All language subtitles for Mike.and.Nick.and.Nick.and.Alice.2026.iNTERNAL.HDR.2160p.WEB.h265-EDITH-Turkish

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian Download
cs Czech
da Danish Download
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian Download
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian Download
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian Download
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Kuantum dengeleyiciler devrede.

Hadi Billy!

Sonra neredesin?

Neyim ben?

Tabii ya! Tanrım!

Bu da ne?

Dur, dur! Bekle!

Sen nasıl olur da…

PARTİ

TEKRAR HOŞ GELDİN JIMMY BOY!

ALTI YIL HAPİS YATTIM TEK ELİME GEÇEN BU DANDİK PASTA

SEVGİLİ BİR EŞ VE ANNE ANISINA

Hadi, hadi!

Rahatla!

Sürtük!

Pekâlâ.

Siz katiller, askerler ve gangsterler, şimdi beni dinleyin.

Kapayın çenenizi.

Patron olsam da

asıl görevimin

babalık olduğunu düşünürüm.

Güzel oğlum sonunda hapisten çıktı!

Bu gece bunu kutluyoruz!

-Hip, hip… -Hurra!

-Hip, hip… -Hurra!

Hepinizin şunu bilmesini istiyorum,

oğlumun hapse girmesinin sebebi içinizden biri.

İçinizden biri gammazladı.

Yok artık.

Gecenin tadını çıkarıp

her şey bitti diye düşünürken…

Senin zamanın gelecek.

Söz veriyorum.

Senin de zamanın gelecek ulan.

Aynen, gelecek.

Ama bu arada…

eğlencenin tadını çıkar!

Şerefsiz.

Heyecanlandım ama kıskandım da. Merhaba. Ciao, görüşürüz.

-Birazdan görüşürüz. -Hoşça kal.

Seni görmek güzel. Seni de.

Merhaba.

After party'ye gidiyor musun?

After party'den, after after party'den

ve sonraki partiden haberimiz var.

Eşler davet edilmedi diye

bizden sır saklayamazsınız.

Ben gitmeyeceğim.

İstersen gidebilirsin.

Çok naziksin. Cidden mi?

O zaman ben de kızlarla çıkarım.

Tamam. İyi eğlenceler.

Beni seviyormuş gibi davranmak çok mu zor?

Bak, zaten anlaşılıyor

ama seni göreceğim için heyecanlıyım.

Ben de seni.

Tamam. Oda 801. Anahtarı resepsiyona bıraktım.

-Asansör için lazım. -Şampanya aldın mı?

Şampanya aldım mı? Evet, senin için

pahalı sayılabilecek şampanyam var.

-Belki biraz çiçeğim de olabilir. -Sürprizi bozdun.

Çiçeğin türünü söylemedim, değil mi?

Yani birazcık sürpriz olacak.

Günebakan aldın.

Oha! Nasıl tahmin ettin?

Çok seçici olabiliyorsun.

Öyleymişim.

-Oda servisi çağırdın mı? -Hayır. Asla.

Otel yemekleri berbat olur. Bekle.

Mike, oradasın, biliyorum. Aç kapıyı.

Lanet olsun!

-Siktir! -Ne oldu canım?

Kapıyı aç Mike.

-Oradasın, biliyorum. -Hay aksi!

Kahretsin. Yoksa… Nick mi o?

Evet, Nick geldi.

Sakın o kapıyı açma.

-Hadi Mike. -Hay aksi!

Beni burada mal gibi bekletme.

O kapıyı sakın açma. Seni öldürecek.

Sen ortadan kaybol. Fırsat bulunca seni ararım.

-Bulabilirsem. -Mike, Mike.

Kahretsin.

Merhaba. Ne haber?

-Selam. -Selam.

Konuşabilir miyiz?

Konuşmak mı istiyorsun? Olur. Mevzu ne?

Yanda güzel bir kahveci var.

Sabahtan beri bir şey yemedim, bir şeyler atıştırayım dedim.

Olur. Tabii. Sen şeyde…

-Partide yememiş miydin? -Yedim.

Yedim ama hâlâ biraz açım.

Geliyor musun?

Evet, tabii. Elbette.

Buzlu kahve içebilirdin.

-Oda sıcaklığında seviyorum. -Çok seçicisin.

Evet. Öyleymişim.

Bir şey rica etsem?

Bu gece Hızlı Mike'a ihtiyacım var.

-Tahsilat için mi? -Evet.

Başka şeyler de var.

Bu gece işler sert ve tuhaf olabilir

ama işin iyi yanı, gün doğmadan biter.

Jimmy Boy'un after party'si ne olacak?

Yok, bu iş…

Bu iş çok daha önemli.

Ayrıca zamanlaması da biraz hassas.

Şey… Üstümde silah yok.

Bende çok var.

Bak Nick, sana anlatmam gereken bir şey var. Erkek erkeğe.

Hoşuna gitmeyecek ama.

Son birkaç haftadır konuyu açmaya çalışıyorum

ama doğru zamanı bulamamıştım. Artık vakti geldi.

Örgütten ayrılıyor musun?

Dur biraz, nereden bildin?

Ben bilirim.

Evet, yeter artık. Şiddetten, silahlardan bıktım.

Artık Hızlı Mike olamam.

Peki. Rica ederim dur. Orada bir dur. Tamam mı?

Saat tam 22.05. Vaktim çok kısıtlı.

O yüzden, yakında eski meslektaşın olacak bu kişiye bir iyilik yap,

normal hayatına yarın başla.

Olur mu?

Hemen gitmemiz lazım.

Arkaya park ettim. Gidelim.

Niye parkomata park etmedin?

Cimriyimdir, bilirsin.

Otelde olduğumu nereden bildin Nick?

Yap hadi.

-Ne yapayım? -Hadi ama.

Yap işte. Yap bitsin.

Dünyadaki son anlarımı tetiği çekmeni beklerken

kaygı krizi yaşayarak geçirmek istemiyorum.

-Beni öldüreceksen öldür. Hadi. -Ah Mike ah.

Niye bu kadar paranoyaksın?

Beni öldürmeyecek misin?

-Silahım yok dememiş miydin? -Evet.

-Al sana silah. -Hayır, hayır.

Hayır. O işi bıraktım. Silah yok, öldürmek yok.

Ama birinin gözünü korkut dersen onu yapabilirim.

Belki o da yeter. Gece nasıl ilerleyecek, görelim.

Arabam hemen arkanda.

Vaktim kısıtlı demiştim ya? Ciddiydim. Hadi.

Siktir.

Görünüşe göre son gecemi Nick'le geçiriyorum.

Bu fazla riskli geliyor.

Otel odasında beni bekle.

Geçim maliyeti.

Dönüşüm…

Niye evine geldik Nick?

Torpido gözünü aç.

KLOROFORM

Bu ne?

-Kloroform. -Klo ne?

-Kloroformu bilmiyor musun? -Bilmem mi gerek?

-Hiç mi film izlemedin? -Çok izledim.

Kloroform geçen hiç film izlemedin mi?

-Bilmem. -En sevdiğin tür ne?

-En çok ilgini çeken? -Korku.

O filmlerde hiç kloroform görmedin mi?

-Ne alaka? -Tamam, beni dinle.

Zili çalacaksın. Biri kapıyı açacak.

Tek kelime etmesine fırsat vermeden şu bezi alıp

bununla ıslatacaksın ve ağzıyla burnunu kapayacaksın.

Kloroform bu muydu?

Islak bez şeyi diyebilirdin. Daha kolay olurdu.

-Teknik adını bilmiyorum. -İyi. Tamam.

"Islak bez şeyi" diyorsan öyle de. Beni iyi dinle.

Ağzıyla burnunu kapa ve mutlaka solusun.

Ben buralarda birkaç tur atacağım.

-İşin bitince ıslık çal. -Islık mı çalayım?

-Evet. -Ne kadar sürer?

Islak bez şeyi 10 saniye sürer.

-Sen niye yapmıyorsun? -Evdeki kişi

delikten bakıp beni görürse korkar.

Fazla kafa yorma. Sadece…

Islak bez şeyi.

Ne görürsen gör… Bana bak.

Ne görürsen gör, ıslak bez şeyi. Şimdi sen söyle.

Ne görürsem göreyim, ıslak bez şeyi.

Hazırsın. Hadi.

-Pek hoşuma gitmedi. -Yapınca gider.

-Aman be Nick. -Bir şey diyeceğim.

-Bezi koklama. -Niye koklayayım ki?

Bilmem, anlaşılmaz şeyler yapıyorsun.

Çok aptalca.

Çok aptalca.

Lanet olsun!

Mal… Malın tekisin.

Selam Mike.

Kafam karıştı.

Kloroform mu?

Ne halt ediyorsun Mike?

Sekiz, dokuz, on.

On saniye demiştin.

Son günü geçmiş. Nasıl ya?

Siktir!

Ne halt ediyorsun Mike?

Senin fikrindi bu!

Nasıl ya?

Hallettin mi?

-Nick? -Evet?

Neler oluyor?

Sert ve tuhaf olacak demiştim.

-İkizin mi var? -Tek çocuğum.

-İçerideki kim? -Benim.

-Sen misin? -Evet.

-Nick mi? -Benim işte.

-Sen kimsin? -Ben de Nick'im.

Neredeyim?

-Ne? -Diğer ben yani.

-İçeridesin. -Tamam.

Tam buradaydın.

Burada ne oldu? Kloroformu kullan, demiştim.

Kullandım. Son günü geçmişti.

Kloroformun son günü olmaz.

Şişede öyle yazmıyordu ama.

Of ya, plan böyle değildi. Burayı temizlememiz gerek

çünkü üç dakika sonra Sosa gelecek.

-Sosa mı? -Evet.

Seni gördüğüne sevinmeyecek. Hadi.

Kafayı yiyeceğim.

Peki.

Tam şuraya. Şurası.

Tam buraya…

-Kahretsin. -Saklanmalısın. Çabuk!

-Ses çıkarma. Çabuk ol! -Tamam.

-Merhaba! -Merhaba.

-Böyle buluştuğun için sağ ol. -Ne demek. Buyur.

Vay.

Ev değişmiş.

Evet, ufak tefek değişiklikler yaptım.

-Bir şey içer misin? -Tuvaleti kullanabilir miyim?

-Tabii. -İstersen yere işeyeyim.

Yok. Aslında koridorda, ileride sağda

-bir tuvalet var. -Siktir.

Capri-Sun sever misiniz?

Her şey yolunda mı?

-Evet. -Tamam.

Aramızda bir gammaz olduğundan şüpheleniyordum ya?

Bir isim buldum.

Teşkilattaki adamımızla konuştum.

Hani şu bacak olayı olan?

-Evet. Kim olduğunu öğrendin mi? -Öğrendim.

O adi aynasızlarla paylaştığı her şeyi biliyorum.

Ben icabına bakarım.

Gerek yok. Kiralık katil tuttum.

Kimi?

Baron'u.

Sırf bunun için geldi.

Birkaç saat önce indi.

BARON

Ama bunu sana bizzat söylememin bir sebebi var.

Peki.

Gammazın kimliği yüzünden.

Ortak geçmişiniz var.

Eskisi kadar yakın olmasanız da

yine de bu haber seni çok sarsacak.

Gammaz, Mike.

Hayır. Biri sana yanlış bilgi vermiş.

Mümkün değil.

Gayet mümkün. Hatta gerçek.

Jimmy Boy şu an after party'sine gidiyor,

Baron da kesin talimat aldı.

Tüm after party'ler bitene dek bu işi bitirecek.

Mike'ın nerede olduğuna dair fikrin var mı?

Zenith Otel'de.

Siktir!

OTEL ODASINDAN ÇIK! HEMEN!

Ne bekliyorsun? TEHLİKEDESİN KIZIM

Sikeyim.

Acele etme, bunu sindirene dek bekle.

Ama Mike'ı sabah yoldan kazıyacaklar.

Sosa gitti Mike.

Hadi, kapıyı aç.

Gammaz ben değilim Nick.

Biliyorum.

Biliyor musun?

Evet. Biri sana kumpas kurdu.

Nereden biliyorsun?

Bu geceyi ilk yaşayışım değil.

Ne?

Bu geceyi kaç kez yaşadın?

Bu ikinci.

Tamam, gelecekten mi geldin yani?

-Aynen öyle. -Benimle kafa bulma Nick.

Bak, mevzu şu. Bu geceyi ilk yaşadığımızda

maalesef ölmüştün.

-Ölmüş müydüm? -Evet. Bu yüzden döndüm.

Bazı hataları düzeltmek için. Bu geceki planımız çok basit.

Seni hayatta tutmalıyız.

Bunun için de yardımın gerekiyor.

Ama şu an dışarıda biri var.

Her şeyi berbat edebilir. Üstelik o kişi benim.

-Delilik bu. -Yok, anlıyorum.

Er geç her şeyi anlayacaksın.

Şu an asıl önemli olan Nick'in yerini bulmak. Tamam mı?

Şimdiki Nick. Gelecekteki Nick.

Gidelim.

Evet. Her şeyi açıklamanın bir yolu olduğundan emin değilim.

Şuraya park etmemiş miydin?

Kahretsin.

Galiba çalmışsın.

Kafam bir dünya!

Salak Tony, aptal herif!

Jimmy Boy, şerefsiz!

-Evet. -Selam.

-Jackie Napalm'ı gördün mü? -Ah be. Duymadın mı?

Onu geçen ay Kanadalılar vurdu.

-Hadi canım. -Çok acımasızlar.

-Duymamıştım. -Evet.

-Vay be! Jackie Napalm be! -Evet.

Huzur içinde yatsın. Sıkı adamdı.

-Vay be. -Aletin nasıl?

Neyim?

Hani hayatın en güzel yılları 22 ile 29 arasıdır derler ya?

Güneş doğana dek ortamlara akarsın.

Ama o yaşların en güzel kısmı aletinin hâlâ çalışıyor olmasıdır.

Seninki çalışmıyor mu yani?

Başta sertleşiyor. Ayrıntılara girmek istemiyorum da…

Bir yere bağlayacak mısın?

Yani yakalanıp hapis yatmak dünyanın sonu değil.

Olabilir. Ama yakalandığında

aletinin en güzel yıllarını çalıyorlar dostum.

Bu can sıkıcı şeyleri bana ne demeye anlatıyorsun?

-Sohbet ediyoruz işte. -Bana bak Salak Tony.

Evet?

Salağın tekisin.

Sağ ol dostum.

Jimmy Boy!

-Sosa geldi! -Baba!

-Evet! -Gelebildin!

Ne haber patron?

Hey!

-Jimmy Boy. -Baba.

Ne…

Bay Sosa. Affedersiniz. İstemeden…

Yok, sorun değil.

Kazalar olur, değil mi?

Evet.

Gel bakalım.

Hey.

Jimmy Boy, kutlamalar nasıl gidiyor?

Ayı Winnie bal sever mi?

-Kim? -Ayı Winnie.

Bal sever mi?

-Ayı Winnie kim yahu? -Çizgi film.

Kaplan Tigger'ı izlemedin mi?

-Bal sever mi? -Hem de nasıl.

-Güzel! -Ben de parti severim!

Güzel!

Bak şimdi.

İki partiye daha gideceğiz, gecenin sonunda da sürpriz var.

Sana yanlış yapan biri müstahakkını bulacak.

Nesini bulacak?

Müstahakkını?

Tabii ya! Evet, şeye…

Müstahakka bayılırım baba.

En sevdiğim şeylerden. Evet. Doğruya doğru.

Nedir bilmiyorum ama sağlam bir şeye benziyor.

Ben de çizgi filmleri bilmem.

-Takma! -Takma!

Beni dinle.

Git eğlen, kaybettiğin zamanı telafi et.

-Tamamdır, aynen. -Tamam.

Çıkarın o pisliği buradan.

Her yeri kokutmadan.

Tamam.

Meşgulsün, biliyorum ama bir yandan da

gelecekten nasıl geldiğini anlatabilir misin?

Bu ton bana dinlemediğini söylüyor.

-Dinliyorum. -Peki.

Altı ay sonra bir zaman makinesine gireceğim.

-Doctor Who'daki gibi. TARDIS hani? -Başım ağrıdı.

Dünyadan haberin yok. Hiç deneyimi olmayan biriyle

Pictionary oynamak gibi. Odaklan ve anlamaya çalış.

Bir zaman makinesine girdim.

Sonra da bu öğleden sonra makineden çıktım.

-Zaman makinesi mi? -Evet.

-Symon'ı biliyor musun? -Symon mı?

-"Y" ile yazılıyor. -Şu uyuz, mucit tip mi?

Yaftalamayı sevmem ama anladın. İcat yapmayı sever.

-Vay canına. -Evet.

Yok artık!

-Buyurun. -Symon!

Selam!

-Geciktim, pardon. -Boş ver ya. Olsun.

-Başlayalım mı? -Evet.

-Tamam. -Şerefe.

Birileri nikâh dairesine koşup evlenivermiş.

Evlendin mi?

Ne?

Vay vay!

Dedikleri gibi biri mi?

Nasıl yani?

Kocan yani, o… Şey mi…

Ha, gangster.

-Gangster mi? -Kimin aklına gelirdi? Annemin değil.

Evet, çok acayip.

-İnsanlara borç veriyor. -Tamam.

O insanlar faiziyle ödemezse

-tahsilatçı bacaklarını kırıyor. -Öyle mi?

Evet. Yine ödemezlerse…

Ama Nick'le tanıştığımda çok komik biriydi.

Temizlik işinde olduğunu söyledi. Ben de,

"Vay be, adam çöp kamyonu sürüyor" dedim.

Ama sonra, insanları öldürdüğünü anladım.

Sonra düşündüm,

adam beni seviyor dedim.

Eğlenceli, heyecan verici ve…

Partnerlerimizin bir kötü yanını affedebiliriz, değil mi?

Elbette. Evet. Bir keresinde

-illüzyonistle çıkmıştın. -Aynen öyle.

-Nick'e dönelim. -Benimle.

Evlendikten sonra

onun affettiğim tek kötü yanının

bir sürü şey olduğunu anladım.

Beni sürekli aldatıyormuş.

Seni aldatmış olamaz.

Hani…

-Niye gülüyorsun? -Çünkü…

-Sürekli. -Bence gülmemeliyiz.

Komik ama, değil mi?

-Evet. -Evet.

Neyse…

Ondan ayrılmayı çok istiyorum.

Terk ederdim ama son derece

tehlikeli bir adamı terk etmenin tehlikesiz bir yolunu biliyorsan

-çok makbule geçer. -Anladım.

Şu an aklıma bir şey gelmedi

ama var ya, o hikâye… Tanrım, o hikâyeye bayıldım.

Verdiğin bu bilgiler için sağ ol

ama o soruyu bencilce sebeplerle sormuştum.

-Borç lazım. -Borç istiyorum.

Aynen. Şu an üstünde çalıştığım proje için

mali kaynak arıyorum

ve geleneksel yatırımcıların ilgilenmeyeceği bir şey.

Herkes reddediyor. Anlamıyorlar.

-Anladım. -Gereken parayı bulmak için

alternatiflere yönelmeliyim.

Ondan para alırsan senin için sonu kötü olabilir.

İşlerin kötü gidebileceği hiçbir senaryo düşünemiyorum.

-Peki. -Sonsuza dek yaşayacağız.

"Y" ile yazılan Symon, yani Alice'in mucit arkadaşı

borç verdiğimiz parayla zaman makinesi mi yaptı?

Evet. Son zamanlarda ödeme yapmaktan

-kaçıyordu ya? -Evet.

Altı ay daha böyle devam edecek.

Sonunda onu garajında, yani laboratuvarında bulup

parayı ödetmeye çalışacağım.

Ama vardığımda orada yoktu.

Paramızla ne yaptığını o zaman gördüm.

BAŞKA BİR ZAMANA YOLCULUK YAPMAK İSTER MİSİN?

CEVABIN EVETSE… NE ZAMANA?

AY GÜN YIL SAAT DAKİKA

Çok düşündüğüm bir gün var.

O da bugün.

Bugün ölüyorum. Ya da öldüm.

Evet.

Bilgisayar oyunu gibi.

YOLCULUĞUNUN TADINI ÇIKAR

İşe yaradı.

Bu zaman makinesi nerede?

Önemli değil çünkü kullanamayız.

Nasıl yani? Niye ki?

-Kazara patlatmış olabilirim. -Ne?

Kasten yapmadım. Bir şekilde oluverdi.

Symon onaramaz mı? Ya da yenisini yapar, yapamaz mı?

Şey…

Nick, yapmadım de.

Zaman makinesinin kapıları açıldığında

çok fazla duman ve parlak ışık vardı.

Birinin bana silah çektiğini gördüm.

İkimiz de bir iki el ateş ettik.

Mermilerden biri bir tür tanka denk geldi ve…

Lanet olsun Nick!

Evet. Sonra da…

Nasıl desem, bir an içinde oldu.

Sonra kazara… Kazaydı ama onu vurdum.

Kazara onu vurdun mu?

Vurdum. Kasıtlı değildi.

Bu hiç iyi olmadı.

Lanet olsun!

Bin hadi. İyi haber. Motoru duyuyor musun?

Tamam. Zaman makinemiz yok, Symon öldü.

Yani bu işi düzeltmek için tek şansımız var. Tekrarı yok.

-Aman ne güzel. -Bunu konuştuk,

rahatladık. Şimdi güzelce beyin fırtınası yapalım.

Beni nasıl buluruz?

-Ne? Bunu planlamadın mı? -Planım vardı.

Planım beni bayıltıp bagaja atmaktı.

Arabanda hırsızlığa karşı

GPS takip sistemi falan yok mu?

Güzel. Telefonuna bakayım.

Telefonumu ne yapacaksın?

İki telefon aynı anda var olabiliyor mu…

Nasıl çalıştığını bilmiyorum, benimkiyle olmadı.

Sana yazana kadar mesaj atma.

Tamam. Al. Her neyse.

Çalıntı araç ihbarı yapacağım.

Evet, evime geldi.

Tartışmaya başladık.

Bovling kupamı alıp çeneme geçirdi.

Adam aklını kaçırmış.

Kendini kaybetmiş gibiydi.

Baron, Zenith Otel'de olduğunu düşünüyor.

Onu aramam gerek. Neredesin?

Benzincideyim, sonra after party'ye gideceğim.

-Çabuk buraya gel. -Tamam, görüşürüz.

İşte oradayım.

-Merhaba, nasılsın? -İyi.

Güzel. Şekersiz şeker denemek istiyorum.

Şeker mi? Şeker şekerdir zaten.

Vejetaryen sosisliyi falan duymadın mı?

-Duydum. -Etsiz.

Ama aynı görünüyor.

-Anladım. -Ama tadı…

-Onun gibi ama şeker. -Şekerli kurabiyem var.

İki tane fiyatına dört tane alabilirsin.

Kurabiye kampanyası ilgimi çekmiyor.

-Şekerle ilgileniyorum. -Peki.

Ama şekerli olmayacak.

Sanırım dediğini anlamaya başladım.

Var olmayan bir şeker almak istiyorsun.

Tamam. Başka nasıl anlatabilirim birader?

Şekersiz şeker diye bir şey var.

Birader…

Şu işe bak.

Masallardan çıkma

uydurma şeker stoklarımız bitmiş mal herif.

Var olan bir şey ister misin?

Çok kötü bir gece geçiriyorum.

Kendimden nefret ediyorum.

Biraz aşırı tepki veriyorsun.

Çabuk olmalıyız.

İhbar ettiğimde polise haber vermişlerdir.

Müdahale etmeleri 20 veya 30 dakika alır.

-Belki sonra… -Nick.

Evet.

Şaka mı bu?

Tamam. İçeri girdiklerinde bir şey söyleme.

-Anladın mı? -Evet.

Vay canına, bu kadar hızlı gelmelerini…

İyi fikirlerinden biri değildi.

Rahat davran.

Audi'yle gelen adamı arıyoruz.

-Nick? -Merhaba. Ne haber Sam?

Arabanın çalındığını ihbar etmişsin.

-Hayır. -Tamam.

İhbar bize geldi.

-Anlamıyorum. Bilemedim. -Evet.

-Şansa bak. -Ne oldu?

Samantha Scheer bu. Sorun yok.

Kim, polis mi? Tanıyor musun?

Evet, Christina Aguilera ve Redman bunlar.

"Dirty."

Güzel şarkı.

Biri şaka yaptı herhâlde.

Evet, herhâlde…

-Tamam. Seni görmek güzel. -Evet. Seni de.

Bu adamın silahı var. Silah çekti.

Bana silah çekti.

Ne dedin?

Bu adam bana silah çekti.

Nick örnek bir vatandaştır.

Öyle bir şey yapmaz.

Bu örnek vatandaş kesinlikle bana silah çekti.

-Kayda da aldım. Yani… -Hayır, almadın.

-Aldım. -Hey!

Her şeyi kayda almayan insanlar ömür boyu sürecek sorunlar yaşamaz.

Evet.

Peki.

Peki bu akşama ait

tüm kayıtları siliverirsem?

Bence harika bir fikir.

-Harika fikir. -Çok iyi olur vatandaş.

Seni görmek güzel.

Seni görmek de Sam. Şanslı kocana selam söyle.

Eski kocam.

Bana selam söyleyebilirsin.

"Bir şey söyleme" dememiş miydim?

Kafam iyiyken içmeyi bırakmalıyım ya.

Ne?

Arkanda sen varsın.

Bayıldı mı?

-Evet. -Teşekkürler.

Şu sana benzeyen herif

şerefsizin teki.

Defol!

-Git başımdan! -Ne oluyor?

Nereye gitti?

-Pek iyi göremiyorum. Sen? -Yok.

Ben dördü alıyorum, iki sende.

Üçüncü koridorda. Onu gördüm.

Tamam, önünü keselim.

Sen kimsin ulan?

Ne oluyor Mike?

Adi şerefsiz.

Üçünüz neyin peşindesiniz, bilmem

ama biri gözüme dirsek attı, hiç hoş değil.

Evet. Bunlara şahit olduğun için özür dilerim.

Bu iş beklediğimizden çok ileri gitti.

Bu yüzden bırakıyorum.

Sadece öldürmeyi değil.

Her şeyi. Artık bunu yapamam.

Anlıyorum. Onu bağlayıp bagaja atalım.

Sosa'nın beni öldürtmek için tuttuğu kiralık katil kim?

Baron'u duydun mu hiç?

Duymaman daha iyi belki de.

Neden? Ne kadar kötü olabilir?

Adam birinci sınıf katil.

Ayrıca hedeflerini yiyor.

-Ne? -Yamyam suikastçı.

-Hadi oradan. -Yemin ederim.

-Hadi oradan. -İmza hareketi bu.

-Hadi oradan. -İkisi birden.

Hem suikastçı hem de yamyam.

İkisini de çok ciddiye alır.

Beni yemesini istemem.

Anlıyorum. Haklısın. İdeal bir durum değil.

Tamam, şöyle yapalım.

Alice'e mesaj at,

bizimle 556 McClintock Bulvarı'ndaki

otoparkta buluşsun.

Bir saniye. Neden Alice? Niye?

Sosa bir noktada seninle çalıştığımı

anlayacağı için.

Alice'i güvende tutmak istiyorum.

Tamam. Ama ne…

Numarası acaba bende…

Niye bana sordun? Sende yok mu?

Ezberimde yok.

Numarası yok mu, emin misin?

Emin miyim?

Peki sen şeyden… Herhangi bir şeyden emin olan var mı?

Emin değilim.

Bakayım. Bir sürü "A" var.

"Alexandria."

Varmış. "Nick'in Karısı" diye kayıtlı.

Sen yaz, ben sürerim.

Yani kâbus gibi bir suikastçı Mike'ın peşinde,

sen de onun geceyi atlatmasına yardım ediyorsun.

İşin özü bu mu?

Genel olarak.

Ama önemli bir pürüz var. Anlatmaktansa göstermek daha iyi.

Gizemliymiş.

Haberin olsun, dehşete kapılacaksın ve bazı soruların olacak.

Hadi ya.

İki Nick mi var?

Soruların var mı? Vardır mutlaka.

Benim bir sürü olmuştu.

Bir sorum var.

Hangi Nick gelecekten geldi?

-Ne? Nereden bildin? -Sen geçmişten misin?

Ben gelecektenim. Altı ay sonradan.

Sen nasıl…

Symon arkadaşım, unuttun mu?

Sizden niye para istediğini anlattı

ama kafayı kırdığını düşünmüştüm. İşe bak be!

Symon zaman yolculuğunu çözmüş.

Dehşete kapılırsın sanmıştım.

-Hayal kırıklığı oldu. -Peki.

-Onu uyandırayım. -Dur.

Hadi. İşte böyle.

Selam.

Ne oluyor?

Ben senim.

Bizimle geliyorsun.

-"Y"li yazılan Symon zaman makinesi yaptı. -Evet.

-Çalışıyor. -Evet.

Belli ki.

Seni klon sanmıştım.

Klon diye bir şey yok aptal.

Tabii. Zaman makineleri her yerde zaten.

Mike'la Alice'in yattığını biliyorsun, değil mi?

-Evet, biliyorum. -Biliyor musun?

Gelecekten geldim.

Bu ikisi şoke olmuş olabilir ama asıl senin hakkında

her şeyi bildiğimi anlamalısın.

Tabii ki. Anlıyorum.

Ne zaman öğrendin?

Jimmy'nin partisinden önceki gün.

Dün mü yani?

Şimdiki zamandaki sen bu konuda müthiş kızgın, doğru mu?

Hayır, alakası yok.

İhanete uğramak bana muazzam keyif verir.

Sosa gammaz olduğumu sandığı için hayatım tehlikede.

-Kumpasa düşürenin kim olduğu ortada. -Anladım.

-Onlar. -Evet.

Teknik olarak sadece o.

-Bunu düzeltmeye geldim. -Vay, şahane.

Ayvayı yedik.

Hepimiz hatalar yaptık.

Bunu geride bırakalım.

Şu an Mike ve Alice'i yaşatmaya odaklanmamız lazım.

Doğru.

Yani dördümüz beraber saklanacağız, değil mi?

Nereye gidiyoruz?

Kimsenin bilmediği bir yere.

Evimize.

Bizim evimize mi?

Nick'lerin evine.

-Benimle onun. -Pardon da

bilmediğim bir evin mi var?

Evet. Bazen biraz yalnız kalmaya ihtiyacım oluyor.

Tamam. Ev hakkında yalan söylemeyelim.

O konuya girmeyelim, iş büyür.

Millet, profesyonel kalmaya çalışalım.

Pardon.

Burası garsoniyer mi?

Garsoniyer tabii.

Kendi küçük sırlarınız da olmasına rağmen

Mike öldürülsün diye kumpas mı kurdunuz?

Hem de bir yamyam tarafından.

Arkadan iş çevirmeyecekti. Anlatmamasını ben istedim

çünkü çok fevri hareketlerin var

ve bu durum da bunun kanıtı.

Birinin beni yiyeceği aklıma gelmezdi.

İşin aslı ikimiz de Sosa'nın Baron'u tutacağını bilmiyorduk.

Daha hızlı bir ölüm bekliyorduk.

Kafaya tek kurşun tarzı.

Tamam, şimdi daha iyi hissettim.

Gördünüz mü? İşte böyle Mike.

Hepimiz böyle olmaya çalışalım. Çok güzel.

-Şerefsiz. -Tamam, otur.

Bir şeye kalkışma, müdahale etmem gerekir.

Seni vuramam tabii, ben de ölürüm.

Hadi.

Sen niye ölüyorsun?

Şimdiki Nick ölürse gelecekteki Nick var olamaz.

Evet, mantıklı.

Bence o iş öyle olmuyordur.

Hangimizin haklı olduğunu görmek için risk almayacağım.

Symon'a soralım.

Yapmış olamazsın.

Symon…

Öldü mü?

İstemeden oldu.

Symon ölmüş.

Ona biraz zaman ver. Kabullenmesi için zaman lazım.

Karımın tepkilerini bana anlatma.

-Üzüldü diyorum sadece. -Biliyorum, duygusallaşabiliyor.

-Küstahlık etmek istemedim. -Bana öyle geldi.

Tanrım!

Kafayı mı yedin yahu? Symon'ı ben öldürmedim.

Bilimsel bir deneydi. Ama hak etmiyor da değilsin.

Gelecekteki Nick de yaralandıysa sen haklısın,

aksi hâlde ben haklıyım.

Bilimsel deney değil bu Alice.

-Benim bacağım. -Lütfen.

Bandajın, yapıştırıcın, bandın var. Bir şey olmaz.

Kalk, kendin hallet.

Ellerim bağlıyken doktorculuk mu oynayayım?

Ellerin bağlıyken burada pantolonunu ilk kez

-indiriyor değilsin. -Sana katlanamıyorum.

Tuvalete gidebilir.

17'nci kattayız, camdan atlayacak hâli yok.

Evet, kaçamaz.

-Kalk. -Senden uzaklaşmayı iple çekiyorum.

Seve seve.

Dekorasyona bayıldım.

Arkadaşım ölmüş, inanamıyorum.

Bir dakika düşüneyim.

Aşk yuvanda içkiler nerede?

Aşk yuvası demek biraz abartılı olur

ama bar şu tarafta.

Teşekkürler.

Ne… Peki.

Tamam.

Evet. Yara çıktı. Haklıymışım.

Tebrikler.

-Bıçakçı Hanım'a cidden âşık mısın? -Evet.

Cidden. Sen de uzun zamandır ona âşık değilsin.

-Ne? -Evet.

-O da nereden çıktı? -Ne? Sen söyledin.

"Alice'le işimiz bitti" dedin. "Emin misin?" dedim.

"Hiç bu kadar emin olmamıştım" dedin.

"Sahi mi?" dedim.

"Kulağın duymuyor mu?" dedin. "Garanti olsun" dedim.

"Daha ne kadar açık konuşayım?

Alice'e karşı romantik hissim yok.

Kiminle yattığı umurumda değil.

Ne yaparsa yapsın. Bitti" dedin.

Şimdi sen söyleyince biraz hatırladım.

Aynen böyle söyledin, ciddiye aldım.

Şimdi sen söyleyince anlıyorum. Hatırladığım…

Sanırım kavga falan etmiştik ama var ya,

-hafızan müthiş. -Evet.

Nick?

Bu ne ulan?

Senin…

kedin mi var?

Adı Kingpin.

Kedi Kingpin.

Kingpin adında bilmediğim bir kedin var.

Tam da ihanetinin boyutunu anladım sanmışken.

Ama alerjin var.

Evet, alerjim var ama konuşabilirdik.

Kesin çok iyi geçerdi.

Bu arada, geçen gün Kingpin banyoya girdi,

sonra küvete çıktı,

tam giderin üstüne çömeldi

ve içine işedi.

-İnanılmaz. -Değil mi ya?

Mühendis midir nedir.

İdrar yolu enfeksiyonu var.

-Öyle mi? -Evet.

Bu Kingpin'in değil, muhtemelen gelecekteki Kingpin'in.

O yüzden küvete işemiş.

Nedenini araştırmak aklına gelmedi mi?

-Yok, havalı gelmişti sadece. -Evet.

Evet. Kötü bir kedi babasısın.

Kötü kedi babası değilim.

Kötü kedi veterineri olabilirim ama harika bir kedi babasıyım, değil mi?

Kedi olayı bir yana, saat gece yarısını geçti.

-Tamam. -Peki.

Sıra after after party'de.

Kucak dansına kim bayılırdı?

-Jackie Napalm. -Jackie Napalm.

Lanet olsun. Çok sağlam adamdı.

Ama bu konuyu geçelim.

Sorun mu var Jimmy Boy?

Ne?

Yok, her şey

acayip yolunda.

Sahi mi? Jimmy Boy'un küçük Jimmy'si uyuyor gibi de.

O Salak Tony'yi geberteceğim.

Nick, nerede kaldın yahu?

Burada meme yağmuru var.

Mike'ı buldum. Bağladım, hazır. Baron için hediye paketi yaptım.

Bir de mucizelere inanmazlar.

Yeri ve zamanı mesaj atarım.

Tamamdır.

Müthiş.

Mike'ı kurtaracak bir planım var.

Ama bu planın işe yaraması için

dördümüz birlikte çalışmalıyız.

O yüzden

bence önce eteğimizdeki taşları dökmemiz önemli.

Alice.

Aşkımızın bittiğini ne zaman anladın?

Belli bir an yoktu sanırım.

Bence vardı.

Bence çok net bir dönüm noktası vardı. Belirli bir an.

-Öyle mi? Ne zaman? -Birkaç ay önce.

Kanada'ya gittiğimde.

Jackie Napalm'la.

Jess tartışması.

-Jess? -Jess'i tanımıyoruz.

Rory ve Jess.

"Jess dizideki en kötü erkek arkadaş" demiştin.

-Jess berbat. -Gilmore Girls'ü mü izliyorsun?

Alice izlediğinde izliyorum.

Açıkken izliyorum işte.

-Bayılıyoruz. -Jess'i niye sevmiyorsun?

Bence fena biri değil ama şey…

Bir saniye. Sen de mi Gilmore Girls'ü izliyorsun?

Evet.

İki hafta önce en sevdiğin dizi olduğunu söyledin,

ben de bir bakayım dedim.

İzledim işte. Hepsini.

170 bölüm falan herhâlde.

157 bölüm.

Bence matematiksel olarak imkânsız.

Hayır. Değil. Hayır, izledim.

Jess fena değil. Tatlı çocuk

ama Rory'ye uygun değil.

-Tamamen yanlış. -En kötü sevgili demedim hiç.

En kötü sevgili, kesinlikle Dean.

-Dean mi? -Evet.

En kötü sevgili, Logan.

-Logan dizideki en iyi sevgili. -Logan mı?

Ne anlatıyorsun sen Mike?

-Delirdin mi? -Tartışmalı mı?

Onunlayken Rory mahvoluyor, ondan çok kötü etkileniyor.

Yakışıyorlar, ortak noktaları çok. İkisi de şımarık.

-Rory şımarık değil. -Aynen.

Chilton'a dedesi para veriyor.

Richard Gilmore parasını büyük emeklerle kazandı

ve sevdiği birine harcamak istiyor.

Yale için ödeme yapmak istediklerinde

Rory borç olarak almakta ısrar etti Mike.

Tamam, neyse işte.

Rory'ye kimin en uygun olduğunu tartışmak boşuna

çünkü bu çocukların hiçbiri teknik olarak ona uygun değil.

Hiçbiri mi?

Evet. Hiçbiriyle birlikte olmayacak.

Sonunda bekâr ve hamile.

Dur biraz. Dizinin sonunda Rory bekâr ve hamile mi oluyor?

Evet. Netflix bölümlerinde.

-Onları izlemedim. -Sonra izlersin.

Evet, sanırım…

Rory'nin bekâr anne olması zekice.

Tıpkı Lorelai gibi ama iyi bir son değil.

Asıl iyi olmayan sonu söyleyeyim.

Habersiz babayı yamyam bir tetikçi yediği için

birinin bekâr anne hâline gelmesi.

Tanrım.

Netflix sezonu tuhaf diyorlardı da bu kadarı fazla.

Diziden bahsetmiyorum Nick.

Mike ve Alice'ten bahsediyorum.

Bu yüzden geri döndüm.

Hikâyenin sonunu

değiştirmeye çalışmak için.

Çocuğunun Mike'sız büyümesini istemedim.

Çocuğum mu?

Çocuğumuz.

Mike'ın cenazesinin olduğu gün öğrendin.

Millet, sabaha kadar bunları konuşabiliriz

ama bir yamyam sorunumuz var.

Çözmek için hep beraber çalışmalıyız.

Onu kurtarmaya yardım mı edeyim?

Nick, beni dinle.

Şu an öfkeli olduğunu biliyorum

ama insanlar değişir.

Öyle mi acaba?

Daha az öfkeli hâle gelebilirler.

Bizimle misin?

Baron kurbanlarını canlı ele geçirmeyi sever.

Canlı mı?

Bu aslında işimize gelir. Faydalı olur.

Geçen sefer de canlı mı yakaladı?

Alice duştayken otele geldi.

Duştan çıktığında yoktun.

Planın vardı, değil mi?

Sen ve Nick burada kalacaksınız.

Baron kapıyı çalacak.

Mike'ı vermeye gönüllüymüşüz gibi davranacağız.

-Mike öldüğü için mutluymuşuz gibi. -Tanrım.

Ama içeri girince Baron'un Mike'ı almasına izin vereceksiniz.

-Ne? -Dur biraz. Kim kimi alacak?

Baron ve Mike otopark katında asansörden indiklerinde

onları bekliyor olacağım.

Net bir açım olacak.

Niye otoparka gelir gelmez vurmuyorsun?

Baron'un görünüşünü kimse bilmiyor.

Baron'un yaşını da bilen yok.

Şöyle yapacağız, Mike evden çıkar çıkmaz Alice, Baron'un nasıl göründüğünü

mesajla bana bildirecek.

Herkes planı anladı mı?

Tamamen beni hayatta tutmak için yapılmış.

Evet canım.

Ben anladım.

Sen?

Plan benim, gayet iyi anladım tabii.

Tamam. Havaya girelim.

-Başlama vakti. -Sakin ol.

Evet. Yerimizi aldık.

Tamam.

Diğer Nick, Baron'un her an burada olabileceğini söyledi.

Süper.

E, ne zaman başladı?

Ne? Ne ne zaman başladı?

Bir ara iki yabancıydınız, şu an bu durumdasınız.

-Şimdi mi? -Sırası mı?

-Evet. -Bilemiyorum. Ne zaman…

Ne zaman başladığını bilmiyorum.

Ama…

Anladığım zamanı biliyorum.

Acaba aynı şeyi mi söyleyeceğiz?

Tek bir doğru cevap var.

-Söyleyelim mi, emin misin? -Ben sordum.

Hiddetli Ryan'ın düğününde.

Evet.

Neyse, artık Minneapolis'e asla dönemeyiz.

İkiz Şehirler!

Güzel geline

ve steroit bağımlısı damada.

Seni seviyorum Salak.

Ben de seni. Seni seviyorum.

Çok güzelsiniz!

-Hiddetli! -Hey!

Mike, değil mi?

Merhaba.

Evet.

-Merhaba. -Evet.

-Alice. -Biliyorum.

Biliyorum…

Kocanın iş ortağıyım.

Nerede, biliyor musun?

Bir süredir görmedim. Sanırım Sosa'yla içeride.

Yanlış.

İçeride, nedimenin birini beceriyor.

Öyle bir şey yapmıyordur.

Yaptığından eminim.

Çok üzüldüm.

Güzel düğün, değil mi?

Tabii.

Peki hiç… Hiç pişman oldun mu?

Evlendiğime mi?

Düğün yapmadığına.

Kaçıp nikâh dairesine gitmemiz mi?

İstediği buydu.

Aslında hoşuma gitti. Eğlenceliydi.

İçimden geldiği gibi davranmak, tutkulu olmak güzeldi.

Evet, bizimle ilgiliydi.

Evet…

Güzel günlerdi diyeyim.

Nick'le benim için de aynısı geçerli.

Yani…

Dostluğunuz mu?

Evet.

Sıkıldım. Dans edelim mi?

Olur.

Hadi.

Nasıl ya?

Bana bu kadar dans yetti sanırım.

-Hayır. -Evet.

Hadi.

Memnun oldum.

Biraz geç kalmadın mı?

Kahretsin. Kaçınılmaz sonum tam vaktinde geldi.

Kingpin'i dolaba koysam diyorum.

Baron insan yiyor. ALF değil adam.

-Doğru. -Doğru.

Tamam, hadi.

-Hazır mıyız? -Evet.

Evet. Ağzımı bağla.

Ağzımı bağla.

Tamam.

-Oha. Tamam. -Pardon.

Peki.

Kim o?

Merhabalar.

Peşinde olduğum bir şey sanırım sizdeymiş.

Merhaba, merhaba.

Ne oluyor?

Michael.

-Ödülüm. -Evet. Senin için onu yakaladık.

Harika, harika.

Haberin olsun, bu ekip sana kazık atmaya çalışıyor.

Vay vay. Öyle mi?

-Ne iş Nick? -Evet.

İçlerinden biri de seni otoparkta bekliyor.

Oraya ulaştığında seni öldürecekler.

Peki sen bana bunları niye anlatıyorsun evladım?

Bunların elinden kurtulmaya çalışıyorum.

-Bir rehine durumu bu. -Siktir.

Buradan çıkmama yardım edebileceğini düşündüm.

O konuda sana kesinlikle yardımcı olabilirim.

Ne halt ediyorsun?

Sen ne halt ediyorsun yahu?

Ah be, leziz görünüyordu.

Ama her zaman her istediğin olmaz.

-Canlı yakalıyordun hani? -Evet.

-Genelde öyle olsa da… -Mike.

Tuzağa düştüğümü hesaba katmak lazım.

Pek memnun olmadın galiba.

Yok da…

Mike?

Mike.

Seni affediyorum.

-Of ya, çok keyifliydi. -Nasıl ya?

Vay babam. Haklıymışsın. Tam beklendiği gibi gitti.

-Haklı mıymışım? -Evet… Pardon.

Ben Chet. Aksesuarcıyım. Özel efektler falan.

Patlayıcı, kurusıkı mermi olayları.

Birkaç ay sonra tanışacağız.

Yani gelecekten geldin.

Hayır, bu öğleden sonradan.

Sosisli alabilir miyim? Hardallı.

Genelde turşu alırsın.

Kalmamış. Tanışıyor muyuz?

Evet, gelecekte.

Ama geçmişte, yani bugün yardımın gerek.

Bu akşam boş musun?

-Değişir. Kimsin sen? -Anlatayım. Adım Nick.

-Daha önce sosisli yemiştik. -Kafam karıştı.

İlk kafa karışıklığı geçince yardımcı olmayı kabul ettim.

Tüm repliklerimi diğer sen yazdı.

Lafları üçer kez söylemek biraz tuhaf gelmişti

ama sen, "Yamyam suikastçıyı oynuyorsun,

tuhaflık senden sorulur" dedin.

Peki.

Gelecekteki sen, pislik yapıp bizi satacağını

çok iyi biliyordu.

Gelecekteki sen, öldüğümü görünce

pişman olacağını da biliyordu.

Evet. Ben…

Alo?

Bir saniye.

Seninle konuşmak istiyorsun.

-Harikaydı. -Çok keyifliydi.

Alo.

Merhaba akıllı çocuk. Dersini aldın mı?

Evet. Gelenin gerçek Baron olmadığını öğrendim.

Kendini kaybedecek misin diye bir deneme yaptık.

Her şeyi gözünün önünde planladık.

Ben de aşağıda, bodrumda değilim.

Dürbünlü tüfekle caddenin karşısındayım.

Mike öldüğünde, bu akşamı

ilk kez yaşadığımda resmen yıkıldım.

Bir hata yaptığımı hemen anladım.

İntikamım…

mutluluk vermedi. Sadece…

Kendimden nefret ettim ve…

Sen de öyle hissedecektin.

Nick, maalesef biz ancak hata yaparak

bir şeyler öğrenebilen aptallarız.

Aslında epey can sıkıcı bir karakter kusuru.

Şimdi ne olacak?

Chet'le vedalaşıp mekânı temizlemeni istiyorum.

Chet.

Güle güle.

Hepinizle tanıştığıma sevindim.

Hoş bir deneyimdi.

Ben seni geçireyim.

-Sağ ol Chet. -Tamamdır.

Bu akşam başka sahte tehdit yok. Herkes görev başına.

Önümüzde uzun bir gece var.

Önce bu yamyam tetikçinin icabına bakacağız.

Sosa'ya bu adresi yazacağım.

Mike'ın teslimata hazır olduğunu söyleyeceğim.

Gerçek Baron'a hazırlanalım.

Tamam daha bilge, daha yaşlı ben.

Biz ne yapalım?

Tanrım.

Tamam.

-Ben açayım mı? -Ben açarım. Sağ ol.

Kimin umurunda?

Kim o?

Kim olduğunu biliyorsun.

İyi akşamlar.

Siktir.

Krallara layık bir yemek.

O çantada

ne var dostum?

Olmazsa olmazlar.

Kulak tıkacı.

Oyma aletleri

ve kloroform.

Lanet kloroform.

Ne güzel bir kedicik.

Adını sorabilir miyim?

Adı Kingpin.

Kedi Kingpin.

Biri nabzına baksın.

İğrenç bir şey.

Duydunuz mu?

Nişancının görüş alanına girme.

Deme ya.

Siktir.

-Kahretsin. -Hadi!

Nick, vur onları!

Aman be.

Dayan tatlım!

-El bombası! -Ne?

-Ne? -El bombası.

Hay aksi!

Vay be.

Depozitonu geri alabileceğini sanmam.

Saat kaç?

After after after party vakti.

İyi geceler Bay Jimmy.

Jimmy Boy diyeceksin pislik.

-Ne haber Charlie? -Selam.

Kızına benden selam söyle.

Uyanık olun.

Jimmy Boy, seni… Şuna bak be!

Hiddetli Ryan, kaslı pislik seni.

-Hadi ama. -Ne iş?

-Kapı görevlisi mi oldun? -Yok yahu! O aşırı doz aldı.

-Hadi ya. -Evet.

-İyi miymiş? -Öldü.

Hay aksi! Sen niye… Adam ölmüş, tırnak işareti yapman tuhaf.

Biliyorum. Ama…

Evet, yakışmaz.

-Evlenmişsin. -Evet, evlendim.

-Ya? -Evet ama sen gelmedin.

Evet, hapisteydim dostum.

-Hadi be! -Evet.

-Oha ya! Sen var ya! -Evet, unuttun mu?

-Hoş geldin. Tekrar hoş geldin. -Evet. Sorma.

Tekrar hoş geldin. İyi oldu.

Herkes mi unuttu? Kimsenin haberi yok mu?

-Selam. -Ne haber Jimmy?

Bu şerefsiz hile yapıyor. Gözünü ayırma.

Kahretsin.

Tamam.

-Alayım. Sağ ol. -Rica ederim.

Geri döndüm be!

Konfetiye bayılıyorum.

El bombası mı?

Evine nasıl kızlar götürdüğünü bilmiyorum Nick

ama bu…

Yok. Anlıyorum.

Sadece laf sokuyorum.

Tamam, önümüzdeki 20 ila 30 dakika yerel polis ve itfaiyeyle

onları oyalayacağız.

Sana zaman kazandırırız, yeter ki yangın kontrolden çıkmasın.

Kurulanmak ister misiniz?

İkiniz için bunları bulabildim.

Zümrüt rengi striptizci sütyeni.

Çok naziksin şimdiki Nick.

İkisini de alayım.

Bitti mi?

Maalesef hayır. Mike, Baron'u alt etti. Baron öldü.

Baron'un yardımcılarına ne oldu?

Mike onları da öldürdü.

Şu an kaçıyor.

Tamam. Önemli değil.

Pardon, neden önemli değil?

Herkesin eğlenmesine izin vereceğim. Kutlamalar sürsün.

Ama sabah olunca

hem akşamdan kalma olacaklar hem de emirlerini alacaklar.

Bu mesele çözülene dek tüm operasyonlar duracak.

Örgütün her üyesi Mike'ı bulup

kellesini bana getirmekle görevli olacak.

Nereye gittiği, ne kadar süreceği umurumda değil.

Bulunacak ve geberecek!

Evet, anladım. Elbette o konuda yardım etmek istiyorum.

"Mike'ı öldürmek" harika fikir. Hak ediyor.

Kötü biri ve ölmesi gerek.

Evet!

Gammaz pisliğe.

Evet, görüşürüz.

Ne kaçırdım?

Yarın sabah ilk iş

tüm örgüt peşinize düşecek.

-Harika. -Ne?

Çok vakit var.

Ne yapmak için?

Gerçek gammazı bulmak için. Bulursak kurtuluruz.

Gerçek gammaz çoktan öldü.

Anlamadım.

Kanadalılarla ters giden bir iş vardı hani?

Hatırlıyorum tabii. Jackie Napalm'ın öldüğü olay.

Yok artık!

-Gammaz, Jackie Napalm mıydı? -Ta kendisi.

Jackie kollarımda kan kaybederken gammaz olduğunu

ve Sosa'nın oğlunu ispiyonladığını, her şeyi itiraf etti.

Bu sayede suçu Mike'a atabildin.

Gerçeği bir tek Jackie biliyordu çünkü.

Sosa yırtmak için yalan söylediğimi düşünür.

Jackie'nin gammaz olduğunu kanıtlayamam. Herkes onu severdi.

Evet, sağlam adamdı.

Ne bok yiyeceğiz peki?

Gammazı bulmak tek fikrim değildi.

Daha kolay çözümdü sadece. Çok daha kolay.

Tüm düşmanlarımız aynı yerde, değil mi?

Bu işleri bırakmıştın hani?

Biliyorum.

Belki son bir kez yaparım.

Ne diyorsunuz?

Ya onlar ya biz.

Partiyi basma zamanı.

Hey, hey!

Sizi seviyorum!

Bak oğlum, nereden geldiğini ve özellikle de

neden benim kadar yakışıklı olmadığını

konuşmanın zamanı geldi.

Yapma baba. Evlatlık olduğum belli, aptal değilim.

Mesele de bu zaten.

Evlatlık değilsin.

Değil miyim?

"Buluntu çocuk"u duydun mu hiç?

-Ördek gibi mi? -Bak şimdi.

Bir gece şehir merkezinde yürüyordum.

Bir ara sokaktan gelen cılız bir ses duydum.

Orada, karanlıkta…

Hayatımı değiştiren bir şey gördüm.

Çok güzel bir oğlan çocuğu gördüm.

Çöp kutusunun dibindeydi.

-Çöpe mi atmışlar? -Hayır, hayır.

Çöp kutusunun dibinde oğlum, yerde yani.

Seni orada öyle görünce… Savunmasız, yalnız,

çöplerin yanında, farelerle…

Of, üstümde fareler mi vardı?

Onları kovaladım. Neyse, o andan itibaren

senin güvenliğinin birinci önceliğim olduğunu anladım.

Başına bir daha kötü bir şey gelmemeliydi.

-Çöp bebeği miydim? -Siktir et bunları.

-Niye bunu şimdi anlatıyorsun? -Hayır, hayır.

Çöp bebeği değildin.

O andan itibaren

benim gururum ve neşem oldun.

Sana dünyayı vermek isterim.

Ama şimdilik

o bahsettiğim sürprizi vermek istiyorum.

Ama aslında "sürprizler" demeliydim.

-İki sürpriz mi? -Bayılacaksın. Gel.

Seninle iş yapmak zevkti.

Sam.

Bir şey daha.

Buradaki dostuma göz kulak olur musun?

-Sam mi? -Samantha.

-Acaba biraz şey mi hissediyorum… -Evet.

Belki başlangıç aşamaları.

Ama birkaç ay daha pek bir şey olmayacak.

Diğer bana bir şey söyleme.

Her şey doğal seyrinde gelişsin, daha iyi.

Sırrın benimle güvende.

Seninle senin arana girmek istemem.

İki hediyenin ilki bu.

-Hoppala! -Tanrım!

JB neyin kısaltması?

İkinci hediyeyi açıklamadan önce…

Uzun zamandır aramızda bir köstebek vardı.

Muhbir mi yoksa beni yemek isteyen fare gibi bir şey mi?

Seni yemeye çalışmıyordu.

-Sadece oralardaydı. Sikeyim! -Tamam.

-Lafımı bitirebilir miyim? -Tamam, pardon.

Seni hapse yollayan

bu köstebekti işte.

Ama köstebeğin kim olduğunu buldum.

Kimmiş?

Mike.

Hızlı Mike mı?

Dört kez teyit ettim.

Arkadaşız sanıyordum.

Hepimizi kandırdı.

Ama dert etmene gerek yok.

Oğluma zarar veren

bedelini misliyle öder.

Şimdi sıra büyük hediyende.

Şu odaya gir.

Merhaba Jimmy Boy.

Merhaba.

Hadisene. Vur şuna.

Hay ben böyle işin!

Saçmalık bu ya! Kahretsin. İzle şimdi şerefsiz…

İzle ve öğren.

11 kadın vardı ve denemedin mi?

Bu tamamen senin suçun.

Tüm gece çalışmayan aletlerden bahsettin.

Bu fikri kafama soktun. Odaya girince…

-Ve… -Şey olmadı…

-Daha önce striptiz kulübünde… -Evet.

Çok eski bir hikâyedir.

-Ne? Güzel ve Çirkin mi? -Hayır.

Yok. Derdinin çaresi var.

Psikosomatik bu. Kendi omuzlarına

performans baskısını yükledin Jimmy. Bunu üstünden atarsan

aletin Anka Kuşu gibi küllerinden doğar.

Şehir adı, onu mu diyorsun?

Yok yahu. Kuş var ya? Sihirli bir alet kuşu.

Evet!

Şimdi yukarı çık, seks yap…

Lanet olsun!

-Lanet olsun! -Pardon dostum.

Ömrümün en kötü gecesi!

Mike'ın ihanetini öğrendim.

-Saçında bir şey var. Mike… -Saçımda smoothie var.

Mike neymiş? Gammaz mı?

Üstüm başım smoothie oldu.

Pardon ama niye partide smoothie içiyorsun?

-Kıvamlı içecekleri severim. -Ben de çok buzlu.

Piña colada makinesi de bozuktu! O yüzden!

Tamam.

Bunları yıkamam gerek.

Piña colada makinesini de ben bozdum.

Özür dilerim. Aman be Tony.

Selam Sam. Onlar…

Arkadaşım buradaydı da.

Ben de dolaba el bombası koyarım. Kimse girmesin diye, evet.

Polis kız arkadaşım bizim için evi yedeklerle doldurdu.

Bıçaklı Mitch, Salak Tony,

Gazcı Willy, Hiddetli Ryan, Domates Bob.

O evdeki herkes birinci sınıf tehdit.

Harika.

Küçük bir hatırlatma, herhangi biri sağ çıkacak olursa

-Mike ve ben ölürüz. Rahat olun. -O yüzden siz burada kalıyorsunuz.

Ne? Hayır, hayır.

Bensiz yapamazsınız. Ben de geliyorum.

-Mike, bunu kendin söylüyordun. -Nick.

Bu hayatla işin bitmişti. Burada kal, tamam mı?

Hey. Bana şans dile.

-Hazır mısın Nick? -Hazırım Nick.

İyi şanslar.

Pekâlâ.

Hadi. Yarım kalksın bari.

Peki.

-İşte geldi. Nick, adamım. -Hiddetli.

Seni görmek çok güzel.

Evet, seni de.

Bir sürü partiyi kaçırdın. Haberin olsun.

Seninle takılmaktan hep keyif aldım.

Sağ ol dostum.

Bazen işlerimiz nedeniyle ilişkilerimiz karmaşıklaşabilir

-ama kişisel değildir. Bilirsin. -Aynen.

Elden ne gelir? Oyunun kuralı bu.

Oyunun şakası olmaz.

Evet. Böyle hissettiğini bildiğim iyi oldu.

Dışarı!

Herkes dışarı!

-Sosa nerede? -Üçüncü katta!

Siktir!

Lanet olsun!

-Oradalar! -Siktir git Nick.

Git.

Çocuklar, savaşa gidiyoruz, değil mi?

Dostlarımızı, ailemizi koruyacağız. Hadi!

Ben mutfağı korurum. Burada kalacağım, siz halledin.

-Hadi bakalım. Sizde. -Evet.

Bu iş sizde. Size inanıyorum.

Pekâlâ. Takım işi bu.

Korkarsanız birbirinizden güç alın. Ben buradayım, tamam mı?

Mutfağı… Selam Mike.

-Selam Salak. -Dostum, müthiş bir partiyi kaçırdın.

Silahlar çıkana dek. Sonrası korkunçtu.

-Evet. -Bir saniye.

Jimmy Boy gammaz olduğunu söyledi.

Yok, yok. Yanlış anlama olmuş.

-Çok şükür. -Evet.

Sana inanmayı çok istesem de garantili oynamalıyım.

Özür dilerim!

Mike, pardon. Sana geldi mi? Umarım gelmiştir

ama yine de özür dilerim.

Ne… Siktir. Hayır!

Hadi. Gidelim. Seks vakti. Hadi.

BÜTÜN İŞ REFLEKSLERDE

Lanet olsun.

Selam Nick!

İyi ki arabada kal dedik.

-Evet, duramadım. -Yardım için sağ ol.

Ne demek.

Adiós şerefsiz!

Hadi ama. DJ'i mi öldürdünüz?

Sosa'ya gidiyoruz. Jimmy Boy sende.

Hadi.

Senin yüzünden sikişemiyorum Mike!

O ne demek, emin olamadım Jimmy Boy.

Sadece seks yapmak istiyorum Mike!

Nick, olduğun yerde kal.

Silahlarını bırak.

Nick, adi hain.

Kişisel değil Jimmy Boy. Yapılması gerekiyordu.

Gammaz sıçanlardan nefret ederim.

Yemek pişirme muhabbeti dönen şu film hariç.

-Ratatuy mu? -Evet, Ratatuy Mike.

Gammaz ben değilim Jimmy Boy. Jackie Napalm'dı.

Şimdi ayıp ettin Mike.

Jackie Napalm'ı çok severdim. Sağlam adamdı.

Sosa harekete geçti.

Oraya geliyorum baba!

Tamam.

Onu bırak Sosa.

Oğlum nerede?

Senin yanında sanıyordum.

Jimmy Boy?

Biri bana açıklasın,

iki Nick birden nasıl oluyor?

Baba.

Jimmy Boy!

Jimmy Boy!

Ne yaptın sen?

Pencereden ben atlatmadım.

Her şeyi mahvettiniz.

Her şeyi!

Artık neyim kaldı ki?

Anlamanız mümkün değil.

Tek başınıza çocuk büyütmenin anlamını bilemezsiniz.

Sadece onun iyiliğini isteyen bekâr bir ebeveyn olmayı.

Anlıyoruz.

Sen Lorelai'sın, o da Rory.

Lorelai ve Rory mi?

Gilmore Girls'teki mi?

-Evet. -Gilmore Girls'teki.

Bunu söylemen çok hoş.

Ama artık Jimmy Boy yok. Biri bedelini ödemeli.

Katılıyorum Sosa.

Tamamen.

Birini öldüreceksen…

beni öldürmelisin.

Sosa, hepimiz hatalar yaptığımız için şu an bu durumdayız.

Mike hiç gangster olmamalıydı.

Alice ve Ben hiç evlenmemeliydik.

Jimmy Boy o pencereden atlamamalıydı.

Of, ben birden çok hata yaptım.

Bir sürü hata yaptım.

Gammazlık suçunu Mike'ın üstüne atmamalıydım.

Bunların sorumlusu benim.

O yüzden, hadi Sosa.

Hıncını benden çıkar.

Hak ettim.

Daha iyi bir fikrim var.

Seni en çok üzecek kişiyi öldüreceğim.

Bu da anlaşılan, Hızlı.

Kahretsin.

Hızlı Alice.

Nick?

Aptal pislik.

Sanırım iyiyim.

Lanet olsun. Çabuk Nick.

Kahretsin. Nick.

Şimdiki Nick.

İyisin. Çok iyi gidiyorsun.

Dayan dostum.

Tamam mı? Yakında iyileşeceksin.

Hastaneye ne kadar kaldı?

-Altı kilometre. -Tamam.

Güzel.

Müzik falan açsanıza.

-Nasıl istersen. -Bir şarkı çalın ya.

Tamam. Anladım.

Al. Merak etme, açıyorum.

Ne istersen kardeşim. Ne istersen.

Geliyor.

-Evet. -İyi mi?

-Bu şarkı. -Bunu yapmış olamazsın. Yok artık.

-Nefes al. Rahatla. Oluyor. -Tamam.

Yavaşça.

Güzel.

Başlıyoruz.

Nick, sesini duyayım.

Güzel.

-Berbat söylüyorsun Nick. -Evet, sesin rezalet kardeşim.

Sesin güzel sanıyordum.

Çok iyi gidiyorsun.

Tamam, bir kez daha.

Benimle söylemeye devam et.

Nick, söylemeye devam et.

Nick, şarkıya devam. Tamam mı?

Yetişeceğiz.

Tamam.

Tamam.

ACİL

Bunu düzeltebiliriz.

Ne?

Bunu düzeltebiliriz.

Tatlım…

Nick gitti. Artık dönmeyecek.

Zaman makinesi patladı

ve onarabilecek tek kişi öldü. Kabullenmek zor, biliyorum.

Ama bu bizim tek şansımızdı.

Ama…

Ama niye öbürünü kullanamıyoruz?

Öbürü mü?

Tanrım.

Bildiğini sanıyordum.

Mantıklı. Symon benim arkadaşımdı.

-Bir makine daha mı var? -Evet.

SYMON B'NİN MALI

Kullanım kılavuzu var mı?

Hayır ama olsun.

Nick kullanabildiyse herkes yapabilir.

Tamam. İkinci tur başlasın.

Biraz aşırı tepki veriyorsun sanki.

Kimse bunları duymak istemez.

Benimle beraber söyle. Hazır mısın?

Müşteri daima haklıdır. Dene.

-"Müşteri daima haklıdır." -Bir daha.

-"Müşteri daima haklıdır." -Sen müşteri misin?

-Ben müşteri miyim? -Müşterisin.

Yani kim haklı?

-Sen haklısın. -Müşteri ne istiyor?

Şekersiz şeker?

Şekersiz şeker.

Siz…

Siz seks için mi geldiniz?

Evet.

Ben de.

Sadece siz mi yoksa…

Gel de neyimiz varmış gör.

Tamam.

Suları unuttum.

Ben gidip… Su isteyen var mı?

Islanmayı severim.

Vay. Tamam. Ben hemen… Gidip…

Hemen su alıp geliyorum. Siz bekleyin, tamam mı? Evet.

-Buyurun. -Çok teşekkürler.

Yakalamışken birkaç şey söylemek istiyorum.

Bir, adım Symon. "Y" ile yazılıyor.

S-Y-M-O-N.

İki, mucidim. Bayağı havalı, değil mi?

Üç, dünyayı değiştirecek bir cihaz yapıyorum.

Çıktığında bildiğin her şey değişecek.

Dört, listeleri çok severim.

Eve gel. Bir şeyler içeriz.

Daha iyisini söylesem?

Evine geldiğimde

onu öldüreceğimiz için kadeh kaldırıp bir şeyler içsek?

Öldürdükten sonra bir kez daha kadeh kaldırırız.

Cenazesinde üçüncü kez kadeh kaldırırız.

Ömrümüzün sonuna dek her yıl

Mike'ın kanını döktüğümüz için

kadeh kaldırsak nasıl olur?

Hoşuma gitti. Budur.

O gammaz pisliğe.

Keşke Jackie Napalm da olsaydı.

Niye en olmayacak zamanlarda onu hatırlatıyorsun?

Çünkü o da arkadaşımdı. Çok severdin.

Evet. Sıkı adamdı.

Huzur içinde yat Jackie! Seni seviyoruz! Bu sana gelsin!

İşte böyle.

Kiminle savaşıyorsun?

Parayla savaşıyorum.

Gerçek düşmanla savaş. Burada dostum. Burada.

Bir daha seninle striptiz kulübüne gelmem.

Baron kurbanlarını canlı yakalamayı sever.

Geçen beni canlı mı yakaladı?

Tanrım!

İmdat!

"GERİ DÖNDÜM" bir Jimmy Boy filmi

SON

Alt yazı çevirmeni: Uğur Çoturoğlu

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.