Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
"Cehennemi gördüm de geldim. Şu kadarını söyleyeyim, muhteşemdi."
SICAK SÜT
Sofia? Telefona bakmadın?
Sofia?
Hoş kız, değil mi?
Evlenmeyi düşünüyor musun hiç, Fia?
Erkeğe boşuna güvey denmiyor.
İsimde hayır yok.
Senin mi o?
Evet, sen. O çanta senin mi?
Rose.
Bu mesafeden bile sinir ediyor insanı.
Denizanası ya da medüz, omurgası, beyni ve kalbi bulunmayan bir canlıdır.
Çok gençler. Maggie ve Tom.
Ve su çok gürültülü.
Değirmen.
Ve halk kızı ayıplıyor.
Piçler.
Yine mi?
Seviyorum bu evin ilkelliğini. Annemin evini hatırlatıyor bana.
Bakar mısın, Fia? Bir de kaşık getirsen bana?
Tabii ki.
Vurmak lazım şu herifi.
Köpeğini çatıya zincirliyor. İğrenç.
Sağ ol.
Rica ederim.
- İyi uykular. - Sana da.
Elbisemin yakınında içme!
Mektuptaki gramer sinir bozucu.
14.45'te orada olmamız lazım.
13.30 için taksi çağıralım mı?
Çok erken olur.
Dediği o beyin tomografisini daha önce isteyen olmamıştı.
Harika olacak, Sofia. Ben iyimserim.
Yapamam. Yapamam işte. Yapamam, yapamam.
Hikâyemi sil baştan anlatamam bir daha, yapamam.
Belki...
Belki de eve dönmeliyiz.
Haydi, Rose.
Evimizi ipotek ettin bunun için.
Benim evimi. Ya işe yaramazsa?
Bu elbise olmadı. Değiştirebilir miyiz, Fia?
Merhaba.
Londra'danız.
Tamamdır. Saat 3'te randevuları var.
Demek bacaklarını bazen hissediyorsun?
Evet, yürüyebiliyorum. Belki yılda bir kere.
Nasıl yapabiliyorum hiç bilmiyorum, oluyor işte.
Kütüphaneciymişsin. Ne tür işler yapardın?
Kataloglama yapardım. Kitap dizinleme ve sınıflandırma işleri.
- Doğum tarihin? - 64 yaşındayım.
- İrlanda doğumlusun? - Evet, küçük bir yerde.
- Nüfus kaçtı? - Çok küçük yerdi, çok küçük.
Londra'ya ne zaman taşındın?
Üniversite için gitmiştim.
Ailemde bunu yapan ilk kişiydim.
Annen baban gururlandı mı?
Babam öyleydi, evet.
Sofia, annenle mi yaşıyorsun?
Evet.
Annenin durumuyla ilgili ne düşünüyorsun?
Rose en son ben 4 yaşındayken yürüyebiliyordu.
Julieta, fizik tedaviyle sen ilgilen lütfen.
Ailede başka kimse var mı?
Hayır, başka kimse yok. Sadece ben ve Sofia.
Biricik kızımdan başkası yok.
Çalışıyor musun?
- Kafe barda. - Okulu dondurdum.
Sofia antropoloji alanında doktora yapıyor.
Çok güzel. Örüntü çalışıyorsun.
Doktor Gomez.
Gomez diyebilirsin.
Şu anda nerende ağrı var?
Bacağımda. Sağ dirseğimde.
Burada da kronik eklem ağrım var.
Ve diz altında bir şey hissetmiyorsun?
Evet. Ender vakayım ben.
Sofia, sen gidebilirsin. İki saat sonra gel.
Burada bir şey hissetmiyor musun?
Hiç?
- Sofia... - Evet? Teşekkürler.
- Dr. Gomez üç ilacı bıraktırdı. - Öyle mi?
Diğer doktorlar demir eksikliği ve diyabet demişti.
Çok daha karmaşık ama başlangıç yaptık.
- İyi. - Hemşire Günışığı kızımdır.
Bugün de doğum günü.
- Formları doldurdum. - İmzalandı mı? - Evet, baba. - Çok güzel.
- Yardım ister misiniz? - Hayır, gerek yok. - Gerek yok, teşekkürler. Sağ olun.
- Yarın görüşürüz? - Evet. - Doğum günün kutlu olsun.
Bunlar atılacak.
Beklemek istemez misin?
Ne için?
Birileri benim reçetemle para kazanıyor.
Yani gördün hepsini.
Bütün o haplar. Sen şahidimsin.
Çocuğa şeker yedirir gibi hap yedirdiler bana.
Bu adam çok ilgili. Belli oluyor.
Adama 25 bin ödedin.
Avro ama. Daha az yani.
Biraz inancın olsun, Fia. Olmaz mı?
Birden bırakmak tehlikeli değil mi?
Sen gitsene, çalışsan falan?
Gidiyorum.
Bana...
Bana başka su lazım.
Bana başka marka su alır mısın?
Merhaba, güzel kız.
Ölürüm daha iyi, var ya? Zincirlenmektense.
Başka yer kiralamalısın.
Burayı seviyorum ben.
Yürüyüşe gitmiştim bir kere.
Senin yaşındayken.
Deniz kenarında.
Sonra tepeden yukarı doğru.
Sahildeki insanlar...
yokuştan çıkarken dik dik bakıyorlardı.
Çimenler yemyeşil...
ve yağmur da saçlarımda yumuşacıktı.
Uçurumdan aşağı bakıp durdum.
Kayalıklara düşsem nasıl görünürdüm diye düşündüm.
Cesedimin nasıl görüneceğini.
Mutluydum.
Çantam yoktu.
Biraz börek, biraz da tütünüm vardı.
Tepede dikildim ve...
sigara içtim.
Geri gitmelisin oraya.
Orayı bulmaya.
Yürüyemiyorum ben.
Yürüyebilsem ne yapardın?
Mutlu olurdum.
Gomez son durak.
Bağcıklar.
Bali işi trans dans, sürekli üzerinde durduğumuz konulardan biriydi.
Genç kadınlar bir cadıyla savaşıyordu.
Tam adın nedir?
Sofia Papastergiadis.
Reaksiyon olma ihtimaline karşı beş dakika burada kalman gerek.
Yaş ve meslek.
Çok ata binen var mı burada?
Yaraya dokunmamaya çalış.
Pardon.
Bitti.
Merhaba.
Su hâlâ tuhaf, Fia.
Anladım ki bu kitap aşkla ilgili değil.
Ayıplanmayla ilgili.
Koluna ne oldu?
Denizanası.
- Baktır ona. - Baktırdım zaten.
Gel buraya, bir bakayım.
Aman! Su sür ve üfle.
En azından yüzebiliyorsun.
Yanması çok sürmez.
Dışarı gidebilir miyiz?
Olur.
Saatlere bak. İstiyorum bunlardan.
- Neden? - Babam hep takardı.
Christos'un var mıydı?
Dijital olanlardan vardı. Işıklı mışıklı.
Çok güzel de saçı vardı.
Bir nevi saçının dalgalanmasına tav olmuştum.
Senin saçın farklı.
O saatler ne?
Neler var?
Şu... Yok, yok, yok.
Çok mütevazılar. Üç karakterler.
Baba, anne ve çocuk.
Teşekkürler.
Sigara içiyor musun?
Evet.
Sigaran var mı?
Evet.
Tamam, gidelim.
Ingrid.
Londra'da ne yapıyorsun?
Şu anda Margaret Mead hakkında yazıyorum.
O kim? Ölmüş birine benziyor.
Antropologdu.
Okyanusya'ya gidip ergenler hakkında yazmış. Buluğ çağı her yerde mi kötü bir dönem...
yoksa sadece batıya ait bir şey mi diye.
Doğayla çevre karşılaştırması.
Ayakkabı ya!
Anlatsana o kadını.
Tamam.
Yaşamın esnek olduğunu söylüyor.
Yani değiştirebiliriz onu. Ama aynı zamanda da elastiktir diyor.
Çünkü her zaman yetiştirildiğimiz hale dönebiliriz.
Özünde.
Boktan şeyler.
Baksana ne kadar mavi, Sofie.
- Camgöbeği. - Mavi o.
Mavi.
Ee?
Matty?
Matty? Denizin sesini duyuyor musun?
Hep geç kalırım.
Evet, evet, evet...
Kiralık aracımızı kullanmıyorsunuz?
Sofia'nın ehliyeti yok. Direksiyondan 4 kere kaldı.
Belki hayal gücün fazla aktif. İnsanları öldürebileceğini falan mı düşündün?
Yazılı sınavı da geçemedi. Somut hayati tehlike içermediği halde.
Rose, ayak filmin geldi.
Sofia, babandan bahseder misin?
Ben 4 yaşındayken gitti o.
Ondan sonra sadece birkaç kez gördüm.
En son?
15 yaşındayken.
İki yıl önce babasından gemicilik şirketi kaldı.
Sofia'ya bir şey vermedi.
Sen peki Rose, kardeşlerin var mı?
Üç tane abim var.
Ablam vardı ama vefat etti.
Talihsiz bir olay mıydı?
Hayır, ondan hiç bahsetmezlerdi.
Ölümleri konuşmak kaçınılmazdır.
Ablanın adı neydi?
Mary. Tanımadım onu. Ben doğmadan ölmüş.
Düşmanın olan insanları düşünmeni istiyorum, Rose.
Liste yap.
Çıktı alamıyor musunuz?
En iyisi el yazısı, Bayan Papastergiadis.
Ne zamandır bekliyordum.
- Kusura bakma. - Duymadın beni.
Müzik dinliyordum.
Benim sesimi dinlemeliydin.
İçeri geçmek ister misin?
İsterim ama yapamayız.
Bir kase çorba getirmek ne kadar sürebilir ki?
Sofia sadece salata yiyor.
İnsanlar doğanın içindeki o küçük kulü- belerin çok romantik olduğunu zannediyor.
- Değiller. - Neden?
Herkes sizi izliyor.
Ben bir kadeh beyaz şarap alacağım.
Hayır, alkol yok. Çalışıyoruz.
Ah, güzel. İşte bu.
Güzelmiş.
O bana kurdeşen çıkarttırır.
Balığa alerjim var benim. Söylemiştim.
Reaksiyon olursa uzaklaşırım.
Hey.
Gomez.
Rose?
Gözlerim ağrıyor.
Listeyi yaptın mı?
Bu masadan uzaklaşabilir miyiz?
Söyle listede kimler var, Rose.
Malum kişi var tabii.
Annem babam çok destek olmadılar.
Ben de bir Yunan'la evlendim ve kaçtım.
Annenle babanı en son ne zaman gördün?
İkisi de öldü aslında. Hastanede. Ayrı ayrı.
Ama ben yanlarında değildim.
Yanlarında olmak istedin mi?
Hayır.
Malum kişi kim?
Christos.
Sofia'nın babası?
Sofia 4 yaşındayken...
Christos imana geldi ve Atina'ya gitti.
Gözün nasıl?
Merhaba.
Kiralık aracın anahtarı sende mi?
Teşekkürler, Julieta.
- Sofie. - Selam.
Bu Matty.
Şoförlüğünüzü yapacak.
- Selam. - Selam.
Sigara?
- Yürüyorsun. - Teşekkürler.
Böyle iyi. Teşekkürler.
Biliyor musun, çölün yakınındayız?
Öyle mi?
Evet, burada film çektiler. Götürebilirim.
Şoförlük asıl işin mi?
Hayır, müzisyenim ben.
- İyi misin? - İyiyim. Sağ ol, Matty.
Ama müzikle geçinilmez.
Ufak tefek işler yapıyorum.
Aferin, Matty.
Uykun düzenin nasıl?
Çok iyi değil.
Uykuda hareket ediyor musun? Bacaklarını oynuyor mu?
Evet, oynuyorlar.
- Belli oluyor mu? - Kaslardan.
Rüya görüyor musun?
Her zaman. Gerçekçi rüyalar. Hep gecedir.
Çantamı kaybetmişim ya da otobüs durağını bulamıyorum.
Sen görüyor musun?
Ben çölü görüyorum genelde. Ve su altında olduğumu.
Güç ve dayanıklılığı artırmak için ağırlık egzersizi yapmalısın.
Bütün ömrüm dayanmakla geçti.
En büyük düşmanım ve rakibim dayanıklılık.
Her yerim ağrıyor.
Biliyorum, biliyorum. Ama güçlüsün sen.
Fia? Ben yatmaya hazırım.
Kapıları kilitler misin?
Julieta bana bu yoga duruşlarını verdi.
Bu kitaptan kütüphanede de vardı. 70'lerden kalma.
Bak, bu aslan duruşu.
- Gayet iyisin. - Yuh.
O çalışmaların hiç biter mi sence?
Evet, tabii ki bitecek.
Bir şeyleri bitirme konusunda pek iyi değilsin ama sen.
En sevdiğim kumaş çünkü kuş gibi canlı.
"Değerli."
İşlerken kız kardeşimi düşündüm.
Hannah.
Hannah?
O...
Düsseldorf'da.
Benden küçük.
Çok küçük.
Bugün yataktan çıkmak istemedim. Kötü...
Kötü bir gündü.
Selam.
Çok tuhaf. Dallarda çiviler var.
- Bak, şurada. Şurada. - Evet.
- Belki film çekimindendir? - Evet.
Gerçek olmamasına üzüldüm.
Gerçek.
Çölü seviyorum.
Çocukken çölde yaşamak isterdim.
- Öyle mi? - Sahra'da deveyle.
Cidden? Niye? Niye Sahra?
İsminden. Sah-ra.
Mutlu muydun çocukken?
Şimdi mutlu musun?
Çocukken ne isterdin?
Havalı bir bisiklet...
kırmızı ayakkabılar...
ve kedi.
Arkadaşların var mıydı?
Kendimle olmayı seviyordum.
- Niye? - Niye olmasın?
Bir nedeni olmalı.
- Yapma şunu. - Neyi?
Beni kafese kapatırmış gibi davranmayı.
- Kapıma kilit vurur gibi. - Öyle bir şey yapmıyorum.
Şu adalarda ergenler üzerinde çalışmış kadın gibi.
Ergenleri rahat bırakıp kendisi üzerinde çalışsaymış keşke.
Sorgulama o, kültürel hafıza. Önemlidir.
İnsanlara faydası olabilir, savaşları durdurabilir.
Şu ana kadar bir şeyi durdurduğu yok ama?
- Çocukken benim nasıl olduğumu bilmek ister misin? - Hayır.
Hâlâ çocuksun sen.
Peki.
Ben birini öldürdüm.
Sofie.
Uzun zaman önceydi.
Ingrid!
Güzel.
Çocuklarda yetişkinlerden daha fazla kemik olur. Yaşlandıkça kaynaşırlar.
Omurgam son filmden bu yana gerçekten değişmiş, değil mi Sofia?
Sence ne kadar kalmamız gerekecek?
Bakalım.
Nasılsın görüşmeyeli? Mesaj bıraktım sana.
Biliyorum. Gördüm.
Bak. Bunu tanıştığım yaşlı bir adam için yapıyorum.
Kişiselleştirmemi istedi.
Sence kenarlar için hangi rengi kullanmalıyım?
Sarı?
Evet.
Evet.
Resmini çekmek istiyorum.
Hatırlamak için.
Sofie.
Almeria'da ağustos.
Hatıralar can yakar.
Artık işe dönmem gerek.
Kalıp biraz kitap okusam?
Matty yiyecek bir şeyler almaya gitti.
Tamam.
Sofia?
Sofia, gel otur benimle.
Ne oldu?
Çalışmalarını beğendim.
Annene ne oldu?
Hiç.
Kütüphaneciydi.
Anneni seviyorum.
Ama ona bir şey olmuş.
Vücudundan hissediliyor.
Julieta Gomez alkoliğin teki.
Daha ilk gün nefesinden anladım.
- Doğum günüydü o gün. - Sonrasında da.
- Bir değişiklik iyi gelir sana dedim. - Susar mısın, lütfen?
Çocukken değişiklikten nefret ederdin.
Ürkektin hep.
Cesur olmadın hiç.
Reglin yakın mı?
Sus! Hayır!
Sofia? Ben su istiyorum.
Sofia...
Niye yemek hazırlıyorsun? Birisini mi davet ettin?
- Çöz köpeği, Pablo. - Anlamadım?
- Lütfen köpeği çöz. - Annen...
Çözsene lan köpeği!
Çabuk! Yürü!
Dediğimi yap! Çöz hemen!
Orospu! Manyak karı! Siktir git!
Canavarsın sen!
Benimle kal.
Ben Berlin'e dönüyorum.
Noel'de gel bende kal.
Biletini ben alırım.
Brandenburger Kapısı'ndan Checkpoint Charlie'ye kadar yürürsün.
Sağlam bir kabanla gelirsin. Karlı hava için.
Noel süsünü başının üstünde tutarım. Sen de ritüeli yapmak zorunda kalırsın.
Abinler mi söyledi?
Hayır. Geldiklerinde, tavırlarından anladım.
Biliyor muydun?
Hissettim.
Doğrulama gibi.
Sorduğun insanlardan? Evde onlara söyledin mi?
Yapamadım. Ev çok...
mesafeli bir evdi.
İnsanlara mektup yazmış olmamdan...
dehşete düşebilirlerdi.
İletişim kuramıyorlardı.
Ama belki de denediler.
Hayır.
Hayır, yapmadılar. Yapamazdılar.
İyi gidiyorsun. Çok iyi.
- Çok üzgünüm. Üzgünüm. - Hayır, hayır. İyi böyle.
- Üzgünüm. - İyi böyle.
- Aman. - İyi, iyi.
Burada mısın?
Evet.
Gerçekten burada mısın?
Evet, buradayım.
Buradayım.
İyi ki buradasın.
Ingrid.
Kimi öldürdün?
Söyle.
Sofie.
Kız kardeşimi.
Ben 6 yaşındayken, o...
salıncaktaydı.
Ben de onu sallıyordum ve...
Ve düştü...
kafatası çatladı.
Ama ölmedi.
Sadece durdu.
Üzüldüm.
Hayır, öyle söyleme.
Anlamı yok.
Nerede şimdi?
Memlekette bir yerde.
Birilerinin yanında.
Benimle aynı yaşta ama...
Zihnen 5 yaşında.
Sadece daha yükseğe çıkarmak istemiştim onu.
Uçurmak istemiştim.
Çocuktun daha.
- Masum bir olay. - Hayır.
Hayır, Sofie. Anlamıyorsun.
Hiç masum değildim.
Ama beni seviyorsun?
Tabii ki seviyorum.
Kendine kim olduğunu sormalısın, Rose.
Kemik hastalığı olan biriyim.
- Onu biliyoruz. - Ve yürüyemiyorum.
- Bana söylediğin şey... - Kemik erimesi yaşıyorum.
Gerçekte kim olduğun, kemik yoğunluğundan çok daha önemli. Farkında mısın?
Yaşanmışlıkları sordun. Anlattım. Biraz su alabilir miyim, lütfen?
Teşekkürler.
İlaçların hepsini bırakmamı mı istiyorsun? Geçen sefer dediğin bu muydu?
Rose, mesele sadece olguları paylaşmak değil. Onları irdelemeliyiz.
Seni nasıl etkilediklerini ve Sofia'yı nasıl etkileyebileceklerini.
Kızımın üzerinde hiçbir etkisi yok bunun.
Tuvalete gitmem lazım.
Genelde Sofia götürür. Yardımcı olabilecek biri...
Julieta'yı çağırırım.
- Sofia nerede bugün? - Bilmiyorum.
Çocukken ismin Rose Ivy Kennedy imiş.
Evet.
Öyleydi.
Ve ilk fırsatta değiştirdim.
Julieta nerede?
Teşekkürler.
- Dur ben... - Hayır hayır, gerek yok. Yapma.
Sofie, çok değişik birisin.
Hey, hey! Binici çizmesi getirdim sana.
- Giy. - Bu Leonardo.
Yılan gördük, Leonardo.
Nerede?
Sence çizmeye ihtiyacım mı var?
Bu Sofie.
- Ben kasabaya gidiyorum. - Binicilik dersim var, Sofie.
- Sen süremezsin ki. - Sürerim lan, sürerim!
Endişelendim.
Baban da böyle sessizleşirdi hep.
Saatlerce.
Görmek istiyorum onu.
- Ne geçecek eline? - 11 yıldır görmüyorum.
Çok mu yani? Aynı adam işte.
Hiç görmediğim bir kız kardeşim var.
Babanı görme düşüncen çok saçma bir fikir.
Neyin var senin?
Yok.
Bir şeyim yok.
Tamam.
Kusura bakma çok beklettim, Christos.
Baba diyebilirsin bana.
Nerede yaşıyorsun, Sofia?
Londra'da, annemle.
İspanya niye?
Orada bir uzmana görünüyor.
Sofia'nın annesinin akut ağrıları var. Hep vardı.
Gerçek.
İspanyolca biliyor musun?
Hayır.
Yunanca biliyor musun?
Ne kadar kalacaksın?
Birkaç gün sadece. Sorun olmazsa.
- Saçındaki şey. - Teşekkürler.
Pencere açılıyor. Açmamı ister misin?
- Hayır. Gerek yok. Ben açarım. - Tamam.
İyi geceler.
İyi geceler.
- Christos'a benziyorsun. - Gerçekten mi?
- Ona çok sordum seni. - Ne anlattı?
Anneni anlatır.
- Ona nasıl zor geldiğini. - Tek başına çocuk büyütmenin.
Başka şeyler de.
Daha önce geldin mi Yunanistan'a?
15 yaşındayken.
- Babanı görmek güzel mi? - Siz nerede tanıştınız?
Kucağına almak ister misin?
- Olur, tabii. Merhaba! - Bak bu ablan.
Evet. Merhaba!
Merhaba! Merhaba!
- Sofia. - Selam. - Gelsene.
- Ben Evangeline'ye bakayım. - Tamam.
Herkes kutu gibi evlerinde.
Gece herkesin uyumasını seviyorum.
Rose da uyuyamıyor.
Annen de baban da uykusuzluk hastası.
Gecenin köründe başka kim kalkar da çay demler, radyo dinler ya da satranç oynar?
En son buraya geldiğince çatıda uyumak istemiştin.
Burada uyumana izin vermiştim.
O ziyarette mutlu değildin.
Beni biraz korkutmuştun.
GEBERDİ - Şurada ne yazıyor?
Değerli.
Sen ne yapacaksın? Ömür boyu Rose'a bakıcılık yapamazsın.
Hayır.
Doktoramı Amerika'da bitirmek istiyorum.
Destek mi lazım? Para mı istiyorsun?
- Onun için gelmedim. - Bende hiç yok.
- Verdim hepsini. - Evet, biliyorum. Biliyorum.
Tek suç bende değildi açıkçası.
Annen zor kadındı. Katlanılmazdı.
Rose sana ailesiyle ilgili ne anlattı?
- İyi geçinemediklerini, yakın olmadıklarını. - Rose'a söyle sana anlatsın...
Bu saatte de aranır mı!
"Geberdi" yazıyor. Geberdi.
Hayır, değerli yazıyor.
GEBERDİ
- Gelmişsin! - Hastanedeydim şimdi.
Ben orada kalmadım ama. Ağrı kronik değildi.
İyisin o zaman? Kendini taburcu ettin?
Hiç yatmadım ki, Fia. Sadece oradan aradım. Su için gittim ben oraya.
Çünkü burada çok kötü ve hiç beklemiyordum.
Sonra da neredeyse bayılmak üzere olduğumu fark ettiler.
Gerçekten bayıldın mı?
Herkes çok ilgiliydi.
Tatlı insanlar, hoşsohbetler. Doktorlar da öyleydi. Her yere de Matty götürdü.
Gomez'e de görünmek istemiyorum artık.
Yani faydası yok işte.
Eve dönmek istiyorum. Adam içimi karartıyor. Başka bir fikrim var.
Ee, Christos ile çocuk gelinini anlatsana.
- Susuz kalmak tehlikeli. - O yüzden hastaneye gittim.
- Su içsen olurdu yeterdi. - Tadı çamaşır suyu gibi. Sen...
- Su dağlardan geliyor! Şişede dağların resmi var! Daha ne istiyorsun! - Siktirsinler!
Yalan o. Yalandır o dağlar.
- Sofia. - Hayır!
- Sofia, çık dışarı. - Ne istiyorsun?
- Çok ağrım var. - Öyle mi?
- Çok kötü. Ve baban seni kızdırmış. - Ağrı nerende? Söyle.
Koşturmacada eklem yerimi zorladım galiba.
Oradayken Dr. Shah bana yeni bir ilaç verdi ama midemi bulandırdı sadece.
Neyse, yarın Gomez'le hesabı kapatmam gerek.
Para iadesi isteyeceğim.
Sonuçta sohbet etmek için binlerce avro ödenmez.
Ayrıca taksi çağırmamız gerekecek.
Çünkü araç Matty'ye lazım.
Siktir et onu! Hepsini siktir et.
Sikik Matty!
Patini ver.
Haydi, uzat.
Babanı anlatsana.
Geceleri uyuyamayınca beraber satranç oynadığınızı anlattı.
Oynamazdık.
Christos hep uyurdu. Horul horul.
Satranç onun anlatıp durduğu bir şey, kurgu.
Ayrıca olanları bana anlatmanı söyledi.
- Neyi anlatmamı? - Aileni kastetti.
O ailemle hiç tanışmadı.
Böyle yapar işte o. Yalan söyler.
Konuştuğumuz şey üzerinde daha fazla çalışmalısın. Yoksa özgürce yürüyemezsin.
O konuda artık çalışmak istemiyorum! Gerek görmüyorum!
Korkuyor musun? Korkman doğal ama o korkuyuyla savaşmalısın.
Hastaneye gittiğimden beri daha iyiyim.
- Bir rahatlama verdi ve memnunum. - Sıkıntıyı atlattığın için memnunsun.
Anlayabiliyorum bunu ama kim olduğunu tam detaylarıyla bilmen gerek.
Ve yanıtı bulup onu kabul etmelisin.
Julieta beni taksiye götürür, teşekkürler.
Rose, Rose, Rose! Lütfen.
Rose.
Aklından geçirdiğin şeyin faydası olmaz.
Parayı konuşmadık.
Talep ettiğin iadeyi yapacağım.
Pardon.
Sofia Irina, lütfen biraz dur.
Annen gelişme gösteriyordu ama savaş-kaç tepkisi verdi ve kaçmayı tercih etti.
Annen çok acımasız bir teklifte bulundu.
Sen yokken ampütasyondan bahsetti.
Ciddi değil o konuda. İyileşmek istiyor o.
Acıyı durdurmak istemesine engel olamam.
Londra'dan bir uzmandan randevu almış.
Hayır.
Adam benden teyit aldı ve kayıtlarını istedi.
Anlatsana...
Babanla nasıl geçti?
Onu tekrar görmek güzeldi.
Sana karşı sert miydi?
Bir daha görmek zorunda değilsin onu.
Asla. Sofia?
Bir daha asla görmek zorunda değilsin onu.
Peki.
Ne yapıyorsun? Binsene.
Bin Sofia, bin!
Öfke krizinin bir şeye faydası yok.
Köpek?
Köpek!
Gel otur, Sofie.
- İstemiyorum. - Lütfen.
Oturmazsan pişman olacaksın.
Sofie.
Sofie.
Kapkara korkutucu gözleri olan mavi bir gezegen gibisin.
Minik hayvanlar gibi.
Hayır, değilim.
Hiç öyle değilim.
Aç mısın?
Kesin pizza istersin?
Sen bir canavarsın, Sofie.
Sence...
zihni olmadan mutlu mudur?
Sence...
hatırlıyor mudur?
Zihni bitkiler kadardır.
Bazen kendimi...
havaya uçurmak istiyorum, Sofie.
Benden hâlâ hoşlanıyor musun?
Evet de.
Sen evet diyene kadar dünya karanlık.
Dünya zifiri karanlık. Zifiri karanlık.
Bekle.
Matty!
Matty, okyanusu duyuyor musun? Dinle.
Hey! Hayır!
Hey! O benim telefonum!
- Git getir telefonumu. - Git kendin al sikik telefonunu!
- Git getir telefonumu! Yürü! - Ingrid! - Git getir telefonu!
Çocuktunuz! Çocuktunuz!
Çocuktunuz.
Merhaba! Merhaba!
Beraber.
Beraber. Beraber.
Haydi, haydi.
- Oldu. - Oldu.
Bugün eve gelince ne yaptın?
Hiç.
Dışarı falan çıkmadın yani?
Hayır, uyudum sadece. Neden?
- Haydi gidelim. - Nereye gidelim?
Biraz su alabilir miyim?
Ablanı anlatsana, anne.
Mary.
Öldü o.
Odamdaki lambayı tamir etmeme yardım eder misin?
Tam olarak nasıl öldü?
Bilmiyorum. Fişe takar mısın lambayı?
Nasıl öldüğünü biliyorsundur.
Bilmiyorum.
Tanımadım ben onu.
Tanımadım.
Lütfen anlat.
Öldü işte.
Tamam, bin arabaya.
Of Fia! Neyin var anlamıyorum. Fia!
Ben acıktım. Restorana gidiyoruz. Yürü.
- Hayır, ben... - Gidiyoruz! Yürü! Yürü, yürü!
Ne oluyor böyle?
Bugün yürüdün sen.
Niye söylemedin bana?
Boş yere umutlanmanı istemedim.
Ben de seni yakından izliyorum.
Anneler böyle yapar. Çocuklarımızı izleriz.
Bana hiç mutlu musun diye sormuyorsun.
Çünkü sen her zaman son derece üzgünsün.
- Bu... - Benden çok fazla şey istiyorsun!
- Çok fazla! - Çünkü verebiliyorsun.
Sen çok güçlüsün.
Ne diye bacağını kestirmekten bahsediyorsun?
Bu...
Çok geç. Her şey bitti.
Mary ölmedi.
Onu gönderdiler.
16 yaşındaydı.
Beni o doğurdu.
Onun kızıydım.
Onu bana yaklaştırmadılar.
Tanıdın mı onu? Daha sonra tanıştınız mı?
Evet, bir kez.
Senin yaşındayken.
İyi değildi.
Yaralıydı.
Bir önemi yok.
Ben çölde bir hayvanım.
Ve su yok.
Su var.
Çok geç.
Sadece acı var.
Tamam. Tamam.
Gel.
Tamam. İşte...
Çok geç değil.
Burası.
Tamam? Burası.
Seçim yapmalısın, anne. Seçim yapmalısın.
Dışarı çıkmayı seçmelisin.
Bütün gün aynı odada oturup, odanın kokusuna bürünmüş şekilde ölmemeyi seçmelisin.
Anlıyor musun? Lütfen. Yaşama sarılmalısın.
Sadece dayanmakla olmaz.
Duyuyor musun beni?
Yürüyemiyorum, Fia.
Seçimini yapmalısın, anne.
İnanmalısın bana, yürüyemiyorum.
İnanmıyorsun bana ama ben yürüyemiyorum.
İnanıyorum sana. İnanıyorum.
Çeviri: Takaya @TakayaSubs
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.