Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Downloaded from YTS.BZ
Official YIFY movies site: YTS.BZ
Çok üzüldüm.
Kardeş acısı hiçbir şeye benzemiyor.
Yattığı yerler nur olsun.
Yattığı yeri utandırmasın.
Allah sizlere de sabır versin...
Bir araba daha mı ayarlasak?
Onu... Ben Caner abileri aradım.
Para istiyordum okuldayken...
O senin geleceğin için diyordu veremem diyordu.
Al sana gelecek...
Sen o kadar parayı sakla...
Sonra çeneni bağlasınlar
Üstüne gül suyu serpsinler.
Ne biçim oldu şu an ya?
Ne dedim be?
Sen ikimiz arasındaki ilişkiye karışma, herkes kendi işine baksın.
Ver şunu, ver.
Sen ne zaman öğrendin?
Olur olmaz.
Senden hemen önce beni aradı herhalde.
Önce seni aradı yani.
Ay Yasin ne bileyim.
Ayrıca ne önemi var ya?
İkimiz aynı anda arayamayacağına göre...
Sesi nasıldı peki sesi?
Her zamanki gibi, sakin.
Niye sordun?
Bana biraz...
...fazla normal geldi konuşurken.
Yani sanki onun için sürpriz olmamış gibi falan...
Yasin yine başladın paronayalarına!
Tahsin abim duygularını ne zaman belli etti ki şimdi edecek ya?
Adamın olayı bu.
Herkes senin gibi büyük büyük mü yaşayacak her şeyi?
Sesi çok güzelmiş maşallah.
Güzel güzel.
Zaten yarın cenazeyi de o kıldıracak.
Sağ olsun.
Allah razı olsun.
Hadi görüşürüz Taso.
Görüşürüz Hamdo .
Allah razı olsun sağ olun.
Sen bir bak bakayım bana.
Rimel mi sürdün sen gözüne?
Dünyanın en cins insanı gelmiş benim kardeşim olmuş ya...
Annemin cenazesi daha kalabalıktı değil mi?
Annemin cenazesi daha kalabalıktı.
Şuna bak şuna.
Çalışmış evde bak.
Nasıl ağlayıp dövüneceğini valla çalışmış.
Ne alakası var kızım saçma sapan konuşuyorsun.
Ne yaptın hala yaptın mı gösterini?
Hala bakma sen bu yabaniye biliyorsun değişik birazcık.
Deme öyle kızıma, deme...
Deme öyle.
Bu nasıl bilgisayar ya bin yıllık...
O ne Allah aşkına o ne?
Abi şuna bir bak bak...
Sosyetik hareketlere bak, limon sıkmalar falan...
Ye bir seveceksin, ye bir...
-Ya bırak Allah aşkına ya. -Bir ye.
Profili açık bırakmış ha.
Valla açık profili.
Gel gel abi, gel. Allah aşkına gel.
Ne o?
Gel bir...
Sakın aklından çıkmasın
Açtığın her yaradan hesap soracak Yaradan.
Hey gidi Ethem Bey ya...
Vay be...
İşte Tokat'ın gururu.
Vay babacığım vay.
Bu ne? Düşler diyarında hayaller ve sen.
Oradan gözlüğümü ver hele.
Düşler diyarında hayaller ve sen...
Kuşluk vaktinden sonra, veda etmeden yatağıma...
...kıstım gözlerimi, usulca.
Of!
Sanki düşler diyarında.
Gülme ya, ne gülüyorsun kız?
Ne gülüyorsun?
Güzel yazmış işte.
Sen geldin yine aklıma.
Seni düşündüm yine.
Bilirsin, benim huyum...
Hep hayaller kurarım.
Yine hayal kurdum.
Bir an için Mecnun gibi hissettim kendimi.
E.Ç.
Bak aşağıya da şey koymuş...
Gülle kalem.
Görsele bak ya ah be baba ya...
Bu ne bu? Aşağısı yorum dolu ha...
Çok güzel şiirler okudum.
Siz hep yazın, kaleminiz hiç susmasın.
Selamlar, saygılar.
Dostluğunuz daim olsun inşallah.
Heyt! Seni Ethem seni...
Ay babam benim...
Ya valla çok matrak adamdı ha.
Ha matrak, matrak.
Sorma...
Çok matrak adamdı babam benim ya!
Öyle bir matraktı ki... Ama tabii siz pek göremediniz o matraklığını.
Abi komik ama.
Ha komik komik.
Abinize kök söktürdü, çok komik.
Abi sen de bir karar ver ama.
Daha sabah kızıyordun bize dedikodusunu yapıyoruz diye.
Ayrıca kök söktürmek ne ya? Abartma.
E tabii.
Muhsin amcaların orayı unuttun mu?
Gerçi sen hatırlamazsın. O zamanlar 6 yaşında mıydın neydin?
Ne dayak attıydı bana o gün, ne dayak attıydı...
Az daha Hamdi'yi de kapıyordu da...
Hamdi uyanık tabii, kaçtı gitti.
Yok, hatırlıyorum.
Yasin Paşa...
Sen hiç demiyorsun ben neredeydim diye.
Bu Yasin Paşa var ya, bu Yasin Paşa.
Ben dayak yerken sorutmuş orada şeftali yiyordu şafır şufur.
Ne işi vardı babamın Amasya'da?
Babam bahçeyi görmek istemiş, abim de götürmüş.
Sen de biliyorsun öyle mi?
Doktor yorulmayacak demedi mi?
Hasta adamı yolculuğa mı çıkardın sen?
Bu ne sorumsuzluk be?
Babam gitmek istemiş.
Bir şey konuşuyorum araya girme.
Allah allah ne demek araya girme ya?
-Ben bir şey konuşuyorum... -Boklu Dere'ye ayaklarını sokmak istemiş.
Sana bir şey mi söyledim? Ben onunla konuşuyorum.
Bağırma o zaman!
Bağırtma o zaman! Bağırtma.
Belki de yolculuğa çıktığı için yoruldu adam.
Onun için kalp krizi geçirdi.
Ne alakası var?
Ne demek ne alakası var?
75 yaşında adamın lafı dinlenir mi ya?
Ya illa gideceğim diye tutturdu. Ne diyeydim?
Bu mu abi senin cevabın?
Cevabın bu mu?
Mert'in her dediğini yapıyor musun sen?
Geçen yaz...
Kampa gitmek istedi çocuk.
Niye yollamadın ya sen onu kampa?
Yollasaydın onu da...
Sen demiyor musun babam da çocuklaştı, çocuk gibi oldu...
Öyle demiyor muydun sen?
Ama yok değil mi? Şey...
Hava atmaya gelince hava atıyorsun.
Evde iki tane çocuk bakıyorum falan...
Değil mi güzel öyle söylemek!
Allah Allah!
Bak girme araya diyorum sana.
Araya girme.
Ya bu kadar ilgiliydin gelseydin babanın başında dursaydın?
Ha, Yasin Paşa...
Öyle ayda yılda bir gelip gitmeyle olmuyor o işler.
Babam bir kere bile bana sitem etmedi. Bir kere sitem etmedi bana.
Sen anlaşamadın onunla. Anlaşamadın. Uzlaşamadın adamla ya.
Daha bugün para göndermiyor demiyor muydun?
Şimdi anlayışlı oldu öyle mi?
Ne alakası var onunla?
Ne alakası var?
Yoksulluk görmüş adam, fakirlik görmüş, tutumlu olmayı öğrenmiş.
-Benim söylediğim şeyle ne alakası var? -Bağırma!
Ya karışma be sen de!
Hey yavrum hey...
Sen uzaktasın ya kıymetlisin tabii.
Ya çağırsa da gelecek miydin ki?
Senden bir hayır gelmeyeceğini o da biliyordu ya zaten...
Hayır, hayır abi öyle değil miydi?
Sen öyle...
Sen demedin mi? Yolculuk yapmasınlar demedin mi?
Ben yanlış mı hatırlıyorum?
Hayır...
Yok abi zaten uzun yola nasıl gitsinler?
Sen buradan da hiçbir yere kıpırdamasın dedin zannettim.
Ben onun için soruyorum.
Hayır hayır hayır, benim bir şüphem yok abi.
Çok iyi bakmıştır. Ondan hiç şüphem yok.
Sadece aklıma... Bir şey takıldı kafama da onun için şey yaptım.
Anladım abi ben tamam.
Anladım.
Seni de tutmayayım daha fazla.
Senin nöbetin var şimdi.
Şey yaparız haberleşiriz tekrar.
Çok teşekkür ederim.
Sağ olasın.
Eyvallah abi.
Eyvallah sağ olasın.
Sağ ol. Hoşça kal.
Kim ayrılmış
Ben...
Ben...
Kim ayrılmış
Ben ayrılayım
Eşinden
Yürü, yürü dilber
Salma saçın sürünsün
Açıver açıver cepkeni
Elmas gerdan görünsün.
Hadi oğlum, geç kalacaksın.
Yok oğlum yok, hiç merak etme.
O kadar çalıştık, çok güzel olacak.
Hem daha bir günün daha var.
Tamam oğlum.
Tamam benim aslan oğlum, tamam.
Tamam, tamam. Ben konuşurum.
Hadi Allah zihin açıklığı versin.
Hadi kapat, hadi kapat. Dikkat et.
Ver telefonu annene.
Abi bak fırçalarken tam yapamamışsın.
Sen buraya direkt tükür, leke leke parça parça olmasın olur mu?
Tutma beni kızım hadi.
Hadi çabuk.
Bırak. Allah aşkına bırak şunu hadi yürü, hadi.
Tamam. Hadi, tamam.
Benimkini de alsana.
Bak bak ne buldum...
Hatırladın mı?
Ya şurada numaramı bulamamıştım da sen bulmuştun. Hatırlıyor musun?
Sevinçten halay çekmeye başlamıştık da...
Alt kattakiler sopayla yukarı yukarı vurmuştu.
Bak, işaretlemişsin.
Ne oluyor be?
Rüştü, İlker, Högh, Uche, Erol, Kemalettin,
Oğuz, Aykut, Bülent, Bolic. Efsane kadro!
Aferin ha.
Beynini yıkamaşız beynini.
Az uğraşmadı ben de sizinle oynayacağım diye.
Oynayalım mı?
Ciddi mi diyorsun ya?
Hadi bırak ya...
Ne oldu oğlum korktun mu?
Gel.
Ya bırak abi gerçekten mi diyorsun?
Ya gel bir ifadeni alayım, gel.
Ya dede!
Sen benim ifademi alamazsın bak seni fena yaparım ha.
-Dede deme lazım olur, gel. -Zıplatırım seni.
Bak zıplatırım.
Duyuyor musun beni?
Bakayım bu...
Küçük nokta koy yeter, çizmez o.
Yazıyor mu?
Beyazlar benim.
Tamam.
İstersen çekeyim ama yine beyaz bulurum.
Al sana da şuradan dört tane ayırayım.
Başlıyorum.
Başla.
Bende.
Hayda!
Artık iki defa aynısını vurmak var mı?
Ya ona ben pas attım olmadı.
Yasin arabanın anahtarı nerede?
-Abi öyle değil... -Dur be dur tamam.
Şarjım orada kalmış.
Arabanın anahtarı nerede?
Kablo kalmış.
Bende.
Bende...
Yasin, arabanın anahtarı nerede?
Böyle bir oynama şekli yok...
Bak sen hile yapıyorsun...
Ya ne hilesi oyna oğlum...
Lan arabanın anahtarı nerede?
Şarj kablon kalmış ya.
Oğlum sen manyak mısın?
Hasta mısın? Oyun oynuyoruz.
Soruyorum on defa...
Şurada git al.
İnsan gibi soru sor.
Duyuyorsun sanki.
Taraftar yabancı maddi attı gördün mü?
İyi bak.
İyi bak.
Astronomi...
Astronomi mi dedin?
Evet. Abi...
Buna ne dedin?
Ertuğrul...
Gel Nehir'im, gel.
Gel böyle.
Gel.
Gel.
Bu ne?
Babaannem yaptı. İki gün sonra doğacakmışsın. Öyle dedi.
Ama benim hediyem.
Teşekkür ederim.
Bakmak ister misin?
Hadi git getir.
Bunun rengi çok güzelmiş.
Sürdün mü sen daha önce?
Nerede?
Mert'in sünnet düğününde sürdük.
Şuraya da mavi sim sürdüler.
Sen niye gelmedin?
Gel bakalım bir.
İyi ki doğdun hala
İyi ki doğdun hala
İyi ki doğdun, iyi ki doğdun mutlu yıllar sana.
Teşekkür ederim.
Sürelim mi bundan?
Akşam gidiyoruz değil mi Sıdıka teyzeye?
Yok, gelemem ben.
Gideceğiz dedik ya.
Dedik ama işte benim de çalışmam lazım.
Ya gelmişsin buraya, az ara versen olmuyor mu?
Olmuyor abi.
Olmuyor.
Yasin bak benim canımı sıkma.
Kadıncağız sen geleceksin diye hazırlandı o kadar.
Ay!
Oğlum bak bu hayatta senden daha önemli şeyler de var.
Yaşlanınca daha iyi anlayacaksın onları ama...
En azından hatırını sayanın hatırını sayacaksın.
Bencillik etmeyeceksin.
Bencillik... Ne bencilliği ya?
Bir kere bencil...
...kendi işlerine öncelik verene denmez abi.
Başkalarından daha fazla hak sahibi olmak isteyene bencil denir.
Ben bencil falan değilim. Sadece...
...yani diğer birçok insan gibi...
...böyle fedakar taklidi yapmıyorum, o.
Bir de yani...
...ya toplum daha iyiye gitsin,
daha ileriye gitsin diye uğraşan biri nasıl bencil olabilir?
Bence sensin bencil olan.
Hem hiçbir şey yapmıyorsun.
Olana da eyvallahın var.
Sensin bencil.
Laflara bak hele laflara...
Lan senin daha en yakınından haberin yok.
Koca toplum sana mı kaldı?
Kaç yıllık arkadaşın burada ölüm döşeğindeydi.
Gözümüzün önünde eridi gitti oğlan.
Tedavisine para lazımdı.
Sen o sırada Almanya'ya tatile gittin.
Tatile ayırdığın o parayı niye kayıp da göndermedin?
Selamınaleyküm Taso.
-Aleykümselam. -Ne yapıyorsun?
Sermet abi sağ ol.
Bak şuradan erik al bakayım.
Eyvallah.
Bizim bahçenin eriği, elması.
Maşallah.
Hadi hayırlı işler. Görüşürüz.
Hadi hayırlı işlerin olsun abi.
Herkes de kullanıyor.
Evet.
İstersen bunlardan yapalım.
-Renklerine bakabilir miyim? -Tabii, tabii. Al.
Bak burada bu var.
Şöyle...
Açma.
Açma, şöylece katlarından...
-Mavisi var. -Güzelmiş.
Renkleri de güzel. İyice.
Santra vuruşu kullanılıyor. Messi kullandı...
Gol!
Orta hakem Messi'yi işaret ediyor
...ve kırmızı kartını gösteriyor Messi'ye.
Messi'nin itirazları...
Hoş geldin baba.
Messi'nin itirazları devam ederken sahaya bir taraftar giriyor şu anda...
Biz hakemin bitirmesini, durdurmasını bekledik.
Oğlum çok terlemişsin ha.
Şimdi geçti Yasin Messi'yi. Vurursa gol olur...
Evet.
Gelmek üzere.
Gelmek üzere.
Pardon, elim çarptı. Afedersiniz.
Ya...
Eşekoğlueşek!
Abi tamam atma...
Enseme attın ha.
Duruyor mu hala ya?
Ya...
Şuna bakar mısın...
Yakışıklıya bak yakışıklıya.
Senin dişin mi var ya?
Senin dişin mi var?
Ya sana ne oldu sonra?
Bak ne kadar sevimliymişsin sen küçükken.
Ne oldu sana?
Ben yine sevimliyim oğlum.
Sen kendine bak. Bu ne?
-Dövmüşsün falandır sen orada. -Hadi lan oradan!
Bu ne bu? Anten...
Ya o ne biçim bir denk gelmek ya...
Şuna bak.
Hangi yöre bu?
Erzurum.
Abim daha çok breakdance ustalığını ispat etmiş bir sanatçıdır.
Dans...
Dans sanatçısı mı diyorsunuz? Ne diyorsunuz abi?
Bu... Şeyin düğünü...
Hamdi'nin.
Hamdi'nin.
Şuna bakar mısın?
Hatırlıyor musun?
-Bu yakışıklılığı hatırlıyor musun? -Hatırlıyorum, James Dean!
Ne kadar pislikti onu hatırlıyor musun?
Rezalet...
Hatırlamam mı?
Efe...
Görüşüyor musunuz Efe ile?
Sizi zor görüyorum oğlum ben.
Ooo!
İşte bunu gebertirim!
Kurban olduğum...
O ne ya...
Burada hiç öptürmüyordu.
Öpmek istiyordum...
Pislik yapıyordu.
Gözler...
Puslu.
Ay!
Bunun ne işi var burada?
-Ooo! En ateşli yıllarım. -Kaldır şunu ya.
Dur dur.
-Bırak bir dakika ya. -Kaldır şunu ya...
Ya bir dakika ya.
Alt tarafı ölecektik yani.
Hemen dram yaratmayın.
Dur kızım.
Şu ateşli yıllarıma şöyle güzel bakalım.
Ya bırak şunu ya.
Kıyamam ya...
Abi.
Mezarıma iki tane sarı gül koy olur mu?
Ne yapıyorsun ya?
-Abi. -Ya Yasin...
Şşş konuşma ne olur...
Bunun kafası çalışmıyor.
Allah'ını seversen bak...
Kız kardeşime ne olur iyi bak, birbirinizi sakın bırakmayın.
-Abi... -Tamam, tamam.
Birbirinizi sakın bırakmayın.
Ben gidiyorum ama ben aslında hep sizin içinizde yaşamaya devam edeceğim
...abi, yok oluyorum ama hiçbir zaman ölmeyeceğim içinizdeyim her zaman abim.
Güzel abim.
Siz gerçekten delirmişsiniz.
Bak gerçekten delirmişsiniz.
Hiç... Şaka şeyinizi kaybetmişsiniz.
Onunla da dalga geçme.
Sıkıcısınız, sıkıcı.
Bu Tuğçe de böyle hep fotoğraf çekilirken kafasını böyle yana atmasa olmuyor.
Hani? Hangi Tuğçe?
Bu.
Bir şey diyeceğim, Tuğçe'nin aile albümünün içinde ne işi var ya?
Ne işi var bu fotoğrafın burada?
Ben dershanede yürüdüm Tuğçe'ye.
Tuğçe'ye!
Koca götlü Tuğçe'ye!
Ne var oğlum götünde? Mis gibi göt işte.
-Ya! -Pissin ya!
Sen mi koydun bu fotoğrafı buraya?
-Ben ne koyacağım ya? -Sen mi koydun?
Ya saçmalama!
Ay dur bir dakika...
İyi akşamlar Ezgi Hanım. Buyurun.
Evet.
Ben aslında...
Evet.
Tabii, yurtdışına...
Evet.
Kusura bakmayın.
Çok özür dilerim. Ben geldiğimde ilgileneceğim.
İyi...
Ne oldu?
Gerizekalı bu ya.
-Ne var? Ne oldu? -Bu gerizekalı ya.
İnsan önce bir baş sağlığı diler ya!
Hemen ayakkabıdan konuşmazsın ya!
Ya sen bana...
Ben senin sorumluluk bilincini sikeyim ya!
Ben senin o ayakkabılarını tutup sikeyim ya!
Ne oluyor lan?
Gerizekalı ya!
İnsan değil ya, insan değil yani.
Ben de Remzo enişte ne zaman gelecek diyordum, aha çıktı.
Çıktı, hortladı.
Hortladı Remzo enişte.
Remzo!
Remzo dayı...
Bir bira ver.
İçimiz yandı ellam!
Bir bira ver kız!
Oy oy deli oğlan...
Evi başımıza yıkacak.
Evi başımıza yıkacak.
Kız biraları getir. Daha arabayla kasabaya ineceğim.
Tavukların yumurtaları oldu mu kız?
Getir hele de kırıp kırıp yiyelim...
O bal yanaklarından öperim senin!
Of ne kaydı, ne kaydı of! Özlemişiz.
Abi al bir fırt.
Dur bakalım.
Küstüm al. İkinize de küstüm.
Sana da küstüm.
-Sana da küstüm. -Sakın bana dokunma.
Aç şunu.
Tamam seninle barıştım.
Sen de çöz.
Ya saçma sapan şeyler...
Ben onu çözmem. Ben ona dokunmam.
Hadi bırak bu ayakları. Hadi bırak bu ayakları.
-Gerçekten nefret ediyorum sizden bazen. -Boz, boz şunu.
-Bozar mısın? -Yapma şunu!
Senin çatın altında
...girmez kötü duygular
Bilginin olduğu yerde
...kalmaz artık kaygılar
Her yerden daha güzel bizim için burası
Okul, sevgili okul... Neşe, bilgi yuvası.
4-B sınıfı öğrencilerinden Dilara Atılgan'a
çok teşekkür ediyoruz bu güzel şiiri için.
Şimdi sırada 2-C sınıfı öğrencilerinden Selim Mert Çavdar
...müzik öğretmenimiz Ozan Ünsal Çekiç eşliğinde
...sözü ve müziği Aşık Eşref Tombuloğlu'na ait
Başındaki Yazmayı Sarıya Mı Boyadın adlı türküyü seslendirecek.
Başındaki yazmayı da sarıya mı boyadın?
Başındaki yazmayı da sarıya mı boyadın?
Neden sararıp soldun da sevdaya mı uğradın?
Neden sararıp soldun da sevdaya mı uğradın?
Tokat'tan mı geliyorsun da kız sen Almuslu musun?
Tokat'tan mı geliyorsun da kız sen Almuslu musun?
Ben seni alacağım da sen bana varır mısın?
Ben seni alacağım da sen bana varır mısın?
Ben seni alacağım da sen bana varır mısın?
Ben seni alacağım da sen bana varır mısın?
Kedi geliyor böyle...
Adamın ayağını kokluyor.
Sonra...
Pat diye arkaya düşüyor.
O nasıl bir video ya?
Başka nasıl videolar var?
Ne bileyim, acayip acayip videolar...
-Hayırlı işler Mustafa abi. -Eyvallah.
Nereye kayboldunuz ya?
Telefonunu da açmıyorsun.
Ya sorma, Arife'nin işleri işte...
Bu vazgeçti salon düğününden. Kır düğünü diye tutturdu.
İşte Halil abi parayı geri verdi de kaporamız yanmadı Allah'tan.
İyi bari.
Yakışıklı!
Kusura bakmıyorsun değil mi?
Sen bana evde bir daha söylersin.
-Tamam. -Halam da içeride mi?
İçeride.
Beraber bakıyorlar.
Ya Taso...
Bu omuzları... Biraz açık değil mi?
Ya sana ne Hamdo. Bırak giyinsin.
Kız bir kere evleniyor. Senin gibi çifte dul mu?
Nasıl olmuş baba?
Anam... Çok güzel olmuşsun ya kızım.
Aynı prenses gibi ha.
Nehir'im...
Kızım o nasıl bir şiirdi öyle gözlerim doldu valla.
Ya ben Dost Hayvanlar'ı okumak istemiştim.
Ebru öğretmen bana ağaçlıyı oku dedi.
Olsun.
Ya Dost Hayvanlar zaten hemen okundu bitti, kısa.
Senin okuduğun daha uzun, güzel.
Ama ben Dost Hayvanlar'ı daha çok seviyordum.
-Olsun, olsun. -Maşallah, maşallah.
Gelinliğini de görürüz inşallah.
İnşallah.
Nasıl anasına benzedi...
Geçen oğlanla oynarken gördüm. Aynı Aysel.
Allah'ım gani gani rahmet eylesin.
Amin abi.
Ya nerede kaldı ki? Ara şunu.
Saat kaç oldu?
Sessizde herhalde.
Alo, neredesin?
Var evde ağrı kesici, al. Bir de su iç.
Tamam hadi çık artık.
Bekliyoruz hadi, çabuk ol.
Hadi.
Ayılamamış değil mi?
Hilmi nasıl idare etsin iki dükkanı o kadar saat?
Başı çatlıyormuş.
Camış gibi içerse çatlar tabii.
Al şunu.
Valla bana bir garip geliyor şimdi oturup bunları konuşmak falan.
Ya garip marip...
El mecbur konuşacağız.
Bu ne ya?
Bu ne Allah aşkına ya?
Biz neredeyiz?
Sen neredesin?
Siz neredesiniz?
Bu ne kızım? Gözaltı torbasının peşine düşmüşsün.
Biz buraya ne için toplandık şimdi?
Ne için geldik biz buraya?
Siz buraya ne için geldiniz?
Her sorduğuma soruyla mı cevap vereceksin?
Öyle mi yapacağım?
Biz...
Biz ayrı ailelerde mi büyüdük abiciğim, ha?
Bu üçlü ayrı ailelerde mi büyüdük geldik?
Hiç mi bir şey öğrenmedin abilerinden?
Ailenden hiç mi bir şey almadın?
Ben çok şey öğrendim abilerimden.
Çok şey aldım ben.
Canım abim, sen hep iyi şeyleri hatırlıyorsun değil mi?
Sen şeyi hatırlamıyorsun mesela...
Ortaokuldaydın sen, ben ilkokuldaydım. Beni böyle aşağılıyordun.
Yok ben küçükmüşüm falan diye...
Hatırlamıyorsun değil mi onları?
Ne yapalım şimdi?
12 yaşımdaki halimi mi yatıralım masaya?
Mahkeme mi kuralım ona?
Okudukların hayatına etki etmiyorsa yemişim ben öyle okumayı.
Şu şeyini açsana bir ya...
Neyimi?
-Telefonunu bir aç bakalım. -Abi hoş geldin. Ne alırdın?
-Bir soda verir misin bana? -Tabii ki.
Bir aç bakalım ya neler paylaşmışsın bugün...
Kaç like almış bir ona bakalım...
Bayılıyorsun kendini servis etmeye.
Sen sevmiyorsun sanki.
Sen bayılmıyorsun. Senin profilinde yazar yazmıyor mu ya?
Neyim ben? Manav mıyım?
Sen kaç kitap yazdın da yazar oldun ya?
Oo hadi bakalım...
Kitaplarını belgesellerini koymuyor musun?
O şov olmuyor mu?
Dur bakalım.
Kitap belgesel dışında ne koymuşsun...
Koydun çünkü bir şeyler. Biliyorum ben.
Bakayım... Bak mesela al işte.
Bak nasıl gururdan dört köşe olmuşsun hale bak.
Ama şu asıl gerizekalı fular var ya...
Asıl o böyle zevkten dört köşe olmuş!
Şuna bir bakar mısın?
Bu kendini sergilemiyor ben mi kendimi sergiliyorum?
Bu sergilemek değil mi?
Ya yeter. Allah'ınızı severseniz yeter.
İşim var gücüm var. Zaten geç kaldım.
Bitmedi şu hırlaşmalarınız.
Bakın bu işi halledemezsek biraz daha burada kalsınız.
Benim için hava hoş.
Benim hoşuma gider.
Tamam abi ne yapacaksak yapalım, hadi.
Şimdi...
Bu...
Fidanlıktaki bağ ile cevizlikteki bahçenin birini sana verelim, birini sana.
İkisinin de değeri zaten aynıymış.
Şimdi diyeceksiniz ki dükkan...
İsterseniz dükkanı Turhal'daki eve sayalım.
Ha yok, biz bunlarla uğraşmayalım derseniz
...o zaman ikisini de satar öyle bakarız.
Ne satacağız? Olur mu öyle şey?
Kaç senelik dükkan satılır mı? Sen ne yapacaksın sonra?
-Saçmalama, olmaz o. -Olmaz.
Araba servisten çıksın, onu da katarız hesaba.
Şimdi abi ben bir şey diyeceğim.
Hani babam sana para vermişti ya daha önce yengemin oturduğu evi al diye...
O zamanın üç yüz bini ile şimdiki bir mi?
Nasıl?
Yani...
Fidanlığın şimdiki değeriyle o zamanın parasını bir tutmak ne kadar doğru?
Tabii şimdi o...
O zaman dolara çevrilseydi o para...
...yani başka şimdi üç misli beş misli olurdu da artık geçmiş zaman o...
Tamam da...
Yani biz babamla beraber çalıştık.
Beraber emek verdik.
Yani o 300 bin lirayı beraber kazandık.
Ama siz şimdi...
...böyle ince hesaba girerseniz o günkü değer, bugünkü değer işimiz zor valla.
Hem ben ne etseydim?
Oğlanın başını sokacağı bir ev almasa mıydım?
Yengeniz de deyip duruyordu bu oğlan ileride ne yapacak diye...
Babam da doğru diyor oğlum dedi, alalım dedi.
Doğru demiş canım, doğru demiş zaten.
Yani o muhtemelen sizin toparlayacağınızı falan da düşündü...
Babamın her dediği doğru mu ya?
Babam öyle deyince konu kapanıyor mu?
Ya anamız da yok...
Babamın olur dediğini yapmayacağım da ne yapacağım?
Hem sizin de evlatlarınız olsaydı size de yapardı.
Babam hatırlarsan, senin de üniversiteye gitmemeni,
dükkanı devralmanı uygun görmüştü.
Sen de onun uygun gördüğüne uydun hatırlarsan.
Örnekte olduğu gibi.
Ya bu meseleler vaktiyle çözülecek meselelerdi.
O zaman bize böyle bölselerdi, etselerdi bu işleri hiç uğraşmazdık.
Bak ben mesela ikinci kitabı da o zaman yayardım.
Kitabı çıkarırdım, ederdim, işime yarardı.
Ne diyorsun yani?
Çocukla kitap bir mi şimdi yani?
-Yok be abi onu demiyorum. -Bir.
Onu mu diyorum kızım ben?
Bir tabii ki.
Sen evlenip çocuk yapmayı seçmişsin o da kitap yapmayı seçmiş yani, bir tabii.
Ona bakarsan abim de yengemle birlikte o kadar sene babama baktı
yani adam belki de emeklerinin karşılığı olarak böyle bir şey yapmak istedi.
Biz şimdi babamı bilemeyiz.
Ya babam ne zaman elden ayaktan düştü şunun şurasında ya?
Ya bunun...
Tamam ya tamam.
Siz nasıl istiyorsanız öyle yapalım.
Tamam. Abi saçmalama.
Tamam siz nasıl istiyorsanız öyle yapalım o zaman.
Abi şunu alır mısın?
-Ya tamam. -Abi... Şunu alsana.
Abi şunu koy şuraya saçma saçma şeyler...
Ne bakıyorsun sen bu salağa ya?
Aptal aptal konuşuyor bakma onun kusuruna.
Al yap sen nasıl yapacaksan.
Ya babam elden ayaktan kesilmedi...
Ya abimle yengemin yaptığı şeyler...
Ben memuriyete girmeden önce bana yaptıkları...
Şimdi bunları nasıl unutacağız?
Sen bakma buna abi.
Yap bildiğini.
Yap.
Taso'm... Ben para için şey etmedim.
Para için söylemiyorum.
Sen sadece babam en adaletlisini yaptı deyince onun doğru olmadığını söyledim.
Sana bir şey demiyorum yani.
İyi, tamam.
Tamam o zaman...
Bu...
Vergi işini nasıl yapalım?
Şey bu...
Veraset intikal şeyi falan... Öyle bir vergisi var bunun.
Anladın mı?
Ya pamuk eller cebe...
Ne bakıyorsunuz?
Bunun yüzde üç müydü, beş miydi...
Öyle bir vergisi var yani.
Ne bileyim nereden baksan bir 15-20 bin tutar.
Var mı o kadar paranız?
Bana mı soruyorsun? Bende yok valla bende para.
Bende de yok.
Tamam, tamam.
Bakarız bir çaresine.
Tahsin abi, başın sağ olsun.
Hakkını helal et.
Niksar'daydım, gelemedim cenazeye de.
Sağ olasın, Allah razı olsun Eyüp. Dostlar sağ olsun.
Sağ ol abi.
Bak bu bizim en küçük.
Remzo, hatırladın mı?
Sizin oradan leblebi tozu alıyorduk.
Aa merhaba.
Merhabalar, merhabalar.
Bu da bizim ortanca.
-Merhaba. -Merhabalar.
O da okulunu bitirdi.
Kitabı falan çıktı bunun.
Belgesel de çekiyor.
Belgesel mi?
Ne güzel ya.
Kardeş zor olmuyor mu dağda bayırda hayvanların peşi sıra?
Valla zor o işler ha.
Belgeseller sadece hayvanlarla ilgili olmuyor.
Ne yaptın Eyüp? Tek mi geldin?
Tek geldim abi.
Bizimkiler Niksar'dalar.
Kuşburnu yapıyorlar.
Elime de bir kapak tutuşturdular elli tane bundan alacaksın diye...
Onu arayıp duruyorum valla abi.
İyi, sana kolay gelsin.
Aha arıyorlar.
Abi görüşürüz. Allah'a emanet... Hayırlı günler.
-İyi günler. -Görüşmek üzere.
Ne yapıyorsun lan sen?
Ne oldu ya?
Lan oğlum adam ne bilsin, idare etsen olmuyor mu yani?
Gıcık oluyorum ben de senin bu hallerine ha.
Lafa gelince çok halkçısın!
Halkçılık böyle mi oluyor?
Bak bak, buralar hep harabeydi. Hep restore ettiler, gördün mü?
Remo.
Ya bırak şu telefonu elinden ya, ne zamandır gelmiyorsun...
Bir kaldır kafanı, bir bak.
Hiç mi ilginizi çekmiyor?
Ne biçim Tokatlısınız, anlamıyorum ki.
Ben kendi kendimle
Aklım karışık
Her an sensizliğe ağlayacağım
Gezdiğimiz yerler soracak seni
Ayrılığın yükü yoracak beni
Elini tenini, kısık sesini
Seni her şeyinle arayacağım
Yanaş.
Ne bugün, ne yarın
Unutmayacağım, valla
Adını dilimde hep anacağım, billah
Yokluğun zoruma gidecek benim, benim
Seni yüreğimde saklayacağım
Burası bitmeden kimse inemez.
Seni umutlarıma ektim
Onlarla biçeceğim
Ve ben seni yarın seveceğim
Unutma, unutulanlar, unutanları asla unutmazlar!
Hadi ben gittim!
Defol git şimdi nereye gidiyorsan...
Hadi, hadi...
Işıltı yapalım, bir kaç ton açığını yapalım ara kısımlarına.
-Güzel olur değil mi? -Evet evet çok güzel olur.
Nihal'e yapmışsın çok iyi olmuş ha.
Merhaba.
Seval burada mı?
Seval Hanım burada yok, tatile gittiler.
-Kuşadası'na mı gitti? -Evet, aynen.
-Ben onu bir arayayım. -Tamam.
Remziye?
Sen misin?
Şermin?
Evet.
Ay saçmalama!
Nasılsın?
İyiyim inanamıyorum.
En son, lise son mu?
Susar mısın öyle demiyoruz ama!
Ne haber?
İyi, sen ne yapıyorsun?
İyiyim, bunlarla uğraşıyorum.
Ay bunlar senin mi bu güzellikler?
Evet. Bu Beyza, bu da Şeyma.
Ay Beyza, Şeyma ne kadar güzelsiniz siz...
Gelsene böyle kucağıma, sen de otur.
Ay teşekkür ederim, çok teşekkür ederim.
Kaç yaş var aralarında?
İki yaş.
İki yıl arayla doğurdun mu ya bu güzellikleri...
Peki bunun saçları aynı sen?
Sen kıvır kıvır.
Ben kıvır kıvır.
Diğerini de babaya benzettim.
Ay inanmıyorum.
Sen yine bir hazırlıklar...
Ay hiç mi değişmezsin ya tipe bak!
-Kimin düğünü? -Kimin düğünü?
Nihal'in.
-Saçmalama! -Valla.
-Aranız düzeldi o zaman sizin... -Yoo.
Ne demek yoo?
Yoo.
-Niye gidiyorsun kızım düğününe o zaman? -O benimkine geldi çünkü.
Sen de ona altın takacaksın.
Çok üzüldüm senin adına.
-Sen de gel. -Ay hayatta gelmem.
Buyurun?
Kusura bakmayın rahatsız ettim.
Sude burada mı?
Sude?
Burada öyle biri yok.
Peki apartmanda var mı Sude?
Apartmanda...
Yok valla, yok.
Sude diye biri yok burada.
Anladım.
Kusura bakmayın rahatsız ettim tekrar.
İyi günler.
İyi günler.
Kız hatırlıyor musun?
Senin düğünde de böyle yaptıydım saçımı da...
Annem teyzelere benzemişsin, hiç genç kız saçı mı bu demişti...
O zamanlar biz bayılıyorduk ya böyle topuzlara falan...
Ay Allah'ım ne saçma şey.
Sen öyle apar topar evlenince ben dedim ben kesin evde kaldım.
O yaşta evlenilir mi Şermin ya...
Salaklık işte.
Kaçar gibi evlendin gittin.
Saçmalık.
Böyle mi gideceğiz, böyle mi?
Şuradan gideceğiz.
-Tamam. -Gel anneciğim.
Remziye?
Düz düz.
-Remziye! -Böyle mi?
Aa Nevzat.
Şansa bak biz de karşılaştık biliyor musun?
-Ne şimdi mi karşılaştınız? -Evet.
Ben de bir tıraş olayım demiştim de...
Sıra varmış, iki dolanayım dedim.
Sen nasılsın Şermin?
İyi, nasıl olsun çoluk çocuk uğraşıyoruz.
Maşallah.
Küçük aynı sen ha.
Benzetmiş miyim?
Benzetmişsin.
Hiç değişmemişsin be Remziye.
Ben mi?
Saçmalama, yirmi yıl geçmiş, insan değişmez mi?
Ben de çok sinir olurum böyle laflara.
Canım, ifadene bir olgunluk oturmuş tabii de...
...ne bileyim işte hala...
...yani kırışığın bile yok.
Aman elma sapı, tarçın çubuğu... Yapıyoruz bir şeyler.
Hadi bir çay ısmarlayayım size, oturalım muhabbet edelim.
Abimler bekler ya, gidelim biz.
Yemek de yiyebiliriz...
O da düğüne gidecek zaten.
-Öyle mi? -Düğün var.
İyi madem, sizi gördüğüme sevindim.
Biz de.
-Görüşürüz. -Görüşürüz.
Hadi koş.
-Tut elimden. -Yeşil yanıyor.
Kız Allah'ın işine bak sen.
Heyecanlandın mı kız?
Ne heyecanlanacağım ya yirmi yıl olmuş.
Ne heyecanlanacağım?
Değil mi, ne heyecanlanacak... Koş.
Hiç değişmemişsin kız falan...
Ay elma sapı tarçın kabuğu...
Kızım bin tane kremim var, her biri bin lira...
Kaç?
Ya, bin lira.
Kız...
Oha!
Hoş geldin.
Hoş buldum.
Ben çok açım.
Hazır mı yemek?
İşte!
Bu ne ya?
Ya...
Tavalar makinadaymış.
O da sen kalk tencereye kır yumurtayı...
Yasin Paşa'nın işleri işte!
Ne oldu kalkıp yıkamak zor mu geldi paşam?
Çantanı çıkar çantanı.
Zor mu geldi?
Bir söyle ya.
Konuşma bir dakika, işim var ya.
Çok mu önemli işin?
Kim o?
Sude?
Gojim!
Gojim...
İyi ki doğdun.
İyi ki doğdun aşkım.
İyi ki doğdun birtanem...
Başınız sağ olsun.
Kusura bakmayın cenazeye yetişemedim, biraz şey oldu.
Yok canım.
Düşünmeniz yeter.
Bunu...
Teşekkürler abi.
Zahmet ettiniz.
Siz Sude'nin müzisyen abisi... Değil mi?
Öyle mi dedi?
Evet.
Yok ya, uğraşıyoruz işte.
Al bakalım Remo.
Abinle benden.
Ya... Yasin abin akıl etti.
Ya saçmalamayın!
Bu kadar tatlı olamazsınız!
Şuna bak.
-Onu da mı yaptırdın? -Kıyamadım.
Bakar mısın?
Ya bu kadar tatlı olamaz...
Bakar mısınız bunlara?
Bak saçının dağınıklığı bile aynı.
Ya çok güzel yapmışlar.
Ya...
Çok teşekkürler.
Ya yapma gıdıklanıyorum, huylanıyorum.
Ya, gel bir tane daha...
Sen de beni öp.
Öp.
Tamam öptüm işte, tamam ya...
Ya bakar mısın?
-Burak bakar mısın? -Çok güzel. Teşekkürler.
Güle güle oyna.
Ya ben bir ellerimi yıkayabilir miyim?
Gel ben seni götüreyim.
Dur dur, ben otururum. Gel.
Gel, gel.
Bir şey soracağım sana.
Sor.
Tamam babaannenin adını beğenmedin. Anlarım, olur. Olabilir.
Ama Sude ne oğlum!
Özenti özenti...
Sude ne lan!
Zeynep koy adını, Ayşegül koy...
Müge koy mesela Müge.
Niye beğenmedin Müge'yi? Müge...
Sude ne?
Hoş mu?
Sude hoş mu?
Hoş mu?
Sude hoş mu?
Tamam şöyle yapalım, sen Müge'yi mi sevdin aşkım?
Buna Müge diyelim, buna da Ayşegül mü diyelim?
Öyle mi diyelim size?
Ben de değiştireceğim biliyor musun?
Berkecan koyacağım ben de.
Berkecan Çavdar, bak tam yazar adı...
Benimki mesela öyle değil. Yani Yasin Çavdar şey gibi biraz...
Keyfi bilir değil mi Müge'ciğim?
Nasıl istiyorsa öyle yapar değil mi aşkım?
Lan lan lan!
Remo bak bu böyle olmaz.
Bu oğlan nerede kalacak?
Burada kalacak abi, nerede kalsın?
Ne demek burada kalacak?
Ya kızım bu oğlan pat diye geliyor bizim hiçbir şeyden haberimiz yok.
Benim de haberim yok. Ben mi çağırdım ya? Kendi gelmiş.
Ne demek ya?
Oğlan senin için gelmiş.
-Ne demek ben ne yapayım? -Kendi gelmiş ben mi çağırdım?
Allah Allah!
Neyse tamam ben onu götüreyim, Güngör'ün oteline bırakayım.
Ararsın sabah kahvaltıya gelsin ya. Ararsın gelir ya...
O kadar saat yoldan gelmiş ayıp, burada kalacak.
Tamam bir dakika, dur.
Adam bak burada esnaf adam, başı belaya girer tamam mı?
Laf olur söz olur gerek yok böyle şeylere. Doğru söylüyor yani.
Sen benim şehirli, modern, radikal abimin dediklerine bak...
Ne alakası var kızım ne yapalım, annemin yatağında yatıralım istiyorsan ikinizi!
Burada yatın uyuyun!
Şöyle yapalım, sen kendi kız arkadaşınla geldiğinde öyle yap.
-Ben yapmayacağım çünkü. -Ben yaparım yapacaksam...
Bir dakika dur konuşuyoruz.
Ya burası benim de evim ya.
Tamam.
-Tamam da sen en küçüksün. -Ne demek en küçüksün ya?
34 yaşındayım ben bıktım artık ya!
Ben 34 yaşındayım.
O zaman çocuk gibi davramayı bırak.
Çekil.
-Ayrıca bizden küçüksün. -Ya üf!
Dur, dur. Bir şey söyleyeceğim.
Şimdi bununla hiç tartışma martışma olmasın.
İdare edelim, yarın da çocuğu bir kebap yemeye götürürüz.
Tamam mı?
Şey yapmaya gerek yok yani.
Kebap yemeye götürürüz?
İyi tamam, bu akşam da benim koynuma gelsin! Tamam mı?
-Olur. -Haber ver.
Tamam.
Benimkine gelmediği sürece sorun yok abi.
Gojim...
Bu seferlik böyle olacak artık.
Tabii canım, tabii.
Başka nasıl olacak ki?
İyi böyle.
Düz mü?
Yalnız var ya...
Abinler çok kafalar.
-Değil mi? -Çok...
-Remo! -Efendim abi?
Süt yok mu?
Normal var, laktozsuz kalmadı. Ne oldu miden mi ağrıyor?
Neyse ya boşver, tamam.
Ver.
Bırak, bırak.
Buraya mı, buraya mı?
Bir şey söyleyeceğim...
Sana niye Remo diyorlar?
İkinci ismim Remziye. Babaannemin adı.
Evet Burak, anlat bakalım ya...
Biraz tanıyalım seni.
Ne yersin, ne içersin, kimlerdensin?
Hadi bakalım, sorgu başladı abi.
Eyvallah abi.
Vallahi şimdi nereden başlasam ki şimdi...
Başla, nereden istersen başla.
Şöyle söyleyeyim...
Abiciğim ben...
İzmir Alsancak'ta küçük bir dükkan işletiyorum.
Burası böyle bir...
Benim için vitrin gibi bir şey.
Yani adres belli olsun diye yaptığım bir şey.
Aslında ben tarım ihacatçısıyım, goji beri ihraç ediyorum.
Koji beri?
-Goji beri. -Goji beri.
Ne o?
Goji beri şöyle bir şey...
Bir bitki.
Yemiş.
Yani böyle çilek gibi.
Daha çok kozmetik sanayide, ilaç sanayide kullanılıyor.
Dünyanın her yerinde yetişiyor abi bu bitki.
Türkiye'de daha yeni yeni keşfedildi.
Ayıptır söylemesi bunu ilk keşfedenlerden bir tanesi benim.
Bir tanesi de askerlik arkadaşım.
Akif.
Ki ona da ben verdim fikri.
Ha, ne güzel.
Ne güzel.
Şey, ee...
Remz... Sude ile şey nereden?
Tanışıklık...
Suide ile...
Valla...
Bir akşam çok önemli bir toplantım vardı.
O günde bir yağmur yağıyor, bir yağmur yağıyor göreceksin.
Bizim parfümcü Serdar'ın dükkanı var. Oraya vardım.
Badalların orada... Bir baktım, bir kız parfüm seçiyor.
Ya bu nedir abi...
Tokat'a gelen Tokatlı oluyor ellam.
Bana bak sen de buralı mısın yoksa?
Yok, abi buralı değilim tabii.
Yani keşke buralı olsam da...
Bizim Malatya'da küçükken Tokatlı komşularımız vardı, memur aile.
Onlardan kaptım.
-Yalnız var ya... -Şey...
-Sen söyle, söyle. -Buyur, buyur abi. Lütfen.
Bir şey gördüm şeyde de...
Kolunda, dövme...
Onun merak ettim anlamını.
'S' harfine benzettim.
'Sasuk'un 'S'si işte.
-Yok be, gerçekten mi? -Yok abi...
Ben bunu Sude'ye doğum günü hediyesi yaptırdım.
Kalıcı mı?
Yani...
İşte Sude ne kadar kalıcıysa o kadar abi...
-İyi böyle... -Tamam.
-Bir tanesi eksik ama abi. -Burada burada.
Şşt!
Ay gibi parlamışsın lan!
Ay gevrek de alalım mı ya, ne olur...
Gevrek ne ya?
Beş yüz yıllık simit ne ara gevrek oldu?
Abi sen de alemsin ha...
Senin kardeşin İzmirli.
Annesi Selanik göçmeni.
Anne tarafından Selanik göçmeni bunlar.
Nasıl bilmezsin gevreği?
Avrupalı insanlar bunlar.
Nerede kaldın ya?
Valla....
Laktozsuz süt aradım ya.
Aa!
Ya, nasıl da aklına yazdın?
Ben bile unutmuştum.
Sağ olasın.
Rica ederim abi.
Şu kaşığı...
Ne?
Kaşığı mı?
Yok, o değil.
İki tane yeter ya.
Murat, oradan bıçağı ver hele bana.
Bıçak...
Burak, sen sakın abimin kusuruna bakma.
İsim hafızası kötüdür abimin.
Ondan öyle.
Ya kusura bakma.
Kafam yerinde değil.
Bu peynirin adını görünce biraz kafam karıştı galiba.
Yok abi, estağfurullah.
Burası Sulu Sokak işte.
-Hep yenilenmiş ama. -Evet, yenilediler.
Daha doğrusu yenilemişler diyeyim.
-Böyle değildi eskiden. -Yok ya.
Şey, bunun tarihi bir şeyi falan da var da ben şimdi onları hatırlamıyorum.
Bilsem ben senin geleceğini önceden çalışır, anlatırdım.
-Sen hatırlıyorsan anlat. -Ben tabii hatırlıyorum.
Bak şimdi anlatınca sen de hatırlayacaksın.
Şimdi bak, burada ileride bir tane ev var bak.
Şu ileride bir köşe.
İşte o köşe, o çok önemlidir Tokat tarihi için.
O köşe, Yasin Paşa'nın Demet Sultan'ı öperken babama yakalandığı köşedir çünkü.
Ben onu unuttum biliyor musun...
Ya çok iyiydi.
Bir şey söyleyeceğim.
Babam çıkmış camiden...
Sinirli de o gün...
Ondan sonra neyse yolda şey yaptı, duruldu da...
Rahat ettim. Yoksa valla...
Geçmişti siniri canım.
İyi ki geçmişti.
İyi ki.
Yalnız Demet çok tatlı kızdı.
-Ne yapıyor acaba şimdi? -Çok güzel ya, aşırı.
Şurasında bir beni vardı. Bayılıyordum onun o benine.
Abim ben hastasıdır.
Bak böyle çene üstü, boyun...
Yani nerede olursa, ben olsun ona.
Öyle rafine zevkleri vardır.
-İnsanın öyle özgün zevkleri olması lazım. -Tabii.
Ben ona inanıyorum.
Sen, senin de özgün zevklerin var...
Ama biz kardeşiz.
Nerede bir kara kuru delikanlı...
Nerede böyle bir yağız, bir çocuk...
Bir şey...
Hemen benim kardeşimi orada görürsün.
Şey, bir dakika neydi onun adı?
Şeydeki, ilkokuldaki çocuk...
Gel kenara.
İlkokulda mı ortaokulda mı bir çocuk vardı ya...
Böyle esmerimsi.
Nevzat, Malatyalı.
Malatyalı Nevzat.
Ama ben kendimi çok gelişirdim.
Bak, bak abi.
Mesela alın konusu çok önemli.
Bak şimdi, böyle elini koyacaksın.
Bak, böyle şu kadar...
Dört parmağı bir tık geçecek işte o...
İyidir.
Ya görüyorsun değil mi abi?
Gördüm.
Saçlar önden gitmeseydi kaçırıyorduk prensesi.
Bir de şey, koku.
Tokat çöreği gibi kokacak.
Böyle koklayacaksın onu böyle.
Böyle fırından yeni çıkmış, böyle cevizli falan gibi.
O kadar iyi...
Senin hiç şeyin yok mu ya?
Utanman.
Abinin yanına yaptığın hareketler falan...
Ne oluyoruz be?
Bak işte bu köşe.
İşte o köşe, bu köşe.
Al abi.
Yalnız abi...
Şu güzelim manzaraya sırtınızı döndünüz ya hiç içim rahat etmiyor gerçekten.
Kardeşim sen şimdi yabancısın, turist sayılırsın sen.
O yüzden tadını çıkart istedik.
Biz hep görüyoruz.
Kaç senedir gelmiyorum dedin.
Belki özlemişsindir.
Bir baktım manzaraya, özlememişim o kadar. Onu fark ettim.
Valla bir şakalar, bir komiklikler... Topluyor musun puanlarını?
Dur bak, daha asıl kozumu oynamadım.
Merak ediyorum.
Çorba çok iyi yalnız.
Tam yaz çorbası.
Şimdi hocam...
Şöyle bir şey rica edeceğim.
Bir imzayı hak ettim.
Vay!
Hoppala!
-Kaleminiz... -Hayda!
Sağlam kozmuş. Bravo.
Ooo, okumuşuz bile.
Altlarını çizmişiz...
Üç günde.
Şöyle söyleyeyim, Asım karakteri favorim.
Biraz bana benziyor.
Bir de hocam, bu hastanede geçen yerler inanılmaz.
İnanılmaz.
Yani sen daha iyi biliyorsundur.
Bu tarz şeyleri böyle acayip böyle bir duygusallıkla vıcık vıcık yaparlar.
Yani ben okurken acayip eğlendim.
Yani... Anlatamam.
Sağ ol valla çok şey yaptın... Mutlu ettin, şaşırttın da.
İsm neydi senin?
Mahmut Tuncer!
Yazarım bak Mahmut Tuncer diye...
Eyvallah.
İşte bu.
Eyvallah.
Ben teşekkür ederim hocam.
Burakcığım bu kebabı yemek bir sanattır.
Ve ben sana bunu öğreteceğim.
Vay vay vay vay...
Hazır mısın?
Hazırım hocam.
Yasin Hoca konuştu.
İstiyorsan sen öğret.
Yok yok sen...
Bu senin işin.
Bak, eti atıyorum üstünden.
Sonra geleceğim ona.
Patlıcanı al.
Bir saniye hocam. Size yetişeceğim.
Al al! Çabuk çabuk... Hızlı hızlı al!
-Şöyle ayır bakayım ikisinin arasını. -Ayırdım.
Ayır, içini boşalt. Bak bak nasıl yapıyorum bak...
-Yap bakayım. -Eyvah eyvah...
Bak görüyor musun? Bak...
Şimdi bir kaşık da şuradan hemen domates... Abi sen ver ona o alamaz.
-Domates, üstüne domates. -Dur dur dur...
-Al bakalım. -Abi sağ ol.
Biber al.
Biber...
Biberi al...
Tabağına koy, dokunma. İhmal et birazcık onu.
-Nasıl, kenarda mı? -Kenarda. Beklesin biraz, dinlensin.
Şimdi patatesi de al.
Al şöyle bir tane patatesi, yatır üstüne.
Sarımsak...
-Sarımsak ben almayayım. -Aa!
-Anlamadım. -Ne?
Sarımsak almayayım.
Anlamadım, bir daha söyle.
Alayım.
Abi bir sarımsak ver şuradan.
Bakın şu kızın ela gözüne
Sabah güneşi vurmuş yüzüne, sabah güneşi vurmuş yüzüne.
Sitem hançeri takmış göğsüne, sitem hançeri takmış göğsüne.
Ne garip garip öter yuvada, ne hazin hazin uçar havada.
Ne garip garip öter yuvada, ne hazin hazin uçar havada.
Bravo!
Ağzınıza, gönlünüze sağlık.
Arkadaşlar konserimizin ilk bölümünün son şarkısı bu.
Hareketli bir şekilde bitecek. Biraz daha hareketli yapabiliriz.
Dinamik olabiliriz bu şarkıda.
Efendim?
Evet.
Buyurun.
Gel buraya.
Anladım.
Tekrar değerlendirilmek gibi bir durumu var mı?
Doğru çalışıyordum evet. Bazı şeyler oldu yani onlarla çalışıyordum ama...
İşler istediğimiz gibi gitmedi pek...
Evet.
Sağlık olsun.
Sağ olun, hoşçakalın.
Abi, ne oldu?
Yok bir şey.
Bak...
Burayı hatırladın mı?
Aşağıda yoldan geldik ya hani...
Bir tane yoldan geldik.
-Oranın yukarısı burası. -Yukarısı...
Şu müzeye de götürelim bir gün.
Müzeye de götürelim.
Oraya da gideriz.
-Şimdi buradan bir gidelim... -Tamam.
Şöyle yukarıdan dönün... Bak sana bir yer göstereceğim, bayılacaksın oraya.
Yalnız çay iyi geldi.
Afiyet olsun.
Abimin çayı iyidir.
Esnaf adam tabii biliyor çayı işini de.
Ellerine sağlık abi.
Buraların suyu ile falan daha farklı...
Tabii tabii, onun da etkisi vardır.
İyi mayıştın ama sen bugün.
Ya bir de güneşte yürüdük ya...
Yürüyüşün üstüne hamam...
-İyi akşamlar. -Hoş geldin.
Hoş bulduk.
-Selamünaleyküm damat. -Aleykümselam.
-Hoş geldiniz. -Hoş bulduk.
Hadi ben kaçtım.
Nereye gidiyorsun ya otur muhabbet edelim...
Ya yok eve gideceğim. Nehir'e söz verdim.
Maket aldım da şato yapacağız ona.
Şato?
Şimdi fırçayı yemeyeyim.
Hadi iyi akşamlar.
İyi tamam, senin işin uzun o zaman...
Hadi selam söyle halama da.
Çok matraktır bizimki ya...
-Süper Mario'ya benziyor. -Benziyor değil mi Süper Mario'ya...
-Kendi mi yapıyor yoğurdu? -Yok, halam yapar aslında yoğurdu.
Burada şimdi herkes evde kendi şeyini kendi yapar.
Yani birazcık öyle olmuşlar.
Asıl biz buraya Temmuz'da geleceğiz.
Bak beraber gelelim.
Patlıcan, domates, biber, patates...
Ya ne yapıyorsun ya?
Ne oldu?
Ya öyle pat diye devrilir mi insanın üstüne sıçrıyor.
Ne yapıyorsun ya?
Tokat kebabını da mı Temmuz'da yiyorlar?
Dul kalıp sonradan iş öğrenmekle olmuyor böyle şeyler işte.
Sizi çocukluktan yetiştirmeleri lazım.
Ama bizimkiler ne yaptı? Aman oğlum sen otur...
Kalk kızım abine...
Kim kullandı bunu?
Kim kullandı bunu?
Sen mi kullandın?
Ne bağırıyorsun kızım? Biz ne kullanacağız senin şeyini?
Sen mi kullandın bunu ya? Bak bu doluydu çünkü.
Ne olmuş ki? Elimizi de mi yıkamayalım?
Elini mi yıkadın sen bununla?
Güzel kokuyordu, ben de kullandım.
Ya abi niye üstüne okumuyorsun? Bu yüz yıkama...
Ben İzmir'den buraya el yıkama sabunu mu getireceğim ya?
Bak bu ne? Deni Schafer yazıyor.
Bu kaç para biliyor musun sen?
Ne bileyim ya?
Sabunluğun orada ne işi var o zaman?
Koymuşsun oraya, biz de kullandık.
Ya bak, kullanma!
Ne oluyor kızım akşam akşam? Kafayı mı yedin? Derdin ne?
Evet canım ya, ne oldu şimdi?
Sana ne Burak?
Sana fikrini soran oldu mu?
Ya sen nasıl ölçüsüz, nasıl şuursuz bir manyaksın ya!
Abi bu bizim kardeşimiz mi bu? Emin miyiz yani biz bundan?
Utanma diye bir duygu var, duydun mu hiç önceden?
Ya sen bu kadar sinirliyken bile hala nasıl
böyle afili cümleler peşinde olabiliyorsun?
Sinirli falan değilim, şaşkınım ben.
Senin kardeşin olduğun gerçeğine şaşkınım.
Ya canım benim ya... Ya kendin ol, seçme kelimeleri kendin ol!
-Gerizekalı! -Aptal!
Ayıp, ayıp.
Bak Burak senin arkadaşın olabilir ama benim de misafirim.
Ona burada böyle davranamazsın.
Ne zamandır misafirin bu senin ya?
Sen dün demiyor muydun gitsin otelde kalsın diye?
Sen gerçekten kafayı yemişsin ya!
Bu manyak! Tartışma şununla ya...
-Bana bak, bana! -Bana bak, bana!
Şuna bak ya...
Sanki babam var karşımda.
Seni gerçekten tımarhaneye kapatmak lazım!
Tamam üzülme sen ya, bilmiyor musun manyağı...
Öbürlerini mahvettiğin gibi bu oğlanı da mahvedeceksin.
Sana ne be!
Sana ne ya elin adamlarından? Sana ne?
Ya bir sus artık. Allah aşkına bir sus!
Susmuyorum lan!
Sen susacaksın.
Sen susacaksın.
Şunu alabilir miyim?
Şunu alabilir miyim?
Özür dilerim.
Tamam.
Ben çok ayıp ettim, çok özür dilerim.
-Affeder misin beni gojim? -Hı hı.
Hı hı deme.
Hı hı.
Bak çok özür dilerim.
Tamam, tamam.
Tamam, valla tamam.
Affettim de.
Tamam.
Çok özür dilerim Burak.
Ağlama tamam. Tamam, tamam.
Tamam.
Ağlama.
Tamam bunu bırak.
Bırak, bunları çıkar.
Böyle her şeyini yerleştiremezsin böyle çok saçma.
Havlu da getiremezsin, evde havlu vardır herhalde.
-Bu ne? -Ne ne?
Bu ne?
Bu var ya on üç tane liman gezdi.
Nasıl bir şey biliyor musun sen bunu?
Nasıl bir şey?
Ortam olur dedim belki içeriz ama işte Tahsin abiden de biraz çekindim.
Ne oldu ya?
Biz hep cenaze sonraları burada hep bundan...
Hakikaten...
Sen tam sasuksun ha!
İçme oğlum şu sigarayı bu kadar.
Bak gözlerinin altı kapkara olmuş.
Azıcık canınızın kıymetini bilin ya...
Ne oluyor bu kıza ya?
Hı abi?
Ne oluyor bu kıza?
Özel gününde falandır abi. Sen şey yapma, takma kafana.
Ne bileyim ya...
Ben bir şey diyemiyorum ki şimdi.
Yani birkaç güne gelirmişim gibi de geliyor
ama ben senin planlarını bozmayayım olur mu?
Ay bak bunu yengem çıkarken elime tutuşturdu.
Ne o?
Bakacağım ben de.
Bu konuda efsanedir! Ben dayanamayacağım yiyeceğim.
Bu sana çok zaten. Ne yapacaksın tek başına bu kadar şeyi?
Ya onlara gidemedik ya.
Çok ayıp oldu ha.
Bak bak.
Ben söylerim kusura bakmayın sürpriz yapmış falan derim.
İzmir'e beklediğimizi söyle.
Biraz daha yiyeceğim ya.
Harika.
Ne yapıyorsun lan!
Al sen bunu.
Yolda yerim.
Şey diyeceğim, iyi kapatmadım kapağını.
-Şöyle yapayım. -Sağ ol canım.
-Vermeyecek misin şeye? -Yok.
-Kapattı zaten. -Kalsın.
-İyi yolculuklar. -Sağ ol.
Dikkat et kendine.
Haberleşiriz.
Abi bu babamın arabası değil mi?
Ne bu hali?
Evet Remziye hanım gel bakalım.
Gel de öğren abinin ne haltlar karıştırdığını.
Şimdi anlaşıldı babamın ölümünün bize neden bu kadar geç haber verildiği.
-Oğlum ne bağırıyorsun? -Ne ne bağırıyorsun ya!
-Ne ne bağırıyorsun! -Tövbe tövbe...
Adam kaç gün hastanede yatmış sen inanabiliyor musun?
-Ya bir sus! -Nereye bir sus ya!
-Ya bir sakin ol. -Sakin mi olayım?
Sakin mi olayım ben?
Kızım sen bu kadar ruhsuz mu oldun artık?
Taş mı kesildin sen be?
Ne anlatıyorum ben burada?
Yok artık ya...
Ya yok artık, ben sizin kardeşiniz değil miyim ya?
Ben sizin kardeşiniz değil miyim?
Ha?
Üvey evlat mıyım ben abi?
Evet Tahsin Efendi, anlat bakalım ya.
Bir anlat bakalım.
Ne işi vardı babamın Ankara'da?
Biz Amasya'da zannediyorduk gerçi.
Yani ben Amasya'da zannediyordum ama Ankara'daymış adam, bir anlat.
Ya tamam, babam Ankara'ya gitmek istemiş Kazım amcayı görmeye.
Oradan dönüşte de Amasya'ya uğramışlar işte.
Ya tutturdu Kazım'ı göreceğim diye.
Ben de doktor Şaban'ı aradım, bir iş olmaz dedi.
Azıcık eğlenir, açılır, ona da iyi gelir dedi.
Ne dedi mesela Şaban?
Babanı pavyona götür.
Orada bir kalbine iyi gelir, kan dolaşımı hızlanır adamın...
Öyle mi dedi?
Öyle mi dedi adam?
Hay babanın zırına sıçayım Bekir!
-Ne pavyonu be? -Ha ne pavyonu...
Ne pavyonu be, ne pavyonu değil mi şimdi! Ne pavyonu...
Ya...
Ömründe bir kere gitmek istemiş.
Hey gidi Tahsin Efendi...
Atmaya gelince güzel atıyorsun değil mi...
Gelenekler, adetler falan diye... Bana ne güzel atıyorsun ya!
Söyle bakalım hangi gelenekte var babayı pavyona götürmek!
Ya oğlum ben niye götüreyim Allah Allah!
Ya ben mi götürdüm?
Bu kız mı götürdü pavyona babamı?
Ya Kazım amca ile onlar kendi aralarında şey etmişler zaten...
Benim de bir şeyden haberim yoktu.
Ne yapayım ya? Koca adamın kulağını mı çekseydim?
Ya tamam!
Babamın ölümünün bunlarla ilgisi yok ya.
Araba haşat olmuş... O da içindeydi ayrıca.
Ufak sıyrıklarla atlatmış, iki gün hastanede kalmış. Abartma bu kadar.
Ya biz burada yemeğin altı neden tuttu bunu mu tartışıyoruz?
Bunu mu tartışıyoruz biz!
Delirdiniz mi lan siz!
Puh size be!
Puh size!
Bu pavyon meselesini sonra tartışacağız seninle.
Akşam akşam bela mısın lan!
Ne yapıyorsun lan!
Ya hiç mi Allah korkusu kalmadı sizde?
Abi!
Abi, abi!
Abi bir dur... Yürü git lan! Yürü git...
Abi dursana sen!
-Ne oldu sana? -Gelmiş adamın arabasını devirmiş...
-Hem de gelmiş bana artistlik yapıyor! -Yüzün kanıyor.
Yüzü kanıyor, yüzün kanıyor! Dur bir dakika. Bir dakika dur.
Hiç mi Allah korkunuz kalmadı ya!
Sen gel buraya.
Ya adamın arabasını devirmiş hem de gelmiş bana saldırıyor!
Allah aşkına...
-Allah korkusu da mı yok? -Yürü git!
-Şu adamın haline bak ya... -Tamam, tamam.
Çantan... Her şeyin yere düşmüş.
Ya şunu toplayın siz de!
Toplarız, toplarız. Sen bir dakika dur.
Yüzün kanıyor diyorum ya! Yüzün kanamış.
Ya yürü git lan!
-Tamam... -Amca iyi misin?
Gel, gel...
Tamam sen gel bu tarafa...
Havlu peçetenin uzunluğunun on sekiz karış...
Peçeteden önce yedi karış, sonra üç karış kullanılıyor.
Buna göre geriye kaç karış peçete kalıyor?
Hadi bakalım kaç karış kalıyor?
On sekiz...
Eksi yedi...
Eşittir on.
On mu?
Abi?
-On mu? Bir bak bakalım. -Herhalde on bir.
Abi?
Abi, ne oldu?
-Bir şey yok. -Ne oldu?
Ne oldu? Ne demek bir şey yok?
-Ne oldu suratına? -Korkma bir şey yok.
Tamam oğlum, bir şey yok. Korkma, tamam?
Gel halacığım, bir şeyi yokmuş. Gel hadi biz senin çantanı bir toplayalım.
Gel, hadi gel bakalım.
Hadi bakalım.
Tamam.
Gel, gel.
-Gel oğlum, ben seni giydireyim... -Alo yenge, sen evde misin?
Dur, orada dursana o zaman kapıda.
Getiriyorum ben Mert'i.
Tamam, hadi bay bay.
-Hadi, sabah ben sana bakacağım, tamam mı? -Tamam.
Hadi bakalım.
-Aşağıda mıymış? -Aşağıdaymış.
Hadi selam söyleyin.
Hadi, giyebildin mi?
Hadi gel.
Hadi bay bay.
Hadi görüşürüz, bay bay.
Hadi güle güle.
Yavaş inin.
Unutmam, unutmam bu sefer.
Kuşburnu da getireceğim, tamam.
Hadi... Şey, Berna'ya da çok selam söyle.
Tamam.
Hadi öpüyorum ikinizi de.
Sağ ol.
Sağ ol, hoşça kal.
Abi ne oldu?
Ne ne oldu?
Siz mi kavga ettiniz?
Deli misin kızım ben kendi abimi yumruklayacak adam mıyım?
Delirdim mi ben? Manyak mıyım?
Ne bileyim, küçükken giriyordunuz ya birbirinize.
Ya yok ben zaten sokağa girdim...
Bu kavga ediyordu ben girdiğimde.
-Kim? -Abim işte.
Şeyi sen hatırlar mısın, Hilmi abiyi?
-Şeyi, ne derler ona... -Meyveci.
Kayısları var, dökülmüş her yere.
Hadi be.
Yazık adama.
Bizimki de alıyorum demiş ben o zaman bütün kayısları...
Oradan çıkmış yani kavga.
Ben kafayı mı yedim?
Kendi abimi mi yumruklayacağım ben?
Yasin.
Bak şu abime yüklenmekten vazgeç.
-Of! -Ya ne of...
Babamın bakımı, boşanma falan derken adamın üstünden kamyon geçti ya.
O mu öldürdü babamı ya?
Kızım sen arabayı gördün mü ha?
O haşat halini gördün mü arabanın sen?
Onlar zaten nasıl çıkmış o arabadan ben anlamadım.
Babam orada ölebilirdi ya...
Sorumlusu abim mi?
Ya gel demiş yanıma otur, muhabbet ederiz demiş.
Arkada oturacak adama...
Orada otursa burnu bile kanamayacak adamın.
Hız da yapmış.
Hızlı sürmüş arabayı.
Yasin ben de İzmir'e gitmeden bu evden ölü çıkabilirim.
Yaşayacağımızın garantisi var mı?
İkisi bir mi hayatım?
Sen bütün bak... Abimin üstüne bütün sorumluluğu yüklüyorsun.
Yapma.
Biz burada yokken babamın her şeyiyle o ilgilendi.
Ya biz ayda yılda bir gördük adamı.
O yüzden sempatik geliyordu bize.
Ben keyfinden mi gelmiyorum?
Keyfinden mi gelip görmedim?
Çalışıyorum, işim var, gücüm var.
Bir senin mi işin var ya?
Abimin de en büyük hayali sofra bezi satmaktı zaten değil mi!
O konservatuvara gitmeyi falan hiç istemedi, bir senin işin var...
Ya sen kendi seçilmiş falan mı sanıyorsun?
Tabii Allah bizi sıradan insanlar olarak yarattı...
Abimi esnaf yaptı, beni tezgahtar yaptı.
Sen de ailemizin böyle şanslı dehası olarak sanatçı oldun, yazar oldun.
Öyle mi oldun?
Ha?
Abim okuttu lan seni.
Abim sana para yollamasaydı, kendini feda etmeseydi...
...sen böyle ağzında bir dolu bokla gezebilecek miydin acaba?
-Ne? -Aptal.
Böyle mal mal konsept, duyumsallık diyebilecek miydin acaba?
-Yapabilecek miyin acaba? -Sen gerçekten aptalsın.
Aptal sensin.
-Sensin aptal. -Sensin aptal, gerizekalı!
Sensin gerizekalı.
O kadar aptal şeyler söylüyorsun ki bazen...
Yani kendini duysan hakikaten şaşırır kalırsın.
-O kadar aptal şeyler söylüyorsun. -Gerizekalı.
Seni de okutmadı mı kızım abim?
Seni de okutmadı mı?
Niye gitmedin ya sen bir üniversiteye, ha?
Niye girmedin bir üniversiteye?
Ne oldu?
Ya, öyle olmuyormuş demek ki değil mi?
Öyle olmuyormuş, bak...
Azim gerekiyormuş.
-Azim gerekiyormuş. -Sen azimli misin ya?
Evet azimliyim ben.
Ben azimliyim tabii.
O da hiç o havalara falan girmesin...
Ben okuttum havalarını falan, bıraksın o işleri.
Kendi korkaklıklarına kılıf aramasın, bulmasın.
Sen de ona ortaklık ediyorsun...
-Sen azminle mi başardın her şeyi? -Beni malzeme ediyorsunuz...
Evet, azminle başardım.
-Sen neyi başardın lan? -Ne demek neyi başardın?
Dandik bir roman yazdın, onu da gittin kendi paranla bastırdın.
Üç beş tane angut çıktı dedi ki böyle...
...ay çok güzel olmuş, konsept olmuş, duygumsallık olmuş falan...
Sen kendini bir bok mu zannettin lan?
Bir bok mu zannettin? Ben okudum lan senin kitabını.
Yalan söyledim lan ben sana. Okudum, didik didik okudum.
Her şeyini okudum böyle.
Bir boka benzemiyor.
Bir boka benzemiyor ya.
İçinde seni andıran en ufak bir şey yok. O kadar saçma ki...
Hadi benim fikrimi geç.
Bizim bir tane yazar müşteri var, bir sürü kitap var.
Hiçbirini de kendini bastırmadı, biliyorum okudum hepsini.
Dedi ki, Sudeciğim... Ben dedi abinin kitabını okudum...
...ama kusura bakma hiç beğenemedim.
Çünkü dedi internet şiirlerine benziyor.
Şu babamın yazdıkları var ya, herhalde onlar gibi.
Ama ben demiyorum, benim fikrimi geç. Bu kadın yazar.
Tabii zorlama geliyor değil mi?
-Benim yazdıklarım sana zorlama geliyor. -Zorlama geliyor.
Bana, herkese öyle geliyor.
Allah'ın Sude'si seni!
Benim yazdıklarım mı sana zorlama geliyor?
Sen kendine bak be önce...
-Gerizekalı. -Sensin gerizekalı.
Tiksiniyorum lan ben o isimden!
Tiksiniyorum lan ben o isimden!
Ben and içtim lan tamam mı?
Ben kaderim olan şeyleri değiştirmeye and içtim.
-Tamam, ne güzel. -Tamam mı?
Ben ömür boyu o salak isimle mi yaşayacaktım?
Ben kendimden memnunum lan!
Bana bak ben çok hoşnutum kendimden gerizekalı!
Çok güzel, aferin.
Bana öyle aferin falan deyip durma bak.
Ben öyle senin gibi adıma başlık açtırıp insanlara entry girdirmiyorum.
Doğru bildim değil mi?
Okumadık ama...
Bir bakacağım şimdi, senin suratını görmem lazım çünkü bunları okurken.
Bekle bulacağım.
Bulacağım ve bakacağım.
Tokat Anadolu Lisesi'nden arkadaşım, yazar kişilik.
Tanımıyorum kim la bu?
Bu onun ayıbı.
'Yarın Ölecekmiş Gibi' kitabının yetenekli yazarı.
Kitabı iki kere okudum.
Ya düzgün yaz, bak anlamıyorlar.
İkisinde de farklı tatları aldım.
İleride çok daha büyük başarılara imza atacağından eminim.
Üstad, bizi yazdıklarından mahrum etme.
Yarraham...
...Lincoln!
Bu ne lan?
Yarraham Lincoln kitaplarımı okudu ve çok beğendi...
...onu hiçbir şeyden mahrum etmeyecekmişim.
Bir şey diyeceğim...
Siz Efe ile görüşüyor musunuz hala?
Yanlış bir şey mi dedim?
Abi bir cevap ver görüşüyor musunuz, görüşmüyor musunuz?
Bunda küsülecek bir şey yok ya, küsme bak bana!
Bir bitmedi şu hırlaşmalarınız.
Senle sanki aramız çok iyi de...
Kaşına, gözüne, o yaralı olmana dua et sen.
Daha konuşacağız seninle bunları.
Bitmedi yani daha.
Konuşulacak hep.
Ayrıca evet, onunla da aramız iyi değil.
Çünkü yıllardır aynı anormallik içinde.
-Toparlanıyor işte. -Çok toparlanıyor ya!
On beş yaşında neyse hala aynı kişi.
-Hiç değişmedi be. -Yok daha...
O zamanlar neler ediyordu, unuttun mu?
Ne ediyordu?
Haftanın üç günü zırıl zırıl ağlıyordu.
Kendinden on beş yaş büyük öğretmenine aşıktı.
Onunla evlenmek istiyordu.
Şimdi de bu ne idüğü belirsiz herifle evlenmek istiyor.
Ne oldu ya?
Ha, şaşırdın?
Bir de uyanık geçinirsin ha.
Ya...
Nişanlanmış seninki.
Daha bir sene olmamış bunlar tanışalı...
Ama çat, hemen nişanlanmış.
Ne diyorsun ya?
Ne ara almış bütün bu işler?
Olmuş işte valla, olmuş.
Valla çocuk bana fotoğrafları gösterdi.
İsteme günü çekilmiş, nişan fotoğrafı gibi fotoğraf gösterdi.
Nasıl yani?
Kimden istemişler?
Bak işte orası daha enteresan.
Senin kardeşin nasıl bir çakma isim uydurduysa...
...bir tane de çakma anne uydurmuş kendine.
Çocuk daha bizim annemizin öldüğünden haberdar değil.
Sen ne diyorsun?
O kadını da babamın eski boşandığı karısı zannediyor.
Böyle tuhaf tuhaf, birbirine karıştırmış her şeyi.
Tövbe estağfurullah, tövbe estağfurullah!
O zaman o çakma ananın da cenazeye gelmesi gerekmez miydi?
Abi sen neden bir şeyleri anlamamak için bu kadar ısrarcısın ya?
Bizim sorunumuz bu diyorum zaten sana.
Bizim kardeşimiz normal değil diyorum.
Anormal.
Bin tane şey anlatmış.
Yok kanlı bıçaklı ayrıldılar demiş...
Şöyle kötüler, böyle kötüler...
Yok falan oldu, filan bitti...
Anlatmış durmuş.
Ben de bir şey diyemedim. Ne diyeyim?
Ne diyeyim abi? Yalancı mı diyeyim benim kardeşim?
Hele şu manyaklığa bak ya...
Ya iyi de sen niye şimdi anlatıyorsun bunları bana, ha?
Yok fotoğraflara bakmışmış da, yok bilmem ne etmişmiş de...
Ya bir de sen...
Sen niye ispiyonluyorsun kardeşini?
Kardeşini niye ispiyonluyorsun?
Sen küçükken de böyleydin.
Babam senin yüzünden o kadar sigaramı Boklu Dere'ye atmamış mıydı?
Sayemde sigarayı bıraktın işte. Daha ne istiyorsun?
Söyle söyle.
Ne var söyle?
Kızım bak burası İzmir değil ha.
Bakmamayı öğrensin şerefsizler!
Yahu celallenme hemen, kötü bir şey demiyoruz.
Sen beni dinle.
Dikkat et kendine.
Bitti hala.
Bitti mi aşkım, bakayım.
Kahramanları aile üyelerinden oluşan bir hikaye yazınız...
...ve hikayenizi görsel unsurlarla destekleyiniz.
Hikayeniz aile hikayeleri köşemize sergilenecektir.
Bir gün okuldan dönen Mert, ödelerini yaptı ve top oynamaya çıktı.
Üçüncü golünü atmışken ileride telefonda konuşan büyük halasını gördü.
Ona doğru sarılmak için koştu.
Dayısı onu görmedi ve telefonuna bakıyordu.
Bir dedektif olan Mert, akşam babasını gizlice dinledi.
Dedektif Mert babasına yakalandı.
Babası onun dedesinin tarım ilaçlarını...
Tahsin abi?
Ne?
Ne?
Döneceğiz bu konuya.
-Halacığım hadi topla eşyaları. -Ya ne oldu yine ya?
Topla, koy çantana bunları.
Çantana koy aşkım.
Alo.
Yengeciğim...
Bitti ödevleri. Ne yapalım? Ben getiriyorum.
Tamam, tamam.
Bay bay.
-Dur ben götüreyim ya bırak. -Yok yok, sen bir dur.
Bu halini görmesin senin.
Ya onun beni umursadığı mı var?
-Sağ olasın Remocuğum. -Ne demek...
-Bitirdi mi ödelerini? -Bitirdim.
Hadi bakalım al şunları.
Pazartesininkiler bile tamam. Hadi görüşürüz.
Gelsene canım içeri.
Ay annem kabak tatlısı yaptı, yeriz.
Ya valla valiz hazırlayacağım.
Bir dahaki sefere artık. Affedin beni. Hadi bay bay.
Evet Tahsin abi, girelim mi şu tarım ilacı meselesine?
Ne oluyor yine ya? Ne tarım ilacı?
Artık hiçbir eksik bilgi kalmayana kadar anlatır mısın? Lütfen.
Hadi!
Senin hiç payın yok mu sanıyorsun?
Geçen Salı babamla yaptığın konuşmayı unuttun mu?
Ee?
Ne olmuş?
Kavga etmediniz mi siz babamla?
Hamdi'nin düğününe gelmeyeceğim için suçladı beni.
İşte tamam.
Allah bilir nasıl abuk sabuk konuştuysan adamı perişan ettin.
Evdeyken gitmiş dikmiş kafasına.
Ne oluyor ya?
Ne oluyor Allah aşkına?
Püh ağzıma sıçayım ben!
Niye soruyorum ki size?
Ben sizin kardeşiniz değilim ki!
Ben size niye soruyorum?
Orospu çocuğuyum ben!
Siktir olup gitmem lazım benim.
Yetmedi mi ya?
Alın, ne haliniz varsa görün.
Ne haliniz varsa görün.
Bir bok da anlatmayın bana. İstemiyorum zaten öğrenmek. Tamam mı?
Şimdi de siktir olup gidiyorum. Daha da beni ne arayın ne sorun.
Ne bu kızım senin deliliklerinden çektiğimiz?
Çocukluğundan beri abuk sabuk hareketler...
Senin derdin ne kızım?
Kaç yaşına geldin artık?
Bırak şu çoluk çocuk hallerini. Büyü artık ya, büyü artık!
Sus. Ne olduğunu bilmiyorsun, sus.
Allah Allah, ne bilmemiz gerekiyor ya acaba?
Ne bilmemiz gerekiyor?
Oh ne güzel be.
Tüm suçu geçmişe at.
Biz de senin bütün deniyoluklarını hoş karşılayalım.
Sana sonsuz bir şefkat gösterelim.
Biz de seninle aynı boktan geçmişi yaşadık kızım.
Hiç de senin gibi oturup ağlamadık yani.
-Sizin bildiğiniz gibi değil o iş. -Her boku sen biliyorsun zaten!
Bizde senin abiniz kızım. Bırak da bizde bir şeyler bilelim.
Ya kes be!
İnsan bir sorardı değil mi ne dedin de babama üzüldü diye ya?
Niye sana soracağım?
Soracak olsam babama sorardım.
Ya neden ya?
Ben önemli bir şey demiş olamam mı?
Boku bokuna mı üzüldü adam?
Ne bok yerseniz yiyin, tamam mı?
Otur şuraya.
-Otur. -Ya bir bırak.
Kızım bıraksana beni.
Abi git telefonu getir.
Sen babamın telefonlarını kaydetmedin mi? Arsa işi için konuşmalar...
Otur şuraya.
-İstemiyorum ben bir şey öğrenmek. -Git getir.
Orada konuşmalarım vardır. Silinmemiştir.
-Ben bir şey öğrenmek istemiyorum. -Otur şuraya!
Oturacaksın.
Oturacaksın şuraya.
İstemiyorum bir şey öğrenmek ya!
Dinle şunu!
Kayadan indim bugün
Elinde altın güğüm
Kayadan indim bugün
Elinde altın güğüm
Her gün gördüğüm yari
Bırak, bırak.
Babam Hamdi'nin düğününe gelmem için ısrar etti.
Asla gelmeyeceğimi söyledim.
O da böyle sizin gibi ezbere konuşmaya kalktı işte...
Yok gelmiyormuşum.
Akrabalarımı, memleketimi inkar ediyormuşum falan...
Ona dedim ki, baba ben o beni düğününe çağırdığın adamı hiç sevmiyorum.
Hatta ondan nefret ediyorum.
Annem yaşasaydı sebebini sorabilirdin.
Ama keşke senin sormana gerek kalmadan zamanında anlatsaydı.
Niye bana anlatmadın?
Çocukken her şeyini bana anlatırdın...
Sen daha geçen gün demedin mi ya sen küçüksün hala diye?
Ben 34 yaşına geliyorum küçüğüm...
Ama altı yaşımda yaşadığım şeyi anlatacak kadar yetişkinim.
Öyle mi abi?
Abi dur.
Abi dur...
-Taso? -Taso'nu sikerim lan senin!
Abi bana bırak...
Sen dur bir dakika!
Nehir gel buraya!
Nehir... Nehir gel buraya!
Abi yapmayın ne olur!
Abi ne yapıyorsunuz ya kızın yanında!
Abi ne olur...
Abi yapmayın ne olur!
Hayır oğlum! Hayır yapmayın...
Beni bırak, beni bırak...
Abi bırak...
Beni bırak! Yavşak!
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.