Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Türkçe'ye çeviren: uFUk & Samatyali69 İyi seyirler dilerim.
-Bayan. Mariann. -Dokuz buçuğunuz mu var?
-Şanslı bir hanımsınız. -Heyecanlandım
Son çift. Şu güzel ayakları göreyim
Sağ ayak iyi durumda mı?
İşte böyle. İçeri sokun.
-Çok sıkılar. -Sorun değil.Tamam.
-9,5 lar mı? -Evet 9,5 lar.
Bir beden daha büyük olan var mı?
Kerrybrooke'da yok. Bu yüzden Kerrybrooke'u sevmiyorum.
çünkü gerçekten küçükler. Bebekler için yapılmışlar sanki.
-Çok sıktı. -Tamam çıkaralım, canınızı sıkmayın.
-Hiç Vitality denediniz mi? -Hayır.
Hemen geliyorum.
Afedersiniz. Pardon.
Geçen gün, gözlüklü olandan, bir çift ayakkabı aldım.
-Marty. -Efendim?
Bayan senden bir çift ayakkabı almış.
Ha, evet. Kahverengi Mary Jane ayakkabıları aldınız, değil mi?
Evet, öyle. Harikalar. Hatta mağazadan çıkarken giymiştim.
-Tamam. -Eskileri burada bırakmıştım.
Tamam, neye benziyorlardı?
Çift renkli topuklu, kanat uçlu ayakkabılardı.
-Lloyd, hanımın ayakkabılarını gördün mü? -Hayır.
Acaba onları kutulardan birine koymuş olabilir misiniz?
Yani denediğim diğer ayakkabılardan bir başkasının yerine?
Peki. Tamam..Şeyy...
Meslektaşımın size yardımcı olmasında sakınca var mı?
Lloyd. Mariann'a yardım edebilir misin?
Tabi. Tabi..
Gel, bodrumu kontrol edelim.
Teşekkürler, kusura bakmayın.
Lloyd size Vitaliti'lerde yardımcı olacak.
Peki, fiyatı biraz düşüneceğim.
Şu işimi bitirip, hemen geliyorum.
Peki, teşekkürler.
-Ne? -Şşşt...
- Marty. - Kahretsin.
Bir şey göstermek istiyorum Buraya gel.
-Ne? -Bir saniye. Yere eğil. Alçal.
Neden alçalıyorum?
-Nasılsın? -Marty, bak burada senin için ne var.
Bu nedir?
Baksana.
Neye bakıyorum?
Çevir şöyle.
-Müdür mü? -Müdür.
Hadi ama, Murray.
Ne yaparsan yap, sakın Lloyd'a bundan bahsetme.
Bak, sana her konuda açık konuştum.
Saygısızlık etmeye çalışmıyorum. Burada takdire şayan bir şey inşa ettin.
Bunu şimdi tartışmak-- Şimdi tartışmak istemiyorum bunu.
Dur.Dur. Bırak da söyleyeyim.
Bunu yakından, bizzat görmek ruhuma iyi geldi.
-Ama ayakkabı satıcısı değilim. -Bunu tartışmak istemiyorum.
-Ama ayakkabı satıcısı değilim -Bunu tartışmak istemiyorum tamam mı?
Ben konuşmak istiyorum, seyahatten dönünce bu iş bitmiş olacak.
Bunu yapmak için geri dönmeyeceğim.
Lafı geçmişken, hesabı kapatabilir miyiz artık? Biletimi almak istiyorum.
Kapanışta, halledeceğiz.
Molada, acenteye gidecektim.
Moladan sonra bir daha geri dönmeyeceksin.
Benim hakkımda düşündüğün bu mu?
-Evet. -Geri dönmeyeceğimi mi düşünüyorsun?
Evet, kapanışta hallederiz dedim.
-Hepsi bu mu? -Evet, hepsi bu.Hoşçakal.
Seni seviyorum.
-Hadi gel. -Bekle, beni bekle.
Ben de tam... Ben de tam sana gelecektim.
Olmaz, Ira ev özlemi çekiyor.
-Vay, vay, vay. Ben hastalanamam. -Ne?
Şampiyonalarım var.
Hayır, gıda zehirlenmesi. Bu gıda zehirlenmesi.
Keşke seni bavuluma sığdırıp götürebilsem.
Seninle gelmeyi çok istiyorum.
ÜSTÜN MARTY
Backhand, backhand, backhand.
Forehand, forehand, forehand.
Backhand, backhand, backhand.
Forehand, forehand.
Backhand, backhand.
Ve havaya.
Forehand.
-Marty! -Ne!
-Telefon! -20 dakika önce çıktı de!
Ben senin sekreterin değilim! Lanet telefonu aç!
Açamam. Wally, beyaz tişörtü çıkart.
Beyaz tişört olunca, topu takip edemiyorum.
Kes şunu, seni güneşten kaçan herif.
Öyle mi? Seni seviyorum. Seni seviyorum.
Merhaba?
Ben Judy.
Merhaba, Judy.
Annen, kendisi çok hasta.
Gerçekten mi?
Evet. Yüzü grileşmiş. Anlamsız konuşuyor.
Seni soruyor. Eve gelmelisin.
Çok kötü görünüyor. Ambulans çağırmalısın.
Onunla kim gidecek?
Şey, bilmiyorum. Muhtemelen sen gitmelisin.
Bekle bir dakika.
Yemiyor.
Artık nefes almadığımı söyle!
Kesinlikle hayır. Bu saçma. Öyle söylemem.
Ona beni hastaneye götüreceğini söyle.
Tamam, peki. Onu acil servise götüreceğim,
ve tanrı bilir orada oturup, ne kadar bekleyeceğim.
Ve sen de buraya gelip kocamın ayaklarına tüm gece masaj yapıp,
ilacını verebilirsin.
Öldüğümü söyle.
Aman Tanrım! Annen, az önce bilincini kaybetti.
Hemen eve gelmelisin!
Alo?
Merhaba, bir saniye lütfen.
Ne dememi istiyorsun bilmiyorum, Judy.
Meşgulüm, öğle molasındayım.
Fısıltısını duyabiliyorum. Tam orada, yanında duruyor.
- Dedim ya öldü. - Bu durum beni artık rahatsız ediyor..
Kiminle konuşuyorsun?
Oh. Kimseyle konuşmuyorum.
Judy tam bir saattir hattı meşgul ediyor.
Sana biraz et suyu getirdim.
Buz gibi.
Evet, çünkü dükkanda uzun bir kuyruk vardı.
Öyle mi? Yani, arayıp sorarsam öyle mi diyecekler?
Bana inanmıyor musun? Yalancı mı diyorsun?
Ara hadi.
Önce Judy'yi hattan alman gerekecek.
Oh, tamam.
Hey, Judy, kapat telefonu.
Tamam, bu normal, IATT onaylı bir top.
Beyaza karşı, bu beyaz topu takip etmeye çalış
Neredeyse imkansız değil mi?
Gözlerinin oynadığını bile göremiyorum.
Beyaz giyersem, topu göremezsin.
Şimdi bunu turuncu bir top hayal et, ki daha önce kimse düşünmemişti.
Görüyor musun şimdiden daha iyi oldu. Gözlerine bak.
-Nasıl göründüklerini görüyor musun? -Evet görüyorum.
Şimdi daha odaklanmış görünüyorsun..
Yani yapmak istediğimiz şey bu. Masa tenisi, dünyasında ,
beyaz topu takip edebilmek için siyah giymek zorundasın.
Şuna bak, bu Ted Bailey.
O kim?
Şu anda dünyanın bir numaralı oyuncusu.
O, Britanya şampiyonu. Bu arada, onu yenmiştim.
Şimdi şuna bak.
Bu, bir numaralı tenis oyuncusu Jack Kramer.
-Fark nerede? -Komple beyaz giyiyor.
Komple beyaz. Çok güzel.
Bana göre lüks bu çok klas. Bunu satabilirdin.
Marty, böyle özel yapım bir top çok pahalıya mal olacak.
Elbette özel yapım. Orjinal adama orjinal top.
Bu Üstün Marty'nin topu, normal Marty'nin değil.
Ama kaça patlayacak?
Maliyetin önemi yok. Cimrilik yapamayız.
Her şey yolunda gidecek, Bay Galanis.
Hep, kazanmak için para harcamalıyız, derdin değil mi?
Bir kahve getir bana.
Hayır, sekreterin sana kahve getirsin.
Nancy meşgul. Sen getir kahveyi.
Baba burada erkek gibi iş konuşuyoruz.
-Sana kahve filan getirmeyeceğim. -Getir şu lanet kahveyi!
Marty, kahve alır mısın?
Hayır, ben Kafein almıyorum.
Dinle.
Oğlumla arkadaşlığınızı takdir ediyorum.
Yetenekleri kısıtlı.
30 yaşına geldi ve hala bizimle yaşıyor.
Çok başarılı olamadı.
İşleri bilmez, maliyetleri bilmez.
Tüm saygımla ; Bence yetenekleri sınırlı değil, Bay Galanis.
Yani işteki başarınıza bir bakın.
Bu sizin DNA'nızda var, ve Dion'a da aktarmışsınız.
-Sadece henüz aktifleşmemiş. -Bilmiyorum.
Kemiklerime kadar inandığım bir şey olmasaydı, sizi
buna dahil etmek için burada olmazdım.
Paranıza son derece saygı duyuyorum. İnanması zor biliyorum,
Ama size söylüyorum, bu oyun, yurt dışındaki stadyumları dolduruyor.
Ve, size mısır gevreği kutusundaki resmimle bakmadan önce,
ABD'deki stadyumları da doldurması sadece an meselesi.
Bu iş hakkında hiçbir şey bilmiyorum.
Hayır, bilmiyorsunuz Bu yüzden bana güvenmelisiniz.
Haftaya bu zamanlarda, Britanya Açık'ı kazanan ilk Amerikalı olacağım.
Bu beni Dünya Şampiyonası sıralamasında bir numaraya taşıyacak.
Life dergisi bunu kapak yapacak. Look dergisi de öyle.
Yapmak zorundalar. Look dergisinin editörü beni çok seviyor. Adamlar beni seviyor.
ABDi'de bu sporun yüzü olmak için eşsiz bir konumdayım.
Lloyd!
Kapatıyorum.
Evet, görebiliyorum. Amcamı göreceğim.
Gitti.
Gitti mi? Ne demek gitti? Bugünlük mü?
Anneni hastaneye götürmesi gerekti.
Aman Tanrım! Hasta değil ki!
Hey Lloyd, bana borcu var. Bugün hesabı kapatacaktık.
Belki o beş saatlik öğle yemeği molasını vermeseydin,
-onunla konuşurdun. -Of, kes şunu.
Merhaba.
Daha iyi görünüyorsun, değil mi? Ne çabuk oldu.
Yaşayacağım, sana teşekkür yok.
Yeter artık anne. Murray'le misin? Dürüst ol.
Hayır. Sanırım seyahate çıktı. Tamam mı?
Seyahatine mi? Ne seyahati?
Esther'i hafta sonu için Kutchers'a götürüyor.
Ama rica etseydim kalırdı.
Hasta değilsin anne. Uçak bileti için paramı vermesi gerekiyordu.
Bu konuda hiçbir şey bilmiyorum, tatlım.
Evet, biliyorsun. Sence neden burada çalışıyorum?
Bu işi sadece bu nedenle kabul ettim.
Ne ima ettiğini hiç anlamıyorum.
- Bu ne biliyor musun? - Ne, o ne??
Bu sabotajdır. beni sabote ediyorsun.
Ah, hadi ama, sen kendi kendini sabote ediyorsun.
-O ne? -Hangisi?
Cidden soygun olduğunu mu düşünüyorsun?
Sadece refleks.
Soymak isteseydim, ölmüştün. Kan içinde kalırdın.
Takım elbisemi almaya geldim. Bunu özellikle seyahatim için aldım.
Masa tenisi oynamak için, elbise gerektiğini bilmiyordum.
Murray'in borcu olan 700$ ı istiyorum o kadar.
Vermezsem ?
-Seni bacağından vuracağım. -Hayır.
Bundan emin misin?
Bacağımdan vurursan, hapiste birkaç yıl geçirirsin.
Onun yerine kafandan vururum.
Onu da yapmayacaksın.
Lloyd, sadece vaat edileni istiyorum, bir kuruş fazla değil.
Eve onun 10 katı parayla döneceğim.
Öyleyse bırak alacağımı alayım,
döndüğümde de sana 100$ ateşleyeyim.
İlgilenmiyorum.
Lloyd, hadi ama. bana bak, lütfen.
İkimiz de biliyoruz ki, benim kovulduğumu görmek için canını verirsin.
Bu işi yapmak için benden bin kat daha motive birisin.
Ama durum bu, bak gördün mü?
Bak şuna.
Murray verdi bunu bana. Arkasını çevir.
Müdür. Senin patronun olacağım!
Ne kadar adaletsiz! Seni istediğim zaman işten çıkarabilirim.
Dizlerinin üzerinde sürünerek yeri süpürmeni söyleyebilirim.
Nasıl böyle? İyi mi?
Lloyd, şu anda sana silah doğrultuyorum.
Onu kullanmakla tehdit ediyorum.
Bu da, diğerleri gibi meşru bir soygun. Parmak izlerim her yerde.
Bunlar gerçekler.
O halde kasayı aç, alacağımı alayım, sen de
Murray'i ara ve, ona tam olarak ne olduğunu anlat.
Beni işten attır, dava aç. Ne istersen yap tamam mı?
Peki.
Buyrun efendim. -Teşekkürler.
Kendi odalarımız yok mu?
LONDRA
Burası buz gibi..
Şu an ciddi olmanızı istiyorum. Gözler bende..
Pakistan, Bana bakar mısın lütfen?
Bekle, Japonya bu sene geldi mi? Gördün mü?
Evet, Japonlar takım gönderdi..
Ülkeye giriş yasağı ne oldu?
-Kaldırmış olmalılar. -Artık yasak yok mu?
Pekala, beyler. Raketlerinizi çevirmenizi rica ediyorum.
Çok teşekkürler.
Başlıyoruz. Bir, iki, üç..
Öyle kalın.
BİRİNCİ ROUND
Maç sayısı, Mauser.
Maç, Mauser.
Çok fazla forehand yaptırdın, backhand e yönlendirmeliydin.
Sayı, Endo.
Sayı, Endo.
-Burada skor kaç kaç? -19-4
-Japon olan mı? -Japon, Bailey'i gömüyor.
Ne kullanıyor? Raketi ne?
Bilmiyorum adamım. Kimse bilmiyor.
Çok sessiz.
- Hayalet gibi! - Vay be.
Sayı, Endo.
Maç sayısı.
ÜÇÜNCÜ ROUND
-Güzel oyundu, Marty. -Güzeldi.
Maç, Mauser.
Stockholm'deki turnuvanın galipleri...
Merhaba, Siz Ram Sethi'siniz değil mi?
Afedersin, biraz bekler misin?
-Sakıncası yoksa? -Yok. Yardımcı olabilir miyim?
Şehirde bulunduğunuz süre boyunca nerede kalıyorsunuz?
Sizi ne ilgilendiriyor?
Sadece hangi Hotel de kalıyorsunuz diyorum.
IATT temsilcilerinin tamamı Ritz'de kalıyor.
-Ritz mi? Evet, Duymuştum -Evet.
-Sorun yok diyorsunuz yani? -Ne ima ettiğinizi anlamıyorum.
-Beni nereye koyduklarını gördünüz mü? -Bu sorun mu?
Tüm saygımla söylüyorum, burası berbat bir yer.
Yüksek standartlarınızı karşılamadığı için çok üzgünüm.
Bay Mauser, tüm oyuncularımıza ücretsiz konaklama imkanı sunuyoruz.
Bildiğim kadarıyla, şikayet eden bir tek sizsiniz.
Rastgele bir oyuncuymuşum gibi konuşuyorsun, tamam mı?
Turnuvayı kazanabilmek için dinlenebilmem lazım.
Amerikan zaferinin bu sporun geleceği için ne anlama geleceğini gayet iyi biliyorsunuz.
-Masa tenisinde iyiyim, Bay Sethi. -USTTA'ya başvurun.
USTTA diye bir şey yok. USTTA; iki adam ve bir masadan ibaret.
-Bu benim sorunum değil. -Bu sizin sorununuz.
Sizin kaldığınız yerde kalmak istiyorum! İstediğim bu.
Bu konuşmayı gerçekten çok rahatsız edici buluyorum.
-Alındınız mı? -Alındım.
Çok kırıldım! Yıldız oyuncunuzu bir farenin yuvasına sıkıştırıyorsunuz!
Böldüğüm için kusura bakmayın.
Şey, tekrar Seylan ve Meksika'ya dönelim...
-Burası güzel bir otel. Çok pahalı olmalı. -Evet, çok güzel.
IATT konaklama masraflarını karşılıyor mu?
-Sadece yıldız oyuncuları için. -Öyle mi? Kaç tane var?
Yıldızlar mı? Bilmiyorum. Başka kimseyi görmedim, o yüzden sadece bir tane.
Yarı finallere çıkarken bir gerginlik var mı?
Gerginlik mi? Kletzki'ye karşı mı? Hayır. Şaka mı yapıyorsunuz?
Evet, son üç yıldır turnuvayı kazanıyor.
- Oldukça iyi bir şöhreti var - Benim de oldukça iyi bir şöhretim var.
Bakın, Auschwitz'in yapamadığını ona ben yapacağım.
Tamam mı, işi bitireceğim.
- Aman Tanrım. - Biraz sertti dostum.
Sorun yok. Ben de yahudiyim, söyleyebilirim.
Şöyle bir düşününce, Hitler'in en kötü kabusuna benziyorum.
Nedenmiş o?
baksana bana, buradayım.
Başardım, zirvedeyim. Hitler'in yenilgisinin ürünüyüm.
Evet, bunu bir yere yazın. Bu iyiydi. Bunu bir yere yazın.
- Harika. - "Hitler'in yenilgisinin ürünü."
-Bu özgüveni gerçekten beğendim. -Fotoğrafımın altına koyun.
-Bize biraz geçmişinizden bahseder misiniz? -Geçmişim mi?
Hayır, ama cidden... Annem doğum sırasında öldü.
Babam, sürekli kaybeden biriydi ve ben iki yaşındayken beni terk etti.
New York yetimhane sisteminde mahsur kaldım.
Bir cehennem çukurundan diğerine..
-doğal olarak, kanunla başım derde girdi. -Bu Kay Stone değil mi?
Bunların beni tanımlamasını istemiyorum.
Afedersin, afedersin, Ne?
-Kay Stone şurada. -Evet bu o.
O kim?
Şey, bilirsin Aktrist 1930s'lardan çıkmış gibi.
- Fırsatlar.. - Fırsatlar mı?
-Bu iyiydi. -Evet evet. Harika bir film.
- Kara Kutu . - Babam bayılır.
-Evet. -Evet.
- Büyük mü? - Dev!
Gelir ve gider. O budur.
- Bu Hollywood adamım - Evet. o budur.
Kesinlikle öyle.
Göl ile ilgili bir şey miydi?
- Gölge Gölü. - Evet çok iyiydi.
Şahane bacakları var. Mükemmel adamım. Çarpıcı.
Sizce bir şansım var mı beyler?
Sıradaki soru.
Alo?
-Kay? - Benim buyrun.
Merhaba ben Marty Mauser. Royal Suite'de kalıyorum.
Dün seni lobide gördüm.
Peki.
Göz teması kurduk. Röportaj veriyordum.
Hatırlamadım.
Büyük bir hayranınım.
Peki, yardımcı olabileceğim bir konu var mı?
Belki. Az önce menüdeki her şeyden birer tane sipariş verdim.
Tek başıma yememin imkanı yok.
Ah.
Yani odanıza gelmemi mi istiyorsunuz?
-Hmm-hmm. Evet. - Belki yerime kocamı göndermeliyim.
Elbette. O buraya gelebilir, ben de oraya.
- Teşekkürler Hoşça kalın. - Bekle. Konuşmaya devam etmek istiyorum.
Neden peki?
Daha önce gerçek bir film yıldızıyla konuşmadım.
Artık konuştunuz. Umarım bu deneyim, beklediğiniz gibi olmuştur.
Ben de bir nevi performans sanatçısıyım.
- Öyle mi? - Evet, inanmıyor musun?
Ben....
Sen... Ne? Ne?
Siz sanatçı mısınız?
Evet, bir sanatçıyım. Önünüzde Daily Mail var mı?
Ah, var evet.
Pekala 12. sayfayı açın.
Ah...
12. sayfa.
Tamam burada neye bakacağım?
- Aşağıda ortada. - Ah...
Bu siz misiniz?
Evet, "seçilmiş olan." Güzel fotoğraf değil mi?
Masa tenisi mi?
Masa tenisi oynuyorum, British Open'a katılmaya geldim.
- Kaç yaşındasınız? - 23
Yirmi üç...
Evet.
Hiç bir filmimi söyleyemeyeceğine bahse girerim.
Bunu nereden çıkardın?
Çünkü sen doğmadan oyunculuğu bıraktım.
- Gerçekten mi? Çok ilginçmiş -Hmm-hmm.
Kay, bacaklarını tıraş etmek için benim jiletimi mi kullandın?
körelmiş, kendimi kestim.
- Kim o? Kocan mı?
Birileri gizlice girmiş ve onunla odun kesmiş galiba.
- Telefondayım. - Lanet olsun.
- Kiminle? - Debbie.
- Debbie. - Debbie mi?
Kaybolmasını söyle.
- Gitti mi? - Hmm-hmm.
Tamam.
Peki neden oyunculuğu bıraktın? Bundan bahsetsene.
Gerçekten kapamalıyım.
Özlüyor olmalısın değil mi? Gel, yarın Wembley'de beni izle.
Ben.. Olmaz.
Dünyanın bir numarasını yendiğimi izleyebilirsin.
Müsait değilim.
Öyle mi? ne yapman gerekiyor ki?
Eşim için katılmam gereken büyük bir tanıtım etkinliği var.
Ah, tamam.
Ne tanıtıyor?
Kalemler.
- Kalem mi? Ciddi misin? - Kalemler.
- Yazı kalemleri gibi mi?? - Evet.
Ne, yani kalem satıcısı mı?
Suitin ücretini nasıl ödeyebiliyorsunuz?
Rockwell'in sahibi.
Ha.. Tamam. Peki...
Evet.
- Rockwell'i biliyorum. - Eminim öyledir.
Tamam.
Peki, etkinlik nedir?
Agatha Christie'yi Hatchards'ta kitap imzalaması için işe aldı.
Ooh.
Gerçekten sıkıcı görünüyor.
Tamam.
Ah, tanrı aşkına.
- Ne var? - Kapatma kapatma. Son bir soru.
Odan sokağa mı yoksa avluya mı bakıyor?
Bilmiyorum.
Sadece cevapla, sokağa mı, avluya mı bakıyor?
- Avluya - Tamam.
Pencereye gitmeni istiyorum. Kaçıncı kattasın?
Üçüncüdeyim sanırım.
Üçüncü kat, tamam mükemmel.
Caddenin karşısına bak.
Açık pencereyi ve masadaki meyve kasesini görüyor musun?
Evet görüyorum.
İşte olacaklar: O kasede bir elma belirecek.
Öyle olursa, buluşmanızı iptal edip gelip beni oynarken izleyeceksin.
Hayır, hayır, hiç bir anlaşma yapmıyorum. Hayır.
Hiçbir şeye razı olmak zorunda değilsin. Ben yine de yapacağım. Tamam mı? Bir...
iki...
üç.
Gişeye senin için bir bilet bırakacağım.
Sayı, Mauser.
20 ye - 5
Kletzki geride Mauser 2-0.
Oyun ve set sayısı , Mauser.
-Bunda biraz eğlenelim olmaz mı. -Tamam.
-Biraz neşelenim mi? -Anladım.
Servi Kletzki'ye geçiyor.
Sayı, Kletzki.
Pekala beyler, Bunun için teşekkürler.Teşekkür ederim.
Kletzki 6-20 servis atıyor.
Mauser setlerde 2-0 önde.
Bay. Mauser için yeniden maç sayısı.
Servis tekrar sizde Bay Kletzki.
Sayı, Mauser!
Mauser, oyunu ve maçı 21-6'lık ile kazandı. Oyun 3-0
Mauser finale yükseldi ve finalde Japonya'dan Koto Endo ile karşılaşacak.
Ne istersen al. Fiyatlara bakma bile, tamam mı?
Sen ne alıyorsun?
Beef Wellington ve havyar tadım tabağı alacağım.
Çünkü bunlar menüdeki en pahalı ürünler.
Bak, biraz geriye dönmek istiyorum Globetrotters hakkında.
-Yine Harlem Globetrotters hakkında mı? -Evet.
-İlgilenmediğimi söyledim. -neden olmasın?
'Çünkü yapmak istemiyorum.
Parası çok iyi.
Ve tüm dünyayı gezeceğiz. Venedik'i gördün mü?
Devre arasında insanlar tuvalete çıktığında,
gösteri, amaçlı oynamak istemiyorum.
Benim seviyemin altında, tamam mı?
-Adamlara kral gibi davranılıyor. -Garson nerede?
-Bak, bunu yapan insanları tanıyorum. -Affedersiniz.
Afedersiniz.
Bu harika bir fırsat. Bunu kaçırmamalıyız.
Marty.
Evet efendim. Yarımcı olabilir miyim?
Sipariş verebilir miyiz?
Tabi efendim. Garsonunuzu çağırayım.
-Bekle. -Buyrun.
Bu gece Rockwell hesabını ben ödeyeceğim.
Odama yazın Royal Süiti. Marty Mauser.
-Onların da bunu bildiğinden emin olun. -Tamamdır bana bırakın, efendim.
-Hayır cevabını kabul etme. -Etmeyeceğim.
-Marty Mauser. Royal Suite. git söyle. -Tamam efendim.
Tamam. Bana bak. Oraya bakma. Bana bak.
-Rockwell kim? -Hıyarın biri.
Şimdi bir bak. Dikkatlice Ne yapıyor?
Kendisi daha önce burada bulunmadı.
Bize bakıyor.
-Öyle mi? -Evet.
Tamam normal konuşmaya devam et.
Tekrar düşün şunu.
Harika ekip olurduk. Seninle yapmak istiyorum.
Neden Harlem'e bu kadar takıntılısın?
Yaptıkları çok üzücü, tamam mı?
Dünyanın en iyi sporcularından bazıları, sirk palyaçoları gibi davranmaya başladı.
Şimdi ne yapıyor?
Aslında, bize doğru geliyor.
-Normal davran. Sıradan yani. -Tamam, peki. Tamam.
Afedersiniz, sizi tanıyor muyum?
Hmm...
Sanmıyorum.
Ve akşam yemeğini ısmarlamak mı istiyorsunuz?
- Evet, sorun olur mu? - Neden peki?
Ne demek ineden? Bir neden mi gerekli?
Şöyle yeniden ifade edeyim: Ne istiyorsunuz?
Hayır, hiçbir şey istemiyorum. Bu sadece teşekkür etmenin küçük bir yolu.
-Teşekkür mü? -Evet.
Özel olarak ne hakkında?
Tüm ürünleriniz için.
Yani, kalemler olmasaydı nerede olurduk?
Biliyorsunuz, birçok yeteneğim var, ama en gurur duyduğum,
yeteneğim, yalanı kilometrelerce uzaktan koklayabilmemdir--
Tamamen samimiyim.
-Nerelisiniz? -New York. Ya siz?
ben de öyle.ne iş yaparsınız ?
Profosyonel sporcuyum.
-Gerçekten mi? Hangi spor? -Masa tenisi.
masa tenisi mi? O spor mu?
Tabii ki, burada British Open'da yarışıyorum
Yarın Wembley'de oynayacağım.
Japonya'ya karşı finalde, dolu tribünler önünde.
Burada ABD'yi temsil ediyorum.
Durun, Durun. Japonya mı? Japonların burda takımı mı var?
-Aynen söylediğim gibi. -Seyahat yasağını nasıl aştılar?
Çünkü masa tenisi Asya'da en hızlı büyüyen spor dalı.
Orada devasa.
Bakın bunu seveceksiniz.
Raketlerini tutma şekillerine ne ad verdiklerini biliyor musunuz?
-Hayır. -Kalemlik diyorlar
Ne olmuş?
Bunu kullanabilirsiniz.
Ne için kullanacağım?
Reklam gibi bir şey için. Bilmem, iş insanı sizsiniz.
Kaba davrandım. Bu benim iş arkadaşım Béla Kletzki.
Memnun oldum efendim.
Sanırım siz de tenis oyuncususunuz.
Öyleyim evet. Aslında, 1935'ten 1939'a kadar Dünya Şampiyonuydum.
Dünya Şampiyonuydu. Bugün onu yendim.
Beni yendi. Ama benden çok daha genç.
Ben ondan çok daha iyiyim, çok daha yetenekliyim.
Bu dövmeyi fark etmeden yapamadım. Kamplardan birindeydin, değil mi?
Auschwitz-Birkenau. Evet, neden sordunuz?
Oğlum sizin hürriyetiniz için can verdi.
Kaybınız için üzgünüm.
Sovyetler özgürleştirildi sanıyordum.
-Öyleydi. -Amerikalılar değildi.
Kelime anlamıyla söylemedim. Güney Pasifik'te görev yapıyordu.
Peki ne oldu?
Nasıl yani? Öldürüldü.
Komik mi geldi?
Aman Tanrım. Hayır, bazen sadece sinirsel bir kahkaha atıyorum
Eğer biraz olsun teselli verirse,
Yarın kafalarına üçüncü bir atom bombası atacağım.
Evet, eminim annesi onun anısına masa tenisi,
oynadığını öğrenince teselli bulacaktır.
Çok büyük bir mesele değil, ama yine de teşekkür ederim.
Ona söyleyin: Eskiden Naziler için bomba etkisiz hale getiriyordu.
bana anlattığın, hikayeyi anlatsana--
Masada bir sürü insan bekliyor.
Durun, durun. Bu hikayeyi seveceksiniz, anlatsana hadi
-Duymak ister misiniz? -Tam değil, ama buyrun.
Hayır, anlat. Çok güzel.
Peki kısa keserim.. Yani...
Kampa ilk geldiğimde, bir yere konuldum.
Neyse ki beni tanıyan bir polis memuru vardı.
Beni 1935'te Prag'daki Dünya Şampiyonası'nda görmüş.
Bu adam gerçek bir hayrandı. Yani, gerçek bir hayran, tamam mı?
Yani, masa tenisi oynadığın için seni hayatta bıraktığını mı söylüyorsun?
Yeteneklerime saygı duyuyorlardı, evet.
Sonra bana SC bombalarını nasıl etkisiz hale getireceğimi öğrettiler.
Tamam mı?
Her sabah beni bombalarla birlikte ormana gönderirlerdi.
Kampın dış mahallelerine sadece kendime zarar verebileceğim bir yere.
Nir keresinde,
Bir bal arısını takip ettim.
Arı mı?
Bal arısı.,
kovanına kadar.
Ve bütün arıları dumanla dışarı çıkardım.
And then broke it open,
Sonra onu açtım ve balı her yerime sürdüm. Göğsüme, kollarıma, her yerime.
Neden?
'Çünkü o gece geç saatte
Oda arkadaşlarımın hepsinin üzerimdeki balı yalamasına izin verdim.
Tura!
-Siktir. -Endo, seçimin?
Servis.
Şu taraftan başlayacağım..
FİNAL
- Sağımda... - Haydi Marty, Haydi!
...ABD'den Marty Mauser, Japonya'dan Koto Endo'ya karşı,
ikinci sırada yer aldı.
Sporcular 21 sayılık , beş maçlık seriye
kadar mücadele edecekler.
Her set en az iki sayı farkla kazanılmalıdır.
İyi şanslar, beyler.
İLK SET Sessizlik, lütfen.
Tamamdır!
Sayı, Endo. 1-0
Haddi, America!
Sayı, Endo. 2-0
Tamam, Marty!
Hadi, Marty!
Sayı Endo, 3-0
Sayı Endo, 4-0
Hadi, Marty!
Sayı Endo, 5-0
Servis Mauser'a geçiyor.
Sayı, Mauser.
9-19
Sayı, Mauser. 10-19.
Tamam, Marty!
Sayı Endo, 20-10
Set sayısı.
Servisi atın!
Sayı, Endo. 21-10.
Set, Endo.
Endo iki sette de galip.
Sayı, Mauser.
18-16
Sayı, Mauser. 17-18.
Hadi, Marty! Hadi!
Servis Mauser'da.
Siktir.
Sayı, Endo. 17-19.
Hassiktir.
Sayı, Endo. 17-20.
Ve maç sayısı.
Sessizlik lütfen.
Sessiz olun. Sakinleşin.
Servis, Mauser'ın.
Hadi, Marty!
Siktir.
Hayır, saçmalık, hayır.
Hemen yeni maç istiyorum! Standart bir raketle!
Bu kabul edilemez!
Ya mekanik bir kolum olsaydı?
Topun üzerine tutkal sürsem ne olur? Bu etik olur mu?
Neden maç boyunca ona koçluk yapılıyordu! Bu kabul edilemez!
Gerçek masa tenisi oynuyorum! Gerçek masa tenisi!
İnanılmaz.
İnanılmaz.
...British Open şampiyonu Japonya'dan...
Siktir git!
...Koto Endo!
Milton Rockwell adına rezervasyonunuz var mı?
- Pardon? -Milton Rockwell rezervasyonu, lütfen.
Ah, Rockwell?
Dinle Marty, beni masa tenisi ile
tanıştırdığın için, sana teşekkür etmek istiyorum.
Asya'da bunun bu kadar büyük bir olay olduğunu hiç bilmiyordum.
-Ah, evet. Biliyorum.. -Ve Japonya'da!
Sana anlatmaya çalıştığım şey buydu.
Yani, bunu bazı tanıtım etkinliklerine dahil etmeyi düşünüyorum.
Sonbaharda orada olacağız.
Nasıl olacak? Düşündün mü?
Yapmak istediğim şey, Dünya Şampiyonası zamanlarında
seninle Endo arasında bir gösteri maçı düzenlemek.
-Hmmm. -Sanırım bu fikri seversin.
Bu yüzden sana bir teklifim olacak.
Sana 1000$ veririm.
Tokyo'da Imperial Hote'e yerleşirsin.
Ve New York'tan uçarsan, özel uçağımla, hayatında ilk kez göreceğin
bir lüks içinde gelirsin.
Tamam, fiyat için sonra pazarlık ederiz
Peki, turnuvadan önce mi, sonra mı?
-Yaklaşık bir hafta önce. -Sonra olması lazım.
O herifle turnuvadan önce karşı karşıya gelemem.
Drama benim için önemli. Dramayı hafife alamam.
Ayrıntılara çok takılmayalım.
Sadece ilgilenip ilgilenmediğini öğrenmek istiyorum.
Tabii ki, Yeteneklerimi sergilemek için her fırsata açığım.
Ve endişelenmene de gerek yok, çünkü bu sefer onu yerle bir edeceğim.
It's really the racket that I'm playing,
Aslında raketimde bir sorun var, ama çözeceğim.
Dinle. Konunun neyle ilgili olduğunu anlamanı istiyorum.
Bu resmi bir maç değil.
Gerçek oyun bile değil.
Bu tamamen Japon halkını eğlendirmek ve kalemlerimi almalarını
sağlamak için tanıtım amaçlı. Tamam mı?
Birkaç maç oynayacaksın. Harika olacaksın.
-Ama Endo'dan daha iyi oynayamazsın. -Kaybetmemi mi istiyorsun?
Marty, sana bir şey göstereyim.
japonya2nın en büyük dergisi.
Adamı ulusal kahraman yaptın!
-Dinle-- -neden bunu bana gösteriyorsun?
Sence bu beni kaybetmeye mi kazanmaya mı itiyor?
Bazen, kaybettiğinde galipsindir.
-İzin ver açıklayayım -Endo'dan on trilyon kat daha iyiyim.
Bunu anlıyorsun, değil mi? Beni yenen şey o raketti.
-Vasat bir oyuncu. -Umurumda bile değil.
Masa tenisi umurumda değil. Bu bir tiyatro.
-Neyden endişeleniyorsun? -İtibarımdan.
-İtibarın mı? -Evet, itibarım..
Senin için itibarımı çöpe atmam. Bunu yapmayacağım.
Şu anda bir vodvil sirk gösterisinde oynamıyor musun?
Vodvil derken ne demek istiyorsun? Cümleni tamamla.
-Ne ima ediyorsun? -Sen Harlem'in yani dünyanın en iyi
sporcularının şovunun, devre arası gösterisisin Marty!
Ocak'dan beri 80.000 kişinin önünde sahne aldım.
Sana komik mi geliyor?
Hayır, Sen bana komik geliyorsun.
Komik miyim? Peki bana komik gelen ne?
Bu kadar eğlendirmek istediğin Japonların senin,
oğlunu öldürmüş olması. İşte bana komik gelen bu.
Bak, seni gerdim, sen de beni gerdin şimdi eşitlendik, tamam mı?
Çık git.
Hayır sanırım önce, bana bir yemek borçlusun.
Üç, iki, bir...Peynir deyin..
Peyynirr..!
Afedersiniz.
Merhaba..
Lütfen odamda yemek ve içecek tüketmeyin. Böcekleri çeker.
Sadece temizlik çin giriyorum. Hepsi bu.
Beni gördüğüne mutlu olmamış gibisin.
Evet, ve sen de aynen öylesin.
Yani, şimdi burada mı kalacaksın?
Ne yani, bu uygun değil mi? Merak etme.
Birkaç hafta içinde senden kurtulacağım.
Aptal olma.
-Weden? bir kaç haftaya ne olacak? -Dünya Şampiyonası.
-Peki nerede olacak? -Tokyo.
Tokyo, Japonya mı?
Tokyo, Japonyada mı diye mi soruyorsun bana?
Bu gerçek bir soru mu?
Çok yorgun gözüküyorsun.
Evet, çünkü dünyanın yarısını dolaştım. Yorgunum.
Meşguldüm. Çalışıyordum. Para kazanıyordum.
Biliyorsun, herkes çalışırken uzun, sıcak bir duş almak,
istesen, tam sırası olurdu.
-İşte. -Bu ne?
-Senin için bir şey. -Mmm.
Orjinal Mısır Piramitinden.
Biz yaptık onu.
Öyle.
Hey, Levi. Çok uzamışsın.
-Hayır, uzamadım. -Evet, uzadın.
-Yardımcı olabilir miyim? -Evet. Gidelim.
-Hadi, hadi, hadi.. -Hey! ne yapıyorsun?
-Gidelim, gidelim. -hayır, ne halt ediyorsun?
-Tutuklusun! -Hayır, değilim!!
-Evet, öylesin. Buraya gel. -Neden tutukluyum?
-Kişisel bakım ürünlerim! Ah! -Tutuklusunuz.
-Ne için? -Silahlı soygun. Hadi.
Silahlı soyg.. - Neden bahsediyorsun sen?
Kımıldamaya devam edersen kendine zarar vereceksin!
-Ne oluyor? -Hadi gel.
-Murray, annem nerede? -Bir süre gitmesini söyledim.
- Neler oluyor lan? Tutuklanıyorum! Yardım edin!
Sal, Sal. Onunla özel konuşmak istiyorum. Çıkar mısın?
-Bu adamı tanıyor musun? -Ne yapayım?
-Bir süre arka tarafa geç. -Tamam.
Kapıyı kapat.
Tamam, işler çığırından çıkarsa haber ver.
Neler oluyor, Murray? O parayı bana borçluydun.
Hayır, hayır. O, silah zoruyla çaldığın paraydı.
-Hayır, bana söz vermiştin.. Affedersin. -Hayır, vermedin...
Benim paramdı ve sen aldın
O parayı söz vermiştin. Ben.. Hayır. Neden uydurayım ki?
-O para İngiltere seyahatim içindi. -Seyahatinde neler oldu?
Ne demek neler oldu?
-Kaybettin! -Hayır, etmedim!
-Ettin! -Nerden duydun bunu?
-Hayır, bana haksızlık yapıldı. -Kaç defa?
-gecenin bir yarısı... -Hayır. Kes şunu.
-Sus ve beni dinle! -Bana akıl verme.
Kes sesini!
Seni kurtarmak için kaç kez uyandığımı bilmiyorsun.
Ne zaman bunu yapmanı istedim?
-Ne zaman yardım istedim ki? -Hiç istemedin.
-Kesinlikle! -Ama yaptım.
Ve şimdi artık koca adam oluyorsun.
-Sıra sende. -Koca adam mı?
-Bunu bana mı söyledin? -Evet bak biliyorsun.
Hayat boyu annene destek olamam.
-Zorunda değilsin. -Öyle mi? Neden o?
-Çünkü ben öne çıkacağım. -Öne mi çıkacaksın? Nasıl?
Hayal edemeyeceğin şekilde. 5. Cadde'de, asansöründe,
her zaman kendisini içeri buyur eden bir adamın
çalıştığı bir apartmanda bir apartmanda, yaşayacak.
Tabi, tabi.. Tamam, bak.
Sana iki seçenek sunuyorum tamam mı?
Bence ilkini kabul edeceksin.
Dükkana geri dön.
Bu sefer saçmalamak yok.
Bu masa tenisi saçmalıklarından hiçbiri, tamam mı?
Sana çok daha fazla sorumluluk vereceğim, çünkü,
doğrusunu söylemek gerekirse, sen inanılmaz bir satış elemanısın.
Bir engelliye ayakkabı satabilirim.
Ne olmuş?Diğer seçenek ne?
Suçlamada bulunurum.
-Lloyd tanık... -Bunu yapmazsın.
..ve hapsi boylarsın!
Gerçekten bunu akrabana yapar mısın? Kafayı mı yedin?
-Göreceğiz... Bunu kendin istedin. Hey, Sal! Sal!
-Ne? -Şu anda sana ne kadar ödüyor?
Ödüyor derken, ne kast ediyorsun?
Amcam korkutman için sana kaç para veriyor?
Çünkü, benimkini ağzına alırsan iki katını, ödeyeceğim.
-Ne? -Ağzına al
-Nefesin berbat! -Dikkatli konuş, seni--
-Ahh! Sikeyim.. -Hadi gidelim, yürü gidiyoruz.
-Vurdu bana ya. -Dur, lütfen dur.
-Murray, bana vurdu. -Dur!
Her şeyi hallettik.
Diğer odadaydın. Duymadın. Biz zaten meseleyi hallettik.
-Hepsini geri ödeyecek! -Hayvan.
Parayı bana verdi, ve her şey yolunda.
-Bunu nereden aldın? -Valizinden aldım.
Kafayı mı yedin? O para Japonya için!
-Kafayı mı yedin lan sen? -Hadi gidelim, hadi.
Sadece şehir merkezine götür, lanet olsun!
-Tamam. Pekala! Tamam! Duracağım! -Bitti. İşin bitti.
-Lütfen, dur, dur. -Hadi gidelim.
-Tamam, bırak gitsin bırak. -Bırakayım mı?
-Bırak gitsin bırak! -Dik otur.
Dinle, üzgünüm.
Tamam, afedersin, üzgünüm.
Kelepçelerini aç şunun.
-Ne olacak biliyor musun -Tamam.
Annenle Garden Café.de buluşacağız.
Güzel bir akşam yemeği yiyeceğiz.
Ve tüm bu boku arkamızda bırakacağız tamam mı?
Peki. Tamam.
- Üzgünüm, üzgünüm. - Üzgün müsün?
Herşeyle biz ilgileneceğiz, sen giyin.
-Hadi ama, seni seviyorum. -Tamam, ben de seni.
Yeğenin çok boktan biri, biliyorsun değil mi?
Aman tanrım, Özür dilerim.
Al bir 10 luk daha..
Pekala, tamam.
Garden Café, ha? Ne yiyeceksin?
Pastırma tabi, başka ne olacak?
-Ah, pastırma! -Sen ne yiyeceksin?
Rosto.
-Rosto mu? -Evet.
Polis milleti!
Hey.
Aç şunu hadi.
-Kır şunu! -Kırayım mı?
Siktir!
Hey! Nereye gidiyorsun?
Kahretsin.
-Ne olmuş? -Pencereden kaçmış gidiyor.
-Ne? Bekle! -Frankie!
-Ne? -Kaçmak için aşağı indi şimdi.
İşte gidiyor! Aşağı kaçıyor!
-Lanet olsun! -Yürü, yürü, yürü.
-Arkadaki telefonu kullanacağım. -Sen şunu tut.
Gördün mü seni ne kadar sevdi?
- Alo? -Hey, Wally. Nasılsın ben Marty.
-Bu gece çalışıyor musun? -Tabii ki çalışıyorum.
Tamam süper, arabayla, olabildiğince çabuk gel.
28. Caddedeki Halsey'de buluşalım tamam mı?
Ne? Tekrar dolandırıcılık mı yapacaksın?
Evet, kesinlikle.
Hayır hayır, geçen sefer dilim yandı.
Taaa Staten Islandı'a kadar gittik.
sonra 10 dakika içinde seni tanıdılar.
Sorun yok. Quinn'in Jersey'de bahsettiği yere gideceğiz.
Kötü fikir bu ya.
-Bu mu olsun? -Hayır anne armadillo istiyorum.
Hayır, zaten--
Dur, sana bir armadillo göstereyim.
Sana vereyim sonra sen karar ver olur mu?
Kemirgen değil, memeliler.
Tamam adamsın. 1,5 saat sonra görüşürüz.
-Nerde? -Halsey'de. Tamam, Seviyorum seni.
Teşekkürler, hoşçakal.
Güzel, buradasın.
Arkadan ya da başka bir yerden çıkış var mı ?
Ne? Neden bana öyle bakıyorsun?
Bana bir şey söylemeyecek misin?
Ne, tebrik mi edeyim?
-Tebrik mi? -Evet.
-Dalga mı geçiyorsun -Ne dememi istersin?
Sekiz aydır sana ulaşmaya çalışıyorum.
Ne yapmaya çalıştığını anlıyorum. İşe yaramayacak.
-Afedersin? -O benim değil.
-O tamamen senin. -Hayır değil. Dışarı boşaldım.
Ira'da boşalırken çıkarıyor mu?
-Ne dememi bekliyorsun? -Basit bir soru bu.
Seninle sevişirken dışarı mı boşalıyor?
-Cevapla. -Bunu cevaplamamı mı istiyorsun?
Evet! Cevapla. Gelirken dışarı çıkarı..
Üzgünüm. Üzgünüm.
- Üzgünüm. Üzgünüm. Üzgünüm.. -
Şu an perişan haldeyim. Gerçekten, Rachel.
Londra'da kaybettim bu arada--
Hey!
Tanrım.
Bu ne böyle?
Babası ölmüş.
-Siktir lan! -8 yaşından beri arkadaşım benim.
Seninle mi konuşuyorum?
Ira, onu sekiz yaşından beri tanıyorum.
Babam yeni vefat etti. O da beni teselli ediyordu.
Hayatım, tamam.
-Kes lan sesini, dokunma! -Karınla böyle mi konuşuyorsun?
Evet, böyle konuşuyorum.
Peki.
Hayır, hayır! Hadi ama. Devam et.
-Devam et.. -Marty, kes şunu.
O tek kaşını, alnından söküp atacağım!
Fiziksel temas mı istiyorsun? Bir maymun gibi mi?
Ira.
Ira! İçeri dön. Ne yapıyorsun?
Biri şu lanet polisi çağırsın artık, tamam mı?
-Ne yaptın? -Kahretsin! Buradan çıkmam lazım.
Neden polislerden kaçıyorsun?
Gelin, burada gelin.
Arkadan çıkış yok mu?
-Ne? Ne-- -Lütfen hadi, Rachel! odaklan.
Arka tarafa çıkıyor. Hadi.
Tamam, tamam. Sağol, çok sağol.
Sonra anlatırım. Sonra anlatırım.
Beyler, gözlüklü beyaz bir genci buradan geçerken gördünüz mü?
Kimse görmedi mi?
İngilizce ? Yok mu??
Konuşmaya devam etmek isterseniz lütfen 5 cent atın.
5 cent mi? Yine konuşmayı kesecekler.
-5 cent var mı? -Hayır.
Anne, yalan söylemiyorum. Söz veriyorum, bu son olacak.
Gözlerim mi bozuk, yoksa bu bizim kahrolası fare mi?
-Teşekkürler. -Ne haber bebeğim??
Çok sağol, gerçekten makbule geçti, sağol.
Balık gibi kokuyorsun Marty.
Bu yüzden otel odası lazım Duş almalıyım.
Bir oda tutabilir miyiz lütfen?
-4 $ -3$ demiştin.
-O son oda içindi, şimdi 4$ -Neden şimdi 4$?
Bana dört dolar ver. Söz, geri ödeyeceğim.
Şimdiden söyleyeyim, sadece 10$ var.
10$ mı getirdin?
-Bir saat önceden haber verdin. -Peki, nasıl para kazanacağız?
Çocuklarım var lan.Taksiciyim ben.
Uygun fiyatlı oda var mı? Güzel olması gerekmiyor.
Beşinci katta bir oda var, ama duş yok.
-Peki o kaça? -2,5 $
Bana üç dolar ver. Teşekkür ederim.
Seni şanslı, geri ödesen iyi edersin.
-Jimmy. Jimmy. -Senin galibiyetlerden geliyor.
Anahtarları ver.
Bu koku da ne?
Aman tanrım! Siktir.
-Oha! Bu ne yat? -Aman tanrım.
Küçük bir kaza geçirdi.
Tanrım! Çok büyük bir kaza geçirmiş olmalı.
Korkunç bir şey.
-Bok gibi kokuyor! -Siktir!
Jimmy, sen bok gibi kokuyorsun.
-Senin nefesin mi yoksa köpeğin mi? -Anahtarı alabilir miyim?
O köpekle asansöre binme. Merdivenleri kullan.
- Dalga mı geçiyorsun? - Yıka şu köpeği.
Hoşçakal, Jimmy.
- Ne kadar büyük, Marty? - Çok büyük. Kocaman.
Yarın doğuracak gibi mi?
Ne zaman doğar bilmiyorum. Ama benim değil.
Onun bir amacı var. Onu tanımıyorsun.
Berbat bir evliliğin içinde sıkışıp kalmış. Hayatı korkunç.
Suçu benim üzerime atmaya çalışıyor.
Sekiz yaşımızdan beri, beni sıkıştırmaya çalışıyor
-Serseri kıçını mı? -Evet..
Evet, çılgın ya.
Biyolojik olarak benim olması imkansız, tamam mı?
-Yani, yağmurluk mu kullanıyorsun? -Gerek yok ki..
O zaman kuru sıkı atıyorsun.
Çişini tutmanın ne olduğunu biliyor musun? Hayır mı?
Her işediğimde, idrarımı geri tutuyorum,
Ve 10 Missisipi sayıyorum.
Böylece kas yaparsın.
Ve idrar yolu enfeksiyonu kaparsın.
Ne yapıyorsun? O benim mektubum!
Kafayı mı üşüttün?
Lanet, bebek bezlerinden almalısın.
Hayır.
Ve kendine gel artık.
Babası ben değilim.
-Hey, Marty. -Efendim?
Ritz ne?
Neden?
Uluslararası Masa Tenisi Federasyonu'ndan
1.500 dolarlık para cezası aldınız.....
-Ne? -...derneği ve..
- Ve onlar... - Getirsene şunu!
-Cılız kıçını yasakladılar. -Ver bana.
Ne oluyor lan?
- İyi misin? - Sen kimsin lan?
Tanrım! Yardım et bana! Şu lanet şeyi üzerimden kaldır!
Köpeğim!
- Bu ne lan! - Siktir, ne oldu öyle?
Gel şu lanet küveti üzerimden kaldır yardım et.!
Köpeğim boğuluyor, adamım. Hadi! Yardım et!
- Tamam, çeviriyorum. Kolunu çıkar.
-Bir, iki.. -Kaldır şunu!
Üççç.
Kolunu çıkart ordan! Aman Tanrım!
Hassiktir, Hassiktir..
Hassiktir, kolun..
- Arkana yaslan. Bakma oraya.
-Turnike yapmak lazım. -Hassiktir!
-Gel, kolunu ver. -Ne yapıyorsun?
-Ne yapıyorsun? -Kolunu ver.
- Siktir. - Köpeğim nerde?
Köpeği düşünme! Kolunu ver.
-Tanrım. -Hiçbir şey yapma!
Bendesin, merak etme.
Wally, ambulansı ara!
-İyi misin sen? -hayır, iyi değilim.
Gözlüklerim nerde?
Yaralandın mı yani? Alt kata düştün lan.
Tamamen saçmalık. Paramızı geri alacağım.
Parayı mı alacaksın?
Marty, defolup gitmemiz lazım, 2,50$ için mi saçmalıyorsun?
2,50 $ dan daha fazlasını istiyorum Olanları gördünüz mü?
Bekle burda, bekle.
-Ne kadarlığına? -On saniye.
Ayakkabım, elbisem.
Her yer sırılsıklam ıslak. Buralar çok karıştı.
- Neden çorap geçirmiyorsun? - Yer değişelim mi?
Sen! Ben...sana siktiğimin duşunu kullanma demedim mi?
Hayır, demedin. Odayı bana kiralayan sensin, tamam mı?
Düşseydim boynumu kırabilirdim.
Hala da olabilir yani.
-Beni tehdit mi ediyorsun? -Evet, ediyorum.
-Beni tehdit mi etmek istiyorsun? -Evet.
- Bodrum katı kilitli! - Anahtar kimde lan?
Dinle dostum! Dinle! Odanın parasını geri istiyorum...
- Ambulans. - Masrafların da iadesini istiyorum.
-Mahvolan eşyalarım için. -Ciddi misin?
Eşyalarını geri alamayacaksın.
-$7.50 ver! -Havanı alırsın.
- Gelin yardım edin! - Paramedikler.
-Güzel, buradasınız. -Hasta nerede?
Burda, kolu kötü. Çok kan kaybetti.
Ne oldu?
- Küvet üstüne düştü! - Küvet üstüne mi düştü?
Kolumu hissedemiyorum.
Hey, Jimmy, Gel, şu köpek için yardım et!
-Boşta kimse yok. -Veterinere götürmemiz gerek.
-Şu an gönderebileceğim kimse yok -O benim ailem!
Dinle şimdi. Sadece 2,50 doları ver, buradan defolup gideyim. 7,50 doları unut.
-Sadece 2,50$ ver. -Sana yardım edemem.
Yarın sahibi ile görüş.
-Evlat. -Bu berbat oteldeki,
-boktan tavanın yüzünden. -Evlat. Ah!
-Sana bir şey vermem. -Ne?
Evlat, gel buraya. Köpeği veterinere götür.
Götüremem çalışmam lazım. İşim var.
-Kovulamam. -İşin mi var?
-Aldığının iki katını vereceğim. -Hayır.
3 katını veririm, hadi.
- Sakin ol, tamam mı? -Tamam.
Tamam, şu çantaya bak. İskemlede gördün mü?
Çantayı aç bak, tamam mı? Aç şunu.
Sana turnike yapacağım.
Diğerini çıkartıyorum şimdi.
50$ kendin için al, tamam.
50$ da veterinere tamam mı?
Kan fışkırıyordu.
13. Cadde ile 1. Sokak'ta.
Ona en kısa sürede orada olacağımı söyle, tamam mı?
Bu şerefsize para mı vereceksin?
Tepene düşen küvette bu herif vardı.
Lanet duşu kullanma demiştim hem de.
Adamsın, evlat.
Sedye hazır mı? Bellevue'ye götüreceğiz.
Adamsın!
Hâlâ geri dönüp onu
- veterinere götürebiliriz. - Hayır. Hayır.
-50$ fazlasıyla yeter. 50'den iyisi ne? 100$
100$ la evi temizleriz.
Açgözlü olma, sen kahrolası Yahudi.
Hayır, hayır. 1500$ ceza. Bunu bana gösteren sendin.
Bu arada, bunu iki hafta boyunca her gece yapmalıyız.
-ya da Japonya'ya gidemem. -"Biz"'mi? Ah, hayır, hayır.
Senin hatan yüzünden işten, iki hafta izin almayacağım.
Hey. Al şunu oğlum.
Al bakalım. İşte böyle. İyi çocuk.
Şunun boğazını biraz gevşet, dostum.
-Tamam. -Radyatör gibi ses çıkıyor.
Oyun oynamaya gidiyoruz,
dönüş yolunda onu veterinere bırakırız.
-Bu çocuk için birkaç saat ne ki? -Marty, araba ayarladım dostum.
Hah. Musa!
Üçüncü hat senin dostum.
-Selam, nasılsınız? -Yardımcı olabilir miyim?
Bir hat alabilir miyim?
Muhtemelen, yarım saat 40 dakika sonra müsait olur.
-Pekala. -Uygun mu sana?
-Ayakkabı ister misin? -Sonra alırım.
Tamam. Bitti.
Acınası ibne. Öde bakalım.
Kim var sırada?
Oynayabbilir miyim? Hey!
-1$ lık oyun bu. -Tamam.
-Adın ne? -Seth.
Isınma turuna başlayalım.
Parayı koy önce. Ben bedava oynamam.
Tamam. Bunu hiç duymamıştım.
- Ben tutarım. - Para onda.
Sen mi tutuyorsun? Neden o tutuyor?
- Seninki nerde? - Sana güvenebilir miyim?
Güvenebilirsin.
- Nerdeyiz biz - Tamam, Seth ve Roger.
Dolar oyunu.
Servis bende.
Ne yapıyorsun? Bakmıyorum bile.
-1-0 -Bakmıyordum bile.
-Hayır olmaz ama -Ne?
Topun diğer tarafa de çarpmasına izin vermelisin.
Raketinle tutamazsın, sayı benim.
-Sen neden bahsediyorsun? -Yapamazsın öyle.
Topun düşmesine izin vermelisin.
-Saçmalık bu. -Hile yapıyorsun.
-Hile mi? -Evet, buna hile derler.
- Kurallara uymuyorsun. - Tamam. Puanı senin.
-Teşekkürler, topu ver. -1-1
Siktir!
- Çok yakındı be. - İyiydi, iyiydi.
Hayır, hayır, hayır.
hayır, hayır. Al onu.
Seni 5 puan kadar geçtiğimi söylemeliydim adamım.
Zaten yeterince zor bir gün geçirmişsin. Sende kalsın.
Teşekkürler kardeşim. Sağol.
Her şey yolunda.
Güzel oyun.
Tamam, Adam. Adam,hadi gidelim.
- Ortaya ne kadar koymak istersin? - 50 sent koyabilirim.
Top var mı?
Burnuna ne oldu ya?
Bende, bende.
Bilet param bitti.
Ne bilet parası? Ne oldu?
Manhattan'da Taksi şöförüyüm.
-Manhattan mı? -Evet.
Pahalı bir yolculuk, adamım.
Ah, evet. $20 ya da $25.
Zenginler 5$ bahşiş veriyor
yani bahşişler 5$. Ve...
Oraya vardığımda, adam beni boğmaya çalıştı,
-kafamın arkasına yumruk attı. -Yoo.
Paramı aldı ve defolup gitti..
O şerefsizi yakaladım, ve, oğlum var ya...
Şerefsizin ışıklarını söndürdüm yani.
Sonra da hepsini geri aldım.
Hepsini mi aldın?
Aynen! Aynen öyle adamım!
-Cukkaya mı attın? -Kesinlikle.
Seni cukkayı çıkarırken gördüm.
Prensip işte! Prensip AQ!
Anlıyorum seni. Ben gizlerdim.
Eğer senin yerinde olsaydım, burada göstermezdim.
Herkes Christian kadar iyi değil, söyleyim sana.
Sayı benim.
Peki ya şurdaki yavşak?
Kim olduğunu bilmiyorum.
-Böyle servis atamazsın! -Nasıl yani?
Yıllardır böyle atıyorum.
-Hey, Roger. Roger. Selam. -Çok saçma.
-Bir dakika daha ver. -Hattımız açıldı.
-Hat beklesin, ben iyiyim. -Hayır, almamız lazım.
-Başkasına verirler. -Şu an oyun oynuyorum.
Bütün gece bowlingi bekledim. Hadi.
-Roger. -Sayı benim.
Bak bana ne yaptırdın..
Gitmem lazım.
-Ne demek gitmem lazım? -Paramı geri ver.
Oyunun ortasındayız.
O halde maçı kaybettin. Paramı geri ver.
-1 dolarımı geri ver. -Sakin. Geri çekil şöyle.
-Oyunu bırakacak mı? -Bitirmemişsiniz.
Pekala, o zaman oyna. Sen oyna.
Param yok dostum Son 10$ ı ona kaybettim.
Ben senle oynarım.
Vay, vay, vay..
Vay be,. Sizin masa tenisi oynadığınızı bilmiyordum.
Bir dolar koy. Bir doların var mı?
- Hadi lan! 5 dolar koy! - 5 doların yoktur.
Oha, Birini mi soydun yoksa?
Ağzın nerdeyse parayı oraya koy.
Neden, senin ağzın nerdeyse, sikimi oraya koymayayım?
Kırmızılı, Wally ve adı ne sikimse.
Boş işaretle bebeğim. Döneceğim.
Nereye gidiyorsun?
Boş geçeceğim!
Burda ne oluyor?
Siyahi genç, tüm parasını kaybetmek üzere.
Evet, şurdaki yavşağa.
- Siktir! - Maç sayısı!
- Maç sayısı, buyrun bakalım. - Wally! Gel!
Üzülme Wally. Hadi gel.
Tamam!
Kenarı sıyırdı. Gördünüz değil mi?
Kenardan sıyırmadı.
-Yönü değişti. Gördün. -Kenara değmedi.
-Hayır paramı ver. -Ne bu şimdi?
-Paramı ver. -Bu ne amı--
Parayı ver. Parayı ver.
-Öde. -Hadi ama.
Benzin parası için 5$ bırak.
Paran yoksa bahse girmeseydin.
-Eve nasıl gideceğim? -Yürü.
5$ bırak ona ya.
-Hayır. -Bütün gece götlük yaptın.
-Paramı ver. -Bırak bu açgözlülüğü.
-Eve gitmesi için 5$ ver! -Saçmalık!
-Göt gibi sırıtıyorsun. -Siktir git!
Paramı ver. Parayı ver.
Siktir git.
- Hey 5$ ver.. - İstemiyorum.
Eve nasıl gideceğim lan?
Saçma sapan konuşursan, bunlar olur.
- Çok kötü kokuyor, değil mi? - Kahretsin!
-Nerede, Roger nerede? -Siktir.
-Tamam. Olay bende. -Hadi, Rog!
Bu salağı benzin parası için oynatın.
Şimdi Roger'la oynayacaksın tamam mı?
- Hadi bakalım Roger. - Hadi.
-Şimdi oynayalım. -Sen?
Oynamayacağım, sen çok iyisin.
Sana 4 sayı avans.
Tamam. 40 dolar.
Kırk dolar mı? Kırk dolarım yok.
İstiyor musun? Al ya da bırak. Gitmem lazım.
-Kırk dolar. -Bir, iki, üç...
Hadi ama kimde nakit var? Kimde canlı var?
- Yakaladım seni. - Wally takımı, hadi.
El birliğiyle, El birliğiyle. Hadi şunu eve gönderelim hadi.
Teşekkürler millet, teşekkürler.
Seni eve göndereceğiz. Seni eve göndereceğiz.
Güzel. Güzel. Hiç mi? Bütün sıra mı?
Yan bahis koyacağım.
Ne kadar?
-Beş dolar. -Bundan fazla yok mu?
10$ mı Vayy biraz paran varmış ya.
Teşekkürler, çok teşekkürler.
174, 175, 176,
177, 178, 179, 180, 181...
181, 182, 183...
-Fare döndü bebeğim. -...184, 185...
-Aynen! -...186
-Fare döndü bebeğim! -...187, 192...
-Oh, burasına bayılıyorum. -...197, 202, 207...
Ne sikim yapıyorsun?
Kafayı mı yedin?
♪ Wah wah wah, wah wah wah ♪
♪ Wah wah wah, wah wah wah ♪
♪ Wah wah wah ♪
♪ Wah wah wah ♪
♪ Wah wah wah, wah wah wah ♪
♪ Wah wah wah, wah wah wah ♪
♪ Wah, wah, wah ♪
Kahretsin, kapalı.
- Hadi hemen bir sonraki kasabaya gidelim. - Bir sonraki kasaba 20 mil uzakta.
Gördün mü neler yaptık? Kimmiş iyi çocuk? Kimmiş iyi çocuk bakalım?
- 400... - Buraya gel bebek..
...401, 402, 403...
Nefes alışı çok daha iyi.
Veterinere hiç para vermeyebiliriz.
...407, 408.
408. Adam başı 204 dolar. Bu 50'ye 50'dir.
Here, here. Okay.
Wally, düşünüyordum da, hepsini bana verirsen,
Japonya'dan döndüğümde sana 10 katını veririm adamım.
-Dur, dur, dur, Fare. -Hayır, hayır, hayır, ne diyorsun?
Herkesi siktiğin gibi beni de yapmana izin vermeyeceğim.
-Cezayı gördün, gördün işte. -Fare.
Bunun 10 katıyla eve döneceğim.
-Sana madalyon alacağım. -Madalyon istemiyorum, Fare.
Sana yeni bir taksi alacağım. Bu konuda bana zorluk çıkarma.
İşte oradalar.
Hassiktir!
Kahretsin Marty! Marty,gidelim Atla arabaya.
-Tamam. Bırak ben konuşayım. -Arabaya atla!
Bak kim varmış! İndirelim orospu çocuğunu!
Beyler.
Neler oluyor? Nasılız bakalım?
-Paramızı ver! -Neden bahsediyorsun?
-Adama sadece benzin veriyorum. -Bak kim var?
O saçmalığı yapma!
-Bizi dolandırdınız lan! -Kimseyi dolandırmadım
Kim olduğunu biliyorum! Siktiğimin Marty Mauser'ı
-Sakin! -O kim bilmiyorum!
Roger! Kes şunu. Kes!!
Hayır, sakin. sakin. sakin. sakin.
Arabadan çık lan!
Sikik arabadan çık zenci!!
-Neden ki ben-- -Siktir çık!
Kahretsin.
- Marty, gidelim oğlum hadi! - Kendini sik!
Yürü, yürü, yürü, yürü.
Wally, dikkat et! Dikkat et, direk!
Hayır! hayır!
Wally,köpek. Köpek, Wally.
-Siktir et köpeği! -Köpek lazım!
Siktir et onu,
-ve siktir git adamım! Lanet olsun sana!! -Ah, hayır. hayır.!
Bunu maaşımdan kesecekler!
Arabam mahvoldu, dostum! Lanet işimi kaybedeceğim!
Elimde olan tek şey bu! Bana güvenen insanlar var!
-Gerçek sorumluluklarım var! -Benim de sorumluluklarım var.
-Hayır yok. -Ne düşünüyordun lan--
Çok teşekkürler. Teşekkür ederim.
Senin için halledeceğim.Tamam?
Bana kızma, tamam mı?
Sana yepyeni bir taksi alacağım. Tamam mı?
Kafana takma bunu Wally, Seni seviyorum.
Kapıyı kapa.
Merhaba, Marty.
-Merhaba, Ted. -Selam, Marty. Nasılsın dostum?
-Lawrence burada mı? -Kaybın için üzgünüm.
Sorun değil. Lawrance bu gece burada mı?
Ah evet. Buralarda bir yerde.
- Tamam, peki, sağol. - Tabi, tabi.
-Seni görmek güzel dostum. -Evvet.
-Nasıl geçti? -Marty.
-Seni görmek güzel. -Hello, Marty.
Bu gece senin arka odada yatabilir miyim dostum?
Hey, hey. Arkada senin kız var?
Hamile ve gerçekten üzgün.
Aman tanrım. Tamam Oldu.
Bırak gidip onunla konuşayom,
ama sonra lütfen beni görmeden gitme.
-Buralarda olacağım. -Seni görmek güzel..
-Aynen, güzeldi. -Tamam.
Hey burada ne yapıyorsun?
Rahatsız etmek istemedim. Meşgusün biliyorum.
-Yüzüne ne oldu böyle? -Başka gidecek yerim yoktu gerçekten.
-Bakayım. -Bana bağırmaya,
başladı ve gerçekten çok sinirliydi.
Elbiselerimi yırtıyordu.
-Bunu o mu yaptı? -Beni gerçekten korkutuyordu.
Nreye gideceğimi bilemedim.
Bana kızdın mı?
Rachel?
Hayır, kızmadım Rachel. Benim Marty.Kapıyı aç
Tamam. Bekle.
Burada ne yapıyorsun?
Kendinden utan!
Hey, Dion. nasıl gidiyor oğlum? Gerçekten makbule geçti.
Bu kız kardeşim rachel bu arada.
Rachel, bu benim kankam iş ortağım, Dion.
-Merhaba. -Merhaba.
Evini su bastı.
Gece için bir yer lazım. Sakıncası yok, değil mi?
Bilmiyorum adamım. Bu....
Biliyorum, ama onu küf ve mantara bırakamam.
D, Hadi ama, 8 aylık hamile, tamam mı?
Hadi ama...
Yeğenim olacak.
Evime misafir davet etmemem gerekiyor.
Evde bir sorunu var. Oraya dönmesine izin veremem. Lütfen..
Pekala. Hadi gelin Geceyi burada geçirebilirsiniz.
Yarın, babamlar dönmeden önce buradan çıkmış olmalısın.
Tamam. Sorun değil.
Birlikte geçirdiğimiz zamandan en iyi şekilde yararlanmalıyız.
İş planımızı sağlamlaştırmak gerek, biliyorsun.
Böylece baban geri döndüğünde ne kadar düzenli olduğumuzu görür.
Evet, oldukça üzgün.
Tüm bu envanteri sekiz aydır bize bıraktın.
Sorun değil. Birkaç hafta i çinde şampiyonluğu alacağım.
Tekrardan başlayacağız.
-Toplar tam burada. -Gerçekten mi? Nerede?
Üstteki kutu.
Teşekkürler.
-Vay...Turuncu mu yaptın? -Aynen.
Nasıl yaptın?
Halex'de biriyle tanıştım.
Selüloiti benim için renklendirdiler.
-Nasıl? -Para, bebeğim.
Ben ve babam, sana inanıyoruz.
Yatırım yaptık. Bu yüzden bu kadar kızgındı.
Şuna bak, Rachel.
Burda, ambalaja bak.
"Üstün Marty. Resmi Marty Mauser masa tenisi şampiyona topu.
Profesyonelce yapılmış. Turuncu..."
Turuncu küreler mi? Bunu sen mi uydurdun?
Aynen, güzel olmuş, değil mi?
Güzel mi olmuş? Dion, bu... Afalladım.
Afalladım.
-El çizimi. -Sen mi çizdin?
-Evet. -İlham verici.
Çok sağol.
Yeteneklerinin farkında değilsin.
-Şuna baksana. -Çok teşekkürler.
Vayy..
Gerçekten güzel.
-Burası senin odan mı? -hayır, kardeşimin.
Kardeşin mi var? Kardeşin olduğunu hiç söylemedin.
Küçük erkek kardeşim. Taşındı.
Yani odası boş mu?
-Ah, evet. -Önce kardeşimi yerleştireyim.
-Beş dakika içinde buradayım. -Tamam.
Beş dakika.
gerçekten etkilendim, D.
-Teşekkürler. -Cidden.
Özel adam.
Yatağı senin için rahat hale getireyim, tamam mı?
Peki şimdi dışarı çıkacak mısın?
Evet, yarın için plan yapmam gerek.
Neden? Ne için plan?
Kafamı toplamam gerek.
Nasıl yani?
Bu zengin adam benden iş istedi. Sanırım onunla temas kuracağım.
-Gerçekten mi? -Evet.
-Ne iş? Ne işi? -Önemli olan Japonya'ya gitmek .
-Şampiyona için mi? -Evet.
Vayy.
Hayatımda her şey altüst oluyor, ama bir yolunu bulacağım.
Yardıma ihtiyacın var mı? Yardımcı olabilirim.
-Hayır, sorun yok. -Bir şey yapabilirsem eğer?
Aç mısın?
-Hayır. -Emin misin?
Ahh, ben diğer odadayım. Tamam mı?
-Dion,böyle bir şey görmedim. -Söyledim sana adamım.
Bu çok büyük bir yetişme, etkileme olmalı!
'Çünkü bu, son sekiz ayda başıma gelen en harika şey.
Kim tahmin ederdi ki? Halex?
Günaydın. Rockwell Ink.
Merhaba, Milton Rockwell ile görüşebilir miyim lütfen?
Şu anda burada değil. Mesajınızı alabilir miyim?
Kendisinii ne zaman bekliyorsunuz?
Şeyy, bugün iş yeri dışında çalışıyor.
- Mesajınızı alabilir miyim? - Sıcak dikkat et.
Teşekkürler.
Uyandığında yemesi için kardeşime de biraz yapabilir misin?
-Gerçekten aç olacak. - Alo?
Şirket dışında nerede dediniz?
Üzgünüm bu bilgiyi veremeyiz.
-Mesaj bırakmak ister msiiniz? -Evet.
Benim adıma özürlerimi iletebilir misiniz kendisine?
Aslında, bu sabah kendisi ile kahvaltı yapması gereken
genç adam bendim.
- Bilemedim bunu. - Oğlunun taburundan.
Üzgünüm. Ben.. Ben.. Bu konu hakkında bilgim yok.
Ona vermem gereken oğlunun bazı kişisel eşyaları var.
Mektuplar, ve benzeri şeyler... Ama işleri berbat ettim ve uyuyakaldım.
Bugün şehirden ayrılıyorum, ama postayla da gönderebilirim.
- Hayır, Hayır, Hayır. - Hayır mı? Tamam.
Şöyle bir şey yapalım mı, Morosco Tiyatrosu'nu aramayı deneseniz?
Morosco Tiyatrosu
Yani, Ben de şaşırdım. Ne yapıyorum ben?
Gecemi mahvetmek için buraya geliniyor.
Anneciğim, gerçekten de buraya geleceğinden haberim bile yoktu.
Artık senin oyun oynamandan bıktım.
Sadece iyi vakit geçirmek için gelmiştim.
Burada hayat kadınlarının toplandığını duydum.
Hayatımı yeniden kurmaya çalışıyorum. Bunu anlamıyor musun?
Daha çok en yüksek teklifi verene satmaya benziyor.
Beni yargılamaya hakkın yok, Jed!
Mutluluğuk için canla başla mücadele ettim.
-Seninle ilgili en iyi şey..... -Doğru. Peki sen bana ne verdin?
Bana asla inanmadın. Bir kere bile!
Kendine acımak mı istiyorsun? İşte sana bir fırın, Jed!
Alma!
İyiyim ben, Henry.
- Lütfen bize bir dakika verin.
Dikkatli ol, Jedidiah.
Ve ona giydirdiğin o süslü elbise, Pis kokmamasının tek yolu.
Çocuğuma sakın dokunma.
Afedersin..
Anne, ne yaptım ben?
Koş, kaç!!
- Kapı kilitli. - Aman tanrım.
Şaka yapıyor olmalısın!
Tanrı aşkına, biri kapıya kilit mi taktı?
-Ah. Tanrım.. -Güzel ritim tutturduk sanmıştım.
İyi bir ritim mi tutturduk? Hangi gezegende bu iyi bir ritimdir?
-Eğer odada yalnızsan? -Ben ordaydım.
İçinde bile değil gibiydim. İçinde? Neyin içinde?
-Glenn, tek kelime bile söyleyemedim. -Anlıyorum, halledeceğiz.
- Prova sürecinin amacı da bu. - Tanrı aşkına.
Hadi bunu unutalım gitsin. Herkes beş dakika ara versin.
Bana bir iyilik yapın, millet...
--Birinin ona bir şey söylemesi gerekiyor.
-Bu imkansız. -İmkansız.
-Biraz su ister misiniz? -Evet.
-Getireyim hemen.. -Tanrım.
Hey, Kay.
Hey, ben Marty.
Londra'dan.
Burada ne yapıyorsun?
Sahne işçileri sendikasında bir arkadaşım var.
Ona bir şey bırakıyordum.
-Bunu izledin mi? -Evet, umarım sorun olmaz.
Ah, Tanrım.
Hey, tekrar oyunculuk yaptığına inanamıyorum.
Bu oyunculuk değildi. Oyunculuk yapmama izin vermiyor.
Evet, bu çok sinir bozucu görünüyordu. Bu adamın derdi ne?
Başlatma şimdi beni.
Evet, onu adeta alt üst ediyordun.
Tabii ki ederim.
İnanılmazdı.
Karakterinin yorgun olması gerektiğinden,
üç gün uyumadı.
-Bu çok sinir bozucu. -Ah, Tanrım.
Kendini bu kadar adamışsa, neden sahneyi durdurdu?
Neden diğer taraftan kilidi açmak için,
elini perdeden geçirip yumruk atmadı?
-Değil mi? Ben öyle yapardım. -Glenn!
-Evet. -Glenn!
-Evet, sağol, evet. -Konuşmamız lazım.
-Evet, ne var? -ne? Ne? Ne?
Bu çocuk karakteri ondan daha iyi anlıyor.
Anlamadım?
-Bana söylediğini ona da söyle. -hayır, istemem.
hayır, söyle ona.
Sadece sahnede görünmediğini söylüyordum hepsi bu.
- Ah, Kim bu? - Hiç kimse. Mesele de bu.
Ayrıca, tecrübelerime göre, sadece çocuklar böyle bıçak tutar.
Ciddi bir kavgaysa, bıçağınızı şöyle tutarsınız:
-Bıçağı bileğinize dik tutarak. -Bu bir sokak kavgası değil.
Tamam, eğer gerçekçi olmayı hedeflemiyorsanız,
biraz da olsa gösteriş katabilirsiniz.
Böyle.
-Kes şunu. -Öyle mi Kay?
Tamam. Evet, tamam. Eğitim için teşekkürler.
Çok teşekkür ederim. Bugün ihtiyacımız olan tek şey bu.
-Bol şans, Kay. Bol şans. -Çıkarın onu buradan.
Artık varlığınıza ihtiyacımız yok. Çok teşekkür ederiz.
Pekala, tüm saygımla...
Yine de her setin maliyeti 5.000 dolardan fazla.
Parmaklarımı şıklatıp paranı ve karını hizaya getiremem.
Sana hayır demen için ödeme yapıyorum.
Tam yetkili olduğunu düşünüyor.
Burada imkansızı başaramam.
Eğer onu kontrol edemezsen, bunu yapacak başka birini bulurum.
Götoş.
Bay. Rockwell. Bay. Rockwell.
-Ne var? -Hey. Marty Mauser.Seni görmek güzel..
Ofisimi arayıp, oğlumla arkadaş olduğunu mu söyledin?
-Evet. Amat... -Lanet olası!
İletişime geçmenin başka yolu yoktu. Lütfen.
Japonya konuşmamıza dönmek istiyorum.
Düşündüm ve istiyorum. Bence harika bir fikir.
Etkinlik haftaya. Alternatif planlar yaptım.
Nasıl planlar? Tamam bu sizin fikrinizdi.
Harika bir fikir. Hadi bu konuda iki saniye konuşalım..
Ne yapıyorsun? Hey. Hey. Bay. Rockwell.
Lütfen, bu konuda pragmatik olalım.
Kişisel duygularınızı bir kenara bırakın.
Sen de ben de biliyoruz ki Endo ve ben çok iyi olurduk.
-Onun memleketinde düzenlenen bir fuarda mı?
Düşünsenize. Ben de dinamit gibi olurdum.
Alternatif planınız ne olursa olsun,
bunun yanında sönük kalır.
Lütfen iki dakika ayırın bana.
Bunu çözmek için yeterince ortak noktamız var. Lütfen!
-Pekala, atla arabaya. -Gerçekten mi? Teşekkür ederim.
Tommy, gidelim.
Hey. Hey! Hey!
Hey!
Orospu çocuğu! Sana bir fikir sundum!
Özür dilerim. Bayan Stone siizinle öğle yemeğine çıkmaktan çok
keyif alacağını bildirmemi istedi.
-Bayan Stone mu? -Evet.
Tanrım. Çok geç kaldım.
Hadi ama, Ne olmuş yani?
Sen bir yıldızsın. İyi hissetmelisin değil mi?
Hatta en başta neden bıraktın ki?
Güvenliğe ihtiyacım vardı, ve hamile kaldım,
o da bana baskı yaptı, ve ben de razı oldum.
Yani, açıkçası, şu anda doğru şeyi yapıyorsun.
ve sana faiziyle geri ödüyor gibi.
-Kim? -Kocan.
Yani, tüm şovu finanse ediyor, değil mi?
Nereden bu kanıya vardın?
Lobide bu konuda şikayet ediyordu.
-Şikayet mi? -Evet, masraflarla ilgili.
Gidip kendini sikebilir.
Kesinlikle. Onu her kuruşuna
kadar sömürüp, dünyanın en büyük yıldızı olarak yerini
almalı, sonra da bunu onun o kendini,
beğenmiş küçük suratına vurmalısın.
Teşekkür ederim, ama gerçekten, senden hayat tavsiyesi istemiyorum.
Hayır, sadece açıkça, en başından beri, ona hiç ihtiyacın olmadığını söylüyorum.
Benim gibi, ben de kimsenin yardımını almam.
Tamamen kendi başıma yapmalıyım. Yteneğime dayanarak başarmalıyım.
Aksi takdirde, başarı hiçbir şey ifade etmez.
Ama bu sadece benim.
Evet, bunu söylemek çok kolay.
Söylemesi kolay, ama yapması hiç de kolay değil.
Yani bunu bilirsin. Bu yüzden paraya çevirdin.
Sana bir şey sorayım.
Bu küçük masa tenisi oyunundan para kazanıyor musun?
-Henüz değil. -İşin var mı?
Hayır, yani masa tenisi benim işim.
Nasıl yaşıyorsun?
Eğer kendime inanırsam, paranın da
bana geleceğine olan güvenle.
Sonuçta, benim mücadelem para ile ilgili bile değil.
-Kiranı nasıl ödüyorsun? -Ödemiyorum.
-Soruyu geçiştiriyorsun. -Hayır, geçiştirmiyorum.
Bugün nasıl beslenmeyi planlıyorsun?
Dürüst olmak gerekirse, sen çıkar çıkmaz oda servisi sipariş edecektim.
-Güzel. -Evet. Öyle.
Peki, bütün bu hayalin gerçekleşmezse ne yapmayı planlıyorsun?
Bu aklıma bile gelmiyor.
Tamam. Belki de gelmeli ama.
Vay..
Alınma ama, annem gibi konuşuyorsun.
Sen de çocuk gibi.
Öyle mi? Belli ki yeterince yaşlıyım.
Peki bu ne anlama geliyor?
Seni, büyük dönüşünün tam ortasında ,
otel odasında sikecek kadar yaşlıyım anlamına.
İğrençsin.
Bol şanslar.
Hayır, biliyorum, ama şehir dışındaydım.
yani onu dün ilk kez teslim aldım.
Bakın, Japonya'ya gelmemek bir seçenek değil.
Bay Sethi'ye kasiyerin tam tutarda ve zaten ona doğru
yola çıkmış bir çek göndereceğini bildirin. Postada.
Hayır. Sorun yok. Ama sadece.
Katılımım konusunda karışıklık olmasını istemiyorum.
Orada olacağım. Turnuva başladığında orada olacağım.
-Buldum! - Evet! Evet! Evet!
Sence ne kadar?
-Bu gerçek değil. -Ne demek gerçek değil?
-Çakma. -Bu, bir milyonerin boynundan çıktı.
Ben de çıkarken gördüm.
Nereden geldiği umurumda değil. Tamamen çöp.
-Kostüm takısı. -Kostüm takısı mı?
Hassiktir.
İstersen 2$ verebilrim.
- Alo. - Hey, Dion. Benim.
Nasılsın bakalım?
Hey, neredeydin? Dağıtımcıların listesini, hazırlayacağımıza söz vermiştin.
Babam bu gece geliyor.
Şimdi geri dönüyorum ve tüm dikkatimi sende.
Kardeşimle konuşabilir miyim?
Rachel, Marty, telefonda.
- Selam. Nerdesin? - Merhaba Rachel, ldinle.
Ceketimin içinde bir köpek tasması var, tamam mı?
New Jersey'de köpeğini kaybeden birini tanıyorum.
Büyük bir ödül verecek.
Ayrıca, ön kapının yanındaki kasede araba anahtarları da var.
- Gördün mü? - Evet.
Anahtarları al ve Dion'un görmediğinden emin ol.
Hey, Dion.
Markete gidip biraz zencefil alabilir misin?
Şiddetli bulantı ve kusma yaşıyorum.
Merhaba.
Afedersiniz, kapalı.
Sorun değil, servis için gelmedik zaten.
Buralara bir köpeki gördünüz mü?
Hayır, hiçbir şey görmedim. Sen köpek gördün mü?
-Bu boylarda. -ne zaman kayboldu?
Birkaç gün önce.
Cranberry'de bir gölet var. Yaklaşık beş mil ötede.
-Belki orayı denemelisin. -Oraya baktım.
-Üzgünüm yardımcı olamayacağım. -Tamam.
-Teşekkürler.
Hiç bir şey görmemişler.
Bir de şu yeri deneyelim.
Merhaba.
Merhaba.
-Nereye gidiyorsun? -Arkayı kontrol edeceğim.
Ah, kahretsin. Musa.
Ülkedeki tüm Plak yapımcılarına ve,
sanatçılarına minnettarız.
Hey, oğlum. Hey. Hey, Musa!
- Ben Marty. Hey, oğlum - Hassiktir.
Oğlum.
Musa. Musa!
Sakin ol. Hadi seni eve götürelim.
Gitmek istiyorsun değil mi? Hadi eve gidelim.
Tamam. Hey. Hayır, hayır, hayır, hayır.
Ve bu da Peppermint Harris'ti
ve onun müthiş plağı..
Ama şimdilik eski tüfeği bir kenara bırakmanın zamanı geldi.
Hatırlayın, eğer herhang..
-Merhaba, nasılsınız? -Yardımcı olabilir miyim?
Sadece bölgede kayıp köpeğimizi arıyorduk.
-"Biz"? -Kocam ve ben..
Birkaç gün önce benzin istasyonunun yakınlarında köpeğimizi kaybettik.
ve buraya gelip yakınlardaki evlere
bakmamızı söylediler.... -Kim?
Kim? Hangi benzinci?
-Bilmiyorum -Hey!
Orada çalışan adamlardan biriydi.
-Geri döndüğün için, çok heyecanlıyım! -İşte burada.
-Sanırım köpeğimizi bulmuşsunuz. -İzinsiz giriyorsunuz.
Üzgünüm, niyetimiz bu değildi. Havlama sesleri duyduk.
Ne dediğinizden hiç haberim yok.
Köpeğim. Bulmuşsunuz.
ben köpek bulmadım.
Emin misiniz?
Evet, eminim. Sen de emin misin?
- Evet..
Pencerenizden baktım.
-Köpeğimi gördüm. -Penceremden mi baktın?
İyi yaptım, değil mi?
Mülkümden defolun yoksa polisi ararım.
Polisi aramalıyım.
Tamam. Ona daha yakından bakmak ister misin?
-Yakından bakmak ister misin? -Evet, lütfen.
-Tamam, güzel, güzel. -Size daha yakından göstereyim.
Hey!
Sakin ol.
Sakinim zaten.
-Eğer o Yahudi suratını görürsem... -Ciddi misin?
-...penceremden yine bakarken.. -Marty, arabaya bin!
Kafayı mı yedin?
...vurur patlatırım..
Buna gerek yok. Biz gidiyoruz. Marty, bin!
Ne yapıyorsun?
-Arabaya bin, Marty! -Hayır! Köpek lazım!
-Bin arabaya! -Sonraki suratına gelecek!
Marty, bin--
Hayır, hayır, hayır, hayır! Ateş etme!
Rachel! Yardım et!
- Marty, bin şu arabaya!
Hadi, hadi, hadi. Acele, acele.
Bin! Bin! Bin!
Yürü, yürü, yürü. düz git Rachel. Gazla, gazla!
Düz git! Mısır tarlasına gir!
-Yürü, yürü, yürü, yürü, yürü, yürü -Aman Tanrım! Aman Tanrım!
Ah, hayır!
- Merhaba? - Selam.
Merhaba, acaba...
Musa adında bir köpeği kaybetmiş olabilir misiniz?
Evet, ettim. Neden?
Ah kaybettiniz demek ? İnanılmaz! 'Çünkü biz onu bulduk.
- Gerçek mi? - Buldum evet..
- Nasıl? Nefes alışı nasıl? -Biliyor musun?
Onu bulduğumuzda, nefesinde hırlama vardı.
-Parayı söyle. -Adresinizi verin.
Şimdi geliyorum.
Şeyy, şu var ki.
Şu derken? ne demek istiyorsunuz?
'Çünkü bilirsiniz böyle durumlarda yani...
ödül vermek bir tür gelenektir, değil mi?
Evet. Tamam. Aklınızda ne kadar var?
-Çok fazla para. -Hayır, söyle. O çok zengin.
- Alo? - Söyle.
2.000 dolar uygun olur diye düşünüyordum. Makul görünüyor.
Bu bana oldukça adil görünüyor.
-İki bin. -Şaka yapıyorsunuz değil mi?
-Hayır, hayır, Hayır. -Çok saçma lan.
Bakın, bakın...
Bunun sizin sorununuz olmadığını biliyorum,
Ama yakında bir bebeğim olacak, ve şu anda kocam yok.
İşsizim ve bu para gerçekten çok yardımcı olur.
Ve biliyorsunuz, iyi insanlar olalım ve...
Köpeği barınaktan ücretsiz aldığımın farkındasın, değil mi?
Bu, biraz yanlış bir bakış açısı.
- Gerçekten mi? - Evey öyle.
Peki nasıl bakmalıyım?
'Çünkü diyelimki köpekle ilgili aramıyorum.
Diyelim ki annenizle ilgili arıyorum ve
ben bir doktorum ve ona acil ameliyat yapmam gerekiyor
yoksa ölecek. Ne yapardınız?
Anneniz bedava diye, ameliyatı red mi edersiniz?
Hayır! Bu çılgınlık olur. Ameliyata alırsın onu.
-çünkü annenizi seversiniz. -Bu duyduğum en aptalca şey.
O halde sevgi hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz.
Tamam, boş ver. Adresini ver, tamam mı? Şimdi geliyorum.
- Nakit de getiriyorum.. - Üzgünüm ama hayır.
- Hayır mı? - Hayır.
Cidden senin suçun değil, ve çok iyi bir insana benziyorsun.
Geçmişte çok defa dolandırıldım işte,
bir daha olmasına asla izin vermeyeceğim.
Yani, öncelikle bana parayı ulaştırmanın bir yolunu bulmamız gerek.
-Biliyor musun? Evet. - Öyle mi?
Beni dinle siktiğiminin sersem orospusu.
- Ben onu görmeden, - Senin sorunun ne?
tek kuruş bile alamayacaksın.
-Eğer gerçekten umursamıyorsan... -Anladın mı, bacım?
...köpeğinizi tıp bilimine bağışlamaya ne dersiniz?
-Bunu ister miydin? -Bu işin yürümeyeceğini söylemiştim.
Daha akıllı davranmalıydım. Ne yapıyorum ben?
-Berbat bir fikirdi. -Marty!
-Salakçaydı. -Üzgünüm. Ben--
Üzgünüm, sadece denemeye çalışıyordum.
-Senin suçun değil. Aptallıktı. -Pekala. Sakin ol.
Köpek ne renk?
Neden? Kim takar? Kahverengi.
Tamam, çünkü patronum tüm yerel yetiştiricileri tanıyor,
Belki de aynı görünüme sahip bir tane bulabiliriz
ve sahibi aradaki farkı anlayamaz..
Sence çok sevdiği kendi köpeğini tanıyamaz mı?
-Belki ilk başta olmaz diyorum. -Antrenman yapıyor olmalıydım.
Bunun yerine, ikinci el araba
galerisinde hayatımla alay ediyorum, şaka telefonları açıyorum.
- Siz ne yapıyorsunuz? - Hey. Hâlâ neden ayaktasın?
Sesini kıs. Annemle babam uyuyor.
-Döndüklerini bilmiyordum. -Söylemiştim ya.
-Babamın arabası nerde? -Garajda
Bugün yaşadıklarımız anlatınca inanamayacaksın, Dion.
-Kandırdın beni. -Hayır, kandırmadım neden bahsediyorsun?
-Evet kandırdın, seni yalancı orospu -Oha..
Konuşmana dikkat et, şişman pislik herif.
-benimle böyle konuşma. -Onunla öyle konuşma.
O, dünyadaki en sevdiğim insanlardan biri.
-Söyle düzgün konuşsun. -Onunla düzgün konuş.
-Onunla böyle konuşma. -Bağırmayın.
Ona bunu yapmasını ben söyledim. Yoksa yapmazdı.
-Anahtarları ver. -Tamam, burdalar. Oldu mu?
-Küçük bir trafik kazası geçirdik.... -Ne?
...ama hallolacak.
-Küçük bir hasar.Ödeyebilirim -Nasıl? Ne zaman?
Dion, şu an çok geç oldu. Hepimizin biraz dinlensek?
Kahvaltıda babanla bu konuyu halledeceğim.
-Kızmayacak. -Burada kalmıyorsunuz!
-Kalacak başka yerimiz yok. -Gitmelisiniz.
Olmaz Dion. Kalmamız lazım.
-Hiç başka yerimiz yok -Dion. Kes şunu - Şşşt
8 aylık hamile, sen kafayı mı yedin?
-Biraz konuşabilir miyiz? -Sesini yükseltme
Bizi gece yarısı sokağa mı atacaksın?
-Aynen, öyle. -Gidecek yerimiz yok ki.
Eşyanızı alın ve gidin.
Bugün neler yaşadığımız hakkında bir fikrin var mı?
Seninle konuşmuyorum.
Konuşmuyor musun?
Şimdi küslük dönemine mi girdik?
İnanılmaz.
Ağzında gümüş kaşıkla doğmak güzel olsa gerek.
Bu arada, bazılarımız yaşamak için çalışmak zorunda.
Bu kelimeyi hiç duydun mu "çalışmak" ?
Bütün gün odanda karalama yapmak yerine?
Arkadaşlarını sokağa atmak...
Bize bakmayı keser misin? Duvara bakabilir misin?
Beni çok korkutuyorsun.
Nereye gideceğiz? Çünkü...
-IÜzgünüm, burada bir yatak var ve... -Sorun değil..
-...ve üzerinde uyunabilir. -Tamam.
Ve bebeğim de var üstelik. Bebek de taşıyorum.
Gördün mü yaptığını?
Gece gece hamile kadını dışarı atıyorsun.
Sonsuza dek vicdanında kalacak.
- Kendine neden bunu yapıyorsun? - Üzgünüm.
Biraz yalnız kalabilir miyiz? Sadece teselli etmek için.
Kız kardeşimle biraz mahremiyet olur mu?
-Sesini yükseltmesin. -Onu sakinleştirmeliyim, önce.
Afedersin.
Ne yapmalı bilmiyorum. Ne yapmalı bilmiyorum.
Gerçekten güzeldi.
- İnanılmazdı Rachel. - Teşekkürler.
Çok iyiydi, işe yarayabilir.
-Eğer bizi kovarsa nereye gideceğiz? -Belki kalmamıza izin verir.
Bu oyunculuk mükemmeldi.
-Gerçekten ağlıyor musun? -Hayır Marty, ne yapıyorsun?
-Bu ne ya? -Ne?
Makyaj mı bu?
Bekle.
Bekle çünkü açıklayabilirim. benim hatam değildi. Tamam mı?
Konuşmak yok.
-Başka seçeneğim yoktu. -kes lütfen kes..
-Rachel, kes. -Çıkmam gerekiyordu.
-Ne kadar sakinim bak ama uzun sürmeyecek. -Evet
Siktir git burdan!
-Hayır, düşündüğüm-- -Siktir git!
-Bence ikimiz de gitmeliyiz çünkü -Kes.
Bu, annemin bana yapacağı türden bir şey.
Böyle davrandığım halde, bunu nasıl yapabilirsin?
-Bunu sana nasıl mı yapabildim? -Evet, neler yaşadığımı bilerek hem de.
-Peki senin bana yaptıkların? -Dur. Şşştt Ne yapıyorsun?..
Yaptıkların hakkında bir an olsun düşündün mü?
-Sus.. -Bağırma, seni narsist pezevenk.
-Dokunma bana! -Kes, ne yapıyorsun?
-Ailemi uyandıracaksınız.. -Yeter senin ailenden de lan.
30 yaşında falan değil misin?
Dört hafta sonra doğum yapacağımın farkında mısın?
-Dört haftaya doğuracağım! -Benden değil ama.
Bu arada, bebek onun. Bu onun bebeği.
Bu konuda da yalan söylüyor.
-Evimde neler oluyor? -Arkadaşlarımı eve davet etmiştim baba.
Dostum, nasılsın?
Sabah erkenden, "Üstün" örnekleriyle ilgili
-Spalding ile toplantımız var. -Dion, hadi. Ara verelim
Bu asla olmayacak.
-Oğlumun parasını tokatladın. -Sen ne diyorsun?
İnanmıyorum D, ne oluyor görmüyor musun?
-İnanılmaz. İnanılmaz... -Baştan beri oğlumu kandırıyorsun.
-Oğlunu kandırmıyorum. -Tüm parasını alıyorsun
Ben ona anlam veriyorum. Senin tek verdiğin para!
-Ona amaç veriyorum. -Beni dinle lan!
Sana bakmaya bile tenezzül etmiyor. Senden çok korkuyor.
Ne yapacağız ha? Nereye gitmemizi bekliyorsun?
Gerçekten sokakta mı uyumamı istiyorsun? Hamileyim ya.
Hayır, hayır, hayır, hayır. Dion! Dion!
Tamam, sana bir şey söylemem gerek Rachel. Kötü bir niyetim yoktu.
Benim bir amacım var. Senin yok.
Bunun bir tür nimet olduğunu düşünüyorsan, değil.
Beni kocaman bir hayat dezavantajına sokuyor.
Bir şeyi sonuna kadar götürme yükümlülüğüm olduğu anlamına geliyor.
Yükümlülükle birlikte fedakarlık da gelir, tamam mı?
Hayatım, yapmak zorunda kaldığım tüm seçimlerin bir ürünü.
Senin hayatın da ...
Hayatının neyin ürünü olduğunu bile bilmiyorum.
Her şeyi doğaçlama yapıyorsun. Sen busun!
Ben öyle bir insan değilim, tamam mı?
Aldığın berbat kararların sorumluluğu senin
Sana hiç evlenelim demedim, bir kez bile.
-Onları bana devredemezsin. -Anlıyorum.
Pet shopta yılda ne kadar kazanıyorsun?
$1200 civarı.
Peki, unutursun diye söylüyorum, Uçak bileti hariç, 1500$
kazanmak için bir haftam var.
Şu an odaklanmam gerekiyor, dikkatim dağılmamalı.
-Gerçekten üzgünüm. -Hayır. Tamam.
Yerleşme niyetim olmadığını, söylememe gerek yok.
Bunu aklından çıkar. Şimdi yerleşmiyorum tamam mı?
Ira'dan ayrılma konusunda ciddiysen, seni yalnız bırakmayacağım.
Arkadaşın olarak, yardım edeceğim.
Araştırırız, birlikte harika bir doğum evi buluruz.
Sizi yanına alacak, bebeğe iyi bir aile bulacak bir yer.
Yapabiliriz-- Hayır mı? Hayır mı?
O zaman eve git Rachel, Eve git.
-Ne söyleyeceğim? -Bulursun bir şey. Eve git, Rachel.
Ira, uyan.
Bebek senden değil.
Salak fahişe, Aptal bir orospu
gibi yerlere bak.
Siktir.
Saçmalık lan bu. Siktir git şuraya.
Siktiğimin köşesinde dur.
Yumruğu çakaca... Bunu mu istiyorsun?
O bebek de tıpkı babası gibi sivilceli bir serseri olacak.
Ya da bir fahişe olacak tıpkı kahpe annesi gibi.
Kapıyı açın hemen! Uyumaya çalışan insanlar var!
Ne?
-Kesin şunu! Sessiz! -Hey, Rachel bak yeni kaynanan.
-Ira! Ona öyle söyleme! Özür dilerim. -Tebrikler, Bayan Mauser.
-Babaanne olacaksınız. -Ne?
Burda, artık sizin probleminiz. Burda, bokunuzu alın.
Rachel, yardım lazım mı?
-Yeter. Afedersiniz. -Yardım lazım mı canım?
-Hayır iyiyim, yatağa dönün. -Evet harika, çok üzgün.
-Rachel'mı? -Ezra'mı?
Nerede o? Parayı ver getireyim.
Para mı? Köpeğimi görmeden metelik bile almayacaksın.
Bil diye söylüyorum, yalnız değilim, beni izleyen insanlar var.
Kim izlerse izlesin.
Herhangi bir duruma karşı, korunduğumu bilmenizi istiyorum.
-Ne? -Tamam. Köpeğinizi istiyor musunuz?
Köpek bende.
-Ne Yapıyorsun? -O tasmayı istemiyorum.
-Tasmanın içindekini istiyorum -Parayı göster.
Köpek bende olmasa, tasması nasıl olsun değil mi?
Bana parayı göster, ben de gidip onu getireyim.
Haydi. Haydi!
Kimle dans ettiğini bilmiyorsun kızım. Tamam mı?
-Para burada. -Umrumda değil.
Zarfın içinde ne var göster.
İçinde bir şey olmadığını nerden bileceğim.
-Burda, görmek mi istiyorsun? Bak, burada. Tamam mı? -Evet harika.
-Kız nereye gidiyorsun? -Köpek onda mı değil mi?
Kim bilir?
Tamam
- Buyrun, Blarney Stone. - Merhaba benim.
Kim "ben"?
Evet sağolun, Köpeği getirebilirsiniz artık.
Köpeği bırakan sen miydin? "Hemen geri döneceğim" sözüne ne oldu?
Hazırız, dışarı çıkarabilirsiniz.
- Bu şey zemine her yere işemiş. - Tamam görüşürüz.
-Neler oluyor? -Bir saniye dinleyin, tamam mı?
Bakın, orada işte, tamam mı?
Yeşil tentenin orası.
Arkadaşım köpekle beraber ordan gelecek.
Parayı bana verdiğin anda, arayıp sorun olmadığını söyleyeceğim ve gelecek.
Bak, orda köpekle duruyor, söylemiştim sana.
Şimdi parayı ver.
Siktir ordan.
Hey! Hey, parayı ver.
Peki ya.. Hey!
Hırsız var! Şu ikisini durdurun.
-Cüzdanımı çaldılar. -Hey.
Durdurun şunları!
Nereye gidiyorsun? Hey.
-Bırak lan beni! -Hadi dur.
Hey, o da hırsız! O alçılı olan.
Kolu alçılı olan.
Hamile bir kadını soymaya mı çalışıyorsun?
- Siktir. - Hey, polis!
Bu ne sikim lan böyle?
Bu Musa değil.
Bu benim köpeğim değil.
Hey ben burda çalışıyorum. Kadın gelmemi söyledi.
- Benimle oyun oynamayın lan - Uzak dur. Hey!
Oyun mu oynuyorsunuz lan? Ha?
Ne cins bir boka düştük böyle?
- Hey, kalk lan üstümden, Geri çekil lan. - Hey, sakin ol, siktir.
-Kahretsin. -Dur orda.
Biri kadına yardım etsin!
- Yardım edin! - Yakaladım seni orospu!
Hey! Dur!
Nedir?
-Merhaba nasılsın? -Burada ne yapıyorsun?
Saat 12:30. Öğle yemeğne çıkmak ister misin?
Söz konusu olamaz. Bu gece showun açılış gecesi.
-Peki seni bir saatliğine çalsam -Hayır.
-Biraz konuşabilir miyiz? Lütfen -Çok meşgulüm.
Lütfen sadece bir kaç dakika.
Hmmm...
-Bunu söylerken biraz gergin hissediyorum. -Neyi?
Tamam, şeyy.. Bunu senden çaldım oldu mu?
Ve geri vermek istiyorum. Tamam mı?
Üzgünüm. Planım onu satmak ve seni asla görmemekti.
Ama seni düşünmeden duramıyorum ve senden bir şey çalamam.
Hmmm.
Kostüm mücevheri olduğunu biliyorsun değil mi?
-Kostüm mücevherii mi? Tam bir salağım.. -Yapımdan.
Her şeyi kendin yapma fikrine ne oldu? O konuşma nereye kayboldu?
Tam bir hıyarım biliyorum. Tamam mı?
Çaldım çünkü paraya ihtiyacım vardı.
Ve yanlıştı.
Meteliksizim.
Bak, herhangi bir gelirim yok.
Şampiyona haftaya Japonya'da. Ve gidemiyorum.
Başka seçeneğim yok. Kimsem yok, Kay.
Ki bu senin sorunun değil. Bu yüzden iade ediyorum, tamam mı?
-Ne düşünüyorum biliyor musun? -Ne?
Bence satmaya gittin, ve çöp olduğunu anladın.
Hayır.
Ve şimdi de bu saçma,
stratejiyle burdasın, sempati gösterip cüzdanımı sana açmam için.
Bu saçmalık. Zekana böyle hakaret edeceğimi mi düşünüyorsun?
-Devam edecek misin? -Neye devam?
-Bunu sürdürecek misin? -Sadece kendimim.
-Tamamen yalan söylüyorsun. -Söylemiyorum. Sadece kendimim.
-Bu acınası. Kendin mi oluyorsun? -Doğru söylüyorum.
Senden bir şey çaldım ve sonra bunun için kendimi kötü hissettim,
-telafi etmeye çalışıyorum. -Eberjini harcama umursamıyorum
Ben de kendimden çalardım.
Kay.
-Merhaba. -Bir şeyi bölüyorum gibi?
Hayır, hayır. Hiç de bile.
Bu Martin, arkadaşım Carol'un oğlu. Gidiyordu.
-Bu benim halkla ilişkiler sorumlum Merle. -Merhaba.
Martin oyuncu olmak istiyor, ama maalesef pek iyi değil.
Ah, evet, bilirsin,
-Broadway'in görevlilere de ihtiyacı var. -Peki oturma düzeni ne durumda?
Milton ile konuştum. Tüm çalışanlarını gönderiyor.
Bir tür zorunluluk gibi, şirket zorunluluğu
Bu beni mutlu mu etmeli?
Şey yani, her yer dolu. Amaç bu değil mi?
- Aptallarla kapalı gişe. - Hayır, hayır Sende biraz--
-Fred Astaire geliyor . -Tamam ben gideyim.
Hayır, bu gece için ona bilet verdiğinden emin ol
- Gerçekten mi? - Evet.
Seni çok güzel bir sürpriz bekliyor, genç adam.
Bu kadının oyunculuğunu görünce,
sanki sikin elektrik süpürgesiyle emilmiş gibi olacak.
- Merle! -Yanakları kızarıyor. Gördün mü?
Ne?
Marty, geceyarısı benimle Central Parkın karşısında 960 fifth avenue'da buluş. Kay.
Şu iğrenç yerine otur.
Ne oluyor be?
Aklını mı kaçırdın?
Jed.Seninle konuşuyorum.
Sadece nişan alma pratiği yapıyordum, anne.
-Her zaman yıldızları hedef al derdin.
Merhaba.
Gel.
Üzgünüm geciktim Kurtulamadım.
-Eminim. -Bana çok düşkündü.
Bu gece muhteşemdin. İnanılmazdı.
-Senin çin bir şeyim var. -Fbenim için mi?
Arkanı dön.
Her yıl eşim bana evlilik yıldönümümüz için bir mücevher hediye eder.
Bende bunlardan 25 tane var. Çektiğimiz sefalet için her yıla bir tane.
Yolculuğunu ve başka bir şeyleri karşılar sanıyorum.
Takmak bana bok gibi hissettiriyor.
Kahretsin, dur dur dur..
Dur.
Hey! Hey,ne yapıyorsunuz?
- Kahretsin. tanrım. - Kalkın!
- Sabit yat. - Kalk, seni gördüm.
Söylediğimde koş.. Bir, iki, üç, kalk..
- Hadi koş. - Hey!
Joey, durdur onları!
Hadi, hadi, hadi.
Hey. Hey. Nereye gidiyorsunuz? Burda ne yapıyorsunuz?
- Hiçbir şey. - hayır, hayır, hayır.
-İki elini de göreyim. -Kelepçele şunu.
- Ah tanrım. Biz sadece... - Bir şey yapmadık.
Biraz rahat verin. Çimenlerin arasında küpelerini arıyorduk.
Küpem çıktı. Küpeme bakıyorduk.
Kulaklarınızda iki küpe var gibi görünüyor.
Bu küpe değil. Daha önce vardı... Başka bir küpeydi.
Bugün erken saatlerde vardı onları diyoruz.
Seni hatırladım.
-Ah Tanrım tanrım.. -Sen Kay Stone'sun!
-Evet kim olduğunu çok iyi biliyorum. -Bu yaşanmadı.
-Ellerine bakayım. -Ciddi misin sen?
Biliyorsun, eve gideceğim, cüzdanımı
alacağım, ve sana biraz para getireceğim
çünkü sizi meşgul ettik.
Memur bey. cüzdanını alacak, ve size nakit verecek.
- Kimlik var mı? - Hayır, kimlik yok.
- Kelepçele. - Hayır, lütfen.
-Kimlik yok ha? Bir bakalım. -Lütfen, lütfen. Hayır, hayır, hayır.
- Eve gitmeme izin verir misiniz? -Hadi ama.
Size söz veriyorum.
Vayy, şuna bak. Gerçekten güzel kolye.
Al, al senin olsun.
Teşekkür ederim.
Buna inanamıyorum.
Bana başka bir kolye daha alabilir misin?
Sen ciddi misin?
Benim için anlamsız demiştin. Sadece bir kaç dakikanı alır.
Yarım saatliğine çıkmıştım. Yukarı çıkıp hemen geri inemem.
-Annem orada. -Polisler için yapacaktın ama.
-Ah tanrım, saçım. -Koridorda bekleyeceğim.
Hayır, beklemeyeceksin.
Dur, dur.
Tamam.
Çok güzelsin.
Lütfen sende 25 tane varmış.
Pekala!
-Burada bekle beni anladın mı? -Buradayım, tamam.
-Kımıldama -Peki.
Siktir.
Merhaba, seni görmek çok hoş.
-David, nasılsın? -İyidir. Sen nasılsın?
Ne sikimde kaldın?
Yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Bu bir sorun mu?
İzin belgesine ihtiyacım olduğunu fark etmemiştim.
Bütün bunları senin için yaptım ve sen beni aptal gibi gösteriyorsun.
Tanrım.
Bak, Merle The New York Times'la telefonda konuşuyor.
Ne?
Yorumları önceden okuyan bir yayıncısı var.
Tanrım.
-Belki de umursamıyorsun? -Yakaladım onu.
- Ah, aman tanrım. - Gel, gel, gel!
Geliyorum!
-Acele et, yorum burda! -Geliyorum.
Yorum!
Gel, gel, gel, gel.
-Gel, gel hadi. -Tamam
Raoul, Kay.
Pekala. Başlık, "Kay Stone 'un Dönüşü" yazan Robert...
-İyi geceler. -Açık bırak.. Herkes iniyor.
-İniyorlar mı? -Ah, evet.
Parti bitti.
İyi geceler.
Parti sona erdi.
-Gitmemizi istiyorlar. -Nasıl yani? Daha yeni geldik.
Bizi kapıda durdurmaları gerekirdi. Neden içeri aldılar ki?
Afedersiniz. Kay nerede biliyor musunuz?
-Yukarda, yatak odasında. -Peki.
Merhaba, Kay burada mı?
İyi bir zaman değil.
Peki, sadece konuşacaktım ama?
Dediğim gibi, gerçekten iyi bir zaman değil
Yıl sonunda, adam sana para kazandırdıysa onu işte tutmaya devam edersin.
Eğer değilse dışarı atarsın.
Afedersiniz.
-Merhaba -Şakamısın sen?
-Evinizde rahatsız ettim, afedersiniz -Evime nasıl girdin lan?
Lütfen bana bir şans daha verin. Çaresizce yalvarıyorum.
Japonya'ya gidip yarışmaya katılmak için 1500 dolara ihtiyacım var.
Bu işe gerçekten fena ihtiyacım var.
Size yalvarıyorum.
Nasıl isterseniz öyle çalışırım. Kaybederim.
Etkinliğinizin başarısını sağlamaktan başka görüşüm olmayacak.
Marty, hayatta ikinci şans yoktur.
-Neden olmasın? -Sana iş teklif ettim ve sen istemedin!
Biliyorum, çünkü dürtüsel davrandım. Ve pişmanım.
Ve?
Ben kaba davrandım ve aşırı özgüvenliydim.
Ve ben çok kibirliydim, ukala bir tavır takındım.
Ve?
Ve bir daha olmayacak.Üzgünüm.
Lütfen bana şans verin Bay. Rockwell.
Kendimi merhametinize bırakıyorum. Ne isterseniz yaparım.
Çocuklar ne diyorsunuz ? Bu yavşağa bir şans daha vereyim mi?
-Evet, lütfen! -Bana sorma.
Ne kadar önemli olduğunu bilmiyorsunuz. Lütfen size yalvarıyorum.
Uçağınıza binmeme ve orada size katılmama izin verin.
Lütfen, önünüzde kendimi alçaltıyorum.
-Beni hasta ediyorsun. -üzgünüm.
-Kalk ayağa! -Tamam. Peki.
Lütfen tamam mı? Her şeyi yaparım.
-Her şeyi mi? -Evet her şeyi..
Tamam.
Hole in. Sağdan ikinci kapı benim ofisim.
Raketi al ve buraya getir.
Bu tiyatrodan daha dramatik.
- Tamam. - Doğrudur..
Ah, Marty. raketi ver.
Şimdi yapmanı istediğim şey.
Bu sandalyeye domal ve pantalonunu indir.
Gerçekten mi?
Kötü çocuk oldun. Şimdi kötek zamanı.
Hadi ama, ciddi misiniz?
Japonya'ya gitmek istiyorsun değil mi?
Gitmek istiyorum ama, sizin bu istediğiniz şey.
Bunun için gereken şey bu. Şimdi domal bakalım.
Peki, netleştirmek için,
Japonya'ya götüreceksiniz ve masraflarımı karşılayacaksınız değil mi?
Yarın sabah 8:30, LaGuardia havaalanı. Japonya'ya doğru yoldayız.
-Bilet almama gerek var mı? -Uçağım var.
Bunu yerine getireceğinizden nasıl emin olabilirim?
Olamazsın.Çünkü burada hiç gücün yok.
Şimdi domal.
Ellerini şuraya koy. Güzel bir kavis istiyorum.
Başlayalım.
Ah, tanrım.
Pekala, hazırım.
Bu oğlum için.
Tamam.
Bu benim için.
Tanrım!
Şimdi ekstra round.
Güzel raket. Bir tarafı ahşap, diğer tarafı köpük.
-Selam, Marty, nasılsın'? -Merhaba, Ted. Selam, Lawrence.
Ah, lanet olsun. Hey, adamım. Nasıl gidiyor?
Bu gece arka odada kalabilir miyim sence?
Ah, adamım bu gece Brian kalıyor.
Evde kalmana izin verirdim dostum, ama karım izin vermiyor.
Uçuşuma kadar takılırım etrafta.
Yolculuk nereye'?
Japonya'ya gidiş. Yarın sabah, 8:00
-Vay be! -Adamsın!
-Hey gidiyorsun, parayı topladın mı -Evet, evet, evet.
Sevindim adamım.
Heyecanlı bile gözükmüyorsun.
Hayır, Ben-- İyiyim, iyiyim.
Biliyorsun seninki, Wally, seni bekliyordu.
-Wally burda mı? -Wally, evet.
-Nasıl görünüyor? -Wally's iyidir. Sorun yok dostum.
Oralarda bir yerlerde.
Sana inanıyor.Onun doları var. Bunun doları var.
Hey. nasılsın?
Ah, vayy! Nasıl oldun? Seni görmek güzel!
Sana ulaşmaya çalıştım.
-Gerçekten mi? -peki, Köpeğin nasıl? Musa neler yapıyor?
Saçmalığı keselim mi?
Saçmalık yok.. Onun için gerçekten endişelendim.
-Marty. İyi biri misin? -Evet, İyiyim.
Şimdi, beni dinle. Dinle, dinle, dinle.
Aşağıda arabada senin kız var. Seni bekliyor.
Ne sikim anlatıyorsun ya? Rachel sende mi?
Evet.
Köpeğin Jersey'de bir yerlerde olduğunu söyledi. Adresi varmış..
-Tamam. -Hadi gidelim.
Tamam. Peki. Bana, ah...
Şey, tamam, sadece bana...
İki saniye verin Arkadaşıma bir şey söyleyeyim.
İki saniye tamamdır.Ama burada olmayacağım.
-Nerede olacaksın? -Ben nerde olacağım?
Aşağıda kız arkadaşının karnına çekiçle vuruyor olacağım.
İşte olacağım yer orası.
Peki. Tamam, Tamam.
Hey, fare!
- Haydi gidelim. - Tamam.
Ben de anne babamızın ona bıraktığı paranın büyük kısmını aldım.
- Kardeşinin parasını mı harcadın? - Evet, harcadım.
Peki, kardeşini sever misin?
Belki kardeşime bir iş verebilirsin. Bilirsin, iyi adamdır.
Ona senin işini vereceğim tamam mı? Mitch, bir iyilik yap.
Ne?
Konuşmayı kes. Olur mu?
Tamam, oradaki benzinliği gördün mü?
Soldaki evdi.
- Sonraki sol mu? - Evet.
Anladım.
Arabadan çıkın, hadi.
Mitch, gel.
-Reuben, sen kızla kal. -Ah. tamam.
Sıkı dur.
Haydi. Daha sesli..
Daha sert vur.
Bu benim köpek.
Musa! Hey!
Aç şunu!
Fuck. Moses.
- Haydi. - Bu itten nefret ediyorum.
Musa!
Musa!
Benim köpek. Musa!
Musa!
Ordan bir şey görüyor musun?
Hayır, tam değil.
- Marty! - Siktir.
Marty! Kaç.
Marty!
Eğil, eğil.
Kahretsin!
Marty! Marty! vuruldum!
Yardım!
Yardım et, Marty! Lütfen yardım et!
Yardım edin!
İyi misin? Ah, hayır! Sen iyi misin?
-İyi misin? -ne sikim oluyor böyle?
Tamam.Sorun yok.
Kanıyorum, kanıyorum.
Tamam, sorun yok. Tamamdır. Tamam.
-Çok üzgünüm. -Üzgünüm.
-Git parayı al. -Ne parası?
Gir parayı al.. Herifin cebinde. Cebinde.
Emin misin?
-Para, herifin iç cebinde -Tamam, tamam, tamam.
Ah, kahretsin.
Bu ne?
Ah, seni orospuçocuğu...
Tamam, Tamam, Tamam, Tamam.
Ne oldu öyle? Siktir!
Bırak beni! nereye gittiğini sanıyorsun?
Tamam.
Tamam.
-Aldın mı? Aldın mı? -Evet, Aldım, aldım.
Para sende mi?
-Çok para var mı? -Çok var.
-Şimdi gidebilirsin. -Biliyorum, inanılmazdın.
-Şimdi seyahatine gidebilirsin -Yapacağını biliyordum.Çok güzel.
Ne güzel iş çıkardın.
Seni seviyorum..
-Tatlım doğum ne zaman? -Neden? Bebekte sorun yok mu?
Bebek tamamdır. Senin sakin olman lazım.
-Kocası siz misiniz? -Hayır, ben arkadaşıyım.
4 haftaya doğum yapacaktı. bebek iyi olacak mı?
Bebek iyi. Hoşçakal deme zamanı.
-Giremez miyim? -Sadece aile üyeleri girebilir.
Hayır, hayır, hayır, hayır, hayır.
Düzelecek hepsi. Rachel, sorun yok.
Hayır, hayır, hayır! Marty, Hayır.
Dışarıda olacak.
Marty, hayır!
Rachel, Gelemem. gelemezsin dediler.
- Senin gitmeni ist-- - Lütfen sakin ol.
-Gitme, lütfen! -Lütfen sakin ol.
Lütfen gitme Marty!
Hayır!
Çok teşekkürler. Japonya'ya hoşgeldiniz, Bay Rockwell.
-Teşekkürler. -Teşekkürler.
Bay. Mauser. Bay. Mauser.
Ah. Bay Rockwell diyor ki: sıranın en arkası.
Henüz başlamak istemiyor.
- Antreman ister misiniz? - Ya da bira.
Bay.Sethi mi? Bay.Sethi.
Merhaba benim Marty Mauser.
Nasılsın? Seni burada görmek gerçekten sürpriz oldu.
-Neden ki? -Bilmem. Ben--
Tanıtmak istediğimiz bir turnuva var.
Tabi, şüphesiz, şüphesiz.
Evet.
Sanırım size Londra'da ki davranış şeklimden dolayı özür borçluyum.
Tam bir fırlamaydım.
Bay Mauser, nezaket kuralları diye bir şey vardır.
Hayır, biliyorum sadece--
Geldiğim yerde, herkes kendisi için yaşar.
Ben böyle büyüdüm. Tamam mı?
Ve bazen kontrolümün olmadığını hissediyorum
Bahanelerinizle ilgilenmiyorum.
Hayır, hayır. Biliyorum.. Bu mazeret değil.
Bakın, çok daha iyi bir tavırla devam edeceğim.
Bu arada, eğer bugün yukarıda kaba davranırken beni,
görürseniz, bu bir karakter, senaryo gereği. 21-14 kaybedeceğim.
Gerçek bir şey değil. Gerçek beni, gelecek hafta göreceksiniz.
-Gelecek hafta mı? -Şampiyonada
Siz şampiyonada oynamıyorsunuz.
-Ne? -Bu yıl katılmıyorsunuz.
hayır, hayır, hayır. Sanırım karıştırdınız.
Bu etkinliğe katılmamın sebebi de bu, para cezamı ödemek için.
Gelin Bay.Rockwell ile konuşun.
Turnuvaya iki haftadan az zaman kaldı.
-Tüm eşleşmeler ayarlandı. -Hayır, yeniden ayarlanabilir.
Tek bir kendini beğenmiş Amerikalı adına bütün programı alt üst edecek değilim.
Hayır, Bay. Sethi. Bay. Sethi. bakın...
Buradayım.
Buraya gelmenin benim için ne kadar zor olduğunu bilmiyorsunuz sanırım.
Şu an Japonya'dayım.
Henüz yeterince gelemediniz, korkarım.
Ne?
Buraya gelerek vakit kaybettiniz.
İnanılmaz.
En büyük düşmanım Endo'ya meydan okumak için,
Japonya'ya çok uzun bir yol kat ettim.
O ne diyor?
Sizi daha fazla utandırmak istemiyormuş.
Utandırmak mı? Çok utanıyorum.
Söyle ona o sizin şampiyonunuz, bir sahtekar ve korkaktır.
Korkak!
Bay Endo maçı kabul ediyor.
Şahane.
Şu koşulla ki...
Kaybeden, seyircilerin önünde bir domuzu öpmek zorunda kalacak.
-Domuz mu? -Evet.
Bir domuz mu? Nasıl?
He said if you are going to act like a pig,
sizi seve seve bir domuzla çiftleştireceğim" dedi.
Bu ne anlama geliyor?
Bu kablo siktiğimin yolunu tıkıyor.
- Kabloya basıyorum. - Kabloyu alın.
Karşı tarafa kaldırın ki, bir dahaa basıp kaymayayım.
- Üzgünüm, üzgünüm. - Böylece bileğimi kırmam.!
Endo! Endo!
Endo! Endo!
- İngilizce biliyor musun? - Evet.
Ne diyor?
"Özel bir konuğumuz var."
"Bay Rami Setthi, buyrun oturun lütfen."
Teşekkürler.
Ve bu unutulmaz etkinliğe ev sahipliği yaptığı için Bay Rockwell'e teşekkürler.
Az önce şahit olduğumuz şey, haftaya kahramanınız Koto Endo-san'a karşı,
Dünyanın en iyi oyuncularının yarışacağı zaman
yaşanacakların küçük bir ön gösterimi.
Sözlerim bu kadar. Hadi Agu isimli domuzu getirelim.
ve Amerikalının ona bir öpücük kondurduğunu görelim.
"Şimdi domuzu sahneye alıyoruz."
Bekle, bekle, bekle.
Hey. Hey.
Domuzu öpmeden önce, onunla gerçek,
bir maç yapmak istiyorum
Ona sahte olmayan bir maç yapmak istediğimi söyle.
Söyle ona!
Seyircilere de bu maçın sahte olduğunu söyle.
Bir aldatmaca olduğunu ve gerçekten oynamak istediğimi söyle.
- Bunu yapamam. - Neden yapazsın?
Bu sahte bir oyundu. Sahnelenmişti.
Bunların hiçbiri gerçek değildi.
Elimden gelenin en iyisini yapmıyordum.
Burada bulunan herkese karşı yapılmış çok büyük bir saygısızlıktı.
Hey, dinleyin. Kim gerçek bir maç ister?
Elleri göreyim, haydi bakalım.
Bekle, bu adam. Bu adam.
Marty, haklısın Gerçek bir maç izlemek istiyoruz!
Evet!
Endo, onların tarafını mı tutacaksın?
Çevir, çevir şunu.
Onların tarafını mı tutacak gerçekten?
Bir Amerikan şirketi, ürününü onun sırtından satıyor,bir maskotmuş gibi?
Sen maskot değilsin!
Brian, indirin şunu.
Onlara gerçek bir oyun verelim. Gerçek bir oyun istiyorlar.
Tamam, tamam.
Teşekkürler, sağolun. Bunu hızlandırmamız gerekiyor.
Şu ibne yüzünden, Gelecek hafta
'şampiyonada olmayacağım.
Bana bir şans ver. Beni aşağıladın.
Lütfen, Endo. Lütfen.
-Lütfen benim için. Olur mu? -Peki.
-Evet. Peki. -İyi mi? Evet mi dedi?
Evet diyor!
Teşekkürler, Endo. Teşekkürler.
Evet dedi. Evet.
Bu küçük yavşak.
Hadi yapalım şunu.
Siktir.
Taam, Marty.Peki.
Evet!
Evet! Marty! Yürü be oğlum!
Boşuna nefes harcama. Biliyorum, para almıyorum.
Kazansan da ödeme yok. Eve nasıl döneceksin acaba?
-Uçağıma binmeyeceksin. -Fark etmez tamam mı?
Etkinliği iptal etmeyecekseniz, tartışacak bir şeyimiz yok.
-Basit mi sanıyorsun? -Evet, öyle.
Sana açıklayayım.
1601'de doğdum ve Vampirim, sonsuza dek de buralarda olacağım.
Asırlardır çok Marty Mausers ile karşılaştım.
Bazıları bana ihanet etti, bazıları dürüst değildi.
Ve hala da buradalar.
O maçı kazanırsan, sonsuza dek burada olacaksın.
Ve asla mutlu olamayacaksın. Asla mutlu olamayacaksın.
Pekala, Mr. Rockwell.
Endo! Endo!
Endo! Endo!
Endo! Endo! Endo!
İşte başlıyoruz!
Şaka yapıyor olmalısın.
Maç sayısı.
-Kaptırma ona, Marty! -Evet, Marty! Yürü be oğlum be.
Tamam.
Teşekkürler, güzel oyundu, güzel oyundu.
Mükemmel bir oyuncusun.
Şampiyonada bol şans tamam mı? Umarım sen kazanırsın.
Bellevue Hastanesi. Yardımcı olabilir miyim?
Merhaba, evet.
Rachel Mizler'e bağlayabilmeniz mümkün mü?
Hangi katta olduğunu biliyor musunuz?
Ameliyattan çıkmış olacaktı ama.
Bu tarz hastaları nereye koyuyorsanız.
Tamam.
Anlaşılan dün gece doğum servisine nakledilmiş.
- Doğum servisine mi? - Evet.
- Ne demek "doğum servisi"? - Üzgünüm, detayını bilmiyorum.
O iyi mi? bebeği doğurdu mu? Doğuma 4 hafta vardı
Elimdeki tüm bilgi; acil müdahale edildiği bilgisi.
"Acil'mi" ? "acil" derken? Önce "nakledildi" demiştiniz.
- şimdi "acil" mi diyorsunuz? - Efendim lsakin olun.
Lütfen beni direkt olarak doğum servisine bağlayın.
-Babacım -Merhaba!
Afedersiniz. Doğum servisi burası mı?
-Evet koridorun aşağısı. -Teşekkürler.
-Efendim, kayıt olmanız lazım. -hayır, hayır ben babayım.
Merhaba.
Sorun yok, uyu. Buradayım. Ben buradayım. Her şey yolunda.
Tam buradayım. Merak etme, hiçbir yere gitmiyorum.
Uykuna geri dön.
Seni seviyorum.
Beş, lütfen, Mizler.
Almamı istermisiniz?
Babaya merhaba de.
Evet burada. Merhaba de.
Evet, öyle.
Türkçe'ye çeviren : uFUk & Samatyali69 Sağlıkla kalın.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.