Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Evet, Marlin. Görüyorum. Çok güzel.
Ee, Coral, okyanus manzarası istiyorum dediğinde...
...tüm okyanusu göreceğini tahmin etmedin, değil mi?
Balıklar için ferah bir yer.
Kocan sözünü yerine getirdi mi?
- Getirdi. - Hiç kolay olmadı.
Buraya pek çok palyaço balığı göz koymuştu.
İnansan iyi olur. Her biri hem de.
İyi yapmışsın. Müthiş bir semt.
- Beğendin, değil mi? - Gerçekten beğendim.
Yamaçta harika okullar ve müthiş bir manzara var,
ama bu kadar yer lazım mı?
Coral, çocuklarımızdan söz ediyoruz. En iyisine layıklar.
Bak! Uyanıp,
dışarı baktıklarında camlarının önünden geçen bir balina görecekler!
- Çocukları uyandıracaksın. - Tamam.
Bak.
Rüya görüyorlar.
- Hala onlara ad bulmalıyız. - Hepsine mi? Şimdi mi?
Tamam. Yarısına Marlin Junior, bu yarısına da Coral Junior deriz.
- Oldu, bitti. - Nemo adını seviyorum.
Nemo mu?
Biri Nemo olabilir ama çoğunun Marlin Jr olmasını isterim.
Birkaç gün sonra anne-baba olacağız!
Evet.
Ya beni sevmezlerse?
400'ün üzerinde yumurta var. Biri mutlaka sevecektir.
Ne var?
- Tanışmamızı hatırlıyor musun? - Unutma gayretindeyim.
Ben hatırlıyorum. Dudağımda kanca var mı, bakar mısınız?
- Daha yakından bakmalısınız. - Uzak dur!
Şekerin burada!
Herkes nereye gitti?
Coral, eve gir.
Yapma! Onlar iyi. İçeri gir.
Hemen.
Hayır!
Coral!
Tamam, tamam.
Geçti. Baban burada.
Baban yanında.
Sana bir şey olmasına izin vermeyeceğim, söz...
Nemo.
NEMO KAYIP BALIK
- Okulun ilk günü. Uyan! - Okula gitmek istemiyorum.
- Beş dakika daha. - Sen değil baba. Ben.
Kalk! Okul vakti!
- Kalktım. Okul vakti. - Eyvah!
Nemo!
- Okulun ilk günü! - Kımıldama.
Oradan asla tek başına çıkamazsın. Ben yaparım.
- Yaran var mı? - Hayır.
İçeri sıvı giriyorsa. Fark etmeyebilirsin. Sıvı?
- Hayır. - Baş dönmesi mi?
Kaç çizgim var?
- Sorumu yanıtla. - Üç.
Hayır! Sende bir terslik var. Çizgilerim, bir, iki.. üç? Bu kadar mı?
- İyisin. Şans yüzgecin nasıl? - Şanslı.
Bakalım.
Bu yıl okula gitmek istediğinden emin misin?
- Beş, altı yıl bekleyebilirsin. - Haydi, baba. Okul vakti.
Sürtünmeyi unuttu. Şakayığın seni sokmasını mı istiyorsun?
- Evet. - Sürtün.
- Bitti. - Bir yeri atladın. Burayı.
Ve burayı. Ve burayı ve burayı.
Heyecanlıyız. Okulun ilk günü. Gidiyoruz. Öğrenmeye hazırız.
Okyanus hakkında neyi hatırlamalıyız?
- Güvenli olmadığını. - Aferin oğluma.
Önce kıyı temiz mi bakıyoruz. Çıkıp tekrar dönüyoruz.
Sonra tekrar çıkıp dönüyoruz.
Bir kez daha. Çık ve gir.
- Dört kez yaparsan... - Baba.
Haydi evlat.
Belki okulda köpekbalığı görürüm.
- Sanmam. - Hiç köpekbalığına rastladın mı?
- Hayır ve hiç niyetim yok. - Deniz kaplumbağaları kaç yaşında?
Bilmem.
Sandy Plankton, kaplumbağaların 100 yıl yaşadığını söyledi.
Deniz kaplumbağasına rastlarsam sorarım. Köpekbalığıyla sohbetten sonra.
Dur, geçmek için bekle.
Yüzgecimi tut.
Hayvanat bahçesindeki gibi tuhaf davranmayacaksın ya?
O salyangoz saldırmak üzereydi.
Nereye gitmeliyiz acaba?
- Hoşça kal anne. - Sizi okuldan sonra alırım.
Haydi çocuklar. Kesin şunu. Geri verin!
Şurayı deneyelim.
Affedersiniz. Hocasıyla burada mı tanışacağız?
- Şakayığından çıkana baksanıza. - Evet, şok edici, biliyorum.
- Marty? - Marlin.
- Bob. - Ted.
Phil. Sen palyaço balığısın.
Komiksin, değil mi? Bize fıkra anlat.
Evet, iyi fikir.
Yanlış anlama var. Palyaço balıkları ötekilerden komik değildir.
- Haydi, palyaço. - Komiklik yap.
Tamam. Bir fıkra biliyorum.
Bir yumuşakça varmış. Yürüyerek... Yani yüzerek.
Aslında hareket etmiyor. Bir yerde duruyor.
Sonra da deniz hıyarı...
Karıştırdım. Bir yumuşakça ve deniz hıyarı vardı.
Hiçbiri yürümüyordu ve...
Sheldon! Bay Johanssen'in bahçesinden hemen çık!
Yeter artık çocuklar! Nereye gittiniz?
Ben de oynayabilir miyim?
Sünger yataklarında oynasan daha iyi olur
Ben olsam orada oynardım
- Yüzgecinin nesi var? - Komik görünüyor.
- Ne yaptım? - Nazik ol. Okuldaki ilk günü.
Öyle doğdu. Ona şans yüzgeci diyoruz.
Baba...!
Bu kolum, öteki kollarımdan daha kısa.
Ama onları böyle sallayınca hiç anlaşılmıyor.
Bende H2O alerjisi var.
Ben sevimsizim.
Bölgeleri sayalım, sayalım, sayalım
Açık denizin bölgelerini sayalım
Bay Ray?
- Haydi, Nemo. - Yanımda kal.
Epipelajik, mezopelajik, batyal, abisalpelajik
Gerisi siz ve benim için fazla derin
Sınıfım nereye gitti acaba?
Aşağıdayız.
Buradasınız! Haydi, binin kaşifler.
Bilgi peşinde koşmak çok edebi
Hele düşününce edineceğin tecrübeyi
Baba, gidebilirsin.
- Merhaba. Bu kim? - Ben Nemo'yum.
Nemo, tüm yeni kaşifler bir fen sorusuna cevap vermeli.
Ne tür bir evde yaşıyorsun?
Bir şakayakda.
Kendini zorlama. Hoş geldin, kaşif.
Küçük bir yüzgeci var.
Yüzmekte zorlanırsa biraz dinlensin.
Baba, gitme vaktin geldi.
Merak etmeyin. Birlikte kalırız.
Pekala sınıf, göz çukurları ileri.
Unutmayın, düşüncelerimizi kendimize saklıyoruz.
Sen de öyle, Jimmy.
- Hoşça kal Nemo. - Hoşça kal baba.
Hoşça kal evlat.
Dikkatli ol.
- Yeni biri için fena sayılmazsın. - Sonsuza dek yanında kalamazlar.
En büyük oğlum Yamaca gittiğinde çok zorlanmıştım.
Yamaç! Yamaca mı gidiyorlar? Delirdiniz mi siz?
Niye onları kızartıp patatesle servis etmiyoruz ki?
- Marty, sakin ol. - Bana sakin ol deme, midilli.
- Bir palyaço balığı için komik değil. - Yazık.
Türleri sayalım, türleri
Sayalım denizde yaşayan türleri
Yumuşakça, karındanbacaklı, dikenli, eklembacaklılar
Ve bizim gibi balıklar!
Benimle söyleyin.
Yosunlar güzel ve harikadır
Besinlerini güneşten çıkarırlar
Pekala, Yamaç.
Pekala çocuklar. Özgürce keşfe çıkın ama uzaklaşmayın.
Zehirli bakteriler! Toplanın!
Küçücük bir yerde koca bir ekosistem.
- Haydi. Gidelim. - Benimle söyleyin.
Süngerler, coelenteratalar, hidrozoalar, denizanaları
Mercanlar, taraklılar, yosunsular
Arkadaşlar, bekleyin.
Harika.
Hayatını kurtardım!
Bana mürekkep püskürttürdünüz.
Bu da ne?
Ne olduğunu biliyorum. Sandy Plankton görmüştü.
Mandal olduğunu söyledi.
Çok büyük bir mandal.
Bana bakın. Mandala dokunacağım.
Daha da yaklaşsana.
Tamam.
Seni geçtim.
Nemo, sen ne kadar gidebilirsin?
- Babam güvenli değil diyor. - Nemo, hayır!
Açık suya çıkacaktın. İyi ki buradaymışım.
- Çıkmayacaktı. - Çok korkuyordu.
- Korkmuyordum. - Sizi ilgilendirmez çocuklar.
Ailenize söylemediğim için şanslısınız. İyi yüzemiyorsun.
- İyi yüzebiliyorum, tamam mı? - Hayır, tamam değil.
Buraya yaklaşmamalısın. Haklıydım. Okula bir, iki yıl sonra başlarsın.
Hayır. Sırf sen korkuyorsun diye...
Hazır değilsin. Bunları yaparım sanıyorsun ama yapamazsın!
Senden nefret ediyorum.
Görecek... bir şey yok. Şurada toplanın.
Yapabileceğim bir şey var mı? Ben bilim adamıyım. Sorun mu var?
Kesmek istemedim. O iyi yüzemiyor.
Tek başına dışarıda kalması için çok erken.
- Benim yanımda güvenli. - Eminim öyledir.
Büyük bir sınıfınız var. Bakmadığınız anda kaybolabilir.
Tanrım! Nemo denize açılıyor!
Ne yaptığını sanıyorsun?
Orada sıkışacaksın. Seni öteki balıklardan önce kurtarmam gerek.
Geri dön.
Hemen dön dedim!
Dur.
Biraz daha gidersen...
Sakın yapma! O tekneye yüzgecin değerse...
Dinliyor musun? Sakın tekneye...
- Mandala dokundu. - Hemen buraya dön.
Evet. Başın büyük dertte.
Duydun mu?
Baba, yardım et!
Geliyorum Nemo.
Altıma girin çocuklar.
Hayır! Baba!
Nemo, hayır!
Hayır!
Tutun!
Hayır! Gitti.
Gitmiş olamaz.
Lütfen, hayır.
Tekne gören oldu mu? Beyaz bir tekne?
Oğlum.
- Yardım edin lütfen. - Dikkat et!
Affedersiniz, görmedim efendim. İyi misiniz?
- Gitti. - Tamam, tamam. Geçti.
- Düzelecek. - Onu götürdüler. Tekneyi bulmalıyım.
- Tekne mi? Tekne gördüm. - Öyle mi?
- Kısa süre önce geçti. - Beyaz mıydı?
- Merhaba. Ben Dory. - Nereye? Hangi yöne?
Bu tarafa... gitti.
- Beni izle. - Çok teşekkürler.
Sorun değil.
Bekle.
Kes şunu! Yüzmeye çalışıyorum. Okyanus sana dar mı geliyor?
Bir derdin mi var dostum? Var mı?
Kavga mı istiyorsun? Çok korktum.
- Bekle. - Beni izlemeyi kes.
Ne? Teknenin hangi yöne gittiğini gösterecektin.
Tekne mi? Bir tekne gördüm. Az önce yanımdan geçti.
Şu tarafa... gitti. İzle beni.
Dur! Neler oluyor? Teknenin nereye gittiğini zaten söylemiştin.
Öyle mi? Olamaz.
Eğer bu bir espriyse hiç komik değil, neyin komik olduğunu bilirim.
- Palyaço balığıyım. - Değil. Çok üzgünüm.
Bende kısa süreli hafıza kaybı var.
Kısa süreli hafıza kaybı. İnanmıyorum.
Doğru. Anında unutuyorum. Aileden geliyor.
En azından öyle sanıyorum.
Neredeler?
Yardımcı olabilir miyim?
Sende bir sorun var.
Vaktimi boşa harcıyorsun. Oğlumu bulmalıyım.
Merhaba.
Selam!
Adım Bruce.
Sorun değil. Anlıyorum.
Bir köpekbalığına niye güvenesiniz?
Sizin gibi lokmaların burada ne işi var?
- Hiç. Çıkmadık bile. - Harika.
Siz mezeler benimle bir toplantıya gelmeye ne dersiniz?
- Yani bir parti mi? - Evet, öyle.
- Ne dersiniz? - Partilere bayılırım. Eğlenceli gibi.
Partiler eğlencelidir. Cazip bir teklif ama gelemeyiz...
Haydi ama. Israr ediyorum.
Tamam. Önemli olan da bu.
Bakın! Balonlar. Bu bir parti.
Uzak durun. O balonlar tehlikeli. Patlamasını istemezsiniz.
Anchor! Chum!
Geldin, Bruce. Nihayet.
- Konuklarımız var. - Vakti gelmişti ahbap.
Mezeleri yedik ve ben hala açım!
- Beslenme furyası yaşayacaktık. - Bitirelim şunu.
Toplantı resmi olarak başlıyor. Yemin edelim.
Ben iyi bir köpekbalığıyım, akılsız bir yeme makinesi değilim.
Bu imajı değiştirmek için, önce kendimi değiştirmeliyim.
Balıklar dosttur, yemek değil.
- Salak yunuslar hariç. - Kendilerini çok şirin sanıyorlar.
Bakın, sıçrayan bir yunusum. Sizin için sıçrayayım.
Bugünkü konu beşinci adım: Bir balık dostu getirmek.
- Arkadaşlarınız yanınızda mı? - Yanımda.
- Merhaba. - Ya sen, Chum?
Sanırım dostumu yanlış yere...
koydum.
Sorun değil. Bu zor bir adım. Dostlarımdan birini al.
Sağ ol. Chum için küçük bir dost.
Ben başlayayım. Merhaba. Adım Bruce.
Merhaba Bruce.
Balık yemeyeli üç hafta oldu. Yalanım varsa çorba olayım.
- Hepimiz için ilham kaynağısın. - Amen.
- Sıradaki kim? - Beni seç!
Evet. Öndeki ufaklık. Buraya gel.
Merhaba. Ben Dory.
Merhaba, Dory.
Hiç balık yediğimi sanmıyorum.
- İnanılmaz. - Aferin, dostum!
Bunu söyleyince rahatladım.
Başka? Ya sen? Senin sorunun ne?
Benim mi? Sorunum yok.
Tamam. İnkar.
Adınla başla.
Tamam. Merhaba.
Adım Marlin. Palyaço balığıyım.
- Palyaço balığı mı? - Haydi. Bize fıkra anlat.
- Fıkralara bayılırım. - Çok iyi bir fıkra biliyorum.
Bir yumuşakça bir deniz hıyarına yaklaşır.
Deniz hıyarları konuşmaz ama fıkrada herkes konuşur.
Yumuşakça, deniz hıyarına der ki...
Baba!
Nemo!
- Anlamadım. - Bir palyaço balığına göre komik değil.
- O oğlum. Bu dalgıçlar onu götürdü. - Seni zavallı balık.
- İnsanlar her şey onların sanıyor. - Amerikalılardır.
Bir baba küçük oğlunu arıyor.
- Bu işaretlerin anlamı ne? - Babamı hiç tanımadım!
- Buraya gel. Biz dostuz. - İnsanca okuyamıyorum.
Bilen bir balık bulalım. Bak. Köpekbalıkları.
- Beyler. - Hayır, Dory.
- O benim. Geri ver. - Kes şunu.
Üzgünüm. İyi misin?. Çok özür dilerim.
Bana gerçekten vurdun. Kanamam var mı?
Dory, iyi mi...?
Çok iyi.
Müdahale!
- Sadece bir ısırık. - Kendini topla dostum.
- Balıklar dosttur, yemek değil. - Yemek!
Dory, dikkat et.
Bu gece balık yiyeceğim.
Adımları hatırla.
Sadece bir ısırık.
Merhaba.
Çıkış yok. Kaçmanın bir yolu olmalı.
- Kim o? - Çıkış bulmama yardım et.
Sonra gelmelisiniz.
- Çıkış yok. Mutlaka olmalı! - Burada bir şey var.
ÇIKIŞ
Anlamı ne acaba? Kaçış kelimesine benziyor.
Gidelim.
Brucie geldi!
- Bir dakika. Okuman var mı? - Var mı? Evet!
O halde şunu oku.
Ciddi değil. Babasını hiç tanımadı.
Yoldan çıkma.
Kapalı.
Hayır, Bruce!
Üzgünüm... Bruce, ahbap.
Aslında... iyi biridir.
- O gözlüğü almalıyım. - Gözlüğü mü istiyorsun? Tamam.
Hayır!
Çabuk. Gözlüğü al.
Olamaz. Bruce.
Ne var?
Kaçın!
Parti bitti mi?
Çok hoş.
Baba!
Baba?
Barbara.
Ön diş dolgusu için hazırlar mısın lütfen?
- Birkaç pamuk lazım. - Tamam.
Merhaba ufaklık.
Çok güzel, değil mi? Bir mercanda hayatı için boğuşuyordu ve onu kurtardım.
Novokain etki etti mi?
Kabarcıklar!
- Kabarcıklarım. - Kabarcıkları sever.
Sakin ol ufaklık. Endişelenecek bir şey yok.
- Ödü kopmuş. - Eve gitmek istiyorum.
- Babam nerede? - Evcil hayvan mağazasındadır.
Ben Akvaryumcu Bob'danım.
- Hayvan Sarayı. - Balık-O-Rama.
- Postayla sipariş. - eBay.
- Sen neredensin? - Ben... okyanustanım.
Okyanus!
Henüz temizlenmemiş. Jacques!
Temizle onu!
Okyanus.
Temiz.
Büyük mavi. Nasıl bir yer?
- Büyük ve mavi? - Biliyordum.
Bir şeye ihtiyacın olursa Deb Teyze'den iste. Yani benden.
Etrafta olmazsam kız kardeşim Flo'yla konuş. Merhaba. Nasılsın?
Onun söylediklerini dinleme. Delidir.
- Seni duyamıyorum Peach. - Hareket var.
- Ne oldu? - Kanal tedavisi.
Hiç iyi görünmüyor.
- Lastiği taktı mı? - Evet.
- Açmak için ne kullandı? - Glidden matkabı. Onu seviyor.
Göremiyorum Flo.
- Schilder tekniğini uyguluyor. - Hedstrom eğesiyle.
- Bu bir K-Flex. - Yuvarlak kesiti var. Bu Hedstrom.
- K-Flex! - Hedstrom!
- Yardım lazım. Buraya. - Havasını indirmeliyim.
Tamam. Ağzınızı çalkalayın.
İnsan ağzı iğrenç bir yer.
- Neler kaçırdım? - Kanal tedavisi, müthişti.
- Açmak için ne kullandı? - Glidden matkabı.
Umarım artık dolgu malzemesi kullanmaz.
- Kim bu? - Yeni çocuk.
- Mercandan gelmiş. - Bir yabani.
Benim diyarlardan. Seni yemeye çalıştıysam üzgünüm.
Balıklar yüzer. Kuşlar yer.
Hayır. Onlar senin balıkların değil. Onlar benim. Git!
Resim kırıldı. Bu Darla. Yeğenim.
Bu hafta 8 yaşına basacak. Ufaklık. Yeni annene merhaba de.
Cuma günü seni almaya gelecek.
Onun hediyesisin. Bu bizim küçük sırrımız.
Bay Tucker, dolgu yerleşirken bir walabi için biriyle görüşeceğim.
Eyvah. Darla!
- Nesi var onun? - Poşeti sürekli salladı.
- Zavallı Chuckles. - Onun geçen yılki hediyesiydi.
Porselen ekspresle yolculuğa çıktı.
O bir balık katili.
O kızla gidemem. Babama dönmeliyim.
- Baba! Yardım et! - Sıkıştı.
DİŞİNİ FIRÇALAMADI
Kimse dokunmasın.
- Yardım edebilir misin? - Kendin girdin, kendin çıkabilirsin.
- Gill... - Yaptığını görmek istiyorum.
Sakin ol. Bir yüzgeçlerini, bir kuyruğunu salla.
Yapamam. Yüzgecim sakat.
Bana hiç engel olmadı.
Yapman gerekeni düşün.
Haydi.
Mükemmel.
- Başardın. - İyi yırttın.
Okyanustanım. Senin gibi Gill.
Evet.
Bu bakışı daha önce görmüştüm. Ne düşünüyorsun?
Düşünüyorum da... çocuğa bu gece güzel bir hoş geldin diyelim.
- Evlat, adın var mı senin? - Nemo.
Adım Nemo.
Onu yiyecek misin?
Çekice dikkat et.
- Deniz maymunu paramı uçurdu. - Uyan. Kalk.
- Haydi. - Evet, doğuştan maviyim.
Kalk!
Vay. Tozlu.
Gözlük nerede?
Hayır! Gözlük! Al onu!
Dimdik iniyor, değil mi? Eko!
- Ne yapıyorsun? - Gözlüğü kaybettim.
- Düşürdün mü? - Sen düşürdün!
Oğlumu bulmam için tek şansımdı. Şimdi gitti.
Bay Mızmız. Canın sıkıldığında yapman gerekeni biliyor musun?
- Öğrenmek istemiyorum. - Yüzmeye devam et.
Yüzmeye, yüzmeye devam et
Ne yapıyoruz? Yüzüyoruz
Dory, şarkı söyleme.
Yüzmeye bayılıyorum
Yüzmek istediğin zaman...
Şimdi bu şarkı dilime dolanacak!
Üzgünüm.
- Görüyor musun? - Bir şey beni yakaladı!
- Benim. - Kim o?
Kim olabilir ki? Benim.
Vicdanım mısın?
Evet. Vicdanınım.
Epeydir konuşmadık. Nasılsın?
- İdare ediyoruz. - Güzel.
Söyle, bir şey görüyor musun?
Ben...
Bir ışık görüyorum. Şurada.
- Vicdanım, ben öldüm mü? - Ben de görüyorum
Bu ne?
Çok güzel.
Ben...
Kendimi mutlu... hissediyorum
Bu benim için çok önemli.
Dokunmak istiyorum.
Hey, geri gel. Buraya gel.
Seni yakalayacağım.
Seninle yüzeceğim
En iyi arkadaşın olacağım
Güzel duygular gitti.
Göremiyorum! Nereye gittiğimi bilmiyorum.
- Gözlük! - Hangi gözlük?
Tamam. Bir şey göremiyorum.
- Bak! Bir gözlük. - Oku!
Biraz yaklaştırır mısın. Işığa ihtiyacım var.
Harika. Orada tut.
- Oku şunu! - Tamam. Patron kılıklı.
"P."
"Sher..."
P Sher... P Shirley... Yok, Shirley değil.
- İlk satır "P Sherman". - "P Sherman", bir şey ifade etmiyor.
İkinci satır. "42..."
Işık, lütfen.
"Walla... Wallaby."
- İkinci satır, "42 Wallaby Caddesi". - Harika.
Bitir şunu. Hızlı oku. Hiç gerilme.
Büyük gerginlik var! Gerilim altında tahmin yürüt.
- Sydney. Sydney yazıyor! - Eğil!
Öldüm. Öldüm. Öldüm.
Başardık, başardık
Evet, evet, evet
Bu gece burada yemek yok yemek yok
Bu gece yemek yok Rejimdesin
Dory. Gözlükte ne yazıyordu?
P Sherman, 42 Wallaby Caddesi, Sidney.
Hatırladım. Genelde unuturdum ama hatırladım.
Bekle. Orası nerede?
Bilmem. Kimin umurunda? Hatırladım.
P Sherman, 42 Wallaby Caddesi, Sidney. Tekrar hatırladım!
İzle beni.
Adını söyle.
Nemo.
Kardeş Bloat, devam et.
Nemo. Turuncu ve beyaz yeni balık.
Akvaryum kardeşliğinde bize katılman için
Wannahockaloogie dağının zirvesine çağrıldın.
- Kulübümüze katıl istiyoruz. - Gerçekten?
Ateş Çemberi'nden
geçebilirsen!
Ateş Çemberi'ni aç. Başarabileceğini söyledin.
Ateş Çemberi!
Kabarcıklar. Bırakın...
Başka yolu yok mu? O daha çocuk.
Şu andan itibaren adın... Balıkyemi.
Hoş geldin kardeş Balıkyemi.
Bu kadar yeter.
- Balıkyemi bizden biri. Tamam mı? - Tamam.
Onu ölüme yollayamayız. Darla beş gün sonra geliyor.
Ne yapacağız?
Söyleyeyim. Onu buradan çıkartacağız. Kaçmasına yardım edeceğiz.
- Gerçekten mi? - Hepimiz kaçacağız.
Lütfen, yine mi bir kaçış planı.
Üzgünüm ama hiç işe yaramıyorlar.
- Bu sefer niye farklı olsun? - Yanımızda o var.
Ben mi?
- Filtreyi görüyor musun? - Evet.
Oraya sadece sen girip çıkabilirsin.
İçeriye bir çakıl taşı götürüp dişlileri durdurmalısın.
Bunu yaparsan akvaryum kirlenir.
Kısa süre sonra dişçi akvaryumu temizler.
Bunu yaptığında bizi ayrı ayrı poşetlere koyar,
bizde masada aşağı, camdan dışarıya,
çalılara, caddenin karşısına ve de limana yuvarlanırız.
Hiç şaşmaz.
- Kim benimle? - Ben.
Bence delisin.
Alınma evlat ama pek iyi yüzemiyorsun.
O iyi. Bunu yapabilir.
Ne diyorsun Balıkyemi?
Yapalım.
P Sherman, 42 Wallaby Caddesi, Sidney. Nereye gidiyorsun?
P Sherman, 42 Wallaby Caddesi, Sidney'e.
Nereye gittiğimi sorarsanız söylerim.
P Sherman, 42 Wallaby Caddesi, Sidney. Nereye? Üzgünüm. Duyamadım.
Affedersiniz.
Acaba bana...? Durun. Acaba bana...?
Durun! Bir dakika. Konuşmaya çalışıyorum.
Millet, geri gelin lütfen.
Çabucak bir şey soracağım. Bana... Yine gittiler.
P Sherman, 42 Wallaby Caddesi, Sidney.
Niye sana defalarca söylemek zorundayım?
- Hiç sıkılmıyorum. - Durum şöyle.
Bence bundan sonrasını tek başıma gitsem...
- ...daha iyi olur. - Tamam.
Anlarsın. Tek başıma.
Sensiz... sensiz değil ama seni yanımda.... istemiyorum.
Duygularını rencide etmek istemem.
- Gitmemi mi istiyorsun? - Yok... Evet.
Daha fazla gecikemem.
Sen gecikmeye sebep olan bir balıksın. Bazen bu iyidir.
Öyle bir grup balık var. Onlar geciktirme balığı.
Yani benden... hoşlanmıyor musun?
Elbette hoşlanıyorum. Hoşlandığım için seninle olmak istemiyorum.
Karmaşık bir duygu.
Ağlama. Senden hoşlanıyorum.
Hey, sen.
Bayan, bu adam sizi rahatsız mı ediyor?
- Hatırlamıyorum. Ediyor muydun? - Hayır. Biz sadece...
- Acaba bana... - Bayanla konuşuyoruz, seninle değil.
Taklit sever misiniz?
Tıpkı provalardaki gibi beyler.
Biz neyiz? Tahmin edin.
- Bunlardan görmüştüm. - Burnu kılıç gibi olan bir balığım.
- Bekle... - Kılıç balığı.
Palyaço, bırak bayan tahmin etsin. Tereyağı nerede?
- Dilimin ucunda. - Istakoz.
- Görmüştüm. - Neyi?
- Bol bacaklı. Okyanusta yaşar. - Midye mi?
Yaklaştın.
Sana müthiş bir hikaye anlatacağım evlat.
- İyiler. - Biri bana yön tarif edebilir mi?
Biri bana yön tarif edebilir mi?
Ciddiyim.
Teşekkürler.
Geri dönün. Sorun ne?
Onlar aptalca taklitler yaparken,
ben adını bile hatırlamayan bir balıkla yuvamdan çok uzaklardayım.
- Çok sinir bozucu - Oğlum oralarda bir yerde.
- Oğlun Chico mu? - Nemo.
Fark etmez. Bu okyanustaki hiçbir balık bana yardım etmeyecek.
Ben ediyorum.
Burada bekle.
- Millet. - Yine rahatsız mı etti?
Hayır, o iyi biri. Üstüne gitmeyin. Oğlu Fabio'yu kaybetti.
P Sherman, 42 Wallaby Caddesi, Sidney'i bilir misiniz?
Sidney mi? Tabii ki.
Ted'in Sidney'de akrabaları var. Değil mi Ted?
- Tabii ki. - Sidney'i biliyorlar!
- Nasıl gideceğimizi biliyor musunuz? - DAA'yı takip edin.
Doğu Avustralya Akıntısı.
Büyük bir akıntı. Kaçırmazsınız. Şu...
yönde.
Akıntıyı takip et, yaklaşık... Ne dersiniz? Üç fersah kadar mı?
O akıntı sizi Sidney'e kadar götürecektir.
Bu harika!
- Dory, başardın. - Lütfen.
Senin yardımcınım. Yardım ediyorum.
- Teşekkürler. - Bir şey değil.
Sakin ol. Tamam mı, dostum?
Çocuklar. Onu şaşırttınız. Hoşça kalın.
- Bir şey daha var. - Evet?
Çukura geldiğinizde içinden yüzün, üstünden değil.
Çukur. İçinden. Üstünden değil. Ben hatırlarım.
Bekle ortak. Dur.
Dur. Sana bir şey söylemeliyim.
Güzel çukur.
Alo!
- Gidelim. - Hayır. Kötü çukur.
- Üzerinden yüzeceğiz. - Kırmızı bayrak kalkıyor.
İçimden bir ses içinden yüzmemizi söylüyor.
Şuna bakar mısın? Her yerde ölüm tehlikesi var.
Üzgünüm ama bence içinden yüzmeliyiz.
- Konuşmaktan sıkıldım. Üzerinden. - Bu konuda bana güven.
- Güvenmek mi? - Dostlar öyle yapar.
- Parlak bir şey! - Nerede?
Çukurun üzerine yüzdü. Haydi.
- Burası amma da berrak. - Kesinlikle.
Şuraya bak. Akıntı orada. Hemen orada oluruz.
- Ufaklık. - Çukurun içinden geçmek istedim.
Ona Peltecik diyeceğim ve benim olacak. Buraya gel Peltecik.
Gel buraya Peltecik.
- Dory, o bir denizanası. - Kötü Peltecik.
Uzaklaş.
- Bakayım. - Dokunma.
Dokunmayacağım. Sadece bakacağım.
Nasıl oldu da seni sokmadı?
Soktu. Kımıldama.
Ben bir şakayıkta yaşıyorum ve sokmalara alışığım. Buraya gel.
İyileşeceksin.
Bunlara bir daha dokunmamamız gerektiğini biliyoruz.
Neyse ki küçük bir taneydi.
Kımıldama.
Bu kötü.
Beni yakalayamazsın.
Üstlerinden sıçrama. Seni...
sokmazlar.
- Üst tarafları sokmaz. - Üst üste iki tane. Geçsene.
Dinle beni. Bir fikrim var.
- Bir oyun. - Oyun mu?
Oyunlara bayılırım. Beni seç.
Oyun şöyle. Denizanalarının arasından en hızlı çıkan kazanır.
Kurallar. Kollara dokunmak yok. Sadece tepelerine.
Kollarla ilgili bir şey. Tamam. Yerlerinize. Hazır. Başla!
Bekle!
Kazanmak istiyorsan daha hızlı olmalısın.
Bir dakika.
Ölümle oynuyoruz.
Aynı zamanda eğleniyoruz.
Bunu yapabilirim. Dikkatli ol.
- Kazanırsam ağlama sakın. - Hiç sanmam.
Evrimle başa çıkamazsın. Ben hız için yaratılmışım.
- Soru şu, aç mısın? - Aç mı?
Az sonra kabarcıklarımı yutacaksın!
Sola eğil, geri, geçiyorum... geldim!
Kazanan palyaço balığı.
Başardık. Halimize bak!
Hayır.
Diskalifiye mi oldum?
Gayet iyisin. Kazanıyorsun.
Uyanık kalmalısın. P Sherman nerede oturuyor?
P Sherman, Wallaby Caddesi, Sidney.
Doğru!
Uyanık kal.
- Uyanık. - P Sherman...
42 Wallaby Caddesi...
- Uyan. - Sidney.
Nemo...
- Babanı özledin, değil mi Balıkyemi? - Evet.
Seni arayan biri olduğu için şanslısın.
Beni aramıyor. Okyanustan korkuyor.
Peach? Hareket var mı?
Dört fincan kahve içti. Az sonra olur.
Onu izle.
İlk kaçışımda dişçi aletlerinin üzerine düştüm.
- Tuvaleti hedeflemiştim. - Tuvalet mi?
Tüm kanalizasyonlar okyanusa çıkar.
Kaç kez kaçmaya kalkıştın?
Sayısını unuttum. Balıkların yeri akvaryum değildir. Çıldırtır.
Kabarcıklar!
Şimdi eline Reader's Digest dergisini aldı. 4.2 dakikamız var.
Sıra sende Balıkyemi.
- Başarabilirsin. - Çabuk olmalıyız.
Bölmenin dibine kadar yüz, gerisini sana anlatırım.
Yosun gibi olacağım.
- Aferin. Beni duyuyor musun? - Evet.
İşte çakıl geliyor.
Küçük bir delik görüyor musun?
İçinde dönen bir pervane göreceksin.
Taşı dikkatlice pervaneye sok, böylece dursun.
Dikkatli ol Balıkyemi.
- Yapamıyorum. - Bu iyi bir fikir değil.
İyi olacak. Tekrar dene!
İşte böyle Balıkyemi.
Yavaş ol.
- Yaptım! - Başardı.
Harikasın evlat. Şimdi hortuma gir ve çık.
Gill!
Balıkyemi! Kurtar onu!
Ne yapacağız?
Sakin ol evlat. Panikleme.
- Yardım et! - Balıkyemi, bunu tut.
Hayır!
- Daha çok ver. - İşte böyle.
Haydi Balıkyemi. Tut şunu.
- Tuttum. - Çekin!
Gill, onu tekrar oraya yollama.
Hayır. O iş bitti.
Ahbap?
Dikkatini ver ahbap.
Ahbap?
Yaşıyor.
- Ne oldu? - Her şeyi gördüm.
Önce vay be durumundaydın! Sonra biz vay be durumundaydık!
- Sonra da biz vay be... - Neden söz ediyorsun?
Seni ufaklık! Denizanalarını alt ettin. Sende tehlike sorunu var.
Müthiş.
Midem.
Kabukta oynama. Yeni cilalattım.
- Bay Kaplumbağa... - Bay Kaplumbağa babamdı. Adım Crush.
Crush? Gerçekten mi?
Pekala Crush. Doğu Avustralya Akıntısı'na ulaşmalıyım.
DAA mı?
Ahbap...
Akıntının içindesin. Baksana.
Kabuğuma tutun ahbap.
Neye?
Harika!
Ee... bu güzel günde DAA'da ne işin var?
Dory ve ben Sidney'e gitmeliyiz.
Dory! O iyi mi?
Biraz sarhoş.
O aşağıda ahbap.
Çok üzgünüm.
Hepsi benim suçum.
29, 30! Önüm arkam sobe!
Oradasınız. Sıkıysa yakalayın.
Yukarı.
Tanrım.
Sakin ol ahbap. Squirt'in solo uçuşunu görelim.
Harikaydı.
Baba. Bunu gördün mü? Beni gördün mü?
- Ne yaptığımı gördün mü? - Harikaydın Squirt.
Yüzgeçten gel.
Kafa.
Ahbap.
Giriş. Jellyman, Offspring. Offspring, Jellyman.
- Jöle? Tatlı. - Kesinlikle.
Anlaşılan hoşlandığınız bir şeyler yaptım... ahbaplar.
Harikasın ahbap.
Yüz oğlum.
Bu harika, Jellyman.
Yumurta olduklarında çatlamaları için onları bir sahile bırakırız,
sonra onlar büyük maviye giden yolu bulurlar.
- Tek başlarına mı? - Evet!
Hazır olduklarını nereden anlıyorsunuz?
Tam olarak anlamıyorsun ama onlar anladığında anlıyorsun. Anladın mı?
- Bakın. - Bunu tanıyorum. Bu Jellyman.
- Devam et. Üzerine atlayın. - Uzun Kaplumbağa!
Durun. Çocuklar!
- Komik misin? - Kabuğun nerede?
- Nefes almalıyım. - Deniz analarını gerçekten geçtiniz mi?
- Teker teker. - Bay Balık, öldünüz mü?
Üzgünüm. Ayrıntıları hatırlamıyorum.
- Nereye gidiyorsunuz? - Oğlumu benden aldılar.
- Olamaz. - Ne oldu?
Hayır. Bundan söz etmek istemiyorum.
- Haydi ama. - Lütfen.
Tamam.
Buradan çok uzakta bir mercanda yaşıyorum.
Çok iyi olacak. Hissediyorum.
Oğlum Nemo bana kızmıştı.
Ona karşı bu kadar sert olmasam belki de bunu yapmazdı.
Açık sulardaki tekneye doğru yüzdü
ve dalgıçlar ortaya çıkınca onları durdurmaya çalıştım
fakat tekne çok hızlıydı, yani okyanusta uzaklaştı...
Onu durduramazdı. Sonra Nemo'nun babası okyanusa yüzdü
ve üç köpekbalığına rastladı.
Köpekbalıklarını patlatarak kaçırdı.
- Müthiş. - Sonra yüzlerce metre daldı...
Karanlığa. Aşağısı çok karanlık. Hiçbir şey görülmüyor.
Aşağıda görebildikleri tek şey...
Jilet gibi dişleri olan kocaman yaratık. İyi yırttılar.
Bu balıklar Doğu Avustralya Akıntısı'nda okyanusu günlerce aradı.
Şu anda buraya geliyor olabilir.
- Sidney Limanı'nda... - Birkaç gün sonra belirebilir.
Oğlunu bulana kadar hiçbir şey onu durduramaz. Başarmasını umarım.
Bana sorarsanız çok kararlı bir baba.
Benim. Benim. Benim.
Kapar mısınız çenenizi? Sizler kanatlı farelersiniz.
..oğlu Nemo'yu arıyor.
- Mercanda dalgıçlar almış... - Alın şunu.
Tekrar söyle. Nemo'yla ilgili bir şey söyledin.
Son duyduğumda limana doğru gidiyordu.
Harika.
O iyi mi?
Bilmiyorum ama ne yaparsanız yapın şu kelimeyi söylemeyin D A R...
Kimden söz ettiğinizi biliyorum.
Gill?
Balıkyemi.
- Özür dilerim, duramadım... - Özür dilemesi gereken benim.
Dışarı çıkmaya, okyanusu tatmaya o kadar hazırdım ki,
oraya ulaşmak için sizleri tehlikeye atmayı düşünüyordum.
Hiçbir şey buna değmez.
Seni babana ulaştıramadığım için üzgünüm evlat.
Neler...?
Bu da bir diş çekme yöntemi.
Çocuklar. İyi ki doğru dişi çekmişim.
Nigel, bir diş çekimini kaçırdın.
Ağız kirişini çıkardı mı?
Neler diyorum ben? Nemo'yla konuşmalıyım.
Ne?
Baban seni bulmak için okyanusla mücadele ediyormuş.
- Babam mı? Gerçekten mi? - Kilometrelerce yol tepmiş.
- Köpekbalıklarıyla savaşmış. - Köpekbalıkları mı?
- O olamaz. - Adı neydi?
Bir av balığı. Ton? Alabalık?
- Marlin? - İşte bu.
- Mercanların palyaço balığı. - Babam! Köpekbalığıyla savaşmış!
Üç köpekbalığı diye duymuştum.
- Üç köpekbalığı mı? - 4800 diş!
Dalgıç Dan seni aldıktan sonra baban deli gibi tekneyi izlemiş.
Gerçekten?
Yüzerken üç köpekbalığı onu yakalıyor,
o da onları havaya uçuruyor, sonra onu büyük dişli bir canavar kovalıyor!
O şeytanı bir kayaya bağlıyor. Ödülü?
Denizanası ormanıyla savaşıyor.
Doğu Avustralya Akıntısı'nda deniz kaplumbağalarıyla
ve dediklerine göre Sidney yolunda!
- Ne kadar iyi bir baba. - Seni gerçekten arıyormuş.
- Filtreye yüzüyor. - Yine mi?
Balıkyemi!
- Önünde kocaman bir hayat var. - Onu dışarı çıkarmalıyız.
- Çıkarın onu oradan. - Haydi evlat. Ucunu tut.
İyi misin?
Beni duyuyor musun Balıkyemi? Nemo? Duyuyor musun?
Duyuyorum.
Balıkyemi, başardın.
Balıkyemi, sen... üzerin bakteri kaplı!
Bu çok cesurcaydı.
Darla'nın gelmesine 48 saatten az kaldı.
Akvaryum o zamana kadar kirlenir ama yardımcı olmalıyız.
- Jacques, temizlik yapma. - Kendimi tutarım.
Sizler de olabildiğince iğrenç olun. Pis şeyler düşünün.
Akvaryumu o kadar kirleteceğiz ki, dişçi temizlemek zorunda kalacak.
Aferin.
Pekala, geldik dostlar. Hazır olun! Çıkışınız yaklaşıyor.
- Nerede? Ben göremiyorum. - Şurada. Ben görüyorum.
- Ölüm girdabından mı söz ediyorsun? - Aynen öyle.
- Elbette. - Önce çıkış arkadaşınızı bulun.
Çıkış arkadaşınızı buldunuz mu?
Evet.
Squirt sizlere uygun çıkış tekniğini anlatacak.
Bugün çok sıkı zıplayacağız.
Duvara çarptığınızda sert bir düşüş yaşayacaksınız.
Sonra sert bir dönüş var, dikkatli olun.
Unutmayın, yırtın, dönün ve vurun!
Benimle konuşmaya çalışıyor sanki.
Çok şekersin ama ne dediğini bilmiyorsun. İlk şeyi tekrarla.
Tamam, Jellyman. Haydi!
Bu çok... eğlenceliydi. Bundan keyif aldım.
Bak! Kaplumbağalar.
Mükemmel.
Şimdi kuyruklarınızı çevirin ve Sidney'e yüzün.
- Hiç endişelenme. - Endişelenme. Sağ ol Crush.
- Hoşça kal. - Görüşürüz, Jellyman.
Arkadaşına selam söyle.
- Görüşürüz dostlar. - Herkese güle güle.
Nemo buna bayılırdı.
Unuttum. Kaç yaşındasın?
150, ahbap!
Hala gencim. Devam et!
150. Bunu unutmamalıyım.
- İçeri mi gireceğiz? - Evet.
P Sherman, 42 Wallaby Caddesi, Sidney?
Evet.
Dümdüz yüzeceğiz.
Yüzmeye devam ediyoruz
Bu biraz sürecek.
Oyun oynamaya ne dersin?
- Tamam. - Turuncu bir şey düşünüyorum.
- Ve küçük... - Benim.
Doğru.
Bunu asla tahmin edemezsin. Turuncu ve küçük.
- Ben. - Pekala, Bay Ukala.
Turuncu, küçük ve beyaz çizgili...
Ben. Sonraki de benim.
- Bu ürkütücü. - Bu parçacığı daha önce görmüştüm.
Yani onu geçtik. Düz gitmediğimiz anlamına geliyor.
Yüzeye çıkmalıyız. Orada karar veririz.
Sakin ol. Derin bir nefes al.
Birine yön soralım.
Kime? Parçacığa mı? Burada kimse yok.
Birileri olmalı. Okyanustayız. Burada sadece ikimiz yokuz. Bakalım...
Tamam, kimse yok.
Yok.
Yok.
Burada biri var. Affedersiniz...
Aklımda gizemli bir şey var.
Tanımadığımız bir balık ve tarif sorarsak bizi yutabilir.
Siz erkekler yer sormaktan niye çekinirsiniz?
Cinsiyetle ilgisi yok. "Ölmeyelim"le ilgisi var.
- Buradan gitmek istiyor musun? - Evet.
Her şeyin iyi gitmesini umarak bir denemezsek bunu nasıl yapacağız?
- Anlamıyorsun. - Bu konuda bana güven.
Tamam.
Affedersin? Ufaklık?
Merhaba.
Kabalık etme. Merhaba de.
Merhaba.
- Oğlu Bingo'yu... - Nemo.
- ...alıp götürdüler... - Sidney'e.
Sidney'e, evet.
Buradan olabildiğince hızlı çıkmamız çok önemli.
Çıkmamıza yardım edebilir misin?
Haydi ufaklık.
Dory, ben ufaklığım.
Bence o ufak değil.
Koca adam. Balina. Tamam. Belki sadece balinaca biliyordur.
Onun oğlunu
bulmamız lazım.
Balinaca konuştuğundan emin misin?
Bize orayı tarif...
- Kimbilir ne diyorsundur. - ...edebilir misiniz?
- Bak, uzaklaşıyor. - Geri gel.
Onu incittin.
Belki lehçesi farklıdır.
Bu balinaca değil. Miden bulanıyormuş gibi konuşuyorsun.
- Belki kambur balinaca denemeliyim. - Hayır, deneme.
- Sesin iğrenç çıkıyor. - Belki daha yüksek.
- Yapma. - Katil balinaya kaçtı.
- Sence de katil balina gibi değil miydi? - Bildiğim hiçbir sese benzemiyor.
- Neyse. Belki de açtır. - Balinalar karides yer.
- Uzaklaş! - Bak! Karidesler.
Uzaklaş Dory!
Şuna bak. Şuna bakar mısın?
Pis. Kesinlikle pis.
Hepsi senin sayende oldu. Bunları sen yaptın.
Jacques, temizlik yok dedim.
Üzgünüm.
Bakın. Pislik meleği.
Kabarcıklar! Kabarcıklara bayılırım.
Flo? Flo'yu gören oldu mu?
9:00, dişçi geliyor.
- Merhaba Barbara. Üzgünüm, geciktim. - Başlıyoruz.
Küçük Davey Reynolds.
- Masaya gider, anahtarları bırakır... - Bloat, bu iğrenç.
Bence tadı gayet iyi.
Farkında mısınız, içinde yüzdüğümüz kendi...
- İşte geliyor. - Bu da...?
Korkunç.
Barbara, yarın ilk hastam kaçta?
- 10:00. - İptal et.
Darla gelmeden önce akvaryumu temizlemeliyim.
- Duydun mu Balıkyemi? - Akvaryumu temizleyecek!
Temiz olacağız!
Babanı görmeye hazır mısın evlat?
Tabii ki.
Şu anda limanda seni bekliyorsa hiç şaşırmam.
Evet.
Büyük bir tane geliyor. Haydi. Bunu denemelisin.
- Keser misin şunu? - Niye? Sorun ne?
- Balinanın içindeyiz. Anlamıyor musun? - Balina mı?
Balina. Yardım istediğin için. Şimdi buraya takıldık.
- Balinaca biliyorum. - Sen delisin. Balinaca bilmiyorsun.
Dışarı çıkmalıyım. Oğlumu bulmalıyım.
Ona deniz kaplumbağalarının yaşlarını anlatmalıyım.
İyi misin?
Tamam, tamam. Geçti. Her şey düzelecek.
Hayır, düzelmeyecek.
Tabii ki düzelecek. Göreceksin.
Hayır. Ona bir şey olmayacağına söz vermiştim.
Çok tuhaf bir söz.
Ne?
Ona bir şey olmasına asla izin veremezsin. O zaman ona bir şey olmaz.
Harpo için eğlenceli olmamıştır.
- Neler oluyor? - Bilmem. Ona sorayım.
Neler
oluyor
böyle?
- Durduğumuzu söyledi. - Tabii ki durduk.
Balinacayı kes. Her şeyi daha da berbat ediyorsun.
Bu ses de ne?
Bak, ne yaptın.
Su aşağı akıyor.
- Emin misin? - Şimdiden yarısı boş.
- Bence yarısı dolu. - Kes şunu. Yarısı boş!
Bu biraz daha zordu.
Ya gırtlağından aşağı inmemizi söyledi
ya da kök birası istiyor.
Tabii ki gitmemizi ister. Bizi yemiş olur.
Tadım nasıl, Moby? Yem olmaya niyetim olmadığını söyle.
- O... - Onunla konuşmayı kes.
- Neler oluyor? - Sorayım. Neler...
Balinaca yok. Balinaca bilmiyorsun.
Biliyorum.
Bilmiyorsun. Bunları yapabildiğini sanıyorsun ama yapamazsın Nemo.
Bırakma vakti geldi.
Her şey düzelecek.
Kötü bir şey olmayacağını nereden biliyorsun?
Bilmiyorum.
Hayattayız.
Bak. Sid-ney.
Sidney!
Tekrar Sidney.
Haklıydın. Başardık!
Oğlumu bulacağız.
Teşekkürler.
- Keşke balinaca bilseydim. - Şimdi onu götüren tekneyi bulalım.
- Evet. - Haydi. Bunu yapabiliriz!
Günaydın. Sabah oldu.
Gün geldi. Güneş parlıyor, akvaryum temiz ve çıkıyoruz...
Akvaryum temiz.
Nasıl?
Biz uyurken kurmuş olmalı.
- Ne yapacağız? - Ne yazıyor?
Seni duyamıyorum.
Akvatemizleyici 2003, kendiliğinden temizleyen bir tuzlu su temizleyici
ve akvaryum balıklarınızın ömrünü uzatır.
Kes şunu!
Akvatemizleyici akvaryumunuzu beş dakikada bir taramaya programlı mı?
Tarama? Bunun anlamı ne?
Sıcaklık 28 derece, pH dengesi normal.
Güzel.
Kahrolasıca Akvatemizleyici.
- Kaçış planımız yatar. - Peki ne yapacağız...
Darla!
Saklan evlat.
- Yanlış alarm. - Sinirlerim artık dayanamıyor.
O velet buraya geldiğinde ne yapacağız?
- Düşünüyorum. - İmdat!
- Yardım edin! - Dayan. Geliyorum.
Aşağı doğru yüz! Haydi evlat.
Herkes atlasın.
Aferin.
- Gill! - Nemo!
- Yuvarlan! Yaslan! Yuvarlan! - Pencereye git.
Çok kötü düşerdin.
- Ters yüzmek istemiyorum! - Sakin ol Nemo.
Ters yüzmeyeceksin. İyi olacaksın.
ROCK 'N' ROLL KIZI
Darla!
Bu teknelerden tanıdık gelen var mı?
Hayır ama tekne burada olmalı.
- Onu bulacağız. - Çok heyecanlıyım.
- Heyecanlı mısın? - Uyan. Haydi.
Eğil!
Bu ördek değil. Bu bir... pelikan!
Hayır! Ona kahvaltı olmaya gelmedim.
- Nigel. Şuna bakar mısın? - Neye?
Güneş yeni çıktı ve Gerald baş edebileceğinden fazlasını buldu.
Bence biri zavallıya yardım etmeli.
Herkes birden uçmasın!
Pekala, Gerald. Sorun ne? Dilini balık mı yedi?
Ördekleri sevin!
Oğlum Nemo'yu bulmalıyım.
Okyanusla boğuşan balık bu.
Oğlunun yerini biliyorum...
Dur. Geri gelin.
- Dur! - Devam et. O deli.
Sana söylemem gereken bir şey var.
Benim.
Ani hareketler yapmayın.
Yaşamak istiyorsanız ağzıma atlayın.
Ağzına atlamak mı? Bu beni nasıl yaşatacak?
- Benim? - Seni oğluna götürebilirim.
Tabii!
Hayır. Oğlunu tanıyorum. Turuncu. Yüzgeçlerinden biri kısa.
Bu Nemo!
Kemerlerinizi bağlayın!
Herkes tutunsun!
Benim için çok gürültülü.
Parla, parla küçük yıldız
Mutlu bir yer bul kendine.
Darla, amcan seninle görüşmek istiyor.
Pekala. Şu incileri görelim.
Ben piranayım.
Onlar amazonda olur.
Ve pirana bir balıktır. Tıpkı hediyen gibi.
Balığım oldu!
- Zavallıcık. - Öldü.
Balık, balık!
Hediyeni arabada unutmuş olmalıyım canım. Gidip alayım.
- Yaşıyor! - Ölmemiş.
Niye ölü rolü yaptı?
Onu tuvalete atacak. Buradan kurtulacak.
- Ne kadar zeki bir ufaklık. - Hayır, çöp tenekesi olamaz!
Babasını buldum.
- Nemo nerede? - Dişçi!
- Şurada. - Dişçi ne demek?
- İçeri gir. - İçeri giremem.
Girebilirsin. Hücum!
Neler...?
Darla, tatlım, bak.
Kımıldama. Sakin ol.
Kımıldama!
Kimse sana zarar vermeyecek.
- Tanrım. - Yakaladım!
Baba?
Dışarı. Dışarıda kal!
- Baba? - Balık?
Uyan!
Wannahockaloogie dağının tepesine.
Niye uyuyorsun?
- Çabuk! - Kabar!
Ateş Çemberi!
Balık!
Eyvah! Hayvanlar çıldırdı!
Çıkar onu!
- Kafasına vur! - Haydi, Gill!
Saçımda bir balık var!
- Gill. - Balıkyemi.
Babana benden... selam söyle.
Bul onu.
Başardı!
- Çok mutluyum. - İyi olacak mı?
Merak etme. Tüm kanalizasyonlar okyanusa çıkar.
Balık!
Baba!
SİDNEY ARITMA TESİSİ
Çok üzgünüm.
Gerçekten.
Sen olmasaydın buraya kadar asla gelemezdim.
Teşekkür ederim.
Bir dakika.
Dur. Nereye gidiyorsun?
Bitti, Dory. Geç kaldık.
Nemo öldü. Evime dönüyorum.
Hayır, yapamazsın.
Dur!
Lütfen gitme. Lütfen?
Kimse benimle senin kadar uzun süre kalmamıştı. Sen de gidersen...
Seninle daha iyi hatırlıyorum. Bak. P Sherman, 42...
Hatırlıyorum. Kafamda. Öyle olduğunu biliyorum. Sana bakınca hissediyorum.
Sana baktığım zaman...
Evimde gibiyim.
Lütfen. Bunun bitmesini istemiyorum.
Unutmak istemiyorum.
Üzgünüm Dory,
ama ben istiyorum.
- Gökten yağan nimet. - Tatlı hayat nektarı.
- Burası bizim yerimiz. - Gidin buradan.
Çok iyi ahbap!
Burada canlı bir tane var!
- Babamı gördünüz mü? - Yakaladım!
- Buraya dön. - Onu kaçırdın.
Baba!
Hayır!
- Özür dilerim. İyi misiniz? - Nerede olduğumu bilmiyorum.
Neler olduğunu bilmiyorum. Galiba birini kaybettim ama hatırlamıyorum.
Sorun değil.
Ben de birini arıyorum. Birlikte arayabiliriz.
- Ben Dory. - Ben Nemo.
Güzel bir isim.
Baba!
- Senin baban mı, benimki mi? - Benim babam.
- Tamam. Baba! - Biz neredeyiz?
"Sidney."
P Sherman, 42 Wallaby Caddesi, Sidney.
- Nemo! - Ne var?
Sensin!
Evet. Ben Nemo'yum.
Sen Nemo'sun. Ölmüştün. Seni gördüm.
Buradasın. Ölmedin. Ve baban... baban!
Babam mı? Babamı tanıyor musun? O nerede?
Bu tarafa gitti. Çabuk!
Turuncu bir balık gördün mü? Ona benziyor.
Daha büyük.
Onu gördüm Maviş ama nereye gittiğini söylemem.
Ve bana söyletmenin hiçbir yolu yok.
Benim.
Tamam. Konuşacağım! Balık avlaklarına gitti.
- Dikkat et. - Üzgünüm.
Eve dönmeye çalışıyorum.
- Baba! - Nemo?
Nemo yaşıyor!
Geliyorum, Nemo!
Şükürler olsun.
Bir şey yok oğlum. Her şey düzelecek.
Dönün. Yanlış tarafa gidiyorsunuz.
- Dikkat et! - Çabuk!
Haydi.
İmdat! Bizi çıkarın!
- Baba, yapacağımızı biliyorum. - Nemo, hayır!
Tüm balıklara birlikte aşağı yüzmelerini söylemeliyiz.
- Dışarı çık. - İşe yarar biliyorum.
Hayır, seni tekrar kaybedemem.
Vaktimiz yok. Dory'yi sadece böyle kurtarabilirsin.
Bunu yapabilirim.
Haklısın. Yapabileceğini biliyorum.
- Şanslı yüzgeç. - Haydi. Çabuk!
Tüm balıklara aşağı yüzmelerini söyle.
Oğlumu duydunuz. Haydi.
- Herkese söylemelisin... - Birlikte aşağı yüzün.
Ne dediğimi anlıyor musunuz? Aşağı yüzün!
- Herkes aşağı yüzsün. - Aşağı yüzmelisiniz.
Aşağı! Aşağı yüzün!
Aşağı yüzün!
Pes etmeyin! Yüzmeye devam edin!
Yüzmeye devam edin!
İşte böyle!
İşe yarıyor!
Yüzmeye devam edin!
Yüzmeye devam edin!
- Haydi baba! - Çok iyisin evlat.
- İşte babam. - Dibe kadar inelim.
Yüzmeye devam edin.
Neredeyse vardık. Yüzmeye devam!
Nemo nerede?
Orada!
Geçti. Baban burada. Baban yanında.
- Baba? - Şükürler olsun.
Baba...
Senden nefret etmiyorum.
Çok üzgünüm Nemo.
Bil bakalım?
- Neyi? - Deniz kaplumbağaları...
Bir tanesiyle tanıştım.
Ve 150 yaşındaydı.
150 mi?
Evet.
Sandy Plankton sadece 100 yıl yaşadıklarını söylemişti.
Okyanusu geçip de Sandy Plankton kadar çok şey bilemez miyim yani?
150 yaşındaydı! 100 değil.
Her şeyi yanlış bilen şu Sandy Plankton da kim?
Okul vakti! Kalk! Gidelim!
- Kazanacağım. - Hayır, kazanamayacaksın.
- Başardım. - Kendi oğlum beni geçti.
Haydi binin kaşifler.
Deniz hıyarı, yumuşakçaya bakar ve der ki,
"Böyle yaprakların varken kimin düşmana ihtiyacı olur?"
Merhaba Nemo. Kim bu?
- Değişim öğrencisi. - DAA'danım, ahbap.
- Çok şeker. - Kesinlikle.
Dürüst ol Marty, söylediğin her şeyi yaptın mı?
İzninizle.
Merhaba.
Korkmayın hemen.
En yeni üyemizin evine sağ salim varmasını istedik.
- Teşekkürler. - Haftaya görüşürüz.
- Programa devam et Dory. - Unutma, balıklar dosttur.
Yemek değil! Hoşça kal!
Sıkı tutunun. Gidiyoruz. Bir sonraki durak bilgi.
Hoşça kal evlat. Eğlenmeye bak.
Hoşça kal baba.
Bay Ray, durun. Bir şey unuttum.
Seni seviyorum baba.
Ben de seni oğlum.
Baba? Artık bırakabilirsin.
Üzgünüm.
Git ve macera yaşa.
Hoşça kalın. Görüşürüz dostlar.
- Hoşça kal Elmo. - Nemo.
- Nemo. Hoşça kal, Nemo. - Okuldan sonra görüşürüz Dory.
Hoşça kal, baba.
Hoşça kal evlat.
SON
GLENN McQUEEN'İN ANISINA 1960 - 2002
Barbara. Anlamıyorum.
Ömür boyu garanti yazıyor ama bozuldu.
Akvaryumu temizlemek zorunda kaldım, balıkları alıp poşetlere koydum...
Balıklar nereye gitti?
Haydi, Peach!
Tamam. İşte böyle. Başarabilirsin.
Gördüğüm en kısa kırmızı ışıktı.
Ne olacak şimdi?
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.