Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
[semt pazarı sesleri]
[hareketli müzik]
Gel bayan! Üzüme gel!
Alamayanlar hasetinden çatlıyor! Hanımefendi, hoş geldiniz.
Yavaş!
Densiz!
Kaça?
Ben seçtim önce.
Ben aldım. Ne yapıyorsunuz hanımefendi?
-Hanımefendi! -Bırak şunu kız!
Al!
-Al ye! -Sen ye!
Terbiyesiz!
-Sensin terbiyesiz! -Hadi be oradan!
Dengesiz!
Hayde! Bahçe domatesi bu! Organik!
-Kuru bu! -Ne kurusu abla?
Hadi be oradan! Kuru işte!
Görmüyor musun? Kuru!
Alma bacım, kuru çünkü. Ziyan, yazık. Yazık yani.
-Aa! Şebnem. -Merhaba.
-Nasılsın? -İyiyim Prenses.
-Biz de ufaklıkla pazara çıktık. -Ne kadar büyümüş.
Yok, yok. Benimki burada.
Aa. Niye söylemiyorsun?
Gel.
Gel, gel, gel. Kocaman olmuş.
-Aa, paşa, paşa. -Görüşürüz.
İkizlere takke!
Çiti çiti beng beng. Buyurun abla, ateş ediyorlar yemin ediyorum.
Yeni sezon, yeni indirim. Buyurun ablam, tamam ablam.
Bir dakika.
Televizyonda izlersin, neden almadım dersin!
Buyurun, buyurun. Buyur abla.
Çocuğum, bunun büyük bedeni var mı?
Ablacığım, onun bir büyüğü yok.
Fethiye'de yamaç paraşütçüsü abim var.
İstersen sana eski paraşütlerden gönderttireyim.
İster giyersin, ister yamaçtan atlarsın abla.
Komik miydi bu çocuğum? Espri mi yaptın sen şimdi?
Biz neden gülmedik acaba?
Çünkü ben hiç gülmedim, kanım çekildi.
Çünkü komik bir şey varsa hep birlikte gülünmesi gerekir.
Değil mi oğlum? Bir de burada koca kadını... Densiz.
Bu bayağı dandik, hanımlar.
Böyle bir şey olamaz çünkü. Bu Çin malı.
Bu, göğsü mahveder. Bu, göğsü pişik eder.
Araları olduğu gibi kokar. Bu özel bölge kokutur.
Arkamızdan laf ederler sonra.
Böyle bir şey olamaz. Bu, göğsü düşürür ya!
Çürütür yani, mahveder.
Şu yerine baksanıza, yeri bayağı dandik.
Aa!
-Abla ne yaptın ya! -Ama bu böyle olmaz.
Aaa!
Ay, ne kadar dandik. Kullanılmış herhâlde.
İkinci el mi bunlar? Vintage mı?
-Bunlar ikinci el mi? -Böyle bir şey olamaz.
Olur mu abla? Elinle yırttın! Gördüm.
Çektim, koptu. Ayarına bakıyordum.
Koca kadın sana yalan mı söyleyeceğim?
Elinle yırtmadı mı, görmediniz mi?
Dıt! Hadsiz!
Ne yırtacağım elimle? Gördü işte herkes! Değil mi hanımefendi?
-Hemen yırtıldı. -Abla, A kalite malzeme.
Eh!
Aaa!
Çok fena oldum.
Ben çok fena oldum.
Zabıta yok mu?
Ay ben çok kötü oldum.
Abi, yanlış yapıyorsunuz.
Hadsizliğin önde gideni.
[hareketli müzik]
Pisi pisi pisi. Pisi pisi pisi.
Mırnik!
Gel çocuğum. Pisi pisi pisi.
Ay!
Güngör.
Ablacığım, ben geldim.
Paşam.
[derinden elektro saz sesi]
Yakışıklı kardeşim benim, neredesin?
Nerede bu çocuk?
[derinden elektro saz sesi]
Aa!
Bu ses nereden diyorum. Bu mu çalıyor?
-Hah, Şermin. -Buradayım, buradayım.
Maide, Güngör ağabey mi o?
Ah. Güngör'üm, çok mu ses çıkardım? Uyandırdım mı seni?
Yok, yok.
Malezya Dışişleri Bakanı uyandırdı zaten.
"Güngör. Senden çok çekiniyoruz." dedi.
"Ya siz akıllı olun, sıkıntı yok!" dedim.
O esnada telefon mu koptu, ne olduysa kapandı telefon.
İyi ki de kapanmış o telefon, canım.
Bölmeyeyim ben senin uykunu, canım.
Güle güle güle güle.
Hadi, hadi.
Kız Maide, şu kamerayı kendine çevir.
Şermin, nasıl oluyor o?
Sen niye beni görüntülü arıyorsun? Neredesin?
Aşağıdayım, Ragıp efendinin kafesinde.
Tamam, bekle geliyorum.
Bir bu eksikti, kapat şunu.
[hareketli müzik]
Şerminciğim, sende ciddi bir sıkıntı var. Farkında mısın?
Fitil niyetine şey yapar gibi, tek seferde.
İçimiz kıyıldı şurada.
-Böyle bir şey olamaz ya. -Yediğim iki lokmada gözün var.
Yok artık. Konuşamıyorsun. Bir yut şunu.
[ağzı dolu, zor anlaşılıyor]
-Ha? -Güngör ağabey nasıl?
Ne olsun işte, bildiğin gibi. Uyuyor dinleniyor.
Pamuk kalplim benim, soğuk mu bu?
-Daha yeni koydum Maide abla. -Dur bakayım.
-Soğuk bu, çocuğum. -Tek dikişte bitirdin Maide abla.
Soğuk olmasa nasıl içeyim? Hadi sıcağını getir sen.
[iç geçirir]
-Allah Allah. -Hadi benim güzel oğlum. Kızmak yok.
Velinimettir müşteri, bir tanem benim.
Selvi boylum benim.
Yakışıklım benim. Sapık bu. Gerçekten sapık bu.
Müge Anlı'nın programında gülümserken en son katil çıkar.
Bunu götürürler kelepçelerle.
Bu böyle keser, dilim dilim valize koyar.
Allah göstermesin. Parmağını ayırır tuş kilidi açmak için.
Öyle pislik bunlar.
Anlat, neler oldu?
Ay kız. Bir görsen, bir hazırlıklar, bir hazırlıklar.
Çörekler, börekler.
Altı aydır yoksun ya günlerde. Allahım! Bir havalar, bir havalar.
Kenarımın havalısı. Neyine havalı? Katana.
Kız... Aslında gün fena başlamadı.
-Hmm. -Çok güzel hazırlanmış. Allahı var.
Kısır yapmış.
-Nar ekşisi var mıydı? Doğru söyle. -Evet ama seninkinin yanında hikâye.
Berbattı ama ayıp olmasın diye ucundan bir çatal aldım.
[neşeli müzik]
Onun nar ekşisini ayarlayamıyor hayatım.
Onun, o konuda bir ayarsızlığı var.
Sinsilikten elinin lezzeti berbat bu kadının.
Ben 50 kere gösterdim buna. Bir de paylaşıyorum ben.
Şimdi elimin lezzeti yani çok şükür, Allah bana vermiş.
Neyse, sonra yemekler de yendi. Oyun havaları, bir şeyler koydu.
Basit basit eğlenceler. Bilirsin, böyle şeyleri de hiç sevmem.
[oyun havası]
Ay ondan sonra günde laf döndü dolaştı sana geldi.
Ay bize bir laf sokmalar.
"Rahat rahat yiyin kızlar.
Maide'nin günündeki gibi zehirlenmezsiniz." demeler.
Ondan sonra "Maide hep böyle
deneysel bir şeyler yapıyordu, o yüzden zehirlendiniz."
Demeler.
Ondan sonra bu mendebur kadın
bütün gün boyunca senin yemeklerini kötüledi durdu.
Ay kız, iyi ki bir zehirlendik.
Şerminciğim, neydi bu kadar komik olan? Söyle, biz de gülelim.
Ha?
Bu kadar anırmaya ne gerek vardı? Ha?
Bu zehirlenme değil. Ben hâlâ onu araştırıyorum.
-Her şey senin yüzünden. -Nereden benim yüzümden?
Saçmalayıp durma!
Bıraktın günleri.
Suzan'ın ağzına sakız verdin.
Ay Maide ne anlar gün yapmaktan?
Sinsi, pislik! Şerefsiz, beni sinir ediyor!
-Öldüreceksin. -Sarı çıyan! Sığır bu karı.
-Bana bir sinir geliyor! -Ne yapıyorsun?
Ben bu kadının adını duydum mu bana sinir geliyor!
Tamam, sana sinir geliyor da öldürecektin beni, manyak!
Ben altı aydır yattığım yastığı bilmiyorum.
Güngör'ün başının etini yedim. Çocuğu uykusuz bıraktım.
Gel benim güzelim.
Gel fındık göt.
Denyo.
Benim güzel oğlum, güzel mi çay? Soğuk mu?
Maide abla. Ben bu çayı kettleda iki kere kaynattım.
İçebilirsin.
-Leke var bunda. -Vallahi sıfır bardak, yeni çıkardım.
İyi tamam, neyse.
Soğuk değildir inşallah.
Soğuk bu. Oğlum, soğuk bu!
Gözünü seveyim bana bunu yapma. Saat dört olmuş burada...
Aa! Saat dört olmuş Şermin!
Benim kız gelecek, Yağmur gelecek.
-Yağmur kim? -Misafirim.
Anlatırım sana yolda şimdi.
-Çaylar? -Soğuk çaya para mı istiyorsun?
Ha! Sapık! Hadi Şermin hızlı ol.
Hadi!
Akif dayımın kızı Zeliha’nın görümcesinin ikizinin eltisi Nuriye vardı ya.
Yeğeninin dayısı Kâmil amcamın kızının kızı Yağmur.
Hee.
-Ay, ne güzel. -Evet, evet.
Şu kim ya?
Aa? Kim ayol bu?
Ne bileyim kız? Ne bu böyle?
Pek de tipsiz, sevimsiz bir şey.
Allah affetsin, çok çirkin.
Acaba bu üst kattakilerin oğlu vardı, yatılı okuyordu. O olabilir mi?
Odur, pek de hırpani üstü başı. Ay ay ay ay.
Ay kız... Satanist gibi, yemin ediyorum.
Kedi parçalar bu. Allah korusun.
Bonzaici.
Bunun yüzünden kapıları iki değil, dört kere kilitlemek lazım.
Yüzü lavaşa benziyor. Canım mı çekti ne?
Üzerine birazcık çörek otu biraz su serp, ramazan pidesi.
Sus, öleceğim gülmekten şimdi. Şemsiye kafa.
Suratına bak, dışkı gibi.
İştahım kaçar bu benim evde olsa.
Bana bak,
bu şeye benziyor birazcık, fesleğen.
Bunu gölgede bekletirsen ölür.
Çaktırma.
Hay Allah ya. Neyse sus.
Geç kenara, öldürmesin satanist.
Çocuk!
Çıkar zımbırtını.
Maide teyze?
-Evet. -Yağmur ben.
Hangi Yağmur?
Akif dayının kızı Zeliha'nın görümcesinin ikizinin eltisi
Nuriye’nin yeğeninin dayısı Kâmil amcanın kızının oğlu Yağmur.
Ne diyor kız bu?
Akif dayımın kızı Zeliha'nın görümcesinin ikizinin eltisi
Nuriye’nin yeğeninin dayısı
Kâmil amcanın kızının kızı vardı ya.
-Ee? -Kız değil oğlanmış.
Ama sen bana demiştin ki, Akif dayının kızı...
Kız değil erkekmiş! Teyze.
Yeter, lütfen bir daha akrabaları tek tek saymayalım, kusacağım.
Ben bunları evde dinlerken bir posta kustum.
Bu bilgiyi öğreneceğim diye kafamdaki bir sürü gerekli bilgiye
yol vermem gerekti, zihnimden attım. Çok sinirliyim.
Hâlâ ezberleyemedim. Annem kağıda yazdı, elime verdi. Bak.
Dur şimdi, anasını arayayım, öğrenirim ben.
Alo? Hümeyracığım, nasılsın?
İyiyim, sağ... Geldi.
Hemen tanıdım zaten.
Göz kısmı tıpkı sen. Alt tarafı baba.
Evet. Çok güzel bir oğlan.
Yakışıklı, boylu poslu.
Yağız. Evet.
Evet, canım benim. Rica ederim, ne demek. Lafı olmaz.
Öpüyorum. Kapattım.
Yağmur.
Benim güzel oğlum, hoş geldin evimize.
Şenlik getirdin evimize. Kurban olurum.
Şermin gel bir kahve içelim. Kalk bakalım, tosunum.
Gel bakalım evimize.
Hadi, güzel oğlum. Fındık mısın?
Ha? Fındık mısın?
Bizim zamanımızda tavan yüksekliği diye bir şey vardı.
Balkon genişledi, salon genişledi
ama kartonpiyeri döşemiş,
bütün tavan yüksekliği bu kadar artık.
Olacak iş değil.
Oğlum artık yesene, ayıp oluyor.
Kumdan kale yapar gibi oynuyorsun.
Aman. Bu yeni nesil böyle.
Yemek falan yok anca "nam nam sıtayla" dans etsinler.
Teyze. Senin dediğin o dans var ya seninle yaşıt, biliyor musun?
Wiz Khalifa geldi onun içinden geçti.
Bir şarkı yaptı adam, üç miyar izlendi. üç milyar, boru mu teyze?
Sana üç tane akraba say desem isim veremezsin.
Yeter be sen de, oynayıp durma şununla.
Aç ağzını. Aç!
Hah!
Oha!
Bu ne güzel şey, Maide teyze.
Şu anda bildiğin mindfuck oldum.
Herhalde olacaksın. Güzel tabii.
Benim kısırı daha yeni yedi. Sen daha dur.
Maide teyzeni tanımıyorsun sen daha.
Bırak sen şimdi şu çocuğu da bence sen beni dinle.
Şu günlere geri dön. Ha?
Bak başka türlü Suzan'ın çenesinden kurtulamayız.
Yılan ya o kadın.
-Sen niye gün yapmıyorsun? Sebebi ne? -Oğlum, ağzın doluyken...
Olmaz ama, yeter yani.
Maide, daha dün dedi ki
"Hazır aldığı yemekleri yerseniz zehirlenirsiniz tabii." dedi.
Ne dedi?
"Kısırı da hiçbir zaman o yapmadı, mezeciden alıyor." diyor.
"Hem de fabrikasyon.
Kıvamı tutturması mümkün değil." diyor.
Bir de ne diyor bir bilsen.
"Günlerde taktığı babaannesinden kalma gerdanlık da çakma" diyor.
Yeter artık! Dayanılmaz bir şey bu!
Benim sekiz kuşaklık gerdanlığım. Saf 24 ayar altın o.
Altı tane arsa alınır onunla. Öyle bir şey olabilir mi?
Her bir baklası el işçiliği onun.
Topkapı Sarayına götürsem üzerine isim verilir.
Böyle bir şey olamaz.
Böyle bir şey nasıl olur? Nasıl böyle bir şey söyleyebilir bana?
Böyle bir şeyi nasıl söyler?
Nasıl söyler?
-Yani... -Söyleyemez! Söyleyemez!
Olmaz!
Güngör, çok mu ses çıkardım? Ben mi uyandırdım?
Yok, yok. Kanada Başbakanı aradı zaten.
-Trudeau. -Yakışıklı olan çocuk.
Dedim "Bak, bana anlatma." dedim.
"Kime anlatıyorsan anlat ama bana anlatma." dedim.
"Kız kardeşim yapmamı istemiyor artık böyle şeyleri." dedim.
Çok yıprandın, hep telefondasın. Kulaklık da kullanmadın.
Lavaboya onu...
-Yuttum. -İyi yaptın.
Şermin, bak. Güngörümü de uyandırdım ben o pis yüzünden.
Ben de gün yapıyorum.
Git herkese haber sal.
Hatta yarın benim evde gün yapıyoruz.
Bütün mahalle, memlekete söyle.
Bütün memleket bana gelsin.
Gör bakalım Maide Sultan nasıl gün yapıyormuş.
Balkanlar, Kafkaslar hatta Kuzey Kıbrıs.
Herkes bunu konuşacak. Her sene yıl dönümü kutlanacak bunun.
Şermin kalk git, haber ver.
-Ben gidip herkese haber vereyim. -Hadi Şermin.
Yağmur, oğlum.
Sen de hemen şu alışveriş listesini alıyorsun.
Oha! Bu nasıl bir liste?
Burada bir Afrika kabilesini doyuracak yemek var.
Sen kaç kişi çağırıyorsun bu güne?
Teyzeye oha denmez.
Hemen gidip listeyi alıyorsun. Benim de işime karışmıyorsun.
Ortalıkta sakın fazladan dolanayım deme.
Hadi fındık.
[hareketli müzik]
Oğlum, güzelim.
Bak bakayım şuna.
Bak bakayım hadi.
Güzel mi?
Çok güzel bir şey.
Hah. Yat zıbar hadi.
Yağmur.
Al oğlum, al.
Aç ağzını oğlum.
Hadi. Aferin be.
Güzel mi?
-Çok güzel. -Aç, aç, aç.
O ağzını yerim ben senin.
[kadın, çığlık]
[kadın, çığlık]
-Ne oluyor burada? -Ne oluyor Maide teyze?
Bir ses geldi sanki evladım.
Ne sesi? Ben duyamadım hiçbir şey.
Adeta bir kadının etini büktüler. Duydum yani.
Bende yok.
Sen niye ayaktasın? Ne yapıyorsun?
Demin oturuyordum, şimdi ayaktayım.
Gözüm üstünde.
[kadın, inleme sesi]
Ne oldu Maide teyze? Ani bir giriş yaptın.
Evladım bir ses geldi.
Ben ses falan duymadım. Ne sesi?
Bir kadın inim inim inliyordu. Hasta gibiydi.
Evet.
[kadın, çığlık]
Maide teyze, hoş geldin. Bu ne hoş sürpriz.
[kovboy müziği]
-[tabanca sesi] -Hah!
-Kalk çabuk. -Ne kalkacağım ya Allah Allah?
Ergen gibi konuşmaya başladın. Bir şey var sende.
Ergen gibi konuşmuyorum ben ya.
Çabuk kalk!
Çabuk kalk şuradan!
-Kalk! Kalk çabuk! -[kadın inlemesi]
-Hii! -[kadın inlemesi]
Allah kahretmesin çocuğum! Sana yazıklar olsun!
Ben açmadım ki! Hiçbir şey yapmadım ki!
Yere düşünce otomatik açıldı.
-Ben mi açtım elimle onu? -Sana yazıklar olsun evladım!
Yakıştı mı sana? Bu nasıl bir arsızlık?
48 yıllık bu divan ya!
Babaannemden kalma.
Masumiyetti bu! Benim çocukluğumdu!
Ne bu?
Allah kahretsin! Korktuğum geldi başıma.
Ben tuvalet kağıtlarım neden kayboluyor...
Allah kahretsin! Midem kalktı çocuk.
Ağıl ağıl kokutmuşsun.
Ilgıt ılgıt kokutmuşsun be oğlum!
Akıntım var, nezleyim ben.
Kahretsin! Tövbe estağfurullah.
-Çabuk! -Akıntım var, nezleyim.
Pislik! Günüm var benim. Hamama! Hemen hamama!
-Şermin abla. -Ne öyle sinsi gibi geliyorsun?
Özür dilerim, korkuttum mu?
Kız bu ne hal?
Bugün beni yine Yeni Gelin Tutuşu'ndan çağırdılar.
Nude tonlarda giydim.
Üstüm kirlenmesin diye korumam gerekiyordu kendimi abla.
Kamera okuyor.
Ben bugün Maide ablanın altın gününe gelemiyorum ne yazık ki.
Fakat altınımı aldım yanıma sana vereyim diye.
Sen ona iletirsin.
Alttan sıyırırsan.
Ay, bugün de hep beraber senin programı seyredecektik.
Evet ya.
Bir şey söyleyeceğim, o koca ağızlı var ya Badesu mu ne,
-o seni çok kıskanıyor bence. -Ablacığım,
dışarıdan bakıldığında gerçekten tam bir motor gibi görünüyor.
Ama alakası bile yok.
Kocasını aldatıyor, boynuzluyor, ona, buna,
uçana kaçana ama bir melek.
Gerçekten namus timsali bir kız. Çok özel bir kalp.
Ben de öylesine söylemiştim zaten.
-Hadi sen çekimine git canım. -Tamam.
Herkese selam.
Deli mi ne?
Hadi oğlum, salınma. Hadi çocuğum.
Misafirlerim gelecek hadi.
-Aha, geldiler. Çabuk, çabuk. -[kapı zili]
Terliğini yerine koy çocuğum. Koy.
Hoş geldiniz efendim.
-Yağmur bu mu? -Evet, Yağmurcuğum.
Öp bakayım elimi.
Tutmasaydın elini.
Hadi görüşürüz hayatım.
Hoş geldiniz efendim.
Al şunu canım.
Melike'yi gördüm aşağıda.
Güne gelemiyormuş, altını yolladı.
Sağ olsun, sağ olsun.
-Stilettoların çok hoş. -Teşekkürler.
Çocuğu kuaföre götür.
Gel bir tanem, kuzum benim hoş geldin.
Suzancığım.
Ahesteciğim, gün bitti.
Hadi bir tanem, hadi gel.
Öncelikle sevgili arkadaşlarım,
hepiniz uzun bir zaman sonra evime tekrar hoş geldiniz.
Eğer herkes hazırsa... Şermin, ama yeter ya.
-Geldim, geldim. -Yeter artık, çatlayacaksın.
Eğer herkes hazırsa
naçizane küçük bir sürprizim var size.
Benim canım dostum,
kadife sesli, çok eski arkadaşım
Gülseren Seren geliyor.
Queen.
[neşeli müzik]
Sağ ol, canım.
Sevgili hanımlar öncelikle
bizi bu güzel günde buluşturan
sevgili dostum Maide hanıma çok teşekkür ederiz.
Ufak bir duayla başlayalım.
-Sonra eğlencemize bakarız. -Hadi.
Birimiz bin olsun, keyfimiz bol olsun.
Âmin.
Yediğimiz bal, içtiğimiz helal olsun.
Âmin.
Ömrümüz bereketli, huzurlu olsun.
Âmin.
-Yiyen arttırsın, sofrayı kuran kaldırsın. -Âmin.
-Herkes akıllı olsun. -Hadi anam, başla şarkıya.
Hanımlar niye oturuyoruz ayol? Hadi kalkın!
Hadi, hadi.
[oyun havası]
Maideciğim, vallahi civciv mi desem,
beygir mi desem?
Bir hayvanat ama...
-Kız vallahi sende göz var. -Çok.
Çok ağırlık oluyor, sürekli uyuyorum.
Çok yemek yiyorum.
[oyun havası]
-Çok özledim anneciğimi. -Ah canım benim.
Bırakıp gitti.
Yapılacak hiçbir şey yok, 12 yıl oldu.
Ölenle ölünmüyor.
-İyi ki andık ama. -Andık tabii.
Anmaya devam edeceğiz. 12, 22, 32 hepsinde.
[oyun havası]
Şu altınları bizim kız alsa ne güzel olur.
-Valla. -Ne güzel olur.
Çok ihtiyacı var.
[Erkek sesi] Yeni Gelin Tutuşu'nda bu hafta,
Melike hanımın şirin mi şirin evindeyiz.
Kocişi Abdurrahman beyle dört yıldır yaşadığı bu sıcak yuvaya konuk oluyoruz.
Hoş geldiniz tekrar evime.
Minnak minnak kukişkolarım da burada.
-Sunum da çok güzel. -Teşekkürler.
Bayağı özenmeye çalıştım aslına bakarsan.
Bir de renk uyumunun olması benim için önemliydi.
Çünkü ton sür ton olsun istedim evde her şey aslında.
Çok sevdiğim bir şeydir o.
Sonuçta misafirlerimi en iyi şekilde ağırlamak için
elimden geleni yaptım.
Sunum benim için hayat felsefesidir aslında.
Dilerseniz düğün videomuzu izleyelim.
İzliyoruz.
[erkek sesi] Buyursunlar efendim.
[oyun havası]
Kayınvaliden de çok şık olmuş.
Ne kadar güler yüzlü bir kadın.
Teşekkürler. Kayınvalidem öyledir.
Yani dışarıdan bakıldığında biraz mal gibi görünüyor
ama içine girdiğinde melek gibi bir kadın.
Bir de bakıldığında saçı başı hep yağlı gibi duruyor.
Bir kilo pilav yapılır gibi ama mis gibi kokar.
Cennet bahçesi gibidir.
Bence düğün de...
-...biraz ucuz olmuş. -Ne gibi ucuz?
Baksana sandalyelerin arkasında hiçbir şey yok.
Kuru kuru koymuşsunuz.
Sadece tül tercih ettim ve bunun bir sebebi var.
Kızım sen niye bu programa katıldın?
Eyvah, eyvah!
Melike altta kalmaz.
Çünkü Türkiye'nin en iyi gelini olduğumu düşünüyorum.
-En iyi gelini? -Aynen öyle.
En iyi yeni gelin tutuşunun bende olduğunu düşünüyorum.
Türkiye'nin en iyi yeni gelin tutucusunun
ben olduğumu düşünüyorum.
Bak, nasıl yapıştırdı. Nasıl yapıştırdı.
Göreceksin. Tamam, göreceksin.
Ben de takıldım o çiçeklere. Yapma mı o çiçekler?
Sümeyra, düğünümdeki hiçbir çiçek yapma değildi.
Canım yanlış anlıyorsun beni. Kötü niyetle söylemedim.
Yalnız ben biraz kötü oldum galiba.
Aa!
Aa!
-Niye yaptı şimdi bunu? -Ayrıldı mı şimdi bu?
Özür dilerim herkesten.
Biraz gerildim galiba.
Öyle bir şey beklemiyordum açıkçası.
Yeter ya!
Çakmaysa çakma!
♪ Yeni Gelin Tutuşu ♪
♪ Erik dalı gevrektir ♪
♪ Erik dalı gevrektir ♪
♪ Amanın basmaya gelmez ♪
♪ Haydi basmaya gelmez ♪
♪ Elin kızı naziktir ♪
♪ Elin kızı naziktir ♪
♪ Amanın küsmeye gelmez ♪
♪ Haydi de küsmeye gelmez ♪
♪ Eller oynasın eller ♪
♪ Diller kaynasın diller ♪
♪ Eller ne derse desinler ♪
♪ O dillerini yesinler ♪
♪ Eller oynasın eller ♪
♪ Diller kaynasın diller ♪
♪ Eller ne derse desinler ♪
♪ O dillerini yesinler ♪
Arkadaşlar kaç yaşında insanlarız, çocuk değiliz ki.
Bir sabun kaç kuruş, bir şişe çamaşır suyu al.
Evde hiç bulunmuyor ki, yok sabun yok.
-Her taraf yapış yapış. -Geliyor, geliyor.
-Evi leş gibi. -Sus!
Oturmuş. Ortası sapsarı.
Şermin, çenenin bağına sıçayım.
Çok güzel kadın.
Hem elinde, hem dilinde.
Öyle.
[tekno müzik]
Suzancığım, damarıma basma tatlım.
Benim kısırımı herkes bilir, çok güzeldir.
Hiç de değildi, kuruydu. Kekin de kabarmamıştı.
Dandikti, dandik.
Bana bak, benim gözlerimi bereltmeme sebep oluyorsun.
-Seni delirtirim. -Kabul et artık.
-Sen kimsin kız? -Asıl sen kimsin? Mahalle karısı!
-Valla deli olacağım. -Gelende kabahat!
Beni zorlama!
[hareketli müzik]
Maide, ne yaptın?
[oyun havası]
Kızlar, bunu saymıyorum. Çok güzel oldu.
Özlemişim sizi, yine gelin.
Maideciğim.
Rahmetli annemi de ne güzel andık senin sayende.
-Saniye teyzem, toprağı bol olsun. -Âmin, âmin.
Maide, alıyorum bunları, yazık kurumasın.
Kız sen diyette değil misin?
Ne yesem yarıyor.
Canım, her şey çok güzeldi. Çok teşekkür ederim.
Kız ne yaptım ki? İki parça bir şey.
Bana bak Suzan, bitsin artık bu küslük.
Bence de bitsin. Gerçi ben sana hiç küsmemiştim ki.
-Sen benim en eski arkadaşımsın. -Sen de benim.
Gel.
Canım benim.
O kısırın tarifini almazsam bir daha bu eve ayak basmam.
-Hazır o, nasıl vereyim? -Aşk olsun.
Maide abla, çok güzel, harikaydı.
Canım.
Maideciğim, görüşürüz artık.
Çok güzel gündü, kesene bereket.
Gülseren, sesine sağlık. Kör olduk bacım.
Nişan, düğün, sünnet olursa mahallede haber et.
Hadi görüşürüz. Sanatına sağlık.
Oha! Bu ne böyle?
Siz burada altın kızlarla gün mü yaptınız?
Trans parti mi verdiniz?
Trans falan, o ne oğlum?
Var ya hani manyak gibi beyaz giyiniyorlar.
Sabaha kadar müzik.
Nereden öğrendin sen bunu?
Ha?
İnternetten görmüştüm.
Annen biliyor mu bunları bildiğini?
Zaten başımıza ne geliyorsa internetten geliyor.
Artık laçka, yapış yapış.
Hadi gir içeri.
Dur bakayım.
-Sen yıkandın mı? -Evet.
Tamam, hadi geç. Geç hadi geç.
Terlik giy oğlum.
Giy terliğini.
Ağzına, burnuna üç kere suyu çektin mi?
-Çektim ağzıma, burnuma. -Aferin benim paşama.
Gel bakayım gel.
Bugün benim o kadar güzel bir günüm oldu ki,
muhteşem geçti.
-Hadi ya. -Evet.
-Güngör amca uyandı mı? -Yok.
Koridorun kapısını kapattım, ses gitmedi.
Suzan geldi mi? Yılan Suzan.
Teyzeye yılan denir mi oğlum?
Geldi.
Sen gerdanlığını niye takmadın?
Taktım, niye takmayayım?
Aa! Gerdanlığım?
Gerdanlığım?
Nerede bu? Buraya koymuştum.
Takmadım mı ben bunu?
Yok.
Makinanın altına bakalım. Oradadır belki.
Bak bakayım.
Orada mı? Yok mu?
Vallahi yok.
Yok... Baktın mı sen?
Oğlum, var mı, yok mu? Bir şey de.
Vallahi yok.
Ay. Gitti gerdanlık.
Ne diyeceğim ben Güngör'e?
Oha.
Ben ne yapacağım?
Gitti gerdanlığım!
Güngör duyacak. Gitti gerdanlığım.
Polise gidelim. Söyleyelim polise bulsunlar.
Olmaz.
Zaten ishal vakasında ben mimliyim. Nasıl yapayım böyle bir şey?
Milleti ben suçlayamam sen mi çaldın diye.
Nasıl diyeyim?
Ben ne yapacağım?
-Altı kuşaklık gerdanlık. -Kaç?
Üçü var.
Anneannem, annem, ben. Ben üçüm.
Üç tane ev alınırdı onunla.
Kim aldı acaba?
Gerdanlığım.
Güngör duyarsa ne diyeceğim?
Sen sakin olsana Maide teyze.
O kadar diziyi ben boşuna mı izledim, he?
Senin işin bende, merak etme. Çözeceğim.
[polisiye dizi müziği]
Evet.
Maide teyze, bunlar bizim şüphelilerimiz.
Şimdi bunların hepsinin ayrı ayrı peşlerine düşeceğiz.
Tek tek takip edip evlerine gireceğiz.
Ayakkabıyla mı?
Yani, bilmem.
Şimdi ayakkabı çok hoş olmaz tabii evladım.
Ayıp, kendi evimize de girmiyoruz ya, o açıdan.
Tamam!
Ayakkabılarımızı çıkarırız, elimize alırız, öyle gireriz.
Terlik getiririm ben yanımda. Günlerde de öyle yapıyoruz.
Çok da şık duruyor aslına bakarsan.
Ortalık mayın tarlası gibi dışkı dolu.
Hayvan sahipleri almıyorlar, çok zoruma gidiyor.
Sen niye buna bu kadar takıldın ki? Ben sana mesela diyorum.
Zaten bunlardan biri aldıysa senin gerdanlığını, ne yapacak?
Götürecek hemen satacak.
Hayır.
-Maide teyze, hayır. -Gerdanlığım!
-Hayır, lütfen ağlama. -Gerdanlığım çok büyüktü.
-Ben bulacağız dedim sana. -Çok zoruma gidiyor çocuğum.
Tamam.
Üç nesildir taşıyoruz biz onu.
Anlıyorum ben seni.
Ben her şeyi anladım fakat şunu anlayamadım.
Güne gelen biri değil.
Saçları biraz Suzan'a benziyor ama.
Hayır, hayır.
O benim en sevdiğim dizinin
en hain, şerefsiz, namussuz karakteri Maide teyze.
Kendisi öldü gitti ama ona ben hâlâ çok sinirliyim.
Eğer yaşasaydı kesin bu almış derdim. Şerefsiz.
Hadi çocuğum, kimden başlıyoruz?
[aksiyon müziği]
-Ay! -Yavaş ya.
Yeter be!
Gözlük mözlük, ne yapıyoruz? Ünlü cenazesinde miyiz?
Ya bizi fark ederse?
Fark etmez, taksiye atlayıp gideceğiz. Hadi.
Ne yapacağız şimdi?
Bende bundan sonrası yok.
Bana sorarsan dikkat çekmemek için spor yapalım.
Ne sporu çocuğum?
Spor mu yapalım yani? İşimiz var gücümüz var.
Spor yaparız, sonra sen soyunma odasına gidersin.
Duşların olduğu yer var ya.
Çantasını karıştırırsın, dolabına bakarsın.
Zaten o çaldıysa banko bulursun burada.
Haa.
Doğru diyorsun aslında.
O zaman spor yapıyor gibi duralım burada.
Bir şeyler yapalım o zaman.
Bir şey yapayım ben.
Sen de burada şey yap.
Ben bunlara binerim.
Bir güzel oyalanırım.
-Ayıp be çocuk! -Ne?
Koktu.
Akıyor artık. Midem bulanıyor.
Aşk olsun.
Aşk olsun.
Bir daha o telefonla onu yaparsan alırım.
Alırım!
Üstüne basarım! Koy şunu cebine.
Burada gözünü ayırmadan Sevda ablana bakıyorsun.
Ben de şuralarda bir şey yapayım da dikkat çekmeyelim.
Rezillik be! Koktun artık be!
Her yeri kokuttu çocuk.
Ne yapıyoruz şimdi bunu?
Nereden bu?
Aman!
Aa... Biraz...
Niye böyle oldu bu şimdi?
Bir şey oluyor. Çok mu hızlandı bu?
Çocuk. Allah!
Çocuğum! Evladım!
Ama bu...
Evladım.
Hı hı.
Ya?
Yok, yeni geldim.
Çekil şuradan! Mıy mıy mıy. Ne yapıyorsun oğlum?
Göt, göbek mi kovalıyorsun? İşte bu kadar.
Ne oldu yani? Ne oldu?
Ne bu ne? Bu ne bu?
Sen nasıl gençsin?
Sizlere emanet bizim gelecek.
Sizlere emanet. Onu kaldıramadı daha.
Bekle, beni bekle.
Nefes ver.
Ve aşağıda aldık.
Sıkıştır kalçayı yukarıda.
Nefes ver.
Topu altımıza alıyoruz.
[tekno müzik]
Parmak ucu aşağıyı gösteriyor.
Çok güzel.
Kalça şekilleniyor arkadaşlar. Devam edelim.
Tamam işte en azından bildiğimiz aletin üzerine çıktık.
Birazcık rahatlarız.
Sen bisiklete binmeyi biliyor musun?
Bisiklet dediğin nedir ki? Çevirip duruyoruz.
Bu gitmiyor, sabit değil mi?
Aynen.
Evet arkadaşlar başlıyoruz.
3, 2, 1 tempo!
Başlıyoruz.
[tekno müzik]
Ne oluyor ya?
Biz nasıl bir şeyin içine düştük? Tuzak mı bu?
Böyle bir şey olur mu?
Zaten bunun üstünde gazap gibi.
Bir de böyle underground parti havası.
Duvarlarda ses yalıtımı.
Götümüzü kesseler, bağırsak duyulmaz.
Biteriz. Burada beni keserler.
Beni mahvederler, yerler, kıyarlar.
Mahvoldum zaten. Benim mahvoldu kaba etim.
Eşek sıpası!
Ver şunu!
Telefonumu neden aldın?
Telefon doydu göte, sen doymadın çocuğum.
Artık midem bulandı.
Artık benim midem bulandı. Bu daha ne kadar sürecek?
-Yarım saat var daha. -Ne?
Sporunuz batsın sizin!
-Çürüdü, soyuldu artık. -Ne yapıyorsun?
Ne yapıyorsam yapıyorum.
-Bas şuna. -Saçmalama.
-Devam et sür. -Rezil olduk.
Çok acıdı ayağım, çok acıdı.
Sevda. Ne haber? Getirdin mi?
-Getirdim, evet. -Ne zaman vereceksin?
Buhar odasında buluşalım, orada vereceğim.
-Parayı getirdin mi? -Para hazır.
-İyi. Buhar odasında görüşürüz. -Şşş.
Oha.
Çok iyi oldu bu. İlk seferinde bulduk.
Ben bizden hiç böyle performans beklemiyordum.
Ne yapacağız şimdi?
Bir güzel gireceğiz buhar odasına.
Ben halledeceğim.
İş üzerinde yakalayacağım onu.
Buhar odasına mı gireceğiz?
Gireceğim oğlum, tek başıma. Kadın, erkek farklı.
Nasıl kadın, erkek farklı ya?
Git duşunu al, temizlen bir güzel.
Ağzına, yüzüne üç kere çek şu suyu. Tövbe et, niyet et.
Belleğini de temizle.
-Leş koktu artık. -İstemiyorum kuru kuru duşa...
Benim burnumdan getirme!
Bulduk zaten, kaçıracağız. Hadi temizlen bir güzel.
Girmiyorsun! Delirtme beni, zaten canım burnumda.
Ben de gideceğim erkeklerinkine gireceğim.
[hafif gerilim müziği]
-Ay! -Ne oluyor kardeşim ya?
Ay çok... Bu nasıl ses be? Nodül mü var sende?
Hayret bir şey. Çok pardon.
-Ne oluyor? -Bacım...
Ne oluyor be burada?
-Siz ne yapıyorsunuz burada? -Asıl sizin ne işiniz var?
-Kadınlar tarafı burası. -Erkek buhar odası burası.
Yok artık! Burası kadınlar tarafı, çıkın lütfen.
Ah! Tövbe estağfurullah. Lütfen rica ediyorum.
Çok özür diliyorum.
Çok özür diliyorum.
Kusura bakmayın, bilerek olacak iş değildi.
Böyle fecaat görmedim uzun yıllardır.
Ne oluyor birader?
Ben de anlamadım ne oluyor. Bu nasıl bir azaptır?
Sınanıyorum. Vallahi yeter be!
Ay!
Bu ne ya, üç harfliler gibi. Çocuğum nesin sen?
Teyze, kapıları karıştırmışsınız siz.
Çok özür diliyorum evladım.
Ben nasıl bir yere düştüm?
Rabbim sınıyor beni burada.
Ben sınanıyorum burada vallahi.
Seni manyak seni!
Buhar odasına çırılçıplak girdi ya!
-Hanımefendi. Salak ergen bir çocuk. -Şikayetçiyim, polis çağırın.
Yağmur, ne oldu?
Ne oldu benim evladıma?
Yağmur, bir şey de, iyi misin?
-Tanıyor musun sen bu çocuğu? -Tanıyorum tabii.
Akif dayımın kızı Zeliha'nın...
-[Yağmur, inler] -Ne yedirdiniz? Dokunur buna her şey.
Maide abla?
Sizin ne işiniz var burada?
Biz, Sevda, Yağmur, spor...
Spor...
Asıl senin ne işin var burada? Bilmiyor muyum senin neler yaptığını?
-Ne yapıyorsun be? -Bırak kız!
Bırak diyorum sana!
Siz ne adi insanlarsınız, hırsızsınız siz be!
Yazıklar olsun sana!
Bu ne be?
[titreşim sesi]
Niye hareket ediyor?
Maide abla, ölümü gör aramızda kalacak.
Ben bunu kime, nasıl söyleyeyim?
Düşündükçe başıma ağrı giriyor vallahi.
Şimdi sen bu işi mi yapıyorsun Sevda?
Evet.
Aykut'un işleri bayağı kötü gidiyor bir senedir.
Kimseye çaktırmamaya çalışıyoruz tabii ki.
Almanya'dan ürünler geliyor bana.
Ben de piyasanın yarı fiyatına satıyorum.
Almanya'da büyükler için oyuncak piyasası
daha da gelişmiş.
Bu oyuncak mı? Adam öldürür.
Yok, spor salonunda satıyorum.
Siz bir saattir ne konuşuyorsunuz?
Sen büyüklerin lafına girme.
Senin kadınların buhar odasında ne işin vardı?
Annene ne diyeceğim?
Sanki bilerek mi girdim kadınların buhar odasına?
Kızma Maide abla.
Zaten girdiği gibi bayıldı gariban.
Bayıldım.
Ama sıcaktan bayıldım. Çok sıcaktı.
Başka bir şeyden değil.
Salak oğlan yürü.
-Neler kaçırdı. -Sıcaktan bayılmış. Sus kız.
-Mahallede çok satın alan var. -Başım ağrıyor, ne olur.
Mahallede kimlere satıyorum...
Sevda değilmiş oğlum.
Bu Sevda ne satıyordu? Niye bana söylemedin?
Ne karıştırıyorsun şimdi onu?
Dış ticaret, uluslararası şeyler yapıyor.
Ay Güngörcüğüm, uyandırdık mı seni? Tam yatıyorduk biz de.
Hadi ablacığım, yatağına. Hadi canım kardeşim.
Hadi bir tanem.
Yarın operasyon büyük, halledeceğiz.
Sende hiç Allah korkusu yok, Şermin. Çocuğun olmayacak.
Spor insanın iştahını açıyor, ne yapayım?
Ne sporu? Şuradan şuraya yürüdün, 50 adım.
Bu daha ilk gün.
Gittikçe fazlalaştıracağız mesafeyi.
Yemeği mi, mesafeyi mi?
Çok kötüsün valla. Şu yediğim iki lokmayı mı sayıyorsun?
[uzaktan bağrışmalar]
Aa? Kavga mı var ne?
[telefon zil sesi, rap şarkı]
Allah Allah?
Aa, benim tele... Yağmur'un telefonu tabii, ondan öyle çalıyor.
O nasıl bir zil sesi öyle?
Yeni nesli de hiç anlamıyorum.
Anlamıyorum. Bu bir hafta bende kalacak. Nasıl açılıyor bu?
Alo, efendim Yağmur? Tamam geliyorum.
[bas gitar sesi]
[yavaş davul ritmi]
Görüyor musun şarkıcı Gülseren'i?
Yok görmüyorum. Nerede çocuğum?
Yürüyor.
Yok artık.
Manyak mısın sen?
Görüyorum tabii. Daha ne anlatıyorsun bana?
[müzik devam ediyor]
Otobüs bekliyor galiba.
Bindi.
Biz de otobüse binelim.
Otobüse binelim takip edelim.
20 dakika durakta bekleyelim yeni otobüs gelsin.
Milyon dolarlık gerdanlığım gidiyor.
Bu cimriler de ne acayip ya. Belediye otobüsüne biniyor.
Sıçmıyor ki acıkmasın. Taksi çevir çabuk.
Öndeki otobüsü takip ediyorsun evladım.
-Şu öndekini mi? -Evet.
Yalnız abla, o Mecidiyeköy otobüsü ya.
Ne kadar güzel, hadi çabuk.
Abla, şu anda Mecidiyeköy'de inanılmaz bir trafik var. Kilit.
Ne yapayım?
Şöyle yapalım,
biz bir Ortaköy yapalım.
Yollar yağ gibi, şıkır şıkır gideriz.
Oldu.
-Kumpir, deniz, birazcık çay. -Valla mı ya?
Valla çok güzel fikir.
Kendine gel be! Densiz misin?
Hadi devam et!
-Sen ne biçim konuşuyorsun abla? -O biçim konuşuyorum genco.
Zoruna mı gitti, he?
Senin o saçını, sakalını yolarım.
Üterim seni ocağın üstünde döndüre döndüre.
Seni o vites koluna oturturum, topuzu da kaldırmadan!
Bir güzel omuzundan, üçten dörde, dörtten üçe atarım!
Üç, dört, dört, üç.
Kanırta, kanırta senin gençliğini heba ederim.
Seni krikonun üstünde kaldırırım yükseltirim.
-Yetmezse krikonun kolunu çıkarır... -Hop hop hop. Ayıp oluyor teyze.
Teyze mi?
Lütfen ama hem ben dayak yiyorum
hem beni tutukluyorsunuz.
Bu yaşlı başlı kadın mı dövdü seni?
Yaşlı demezsek efendim.
Kimse görmedi mi? Kadın üç vurdu tek saydı.
Ağzıma tekmeyle vurdu.
El hareketi yapıyor bak!
Hâlâ konuşuyor pezevenk!
Amirim...
İyi ki varsınız amir bey.
Perişan olduk.
[neşeli klarnet]
Basayım mı çarpıyı Gülseren'e?
Gülseren'i takip mi edebildik biz sığır taksici ile kavga etmekten?
Sen taksiciyle kavga etmedin. Sen taksiciyi dövdün.
Adama neler yaptın sen öyle ya?
Bundan sonra kavgaya çağırılacaklar listemin başındasın.
Sen daha Maide teyzenin hiçbir şeyini görmedin evlat.
O listenin başında ben daha nelerimle olacağım.
Koçum! Heyt, maşallah.
Kurban olurum ya. Koço!
Gel, gel.
[hareketli, gizemli müzik]
[fısıltıyla] Gel çocuğum.
Gel çocuğum.
Elimi bıraksana ya.
Tut elimi.
[turnike geçiş sinyali]
Acaba ne yapacak Eminönü'nde?
Belki de birileriyle buluşacaktır.
Kafanı kullan birazcık.
-Eminönü'nde ne var? -Ne var?
Kuyumcular.
-Kuyumcular ne yaparlar? -Ne yaparlar?
Altın alır, altın satarlar.
Evet, altın alır, altın satarlar.
Ben sana daha önce de söyledim.
Bu kadın tekin bir şeye benzemiyor. Sürekli bir şeyler karıştırıyor.
Evet. Çay var, limonata var. Çay var, limonata var.
Ablacığım, çay?
Hadi ver bir tane.
-Limonun var mı? -Yok.
Çüş, ne kadar kibarsın.
Çocuğa da meyve suyu ver.
Ne meyve suyu, ne çocuğu?
Ben bir Türk kahvesi alabilir miyim? Şekersiz...
Sen ne zaman Türk kahvesi içtin de şimdi istiyorsun?
İçtim ya evde bir tane.
Ver meyve suyu.
Bereket versin.
Muhterem hanımefendiler, muhterem beyefendiler.
Şu elimde görmüş olduğunuz
asrın son icadı.
Limonun içini kurutan
bir damla su bile bırakmayan bu muhteşem alet sayesinde
çaylarınız, çorbalarınız yeni lezzetlere yelken açacak.
Git şuna biraz limon suyu koydur. Ziyan olacak zaten.
Git koy be! Hayret bir şey!
Bunun her tarafında "Made in China" yazmıyorsa bu malı satmıyorum.
-Böyle gördüğün gibi... -Bir şey söyleyeceğim.
Biz şu tarafta oturuyoruz da çayına biraz limon istedi.
-Ondan sıksak olur mu? -Bak koçum, bak.
Limon nasıl çıkıyor görüyor musun?
İşte hepsi bu kadar.
-Oha. -Hadi bakalım.
Var mı efendim bunlardan arzu eden?
Çeşitli renkleri mevcut.
Var mı isteyen?
Buyur ablacığım.
-O ne efendim? -Limon sıkacağı. Beş lira.
Onu anladım da, ben ne yapayım onu?
Ne demek yani? Almayacak mısınız?
Yok.
O zaman niye torununu yollayıp deneme yaptırıyorsun?
Ne torunu be?
Eşek kadar adam, ne torunu?
Şimdi de eşek oldum, he?
Hayret bir şey.
Sen bana laf mı sokuyorsun? Torun falan diye. Kaçlısın sen?
-Ne alaka anneciğim? -Anne mi?
Yuh! Ufal da cebime gir, koca adamsın.
Bırak bu işleri teyze. Almıyorsan almıyorum de. Olay çıkarma.
Hasta mısın nesin be adam?
Başımın gözümün sadakası olsun be!
O ne be kıro?
Al, al!
-Hasta bu. -Neresine soktu kim bilir bunu?
Kahretsin!
[neşeli müzik]
İnmedi hâlâ bu.
Anladı herhalde takip ettiğimizi.
Neyse, iyice eğil.
İndik zannetsin.
[müzik devam ediyor]
Allah senin cezanı versin Nurten.
Gerdanlığım gitti yetmedi.
Bütün emekli maaşımı bu ıvır zıvıra yatırdım.
Allahı var çok profesyonel.
Ben daha önce böylesini Homeland dizisinde izlemiştim.
Ajanlar, peşlerindeki diğer ajanları atlatabilmek için
türlü türlü numaralar yapıyorlardı ama bu kadın manyak bir şey çıktı.
-Ben dayanamayacağım artık. -Saçmalama, ne yapıyorsun?
Gel buraya gel.
Nurten Hanım, Nurten Hanım!
Ver şu gerdanlığımı artık. Çıkar neredeyse.
Bundan sonra ne sen beni tanırsın, ne ben seni.
Duymuyor musun? Sana diyorum.
Aa.
[gizemli müzik]
Eline sağlık Maide.
Ah Nurten ah! Çok erken bırakıp gitti bizi.
Çok.
Yalnız biraz daha yersen kavuşursun Şermin.
Ha gayret.
Ben üzüntümden ne kadar yediğimin farkında mıyım?
Sen hep böyleydin.
Ne tesadüf değil mi, sizin de aynı vapurda olmanız?
Ya...
Tab... Şey...
Yağmurcuğumu tarihi yarımada turuna çıkarayım dedim. Tesadüf.
Kültür şoku olsun dedim ama...
Benim anlamadığım,
Nurten'in ne işi vardı orada?
Acaba Eminönü'nde altın falan mı bozduracaktı?
-Senin haberin yok mu? -Yok, ne oldu?
Nurten'in çocukluk aşkı varmış bir tane.
Aa?
Her sene bir gün buluşurlarmış Pierre Loti'de.
Aa?
Tabii şimdi dul kadın, ne olacak yani?
Tamam Nurten dul da, adam da bekârmış daha.
Laf söz olmasın diye gizli gizli buluşuyorlarmış.
O gün de buluşmaya gidiyormuş, işte ecel.
Sen nereden öğrendin bunu? Kesin bilgi mi?
Sen cenazeye gelmedin ya...
...tutturdun "Nurten'in evini temizleyeyim,
helva kavuracağım, mevlit yapacağız,
gelen misafirlere ayıp olmasın." diye.
[hızlı müzik]
Ay, cenazedeydi adam, perperişan.
Bir de görsen ne yakışıklı, Alain Delon.
Gerçekten mi?
Suzan aldı adamı bir çay içmeye götürdü de teselli etti.
Sana mı kaldı be kadın?
Bu lisede de böyleydi. Üç koca eskitti.
Faraş.
Bana müsaade. Yağmurcuğum evde şimdi.
Tamam.
Ellerine sağlık. Başımız sağ olsun.
Ne oldu, hayırdır?
Mahvolduk.
[hareketli müzik]
Gülseren?
Yok hâlâ haber. Komşuları tatile çıktı diyorlar.
İki lira, iki lira!
Salatalık iki lira!
Bu salatalığı kaçırma!
Evet, Hümeyracığım.
Çok uslu bir çocuk. Asla üzmüyor beni Yağmurum.
Çok efendi, pırlanta gibi çocuk yetiştirmişsiniz.
Biraz sapkın. Kızlara çok düşkün.
Sürekli telefonda, bir tahriş oluyor yani.
Canı sağ olsun, ergendir. Olur öyle.
Tamam, tamam.
Hadi görüşürüz hayatım.
Tamam, hadi canım, kapat artık hadi.
Bay bay, canım benim, hoşça kal.
Hoşça kal.
Geri zekâ. Ne kadar uzattığının farkında değil.
-Alo? Maide abla? -Alo, canım.
Yok, yok, yok. Çantaya attım.
Çantaya attım, bağırdın herhâlde geri açtım.
Tamam, tamam Hümeyracığım.
Sen kapat istersen garanti olsun. Hadi canım benim.
Çenenin bağına sıçayım.
-Alo, Maide abla? -Yok artık yani.
Aman!
Kapanmıyorsa kapanmasın.
Bana bak, salatalığın kaça?
Abla, salatalığım iki lira.
Dipdiri, taptaze, kendi mahsulümüz. Vereyim mi?
Salatalık sana benziyorsa işimiz var.
Ay gerzo.
Suzan mı o?
Kız! Suzan!
Yılan!
Burada... Aa?
Gördü beni o.
Yoksa bu...
[hızlı müzik]
Kız, Suzan!
Suzan! Kaçmasana benden.
Ben bunun saçını yolarım. Bu kaçıyor benden.
Kız manyak mısın? Gel buraya.
Ben seni yakalamaz mıyım?
Sen var ya... Suzan, niye kaçıyorsun?
Bu benden vallahi kaçıyor.
Ayy! Höst be adam be!
-Yavaş abla. -Ayarsız mısın, nesin? Sus!
-Limonun kaça? -Tane bir lira olur abla.
75 kuruş yaparsan, akşam pazarı alırım.
-Buyur abla hoş geldin. -Seni denyo seni.
Ne oldu?
Kız senin saçını yolarım.
Suzan!
-Pardon bu perdelere kim bakıyor? -Ben canım.
-Maide? -Maide, Maide.
-Nerede bakalım? -Ne yapıyorsun?
Ben biliyorum, sen yaptın.
Sende gerdanlığım.
Bu ne be? Sarma.
Aa? Kadınbudu köfte mi?
Kız, revani?
Sen evde yemek yapmıyordun
bir de benim yemeklerimi dışardan alıyor diye
dedikodu mu uydurdun?
Çok özür dilerim. Ne yapayım?
Ben yemek yapmasını hiç bilmiyorum.
Öğrendin bu sırrımı sonunda.
40 yıl sakladım senden. Sonunda yakaladın.
Ellerini nerelerine sürdükleri belli olmayan adamların
yemeklerini mi yedirdin sen bize?
Yok valla, Aliye bacıyı bilirsin, pazarcı. O yaptı.
Aliye bacı iyidir.
Maide, ölümü gör kimseye söyleme.
Rezil olurum mahallede.
Üç tane altın gününü bana devredeceksin.
Kabul.
Altın günlerimde çok göbek atacaksın
ve çok eğleneceksin.
Tamam.
Herkese yemeklerimin ne kadar lezzetli olduğunu anlatacaksın.
Tamam.
İyi hadi anlaştık.
Bana bak, bir gün atla, seni bütün kadınlara rezil ederim.
Söz, söz! Hadi benim şimdi gitmem lazım.
Hamit Bey işten gelir.
O gelmeden tencerelere boşaltacağım kapları.
Hadi görüşürüz.
Kız sen böyle böyle üç koca mı eskittin?
Püü senin ev kadınlığına yazık be!
Dışarıdan apışlı apışlı al, pis.
Gıcık karı.
Kabağın nasıl?
Kabak şahane abla, çok güzel.
-Senin gibiyse verme bir kilo. -Efendim abla?
Ay çok yaşayayım ben.
-Yağmurcuğum? -Ne oldu Maide teyze?
-Ne yapıyorsun? -Ne yapıyorum?
Müzik dinliyorum, gazete okuyorum. Sen ne yapıyorsun?
Ne yapıyorsun sen ya?
-Sivilcelerin mi arttı senin? -Hayır.
-Annenle konuştum, selam söyledi. -Aleykümselam.
Uzatma şimdi, yemek yapacağım.
Elini yüzünü iyice bir sabunla.
Güngör abini de uyandır.
Uyanmazsa da çok fazla ısrar etme. Ben ona hazırlarım sonra.
Tamam.
Sen ne dinliyorsun?
Rap dinliyorum, Türkçe rap dinliyorum.
Ama o karışık...
Yok artık! Kulağıma şapırdadı.
Böyle bir şey yok ya!
Çatır çatır, lokur lokur, fokur fokur. Artık yeter ya!
Bu ne böyle?
Sen nereden dinliyorsun bunu?
Dur bakayım bir.
Hii! Aa!
Uyku girmez gözüme, psikolojim bozuldu.
Evim koktu ya!
Artık döşeme, perde değiştireceğim.
Ben temelden girip tadilata gideceğim.
Sen nereden buldun o telefonu?
-Sen vermedin mi telefonu? -Sus!
Üç kere burnuna, üç kere ağzına çekiyorsun suyu!
Toplu iğne ucu kadar susuz yerin kalmayacak!
Her yerine su temas edecek!
Kalk! Kalk!
Eşek sıpası!
Ayıp ya.
Bitti kız, öldü.
[neşeli klarnet]
İn aşağıya, geliyorum ben.
Aheste aşağıya inecek.
Dur, bekle beni. Geliyorum.
Kadının kanı ağır.
Bunu anası doğururken heba olmuştur. Yazık, günah.
Kısır yapıyordum,
daha kadın bir çatal almadan millet gidiyordu.
İkinci cezveyi çıkartmak zorunda kalıyordum.
Kenardan gel oğlum, görünmeyelim.
Küçük de değiliz.
Hadi.
Sen o kapıyı, o telle nasıl açtın?
Dedim sana, bana bırak diye.
Al şunları, giyiver.
Bana bak, ben yatak odasındayım.
Sen de salonu dağıtmadan arıyorsun, tamam mı?
Tamam.
Hadi anneanne, hadi.
Aaa. Boku yedik Maide teyze.
Boklu, sidikli konuşulur mu teyzeyle, evladım?
O ne biçim laf öyle?
Anneanne hadi, altıma yapacağım.
Geliyorum, acele etme.
Evden çıkarken niye yapmadın? Üf!
Daha zemin katta onlar. Biz o zamana evi bitiririz.
-Hadi, dağıtmadan. -Tamam.
Salona geç, hadi çocuğum.
[neşeli klarnet]
-Delireceğim ya. Yok çocuğum, yok! -Ben de bulamadım.
Ama Aheste çok zarif kadındır. Haza bir İstanbul hanımefendisidir.
Hayatta yapmaz böyle bir şey.
O zaman biz bu kadının evine niye girdik?
Sen eşeğini sağlam kazığa bağla.
Ötesini berisini düşünme, değil mi?
Çıkalım o zaman. Yoksa yakalayacaklar bizi burada.
Torun kapıda, hayatta çıkamayız.
Zaten bizimki gelene kadar ooh maşallah.
Ne yapacağız o zaman?
[klarnet]
Geri zekâlı.
Tam bir beyinsiz.
Hadi oradan, aptalız biz de.
Yok artık.
[Maide] Sene 88-89 falan.
Benim o zaman tabii belim incecik.
Hoşlandığım bir çocuk var, uzaktan da gülümsüyorum hep.
"Babacığım bu akşam çıkabilir miyim?" dedim. Dedi, "Çıkamazsın."
Dedim "Çıkarım." Çıkamazsın, çıkarım.
Ne oldu sonra?
Çıkamadım.
[Maide] Tabii bunun makbul olanı
ince yapılanıdır da benim hamurum aceleden kalın oldu.
Julien çok şefkatle bakan iki iyi gözle karşılaştı
ve genç kızın kendisini çağırdığını anladı.
Bak geldi, ben sana dedim gelecek diye.
Çünkü o kız ona yolluydu biraz. Neyse.
Anneanne hadi, altıma yapacağım.
Evden çıkarken niye yapmadın?
Bir ejderha senin alt tarafından tutmuş,
ısırmış çekiyor sanki.
Bak yapma artık onu güzel çocuğum.
Evde kedi gibi koku bırakır.
Tadilata sokmak zorunda kalacağım evi.
Gitmiyor çamaşır suyuyla, ne olursun.
Sen altına mı yaptın oğlum?
Ohoo. Bu ne ki? Biraz daha bekleseydim askere alacaklardı.
Dilin de pabuç kadar piç kurusu.
Karnım da acıktı benim.
Tamam, sana bir şeyler hazırlarım.
Açlıktan ölmem inşallah.
Şurada bir şeyin var, dur bakayım.
Bir dilek tut bakayım.
[açılan kapı sesi]
Kalk.
Hiçbir yere oturma.
Ben üstümü değiştirip geliyorum.
[bas gitar, gizemli müzik]
Maide teyze sen bana yine kızacaksın
ama bu sefer hakikaten şapır şapır yedik boku.
Oğlum. Bok mok deyip durma karşımda. Hayret bir şey.
Çıksın odadan, hemen geçip gideceğiz evimize.
-Ne edeceğiz ya? -Sus.
-Bunun çıkması ne kadar sürebilir? -Sus!
[Maide, Yağmur, anlaşılmayan fısıldaşmalar]
Yapma, rahat dur.
-Ay! -Ne oluyor be?
Aheste, bu ne tesadüf.
Ne tesadüfü?
Yağmur'a mahalle şeyini, hayatını göstermek istedim.
Tesadüf senin evden başladık.
Hiç öpmeyeyim şimdi, omuzdayım.
[neşeli klarnet]
Aheste'yi de eledik.
Bir sonraki güne üç gün kaldı.
O gerdanlığı bulmazsam, ben hayatta gitmem.
O zaman bu ev arama operasyonlarını biraz hızlandırmamız lazım.
Anlaştık, hadi çak.
[hareketli akustik gitar]
Oğlum, beni de al.
Yavaş, çocuğum. Çocuğum yavaş.
Ceset mi taşıyorsun?
Lanet olsun ya.
Evet, hadi çocuğum.
Gelir melir bu dengesiz. Ara.
Aa. Kapat şunu kapat. Pis kadın.
Aa. Kurt var. Kapat, kapat.
Bu ne ya?
Allah kahretsin kadın!
Yürü çık, bakmayacağım arka tarafa. Çık oğlum, çık.
Sapasağlam oldu, hadi.
Yağmur, oğlum hadi. At nevresimi.
Nevresimle nasıl aşağıya ineceğiz?
Sapasağlam diyorum, ben bunu pazardan aldım.
[müzik devam ediyor]
Çocuğum, çocuğum.
Çocuğum.
Gel.
Yavaş, yavaş.
Yavaş çocuğum. Sırtımı verme geriye.
Niye sırtımı geri veriyorsun?
Niye geri veriyorsun?
[müzik devam ediyor]
-[vibratör titreşim sesi] -Aaa! Bu ne ya?
Taşıma ruhsatı lazım buna.
Gölgesinde çay içilir. Sevda'nın müşterisi çıktı bu.
Ne bu ya?
Sen ne buldun orada?
Yok, yok. Bir şey yok.
-Bir şeyler söyledin ama. -Yok, bu evde çıkmaz.
-Yürü. -Kim o?
Orada biri mi var?
Yavaş.
Maide teyze, çarşaflar.
-Çabuk in şuradan. -Ne demek in?
Atla çocuğum, atla.
Hadi Yağmur. Gelecek şimdi.
Dur!
[tükürür] Şerefsiz, bu ne ya?
Allah senin belanı vermesin. Tövbe.
Hiçbir yerde yok Maide teyze.
Sen ne yapıyorsun? Benim yüreğime indireceksin.
Aradım, taradım. Bütün eve baktım. Hiçbir yerde yok.
-Gidelim buradan artık. -Tamam, bulmamız la...
-[kapı kilidi sesi] -Aha.
Sakin ol, sessiz ol. Yatağın altına.
-Nereye? -Yatağın altına.
Yavaş, sıkışırsın.
Belim.
Aysel teyze mi bu?
Sait, karın gelmez değil mi?
Yok be yavrum. O kim bilir hangi pazarlarda geziyor şimdi.
Değilmiş.
-Dönmez yani. -Dönmez.
Hadi biz işimize bakalım.
Çok iyiydin, Sait.
Herhalde yavrum.
Bu ne biçim şey be! Cin gibi üç kere tıkladı gitti.
-Bitti mi? -Kahretsin.
Çık oğlum, çık. Çık çabuk, gelmesin biri.
Evladım kolumdan tut. Gidemiyorum da.
Yavaş, çocuğum. Çocuğum, yavaş.
Lahmacun mu çıkarıyorsun fırından?
Ay!
İşte bak böyle yuvalar yıkılıyor.
Aldatıyor bu şerefsizler.
Aldatmak bu aksiyon için fazla iddialı Maide teyze.
Çok biliyorsun, değil mi Yağmur?
Çok biliyorsun.
Sana müstahak Sait Efendi.
♪ Gençlik başımda duman ♪
♪ İlk aşkım ilk heyecan ♪
Bu da hakikaten küçükmüş be.
Cin Sait, boyu devrilesice.
-Maide teyze! -Şşşt oğlum!
Güngör abin uyuyor.
-Gülseren geri dönmüş. -Ne?
Yürü gidiyoruz!
Dur, şunu bitireyim de önce.
♪ Kovaladıkça kaçan ♪
♪ Ateş böceğim misin? ♪
Bekle beni Gülseren!
Hadi!
[hareketli müzik]
Yağmur, bak. Arkasını kontrol ede ede gidiyor.
Benim gerdanlık kesin bunda.
Valla öyle görünüyor.
[kapı otomatı]
[kapıyı çalarlar]
İyi akşamlar efendim.
Çocuk çok sıkıştı da, müsaadenizle tuvaletinizi kullanabilir miyiz?
Sıkışmadım, hiçbir şeyim yok benim.
-Parola? -Efendim anlamıyorsunuz galiba.
Çocuk çok sıkıştı, kakası geldi.
Sen ne diyorsun?
Parola?
Beyefendi, kanına karışırsa zehirlenir.
-Açın şu kapıyı. -Parola?
Biz ne ara bu hale geldik?
Ne zaman bu kadar tepkisiz olduk?
-Parola? -Para!
-Para her kapıyı açar çünkü. -Parola?
Yok artık, ebenin örekesi.
Bahisler lütfen.
[blues müzik çalıyor]
Biz nasıl bir yere geldik Yağmur? Bu ne?
Oha.
Şu anda bildiğin kumarhanedeyiz Maide teyze.
Aha. Bak, bizimki orada.
Gel, gel, gel.
Seni gidi katana Gülseren seni!
Pis şırfıntı.
Demek ki benim yüz yıllık gerdanlığımı alıp
kumar masalarında yemek için çalmış.
-Çaldırır mıyım ben onu sana? -Dur ne yapıyorsun?
-Ne yapıyorsun? -Ne?
Onu biz, iş üstündeyken yakalayacağız.
Ha. Doğru dedin.
Ama ondan önce dikkat çekmemek için biraz kol çekelim.
Çekeyim mi ben bir tane?
-Sen 18'den küçüksün. -Bir tane çekeyim ben.
-Ver onu. -Bir tane, bir tane.
Aldım.
Bar.
Bar.
Bar! Üç tane bar, üç tane bar!
Üç tane bar, üç tane!
Oha. Oha. Paralara bak.
Doldur. Yere düşenleri al.
Paralara bak, çil çil paralar. Bir tane daha atalım.
Ben jetonu atıyorum, sen kolu çek.
Attım bile jetonu. Attım bile paramızı.
Attım. Kolu çek.
Bir kere daha oynasaydık.
[krupiyer] Bahisler bitti. Teşekkürler.
34 kırmızı.
Son bahisler.
-Bahisler kapanıyor. -Kırmızıya mı attın parayı?
Teşekkürler, bahisler bitti.
Hadi kırmızı, hadi kırmızı.
[krupiyer] 18 kırmızı.
18 kırmızı, 18 kırmızı!
Oğlum ayıp be!
Evde divan burada sandalye.
-Pis çocuk. -İkiye katladık parayı.
Kazanacağız tabii.
Kazandık valla.
Şöyle birazcık şey yaparsan.
Ödeme gecikti.
Hadi, bir kırmızı istiyorum ben.
Teşekkürler.
Kırmızı, yine kırmızı!
Kırmızı geldi.
Kırmızı geldi tut şunu. Kırmızı geldi.
Sağ ol kuzum benim.
-Şunu al sen. -Teşekkür ederim.
Kırmızı geldi!
Ver bakalım fıstık, ver bakalım.
18 kırmızı.
Dokuz kırmızı.
14 kırmızı.
Son bahisler.
23 kırmızı!
Benim mavi kelebeğim, kırmızı geldi.
İyi ki geldik be.
Derdi tasayı unuttum. Gel.
Dört olacak, üç var orada.
Yağmur, böyle koyuyorum oğlum.
Bir, iki...
Hey maşallah beyaza mı döndük?
Çok fazla var markam, hadi ne olur.
14 kırmızı.
Kırmızı geldi!
Kırmızı geldi, kırmızı geldi!
Kırmızı geldi!
Kırmızı geldi!
Çok pardon.
Veriver sen şunu.
14 kırmızı, 30 kırmızı. Son bahisler.
23 kırmızı.
Ay bunun gazı başka.
Senin o kaşlarını yerim ben.
Bir tost, bir şey getirin. Acıktık be!
Artık bu olursa ben kaçarım.
Kırmızı!
Kırmızı! Kırmızı!
Bu nasıl bir şey?
-Kırmızı! -Oh be.
Gel, hepsi benim! Hepsi benim!
Kazancınız bir milyon dolara yaklaştı efendim, bol şanslar.
Hepsi burada kızım aman unutma.
Koydum say.
Gözü olanın gözleri götüme, ona göre.
Hadi bir taneciğim benim güzellerim miymiş onlar.
Yerim sizi ben, çatır çatır yerim ben sizi.
Benimkiler kırmızıda, buraya karışmasın hepsi kırmızıda.
-Hepsi kırmızıda. -Tamamdır ablam.
Hadi ben bir yazlığımı, kışlığımı alayım, daha ne isterim.
Hadi çocuğum!
Ne olur, Allahım. Ne olur.
Hadi oğlum. Hadi oğlum.
Hayır. Ben anlamadım ki.
Bizim önümüzde o kadar para vardı.
Biz o masadan nasıl eksi 1.000 lira ile çıktık?
Bir ara ben kendimden geçmişim.
O kısım bende yok.
Sen ne hakla benim paramı bana sormadan alıp
oradan oluk oluk öne itiyorsun?
-Ben mi? -Sen tabii!
-Ben mi ittim paranı? -Sen ittin tabii!
-Demek paranı ben ittim? -Yok babam!
-Ben mi ittim yani? -Uzatma!
-Lotu beraber çekmedik mi? -Sus! Tekrar etme!
Adamın arkasından böyle böyle yapıyorsun sevindikçe.
Sen o yanındaki Gandalf'a kaç para yedirdiğinin farkında mısın?
O nane şekerine bütün paraları yedirdin.
-Ben mi yedirdim? -Tabii.
Senin ağzına senin, vallahi geliyor.
Tapuyu getireceğim, masaya basacağım dedin.
Manyak mısın oğlum sen?
-Ben tuttum seni. -Hayal mi görüyorsun? Beni delirtme!
Ben buraya gerdanlık için geldim, şu hâle bak.
Ben enseleyeceğim artık bu pis Gülseren'i. Yeter be!
Hâlâ oynuyor şırfıntı.
-Flaş royal. -Faraş ağız.
-Maide abla? -Maide abla!
Çüş, ufal da cebime gir.
-Ben biliyorum, nerede? -Ne nerede?
Bu değil.
Aa?
-Maide abla. -Bu hiç değil zaten.
-Burada bir şey var. -Yok, yok.
Bu da değil.
Maide abla, ne yapıyorsun?
-Bu da değil. -Değil, değil.
Burada o zaman.
Yok artık.
Nerede benim gerdanlığım?
Ne gerdanlığı?
Valla şansa kurtulduk Maide abla.
Tabii bu da girebildiğim son kumarhaneydi.
Artık hiçbir yere almazlar beni.
İyi oldu işte, belki bırakırsın bu illeti.
Hadi inşallah.
Şimdi sen paraları, işleri, evleri hep kumarda mı kaybettin?
O yüzden mi şarkıcılık yapar oldun?
Maalesef.
Yalnız kimseye söyleme, rezil olurum.
Söylenir mi böyle şey?
Bana da abla deyip durma, zoruma gidiyor.
Yalnız ne diyeceğim, sizin burada ne işiniz vardı?
Bir de gerdanlık falan diyordun.
-Ne gerdanlığı? -Ne gerdanlığı?
[hareketli müzik]
Gitti valla artık, şüpheli falan kalmadı evlat.
Belki de bunlardan hiçbirisi almamıştır.
Olur mu çocuğum? Nasıl yani işte?
Muhtemelen biz geç kaldık. Aldı, sattı.
Artık kimse? Sekiz kuşaklık gerdanlık.
Ben nasıl söyleyeceğim Güngör'e?
Tamam.
Tamam yapma ya.
Sen beni hiç dinlemiyorsun ki. Benim bir planım daha var.
Bu sefer kesin çözüme ulaşacağız.
-Gerçekten mi? -Evet.
Benim planımın işlemesi için yarınki günü üstüne alman lazım.
Yani o günün yarın burada olması lazım.
Çocuğum kimdeydi yarın gün?
Şermin.
Nurten'deydi.
Nurten öldü. Toprağa verdik Nurten'i.
Ben onu hallederim.
Perişan olduk.
Tamam onu halledersen, bir şey daha kalıyor.
Senin gerdanlığın vardı ya,
onun gibi gösterişli bir şey alman lazım.
-Çakma bir gerdanlık belki. -Haa.
Benim her şey çakma. Bizim Bülent var Kapalıçarşı'da.
Burması var, gerdanlığı var. Her çeşidi var onun.
O tarafa gideceksen ben sana bir liste veriyorum.
O listedekileri alıyorsun
ve artık bu işi kökünden çözüyoruz, nakavt!
Ne listesi?
[keman, hareketli müzik]
-Hayırlı işler evladım. -Buyurun teyze, hoş geldin.
Şu benim...
Viji vi...
Vijin...
Vallahi okuyamıyorum.
Dilim dönmüyor. Ondan bana bir veriver.
Ben bir bakayım.
-Bu modelden kalmadı elimizde. -Yapma!
Bunun bir eski modeli var.
Altı megapiksel. Çözünürlüğü düşük ama işinizi görür.
Ben o mega starlardan hiç anlamıyorum.
-Yeğenime sormam lazım, o biliyor. -Tamam, arayın siz.
Nasıl çalışıyordu bu?
[porno sesleri]
[şaplak sesleri, inlemeler]
Ay! Ay! Ay!
Oh! Ay, çok fenayım ben.
-Teyzeciğim ne oldu, neyin var? -Ay ben çok fenayım.
Teyze ne oldu?
-Bir su getireyim sana. -Tansiyon.
Teyze ne oldu?
Ay, tansiyonum.
-Dur, bir su getireyim sana. -Çok kötü oldum ben çocuğum.
Al iç teyze.
-Doktor çağıralım mı? -Yok çocuğum.
Ben çok kötü oldum, çok pardon.
Yok.
Beyefendi çok özür diliyorum.
Bakamıyorum suratınıza, çok özür diliyorum.
Bana makineleri ver, hemen kaçmak istiyorum.
-Doktor çağıralım mı? -İstemiyorum doktor!
Sen ver benim makineyi, gideyim hadi!
Bayağı çantandan çaldılar yani, he?
Ya... Yağmurcuğum, ben de anlamadım işte, bir anda öyle...
Annemgil, İstanbul iyice Teksas'a döndü diyorlardı.
Ben inanmadım onlara, abartıyorlardır diyordum.
Çantandan çaldılarsa doğru yani.
Görüyorsun değil mi?
-Bunların hepsi canlı yayınlar. -Benim mutfak bayağı oğlum.
Senin mutfak bayağı, burası senin koridor,
burası salon.
Bak Güngör amca geldi.
Ah Güngörüm.
Kameraya bakıyor.
Çıktı, koridora geldi.
Yine kameraya bakıyor.
Aman Güngör.
-Şeker. -Çok yeme, tamam sağ ol.
Biz de Yağmur'la bir şeyler yapıyorduk.
Hadi uykunu kaçırma, sen git odana uyu.
Malezya Genelkurmay Başkanının işleriyse bunlar
söyleyin ona, ben yapacağımı biliyorum.
Adamı çok fena yaparım. Beni sinir etmesinler.
Bundan sonra sende iş.
İş sana kalıyor. Tek yapman gereken, yarın gideceksin
mutfağın tezgahına koyacaksın sahte gerdanlığı,
kapanı kuracağız. Sonra geleni ebeleyeceğiz.
[hareketli müzik]
Hazırım ben Maide teyze.
Kızlar gelmek üzeredir. Oğlum,
gerdanlığa dokunan olduğu anda beni çaldırıyorsun.
-Tamam. -Hadi.
Hadi hanımlar, kurtlarımızı dökelim.
Hadi bakalım.
[oyun havası]
Vay, vay, vay, vay.
Güngör'e bak Güngör'e.
Allah belanızı versin.
Keşke Nurten de burada olsaydı da
Maide'nin bu güzel gününde bulunsaydı.
Ah ah!
Ah canım benim. İşte, takdiri ilahi.
♪ Yeni Gelin Tutuşu ♪
Hah, geliyor bizimki.
Patişkalarımdan yemeden göndermem.
Tekrar hoş geldiniz masama.
Biraz daha böyle,
sandalyeleri özenle eltimden görüp seçtim zaten.
İlk onda görmüştüm country tarzı.
Bu arada benim eltim ambulans şoförü.
Sokakta görsen, adam öldürür dersin
ama can uzatıyor kadın.
Kocişimden yana da çok şanslıyım aslında.
Sokakta görsen, döner bıçağıyla girecek dersin.
Ama hiç öyle bir şey olmadı, olmaz da.
Afiyet olsun.
-Yalnız bir şey söyleyeceğim. -Tabii.
Neden sandalye? Yeni mi bu?
Çok hoşuma gitti, hem biraz esprisi var.
Hem komiklik oluyor.
Neyse, bence saçma.
Badesu, neden gerildiğini anlamıyorum.
Yeme o zaman. Ben bunları götüreyim.
Yeme yani.
Çok gerildi.
-Haklı. -Programı terk etti ama çok fazla, ayıp.
Ne diyorsun sen ya? Ne diyorsun sen?
Aaa!
♪ Yeni Gelin Tutuşu ♪
Kızlar başıma gelenleri bir bilseniz.
Geçen gün eve geldim, yatağın üstünde bir resim.
Aaa!
Eee?
Resmi elime bir aldım, ne göreyim?
Benim herif, kafada bir kravat, yanında da bir şırfıntı.
Aaa!
Ay... Eee?
-Boyu posu devrilsin inşallah. -Sus kız!
Devrilmesin.
Daha götündeki dona kadar alacağım onun.
Ondan sonra neresi devriliyorsa devrilsin.
Gerçi pek dik duran bir yeri de yok ya.
Hiçbir şey olmuyor.
Kafayı yiyeceğim, hiçbir şey olmuyor.
Dünyanın sen sıkıcı aktivitesi. Ben niye buradayım?
Aha. Bir şey oluyor, bu sefer bir şey oluyor.
Kim bu?
Bu kim?
Aç hadi şunu Maide teyze.
[titreşim sesi]
Şimdi bastım seni hırsız. Ne yapıyordun sen?
Gerdanlığı çalacaktın değil mi Suzan? Yazıklar olsun sana.
Maide, ne hırsızı?
Hem bu gerdanlık sahte, nesini çalayım ben bunun?
Peki bu müshil ilacıyla ne yapıyordun Suzan abla?
Müshil mi?
Kız, Suzan.
Yoksa sen...
Yoksa geçen gün de herkesin zehirlenme sebebi
senin müshilin miydi?
Ama ne yapayım Maideciğim?
Günlerim, ne yaparsam yapayım seninki kadar güzel olmuyor.
Yemeklerim senin kadar iyi değil.
Eğlencem de senin ki kadar yüksek olmuyor.
Mendebur Suzan.
Bir de dedikodumu çıkardın arkamdan.
Her şeyi hazır alıyor, hiçbir şey yapmıyor diye.
Kızlar.
Söyleyeyim. Suzan'ı ben pazarda gördüm.
Aliye Hanım diye bir tane kadından
bütün yemekleri hazır aldı.
-Aaa? -Ya.
Söyle bakayım, bugün bir şeyime kattın mı o müshili?
Sadece bunlara kattım.
İyi bari, kimse yemedi ondan.
Ay ben yedim.
Ah be Şermin, sana yazıklar olsun. Zıkkımın pekini ye.
-Ama nereden bileyim? -Hâlâ yiyorsun!
Bütün gün götünü mü temizleyeceğiz? Bırak!
Bir dakika, bir dakika.
Peki bu gerdanlığı kim çaldı o zaman?
-Ne gerdanlığı? -Hangi gerdanlık?
Kimse kıpırdamasın! Polis!
Kimse kıpırdamasın!
Bu bir baskındır!
Pudinge müshil attım diye baskın mı yapılır?
Memur bey, kaçak vibratör satmıyorum.
Satıcı değil, kullanıcıyım.
Aaa!
Ben de bütün kumarhanelerin adreslerini tek tek verebilirim.
Pornocu efendim, şurada hemen mavili olan pornocu.
Fesleğen kafalı olan.
Estağfurullah amirim, ne pornosu?
Ben sadece konulu filmler izliyordum.
Bir uyutmadınız adamı, ne oluyor burada ya?
Bir dakika, bir dakika.
Çocuklar.
-Ne oluyor burada? -Yat lan yere!
-Ağabey. -Yat yere!
Ağabey gözünü seveyim, valla bir şey yapmadım.
İzah edebilirim. Gözünü seveyim.
Yat!
İşte böyle güzel oğlum.
Benim canım kardeşim o kazayı geçirince
artık bir hayal âleminde yaşıyor. Bütün akli melekelerini kaybetti.
Zaten tabiplerden onaylı raporları burada, bakabilirsin.
Anlıyorum, anlıyorum. Anlıyorum da Maide Hanım.
Malezya Başkonsolosunu arayıp, bağırıp çağırıyormuş.
Nasıl becerdi bilmiyoruz ama Dışişleri Bakanını da arıyormuş.
Arada bir de çaldırıp kapatıyormuş.
Geri arasın diye çaldırıyordum.
Anlamıyormuş demek ki.
Ah Güngör, ben de diyorum bu telefon faturaları
niye bu kadar kabarık geliyor.
Neyse, artık bize müsaade.
Biz merkeze gideceğiz, oradan operasyona gideceğiz.
Hadi kalkın!
Bu arada,
Güngör beyin merkeze gelip ifade vermesi lazım.
Biz buradan halatla uçacağız.
İsterseniz bizimle gelebilirsiniz.
-Olur. -Olmaz, Güngörcüğüm.
Doğru düzgün üstünü giyersin, kapıdan çıkar gidersin emniyete.
Siz de şimdi kapıdan çıkın gidin efendim. Olur mu öyle şey?
Benim balkonda günebakanımın dalı kırılmış hep. Lütfen.
Bir de siz sarmayı çok sevmiştiniz.
Buzdolabı poşetine koyayım, yanınızda yolluk olsun.
Yok, şimdi operasyondan önce şişmeyelim biz.
-Kusturmayayım. -Hadi! İyi günler.
Hadi selametle, iyi günler çocuğum.
Ah be Güngör, aşk olsun ya! Vallahi aşk olsun sana!
Kalk hemen üstünü giy. Emniyete git ifadeni ver.
Gitmeden Lüksemburg Sanayi Bakanını arayıp özür dileyim.
O da ekip falan göndermesin eve.
Korkudan, FBI, polis, CIA, ne varsa yolluyorlar üstüme.
Allah canımı alsa da kurtulsam ya!
Evim basıldı, gerdanlığım gitti.
Ne gerdanlığı?
Güngör, nasıl söyleyeyim bilmiyorum ama...
Bizim dokuz kuşaklık gerdanlık
gitti valla. Bu sefer çalındı, kayboldu.
Ne çalınması ya?
Mal gibi unutmuşsun çamaşır makinesinin üstünde.
Kaybolmasın diye ben aldım. Odada duruyor.
-Ne? -Kızım biraz sahip çık şu gerdanlığa.
Habire bir yerlere koyuyorsun, ondan sonra da unutuyorsun.
Sonra kayboldu diye yaygara koparıyorsun.
Senin yüzünden kaç defa Nikaragua Başkanını,
Demokratik Kongo Spor Bakanını aradım.
Seni tebrik ediyorum Maide teyze.
Bravo.
Bravo.
[hareketli müzik]
Benim bir tanem.
Benim güzel oğlum ya.
Çişini falan yaptın mı? Yolda sıkışmayasın.
Yaptım çişimi. Ben çocuk muyum Maide teyze?
Sen çocuk değilsin, sen koskoca paşasın.
Sen paşamsın benim. Bak yüzünde sivilce kalmadı.
Parıl parıl, bırakınca.
Şimdi benim sivilcelerimi bırakalım.
Tamam utanma, tamam.
Bana bak Yağmur.
Ben sana küçük bir hediye aldım.
Oha. Bu en yenisi Maide teyze.
Öyle dediler, evet.
Çok teşekkür ederim.
Oy, oy, oy. Bir tanem benim.
Bana bak, içine de arabesk rap yüklettim.
İşte o şeyden, senin melodini falan yüklettim.
Yolda dinlersin, başka şeylerle uğraşma sakın.
-Kafan bulanmasın. -Tamam ya.
Gel buraya. Gel utanma gel.
Benim paşam. Çok alıştım senin o ergen boru sesine.
Evde huzurdun valla. Hadi, yürü.
-Sıkıldıkça gel yine, tamam mı? -Tamam.
Görüşürüz.
Güngör amcaya da selam, uyanırsa.
Aleykümselam oğlum.
Ay!
-Ay! -Senin elinin ayarına sıçayım, kadın!
-Aşk olsun sana be! -Çok özür dilerim.
Aşk olsun sana kadın! Bu ne ya?
-Haklısın. -Mahvoldum!
Denyo, manyak!
-Çok özür dilerim. -Günümün içine sıçtın!
Böyle bir şey olur mu?
Ben böyle ayarsızlık görmedim!
Denyo! Mal!
Ahlâksız karı!
[hareketli müzik]
["Erik Dalı" çalıyor]
[erkek] Oo, Maide hanımlar da buradaymış.
Buyursunlar efendim.
Hah, benim prensim geldi.
Benim yakışıklı denyom geldi.
Gel benim güzel ruhlum. Fındık götlüm.
Gel oğlum. Gel fındık toto.
Tamam, yapacağım bu sefer.
Gel fındık götlü.
Pardon.
Kanatsız meleksin sen. Denyo.
Gel, fındık göt.
Kanatsız meleğim. Fındık göt. Denyo.
Gel yavrum benim, fındık göt.
Zorrr....
O biçim konuşuyorum, genco.
Zorrruna mı...
Vites topuzunu çıkartır, üstüne oturtup
omuzlarından tutarak çat, çat...
Seri bir şekilde. Böyle böyle.
Dörtten üçe, üçten dörde. Böyle böyle.
Üçten dörde, dörtten üçe.
Şunu bir yapayım da rahatlayayım.
Bitsin bunlar.
[Maide] Ay anacağım o ne öyle. Kaba etin de maşallah, ağzımıza girdi.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.