All language subtitles for Det.andet.offer.2025.1080p.BluRay.DD 5.1.x264-SbR-Turkish

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian Download
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

SECOND VICTIMS

Günaydın.

- Günaydın. - Günaydın, Esben.

Afiyet olsun!

Şeye bir bak istersen...

- Ama artık emzirmiyorum ki... - Bu benim uzmanlık alanımın dışında.

- Bu sabah P1'de konuşan sen miydin? - Evet.

- İyiydin. Çok net bilgiler verdin. - Teşekkür ederim.

Merhaba! Özür dilerim.

İnsanlar yanlış bir şey yapmadıkları hâlde neden “özür dilerim” derler ki?

- Affedersiniz. - İnanılmaz!

- Adın neydi senin? - Emilie. Seninki de Alex, değil mi?

- Evet. - Merhaba.

Bugün nörolojide yedek doktor sen misin?

Asıl sorumlu benim.

Esben oradaki beyin cerrahı. Onların soyunma odası tadilattaymış.

Peki, lanet olsun. Üzgünüm, bunu bilmiyordum.

- O tarafa geçeceğim. - Nereden bilebilirdin ki.

Christian adında biri olduğu yazıyordu.

- Bugün Christian'ı gördün mü? - Hayır.

Sormam gereken bir şey olursa kime soracağım?

Birgitte'e sor, yetkili o.

- İlk kez sorumlu olarak tek başımayım. - Heyecan verici.

Evet, heyecan verici. Ama aynı zamanda da gerginim.

- Büyük ihtimalle iyi geçecektir. - İyi günler size.

- Sana da. - Sana da.

Dudak parlatıcısı sürme.

- Yoksa insanlar hemşire olduğunu düşünür. - Tamam. Elbette. Teşekkürler.

- Günaydın, Trine. Trombolizde misin? - Evet.

Güzel.

- Tromboliz nöbetçisi Alexandra. - A22'den Aske.

Burada 59 yaşında Winnie adında bir hasta var.

Oğlu aramış, telefonda konuşması tuhaf gelmiş.

Konuşma güçlüğü yaşıyor ve sağ tarafında güçsüzlük var.

Belirtiler ne zaman başlamış?

Söylemesi zor; ama dün gece tamamen normalmiş.

Gece olduysa, acildir. Şu an neredesiniz?

- On dakika uzaklıktayız. - Hayati belirtilerini söyleyebilir misin?

Tansiyonu 180/80 mmHg, nabız: 99/dk...

...solunum: 18/dk, kan şekeri: 6.2 mmol/L.

- Teşekkürler. Görüşürüz. - Ne zaman varırlar?

On dakikaya. Uyanık inme olduğundan en fazla 30 dakikamız var.

- Hastanın adı ne? - Winnie.

Tıbbi kayıt sistemi çalışmıyor.

- Muhtemelen yakında gelir. - Tamam. Sabah toplantısına gideceğim.

Alex? Birkaç hastayı taburcu etmen gerekiyor.

- Gece vardiyası hastaneyi otele çevirmiş. - Hâllederim.

Tanrı ile doktor arasındaki fark nedir?

Tanrı, doktor olmadığını bilir.

Pardon?

Koridorda bir adam garip sesler çıkarıyor.

- Sadece Klopoxid'e ihtiyacı var. - Saat sekiz oldu, hadi başlayalım.

- Yine mi sen? - Bildiğiniz gibi, Christian hasta.

Bu da demek oluyor ki bu sabah acil serviste desteğimiz yok.

Biri birkaç saatliğine telefona bakabilir mi?

Bütün gece buradaydım.

Serviste yalnızım. Sorumlu doktor kim?

- Emma. - Emilie, yakın sayılır. Benim.

- Ne kadardır burada ki? İki hafta mı? - Bu biraz midemi bulandırdı...

- Saat ondan itibaren devralabilirim. - O zaman 2 saatliğine yedeğimiz olmayacak.

- Emilie, gayet iyi hâllediyor. - Otto'nun onayı yeterli olacaktır.

Ama bu personel sayısının yetersiz olduğu gerçeğini değiştirmez.

- Senin önerin nedir peki? - İşimde duygularımla hareket etmem.

Ve kadroya bir hekim daha eklemeyi düşünmek daha mantıklı değil mi?

Hasta olduğu için onu kovamayız.

Öyle; ama burada olmaması hastaları etkiliyor.

- Katılıyorum. - Ama etkilememeli.

Ama bölüm, meslektaşını desteklemeli. Zor bir yıl geçirdi.

- Christian'a ne oldu? - Uzun hikâye.

Evet, üstesinden gelemedi.

Bir şikayet aldı ve mesele daha da büyüdü.

Tartışmayı burada sonlandıralım. Hâlâ desteğimiz yok.

- Ben alırım. - Tamam. Teşekkürler, Alex.

Hem tromboliz hem acil servis çok fazla değil mi?

Sorun değil.

- İş Alex'teyse, içim rahat. - O hâlleder.

- Gitmem gerekiyor. Bir şey olursa ara. - Ararım.

- Affedersiniz, biri beni aradı. - Ben değildim.

- Rahip sen misin? - Evet.

Ters giymişsin.

- Günaydın, Kamal. - Günaydın, patron.

- Winnie Nielsen, tromboliz değerlendirmesi. - Evet. Teşekkürler.

Konuştuğun kişi bendim. Yeni bir şey var mı?

Hayır, yok.

- Son tansiyonu kaçtı? - 180/80 mmHg.

- Kan sulandırıcı kullanıyor muymuş? - Oğlu kullanmadığını düşünüyor. O da yolda.

- Yani, kan sulandırıcı kullanmıyor mu? - Oğlunun dediğine göre kullanmıyor olmalı.

Merhaba Winnie. Adım Alex, doktorum.

Beyninde kan pıhtılaşması olduğundan şüphelendiğimiz için buradasın.

Seni muayene edeceğiz. Kısa sürecek; ama sonrasında açıklayacağız.

Şimdi bunu çıkarıyorum.

Winnie, bana yaşını söyleyebilir misin?

Güzel. Hangi ayda olduğumuzu söyleyebilir misin?

Güzel. Bana bakabilir misin? Gözlerini kapat.

Aç şimdi. Evet, güzel.

Winnie, şimdi elime bak.

Evet. Güzel.

Tamam, güzel. Winnie, şimdi kolunu kaldırıyorum.

Bıraktığımda, ben beşe kadar sayarken kolunu havada tut.

Şimdi sayıyorum. 1, 2, 3, 4, 5.

Evet, güzel.

Şimdi aynısını diğer kolla yapacağız. Ben bırakacağım, sen yukarıda tutacaksın.

1, 2 ... Evet, güzel. Peki.

Bunu hissediyor musun, Winnie? Evet, biraz acıtıyor.

Ya bu... ? Acıtmadı mı? Güzel.

Güzel. Emar'a götürün.

Merhaba, Winnie. Seni emar taramasına götürüyoruz, işlem bitince yanında olacağız.

Günaydın, Ragnar. Yakala!

Teşekkürler! Şekerim.

- Hak ettin. - Bir dakika.

Evet, ben Ragnar.

Evet. Ama niye?

Beceriksizliğinizi örtbas etmeyeceğimi defalarca söyledim.

Aynen öyle. Teşekkürler, güle güle.

Acil servisten bıktım usandım.

Hastaları düzgünce muayene etmek yerine...

...doğrudan emar için bize yolluyorlar. Emarın maliyetinden haberleri var mı acaba?

Kesinlikle yok. Bu savunmacı tıp anlayışı, sağlık sistemimizin sonunu getirecek.

İşte görüntüler geliyor.

- Sol hemisferde iskemik inme. - Afazi ile uyumlu. Ne zaman olmuş?

3-4 saat önce gerçekleşmiş. Derhâl tedaviye başlamalıyız.

Hasta, 60 kg civarı, bu nedenle 54 mg Alteplaz uygulanacak.

5.4 mg'ı bolus olarak, kalan 48.6 mg ise 60 dakikada infüzyonla verilecek. Sağ ol.

- Doğru. - Evet.

Laf değil iş yapan bir doktor!

Aynen öyle.

Evet, “hashtag MeToo”.

- Hashtag'siz, sadece “MeToo” deniyor. - He, he; öyle söyleriz artık!

Alex? Sistem hâlâ çalışmıyor, bilgilerine erişemedim.

- Tamam. - Tam bir felaket.

Oğlu, ilaç kullanmadığını söyledi.

Bu mahkemede geçerli olmaz. Ne yapacağız peki?

- Tedaviye başlayacağız. - Başlayamayız.

Kayıt sistemi çalışana kadar beklemek zorundayız.

- Zamanımız yok. - Devralın!

Ne yapıyorsun? Burası klinik ortam, bir şeyler fırlatılmaz!

Winnie, biraz bana bakar mısın? Parmağınla yukarıyı gösterebilir misin?

Parmağınla yukarıyı gösterebilir misin?

Güzel. Teşekkürler.

Şimdi sana çok önemli bir şey soracağım...

Herhangi bir ilaç kullanıyor musun? Evet mi? Yoksa hayır mı?

Hayır mı? İlaç kullanmıyor musun?

Güzel. O zaman Alteplaz verebiliriz.

- Nöroloji nöbetçi doktor. - Benim, Emilie.

18 yaşında bir erkek hasta, dün baş ağrısı yakınmasıyla gelmiş.

Ense sertliği var mı netleştiremedim.

5.4 mg Alteplaz.

Biraz bekler misin? Tromboliz uygulamasındayım şu an.

- Emin misin? - Evet, eminim. Teşekkürler.

Pekâlâ, Emilie. Devam et, ama yavaş konuş.

Bu vakayı tek başıma değerlendiremiyorum...

...kıdemli bir meslektaşın desteğini istiyorum.

Tamam, geliyorum.

- Emilie'ye gidiyorum. Beş dakikaya dönerim. - Gidiyor musun? Şimdi mi?

- Bir değişiklik olursa ara. - Ararım.

Merhaba. Her şey yolunda mı?

Merhaba.

Affedersin? İlaçlarını kontrol edebilir misin?

Klopoxid alması gerektiği söylendi.

Epilepsi olabilir. Lütfen kontrol eder misin?

- Günaydın. - Günaydın, Elias.

- Emin misin? - Eminim.

Günaydın. Adım Alexandra ve nöroloji uzmanıyım.

- Camilla. - Acil bir durum mu vardı?

- Acil mi? - Sâkin ol, anne.

Emilie stajyer doktor, ben sadece gözetmenlik yapıyorum.

- Yani ciddi bir şey değil mi? - Sâkin olun.

Oliver'ın dünden beri şiddetli baş ağrıları var.

Görünüşe göre her şey normal...

...ama ense sertliği olup olmadığından emin değilim.

Karar vermek zor.

- Dünkü kadar ağrımıyor. - Bırak da doktor muayene etsin.

- Kendisi meşgul. Bugün onun doğum günü de. - Kaç yaşına giriyorsun?

- 18. - Tebrik ederim. Harika.

- Kendini nasıl hissediyorsun? - İyiyim.

- Ateşin var mı? Miden bulanıyor mu? - Hayır, tamamen iyiyim.

- Son zamanlarda çok içki içtin mi? - Biraz.

O kadar çok içmiyorsun. Bunun içkiyle bir ilgisi yok.

- Oliver, burnuma bak. - Tamam.

- Şimdi, gözlerine ışık tutacağım. - Tamam.

Güzelmiş.

Bu kalemin ucuna odaklan.

Başını hareket ettirmeden sadece gözlerinle izle.

- Güzel. Hiç çift gördün mü? - Hayır.

Benimle göz teması kur ve kollarını iki yana aç.

Sonra bir elinle burnuna dokun. Güzel. Şimdi diğer elinle.

Güzel. Gözlerini benden ayırmadan parmağıma dokunabilir misin?

Çok güzel.

Şimdi muayene masasına geçiyoruz. Başın bu tarafta olacak şekilde uzan.

Bana doğru.

- Ayakkabılarımı çıkarayım mı? - Çıkarma.

- Uzan, bunu daha sonra hallederiz. - İşte böyle...

Boynunu muayene ediyorum, rahatla. Başını tutuyorum.

Güzel. Gergin veya ağrılı hissedersen söyle.

Güzel.

Artık eve gidebilir miyiz?

Evet, normal migren ya da akşamdan kalma gibi görünüyor.

- Emin misiniz? - Evet, eminim. Eve gidebilirsiniz.

Ağrısı için Panadol alabilir. Ama midesinin bulanmadığından emin olun.

- Teşekkürler. Çok rahatladım. - Teşekkürler.

- Geliyorum. - Risk almamak adına emar istemeyelim mi?

Ragnar'ın dırdırını dinlersin. Hiç gerek yok.

- Geldim. - Tansiyonu 210/100 mmHg.

- İnfüzyonu durdur. Mesanede bir şey var mı? - Yok.

20 mg Trandate hazırlar mısın?

- Winnie? Miden mi bulanıyor? - Evet.

- Başın ağrıyor mu? - Evet.

- 20 mg Trandate. - Sağ ol.

İşte, Winnie. Evet, bu hiç hoş değil.

- Bu iyi geldi, Winnie. - Su.

- Su. - Sana bir bardak su getireyim.

Orada neler oluyor?

- Bakacağım. - Sağ ol.

Adı Winnie. Bana nerede olduğunu söyle!

- Cevap ver bana! Adı Winnie! - Sâkin ol.

Merhaba. Sen Winnie'nin oğlu musun?

- Adım Alexandra, doktorum. - Anders.

- Nerede olduğunu biliyor musun? - Gel.

Bir şey söylemeyi reddettiler. Telefonda sesi garip geliyordu.

- Anlatacağım. - Annem iyi mi?

Annenin beyninde dün gece bir pıhtı oluşmuş; ama şu an iyi durumda.

Sikeyim.

Tedavi görüyor ve işe yarıyor gibi görünüyor.

Yani...? İyileşecek mi?

Onunla konuşmak ister misin? Bence seni gördüğüne sevinecektir.

Benimle gel.

Bu Anders, Winnie'nin oğlu.

Merhaba, Anders. İçeri gel. Winnie, Anders geldi.

- Tromboliz nöbetçisi Alexandra. - Merhaba, ben Christina.

Hastanın adı: Åge, 82 yaşında parmaklarında karıncalanma şikayeti var.

Durumu iyi değil. Şeker hastası.

- Belirtiler ne zaman başlamış? - Birkaç gün önce, diyor.

Küçük bir pıhtıya benziyor; ama tromboliz için çok geç.

Ama nörolojiye yollayın, muayene etsinler.

- Olur, gönderelim. Ad/soyad baş harflerin? - AD.

- Tamam, sağ ol. Hoşça kal. - Sağ ol, güle güle.

- Alex, iki saniyen var mı? - Tabii...

Tek başıma nöbet tutmam için biraz erken değil mi?

Gayet iyi idare edebilirsin.

Sağ ol, ama kendimi gergin hissedersem söylememi söylemiştin...

Duygular için zamanımız yok. Kulağa biraz bencilce geliyor.

Hastaların iyiliği için buradasın, bunu unutma.

Evet, ben de öyle olmaya çalışıyorum.

Üstesinden geleceksin. Bunu biliyorum.

Yardım edin! Oliver?

Yardım edin! Yere yığıldı.

- Yardıma ihtiyacımız var! Kırmızı alarm! - Alex, ne yapmalıyım?

Başının altına koy. Camilla, müsaade et.

- Oliver? - Oliver?

- 5 mg Stesolid. - Ne oluyor?

Çalışmak için biraz alana ihtiyacımız var.

- Bana bir sedye lazım! - Bir sedye!

- Bir sedye ve oksijen! - Ben hâllederim.

- Yana çevir! - Pardon.

- Onunla kal, Emilie! - Özür dilerim.

- Sedyeyi getiriyorum. - Onu hemen emara götürün!

- Onu nereye götürüyorsunuz? - Daha fazlasını öğrenmek için emara.

- Nesi varmış? - O, emin ellerde.

- Öylece gidemezsin. - Geri geleceğim. Söz veriyorum.

Geri geleceğim.

- Beni bırakma! - Burada bekle.

Beyin kanaması geçiriyor.

- Endovasküler embolizasyon mümkün mü? - Bu boyutta bir kanamaya mı? İmkânsız.

- Ragnar... - Ameliyat öneriyorum.

Yırtılma olasılığı fazla. Bence en iyi çözüm embolizasyon.

Bu imkânsız.

Risk ne kadar büyük?

Cerrahi esnasında kanamanın artma olasılığı %80. Sonrasında da hasta ölür.

Kanamayı durdurmak için %20 şansın var yani.

Belki sadece %15.

Diğer seçenek, hayatının geri kalanını komada geçirmesi.

- Ya da beyin hasarı ile uyanması. - Şu an bu konuda bir şey söyleyemeyiz.

Cerrahi müdahale yapılmaması hastanın lehine olabilir bence.

Pekâlâ. O zaman dosyaya...

...“hastayı ameliyat etmeyi istemediğini” yazacağım.

İstemediğimden değil ama...

18 yaşında.

- Bir deneyelim. - Güzel.

Güzel.

Birgitte'in yanına gidiyorum. Hazır olduğunda gel.

Tamam.

- Telefonu vereyim. - Harika.

Yaşadığınız kritik olayı hızlıca değerlendirmek üzere toplandık.

Kimseyi suçlamak değil, süreci öğrenmek istiyoruz.

Tamam mı?

Beş dakika sonra bir toplantım var; ama sıkıntı olmaz muhtemelen.

Alex, yaşananları adım adım anlatabilir misin?

08:15 civarı çağrıldım.

Baş ağrısı şikayeti olan bir hastaydı. Akut bir bulgu olmadığı için taburcu ettim.

- Yani hastayı sen mi aldın? - Hayır, Emilie aldı.

Yani genç doktorlar nörolojide hasta almamalı.

- Benim hatam olduğunu mu söylüyorsun? - Hayır.

Suçlama meselesini şimdilik bırakalım.

Senin deneyimine döneceğiz. Söz veriyorum.

- Alex, devam etmek istiyor musun? - Evet.

- Hasta, bir süre sonra geri geldi. - Ne kadar sonra?

On dakika sonra. “Kırmızı alarm” diye bağırdık ve sonra ortalık karıştı.

Evet, ortamın gerginleştiğini...

...ve insanların birbirine karşı kırıcı davrandığını hissettim. Çok nahoştu.

Çok zorlayıcı görünebilir ama...

İşler hızlı ilerlemek zorunda olduğunda böyle olabiliyor.

Herkesin elinden geleni yaptığına eminim.

Zavallı çocuk.

Kıdemli doktoru aradım. Daha ne yapabilirdim ki?

İlk muayeneyi kıdemsiz doktorların yapması gayet normal.

Ve Alex, şüpheler ortaya çıktığında hastayı muayene etti, değil mi?

- Evet. - Peki sonra, hiçbir belirti bulamadınız mı?

Hayır. Eğer bir şey görseydim, onu emara gönderirdim.

- Hayır, lanet olsun... - Tamam, tamam.

Geldiğinde hiçbir belirti yoktu. Ben de onu muayene ettim.

Bunu sana söylediğimden eminim.

Neyi?

Hiç. Tam olarak emin değilim. Hatırlamıyorum. Özür dilerim.

- Emilie, elinden geleni yaptın. - Evet, kesinlikle.

Bizimle paylaşmak istediğin başka bir şey var mı?

Hayır, yok.

O zaman toplantıyı bitirelim.

Zamanımız da doldu ama bu işi çözmemiz iyi oldu.

Sağ ol. Alex, bakar mısın?

Emilie'yle bir fincan kahve içebilir misin?

Bu tamamen anlamsızdı.

- Oliver nasıl? - Şimdi onu ameliyat edecekler.

- Sence uyanacak mı? - Sanırım uyanır. Daha genç.

O yaşlarda beynin o bölgesi kendini rahatça onarabilir.

Beyin kanamalarında seyrin kötü olduğunu sanıyordum.

- Ya ölüm ya da beyin hasarı. - Türüne ve yerine göre değişir.

Kimsenin hatası olmadığını biliyorum; ama bence onu emara göndermeliydik.

Emilie, her baş ağrısı çeken hastayı emara gönderemeyiz.

Ama ya bu onun hayatını kurtarabilseydi?

- Ama hasta ölmedi ki. - Almayayım, teşekkür ederim.

Klinik bulgu yoksa, tetkik de gerekmez.

- Merhaba, Hanne. İzinli değil misin? - Birisi hastalandı, yerine geldim.

Bu her şeyi açıklıyor.

Neyi?

Sana söylemiştim.

Bunu diğerlerinin önünde söylemek istemedim. Ense sertliği vardı.

- Bundan bahsetmemiştin. - Evet, bu yüzden seni aradım.

Ense sertliğini nasıl muayene edeceğini bilmediğin için beni aradın.

Hayır, ense sertliği bulduğum için aradım. Bunu kayıtlara yazmıştım.

- Görmedin mi? - Hayır, zamanım olmadı.

Ama sana hem telefonda hem de odada söyledim.

Oliver'ın durumu, benim kayıtları okumamla düzelmeyecek.

Doğru tedaviyi alması gerekiyor ve hasta yakınlarının da bize ihtiyacı var.

- Ama bu... - Gitmek zorundayım.

Peki.

Tromboliz nöbetçisi Alexandra.

Hasta ara

Akut baş ağrısı.

DİKKAT!!! Ense sertliği mevcut. OLASI BEYİN KANAMASI.

Sorumlu doktor Alexandra Demir ense sertliğini doğrulamadı.

Oliver Stiig Winther, Alexandra Demir tarafından eve gönderildi.

- Alex? - Ne oldu?

Hastaları taburcu edeceğin sözünü vermiştin ya hani.

Söz. Ameliyata gireceğim, sonra bakarım.

Tamam.

- Çocuğun durumu nasıl? - İyi. Şimdi onu ameliyat edecekler.

Güzel.

Ne oldu?

- Ameliyat etmeyeceğiz. - Neden?

Tahmin ettiğim gibi; yırtılma riski çok yüksek.

En iyisinin bu olduğu konusunda hemfikir değil miydik?

Edemem işte.

Kanama daha önce fark edilseydi, belki edebilirdim; ama...

- Onu kim aldı? - Kıdemsiz bir doktor, ama ben...

Ama kısa bir süre sonra bayıldı.

Belirtiler ne zaman başladı?

Annesi dün acil tıbbi yardım hattını aramış, yani muhtemelen bir “öncül kanama” idi.

- Besbelli. - Bu hiçbir şeyi değiştirmez.

Hayır, ama dün gelseydi, bu durumda olmazdık.

Bu tür kanamalarda dakikalar bile önemlidir.

Yuh be ya!

Anneyi almadan önce bilmem gereken başka bir şey var mı?

Bu tamamen anlamsız.

Esben, bilmem gereken başka bir şey var mı?

Komada. Uyanacak mı göreceğiz.

Çocuk ölürse... benim suçum değil.

- Uyanacaktır. - Rapor ettim.

Ailesi dava açarsa, benim adımı anma.

Neden dava açsınlar ki?

Çift terapisine gitmenin ne kadara mâl olduğunu biliyor musun?

- 46,000 harcadık. - Şaka yapıyorsun!

Trine? Ailesi nerede?

Annesi salonda oturuyor.

- Çok pahalı. - Ekstra mesai yapmak zorunda kaldım.

- Baksana, yanlış tarafa gidiyorsun! - Telefonumu unutmuşum da.

- Camilla. Tekrar merhaba. - Merhaba.

- Oliver'ın babası geliyor mu? - Evet, yolda.

- Onu bekleyelim mi? - Hayır, neler olduğunu bilmek istiyorum.

Otur.

Oliver'ın beyninde ciddi bir kanama vardı.

Beyin cerrahıyla konuştum ve ameliyat etmemeye karar verdiler.

Şimdi onu yoğun bakımda bir odaya alıyorlar.

O zaman ameliyata ihtiyacı yok mu?

Cerrah bunun çok riskli olduğunu düşünüyor. Durumu daha da kötüleşebilir.

- Yani şu an komada. - Komada mı? Bu ne demek oluyor?

Durumu stabil demek.

Yani artık uyanmasını bekleyeceğiz.

Dün, başının ağrıdığını söylemişti.

- Bir sorun olduğunu biliyordum. - Ama mutlu ve sağlıklı görünüyordu.

Ama o benim çocuğum ve böyle şeyleri anlayabiliyorsun.

Bilemezdin. Ben de şüpheli bir şey fark etmedim.

- Tüm söyleyebileceğim bu. - Ama bu...

Teşekkürler.

Merhaba, Oliver'ın annesi Camilla'yı getirdim.

Merhaba, adım Aïda. Yoğun bakım hemşiresiyim.

İsterseniz yanına oturun.

Bir şeye ihtiyacınız olursa haber verin. Cerrah birazdan burada olur.

Şu anda başka bir ameliyatta.

- Nörolojiden misin? - Evet, konuştuğun bendim...

Annesiyle bir konuşayım demiştim. Ben, Alex.

Tamam. Esben gelmek üzere, o devralacak.

- Güzel. - Sağ ol.

Beni duyabilir mi?

Onunla kısa ve basit cümlelerle konuşabilirsin.

Ne yaptığını açıklarsın. Mesela...

Şimdi kolunu hareket ettiriyorum.

Şimdi alnını okşuyorum.

Tüm dokunuşlar iyidir.

Sâkince adıyla hitap edip; geri gelmesi gerektiğini söyleyebilirsin.

En sevdiği şarkıları söyleyebilirsin. Belki neden hastanede olduğunu açıklarsın.

Neden hastanede?

Eminim cerrah Esben, seninle her şeyin üzerinden geçecektir.

Oğlum neden burada yatıyor?

Üzgünüm, bunun haksızlık olduğunu düşünüyorum.

Seni çok iyi anlıyorum.

Yıllarca çocuk sahibi olmaya çalıştık.

İnsanlar, vazgeçmem gerektiğini...

...fallop tüplerimde bir sorun olduğunu söylediler.

Ama ben o kadar çok istedim ki...

Pes ettik. Derken bir anda...

...oğlum geldi.

O bizim küçük mucizemiz.

Evet.

Bir şeye ihtiyacın olursa bana haber ver.

Gidiyor musun?

Evet. Ama sonra gelip seni kontrol edeceğim.

Sevinirim.

Babası geldiğinde bana mesaj at.

Evet, her şey yoluna girecek gibi.

Kendi kendine idare edebiliyor. O zaman planları değiştirmen gerekecek.

Berbat durumdayım. Kendi kıçımı bile silemiyorum.

- Anne, doktor geldi. - Kapatmam lazım. Hoşça kal.

- Merhaba, Winnie. Nasılsın? - Benim için endişelenmene gerek yok.

- Yine de endişeleniyorum. - Çok naziksin.

Gülümseyebilir misin?

Hiç fena değildi. Yutkunabiliyor musun?

- Zor mu oluyor? - Evet.

Bazı sinirler hasar görmüş olabilir. Şu sesleri söyleyebilir misin?

Ka-ka. Pa-pa. Ta-ta.

- “Ka-ka. Pa-pa. Ta-ta.” - Harika!

Önceki davranışım için özür dilerim.

Sadece... çok korkmuştum.

- Anlıyorum. - Birbirimizden başka kimsemiz yok.

- Sadece ikimiz varız, annem ve ben. - Ölmedim ya!

- Anne, bu hiç komik değil. - Henüz ölmedim işte.

Bunun kalıcı bir hasara yol açıp açmayacağını biliyor musun?

- Tekrar normale dönebilecek mi? - “Normale” mi?

Bunu söylemek için çok erken; ama ben gayet iyimserim.

Onu aradığımda sesi çok...

...garip geliyordu. Tamamen...

Üzgünüm.

- Çok korktum. - Her şey yolunda.

Her şey çok âni oldu. Tabii ki korkmuşsundur.

Hemşire dedi ki... eğer sen olmasaydın...

- Onun hayatını kurtardın. - Ben sadece işimi yaptım.

Teşekkürler.

Oliver'ın babası geldi.

- Şimdi gitmem gerek ama iyi görünüyor. - Teşekkürler.

Benim küçük hazinem.

Merhaba. Ailesi nerede?

Annesi, babasını almaya gitti. Yolu bulamamış.

- Oliver nasıl? - Tansiyonu biraz dalgalandı.

Esben nerede?

Hâlâ ameliyatta; ama ben aradığımda bitirmek üzereydi.

Göz bebeklerini en son ne zaman kontrol etmiştin?

Her saat başı kontrol ediyorum.

Bugün trombolizde iş yoğunluğu düşük sanki.

Ne oldu?

Alex?

Göz bebekleri ışığa tepki vermiyor.

- Şeker hastası mı? - Alex...

Derin komada olan bir hastam vardı...

- Ailesini çağıracağım. - Hayır, bekle!

- Aileye şimdi söylenmeli. - Burada hiç yatmamalıydı bile.

Ne demek istiyorsun?

Ya muayene sırasında bir şeyi gözden kaçırdıysam?

Şu an konuşulacak bir şey değil bu.

Ama onlara söylemek zorundasın.

Merhaba.

- Merhaba. - Merhaba.

Tekrar hoş geldiniz.

Merhaba. Oliver'ın babasıyım. Karl.

- Alex. Doktorum. - Geldim.

- Merhaba. - Merhaba. Size bir sandalye vereyim.

- Teşekkürler. - Buyurun.

Ne çok makine var.

Esben'i çağırayım. Burada bekle.

Ben yokken bir şey oldu mu?

- Merhaba demek için şimdi geldim ben de. - Sağ ol.

Şimdi babası da geldi.

Ne dediğimizi duyabiliyor mu?

Evet, onunla normal bir şekilde konuşacağız.

Uyuyor mu, yoksa komada mı?

- Yorganı düzeltebilir misin? - Tabii.

Sadece biraz düzelt.

İşte oldu. Baban yorganını düzeltti. Böyle daha iyi, değil mi?

Ne zaman uyanacağı hakkında bir şey söylediler mi?

- Muhtemelen düzelecektir. - Karl, bereni çıkarır mısın?

- Esben'in ameliyatı bitmek üzere. - Tamam, ben biraz uzaklaşacağım...

- Cerrah yolda. - Teşekkürler.

- Efendim? - Oliver, organ bağışçısı olarak kayıtlı.

Gelmelisin. Esben gelmedi, artık ailesine söylemeliyiz.

- Orada mısın? - Evet.

Geliyorum.

En fazla on dakika sonra orada olurum.

Olur. İyi olur.

- Merhaba. - Merhaba, Alex.

Oliver'ı kontrol etmek istemiştim.

Orada vaziyet gidiyor?

Babası geldi. Onlara biraz zaman veriyoruz.

- Acele etmem istendi. - Şimdi ne yapacağız?

- Neyi? - Oliver'ın durumunu?

Ne gibi bir durum var ki?

- Ona söylemedin mi? - Neyi söylemedin?

Evet, göz bebeklerini. Oliver'ın gözbebeği refleksi yok.

Ne?

Neden bir şey söylemedin?

- Ailesine ne söyledin? - Henüz bir şey söylemedim.

Tanrı aşkına! Gel, hadi!

İyi günler.

Adım Esben, beyin cerrahıyım. Oliver'ın tedavisini ben yürütüyorum.

- Onu ameliyat etmek istemeyen siz miydiniz? - Sâkin ol ve doktoru dinle.

Mesele şu ki, Oliver'ı biraz daha muayene etmek istiyoruz.

Dışarıda beklerseniz daha iyi olur.

Anlamadım. Neyini muayene edeceksiniz?

Alex, her şeyin yolunda göründüğünü söylemiştin.

- Sadece onu muayene etmek istiyoruz. - Buyurun, edin.

Hemen biter. Dışarıda oturabilirsiniz.

- Neden burada olamıyorum? - Dışarı çıkacağız.

- Alex, neler oluyor? - Sadece bir dakika sürecek.

Dışarıda bekleyeceğiz.

- Fazla uzun sürmez. - Tamam, gel hadi.

Fenerini alabilir miyim?

Sağ ol.

- Kayıtlı bir organ bağışçısı mı? - Evet, en yakın akrabasının izniyle.

- Bu kadar genç bir adam için ne güzel. - O zaman ailesiyle konuşmalıyız.

Evet, tansiyonunu korumak zor.

- Her şey çok hızlı ilerliyor. - Bağış bugün yapılmalı.

Anlaştığımız gibi ameliyat etseydin, belki de bunlar olmazdı.

Belki de bu konuşmayı başka bir zaman yapmalısınız?

- Biraz aceleye gelmiş gibi görünüyor. - Organlar benim için değil.

- Merhumun isteklerine saygı göstermeliyiz. - Başka hususlar da var.

Çok beklersek, organlar kullanılamaz hâle gelir.

- Aileyle konuşacağım. - Hayır. Oliver benim hastamdı.

Ne Oliver'ın sorumluluğunu aldın ne de ailesinin.

Onlarla senden daha iyi bir ilişkim var.

İyi.

O zaman nakil merkezini arayıp ne istediklerini soracağım.

- Ve Aïda, sen de konuşmaya dahil olacaksın. - Tamam.

Evet...

Ne yazık ki Oliver'ın durumu daha da kötüleşmiş gibi görünüyor.

Nasıl yani?

Onu muayene ettiğimizde...

...beyninin canlı olduğuna dair hiçbir işaret göremedik.

Yani, Oliver'ın beyninin ölmüş olma riski yüksek.

Ne yazık ki.

Ama her şeyin yolunda olduğunu söylemiştin.

Bu ne anlama geliyor?

Beyin, kan alamadığı için artık çalışmıyor.

- Ama nefes alıyor. - Nefesi, onun için solunum cihazı alıyor.

Peki ya kalbi?

Atıyor çünkü biz onu çalıştırıyoruz.

O zaman yaşıyor. Vücut yaşıyor, dediğin bu değil mi işte?

Vücut teknik olarak hayatta...

...ama Oliver, bir daha uyanmayacak.

Ama belki birkaç gün içinde iyileşir?

Ne de olsa genç.

- Çabuk iyileşebilir. - Ben mi demiştim...?

- Üzgünüm, daha fazla bir şey yapamayız. - Her zaman yapabileceğiniz bir şey vardır.

Peki şimdi ne olacak?

Bunu şimdi konuşmamıza gerek yok.

- Neyi? - Biraz bekleyebiliriz.

Oliver'ın, en yakın akrabasının onayıyla kayıtlı bir organ bağışçısı olduğunu...

...size bildirmek zorundayız.

Anlamıyorum. Bu ne demek oluyor?

“Organ bağışçısı” mı? İğrenç bir şaka mı bu?

- Prosedürü kabul etmek zorunda değilsiniz. - Ne prosedürü?

- Biraz beklemek istemiyor musunuz? - Hayır, bilmek istiyorum.

Kullanılabilecek olan tüm biyolojik materyali...

...çıkardıkları bir operasyon.

- “Materyal” mi? - Güzel görünecek.

Güzel görünecek. Onu tekrar kapatacaklar ve kendi kıyafetlerini giydirecekler.

- Onu öylece kesemezler. - Oliver kendi mi kaydolmuş?

Evet.

Ne yapıyorsun?

- Oliver'ın isteği buydu. - İmzalama. O bizim oğlumuz!

Ben imzalamayacağım.

Beyin ölümünü doğrulamak için kapsamlı bir muayene yapıyoruz.

En ufak bir yaşam belirtisinde bağış işlemine devam etmiyoruz.

Yani başka bir deyişle hâlâ bir umut var?

Bunu söylüyorsun, değil mi?

Bunu göz ardı edemem.

- Muayenede hazır bulunmak istiyorum. - Bu biraz...

- Karl da öyle. - Evet.

Buna hakkınız var, ama tavsiye etmiyorum.

Oğlum orada, hissedebiliyorum.

Oliver?

Oliver, beni duyabiliyor musun?

Oliver?

Oliver!

Şimdi göz bebeklerine hem ışık hem de hareketle bakacağım.

Buzlu suyu alayım.

Oliver'ın kulak kanalına buzlu su dökerek denge refleksini test ediyorum.

Ayak tabanlarını ağrılı uyaranla test ediyorum.

Giydirir misin?

- Elini mi tutuyorsun? - Evet.

- Affedersin. - Ne?

Müsaadenle...

Bir kez daha. Biraz daha sık.

Evet. Nefes alıyor.

Oliver'ın kendi başına nefes alıp alamadığını görmek için...

...solunum cihazını çıkaracağız.

Zamanlamayı şimdi başlıyoruz.

Tekrar bağlayabilirsin.

Evet, klinik muayene beyin ölümünü doğruluyor.

Muayeneden önce onlara ne söyledin?

Beynin artık çalışmadığını.

Bir kez daha soracağım...

Muayeneden önce onlara ne söyledin?

- Uzun bir konuşmaydı.. - Dur.

Aileye, umut olduğu izlenimini verdin.

- Umutlarını ellerinden alamam. - Ne düşünüyordun? Beyin ölümü gerçekleşti.

Uyanırsa, ne olacağını bilemeyiz...

Evet.

Bunun gibi yüzlerce vaka gördüm. Asla uyanmazlar.

Daha önce hiç beyin ölümü gerçekleşen bir hastan oldu mu?

Hayır.

Bu ne küstahlık.

Bu alanda daha iyisini bildiğini düşünmen...

Bu çok rahatsız edici.

İşimiz, bu gibi durumlarda objektif olmak!

- Ben, şey... - Mesleki bilgimden şüphe ediyorsun.

Hem meslektaşlarına hem de ailelere karşı dürüst değilsin!

Söylemeyi unuttuğun başka bir şey var mı?

Üzgünüm, bugün pek kendimde değildim.

Ne biçim doktorsun sen?

Çekiyor musun? Hazır mısın?

Ben hazırım, ya sen? Tamam. 1, 2, 3, şimdi!

Şunu keser misiniz?

Üzgünüm. Jonas bölümün Instagram hesabını devraldı, bu yüzden Birgitte...

Emilie, umurumda değil.

- Belki çekimi daha sonra bitirebiliriz? - Olur. Görüşürüz.

Oliver'la ilgili bir gelişme var mı?

Öldü.

Olamaz.

Bu korkunç bir şey. Ne oldu ki? Sen iyi misin?

Kayıtlarda, beni beyin kanaması geçiren bir hastayı eve göndermekle itham ediyorsun.

- Senin hatan olduğunu söylemiyorum. - O zaman ne diyorsun?

Sürekli muğlak konuştuğunda seni anlamak zor oluyor.

Üzgünüm, ama sadece diyorum ki...

Hastanede çalışıyoruz ve böyle şeyler olur.

Hiçbir şey yapmadan ciddi bir şeyden nasıl şüphelenebiliyorsun?

- İşte şimdi haksızlık ediyorsun. - Ah canım. Duygularını mı incittim?

Hayır, ama onu muayene ettikten sonra eve “sen” gönderdin.

- Bu biraz kaba... - Kaba mı?

Senden, asgari tıbbi standardı beklemem mi kaba?

Sen bir doktorsun, Emilie. Kimse senin için üzülmez.

Ne ben, ne hastalar, ne de akrabalar. Hiç kimse.

Duyguların daha mı önemli?

İşi gücü bırakıp sana hizmet mi edeceğiz?

Seninle ilgilenmek için her şeyi bir kenara bırakamayacağımızı anlıyor musun?

Hastalar, senden daha az ağlıyor.

Kendini topla ve sızlanmayı kes!

Tamam.

Görmek istemiyorum.

Zor olduğunu anlıyorum; ama bir cevaba ihtiyacımız var.

Selam, patron.

- Götürün şunu. - Camilla, onlar sadece işlerini yapıyorlar.

Her şeyi bağışlamak zorunda değiliz, değil mi?

Oliver hakkında böyle konuşma.

- Size bir oda bulalım mı? - Onu kesmeyeceksiniz!

- Karar senin. - Reddediyorum!

- Oliver her şeyi bağışlamak istedi. - Evet, ama ben bunu istemiyorum.

- Buna sadece sen karar veremezsin. - Ne?

Oliver'ın isteklerine de saygı duymak zorundayız.

Dün ne dedim ben?

İyi değil dedim, değil mi? Ama sen dinlemedin.

- Akşamdan kalma olduğunu düşünmüştüm. - Mal mısın nesin? Başı ağrıyordu!

Telefonda beklememiz gerektiğini söylediler. Bunu sen de kabul etmedin mi?

- Bu senin suçun. - Kimsenin suçu değil.

Kapa çeneni. Gayet iyi olduğunu söylemiştin.

Şimdiyse öldü.

Muayene sırasında...

...beyin kanaması olabileceğini düşündüren bir bulgu yok muydu?

- Tıbbi bilgi mutlak kesinlik taşımaz. - Bu, yeterli bir cevap değil.

Sen doktor değil misin? Etrafta bununla dolaşmıyor musun?

- Nasıl bir insansın sen ya? - Sâkin olun!

Dokunma bana! Rahat bırak beni!

- Dokunmayacağım, ama sâkinleşmeniz gerek. - He, oldu.

- Oğlumu sen öldürdün, anlıyor musun? - Kes şunu.

- Mutlu musun şimdi? - Camilla, dur!

- Beni duyuyor musun? Oğlumu sen öldürdün! - Bırak onu.

Aldı.

- İyi misin? - Evet... Bekleyen hastalarım var.

Affedersiniz, kocamın ağrısı var. Üç saattir bekliyor.

- Zamanım yok. - Size diyorum? Bir şeyler yapsanıza?

- Alex? - Şimdi olmaz.

- Acil. - Ne oldu?

Anlaşmamış mıydık?

- Ne konuda? - Bazı hastaları taburcu edecektin ya.

- Önce onları görmem gerek. - Lone ya da Christer'ı öneririm.

İkisi de oldukça iyi durumda ve eve gitmek istediklerini söylediler.

Artık o kadar korkusuz değilsin, değil mi?

- Üzgünüm, sadece biraz gerginim. - Christer'ı taburcu et.

Hayır, Lone. Christer. İkisini de.

- Alex, ben... - Başka bir şey var mı?

Evet, triyajda bir hasta bekliyor.

- Beklemek zorunda kaldığınız için üzgünüm. - Önemli değil.

- Gözlerinize ışık tutacağım. - Tamam.

Bana bakın.

- Bir şey yapmalı mıyım? - Evet, şey...

- Bana bakın ve... - Tamam.

...hangi elimin hareket ettiğini söyleyin.

İkisinin de hareket ettiğini görmüyorum.

Etmiyor, güzel. Başka bir şey yapalım.

Bana bakın ve benim gibi kollarınızı açın.

Ve sonra parmağınızla burnunuza dokunun.

- Hemen döneceğim. - Tamam.

Alex?

Ne oldu?

Sana diyorum?

Bugün yemek yemeyi unuttum galiba.

Eve gitmeyecek misin?

Polisin burada ne işi var?

Alex, polis seninle konuşmak istiyor.

- Şu an iyi bir zaman değil. - Ne hakkında?

- Özel bir yerde konuşabilir miyiz? - Evet, orada oturabilirsiniz.

Evet, tamam.

Anladığımız kadarıyla bugün talihsiz bir olaya karışmışsın.

- Evet? - Bize ne olduğunu anlatabilir misin?

Ben...

Çok sayıda acil hasta...

...ve çok sayıda deneyimsiz personel olduğunda...

...olayları değerlendirmek zordur.

Daha açık konuşabilir misin?

Daha önce hiçbir şeyi gözden kaçırmamıştım.

Ama yine de bir hasta yakınının bir personeli tehdit etmesi doğru değil.

Bu kabul edilemez.

- Tehdit mi? - Annesi fiziksel saldırıda mı bulundu sana?

Hayır, belki biraz. Kızgındı.

Peki sana fiziksel olarak saldırdı mı, Alexandra?

Seni tuttuğunu söyleyen tanıklarımız var.

Raporu yazmak için ne olduğunu bilmemiz gerekiyor.

Daha yeni oğlunu kaybetti. İstemiyorum.

Yapamazsınız.

Ama ya...

Ya söyledikleri doğruysa?

Ne söyledi?

Suçlamada bulunmayın.

Bir doktora saldırdı. Tabii ki suç duyurusunda bulunmalıyız.

Benim hatamdı.

Benim hatamdı.

Pardon? Affedersiniz, şimdi vaktiniz var mı?

Bakar mısınız?

Alex...

Alex.

Bana bak.

Nefes al.

Nefes al.

Sâkince, yavaşça. Aynen, sâkince, yavaşça.

Burnundan al, ağzından ver.

Pipetten üfler gibi; ağzından nefes ver.

Evet. İşte böyle.

Sana bir bardak su getireyim.

Al.

Sağ ol.

Of!

- Biraz oturmak istemez misin? - İyiyim.

Burada ne yapıyorsun? İyi misin?

Onlardan özür dilemek istiyorum.

Sence bu özürden ne çıkaracaklar?

Kendi suçları olmadığını... Bilmiyorum.

Hayır. Onlardan bir şey elde edemezsin.

Sadece onları, istemeseler bile...

...sana bir şey vermek zorunda kalacakları bir konuma sokuyorsun.

Şu anda orada değiller. Aslında bu biraz...

Bencilce.

Durumu kontrol altına aldık.

- Ben sadece ...? - Seni affetmesi gerekenler onlar değil.

- İçeri girebilir miyiz? - Girebiliriz.

Merhaba. Ziyaretçiniz var.

- İçeri gelebilir miyim? - Girebilirsin.

- Biz dindar falan değiliz. - Ne isterseniz konuşabiliriz.

Gelmenizi isteyen bendim.

Bu bizim oğlumuz. Oliver.

Yapılacak bir şey olmadığını söylüyorlar; ama her zaman vardır, değil mi?

Evet, kendi hayatlarımız üzerinde...

...kontrolümüz ve gücümüz olduğuna inanmak güzel bir düşünce.

Ama er ya da geç öyle olmadığını kabul etmek zorundayız.

- Ama bir dua falan edemez misiniz? - Canım...

- Mucizeler olur, değil mi? - Kes şunu. O haklı.

Oliver nefes alıyor. Öylece pes edemeyiz.

Nefes almasını makineler sağlıyor. Onun için hiçbir şey yapamayız.

Şu anda ne düşünüyorsunuz?

Oliver'ı ve onun ne istediğini düşünüyorum.

Kendimi çok güçsüz hissediyorum.

Bu çok normal, siz onun annesisiniz.

Evet.

Bunu kabullenmek çok acı verici.

Çünkü yaşadığımız dünyada...

...her şeyi kontrol edebiliyoruz.

Neredeyse her şeyi...

Kontrol edemediğimiz tek şey ölüm.

Doktorlar bile bu konuda bize yardım edemez.

Ne yapmalıyız peki? Bize yardım etmek zorundasınız.

Her zaman yaptığınız şeyi yapmalısınız.

Oğlunuzu sevmeye devam etmelisiniz.

Biri öldü diye, onu sevmeyi bırakamazsınız.

Sevgi, ölümden daha güçlüdür.

Bizi insan yapan da budur.

Sevgide bir kabullenme de vardır.

Bunu unutmayın.

Onu sevmeye devam edin.

Yarın ilk iş seni şikayet edeceğim.

Oliver'ı muayene ettikten sonra eve gönderen bendim.

Bunun yeterince iyi olmadığını düşünüyorsan anlarım.

Ben de öyle düşünüyorum.

Bu ses sana neyin yaklaştığını düşündürürdü?

Cevapla işte.

Bir atın.

Niye öyle düşünürdün peki?

- Çünkü, at böyle ses çıkarır. - Evet, çoğu insan da böyle düşünür.

Bununla nereye varmaya çalıştığını anlamıyorum.

Gelen şey bir zebraydı, at değildi.

Oliver'ın bir zebra olduğunu nereden bilebilirdin?

Ya Emilie'yi dinleyip onu emara gönderseydim?

Şu an hayatta olur muydu?

18 yaşındaki birinin beyin kanaması geçirme ihtimali nedir?

1/3800.

Aynen öyle.

Kendi klinik değerlendirmeni yaptın, bunda yanlış bir şey yok.

Her doktorun bir mezarlığı vardır.

Bunlar senin için.

Bir tanıdığından.

Sevgili Alexandra, sen olmasan ne yapardık?

Teşekkürler, saygılarımla. Anders (Winnie'nin Oğlu)

Sağ ol.

Çeviri: dikistutmaz X: iapetos Letterboxd: moandor

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.