All language subtitles for Your_Friends_and_Neighbors_S02E01_1080p_WEB_h264-ETHEL

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian Download
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional) Download
co Corsican
hr Croatian Download
da Danish
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French Download
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian Download
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean Download
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam Download
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian Download
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil) Download
pt Portuguese (Portugal) Download
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese Download
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American) Download
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish Download
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese Download
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Pardon, geciktim.

Çocuklar nerede?

Ben çıkarken

Hunter, terasta iPad'iyle sevişiyordu

ve Tori, can havliyle oda servisine sipariş veriyordu.

Yemek rezervasyonu yaptırmıştım.

Ne yapacaksın? En iyi planlar bile ters gidebilir.

- Selam, bir Negroni lütfen. - Tabii.

- Vay canına. - Tatil içkim.

Tatil içkin, çok fazla roze sanıyordum.

Evet, sanırım Negroni'ler "tatil bitti" içkim oluyor.

Dönüş çok tatsız.

Eve gitmek istemiyorum.

Dönene dek buradayız.

- Ne? Sağ ol. - Buyurun, Negroni.

- Afiyet olsun. - Tatil felsefem.

Vay, Coop, çok derin. Hiç anlamı yok, biliyorsun değil mi?

İkinci Negroni'den sonra olacak.

Mezcal'a geçebilirim.

Meşhur son sözler.

Başkaları da olacak.

Son sözlerin mi?

Hayır, böyle tatillerin.

Öyle mi dersin?

Dönene dek buradayız.

Tanrım. Söyleme şunu.

Düşünsene. Böyle bir şey yaparak

çok geliştik.

Birbirimizin dostlarıyla yatmazken kolay.

- Önce sen yaptın. - Cinayetle suçlandın.

Sen de haklısın.

- Bir tane daha lütfen. - Vay.

Tabii.

Çabuk bitirdin.

Yatmadan önce daha çok lazım.

Elli olduk Coop.

Kahretsin.

Cidden şimdiye dek hayatı çözmüş olurum

ya da en azından sıfırdan başlamam sanıyordum.

Geçen sene bu zamanlarda ömür boyu hapis yatma ihtimalim vardı

ve her şeyi kaybedebilirdik, yani bence iyi durumdayız.

Çıtayı düşürdüm diyorsun.

Yok ettim. Çıta falan yok.

Hadi, çok ama çok sarhoş olalım.

Olur.

Böldüm mü?

Hem de hiç.

Negroni içerken yatacak birini arıyorsun.

- Tipim değil. - Atma.

Ben onunla yatardım.

Cidden mi?

Durum buysa hazırlıklı değildim.

Peşinden koşabilirim.

- Hepimiz yetişkiniz. - Rüyanda görürsün.

- Gördüm. - Sana engel olmayayım.

Engel olmuyorsun. Olmuyorsun.

Tatildesin.

İstediğin buysa

- boş ver, yapmalısın. - Değil.

Çocuklar kaçtı. Son gecen.

Tüm yolculuk boyunca birbirimizle yatmamayı başardık.

- Bravo bize bu arada. - Evet.

Burası Amerika.

- Meksika aslında. - Kadın seksi, sen de hâlâ hoşsun…

Sağ ol.

…ve biriyle yatmak istiyorsan yatmalısın.

Öyle bir şey istesem yapmış olurdum.

O kadar kolay, öyle mi?

- Evet. Ben gidiyorum. - Nereye?

Ne oldu şimdi?

- Hiç. İyisin. - İyi miyim?

- Öyle diyorsun ama… - Burada oturup

- işine taş koymayacağım. - Bu konuşma başka bir yola saptı sanki.

Bu konuda haklısın.

Flora Farms'ta yer ayırttım.

- Ne kadar zordu biliyor musun? - En iyi planlar bile yatar.

Eski karımla tatile çıkmanın imkânsız göründüğü bir an vardı.

Meğer iyi bir nedeni varmış

ama Mel'le yine tam anlamadığım bir tartışmaya girmiş olmak bile

25 yıl ila ömür boyu hapse girmiş olabilecekken

beş yıldızlı bir otelin plajında enfes bir viski içme keyfimi bozamadı.

Her şey düşünüldüğünde işler iyiye gidiyordu.

Şöyle olur…

Cinayetten tutuklanırsın. Aklanırsın.

Eski işini teklif ederler ama farklı bir yöne gitmeye karar verip

o köprüyü ebediyen yakarsın.

Bu da geçici gelir kaynağının artık ana gelir kaynağın olması demektir.

Sen de seviye atlar

arayı düzeltirsin.

Sağlam gelir akışı, barışı en hızlı sağlayan ögedir

ama bir şehirde algı, kanunun onda dokuzuysa

görünüş her şeydir.

Mesela Manhattan'da her gün işe gideceğin bir ofis gibi.

Bu da yeniden ortak ebeveynlik yapabilmeni sağlar…

Gidelim.

…ve hayat baş edilebilir hâle gelince bekârlığın keyfini çıkarabilirsin.

Sıkı tutun

Kötü hava geliyor

Bir yolu olmalı

Evi yakıp kül ediyoruz

Bu da gecelere akmak

ve gece evde vakit geçirmek demektir.

Dikkat et Arzuladığını elde edebilirsin

Havalı bebekler Garip ama yabancı değil

Sıradan bir adamım

Cinayetten tutuklandın diye mi aklandın diye mi anlamazsın

ama o tatsız olay, toplumsal konumunu yükseltmiştir.

Sam Levitt içinse öyle denemez.

Avukatı, cezasını ağır bir para cezası ve kamu hizmetine düşürttü.

Ucuz kurtulmuş olabilir

ama Westmont Village'da bir kanun daha var

ve o mahkemenin hiç acıması yok.

Hayat eskisinden daha iyi.

Aile dinamiği şöyle böyle işliyor.

Çocukların serpiliyor

ve bölünen ailenin kaynayan acısının

seni canına okumakla tehdit ettiği anlar olsa da…

Daha önce bahsettiğim o geceler devreye giriyor.

O da olmazsa viski ve klasik filmler var.

Nihayet rahat hissetmeye başladın.

Kendinden emin. Güvende. Hatta iyimsersin…

…ve acı deneyimlerinden bildiğin üzere

hayat genelde o anlarda bacak arana okkalı bir tekme indirir.

VILLAGE ESTATES SATILIK

Bay Ashe.

Selam. Reenie Hudson. Telefonda konuşmuştuk.

- Selam. Nasılsın? - Selam.

- Vay, güzel araba. - Arabalarla ilgilenir misin?

- Pek sayılmaz. - Laf olsun diye dedin.

- Pardon. Sağ ol. - Peki, önden buyur.

Merhaba.

Selam. Satan emlakçı siz misiniz?

- Evet. Samantha Levitt. - Selam. Owen Ashe.

Emlakçıya benzemiyorsunuz.

İltifat olarak dedim.

Yeni sayılırım.

- Selam Reenie. - Selam Samantha.

Peki, Bay Ashe, evi gezelim mi?

- Sadece Ashe de. - Peki, Ashe.

Evet. Evet, çok isterim

ama açıkçası vaktini boşa harcamak istemem çünkü bu evi hayatta almam gibi geliyor.

Çabuk oldu.

Hayır, çok küçük. Evet yani… Çok küçük aslında.

Burada dikiliyorum ve…

Tüm evi şimdiden hissediyor gibiyim, anladın mı?

İçinde kaybolabileceğim bir yer istiyorum

ve bu da evet, bilmiyorum. Tasarım ögelerinin bazıları…

İğrenç.

Evet, bilmiyorum.

Daha ihtişamlı bir yer aradığımı söylemiştim.

Çok daha cazibeli, vay dedirtecek bir yer

- ama burası hiç… - Burası benim evim.

Senin mi?

Bunu gelmeden önce öğrensem harika olurdu.

Şeyi düşününce bunu açıklar mıydı bilemedim…

Şartları.

Şartları mı?

Reenie zarif bir biçimde diyor ki kocam geçen yıl burada öldü.

Vay. Başın sağ olsun.

Sağ ol.

Karım da sekiz yıl önce öldü, aynı kulüpteyim.

- Başın sağ olun. - Sağ ol.

Nasıl öldü?

İntihar etti.

- Ne, bu evde mi? - Tam durduğun yerde.

Bu, o olayların geçtiği ev mi?

Haberlere çıktı.

Seni tutukladılar.

Evet.

Tehlikeli kadınsın.

Benim de birkaç kez kanunla başım derde girdi.

O zaman o kulüpte de birlikteyiz.

Sanırım.

Peki. Bay Ashe,

- gitsek iyi olacak. - Evet.

Samantha.

Farklı bir seviyede olduğumu bilen bir emlakçı niye bu evi gösterir?

Burası onun ısıtma evi.

Isıtma evi mi?

Öyle bir şey yok.

Böylece gösterdiği diğer evler nispeten daha büyük

ve ihtişamlı görünüyor.

- Hayır, hayır. - Anladım.

Bir evi almadan önce müşterilerimi piyasa hakkında

eğitmeyi severim.

Sen öyle yapar mısın?

Bilemedim.

- Buradaki hiç kimse bana ev vermez. - Ne? Neden?

Tamam. Hüküm giymiş suçlu hikâyesi.

Aslında birkaç küçük suça indirgendi.

- Harika. Bravo. - Sağ ol.

- Bir müsaade eder misin? - Tabii.

- Reenie. - Evet?

Bir saniye konuşabilir miyiz?

Araba 750S, değil mi?

- Evet. - Güzel araba.

Evet, öyle.

Bir anda emlakçısız kaldım.

Günün dolu mu?

- Evet. - Reenie.

Bisbee'deki ev sende değil mi?

- Evet de böyle olmaz. - Bizi 10 dakikaya eve sokar mısın?

- Tabii. - Harika.

- Planım da… - Tamamdır.

Güzel. Benim arabamla gidelim.

- Samantha… - Sam.

Peki, Sam.

Merak ettim, kaç ev sattın?

Bu dâhil hiç.

Harika.

Ben Princeton Mezunları Okullar Komitesi'nden Jeff Pratt

ve benimle görüşeceksin.

Anladım.

Anne babanı uzun zamandır tanırım.

- İyiler mi? - Evet.

- Evet. - Evet.

Peki, Tori. Söylesene, neden Princeton? Anne babanın okulu olması dışında.

Bu kadarı yetmez mi?

Başka bir deyişle,

bizimle geçireceğin dört yılda ne kazanmak istiyorsun?

Siz de burada hoca mısınız?

- Ne? Hayır. - "Biz" deyince öyle sandım.

- Üzgünüm. Lafın gelişi. - Tamam.

Gerilmene gerek yok.

Sadece konuşuyoruz.

Öncelikle Jeff,

bence bu görüşmenin formalite icabı olduğunu kabul edelim.

Hem annem hem babam buradan mezun ve babam düzenli olarak okula bağış yapar.

Düzenli bağış yapmasının

ve birçok Sarmaşık Ligi mezunun bağış yapmaya devam etmesinin nedeni

çocuklarının burada okuyabilmesini garantilemektir.

Dürüst olalım, desteği daha çok hak eden başka hayır işleri var yani.

Kapitalizm adına gezegeni yaktınız.

Şimdi hasarı telafi etmek, açları beslemek veya evsizlere ev sağlamak yerine

ırkçılık, antisemitizm ve cinsiyetçilikle dolu

300 yıllık kurumlara milyonlar veriyorsunuz ki

eğitimsiz kitleler artıklar için savaşırken

bir kuşak imtiyazlı zengin çocuk daha

gezegenin kalan kaynaklarının

aslan payını kendisi sahiplenebilsin.

Vakit ayırdığın için teşekkür ederim ama açık konuşalım.

Kabul edileceğim, bunu biliyoruz

çünkü sistemi tam da bunun için kurdunuz.

Ben hiçbir şey kurmadım.

Üzgünüm.

Lafın gelişi.

Ayrıca tenis yüzünden geldim.

- Ne? - Beni tenis için alıyorlar.

Onunla başlamalıydım.

İşte olay budur!

- Ne kadar? - Yirmi milyon

- ama pazarlık payı vardır. - Alıyorum.

Tamam.

- Teklifiniz 20 milyon mu? - Evet, nakit

ama pazartesiden önce hallolsun.

- Pazartesi mi? - Evet.

Belgeler için en az bir hafta lazım. Sonra bir inceleme yapın…

Yarın inceleme için ekip yollayacağım.

O arada belgeleri avukatıma yolla.

Tebrikler.

İlk evini sattın.

Ne iş yapıyordun sen?

13 ORİJİNAL EYALETİN BEŞİNİ SAY

"Senatörleri kaç yıllığına seçeriz?"

Altı.

Peki. On üç orijinal eyaletten beşini say.

Koloniler.

New York, New Jersey,

Connecticut, Massachusetts,

Rhode Island, Delaware,

New Hampshire,

Maryland, Virginia,

Pennsylvania, Georgia.

On bir etti.

Neyi unuttum?

- Nereden biliyorsun? - Çok Riziko! izlerim.

- Bil bakalım ne buldum? - Ne?

Bir çekmece dolusu Cartier LOVE bileziği.

Buradaki her kadın onlardan 10 tane falan takıyor.

Anlamıyorum. Aynı elbiseyi bir daha giymezler

ama bundan hepsinde olmak zorunda.

Zorunlu falan sanki.

Sana birkaç tane alayım mı? Gittiğini fark etmezler.

O kulübe katılmama gerek yok.

Tamam mı? Sen kalemi bul.

Ana yatak odasının arkasındaki ofiste.

Kuzey ve Güney Carolina.

- Ne? - Diğer iki koloni.

Tamam. Artık hava atmaya başladın.

Masada değil.

Buldum.

Kalem dolu bir çekmece.

O kadar değerli bir şeyi bu yığının içinde tuttuğundan emin misin?

Natalia, her anlaşma imzaladığında çok pahalı bir kalem alıp

sonra çekmeceye atıyor diyor.

Bir tür törenmiş.

Tamam.

Buldum.

Etoile de Montblanc Joailliere dolma kalem.

Dünya çapında sadece 15 tane olan

sınırlı sayıdaki bu kalemler, tamamen 18 ayar kırmızı altından üretildi.

Konyak elmaslarla süslü

ve ucu, sözüm ona RIMOWA tekerlerinden daha pürüzsüz kayıyor.

Sadece kalem değil,

165.000 dolara satılan, istek uyandırıcı bir sanat eseri.

Hangisi daha kötü acaba? Kaleme bu parayı vermesi mi

yoksa 30 kalemin daha olduğu çekmeceye atması mı?

Her neyse, böyle biri bu kalemi kaybetmeyi hak ediyor.

- Siktir. - Ne?

Siktiğimin kalemi düştü. Alayım.

Aldım.

Coop? Ne oldu?

Coop?

Ne oldu?

Belim tutuldu.

Çok canım yanıyor.

- Kımıldayamıyorum. - O da ne demek?

- Çık hadi. - Kımıldayamıyorum demek.

Sırt üstü yatıyorum.

Ciddi olamazsın Coop.

Şaka yapıyor gibi miyim?

Siktir. Tamam. Geliyorum.

Hayır!

Geçen yıl Christian'ın adamları benzettiğinden beri belim tutuluyordu.

Genelde bir ağrı kesici ve kas gevşetici kokteyli geçiriyordu

ve birkaç güne bir şeyim kalmıyordu ama birkaç günüm yoktu.

Burada yaşayanlar dönmeden önce iki saatim vardı

ve iş, neden yerlerinde yattığım konusunda bir açıklama bulmaya gelince

aklıma bir şey gelmiyordu.

Tamam. Siktir. Gitmeliyiz.

Tamam. Sen kalkmama yardım et.

- Tamam. - Sadece…

Siktir, hayır.

- Pardon. Tamam. - Siktir. Hayır.

Tanrım, çok ağırsın.

- Kımıldatamıyorum. Sürünebilir misin? - Dönemiyorum bile.

- Delilik bu. - Birkaç dakika ver.

- Vakit yok. - Git o zaman.

- Hallederim. - Seni bırakmam.

Kımıldayamıyorum.

- Birini aramamız gerek. - Hayır.

Kımıldayamıyorsun!

- Siktir! Siktir. - Hadi, Coop.

- Birini aramalıyız. - Hadi oradan.

Kimi?

Peki. Neler oluyor?

Sonra açıklarım. Kalkmama yardım eder misin?

Nick'in hizmetçisiyle rastgele bir evin zemininde

- ne yaptığını mı açıklayacaksın? - Elena.

Adını biliyorum.

Soru… Burası kimin evi?

- Hemming'lerin. - Nereden tanışıyorsunuz?

Tanışmıyoruz.

"Tanışmıyoruz."

- "Biz" mi? Cidden mi? - Acele etsek?

- Gitmeliyiz. - Emin olmak istiyorum

ve durumu yanlış okuduysam üzgünüm,

şu anda eve izinsiz mi giriyoruz?

- Doğru. - Bunu neden yapıyoruz peki?

Tamam. Her an eve dönebilirler.

- Soru cevap kısmını sonraya bıraksak? - Soru ve cevap mı?

Komik. Komik kadın. Kimin aklına gelirdi?

Barney! Lütfen.

Tamam.

Sol kolunu tut. Ben sağı tutarım. Üç deyince.

- Bir, iki, üç. - İki.

Kız kardeşin ne zaman dönüyor?

- En az birkaç saat daha çalar. - Tamam. Bunun için ilacın var mı?

Üst katta ilaç dolabında. Flexeril ve Percocet. Lütfen. İkisini de.

Tamam.

Yani Bailey Russell'daki, sana primlerinden önce bile

yılda sekiz haneli paralar kazandıracak eski işine dönmek yerine

Nick'in hizmetçisiyle ev mi soyuyorsun?

- Elena. - Adını biliyorum.

- Herhâlde ikiniz… - Ne? Hayır. Ne?

Evet. Çünkü bu…

Bu boktan senaryonun çılgınca tarafı bu olurdu.

- Sindirmesi zor. - Hiçbir şeyi sindirmiyorum.

Neden biliyor musun? Çünkü hiç mantıklı değil.

Cinsel bir fantezi falan olsaydı tamam.

Yani tamam değil ama en azından aklım alırdı

ama öyle değilse ne o zaman? Nedir bu?

Bir tür ayrıntılı, üç safhalı orta yaş krizi mi?

Boşanmak yetmedi.

İşini kaybetmen yetmedi. Cinayetten tutuklanmak…

Aman tanrım.

- Paul Levitt'i sen mi öldürdün? - Hayır. Ne diyorsun sen?

Ne dediğimi bilmiyorum!

En iyi arkadaşım, banliyölerde ev hırsızı olduğunu söyledi.

Malları nasıl satıyorsun ki? Aracın mı var?

Hayır. İşte… Hayır.

Söyleme. Bilmek istemiyorum.

Bir dakika.

Coop.

Seni döven adamlar…

Beni ezenler…

Bu işle bağlantısı var mıydı?

Ölebilirdim.

Bunu aştık sanıyordum.

Hırsız olduğunu bilmiyordum lan.

Çok rahatladım.

Sağ ol.

- Ne? - Hiç. Sadece…

Tatlı tanışma hikâyenizi merak ediyorum.

- Benimle bir derdin mi var? - Elbette seninle derdim var.

- Tüm bu olanlarla var! - Bağırma bana!

Sana bağırmıyorum! Yakınında bağırıyorum!

Sesinle tüm odayı dolduruyorsun be!

Çocuklar! Yeter! Kahretsin.

Buradan gitmem lazım.

Barney.

- Barney. - Ne?

- Beni almaya geldiğin için sağ ol. - Siktir git Coop.

Siktir git.

Siktir!

Sandığımdan çok daha iyi gitti aslında.

- Biliyorum. Sen… - Ve onlar da… Evet.

Sağ ol.

Bir saniye. Sağ ol.

- Kovuyorlar sanki. - Bence de.

Mekânı kapatıyoruz galiba.

Ne?

Biriyle konuşmaktan en son ne zaman bu kadar keyif aldığımı hatırlamıyorum.

Bu gece son derece espriliydim.

- Ciddi misin? - Evet. En iyi malzememi kullandım.

- Bundan sonrası hep kötüye mi gidecek? - Evet, öyle.

Tanrım.

İnsan boşanınca

sanırım evliliği dağıtmaya öyle odaklanıyor ki

ardından gelecek sorunları düşünmüyor.

O yüzden geldiklerinde de seni devirip afallamış hâlde bırakıyorlar.

Karmaşık mıydı yani?

Öyle denebilir, evet.

Ama aştın mı?

Üstünde çalışıyorum.

Ya o? Onu aştın mı?

Kimi?

Aştım.

Kesinlikle. Hem de fersah fersah.

Çelişkide misin yani?

Yani bence

boşanmalarımızın

ne kadar karmaşık olacağını önceden bilsek

duygusal, mali, lojistik olarak yani

muhtemelen hepimiz vazgeçip berbat evliliklerimizi sürdürüyor olurduk.

O zaman nerede olurduk?

- Burada olmazdık. - Kesinlikle.

Madem buradayız, merak ediyorum…

…bundan sonra ne olacak?

- Dur, dur. - Ne? Ne?

- Üzgünüm. - Yok. Sorun değil. Tamam.

İyi misin?

Evet. Pardon. Birden kötü hissetmeye başladım.

- Tanrım. Sorun değil. Bu… - Yani…

- Bir şey mi yaptım? - Söz, seni reddetmiyorum.

- Tamam. - Bunu çok istiyordum.

- Tamam. - Sadece…

Dinle, sorun değil.

Seni eve bırakayım mı?

Ben geldim!

Çıplak olan ya da sevişen varsa

lütfen gerekli önlemleri alsın.

Selam bebeğim.

Selam anne.

Morgan nerede? Hani bu akşam takılacaktınız?

Hayır, yalnızım.

- Selam. - Kavga ettiler.

Hayır, kavga değildi.

Bana kavga gibi geldi.

Kötü olmuş.

Bu yüzle kim kavga edebilir?

Bence sen biraz taraflısın.

Morgan'a göre götün tekiymişim.

Keserim onu.

Randevun nasıldı?

Bırakmayı düşünüyordum.

- Öyle mi? Ben de. - Mükemmel.

Ebediyen birlikte yaşarız.

Yaşlanıp zayıf düştüğümde bana bakarsın.

Peki ama hasta bezini değiştirmem.

Kabul.

Bir sürü kedimiz olabilir.

Harika olur.

Yataktan yardımsız kalkamamak kadar yalnızlığını yüzüne vuran bir şey yok.

Belim şimdiden daha iyiydi, yani çok fena canım yanıyordu…

…ve suçunu geçen yıl yediğim dayağa atmak istesem de

çirkin gerçek şuydu ki belim sakattı,

mesanem küçülüyordu ve orta yaşlı olmak berbat bir şeydi.

Yeni yeriniz çok güzel.

Tebrik ederim.

Sağ ol.

"Gökteki lüks bir daire."

Anlamadım?

The Jeffersons'tan…

Hatırlar mısınız?

Şeyden kalma bir diziydi…

Aslında… Boş verin. Bu…

- Grace senin için endişeleniyor. - Endişelenecek bir şey yok.

Bu doğru olsa burada olmazdık.

Herkes kötü bir yıl geçirebilir.

İş modelin hatalı.

Risklerin düzgün yönetilmiyor. Çok az müşteriye çok fazla güveniyorsun.

Bir tanesi kötü bir yıl geçirince kârlılığın büyük darbe alıyor.

Saygısızlık etmek istemem

ama servet yönetme sanatı, müşterileri hisse senedi gibi seçmektir.

Geniş bir veri yelpazesine bakarak akıllıca kararlar alırsınız.

Mesela en büyük müşterilerimden Nick Brandes

büyük bir yayıncılık anlaşması yaptı.

Seni bırakırsa ne olur peki?

Ya da kamyon çarparsa?

Bay Park…

Kendin para kazanmak yerine

başkalarının kazanmasına çok fazla güveniyorsun.

Ben paramı

değerli ve özel bir hizmet sunarak kazanıyorum.

Her mali sektörde bağlantılarım var.

Sahip olduğun şey için yeterince çalışmıyorsun.

Dedi şirketi babasından miras kalan adam.

Ve aynısını yapacak oğullarım yok.

- Belki Grace… - İstemiyor.

İstiyor…

Senin için.

Yani siz… Bana iş mi teklif ediyorsunuz?

Beni sevmiyorsunuz bile.

Doğru.

Peki o zaman. Bunu düşüneceğim.

Belin nasıl Coop?

İyileşiyor. Sağ ol.

Seni adamım Kimo'ya yollayayım.

Diz ameliyatımdan sonra fizyoterapimi yaptı.

Adamın elleri sihirli.

Toradol iğnesi yaptırdım,

yani şimdilik ağır işin büyük bölümünü o yapıyor.

O da işe yarar.

Öyle.

Birkaç yıl önce bir diskim şişmişti. Hatırlıyor musunuz?

Adamım. Beni ne çok uğraştırmıştı.

Akupunktur, kök hücre terapisi, aklınıza ne gelirse.

Bir daha golf oynayamam sandım.

Finans ya da spordan veya sporun finans yönünden

bahsetmediğimiz zaman

sayısı artan sakatlıklarımızın listesine çok fazla vakit ayırıyorduk.

Belli bir yaşa gelmiş erkeklerdik, belli seviyelerde eski sporculardık,

vücutlarımızın önlenemez çöküşüyle

özel sağlık danışmanları, en yeni ilaçlar,

antrenörler ve bütün gün bundan bahsederek mücadele ediyorduk.

Bu da hepimizin üye olduğu başka bir kulüptü.

Siz de Bisbee'deki partiye davet edildiniz mi?

Evet.

Kim bu adam?

Owen Ashe.

Anlaşılan, gemicilikle zengin olmuş.

Eve istedikleri fiyatı vermiş. Yirmi milyon. Nakit.

- Tanrım. - Vay canına.

Mahalle değer kazanacak.

Ve kendisine hoş geldin partisi mi veriyor?

Uyuzun tekine benziyor.

Bilmiyorum.

Muhteşem Gatsby gibi. Eğlenceli olabilir.

Kitabın sonunu biliyorsun, değil mi?

Satışı yapanın Sam Levitt olduğunu duydum.

Öyle mi?

- Aferin ona. - "Aferin ona" mı?

Kocasının cesedini kirletip seni cinayetle suçlattı.

Öyle mi? Kim hatırlar ki bunu?

Bisbee'yi satarken ne yaptığını biliyordu.

Evi pazarlayan emlakçıyla

muhtemelen bir milyon dolar falan mı bölüşmüştür?

Vay. Coop'a müebbet yedirtmeye kalktı, şimdi deli paralar kazanıyor.

Al sana Amerika.

Evet.

Hani yeniden büyük Amerika'ydı?

- Kulüpte siyaset yok. - Artık öyle bir kural mı var?

ÜÇLÜ ÇİFTE

Ligin veliahdından muhteşem bir performansa şahit oluyoruz.

Hatta LeBron ve Steph de kimmiş?

Sakin ol Greeny.

- Sakin ol. - Evet, Mike. Hadi ama.

Kral'ın 20 yıldır sürekli yaptığını yapsın da görelim.

Bilemem. Sombor Shuffle yaptığını görmedim.

Peki. O zaman adamım Kawhi gibi savunma yapsa?

Artık adamın o mu?

Evet, o. İkimiz de Spurs efsanesiyiz,

- kanıtımız var. - Ne zamandır spor izliyorsun?

Nick'in yayında ikinci haftası. Bakıyorum sadece.

Şunu bir hesaplayalım.

- Elde bir. - İzlemiyorsun.

- Bir sezon örtüştü. - İzlemiyorum.

Bir sorun mu var?

Yok. Yaptığın şeyi yapmaya devam et.

Aşağıda bir şey olmuyor.

Tamam.

Tanrım.

Tamam, sorun değil Barney.

Ne oldu?

Konuş benimle.

Farklı bir şey yapmamı ister misin?

Aslında evet.

Babanla görüşme ayarlama, tamam mı?

Sürekli kibirli, hor gören yüzünü görüyorum.

- Kızıyla sevişmemi zorlaştırıyor. - Yardım etmeye çalışıyordum.

Ve madem sordun, toplara daha az baskı uygula, olur mu?

Oralara azı da yetiyor.

Kahretsin.

Hatırlıyorum

Hatırlıyorum Endişelenme, endişelenme

Nasıl unutabilirim?

İlk seferdi

Son karşılaştığımızda

Ah ve nedenini biliyorum Bu sessizliği devam ettirmenin

Ettirmenin, ettirmenin

Hayır, beni kandıramazsın

Çünkü yara görünmüyor Ama acı hâlâ büyüyor

Sana ve bana yabancı değil

Kendimi kötü hissediyordum ama şeyi denediğinde…

- Evet? - Girmeyi.

O zaman anladım.

Menopoz.

Evet.

Çantanda tut.

Özellikle rastgele erkeklerle arabalarda takılacaksan.

Anlamıyorum. Yanında kayganlaştırıcı mı var?

Evet, hazırlıklı olmalısın

ve ilaçlarımla çok…

Aşağısı, Ölüm Vadisi'nden daha kuru oluyor.

Bunu dinlemeyi çok istesem de sana niye yazdığımı söyleyeyim.

Mayfield'daki müzik hocalarından biri turneye çıkacak

ve sömestrin kalanında okulda olmayacak,

o yüzden yerine birisi gerekiyor.

Ben öğretmen değilim.

Evet, profesyonel müzisyensin, daha da iyi.

Hayır, bilemiyorum.

Çünkü en iyi günümde bile…

Pek Mayfield'a uygun biri değilim

ve bu kötü bir şey değil çünkü iğrenç bir yer.

Daha çok bağımsızlık istediğini söyledin.

Bir terapist olarak…

İşsiz bir terapist.

- Kendi seçimim. - Cidden mi?

Kitap yazıyorum.

Konusu ne?

Hayır, bunu deneme.

Senden ve bağımsızlıktan bahsediyoruz, bunun için de öz güven lazım

ve öz güven de harekete geçmekten gelir.

Müthiş gidiyorsun. İlaçlarını alıyorsun, düzenlisin, işe geliyorsun.

Yeni bir zorluğa hazır değil misin?

Ayrıca sana buradan verdikleri parayla asla kendi evine çıkamazsın.

Herkesin yaptığı gibi zengin biriyle evlenirim diyordum.

Evet, çok daha iyi bir fikir.

Bana bir iyilik yap, Coop'a perimenopoz olayından bahsetme.

Utanılacak bir şey değil ki.

Hayır, biliyorum.

Sadece

sanki ben yaşlanıyorum ama o

gittikçe daha yakışıklı oluyor gibi geliyor.

Selam Barney. Ben Coop. Yine.

Belki kulüpte karşılaşırız diyordum ama olmadı.

Beni ara. Konuşmalıyız.

Evet, harika.

Evet ve bilginiz olsun istiyorum, formel öğretmenlik deneyimim yok.

Biliyor musunuz? Güzel.

Evet, haftada dört gece orada çalıyorum. Evet, harika.

Evet, geleceğim.

Tamam. Hoşça kalın.

Bu da neydi?

Müzik hocası olmam hakkındaydı.

Gitar dersi mi?

Hayır. Mayfield'da yıl sonuna kadar geçici bir öğretmen arıyorlar.

Mayfield mı? Deneyimin yok ki.

Ben de öyle dedim

ama Mel okul müdürüne gitmiş bile

ve müdür de Fıçı'da beni izlemiş, yani…

Mülakata gidiyorum.

Vay canına, harika.

Şıksın. Nereye? Randevun mu var?

Hayır. Parti.

Tanıdığım biri mi?

Hayır. Hatta ben de tanımıyorum. Gelmek ister misin?

Bunu giyebilir miyim?

- Hayır. - O zaman hayır.

- Emin misin? - Evet. Almayayım.

Birimiz pişman olacak.

Muhtemelen sen.

Hayır, muhtemelen sen.

Hayır, sen.

- En çok sen. Hoşça kal. - Güle güle!

Sen pişman olacaksın.

İnanılmaz bir yer.

Bu karşıtlıkları çok iyi düşünmüşler.

Sıva, döşeme, ekipman, tüm duvar işleri orijinal.

Nasılsın? Selam, selam.

Ev sahibimizi gören var mı? Tanışmak için sabırsızlanıyorum.

- Kel ve çirkindir. - Gördün mü?

- Hayır ama öyle olmasa bu ev niye? - Çok parası var diye.

Princeton'dan haber geldi mi?

- Yakında gelir. - Gerginsinizdir.

Tahmin bile edemezsin.

Ya Chelsea, Jules?

Chelsea erken seçimle Duke'a girdi.

Brad'le ben orayı seçmezdik

ama tenis takımları çok iyi ve Chelsea'nin istediği de buydu.

Güzel.

- Şu o mu? - Memnun oldum. Keyfinize bakın.

- Çok bar var. - Vay be. Sağ ol.

- Selam. Ne haber? - Bu, o.

Haklıymışsın Suze. Çok çirkin, değil mi?

Kraker yedi diye onu yataktan atmam.

Yatağımda yiyeceği o olmazdı.

Evet, al.

Bahse varım, siki küçüktür.

Kesinlikle.

Hanımlar! Hoş geldiniz. Hoş geldiniz.

Owen Ashe. Arkadaşlarım bana Ashe der. Geldiğiniz için sağ olun.

Eviniz büyüleyici.

Sağ olun.

Başka türlü küçük sikimi telafi edemezdim.

Değil mi?

Eyvah.

Bu…

- Üzgünüm. - Evet, bu… Sorun değil.

Tamam. Adın ne?

- Kat Resnick. - Kat, çok memnun oldum.

İzninizle. Keyfinize bakın.

Hepinizle tanışmak için sabırsızlanıyorum.

Sam! Gelebildin.

Ev harika olmuş.

Nasıl bu kadar hızlı bitirdin?

Nasıl mı yaptım? Bir ekibim var.

- Tabii vardır. - Gel, bir içki alalım.

Sağ ol ama sadece uğrayıp kutlamak istedim.

Kalmayacağım.

Ne? Ne demek kalmayacağım? Tabii ki kalacaksın.

Buradaki tek dostumsun.

Beni bunlarla yalnız bırakma. Hadi.

Sana bayılacaklar ama bütün gece

o yıkıcı, acımasız kız bakışlarına dayanacak gücüm yok.

Seni sevmiyorlar.

Bazı köprüleri yaktım.

Köprü yakmayı bir sanat formu hâline getirmiş biri olarak beni dinle,

karşıya geçen yol bulunur.

- Gel, bir kadeh. - Hayır. Gideceğim.

Emin misin?

Hayır.

- Kapı. - Sağ ol.

- Pardon. - Pardon.

Selam.

Endişelenme, gidiyorum.

Endişelenmedim.

Çok rahatladım.

Babamla görüşmen hakkında bir şey anlatmadın.

Adam hayal kırıklığını saklayamıyor.

Senin hakkında mı?

Senin hakkında. Benimle evlendiğin için.

Hayır, yüzü öyle onun.

Ayrıntı verdi mi?

Bunu neden bu kadar zorluyorsun?

Nedeni yok

ama ayrıca…

…tamamen alakasız bir haber, hamileyim.

Sen…

Emin misin…

Benden, değil mi? Ben…

Acaba…

Oğlan gibi geliyor mu?

Uzaklaştır beni bu balıklardan.

- Yapamam. - Tamam.

- Vay. - Selam.

- Selam - Sence ne?

Onu bir saniye ödünç alabilir miyim?

- Üzgünüm. Evet, sadece… - Aman.

- Bol şans. - Selam.

Bir soru…

Mayfield'da ders verme işinden bana niye bahsetmedin?

Sen müzisyen değilsin.

Ali öyle bir programın altından kalkamaz.

Nereden biliyorsun?

Harika gidiyor, gitmiyor mu?

Evet ve harika gitmeye devam etsin istiyorum.

O, çocuk değil Coop.

Hayatta bir yere gelmek isteyen, 40 yaşında bir kadın.

Bu işi berbat edecek.

Belki ve belki buna izin vermelisin.

Önce bana gelmeliydin.

Ona babalık etmeye çalışma artık. Sadece ağabeyi ol.

Bu istenmemiş tavsiye için sağ ol.

Tanrım.

Peki. Vay canına.

Hoş birine benziyordu.

Ben hariç herkese karşı öyle.

Owen Ashe sanırım.

- Ashe lütfen. - Vay be, memnun oldum…

- Andrew Cooper. Coop. - Coop. Şöhretin senden önce geldi.

Vay canına. Bu da benim yüküm sanırım.

Yük mü? İnan bana, insana meydan okuyan, tehdit eden

ve aşağılayan deneyimler

hayatı yaşanmaya değer kılar.

Yoksa yataktan kalkmaya gerek kalmayana dek

kendimizi ilaçlarla uyuşturup sıkıcı bir boşluğa düşeriz.

Cinayetten tutuklanmışsın.

Kaç kişi bunu söyleyebilir?

- Çoğu katil. - Doğru.

Teşekkür etmem gereken bir Bayan Ashe var mı?

Hayır.

Boşandın mı?

- Dul kaldım. - Tanrım. Başın sağ olsun.

- Hayır. Sağ ol. - Tanrım…

Sekiz yıl oldu ve onu her gün özlüyorum

ama sana bir şey söyleyeyim, bana yaşamayı o kadın öğretti.

Ne iş yapıyorsun?

İthalat, ihracat. Konsolide taşımacılık. Sen? Finans diye tahmin ediyorum.

Evet. Küçük bir aile ofisini yönetiyorum.

Uygun şekilde muğlak bir iş.

İthalat, ihracat gibi.

İçkin bitmiş. Böyle olmaz.

İki viski alabilir miyiz lütfen? İyisinden.

Sağ ol.

O bakışı biliyorum.

- Öyle mi? Sende de mi var? - Evet. Var.

- Evet, zor. - Daha da kötüleşiyor.

İyi bari.

Biraz inekçe olacak ama seni izlemeye bayılırdım.

- Formun… - Hayır.

…her hat, her hareket, şutların çok güzeldi.

- Sağ ol. Minnettarım. - Öyleydi.

Salonuna üye oldum bu arada.

Harika olmuş. Havasını sevdim. Harika bir paket.

Başka açacak mısın?

İki yeni yer için finansman anlaşmalarını yaptık.

İki yeni yer mi? Daha büyük düşünmelisin.

Mahzuru yoksa söyleyeyim, şu an çok gözdesin.

Sevilen bir atletsin. Televizyondasın.

Yeni bölümü gördüm, "Brandes'ten." Harika. Patlayacaksın.

Salona gelince, bankaları siktir et.

O boktan şartlarla iş yapma. Ben sana yatırım yaparım.

Markana. Gelecek yıl 40 salon açabiliriz. Sonraki yıl o sayıyı 250'ye çıkarırım.

- Siktir. - Evet.

- Ne, çok mu hızlıyım? - Biraz.

- Olsun. - Tamam.

Kendimi kaybediyorum.

- Beni durdurmalısın. Dinle. - Bana uyar ama. Bunu sevdim.

Nasıl yapıldığını biliyorum. Kaynaklarım var.

Ulusal çapta büyümek istersen ara beni.

Dâhil olmak isterim.

Adamım, yeni iş fırsatlarına her zaman açığım.

Biliyorum. Git, banyolarıma bak.

Burada 15 tuvalet var, hepsi senin Luxos MT'lerinden.

- Hadi canım. - Hepsi.

Kafa dengi bir adam.

Zamanlaman harika, doğa beni çağırıyor.

- Daha çok spor salonuna. - İkiden çok daha fazlasına.

- Hadi. Büyük oyna. - Evet.

Büyük oynayacağım.

- Resmî olarak tanışmadık. - Selam.

Barney Choi, Nick'in

ve buradaki bir avuç başka yüksek gelirli insanın parasını yönetiyorum.

Ne ihtiyacın olursa zevkle yardım ederim.

Harika. Burada her şey yürüme mesafesinde. Bayıldım.

Barney mi?

Evet, buraya alışmam için biraz zaman ver, sonra bir yemek yiyelim.

Yeni fırsatlar arıyordum.

- Tam benim işim. - Harika.

Hadi Hadi

Hadi Git, sallan

Al onu Hadi

Hadi, şimdi Bebeğim, hadi

İşte böyle İşte böyle

Hadi İşte bu

İşte böyle Hadi

Hadi Hadi

Tamam Kıçını çıkarıp dans etmeli

Önden arkaya, hemen

Bir yandan diğer yana, hemen

Diğer tarafa Sallan şimdi

Nefes nefese Şimdi

Lisa nerede?

Milano'da ya da Paris'te fotoğraf çekiliyor ya da…

Hâlâ mı?

Evet. Meğer moda haftası bir haftada bitmiyormuş.

Tatlım, bana bir kokteyl daha getirir misin?

Bu gecelik bu kadar yeter mi?

Gordy, sen bir içki getir.

Bu işe karışmam.

Peki. Kendim alırım.

Diane, hadi.

- Tamam. Hayır! - Eve gidelim.

Diane…

Her davette bir an gelir

ve ev sahibinin, gece bitti mi…

…yoksa yeni mi başlıyor karar vermesi gerekir.

Herkes havuza!

Evet!

Müziği başlat!

Neler oluyor?

Hani kavga ediyorduk?

Kavga etmiyoruz…

…ama ediyor olsak sen…

- Hayır, Coop. - …kaybederdin.

- Hayır! - Evet.

- Coop, sen… - Güle güle.

Benden kaçıyordun.

Sindirmekle meşguldüm.

Evet.

Bailey'deki işine neden geri dönmedin?

Doğrusu bilmiyorum.

Teklifi kabul ettim

ve evet derken ciddi olduğuma eminim

ama o binadan çıktığımda bana bir şey oldu.

O teklifi kabul edersem

her şeyin eski hâline döneceğini düşündüm.

Ben eski hâlime dönecektim.

- Ve o hâli sevmiyor muydun? - Sevdiğimi sanıyordum.

Meğer sevmiyormuşum.

Çok varoluşsal bir şeymiş gibi konuştun.

Derin bir anlamı mı var

yoksa kendi palavrana mı kanıyorsun bilmiyorum

ama her iki durumda da

dâhil olmak istiyorum.

Ne? Neden?

Çünkü sikeyim kayınpederimi.

Tamam.

Grace hamile.

- Vay canına. - Evet.

Tebrikler.

Barney'nin işe dâhil olması berbat bir fikirdi

ama o gece ıslak giysilerimizle oturmuş,

bir yabancının kaliteli içkileriyle sarhoş olmuş,

dostlarımız ve komşularımızın

bir Fitzgerald kitabındaki gibi eğlenmelerini izliyorduk.

Bir süredir ilk kez gelecek umut verici göründü

ve belki ağrı kesiciler alkolle karıştığı içindi

ya da belki düpedüz aptallıktı

ama o anda buna inanacak kadar sarhoştum.

Alt yazı çevirmeni: Murat Lü

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.