanlış anlamayın, benim için 'okay'.

Sadece arada bir taksiciler kısa mesafe diye almıyor ama olsun.

Sonuçta bu bizim değerimiz abi.

Bak, kiramızı ödedin. Teşekkür ederiz.

Ama bu yaptığını bile hâlâ piyasa ilişkisi üzerinden tanımlıyorsun.

Biz yaptığımız müzikle insan ilişkilerinin ve kurumların...

...piyasalaştırılmasına karşı çıkıyoruz.

Ama sen belli ki hâlâ bizim bu anti 'consumerist'...

...tavrımızı içselleştirememişsin. Haksız mıyım?

Yani.

Anti 'cansismasis'...

Ben ne demek onu bile bilmiyorum abi.

Ama ben senin demin kurduğun cümleden var ya, hiçbir şey anlamadım.

Ne dediğini bile anlamadım.

Yani siz beni sonuçta tanıyorsunuz. Beni biliyorsunuz.

Ben üniversiteye giriş sınavında Türkçede eksi 17 net yapmış bir adamım.

Kaç aydır şuradayız, tek anladığım şey para lazım bize diye iş bulduğum.

O da bir işe yaramıyor.

Sakin ol.

Niye ağlıyor?

Abi, iş bulmuş, iş!

Oo!

Sağ ol Seyfi abi, sağ ol.

(Mert) Grupta şunu yapan bir sen varsın.

Abi, sen niye sarılıyorsun buna?

Bu gitmiştir sanatçıyım ayağına, bir tane kıza özel ders vermeye ikna etmiştir.

Kızı getirecek buraya, ondan sonra biz beleşe kıza özel ders vereceğiz.

Bak, söyledi dersin.

-Öyle mi abi, öyle mi? -(Mert) Hiç öyle bir şey yok.

Bir mekânda, bir ay çalıyoruz.

Mekân mı?

-Bir ay mı? -Aynen.

Kim bilir nerede o mekân? Bir de bütün kazandığımızı yollara vereceğiz abi.

Abi, kalacak yer veriyorlar. Ayrıca günde iki kez yemek veriyorlar.

Kalacak yer ve günde iki kere yemek varsa...

...bu sefer bizim alacağımızdan kısıyorlar demek ki.

Yok, yok. Biz klibin parasını bu şekilde çıkaramayız. Olmaz yani.

Para işi şöyle, sabit bir maaş yok.

Ama bahşiş akıyormuş abi, çok iyiymiş bahşiş.

-Süper. Kanka, ne yapalım, gitmeyelim mi? -Evet, gidelim.

Abi, bu kıza rutubet yaramıyor.

(Müzik)

(Gökçe) Burada sadece davulcu aranıyor diyor. Biz ne yapacağız?

(Mert) Yok. Adam zaten grup arıyor.

Hoş geldiniz çocuklar.

-Arkadaşların bunlar mı? -Evet.

Kalacak yeri hiç düşünmeyin.

Benim bir ev var, orada kalırsınız.

Yukarıda Mevlüde teyze oturuyor. Bayan arkadaşlar onunla kalır.

Siz de alt katta kalırsınız. Alt kat boş.

Boş dediysem dayalı döşeli.

Benim kızla damat kalıyordu. Damat tam bir batıkçı.

Bir baltaya sap olana kadar defol git benim evimden dedim.

Bana taşındılar.

Ne diyor?

Oo, çok şey diyor.

Bayan arkadaş zararlı bir madde mi kullanıyor? Sesi çok fazla tahriş olmuş.

Yok, yok, yok. Bayan değil, Seyfi abimiz o bizim. Seyfi abi.

Bayan değil. Kadın.

Anlamadım, Seyfi Bey kadın mı?

Hayır, erkek. Şimdi sen bayan dedin ya, ben onu düzelttim.

Ne?

Seyfi abi biraz ağır işitiyor da.

Çok güzel bir noktaya dokundu ama.

-Kusura bakma Seyfi Bey. -Neden?

Az önce seni bayan zannettim de kusura bakma.

Bayan değil. Kadın!

Hayır kızım, ben bayan zannettim.

Sen kadın deyince zaten yanlış anlaşılma oldu. Değil mi?

Tamamdır.

-Teşekkür ederim. Hayırlı günler. -Size de.

Alayım ablam, senin de kaydını yapalım.

Kaç yaşındasın kızım sen?

Anne, susar mısın?

Okul durumun nedir ablam? Okuyor musun, çalışıyor musun?

-Okul da yok, işte yok. Evdeyim. -Tamam.

Evdeyim derken? Ev hanımı mısın yoksa ev kızı mısın?

Evli misin çocuğum sen?

-Kayıt için gerekli mi bu? -Hayır, hayır.

Tabii ki gerekli değil böyle bir şey, kusura bakma. Anne, hadi siz çıkın dışarı.

Tamam, tamam. Bir şey söylemedik.

Arkadaşlarımızla tanışmamız da mı yasak yani?

Hem benim okuldaki ilk günüm, tanışacağım, kaynaşacağım belki.

Bugün okuldaki ilk günün değil. Yarın okuldaki ilk gününüz. Tamam?

Yarın kaynaşırsınız. Hadi siz gidin şimdi, bana mâni oluyorsunuz bak, hadi.

Kolay gelsin.

Sevcan, bu kız bizim Mehmet'e olur mu?

(Sevcan) Abla, şimdi sen öyle diyorsun da bizim Mehmet'e bu olmaz.

Bizim Mehmet'e böyle okumuş, yazmış bir kız lazım. Mesela...

...bizim Cemre gibi.

-Mehmet'e? -Evet.

-Okumuş? -Evet.

Kız, bizim Mehmet ilkokulu zor bitirdi.

Okumuş kız onu ne yapsın, varır mı Mehmet'e?

Öyle diyorsun da ablam, bunun da biraz böyle yaşı var gibi.

Bizim Mehmet'e genç biri lazım.

Mesela şey...

...Cemre'nin dengi gibi.

On yaş var onların arasında.

Cemre'nin akranları olmaz Mehmet'e, Sevcan.

Öyle deme ablacığım. Erkeğin yaşının büyük olanı makbuldür.

Erkek geç olgunlaşır.

Mesela Veysel abimle senin arandaki yaş farkı ne?

-Beş. -Hah!

Kız, beş yaş ben büyüğüm.

Aa, yok. O sayılmaz ablam.

Şey yapalım, biz onu geçelim.

O zaman bizim muhtarla karısı, onların arasındaki yaş farkı ne?

Yahu onların durumu ayrı, onlar beşik kertmesi. Aynı gün doğmuşlar.

Yok mu ablam mahallede böyle kocası kendisinden büyük olan bir tanıdığın?

Sevcan, içim çekildi, Allah aşkına.

Ben nüfus memuru muyum? Ne bileyim insanların yaşlarını?

Gitmediniz mi siz hâlâ?

Tamam. Gidiyoruz.

(Anlaşılmayan konuşma)

-(Sevcan) Bizim tuhafiyeci. -(Kadın) Diyorum söyleme.

(Kadın) Ne tuhafiyecisi?

(Muhtar) Geç, geç. Gelin bakayım kızım.

Geç, geç, geç.

(Kapıya vuruyor)

(Muhtar) Mevlüde teyze!

(Kapıya vuruyor)

(Muhtar) Mevlüde teyze!

(Muhtar) Mevlüde teyze!

(Mevlüde) Dur, geldim, geldim, hah.

-Bak sana misafir getirdim. -(Mevlüde) Hım.

Misafir getirdin, öyle mi? Olsun olsun, buyurun gelin, gelsinler.

Kiminle konuşuyor, başkasıyla mı konuşuyor abi?

-Bizimle konuşuyor kızım, görmüyor musun? -Yok.

Mevlüde teyzenin gözleri pek iyi görmez de o yüzden.

Hım.

Hadi kızım, sen geç içeri. Mevlüde teyze ile yukarı çıkarsınız.

Hadi geçin siz de eşyalarınızı alın, sonra içeride çalışırsınız.

Muhtar Bey, çalışmak demişken peki biz bir stüdyo falan çözebilecek miyiz?

Hani çalışalım orada en azından.

-İçeride çalışın. -Yok yok, stüdyo şart ama yani.

Aynen abi, stüdyo şart. Çok önemli. Lütfen ayarlayalım stüdyo.

Stüdyo...

Ya aslında var.

İleride dümdüz 200 metre gidiyorsunuz, sağda Foto Berkant var.

Benim selamımı söyleyin, orada yapın çalışmanızı.

Ben de gece size bir pikap göndereceğim...

...her şeyi hazırlayıp onun üstüne binersiniz, hadi.

-Kal sağlıcakla. Hadi geçin içeri, hadi. -Olsun olsun, hadi.

Abi, Foto Berkant?

Aynen abi, Foto Berkant dedi, aynen. Foto Berkant.

Hadi siz gidip alın abi.

Gel gel, sen gel.

Gel, olsun olsun, onlar gitsin. Gel.

(Mevlüde) Ah, al kızım.

Hadi bakalım.

Dur dur, olsun. Olsun, al şöyle.

Oh.

Muhtar anlattı sizi. Demek çalgıcısınız.

-Müzisyeniz. -Olsun kızım, olsun, müzisyen olun.

Çalışın çabalayın.

Mani okuyacakmışsınız sahurda, öyle mi?

-Mani mi? -Evet, mani okuyacakmışsınız.

Olsun kızım, olsun. Allah sizin gibi gençleri başımızdan eksik etmesin.

Şimdi ben bakıyorum da bu bizim yeni nesil gençlere...

...bizim zamanımızdaki gençlerden hiçbirini göremiyorum.

-Sebep? -Yaşlandım artık yavrum ben.

Yani göz görmüyor, ben gün sayıyorum artık.

Ne günü?

Şu adam var ya, bak karşıda gördüğün, şu adamın yanına gideceğim yakında.

Gidince nasıl yüzüne bakacağım, bilmiyorum.

-Nerede ki? -Ahirette.

İki sene oldu göçeli.

Gideceğim ama bir mezar taşı yaptıramadım.

Olsun olsun. Gel biz elmamızı yiyelim.

Bir tane şöyle...

-Ben pek beceremiyorum. -(Mevlüde) Ben yapayım o zaman, dur.

Abi, biz şimdi nerede çıkacağız, ne çalacağız, ben hiçbir şey anlamadım.

Getirdin bizi buraya iş buldum diye, ne yapacağımız belli değil.

Tamam, bağırma be, duyuyorum.

(Gökçe) Abi, sana bağırmıyorum ben, buna bağırıyorum.

Ya abi, bir sakin ol. Gökçe, bir otursana şuraya.

Sen niye kızdın, ben hiçbir şey anlamıyorum.

Oğlum, kadın, mani çalacaksınız diyor, mani.

-Hangi kadın? -Mevlüde Hanım.

Abi, tamam, çalalım işte, ne güzel.

Sanki bir sürü iş var da biz arasından iş beğenemiyoruz.

Abi ya!

Oğlum, daha festivalin başlamasına bir ay var bak, bir ay.

Belki bakınsak başka bir iş bulabiliriz, bir düşünün bunu.

-Tamam abi, çalmayalım. -(Gökçe) İyi.

Çalmayalım abi, tamam. Gidip başka bir iş arayalım.

Eyvallah.

Gidip başka bir iş bulamayınca buraya geri dönelim, bizi almasınlar.

Çalışıp para kazanamadığımız için klibi de yapamayalım.

Klibi yapamayınca abi, festivale de katılamayalım.

Seyfi abi oğlunun hayalini gerçekleştiremediği için...

...sokaklara düşsün. Oradan oraya savrulurken de bir tane araba gelsin--

-Freni de patlak mı abi arabanın? -Evet abi.

-Büyük bir ihtimalle freni patlak. -(Gökçe) Çok iyi.

-Ne diyor? -Abi, büyük ihtimalle freni patlak diyor.

Bakın, başka iş olmadığının ben farkındayım.

Ama yani biz mani çalacak adamlar değiliz.

Gökçe, kusura bakma ama ben tam olarak sen neye karşısın, anlamıyorum.

Sen neyi istemiyorsun? Ne diyorsun daha doğrusu?

Mesela şey mi diyorsun? Çok az zamanımız var, mani öğrenemeyiz mi diyorsun?

Abi, bir kere sen neye kızıyorsun demeyeceksin.

Biz bir grubuz, biz diyeceksin.

Biz hangi sebepten halk müziği ya da pop müzik yapmıyorsak...

...aynı sebepten mani de çalamayız.

(Gökçe) Biz müziğimizle insanlara bir şeyler anlatma derdindeyiz ya.

Tamam abi, o zaman Mert gitsin, muhtarla konuşsun.

Biz tam olarak ne söyleyeceğiz?

Mani söyleyeceksiniz.

Ne manisi?

"Hoşafın suyu boldur"

"Bir kepçe daha doldur"

"Sahura köfte varmış"

"Ne olur erken kaldır"

-Mani bilmiyor musunuz yoksa siz? -Yani...

Biliyoruzdur. Şimdi dinleyince bir şey geldi.

Bizim çocuklar mani çalmak istemiyorlar.

Ne demek çalmak istemiyorlar ya?

Ben sizin yerinize şimdi kimi bulacağım? Mahyacı da gelmedi zaten.

Rezil olacağım, siz beni mahalleliye rezil mi edeceksiniz?

Ya niye söylemediniz...

...bizim yeteneğimiz yok, biz bunu beceremeyiz diye?

Ah Niyazi Hoca, yaktın beni ya. Yaktın beni Niyazi Hoca, ah!

Bir saniye, hayır ya. Yok öyle bir şey, yok öyle bir şey.

(Mert) Biz söyleyebiliriz, yeteneğimiz de var.

Bir şey söyleyeyim mi, aslında benim için 'okay'.

Benim için fark etmez, ben her türlü çalarım.

Bizim çocuklar rock müziği tarzında çalmak istiyorlar.

Böyle pop müziği, halk müziği istemiyorlar.

Ya evladım, kim istiyor sizden pop müziği, halk müziği ya?

Siz mani çalın, mahalleliyi sahura kaldırın.

Onlar da sahurlarını yapsınlar, oruçlarını tutsunlar...

...sonra iftarlarını açsınlar, kimse de benim başımın etini yemesin yeter.

'Okay'. 'Okay'.

-(Mert) 'Okay'. -Hah, iyi.

(Neşeli müzik)

(Öksürüyor)

Ne oldu anne? Erken geldiniz Kur'an kursundan.

-Ay. -Ay ay.

Evladım, bir bardak su ver. Çok hastayım.

Anne! Ne oldu anne?

-İyi misin? -Oğlum, biz sana yalan söyledik.

Biz Kur'an kursuna gitmedik, doktora gittik.

Ben çok hastaymışım, benim iki ay ömrüm kalmış.

-İki ay olmaz. -İki olmaz.

İki bayram arası düğün olmaz.

Benim beş ay ömrüm kalmış, iyi mi?

Beş mi?

Altı ve katları olması gerekmez mi bunun?

Altı ay ömrüm kalmış da ramazanı sayma, zaten ramazanda oruçluyuz.

Nasıl bir hastalıkmış bu peki, ne yapmamız lazım?

Evladım, şimdi bu altı milyarda bir görülen bir hastalıkmış.

Hatta dünyada ilk bende görülmüş. Tıpta buna...

...içini kurt yenmesi hastalığı deniyormuş.

'Düşüncemeden' bu böyle, 'düşüncemeden'.

Madem daha önce görülmedi, doktor nasıl teşhis koyuyor buna?

Koymuş teyzem, koymuş. Doktor çok büyük, çok büyük bir doktor.

Kime gittiniz ya, hangi profesöre?

Sağlık ocağındaki aile hekimine gittik işte.

-Bizim aile hekimi? -(Kadın) Evet.

Neyse artık, yani doktor son günlerini iyi yaşa, moralini yüksek tut dedi.

Eğer kul hakkı yediysen git helalleş, borcun varsa öde...

...oğlun varsa da mürüvvetini gör dedi.

Of anne ya, of! Yine mi aynı mesele ya?

Yine mi evlilik mevzusu?

Ne istiyorsun? Ekmek almaya mı geldin?

Uf! Ver hadi, ver. İki tane ekmek ver. Madem torun vermiyorsun, ekmek ver.

Sevcan teyze, sen de anneme uyuyorsun ya, helal olsun, hakikaten helal olsun. Al.

Naci, beş çay çek.

-Muhtar, bize de ısmarlıyorsun galiba? -Yok.

-Ee, beş çay söyledin de. -Ha.

Bir an yalnız geldiğimi unuttum...

...müzisyen arkadaşlarımla beraber geldim sandım da.

Neyse canım, siz için siz.

Müzisyen ayarladım.

Daha doğrusu müzisyenler. Ramazan için.

Grup kurdum, grup.

Şimdi hazırlanıyorlar.

Vallahi ben görmeden biraz zor inanırım muhtar be.

Sen bir işi gene becerememişsindir. Kesin, kesin.

Ayıp ediyorsun ama Veysel Usta. Bugüne kadar neyi beceremedim?

-Işıkçı gelecekti, gelmedi daha. -Telefon ettim, yolda.

Onu da hallettim davulcuyu hallettiğim gibi.

Halleder halleder. Bu adam her şeyi halleder.

Ne halledecek ya, yine kaldık davulcusuz.

Hocam, sen bugün muhatara sinirlendin diye bize soru da sordurmadın.

Şimdi biz sana şunu soracaktık. Sinirlenince oruç bozulur mu?

Veysel abi, ben sadece muhtara kızgın olduğumdan değil.

Ben o soruya cevap vermedim çünkü burası yeri değil.

Tabii canım, doğru. Burası yeri değil.

Siz buraya çay içmeye mi geldiniz, soru sormaya mı?

Soru sormadan çayınızı için. Hoca haklı.

Yok yani, şimdi dini soru sorulacak yer var, sorulmayacak yer var.

Dini sorunun yeri burası değil. Yoksa soru sorun.

Tabii canım, soru sorun. İnsanlar buraya sohbet etmeye gelmişler.

Tabii soru soracaklar, öğrenecekler.

Bu konuyla da ilgili akşam teraviden sonra...

...hayırlısıyla ben bir duyuru yapacağım.

Ya teravih dedim de bak aklıma İdris geldi.

İdris'i gördünüz mü? Ortalıktan kayboldu çocuk.

Ben bir ona bakayım.

Hadi selametle.

Akşam gelsin herkes. Rica ediyorum.

Hadi selametle.

Doğru.

Yedi, beş, on iki, dokuz...

...16, 12, 9, 21, elde var iki.

İki, dört, altı, elde var üç.

(Kapı vuruluyor) Üç de burada... Gir!

Oo İdris Bey, İdris Bey! Yüzünüzü gören cennetlik vallahi.

-Neredeydiniz? -Camideydim hocam.

Camideydiniz. Çok güzel.

Burada bu kadar iş birikmiş ve siz camideydiniz.

-Buyurun buyurun. -Hocam, estağfurullah, yok--

-Lütfen istirham ediyorum, -Hocam, yok yok.

Lütfen İdris Bey, şöyle yan gelip oturmanın bir tadını çıkartın.

Hah, yaslan şöyle arkana. Çok güzel.

İdrisciğim, bugün seninle...

...sosyoloji ve ilahiyat bilimleri üzerine sohbet etmek istiyorum.

Buyurun hocam.

İdris, şimdi biyolojik olarak vücudumuzun gıdaya ihtiyacı olduğu gibi...

...ruhumuz da bir gıdaya ihtiyacı vardır.

Şimdi soruyorum sana, ruhumuzun gıdası nedir?

-Müziktir hocam. -Ya ne müziği?

Ruhun gıdası maneviyattır.

O yüzden İdrisciğim, maneviyatımıza çok önem vermemiz lazım.

Çok haklısınız hocam.

Haklıyım ama dikkat ediyorum, sen maneviyatına hiç önem vermiyorsun.

Burada bu kadar işler beklerken sen orada cami işlerinin peşinde koşuyorsun İdris.

Hocam, o da maneviyatla ilgili iş değil mi?

Hem inşallah ben imam olmak istiyorum.

Hoca da diyor ki, bu işler seni imamlığa hazırlıyor.

Yazık. Çok yazık.

Görüyorum ki hoca seni kendi işlerinde kullanmak için kandırıyor.

Bitik. Memleket resmen bitik ya!

Herkes başkasını kendi işimde nasıl kullanırım derdine düşmüş.

Oysa benim en sevmediğim şey.

İyi de hocam, imam beni çağırmıyor ki, ben kendim gidiyorum.

Ya bir de pişkin pişkin söylüyor. Sebep?

Hocam, dedim ya, inşallah imam olmak istiyorum, o yüzden.

Yavrum, imam olmak istiyorsan bunun okulu var.

Gidersin ilahiyat fakültesine, okursun, imam olursun.

Bak İdris, bak.

Burada senin yapman gereken bir sürü iş var.

Ve sen burada olup o işleri yapmadığın için ben yapmak zorunda kalıyorum.

Geçen gün çimleri suladım. Kömür gelmiş, onu ben taşıdım.

Sen hiç kömür taşıyan, çim sulayan rektör gürdün mü?

Bak şimdi, sana hayatın sırrını veriyorum. Aç kulağını ve beni dinle.

Kendini sadece bana kullandırt.

Unutma bunu. Hayatının sırrı bu.

Tekrar et bakayım.

Kendimi sadece Niyazi Hoca'ma.

Çok güzel.

Sen bunu hep tekrar et, unutma. Yaşam felsefen bu.

Hayatın sırrı. Devam et.

Kendimi sadece Niyazi Hoca'ma...

...kullandırtacağım. -Çok güzel.

Kendimi sadece Niyazi Hoca'ma...

Bugün de bir işi hallettim.

İdris'in beynini yıkadım.

(Ezan okunuyor...)

(...)

(...)

-Seyfi abiye söylemeyi unuttuk. -Neyi?

Abi işte, işi bıraktığımızı.

Unutuyorum ben adamın kulaklarının ağır işittiğini...

...bir şey de söylemeyince bizimle aynı fikirde zannediyorum.

-Hayır oğlum ya. -Ne diyor?

Abi, işi bıraktık ya, onu konuşuyoruz. Sen ne düşünüyorsun, onu söylüyor.

Niye bıraktık?

Abi, uymadı o iş bize, bıraktık.

Ama festival işinden vazgeçmedik. Sen rahat ol abi.

Başka iş buluruz oğlum. Sıkıntı yok, buluruz biz.

Doğru olanı yaptık ha, değil mi?

-(Gökçe) Ayıp ama artık ya! -Evet abi, hem de çok ayıp.

Belki adamın parası yok, işi yok. Dilenmek zorunda, ne yapsın?

Oğlum, onu mu diyorum ben?

Ha!

(Mert) Çalgıcılar ne abi? Kaç kere düzelteceğiz?

Ben diyorum, biz müzisyeniz, çalgıcı değiliz. Allah Allah!

(Gökçe) Ya oğlum, evden atmışlar, evden!

-Kimi? -Bizi.

Abi, davulum.

(Cenk) Abi, yapılır mı bu ya? Ödeyecektik biz kirayı iki ay sonra.

Abi, ben konuşacağım adamla.

Gideceğim öyle bir konuşacağım ki anasından doğduğuna pişman olacak.

(Kapı zili çalıyor)

(Erkek ses) Kim o?

Arkadaşlar, böyle bir şey olabilir mi?

(Erkek ses) Kim o?

Abi, cevap versene adama.

Affedersiniz ama biz alt kattaki müzisyen kiracılarınızız.

(Erkek ses) Benim sizin gibi kiracım yok. Ben sizi evden attım.

Ama beyefendi, ayıp olmuyor mu böyle?

Hem bize birikmiş kira borcumuzu ödeme fırsatı vermeden evden atıyorsunuz.

(Erkek ses) Bir senedir ödeyeceksiniz.

(Erkek ses) Nasıl ödeyeceksiniz? İşiniz gücünüz mü var?

Abi, bir şey söyleyeceğim, adam haklı. Ne iş var ne güç var şu an.

Bana izin verseydiniz, babamdan belki bir araba daha isterdim...

...sonra onu da satardık, yine birikmiş kiramızı öderdik.

Ama ne? Fakirlik bizim değerimiz yani, evet.

Ben bunu döveceğim ha.

(Bateri çalıyor)

Muhterem cemaat, bir duyuru yapacağım.

Geçtiğimiz ramazan ayı bazı problemler gözlemledim.

Birincisi...

...burada ismini vermek uygun olmaz, bazı kişiler yüzünden...

...mahyamız yoktu.

Ancak bu yıl da yok.

Adamı aradım, "Akşam gelemedim, kusura bakma...

...teravihten sonra geleceğim." dedi, ne yapayım?

Ben yalnız burada isim falan vermedim.

Kimseyle ikili münakaşaya girmek istemiyorum, özellikle bak...

...imamın sözünü kesen cemaatle.

Hayır, beni isnat ettiği için söyledim. Yoksa bana ne ya.

Ay, bu kadarı da fazla ama ya. Hocanın lafını kesiyor.

-Camide konuşulduğu nerede görülmüş? -Anne, sussana.

(İmam) Her neyse.

İkincisi ve daha önemlisi...

...geçen sene teravihe katılım oranımız çok düşük.

Bunun nedenlerini araştırdım ve fark ettim ki...

...televizyondaki hocaları izlemekten...

...onlara telefon düşürmeye çalışmaktan...

...teravihe gelmiyorsunuz.

O yüzden bu sene sizlere bir müjdem var.

Artık akşamları teravihten sonra...

...Naci abinin çay ocağında soru cevap yapıyoruz.

Tabii başta Naci abi izin vermez diye düşündüm.

Vermem tabii, ne vereceğim? Benim ora şey mi?

Git nerede yaparsan yap.

Her şeyin bir şeyi var, adabı var.

Kahvehanede dini soru sorulduğu nerede görülmüş?

Ama sonra sevgili cemaatimiz açısından rahat olur...

...millet çayını, çorbasını içsin...

...mübarek ramazan günü de sana rızk girsin diye düşündüm.

Tabii canım, doğru. En ideal yer benim orası.

Canım, burada mı yapılsın şimdi?

Camide soru sorulduğu nerede görülmüş?

Allah razı olsun Naci abi.

Evet, müjdeli haberim buydu.

O zaman Allah kabul etsin.

Herkes gidiyorsa ben de gideyim.

(Neşeli müzik)

Hay Allah! Nerede kaldı bunlar ya?

(Araba yaklaşıyor)

(Rock müzik çalıyor)

Aa!

Bu ne ya?

Hay Allah seni bildiği gibi yapsın Niyazi Hoca, nedir bu?

Yahu!

Ah Niyazi Hoca, ah Niyazi Hoca! Rezil ettin beni, rezil ettin.

(Rock müzik çalıyor...)

(...)

(...)

(Lamba patlıyor)

(Rock müzik çalıyor...)

(...)

(...)

Allah Allah! Ezan okunacak, bunlar hâlâ çalıyor.

Kim bunlar ya, kim bunlar?

(Ezan okunuyor)

Oğlum, bırak şunu! Ezan okunuyor, duymuyor musun?

-Duyuyorum. -Tü!

-Artık oruç da mı tutmuyorsun? -Ne alakası var, bitmedi ki daha ezan.

Allah Allah! Ezan bitince mi vakit giriyor?

Hoca "Allâhu ekber" deyince vakit giriyor.

-Ablama soralım. -Sor.

Ne oluyor?

Ezan bitene kadar vaktim yok mu, içemez miyim?

Var canım, hatta ver, ben de içeyim.

Allah'ım senin rızan için niyet ettik oruç tutmaya, orucumuzu kabul eyle...

...ya Rabb'im.

Anneciğim, verir misin şunu lütfen?

Ya vakit girdi, oruç başladı, ne diyorsun!

Anne, ver şunu Allah aşkına.

Ya sen mi daha iyi bileceksin, ben mi daha iyi bileceğim?

Dört sene ilahiyat okudum ben.

Ben de 45 sene oruç tuttum.

(Islık çalıyor)

(Neşeli müzik)

(Duygusal müzik...)

(...)

(...)

(Geçiş sesi)

-Baba! -Oğlum.

Bak, sana hep bahsettiğim arkadaşlarımı getirdim.

-Bunlar mı arkadaşların? -Evet baba.

Çok heyecanlılar seninle tanışacakları için.

Oğlum, bunlar ne biçim arkadaş. Anladık, hevesin var.

Müzik yapmana bir şey demiyoruz da...

...doğru dürüst insanlarla arkadaşlık yap ya.

Öyle deme baba ya. Tanısan sen de çok seversin.

Bunları mı severim?

(Geçiş sesi)

(Duygusal müzik...)

(...)

Ay!

(Kadın) Ay, beynimin içi zonk zonk zonkluyor.

Sanki davul çalmıyor güm güm kafamın içinde.

Davul çalıyor.

Çalmıyor! Davul falan çalmıyor!

Bir tek davul çalmıyor zaten.

Onun dışında bütün müzik aletleri, çalgılar çalıyor...

...bir tek davul çalmıyor.

Ay, bu muhtarın işleri. Davulcu diye kimi işe aldıysa artık.

Ya ezana kadar çaldılar. Bu nedir ya?

Benim bunları kafama takmamam lazım aslında.

Evet anne, hakikaten.

Bunların bir faydası yok. Hatta bunun zararı bile olabilir.

Doktora sormak lazım onu.

Kız, bunu mu diyorum? Çalgıcıları diyorum.

Ben bugün çok mutluyum. Okuldaki ilk günüm.

Geçen sene de okuldaki ilk günündü.

Bu akademik eğitim öğretim yılındaki ilk günüm.

Geçen sene benim bazı kişisel problemlerim olduğu için...

...kendimi derslere pek veremedim, o yüzden öğrenemedim.

Bir de sen beni dördüncü gün kovduğun için.

Kovarım tabii. Bütün kızların numarasını alıp rahatsız ettin.

Ben kimseyi rahatsız etmedim.

Sen kendi isteğinle bile isteye kovdun beni.

Onların hepsi çok seviyor beni.

Benim onlara hiçbir kötülüğüm dokunmadı ki.

Tam tersi iyiliklerim dokundu.

İyilik derken bütün milleti toplayıp, bedava ekmek dağıtacağım diyerek...

...Mehmet görsün diye fırına götürmek mi?

Aa!

Aa, Allah kuru iftiradan saklasın ya.

Ben bir kere onu Allah rızası için yaptım, hayır için yaptım.

Bak anne, son kez söylüyorum, bir daha aynı şeyi yaparsan, seni yine kovarım.

Hatta bu sefer kovmakla kalmam...

...babama da söylerim.

(Boğazını temizliyor)

Aman aman, kimseye ilişmiyorum. Yeter ki Veysel duymasın.

Zaten sinirlenecek yer arıyor, oruçlu bir de.

Yanına yaklaşılmıyor ya.

(Neşeli müzik)

-Allah kabul etsin. -Allah razı olsun hocam.

İdris, bu mübarek ramazan ayında...

...Peygamber Efendimizin sünnetlerini ihya edelim diye düşündüm.

Bunlardan bir tanesi de hediyeleşmektir, biliyorsun.

Ben de naçizane bunu sana aldım.

-Hocam, çok teşekkür ederim. -Eyvallah.

-Açayım mı? -Nasıl istersen.

-Hocam, vallahi çok sağ olun. -Sağ ol, sen de sağ ol.

-Allah senden razı olsun. -Çok teşekkür ederim.

-Sizden de hocam, Allah razı olsun. -Eyvallah.

Madem imam olmak istiyorsun, Kur'an-ı Kerim'le haşır neşir olmak lazım.

Hocam, inşallah hocam. Allah razı olsun.

Sağ olasın.

-Hadi Allah kabul etsin. -Allah razı olsun.

-Hasbinallah! Ne bu ya? -Vallahi ya, olacak iş mi bu?

-Yok Naci, gerçekten soruyorum, ne bu? -Ha, bunlar mı?

Toptancı bıraktı abi. Ramazanda boş durma, sat dedi.

Ben de koydum.

Naci, sen bir çaycısın. Senin neyine bunlar ya?

-Yok mu bu mahallenin bakkalı? -Doğru, bu mahallede bakkal var.

Benim ne işim olur ki bunlarla?

O kadar dedim toptancıya ama dinletemedim.

(Naci dış ses) Alttan girdi, üstten çıktı, bunları verdi.

Naci abi, bu arada kuruyemiş, tatlı falan bir şeyler de getirttim.

Bazısı ramazanda satarım diyor. Eğer sen de satarım dersen...

-Bırak bırak, satarım ben. -Tamam, hemen getiriyorum abi.

(Veysel) Hay Allah'ım ya! Hay Allah'ım ya!

Zaten ramazan ayında alışverişini...

...bakkallardan, kuruyemişçilerden yapan yapmıştır.

-Sen bunları biraz zor satarsın. -Mümkün değil, satamam ben bunları.

Battım ben. Ramazan bitince toptancı geri alsa bari.

Selamünaleyküm.

-Oo! Sen mi bunları satıyorsun hacı abi? -Vallahi aldık bir iş başımıza ama.

Yok canım, iyi düşünmüşsün.

Vallahi hele şu tatlı olayı...

...ayıptır söylemesi benim gibi bekâr adamlara birebir.

-Satar bunlar yani. -Satar tabii canım.

Bir iki güne kalmaz biter bunlar.

Ben bir tane güllaç aldım, parasını veririm bilahare.

Hadi selametle.

Oy oy!

Oğlum. Hişt, oğlum, kalksana!

Kalk kalk, orucu uykuya tutturdun.

Anne ya, işim yok, imkânım var, uyuyorum.

Ne yapayım, orucu uykuya tutturmamak için...

...ramazan ayına özel gündüz işine mi gireyim, ne yapayım?

İşin mi yok? Kalk git fırına bakayım, işinin başında dur.

Fırın zaten kapalı, gidip ne yapacağım?

Olsun, sen yine de orada bekle.

Bana bak, baban fırının kapalı olduğunu görürse vallahi çok sinirlenir.

-Babam zaten hep çok sinirli. -Tabii, haklı adam.

Çocuk besledi, büyüttü, bir mürüvvetini göremedi.

Sabah sabah yapma ya. Aynı mesele, sabah sabah yapma.

Of!

Yaparım!

(Neşeli müzik)

Başım çatlıyor arkadaş. Şu iftar olsa da bir ağrı kesici alsam.

-İş mi şu muhtarın yaptığı ya? -Vallahi, bu kadarı da olmaz.

-Ben neden bahsediyorum Naci? -Muhtardan.

Naci, hiçbir konuda hiçbir fikrin olmadan...

...her konuda aynı fikirde olmayı nasıl başarabiliyorsun?

Bilmiyorsun değil mi ne söylediğimi?

Şimdi sen böyle şey yapınca ben tam şey yapamadım.

Şey değil mi o?

Muhtardan bahsediyorum, muhtarın getirdiği davulcudan bahsediyorum.

Sabaha kadar güm güm güm, güm güm güm, başımız çatladı ya.

Açlık bir yandan, uykusuzluk bir yandan, perişan olduk.

Doğru.

Hayır, senin tek bir görevin var, onu yapsana.

Doğru, benim tek bir görevim var. Çay dağıtmak.

Çay vereyim mi Veysel abi? Yeni demledim, çok güzel.

Ya onu demiyorum, muhtardan bahsediyorum.

Tek bir görevin var, davulcu getirmek. Onu da beceremiyorsun.

Hem ne çayı, ne demlemesi ya? Ramazan bugün Naci, ramazan.

Vallahi battım ben.

Ne bileyim, alışkanlık. Gelir gelmez çay demlemiştim.

Gitti yarım kilo Dilber çay.

(Neşeli müzik)

Arkadaşlar, mahallelinin sizden tek bir beklentisi var, uyanmak.

Biz de uyandırdık işte.

Nasıl uyandırmak öyle ya?

O ne biçim mani, siz hiç öyle bir mani duydunuz mu hayatınızda?

Ya bak, şimdi bak sen--

Muhtar Bey, şimdi siz arkadaşa yeter ki uyandırılsınlar dediğiniz için...

...bizim de mani çalışmaya vaktimiz olmadı...

...siz de öyle deyince biz de bildiğimiz yerden çalalım dedik.

Neyse oğlum, dur. Biz şimdi paramızı nereden alacağız?

Bak, bahşiş usulü çalışacaksınız dedin...

…sabaha kadar çaldık, bahşiş falan veren yok.

Ne bahşişi kızım? Bahşiş dediğin ay sonunda toplanır.

Ne demek ay sonu ya?

Ne demek ay sonu Muhtar Bey? Mayıs ayının sonu mu yoksa...

...ramazan ayının sonu mu? Onu bir netleştirsek en azından.

Bayramın birinci günü.

Bayramın birinci günü alacaksınız bahşişinizi.

Yani şimdi bize böyle bir bilgi verilmediği için...

...biz de her çaldığımız günün sonunda bahşişimizi alırız diye düşünmüştük.

Muhtar Bey, siz de takdir edersiniz--

Ben anlamam ya, ben anlamam. Ben emeğimi sömürtmem.

Bütün gece çaldık, bir günlük bahşişlerini verecekler.

-Böyle abi. -Sakin ol abi.

Vallahi ilk defa duyuyorum daha ilk günden bahşiş istendiğini.

Hele dün gece mahalleliye yaşattığınız o sahur deneyiminden sonra...

...size kimsenin tek kuruş vereceğini sanmıyorum.

Ama isterseniz gidin bir imamla konuşun.

Eğer dinen sakıncası yoktur diyorsa gidin mahalleliye, şansınızı bir deneyin.

Ne diyor?

Abi, imama gidin diyor, imama!

(Mert boğazını temizliyor)

(Neşeli müzik)

(Boğazını temizliyor)

Selam.

-Ne haber ya? -İyi.

Tanışıyor muyuz?

Aynen, dün muhtarlıkta tanışmıştık ya hani.

Aa, evet, tamam. Nasılsın?

İyi ya, nasıl olayım, fena. Dün biraz mahallede çaldık da.

Gerçi duymuşsundur.

Çaldık?

Aynen, müzisyeniz biz. Dün gece çaldık yani.

Çaldık denmez, yaktık mahalleyi ya.

-Ha, onlar sizdiniz yani? -Evet.

Ee?

Ne, ee?

Ne bileyim yani, etkilenmeyecek misin?

Genelde öyle olur, biz çalarız, siz etkilenirsiniz falan hani.

-Biz etkilendik zaten. -Ya?

Evet, mahallece etkilendik.

Hadi ya!

Özellikle kulaklarımız bayağı etkilendi yani.

Hım.

Ama tabii yani bizim yaptığımız müzik kulağa değil de...

...daha çok ruha falan hitap ettiği için.

Ruhla şöyle bir ilişkisi var, siz ezana kadar çaldığınız için kimse uyuyamadı.

O yüzden herkes ruh gibi geziniyordu ortalıkta.

Siz içlerindeki ruhu açığa çıkardınız.

Süper ya. Hey, çok sağ ol ya.

-(Erkek) Sabaha kadar uyuyamadık muhtar. -(Naci) Doğru.

Bir dakika bir dakika, tek tek ve sırayla konuşun.

Ben anlamadım, siz neden rahatsız oldunuz?

Ramazan davulcusu diye getirdiklerin sabaha kadar titretti mahalleyi.

Ee?

Ee'si, sabah ezanına kadar uyuyamadık. Zaten ondan sonra da uyku tutmadı.

Ramazan günü uykusuz kaldık, tüm gece ya.

Bir damla uyku girmedi gözümüze.

Allah Allah!

Ramazan davulcusu ramazan ayında gece sizi uyandırdı, öyle mi?

Aa, duyulmuş, görülmüş şey değil yani.

Tabii canım, nerede görülmüş böyle bir şey?

Onu mu diyorum muhtar? Uyandırsın, uyandırsın da...

...bu işin de bir adabı var.

Tabii canım, her şeyi adabına göre yapmak lazım.

Eski köye yeni adet getirdin.

Ben zaten konuştum çocuklarla.

Bu işin usulünü, erkanını anlattım. Onlar da ellerinden geleni yapıyorlar.

Gençler tabii, yavaş yavaş öğrenecekler.

Herkes anasının karnından ramazan davulcusu olarak mı doğdu?

Yapmayın yahu. Gençlere de bir fırsat verelim.

Bu akşamki performanslarına da bakalım.

Doğru, fırsat verelim gençlere. Bu gece de çalsınlar.

Ya hâlâ performans diyor. Problem zaten performans göstermeleri.

Düzgünce çalsınlar, gitsinler. Konser yeri mi burası?

Tamam, tamam, tamam. Ben bu akşam bakıp halledeceğim.

Ya diyeceğim ki; "Çocuklar, aferin, çok güzel çaldınız...

...mahalleli mutlu mesut uyandı, işte böyle devam edin." diyeceğim.

Ya da diyeceğim ki; "Yok çocuklar, kusura bakmayın, olmadı...

...bundan sonra daha özenli çalın." diyeceğim.

Ben burada batmışım, bunların derdine bak.

Ne boş adamlar bunlar ya. Bırak kim ne çalarsa çalsın.

(Çayı döküyor)

Muhterem cemaat...

Bozar! Bozmaz!

Yani dinen bir sakıncası yoktur.

Rica ediyorum. Kendi aramızda konuşmayalım.

Bakın... Hayır, gülünecek bir şey varsa...

...söyleyin, biz de gülelim.

(Müzik)

Şimdi ilk harfimizle başlıyoruz. Elif.

Ay, maşallah, ne güzel yazdın öyle.

Vallahi yazın da senin gibi kibar.

Sen okuyor musun, çalışıyor musun?

Evli misin?

Kendi aramızda konuşmayalım lütfen.

Hocam, ben bir yere takıldım da arkadaş bana onu anlatıyordu.

Tamam, bir şeye takılırsanız bana sorun.

Dinlemezseniz takılırsınız tabii.

Dinliyorum hocam.

Öyle mi?

O zaman söyleyin bakalım, hangi harf bu?

Küçük L.

Evet, herkes memnun mu yeni oturma düzeninden?

Hocam, ben eski yerimden daha bir memnundum.

Ama şimdi o arkadaşınla yeterince tanıştın, kaynaştın.

Şimdi de başka arkadaşlarınla kaynaş, değil mi?

-Nasılsın? -İyiyim, iyiyim.

Bu mahalleden misin?

Ay, sana ne canım? Nereden olurum olurum!

Allah'ım ya!

Müsaade eder misin, dersi kaçıracağım.

Evet, şimdi herkes bir sıra B harfini yazsın defterine.

Benim gözüm görmüyor da...

...benim deftere yazar mısınız, daha rahat yazabileyim.

Ne yazacağım?

B harfi bak, orada, tahtada gösteriyor.

Al.

Hişt.

Hayırdır?

Sen, sen. Gel buraya, gel.

Yine ne iş çeviriyorsun, hayırdır?

Yok abi, ben bir iş falan çevirmiyorum.

Oğlum, sen mahallenin kızlarına mı dadandın lan ha?

Ne alakası var abi? Yok öyle bir şey.

Ama sen de bana sürekli...

...sen öyle mi yapıyorsun, böyle mi yapıyorsun diyorsun ya.

Hadi geçen gün muhtarlığa geldim dedin, eyvallah.

Şimdi nereye gidiyorsun?

Şimdi?

Şey...

Buraya geldim.

-Buraya? -Aynen, buraya.

Sebep?

Sebep?

Sebep, yani insanlar niye gelir ki buraya?

Ekmek almaya mı geldin?

Aynen. Ekmek almaya geldim.

Ekmek almaya geldin?

Evet abi, ekmek almaya geldim.

Neyini anlamadın ki bunun? Ayrıca niye şaşırıyorsun?

Dünyanın en 'basic' şeyi falan herhâlde ekmek almak.

Hayatında ilk kez mi ekmek alan birini görüyorsun?

Hayır, bence öyle değil. Çünkü bu iş senin mesleğin yani.

Dur. Kapalıyız aslanım.

Nereye gidiyorsun? Görmüyor musun yazıyı? Bak, ka-pa-lı!

Ha, kapalısınız.

Tabii kapalıyız. Açık gibi bir hâlimiz mi var ha?

Ayrıca ramazan ayındayız.

Ha, ama akşamları falan pide satıyoruz ha. Gel yani.

Vay! O zaman ben şimdi gideyim akşam geleyim.

-Hadi bakalım. -Aynen. Görüşürüz.

Bu çocuk taktı bana kafayı yani.

Oh, bir de ekmek almak zorunda kalmadım.

Zinciri falan var. Bu ne lan?

Ya hadi ya.

-Sen mi soracaksın, ben mi soracağım? -Sen soracaksın oğlum.

Yani sen hani belki sorsan daha...

Geliyor, geliyor, dur.

Ben ne diyeyim ki şimdi?

Bismillah.

(Cenk) Ya ben sormayayım.

Ha hocam, bizim size bir sorumuz olacaktı da.

Ramazan ayıyla ilgili mi?

-Evet, ramazan ayıyla ilgili. -Yani.

Şimdi arkadaşlar bakın, burada olmaz.

Biz akşamları teravihten sonra soru cevap düzenliyoruz.

Onun için burada sormayalım bu soruları.

Bunun yeri burası değil. Her şeyin bir yeri, adabı var. Değil mi?

Ben gelsem mesela, size desem ki...

Siz ne iş yapıyorsunuz?

-Müzisyeniz. -Aynen. Müzisyeniz.

Ha, güzel. Müzisyensiniz.

Ben de şimdi tutsam böyle yerli yersiz...

...zamanlı zamansız müzik yapsam, olur mu? Olmaz.

-Olur aslında. -Aynen. Olur.

Bizim de basçıya ihtiyacımız var biliyor musun?

Seyfi abimiz var ama o yeni başladığı için beceremiyor pek.

Var mı senin yeteneğin?

Biz tabii meslek icabı musikiyle içli dışlıyız.

Ama benim daha çok vokal.

Ne tarz söylüyorsun?

Daha çok ıtri tarzı.

Ee, Gökçe, abi...

Hocam, biz tamamen bambaşka bir şey sormaya geldik.

Şimdi hocam, biz dün gece çaldık.

Çaldınız mı? Oo!

Çok büyük günah işlemişsiniz.

Ne demek? Hele böyle mübarek ramazan ayında.

Çok büyük günah işlemişsiniz.

Değerli bir şey miydi?

Vallahi bizim için çok değerliydi.

Aynen.

Niye yaptınız böyle bir şeyi?

Çok mu zor durumdaydınız?

Açıkçası benim aklıma hiç yatmamıştı, biliyor musun?

Yani hocam, bize para lazımdı, festivale katılabilmemiz için.

Para gerekliydi. Üstüne dün bir de evden atıldık.

Öyle olunca düşündük, yapalım dedik yani.

Zor durumdaydık, şeytana uyduk.

Şimdi para lazımsa bunu helal yoldan halletmek lazım.

Yani nasıl hocam? Kötü bir şey mi yani?

Kötü tabii canım. Haram.

Muhtar yana yakıla çalacak birilerini arıyorum dedi.

Hani o da çok ısrar edince biz de dedik tamam, yapalım.

Yani bilemedik kötü bir şey olduğunu.

Muhtar ha?

Ulan yazıklar olsun be.

Alenen sizi hırsızlığa götürdü bu adam yani.

Ne hırsızı be? Ne diyorsun hırsız falan?

-Bir dakika hocam. -Bak, ne diyor oğlum.

Hocam, siz bizi yanlış anladınız. Aşk olsun.

Biz öyle insanlar mıyız?

Kardeşim, siz dediniz ya çaldık diye.

Ne yapacağız diye, haram mı diye.

Hocam, yani hırsızlık değil.

Biz çaldık derken, ya çaldık yani.

Müzik yaptık mahalleliyi uyandırmak için dün gece.

Ha.

Aynen.

-Ee? -Ya ee'si...

...işe başlarken muhtar bize dedi ki size bahşiş verilecek.

-Evet? -Bize kimse bahşiş vermedi.

-Evet? -Biz de gittik muhtara...

...hakkımız olan parayı bize ver dedik.

Yani.

Tabii. Evet?

O da mahalleliden isteyin dedi işte.

-Evet? -Şimdi muhtar diyor ki...

...gidin ay sonunda isteyin.

İşte biz de size bir soralım dedik.

Hani önden bir avans, bahşiş alma durumumuz olur mu diye.

Avans, bahşiş alma... Bana mı soruyorsunuz?

Evet.

Ya bana ne kardeşim?

Bunun benimle ne alakası var?

Allah Allah! Bana fıkhı meselelerle gelin ya.

Benimle ne alakası var?

Para isteyecekmiş de. Ne zaman isterseniz isteyin.

Benim Allah...

Fıkhı derken yani...

...fıkhı derken ben anlamadım yani. Ne demek istedi?

Sonuç olarak ne zaman isterseniz isteyin dedi abi.

Tamam abi, gidelim o zaman akşam mahalleliden isteyelim yemekten sonra.

-Ha, yemek dedin de... -Güzel.

...nerede yiyeceğiz yemeği, ne yapacağız?

Mevlüde teyzede yiyeceğiz herhâlde.

Abi, o kadın nasıl yemek yapacak?

Durumu yok ki onun, gözü de görmüyor.

Belki evinde yemeklik malzeme bile yoktur onun.

Abi, ne bileyim yani, kadın yapar bize bir şeyler.

(Müzik)

Kolay gelsin Mevlüde teyze.

(Mevlüde) Aa!

Hoş geldin kızım. Gel buyur, gel, gel.

Bak, bugün çok çalıştım ha. Bak.

Hım. Güzelmiş.

Kaç tane yaptın bunlardan?

Bugün buna başladım da bak...

...şuradan aldım sıfırdan, buraya kadar getirdim.

Hım.

-Mevlüde teyze. -Ha?

Senin bu kocanın mezarını yaptırmak için kaç tane yapıp satman lazım?

-Yüz tane. -Yüz?

Peki, şimdiye kadar kaç tane yaptın?

İki tane.

Bak burada, bak.

(Mevlüde) İki tane daha yaptım.

Ah, ah. Ne yapacaksın yavrum, ne yapacaksın.

Çalışıp çabalayacaksın ki Allah da sana versin.

Sen çalışırsan o rızık bir gün gelir karşına çıkıverir senin.

Öyle, öyle de...

...işte tabii emeğimizin karşılığını da almamız lazım.

Çünkü emeğimizin karşılığını almazsak hakkımızı sömürtmüş oluruz.

Olsun yavrum, olsun.

Emeğinizin karşılığını da alırsınız.

Ne kadar güzel çaldın kız dün gece.

-Gerçekten mi? -Ya.

-Beğendin mi? -Bayıldım, bayıldım yavrum.

Çalışır çabalarsın, emeğinin karşılığını alırsın.

Dün siz sabaha kadar ekmeğinizin peşinde koştunuz yavrum.

Koştuk koştuk da bahşiş veren olmadı ki.

Olsun be yavrum, olsun. Onu da veren olur.

Çalışın çabalayın, bahşiş veren de bulunur.

Olur.

-Mevlüde teyze, ne diyeceğim aslında. -Ne?

Biz akşam yemeğini nerede yiyeceğiz? Muhtar söyledi mi nerede yiyeceğimizi?

Canım muhtardan bize ne?

Ben sizi bırakır mıyım evladım, bırakır mıyım?

Koyarız ortaya peynir, ekmek ne varsa yeriz, olur biter.

Sen merak etme.

Dur bir bakayım kız. Hah.

İftar vakti de yaklaşmış.

Hadi bakalım bismillah deyip kazanları kaynatmaya başlayalım.

Yürü bakalım.

(Mevlüde) Hah.

Ay.

Geç, geç, geç.

Ya ne demek "Anlaşma iptal, ben zam yapmaya karar verdim."?

Ben, sen zam yapmayacaksın diye hazırlık kampüsünü genişlettim.

PVC kaplattım. Balkonu içeriye aldırdım.

Kirişleri kırdırdım. Evime ebeveyn banyosu bile yaptırdım.

Bir sürü masrafa girdim ben.

Vallahi hocam, senin yaptığın masraf beni hiç ilgilendirmiyor.

Senin yolladığın davulcu, davulcu çıkmadı.

Ne demek davulcu çıkmadı?

Ne dediler ya?

Biz davulcu değiliz mi dediler?

Kendimize güvenmiyoruz mu dediler?

Sanatçı değiliz mi dediler? Ne dediler?

Yok, davulcuyuz, sanatçıyız dediler de...

...ama dün gece çalamadılar.

Yo. Ben sana hiç katılmıyorum muhtar.

Bence gayet güzel icra ettiler sanatlarını.

Mahalleli öyle demiyor ama.

Sabahtan beri başımın etini yediler.

Bana bak hocam, bu işi başıma sen sardın, sen çözeceksin.

Yoksa kiraya zam yaparım vallahi.

Allah'ım yine o kelimeyi kullanıyor ya.

Allah aşkına bak, zam falan deme, tamam.

Tamam, bir saniye dur.

Çözeceğiz senin meseleyi.

Alo?

İdris!

İdris!

İdris. Ha, geldin mi?

Şey yap, git bizim o müzisyen çocukları çağır.

Ya da bağla. Tercih senin, fark etmez yani.

Boşuna bağlatmadım.

Sonuçta İdris var.

Niye masraf yapayım, değil mi yani?

Yalnız muhtar, çok değişken bir kişiliğin var ha.

Hassas noktamı biliyorsun...

...sürekli ağaçkakan gibi oraya çalışıyorsun.

Hoş mu?

İyi, iyi, yarım saat de burada vakit geçiririm.

(Veysel) Mis.

(Müzik)

Maşallah ya, hemen de bize sıra geldi, bu ne?

Kaç pide vereyim abi?

Hayırlı işler.

-Nasıl işler, iyi mi? -Allah’a şükür iyi abi. Kaç pide sarayım?

Ya pide alması kolay. Acelesi yok.

Kaç tane pide satıyorsunuz burada?

Ben de fırıncıyım da.

Beyefendi, hadi artık ya.

Daha eve gidip iftar hazırlayacağız.

İyi, hadi sar bir tane pide.

(Müzik)

Bu son bir iki saat asla geçmiyor arkadaş.

Ben de vakit geçsin diye işte pide sırası bekliyorum.

Efendim?

Anlamadım?

Siz de mi pide için bekliyorsunuz?

Hasbinallah!

Hah işte, bu sinirin aynısı bende de oluyor iftara yakın.

Herhâlde kan şekeri düştüğü için diye düşünüyorum, ne dersin?

Efendim?

Kime söylüyorum?

Doğru, doğru, oluyor. Aa, Veysel abi.

Ya bu adam ne acayip adam.

(Naci) 30 senedir huyu hiç değişmedi.

Kendi fırını var, bütün fırınlardan pide topluyor her ramazanda.

Öyle deme canım. Belli ki adam vakit geçirmeye çalışıyor iftara kadar işte.

Başka türlü geçmiyor o vakit arkadaş.

Selamünaleyküm.

Aleykümselam.

Hayırdır Veysel abi?

Yine dolaşmışsın bütün pidecileri.

Ne yapalım ya, zaman geçirmeye çalışıyoruz iftara kadar.

Doğru. En doğrusunu yapıyorsun.

Başka türlü geçmiyor ki zaman.

Hadi biz de geçelim.

Hadi biz de geçiyoruz.

Sıraya geçelim Naci abi. Hadi.

("Murat Kekilli - Söyleme" çalıyor)

(...)

"Söyleme, onu da denedim"

"Olmadı, yapamadım"

"Her sevdada"

"Her kavgamda"

Baba!

"Çocuk düştüm, yıprandım"

"Dur söyleme, onu da denedim"

"Olmadı, yapamadım"

"Her sevdada"

"Her kavgamda"

"Yenik düştüm, yıprandım"

"Buzdum"

"İncitildim, su oldum"

"Sen hep içimdeydin, yüzüyordun"

"Buzdum"

"İncitildim, su oldum"

Tek bir hayali vardı oğlumun.

Gerçekleştiremedi.

"Sustum, içimdeki çocuk namaza..."

Onun hayali, bizim hayalimiz Seyfi abi.

Biz o hayali gerçekleştireceğiz, söz.

"Söyleme, onu da denedim"

"Olmadı, yapamadım"

"Her sevdada"

"Her kavgamda oy"

"Yenik düştüm, yıprandım"

"Dur söyleme, onu da denedim"

"Olmadı..."

Abi, Seyfi abi hiç mi duymayacak şimdi?

Abi, duyacak da az duyacak yani.

Kazadan sonra kulaklar gitti.

"Yenik düştüm, yıprandım"

(Ezan okunuyor...)

(...)

(Müzik...)

(...)

(...)

(Müzik...)

(...)

Beğendiniz mi?

Olsun olsun, ye.

(Müzik)

Söyle.

-Mevlüde teyzem. -Ha?

-Çorba. -Evet.

Ya ben bununla nasıl doyayım?

Bununla ben nasıl doyayım? Lütfen.

Lütfen doldur.

Allah razı olsun.

Allah razı olsun.

Hadi bakalım.

Afiyet olsun. Allah kabul etsin.

Sağ ol.

(Müzik)

(Mert) Ee abi, yani sonuç olarak kaç para topladık?

(Gökçe) İşte Mevlüde teyze beş lira verdi.

İyi de kadın ne güzel 100 lira vermişti. Biz niye onu geri verip beş lira aldık?

Şimdi üç sebepten dolayı.

İlki, biz emeğimizin karşılığını kovalarken hiçbir şey yapmayanlar...

...para kazanmanın ne kadar zor olduğunu anlasınlar diye.

İki, kadının gözü görmüyor abi.

Şimdi o parayı kaç para zannetti de verdi bilmiyoruz.

Üçüncüsü de kadın ördüklerini satıp kocasına mezar taşı yaptırmaya çalışıyor.

Öyle bir kadının sen 100 lirasını alabilir misin? Ayıp bu oğlum.

Evet, haklısın. 'Okay'.

Ya tamam abi, birazcık da şuradakilere soralım.

Ha.

-Bu Mahir abi. -Beşten. Beş numara.

Beş benim uğurlu rakamım abi.

Çal.

Aa!

Milletin ar damarı da iyice çatlamış ayol.

Hayır yani, bu ne demek oluyor?

Toplum bu kadar dejenere mi oldu?

Yoksa hırsızlığın adabı mı değişti?

Bundan sonra kapıları çalarak mı giriyorsunuz içeri?

Ne diyorsun sen ya?

Anne, kimmiş gelen?

-Hırsızlar. -Ne hırsızı? Bak, düzgün konuş.

Sabahtan beri hırsız hırsız, abi bu ne ya!

(Kadın) Aa, aa! Terbiyesiz, edepsiz!

(Kadın) Annesi yaşındaki kadını böyle azarlamalar bilmem neler.

(Kadın) Ne bileyim ben canım, sizi tanımam etmem.

Üstünüze başınıza bakınca hırsız sandım.

Ayrıca sizin ne işiniz var benim evimde?

Hırsız olsak böyle mi giyiniriz?

Kafamızda bir kar maskesi olur, bir ten çorap olur, bir şey olur.

Oo, maşallah. Nasıl giyineceğinizi de pek iyi biliyorsunuz hanımefendi.

Anne, sen bir dursana.

Abi, sakin ol. Gökçe ben hallediyorum.

Buyurun. Niçin gelmiştiniz?

Aa, biz para için geldik. Para alacağız sizden.

Tamam işte, ben de öyle dedim.

Yoo, öyle değil. Biz mahallenin müzisyenleriyiz.

Dün gece müzik yaptık da onun için yani bahşiş olaraktan para topluyoruz.

-Bahşiş. -Ay! Utanmazlar!

(Kadın) Dün gece yarısı 'cıstak cıstak' müzik çaldılar...

...şimdi bir de utanmadan geliyorlar, ramazan bitmeden bahşişlerini istiyorlar.

Hadi gidin. Çaldığınız da şarkı olsa bari. Hadi, hadi!

Tamam, bağırma be, duyuyoruz.

Abi, gerçekten bu insanlar problemli.

Bu var ya, annesi de oğlu gibi çıktı.

Bunun oğlu da taktı bana kafayı. Hişt, hişt sürekli.

-Niye? -Ya ne bileyim ben.

Hişt gel buraya, hişt gel buraya.

Hişt, hişt.

Oğlum, anladık, hişt diyor. Azıcık sus lan.

Ya tamam, ben yapmadım zaten o hişt.

Aa! Abi, bu çocuk taktı kafayı, dedim size.

Beni dövecek, koru beni.

Buyur.

Kusura bakmayın.

Annem normalde böyle biri değildir.

Ama sizi görünce biraz şey oldu.

-Ne oldu? -Yani...

Yani şu kıyafet falan biraz şey olunca...

Ne olunca? Kötü mü?

-Yok, yok, kötü değil de... -Hı.

Ramazan davulcusu gibi de çok durmuyorsunuz yani.

Bir de dün geceki şarkı için bahşiş isteyince...

Ne varmış şarkıda, beğenmedin mi?

Yok.

Yani mesela söz falan da yok yani.

Hani bir mani falan okumuş olsanız...

...belki daha iyi olabilir.

Belki annem de o zaman böyle bir tepki vermeyebilirdi yani.

Ama yine de emeğiniz. Ben şunu vereyim.

Ha, 'okay'.

Sağ ol, sağ ol ya.

Eyvallah.

Sağ ol.

Sağ ol.

Pinti abi bunlar. Beş lira verdi oğlum adam.

(Müzik)

Evet, şimdi daha önce de söylediğim gibi...

...tamamen fıkhı meselelerde kafamıza takılan soruları sorup...

...öğrendiğimiz bir soru cevap olacak.

Sizden ricam, kesinlikle kişisel sorular sormayın.

Evet, başlayabiliriz. Buyurun.

Hocam, öncelikle böyle güzel bir organizasyon tertip ettiğiniz için...

...muhtar olarak tüm mahalle adına...

...çünkü bütün mahalleyi temsil eden biri olduğum için...

...gece gündüz bu mahallenin dertleriyle dertlenip...

...çözüm aramaya çalışan biri olarak...

...mahalle adına size çok teşekkür ediyorum.

Sağ olun.

Ee, ama ilk soruyu da açılış babında muhtar olarak ben sormak istiyorum.

Buyurun.

Hocam, iyilik yapmak günah mıdır?

Ne?

Değildir.

Peki, sevap mıdır?

Tabii, sevaptır.

Anladığım kadarıyla çok büyük bir sevaptır.

Çünkü sizin söyleyişinizden öyle anladım.

Yani tabii, karşılıksız iyilik yapmanın sevabı çok büyüktür.

Duydunuz mu? Bakın, hocam ne diyor.

Karşılıksız iyilik yapmak, hem de ramazan ayında.

İnsanlar rahatça sahura kalksın...

...huzur içinde orucunu tutsun diye...

...mahalleye davulcu getirmek büyük bir sevaptır, değil mi hocam?

Ha, şimdi anlaşıldı.

Ben de bir soru soracağım hocam.

Buyur Fatma abla.

Şimdi bu ağır mübarek ramazan ayında...

...dinimizce en mübarek ay bu ay, değil mi?

Evet, Fatma abla.

Dinimizce çok mübarek bir aydayız.

Başka sorusu olan var mı?

Bir dakika. Benim daha sorum bitmedi ki.

Şimdi bu ağır mübarek ramazan ayında...

...biz ağzımızın tadıyla orucumuzu tutmayı beklerken...

...mahalleye ne idiği belirsiz adamları, kızları getirmek de ne demek oluyor?

Bana söylüyor.

Fatma abla, burası şikâyet etme yeri değil.

Ha hocam, ben tamamen fıkhı açıdan soruyorum.

Yani dinen bu ne demek?

Dinde bunun bir adı var mı?

Hocam, izniniz olursa bu sorunun cevabını ben verebilir miyim?

Fatma Hanım'ın sorusunun cevabı bence...

...nankörlük olur anca!

Aa! Duydun mu? Duy.

Fatma abla, bu sorunun cevabını ben bir düşüneyim.

Araştırıp bakayım, tamam mı?

Tabii hoca, tabii, sen düşün.

Nasıl olsa sabahlara kadar artık gözümüze uyku girmeyeceği için...

...hep beraber oturur düşünürüz.

Neyse, neyse, başka?

Bakın, fıkhi olarak, özellikle oruçla ilgili...

...sorular varsa alayım.

Hocam, benim bir sorum var.

Sor Naci abi.

Ben battım.

Ee?

Doğru, ee?

Battım yani.

He.

Naci abi, bu soru değil ki.

Doğru. Soru değil.

Özür dilerim.

Ya siz de doğru düzgün soru sorun şu adama be!

Sinirlenmeyeyim, sinirlenmeyeyim diyorum ama...

...Allah aşkına ne saçmalıyorsunuz siz ya?

Hocama doğru düzgün bir soru sormadınız ki adam cevaplasın!

Hay ağzına sağlık Veysel abi.

Sor. Sor da görsünler hadi.

Ne bileyim. Ne sorayım ya?

(Veysel) Kızım, sen sor hadi.

Sor kızım.

Kızım, adama ayıp oluyor.

(Veysel) Hepimiz buraya toplandık, bir tane doğru düzgün soru çıkmadı.

Sen şöyle güzel dini bir soru sor.

Sevaptır.

Sor, sor. Sen bilirsin, sor.

-Sor kız. -Kızım, sorsana.

(Fatma) Sorsun.

Tamam.

Tamam, hocam.

Şimdi bu mübarek ramazan ayının...

...feyzinden, bereketinden nasiplenebilmek adına...

...mümin ve mümine kardeşlerimiz neler yapmalı, nelere dikkat etmelidir?

Teşekkür ederim.

Maşallah, barekallah.

Ee, işte görüyorsunuz, derinlikli insanın...

...ilim irfan sahibi insanın hâli başka oluyor.

Hoca Hanım, çok teşekkür ederim böyle bir sual sorduğunuz için.

Estağfurullah.

Evet?

Hı?

Efendim? Ha!

Soruyu biraz daha açabilir misiniz?

Tamam, biraz daha açayım soruyu.

Şimdi hocam, bazıları var...

...öfkeleniyorlar, sinirli sinirli dolaşıyorlar.

Oruçluyken kalp kırıyorlar.

Ya da mesela böyle hani...

...diyelim ki bazı insanlar var.

Kur'an kursunda Kur'an öğrenmeye gelen insanları...

...kendi başka planları doğrultusunda rahatsız ediyorlar.

Şimdi bu insanlar neler yapmalı hocam?

Çok doğru.

Yani tabii başka...

-Çok derin bir mesele. -Tabii canım.

Bu derin mesele.

Herkes bilemez bunun cevabını.

Bu adam nereden bilsin de cevaplasın? Değil mi?

Hadi Allah kabul etsin. Dağılalım.

Hayır, hayır. Naci abi, ne yapıyorsun?

Cevap veririz. Niye vermeyelim?

Ee, şimdi...

...tabii sinirlenmemiz gerekir, birincisi.

İkincisi de...

...Kur'an kursunda da insanları rahatsız etmemek gerekir.

Ya neresi derin bu sorunun?

Bu böyle böyle mi diyor, o da öyle öyle diyor.

(Anlaşılmayan konuşma)

Naci abi, bana bir çay vermedin, aşk olsun.

(Kapı vuruluyor)

Hocam, bizi çağırtmışsınız.

Ya sizin uyuyan insana hiç mi saygınız yok?

Hocam, uyuyor muydunuz? Kusura bakmayın.

Ya kendimi demiyorum.

Alo!

Gelin içeriye, gelin.

Geç.

Gelin.

Çocuklar, bakın, dün gece herkesi rahatsız etmişsiniz.

İnsanlar uyku yüzü görememiş.

Gece yarısı sokakta siz ne yapıyorsunuz?

Yahu bize kalsa gece yarısı sokaklarda çalmayız herhâlde.

Muhtar, uyandır işte insanları gece dedi, biz de uyandırdık.

Uyandırın, uyandırın ama böyle de uyandırılmaz ki.

Sessizce çalın, gidin.

Uyanan uyansın, uyanmayan da uyanmasın.

Bakın çocuklar.

Ben size iş buldum. Referans oldum.

Ama siz beni çok mahcup ettiniz.

Adamlar sizden şikâyetçi.

"Senin bulduğun grup çalamadı." diyorlar.

Bakın. grup çalamadı demiyorlar.

"Senin bulduğun grup çalamadı." diyorlar. Bana diyorlar.

Ne demek? Çaldık.

Gayet de güzel çaldık. Çalmadık mı?

Çaldık, çaldık.

Tabii ki çaldık.

Beş kuruş bahşiş vermiyorlar, bir de üstüne şikâyet mi ediyorlar?

Bütün gece çaldık, on lira toplayabildik be.

Gökçe, yavrum, sen neden hep böyle mutsuzsun ha?

On liranın neyini beğenmiyorsun?

Allah bereket versin diyeceksin, hop cebe atacaksın.

Bu devirde para kolay mı kazanılıyor?

On lira diyorum, on!

Senin emeğe verdiğin değer bu mu?

-Tabii ki de bu değil canım. -Değil tabii.

Benim verdiğim değer üç.

Üç yeter ya.

Neyse neyse.

Bakın çocuklar, bu iş sizin için olduğu kadar...

...benim için de önemli.

-Nedenmiş? -(Niyazi) Nedenmiş?

Gökçe, çok yıpratıyorsun beni.

(Niyazi) Bak, gerçekten çok yıpratıyorsun.

Ben size iş buldum. Referans oldum.

Risk aldım.

Arkadaşınızın hayalini gerçekleştirmeniz için para kazanmanız için yardım ettim.

Bakın çocuklar, mahalleli yıllardır ramazan davulcusu...

...ramazan davulcusu diye yanıp tutuşuyor.

Davulcu gelse de ona bahşiş versek diye bekliyor.

Bu insanların cebinde size ait olan bir para var.

Gidin, alın o parayı.

İşte ben de anlatıyorum sana. Gittik, ala ala on lira alabildik.

Sen beni dinliyor musun?

Gökçe, senin derdin ne ha?

Bak, yıpratıyorsun beni.

Bahşiş müziğe verilmez.

Bahşiş kalbe verilir.

Bahşiş ruha verilir.

(Niyazi) İnsan sevdiği kişiye bahşiş verir.

Misal ben.

Sana niye bahşiş vereyim ha?

Ya sana hiç bahşiş vermek gelmiyor benim içimden.

Hocam, yani siz diyorsunuz ki şimdi--

Aynen öyle.

Hop, hop, aynen.

Anladı. Bu çocuk anladı.

Bak, bu çocuk anladı.

Hadi şimdi arkadaşlarına anlat.

Sanki sen hiç anlamamış gibi bakıyorsun.

Diyorum ki gidin, alın parayı.

Parayı diyorum, parayı.

Alın.

-Ne diyor? -Abi, ben sana anlatırım. Hadi.

Hadi çocuklar, hadi. Benim işim var, hadi.

Hadi, hadi, hadi.

Bir saattir anlatıyorum, "Ne diyor?" diyor ya.

Kapat kapıyı.

Yani abi, yani hoca ne diyor ben anlamadım ki.

Abi işte diyor ki bir şekilde insanlara kendinizi sevdireceksiniz.

Ya ne diyecek işte, mahalleliyle iyi geçinin diyor.

-Aynen. -Bu iş öyle ne çalarsan çalla olmaz...

...insanlara kendinizi sevdirin diyor.

Değerlerinizi diyor, bir kenara bırakın...

...madem bu işe girdiniz, ne gerekiyorsa onu yapın diyor.

Ya abi, sen niye bu kadar karamsarlaşıyorsun ki?

Neden değerlerimizi hiçe sayıyoruz ya?

Açarız abi.

Kafamıza göre bir mani buluruz, onu çalarız. Nedir yani?

İyi. Bul, çal abi.

Abi, şu an var ya, bir tane buldum, bayılacaksınız.

Bak. "Sofrada fakir olsun"

"Tabağı çukur olsun"

"Karnı doyduktan sonra"

"Bahşişi atar olsun"

Abi, ne güzel işte.

İçinde fakirlik var. Bizim değerlerimizi de...

...sahip çıkıyor diye yani ne bileyim, güzel değil mi?

Dinleyin abi. Bu nasıl?

"Arnavut musun, Tatar mısın?"

"Ekşili çorba yapar mısın?"

"Davul çalıyorum ama acaba oruç tutar mısın?"

Nasıl?

-(Gökçe) Abi, bu biraz şey gibi... -Ne gibi abi, ne gibi?

Abi, içinde fakirlik yok ya, sevmez Gökçe.

Oğlum, başlayacağım senin fakirliğine. Şimdi elimde kalacaksın ha.

Ya şey gibi abi, girişi falan...

Şimdi birisi çıkıp dese ki sana ne, ne diyeceğiz?

Ne diyor?

Abi, bir tane mani bulduk da onu tartışıyoruz aramızda.

Okusana, ben duymadım.

Okuyorum.

"Arnavut musun, Tatar mısın?"

Sana ne ya?

"Ekşili çorba yapar mısın?"

"Oruç tutuyorum"

Gibi gidiyor işte, mani yani.

Hadi bakayım.

(Mevlüde) Hah. Gel, gel. Tut şunu oğlum.

(Mevlüde) Tut, tut, tut.

-Şöyle alın bakayım çaylarınızı. -Teşekkür ederiz.

-Teşekkür ederiz. -Hah.

-Sen de al. -Seyfi abi, al.

Bisküvi de alın, bisküvi de yiyin.

-Sağ olun. -(Mevlüde) Ah.

Onu da ver. Hah.

-Aldın mı sen de? -Aldım, aldım.

-İyi hadi bakalım. -Niye zahmet ettiniz.

Teşekkür ederiz.

Ne zahmeti kızım, zahmet olur mu hiç?

Böyle güzel güzel yiyin de işinize de güzel güzel gidin.

Biz aslında onun için danışmaya geldik sana.

Ne?

Biz bu gece ramazan manisi çalacağız.

Acaba diyoruz, senin bildiğin böyle herkesin hoşuna gidebilecek...

...güzel bir mani var mıdır Mevlüde teyze?

Mani çalacaksınız he mi?

Olsun olsun. Çalın varın.

Var, var. Olmaz mı?

Şimdi ben gençken...

...çok güzel maniler vardı.

Bakayım.

Hah. Dinleyin.

"Göz aydın hepimize"

"Mübarek günler bize"

"On bir ayın sultanı"

"Hoş geldin evimize"

"Göz aydın hepimize"

"Mübarek günler bize"

"On bir ayın sultanı"

"Hoş geldin evimize"

İdris, hadi aç şalteri.

"Bizde âdet böyledir"

"Bekçiye bahşiş verirler"

"Bu aya sultan derler"

"Bal ile kaymak yerler"

"Bizde âdet böyledir"

"Bekçiye bahşiş verirler"

"Göz aydın hepimize"

"Mübarek günler bize"

"On bir ayın sultanı"

"Hoş geldin evimize"

"Bu aya sultan derler"

"Bal ile kaymak yerler"

"Bizde âdet böyledir"

"Bekçiye bahşiş verirler"

"Göz aydın hepimize"

"Mübarek günler bize"

"On bir ayın sultanı"

"Hoş geldin evimize"

(Jenerik müziği)

Bu dizinin sesli betimleme, ayrıntılı altyazı ve...

...işaret dili çevirisini kapsayan eşerişimi...

...Medya Fikir Kulübü Yapım tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.

www.sebeder.org

Sesli Betimleme Metin Yazarı: Reyhan Üzülmez

Seslendiren: Çiğdem Banu Yeşilırmak

Ayrıntılı Altyazı Çevirmenleri: Nuray Ünal - Özgür Deniz Türk...

...Tugay Çiftci

İşaret Dili Çevirmeni: Volkan Kurt

Son Kontroller: Beliz Coşar - Zerrin Yılmaz Çınar - Samet Demirtaş

Teknik Yapım: Dağ Prodüksiyon ve Yeni Gökdelen Tercüme

(Jenerik müziği...)

(...)

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.