All language subtitles for The Virtuo (2021)

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew Download
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Özel sektör veya devlet işlerini tercih edersin.

Genellikle eksiksiz bir dosya sunarlar.

Planlamaya zaman ayırırlar...

çünkü genelde göze batmamayı tercih ederler.

Göze batmamak daha güvenlidir,

göze batmayınca iz de bırakılmaz,

göze batmayan aleladedir.

Ancak zaman sorun olabilir.

Bazı şeyleri aceleye getirmek gerekebilir.

Eğitimin sayesinde yavaş nefes alırsın,

bu şekilde nabzın sakinler.

Bir kiloluk basınç derken...

Ama organize suç, gözle görünür beyanat sever.

"Orada olduğunu bilsinler. Kanla yazılmış bir mesaj gönder."

Böyle işverenlerle çalışırken nadiren bir isimden fazlasını alırsın,

hatta bazen isim bile vermezler.

Risk arttığı için ücret de artar.

Ama bunun da bir risk getirdiğini bilirsin.

Organize suçun getirdiği diğer risk ise yeni düşmanlar yaratmasıdır.

Deneyimlerine göre, kadın adamın tüm parasını cebine indirmeden...

yardım çağırmayacaktır.

Tabii en azından külodunu giyene kadar da.

Acelen varmış gibi görünmemek oldukça önemli.

Planlamana, titizliğine güvenirsin.

Resepsiyonu aramasına iki dakika var.

Görevli müdür 15 ile 30 saniye arasında ancak gelir.

Gece vardiyasına tıkılı, alt kademeden avanak bir adam.

O da ya kendi müdürünü ya da güvenlik şefini arar.

İkisi de uyuyordur.

Telefon altı saniyede bir çalar...

ve adamlar yanıtlayacak kadar uyanmadan önce dört kere çalacaktır.

Bu 18 saniye daha demek.

Polise haber verilmesine bir dakika var.

Şehrin bu bölgesinde polis 3 dakikadan kısa bir sürede gelir.

Sen bir profesyonelsin.

Zamanlamaya ve kesinliğe gönülden bağlı bir uzman.

Bir virtüöz.

THE VIRTUOSO

Araç gereçlerini tertemiz tutarsın.

Mesleğin kesinlik gerektirir.

Kesinlik için de sebat gerekir.

Hayatını mümkün olduğunca sistemin dışında,

gerçek benliğine dair hiçbir iz bırakmadan yaşarsın.

Bir gölgesindir.

Gerçek kimliğini saklı tutarsın.

ABD Posta Hizmetleri'nden uzak durur,

bağımsız bir...

şirketin işlettiği anonim posta kutusu adresini kullanırsın.

İsim yok.

İz yok.

Seni tutmaları için kullanacakları sürecin...

anonimliğini gizli tutacak kadar karmaşık olmasını sağlarsın.

Bazı görevleri kaçırabilirsin.

Bunu iş yapmanın bedeli olarak görürsün.

Ama ücretini bunu tazmin edecek şekilde belirlersin.

Bu tanıdık bir kod.

Haydi.

Belirlenen protokolün dışındasın.

Bu sefere mahsus böyle,

sonrasında prosedüre döneriz.

Süremiz oldukça kısıtlı.

Ne kadarla?

48 saat.

Plan yapmak için pek zaman yok.

Kaza oldu.

Değer mi?

Çift görüyorum.

Açık konuşayım. Apaçık.

Bu ücret için...

Konu oldukça hassas.

Oldukça kati bir sonuç istiyor... müşterimiz.

Anlaşıldı.

Güzel.

Anlayacağını biliyordum. Uzun bir geçmişimiz var.

Beni zor durumda bırakma,

bitirdiğinde de ara.

Ayrıntı var mı?

Bugün tedbirli bir şekilde soruşturabilirsin.

Saat 6:32'de.

Altı... üç... iki.

KOMİSYON CEO SORUŞTURMASINDAN VAZGEÇTİ

Kaza süsü vermen gerekiyor.

Bununla gelen genel karmaşıklığa pek aldırmıyorsun.

Ama iyi bir iş çıkarman için plan yapmaya daha çok zaman ayırman gerek.

Tabii manşetlere düşmemesi için de.

TEMYİZ MAHKEMESİ HAKİMİ CEO SORUŞTURMASINDAN VAZGEÇTİ

Sessizce.

Plan zihninde şekilleniyor.

KAYIP KÖPEK

45 metre uzakta, neredeyse 100 kilometre hızla giden...

araç içindeki hareket eden beş santimetrelik bir hedefi vurman gerek.

Üstelik sadece tek atış şansın var.

Tekerlek patlayınca aracını aniden sağa çekmesi gerekecek.

Direksiyonu fazla kırıp tam şu binaya çarpacak.

Aceleye geldi.

Farkındasın.

Keşke daha fazla zamanın olsaydı.

Ama en azından bir planın var.

İdare etmek zorundasın.

Kuralları biliyorsun.

Acele etme.

Tereddüt etme.

Anne.

Anne! Buradayım! Atsana!

Dikkatin dağılmamalı.

Dikkat et. Tuttum, merak etme. Ben tuttum.

Sorgulama.

Dikkat et!

Anne!

Anne! Anne!

Polisi arayın!

Sakin ol.

Benim.

Baban iyi bir askerdi.

Öyle diyorsan.

Gerçek bu.

Sen de öyle...

Madalyaların öyle diyor.

Aile işimiz.

Telefonla ulaşamayınca seni burada bulacağımı tahmin etmiştim.

-Zamana ihtiyacım vardı. -Anlıyorum.

Şimdiye kadar mükemmeldin! Hep hazırdın.

Acele ettirdim, farkındayım. Başka seçenek yoktu.

Bu benim hatam, senin değil.

Evet.

Sivil zaiyat.

Olur öyle.

Biliyorsun.

Burası Amarijah değil.

Orada olanları biliyorum.

Bunları çok kafana takma, evlat.

Takmıyorum...

Senin hatan değil.

Baban sana hiç Pinkville'i anlattı mı?

Hayır.

Hiç bahsetmedi.

Şaşırmadım.

Orada, Pinkville'de tanışmıştık. Babanla ben.

Genç çocuklardık, eğitim kampından daha yeni çıkmışız.

Bir akşam subaylar gelip dedi ki..

“Yarın düşmanla karşılaşacaksınız.

Bir tabur çekik Vietkong.

Arkadaşlarınızı, akrabalarınızı öldürenler.

Fırsatını bir bulsalar,

ailenizi öldürüp kız kardeşinize tecavüz edecekler.

Biz gençler birkaç nefes çektik, subaylar da fondip yaptı.

Çünkü, işte, onlar... Bizi hazırlıyorlardı, öyle diyelim.

Biz de hazırlandık ve...

sabaha karşı 3'te kalkıp o helikopterlere atladık,

havalanıp gittik.

Ya öldüreceğiz ya da öleceğiz.

Durup bir düşündüğünde aslında oldukça basit.

Ancak her şeyimiz hazır şekilde nihayet vardığımızda, gördük ki...

istihbarat yanlışmış, zaten genelde öyle olurdu. Düşman ateşi yoktu.

Aslında hiç ateş eden yoktu.

Sadece yaşlı adamlar,

kadınlar ve çocuklar vardı,

ateşin etrafında oturuyorlardı. Kahvaltı olarak pilav yiyorlardı.

Subaylar tutup...

tüm bu insanları, yaşlı adamları, kadınları ve çocukları topladı.

Köpeklerini de, domuzlarını da, kedilerini de. Artık ne varsa...

Hepsini hendeklere attılar,

bize de, yani benimle senin pedere,

vurun dediler.

Biz de vurduk. Şarjör üstüne şarjör boşalttık.

Birbirine bakıp duran bir çift otomat gibiydik, ateş edip duruyorduk.

Hedefimizi göremeyelim diye. Kandan...

Kıyımdan...

Ateş etmeyi bırakana dek.

Sonra, durum ne kadar kötü olursa olsun,

işimiz bittiğinde hemen orada, hendeklerin yanında...

yemek yedik. Cesetlerden sadece 3-4 metre ötede.

Tüm o kokudan, inlemelerden...

Neyse, aniden bir ses geldi. Bir inilti mi, ciyaklama mı ne.

Herhalde bir domuzdur, dedik.

Hepimiz hendeğin başına dikilip ilk defa aşağı baktık.

Domuz falan değildi.

Elbette değildi.

Küçük bir çocuktu bu.

İki, belki 3 yaşındaydı, anlaması güç.

Annesi kendi bedenini...

siper edip onu korumuş olmalıydı.

Ölü taklidi yapması gerektiğini bilmeyecek kadar küçüktü. Aptal çocuk.

Bütün manga durup onu izledi.

Küçücük el ve ayaklarıyla cansız bedenlerin üzerinde emekliyordu.

Muhtemelen tüm ailesi oradaydı. Derken...

Hiçbirimiz hareket etmiyorduk,

sadece izliyorduk.

Belki de içten içe tarafını tutuyorduk.

Ta ki yukarı çıkıp kaçmaya başlayana kadar.

Ormana doğru koşuyordu,

ormana.

Hiçbirimizin kılı kıpırdamadı.

Sonra ufak tefek bir adam, bir subay...

Bir teğmen koşarak yanımıza geldi.

Bir yandan hâlâ kumanyasını yiyordu.

Hepimizin ağaçların başladığı yere baktığını gördü,

sonra da çocuğu.

Belki 30 metre ötede, koşmaya devam ediyor.

Önce bana baktı, sonra senin pedere. Dedi ki “Hakla şunu.”

Ona doğru işaret ediyor, “Hakla şunu.”

Vur onu.

Ben senin pedere baktım, o bana baktı.

Gözlerinden açıkça belli ki yapamayacak, tükenmiş.

Ben de dönüp o "teğmene" bir baktım,

O kalpsiz, tıfıl, siktiğimin insan müsveddesine.

Adam bana bakıp gülümsedi,

parmakla çocuğu gösterdi ve "Lanet olsun, hakla şunu," dedi.

"Vur onu."

Evet.

Evet.

Evet, o gün iyi bir askerdim.

Nasıl bu hisle yaşayabilmiş?

Nasıl bu hisle yaşayabilmiş?

Sen nasıl yaşadın?

Biz askerdik.

Böyle yapmamız gerekir.

Böyle yapmamız gerekti.

Amirlerimizden emir alırız.

Onlara itaat ediyorduk!

Pişman olduk mu? Elbette.

Ama suçluluk duymadık, çünkü...

sorumlu olan biz değildik.

Bunun için eğitim almamıştık.

Öyle.

Ama sana şunu söyleyebilirim ki...

biz insanlar, insanoğulları veya artık her neysek...

hepimiz cinayete meyilli ölüm makineleriyiz.

Anlıyor musun? Cinayete meyilli ölüm makineleri, o kadar.

Tüm o askeri askeri eğitim, her şey işte...

Sadece bir görgü okulu.

Bunu bellesen iyi olur, evlat.

Evet...

Tanrım, ne güzel bir gün, öyle değil mi?

Neyse. 25 yıl sonra,

mangamızdan birine,

bir adama rastladım.

Tek bir bakışta...

olanları hiç unutmadığı...

hemen anlaşılıyordu.

İçi paramparça olmuştu, ne demek istediğimi anlıyor musun?

Hatırlıyorum; bana bakıp...

dedi ki "Biliyor musun,

bazılarımız hep o ormanlarda gezip...

o azap ve dehşet çığlıklarını...

duyacak.

Sonsuza kadar.

Evet.

Ama ben ve baban,

biz öyle değildik.

Bunun için minnettarım.

Öyle işte.

Tanrım, 50 yıldır hiç böyle konuşmamıştım, biliyor musun?

Evet.

Bir dahaki sefere...

o lanet telefonuna cevap ver, anlıyor musun?

Tamam.

Güzel.

Memnun olurum.

Sana iyi günler.

Efendim?

Ne düşünüyorsun?

Buna hazır mısın?

Pas geçmeni söylerdim, ama...

belli ki zaten kararını vermişsin.

Erkenci davran, mutlaka avantaj elde etmeye bak...

ve tereddüt etme.

Bitirdiğinde ararsın.

Beyaz Nehir 13 / ROSIE’S / 17:00

Bir görev daha alırsın.

Rutin veriler. İsim, işveren, adres. Yani her zamanki iş.

İsim yok, adres yok,

kimliği teyit etmek imkânsız;

sadece pek bir şey bilmediklerini yazdıkları esrarlı bir not var.

Yani peşinde olduğun kişi oldukça özel biri olmalı.

Aracını uzun süreli otoparka bırakıp...

alelade bir otomobil kiralarsın.

En iyisi koyu renklerdir, olmadı gri.

Kesin planlar yaparsın.

Ama herhangi bir planın en büyük kusuru...

mutlaka kontrol edemediğin olaylardan kaynaklanır.

Ancak her zaman bir hata payı olur.

-Tuvalet yok! -Hemen köşeyi dönünce var!

Köşeyi dönünce falan yok! Hayır, sana söylemiştim. Arabada kal!

Buradan bela çıkacak.

Belanın nereden geleceğini biliyorsun yani?

Sana bakıyorum, öyle değil mi?

Kaltak!

Buralarda bir kız gördün mü?

Sanırım hemen köşeyi dönünce orada.

-Ne yapıyorsun? -Şey, ben... Ah!

Neden beni dinlemiyorsun?

"Arabada kal" lafının nesini anlamıyorsun?

Gitmem gerekti!

Git! Ama bir dur!

Geciktik işte! Arabaya bin!

Orada kal!

Bir şey mi söyleyeceksin?

Anlamı yok.

Beni ilgilendirmez, değil mi?

Aynen öyle. Seni ilgilendirmez.

Kahramanım...

Bırakayım mı?

Bırakmasan daha iyi.

Bir daha sormayacağım.

Sonrasında her şey daha kötü olacak.

Belki de bırakıp gitme zamanı gelmiştir.

Çek git işte.

Keşke, beyefendi.

Ama gidecek bir yerim yok.

Peki.

Oyundaki oyuncuları hızlıca değerlendirirsin.

Yalnız adam. Sırtını duvara vermiş,

girişi gözetliyor, paltosunu hâlâ üstünde,

şu şişkinlik de tabanca kılıfı gibi duruyor.

Çift. Bu adam da girişi görebileceği şekilde oturmuş.

Öne eğilmiş, gergin. Belki belinde silahı vardır.

Dünya küçük.

Doğru söze ne denir?

Lütfen nereye istersen öyle otur.

İki adamı da görebileceğin bir yer seçersin,

ama sırtın savunmasız kalır.

İçecek bir şey ister misin?

Kahve. Sade.

Pahalıydı ama Motorlu Taşıtlar İdaresi...

veritabanını tarayan yasadışı bir uygulama buldun.

Haklı mıymışım?

Benzin istasyonundaki kız hakkında.

Evet, haklıydın.

Kendisi yapacak veya beceremeyecek.

Gözlem yeteneğin oldukça iyiymiş.

Bazen bir lanet gibi geliyor.

Başka bir isteğin var mı?

Evet.

Buralarda Beyaz Nehir isminde bir yer biliyor musun?

Nehir var.

Beyaz köpüklü suda raftingi de yapıyorlar.

Yardımcı olur mu?

Teşekkürler. Sürahiyi bıraksana.

Plaka sonuçlarına bakıp ipucu arıyorsun.

Oyuncularla arabaları eşleştirmeye çalışıyorsun.

Arkadaki Jeep'in garsona ait olduğunu biliyorsun,

ama otoparkta üç araç daha var.

Arka cebinde silah olan adam muhtemelen gri Ford'u kullanıyordur.

Emniyetten olabilir, belki de Beyaz Nehir'dir.

Çift, en iyi ikinci pozisyondaki adam,

muhtemelen Münzevi'den sonra geldi.

Gözünü kapıdan ayıramıyor.

Otoparkta iki araç daha olması...

çift olalı pek zaman olmadığını...

veya belki de çift olmadıklarını düşündürüyor.

Adamı amatör diye etiketliyorsun, ama amatörler de tehlikeli olabilir.

Bir oyuncu daha.

Yerel emniyet teşkilatından.

Şerif Yardımcısı Myers.

-Nasılsın? -Ah, iyiyim.

Rosie yok mu?

Rosie hasta olduğu için eve gitti, ama şanslısın ki ben buradayım.

Çörek?

Belki yola koyulurken alırım.

İki tane alsana? Birini burada, diğerini yolda yersin.

Kimseye söylemem.

Aklımı okudun.

İşim bu.

Yanına içecek bir şey ister miydin?

Bir bardak süt olur.

Elbette.

Bakıyorum biraz acelen var?

Hallederiz.

Oyun artık başlamalı, ama...

Şerif Yardımcısı planı suya düşürdü.

Her türlü planın ilk adımı kaçış yolunu belirlemektir.

Temiz, fark edilmeyen, anonim olmasını istersin.

Yeni bir unsur da ekliyor.

Hangisi?

Ama Şerif Yardımıcısı'nın gelişi planı karıştırıyor.

Durumu hızlıca tekrar değerlendiriyorsun.

Şerif Yardımcısı olmadan görevi tamamlayabiliyordun.

Netice, ters giden bir soygun gibi görünecekti.

-Ama şimdi... -Teşekkürler.

Hangisi?

Bir şeyler ters.

Biraz daha zaman tanımaya karar veriyorsun.

Bir şeyler değişmezse gidip planını düzelteceksin.

Bir işi daha aceleye getirmeye gerek yok.

Şunu yalayıp temizleyeceksin herhalde?

Düşünmedim değil.

Eh...

Dixy.

Evet, bardak markası gibi, ama...

çoğu kişi bana "Dee" der.

Benim ne dememi istersin?

Bir şey söylemene gerek yok.

Nedenmiş?

Çünkü düşüncelerini sezebiliyorum.

Seziyor musun?

Bir dene.

Beyaz Nehir.

Senin ne istediğini biliyorum.

Neymiş o?

Belki yiyecek bir şeylerdir.

Aslında...

Kasabaya girerken gördüğüm dışında başka bir motel var mı?

Hayır, sadece o var.

Aslında birkaç pansiyon var, ama sezon başlamadığı için kapalılar.

Peki, siz kaça kadar açıksınız?

Genellikle 9'a, ama sakin bir akşamsa 8'e kadar.

Belki daha sonra bir şeyler yemek için uğrarım.

Peki. Işıklar kapalıysa sadece...

kapıya vur.

Ben senin için gelip açarım.

Oyuncuların dışarı çıkmasını bekliyorsun.

Çift.

Araba da ev de kadının üzerine.

Ya uzun zamandır birlikte olduklarını..

ve her şeyi onun üzerine aldıklarını...

ya da adamın kadının hayatına yeni girdiğini çıkarıyorsun.

İkinci seçenek doğruysa, iyi bir gizlenme yöntemi.

Ceketinde silahı olan yalnız adam...

Muhtemel hedef o.

Münzevi'nin motele gideceğini tahmin etmek pek zor sayılmaz.

Muhtemelen öğleden önce yanmış.

Artık resmen kömürleşmiş.

İsterseniz taze demleyebilirim.

Gerek yok.

Sizi beklettiysem özür dilerim.

Ders çalışıyordum, geldiğinizi duymadım bile.

Bu bölgede üniversite var mı?

Yok. Ben lise diploması almak için çalışıyorum.

Eh, hiçbir zaman geç sayılmaz.

Dedem de hep öyle der.

Yani, ölmeden önce derdi.

Oda mı istemiştiniz, yoksa?

Gözünüzden bir şey kaçmıyor, değil mi?

Sessiz bir oda olsun.

En sondaki mesela?

Tabii, tabii. Orası boş.

Ama yanındaki odada bir misafirimiz var.

İki yanı da boş olan bir oda olup olmadığını kontrol edeyim.

Sondaki odanın yanında bütün gece iş pişirecek bir çift mi kalıyor?

Hayır, yaşlı bir adam var.

O zaman en sondaki odada kalabilirim.

Peki.

Kredi kartı ve ehliyet görmem gerekiyor.

Devlet memurlarına indirim yapıyor musunuz?

Şey, zannetmiyorum.

Şimdiye kadar hiç...

Müdürü arayıp öğrenebilirim.

Hayır, zahmet etmeyin.

Yeniden demlememi istemediğinize emin misiniz?

Sadece arka tarafa gidip yenisini...

Zahmet olmayacaksa.

Viagra.

Ve nitrogliserin.

Bu karışım tansiyonu düşürür ve ölümcül olabilir.

Biraz sumatriptan ekleyince kalp krizine benzer bir göğüs ağrısı oluşur.

İşkenceyle veya kurşunla ölüm tehdidi, ölümün eli kulağında olduğunu...

hissetmek kadar etkili olmaz.

Ben olsam yapmazdım.

Onu bitirmek ister misin?

Ne istiyorsun?

Neden silahın var?

Federal polis şefiyim.

Bir devlet memuru için epey berbat bir oda, öyle değil mi?

Sen de mi federal çalışansın?

Hayır.

Sen de değilsin.

Ama iyi lafmış. Yerinde olsam ben de kullanırdım.

Şansımı denemem gerekiyordu.

Peki ne istiyorsun?

Beyaz Nehir.

Ne?

Beyaz Nehir.

Sorduğun şey ne, bilmiyorum.

Uyarı:

Reçeteli kalp ilacıyla birlikte kullanmayın.

Ne yazık ki iki farklı kalp ilacıyla birlikte yutmuş bulunuyorsun.

Beni anlamıyorsun.

Kalp krizi geçiriyorsun.

-911'i ara. -Arardım, ama...

bu ıssız yere gelmeleri kim bilir ne kadar sürer.

Tanrı aşkına, ara şunları!

Beyaz Nehir.

Lütfen...

Beyaz Nehir.

Ben... Bilmiyorum...

Kalp ortalama bir insanın ömrü boyunca iki buçuk milyardan daha fazla atar,

ama asıl önemli olan tek bir atışı var.

Bir sonraki atışı.

Dikkatliydin.

Kiloya göre doz vermeyi iyice araştırmıştın.

Verdiğin miktar kalp krizini yalnızca taklit edecek kadardı.

Sana da avını teyit etmek için gerekli bilgileri alman için...

yeterli süreyi tanıyacaktı.

Adamın talihi;

kalp rahatsızlığı varmış.

Zaten ipin ucundaymış.

Beyaz Nehir ile ilgili olabilecek ipuçlarını arıyorsun.

Yetkililer bu adamın birden fazla kimlik kullandığını keşfederse,

geçmişini daha ayrıntılı incelemeye karar verecektir.

Ölümünü de.

Zayıflamış kalbi nihayet koyvermiş...

zavallı biri olduğunu düşünmeleri gerekiyor.

Merhaba! Bakıyorum döndünüz.

Her şey yolunda mı?

Evet, odamın orada yerde bunu buldum.

Yan odadaki adamın düşürmüş olabileceğini düşündüm.

"Jonathan Ford?"

Evet, tanıdık geliyor.

Bir kontrol edeyim.

Evet, ta kendisi!

Ne diyeceğim, odaya dönerken ben kendisine veririm.

Ama şu kahveden biraz almadan olmaz.

Teşekkürler, beyefendi. Evet, hemen getireyim.

Jonathan Ford.

Öldü.

Doğal nedenlerden.

Ama Beyaz Nehir o değil.

Çifti araştırman gerekiyor.

Tehdit et...

Öldür...

Geri kalan her şey.

Kadın birkaç kilometre uzaklıktaki bir çiftlikte yaşıyor.

Ziyaret için en iyi zaman gece yarısı ile saat 4 arasında.

Katı bir kuralın var: Fırsatını bulduğunda yemek ye.

Bir daha ne zaman böyle bir şansın olur, bilemezsin.

Harika zamanlama, tam da ocağı kapatmak üzereydim.

Zahmet olmaz ya?

Herkesin yemek yemesi gerek.

Spesiyaliniz var mı?

Buradaki her şey spesiyalimiz.

Yeter ki hamburgerle patates siparişi ver.

Çizburger.

Seni tatmin etmek zor mu olacak?

Öyle olmasını istersen.

Ah, demek konu benim ne istediğim.

Hep öyle değil midir?

Çoğunlukla. Birkaç dakikaya gelirim.

Eşlik edeyim mi?

Tabii, bir saniye.

Sana katılsam olur mu?

Katılmanı tercih ederim.

Ekmeği ısıtmamı ister misin?

Olur.

Hiç mutfakta çalıştın mı?

Çalışan olarak değil.

Çalışan olarak değil.

O ne demek öyle?

Farklı mutfaklarda çalıştın mı?

Eh, yapılması gerekeni yaptım.

Bu hepimiz için geçerli.

Öyle sanırım.

Böyle versem olur mu? Temizlerken epey vakit kazandırıyor da.

Elbette.

Başka malzeme ister misin?

Soğansız olsun.

İyimsere bak.

Peki ya bira? Buzdolabında iki şişe var.

Olur.

Kararsızım.

Kararsız mı?

Evet...

Bir yandan sana tüm o sıradan soruları sormak istiyorum.

İsmin ne? Nerelisin? Ne iş yapıyorsun?

Buraya geçerken mi uğradın?

Ama?

Ama sabaha gitmiş olacaksın ve seni bir daha hiç görmeyeceğim.

Yani...

ya tanıdığım bir adamla yemek yediğim...

bir hatıram olacak,

-Ya da... -Ya da?

Ya da bir fanteziyle baş başa kalacağım.

Şekillendirip değiştirebileceğim bir fantezi.

Nasıl istersem.

Yani?

Sanırım o soruları sormayacağım.

Senin hakkında konuşabilir miyiz?

Ne istersin?

Şimdi mi?

Birkaç saat mi, yoksa birkaç yıl içinde mi?

Hangisinden eminsen.

Şimdi.

Hamburgerimi bitirmek,

sonra geceyi sıcak bir kucakta geçirmek istiyorum.

Sadece harika bir seksten sonra yaşananlardan.

Birkaç yıl içinde peki?

Birkaç yıl içinde istediğim... zafer.

Neye karşı?

Sende ne var?

Peki ya sen?

Hayallerin var mı, ıssız adam?

Anne! Dikkat et!

İyi misin, dostum?

Hayır.

Hayalim yok.

Daha önce geldiğinde Beyaz Nehir'i soruyordun,

o neydi öyle?

Emin değilim, sadece ne olduğunu öğrenmek istemiştim.

Yardımcı olamadığım için üzgünüm.

Bir şeyi arzulamanın nasıl bir şey olduğunu bilirim.

Yapmam gereken şeyler var, teşekkür ederim.

Motelde kalıyorum.

Yani kasabadaki tek motelde mi?

Bir dakika.

Biraz paslanmış olabilirim ama...

ön sevişme anlayışın biraz tuhafmış.

Sen ne isterdin?

Belli ettiğimi düşünüyordum.

Hey!

Seni kim gönderdi?

Dur, bu artık çok tuhaf.

Vay canına.

Sanırım işaretlerini yanlış anladım.

Çantam?

Anlat.

Beyaz Nehir'i.

Yine başladık Beyaz Nehir'e.

Benim şansım işte. Ne zamandır ilk kez ilginç bir adamla tanışıyorum,

olanlara bak.

Silah yok.

Planın neydi?

Bir hata yaptığımızda anlaşsak ve gitmeme izin versen olmaz mı?

Söz veriyorum, polisi aramayacağım.

Şerif yardımcısını neden tanımıyorsun?

-Efendim? -Şerif yardımcısı restorandaydı.

Onu tanımadın. Böyle bir kasabada bu mümkün mü?

Rosie, teyzem, restoranın sahibi.

Artık iyi değil. Kanser oldu, ille de bilmen gerekiyorsa.

Ben de Tanrı'nın unuttuğu bu kasabaya gelip...

ona yardım ederim, iyilik yapmış olurum, ben de bir şeyler bulurum diye düşündüm.

Zaten şerif yardımcısı biraz tuhaftı sanki...

Nasıl yani?

Emin değilim.

His işte.

Rozeti gerçek gibi durmuyordu. Üzerinde rakam olması gerekmez mi?

Sana zarar vermeyeceğim.

Emin olmam gerekiyordu.

Tamam.

Ne diyorsan öyledir.

Ben gideyim, tüm bu olanları da unutalım.

Teşekkür ederim.

Biraz acayip oldu.

Siktir.

Tamam.

Teyzemin evini bulmaya çalışırken...

muhtemelen bir araba kazasında ölürüm artık,

harika oldu.

Dur.

Şimdi ne oldu?

İçeri gel.

Gelmeyeyim.

Bu akşam yeterince heyecan yaşadım,

şimdi şansımı deneyeceğim.

Sadece...

sadece kar yağışı durana dek.

Lütfen.

Peki.

Tuhaf işler karıştırmak yok.

Gece saldırısında ilk mesele köpeklerdir.

Ortalığın şimdiye kadar sessiz olması yanıltıcı olabilir.

Böyle gecelerde yalnızca en zalim sahipler köpeklerini dışarıda bırakır.

Deneyimlerine göre merkezden...

bu kadar uzaktaki evlerin kapısı genellikle kilitlenmez.

Sokak kapısı kilitli olabilir.

Ama hepsinin kilitli olması muhtemel değil.

Çoğu sahip köpeklerini mutfakta besler. Bir su kabı var mı diye bakarsın.

İşler her zaman planlandığı gibi gitmeyebilir, bilirsin.

Olası silahlara erişimi engellemek en iyisi olacaktır.

Olur da işler ters giderse,

peşinde olduğun kişinin aklı karışmışken birkaç saniye kazanırsın.

Sivil zaiyat. Olur öyle.

Bunu biliyorsun.

Acele...

etme.

Tereddüt...

etme.

Dikkatin dağılmamalı.

Sorgulama.

ROSIE’S CAFÉ 16:30 - 17:00

İşte bu ilginç.

Beyaz Nehir yok.

Bu durumda yapılabilecek en iyi şeyin...

kötü sonuçlanan bir soygun gibi görünmesi olduğunu öğrenmiştin.

Nakit, kredi kartı, hatta biraz değeri olan birkaç şeyi de alıp...

evin altını üstüne getirirsin.

POLİS, MYERS

Gerçek Şerif Yardımcısı Myers buysa,

evdeki kim?

Arabayı çalıştırma riskini alamazsın.

Egzoz borusundan çıkanlar, dumandan bir fener gibi görünecektir.

HİZMET DIŞI

Telefon çekmiyor.

Sahtekâr için de aynısı geçerli, farkındasın.

Olay mahallinden hızlıca gitmesini umuyorsun.

Ama yakında gitmezse bu riski alman gerekecek.

Bir terslik oldu.

Görünüşe göre, evet.

Yardım istediniz mi?

Telsizim sanırım yoldan çıktığımda bozulmuş.

Cep telefonumu denedim... Sinyal yok.

Benim telefonum...

Evet, bende de sinyal yok.

Ne taraftan geliyordunuz?

Doğudan.

Birkaç kilometre geride yaşanan hırsızlık olayını duydunuz mu?

Hırsızlık mı? Duydum diyemem.

911 çağrısı aldım,

ki bu bile bu kasaba için olağandışı.

Buralı bir kadının evinde olmuş.

Daha da olağandışı olan, odalardan birinde vurulup öldürülmüş bir adam var.

Kadın da yaralanmış gibi duruyor,

ama kendisi ortalıkta yok.

Sizi restoranda görmüştüm.

Vay canına, fazlasıyla dikkatlisiniz.

Önceden Rosie’nin restoranına gittiğimde,

hep dostane yüzler görürüm.

Ama bu sefer tamamen farklıydı.

Bu civarda bu kadar çok...

yabancı yüz görmek epey olağandışı.

Yani her akşam saat 5'te...

yemek için Rosie'nin restoranına mı gidiyorsunuz?

Bunun hakkında da mı ukala bir yorumda bulunacaksınız?

Affedersiniz, bir soru sorabilir miyim?

Beyaz Nehir...

hakkında bir şey biliyor musunuz?

Beyaz Nehir mi?

Evet.

Biliyorum.

Emin olmak istemiştim.

Beyaz Nehir!

Kafa patlatıp duruyorum.

Ne anlama geliyor?

Kalp atışını yavaşlatıp nefesini düzenlersin.

Çıt çıksa duyman gerek.

Görevini tamamladın.

Sivil zaiyat yüzünden tam anlamıyla bir başarı değil,

ama işin sonunda bir şey fark etmiyor.

Dünyada yedi milyar insan var...

ve tıbbi gelişmelere rağmen,

en fazla 130 yıl içinde...

şu an yaşayan büyük ihtimalle herkes ölü olacak.

Yedi milyar.

Yaptığın şey bir hatayı yuvarlamaya bile denk değil.

Neden umurunda olduğunu bile anlamıyorsun.

Ama kadına zamanında ulaşmalarını umuyorsun.

İyi misin?

Eh...

Sanırım.

Şimdi bitirdim.

Yani her şey yolunda gitti?

Senden haber almak güzel.

Teşekkürler.

Ufak bir pürüz oldu.

Bir sivil daha.

Geçen seferki gibi değil.

Peki her şey temizlendi mi?

Buraya bir an önce dönsen iyi edersin.

Döneceğim.

Sadece biraz dinlenmem gerek.

Son bir yarım iş.

-Yarım iş mi? -Kişisel bir şey.

Öyle mi?

Aklında bir şey mi var?

Sadece...

Sürekli onları yanarken görüyorum.

Evet, bilirim.

Üzgünüm, evlat.

Mümkün olan en kısa sürede dön.

Bekliyorum.

Dışarı mı çıktın?

Yolları kontrol ettim.

Benim için mi?

Ne hoş.

İnanamıyorum, ben... Gerçekten uyumuşum.

Olanlara rağmen.

Yani bana bir sürü...

sözle anlatılmayacak kadar korkunç şey yapabilirdin, ama yapmamışsın.

Belki kötü biri değilsindir.

Ne dersin, kovboy?

Hayat kısa.

Bugün mü gidiyorsun?

Muhtemelen.

Bu kasabadan gitmek için can atıyorum.

O kadar mı kötü?

Neden? Buraya taşınmayı mı düşünüyordun?

Ben de öyle düşünmüştüm.

Nereye gideceksin?

Neresi olursa olsun mu?

Neresi olursa olsun?

Bilmiyorum.

Florida olur.

"Nereye olursa olsun" diye sorup...

Florida'yı mı seçtin?

Peki, İtalya.

Güney İtalya.

Roma'da da kar yağar.

Eminim yağdığında güzel görünüyordur.

İtalyanca biliyor musun?

Ben...

Okulda İspanyolca öğrenmiştim.

Bir açıdan aynı şey sayılır, değil mi?

Aşağı yukarı.

Burada...

iyi bir şeyler var.

Birini söyle.

Ben gidip bir duş alacağım, olur mu?

CONNECTICUT BLANCA RIOS

Bir dakika.

Nehir.

Dünya küçük. Lütfen nereye istersen öyle otur.

-Dixy. -Evet, bardak markası gibi.

Çoğu kişi bana "Dee" der.

Rosie, teyzem, restoranın sahibi.

Artık iyi değil. Kanser oldu, ille de bilmen gerekiyorsa.

Şerif yardımcısını neden tanımıyorsun?

-Efendim? -Şerif yardımcısı restorandaydı.

Onu tanımadın. Böyle bir kasabada bu mümkün mü?

Şerif Yardımcısı Myers.

Sahte.

Büyük oranda.

Seninki?

Büyük oranda.

Hepsini öldürdün mü?

Evet.

Anlat.

Adli tıp raporunda kalp krizi olarak görünecek.

Nitro ve?

Viagra.

Ne kadar eğlenceli bir karışım.

Diğerleri?

Ters giden hırsızlık.

Şerif Yardımcısı olay mahallinden kaçan...

kötü adamları durdurduğunda olmuş gibi duracak.

Ve her biri...

senin peşinde.

Benim değil.

Oraya erken vardım.

Sallana sallana gelişini izledim.

O benim planımda.

Durduğum tek yer...

Bırakayım mı?

Bazen öyle olur.

Aşçıyı öldürmem gerekti,

Rosie Teyze'yi de.

Aşçı olduğunu bilmiyordum.

Eh, artık bodrumda duruyor.

Önce hangisi geldi?

İlki masumdu.

Buradan bir kız, işten çıkıp gelmiş.

Bir şeyler yemek istemişti.

Çift olduklarını düşünmüştüm.

Hayır.

Yakışıklı Johnnie içeri girdiği gibi...

kızla flört etmeye başladı.

Senin gibi güzel bir kadın nasıl yalnız yemek yiyor?

Böyle bir kasabadan biri olarak...

dualarının kabul olduğunu düşünmüştür.

Talihsizmiş.

Münzevi?

Jigolodan hemen sonra geldi.

Oturup...

gelmeni bekledi.

Beni mi?

Daha yeni anlamaya başlıyorsun...

Onu orada görmeye sevinmediğimi anlamışsındır.

Peki ya Şerif Yardımcısı?

İlk başta emin değildim.

Sonra oldum.

Şimdi o tarafa gidiyorum, galiba en gerideki adam silahlı.

Beyaz Nehir hakkında soru sorup durdu.

Onu daha önce hiç buralarda görmemiştim.

Bu tarz bir iş için artık çok yaşlandın.

Kahveni bitir ve adamı bana bırak.

Sana sağlam bir bahşiş bırakacağım.

Eminim öyledir.

-Teşekkürler. -Teşekkürler.

O benim Yoksa seni gebertirim!

Böyle çıkmanı hiç beklemiyordum.

Gördüğün, görmek istediğindir.

Pasaportun içine bak.

Okuduğun, kendi ismin.

Bittiğinde bana haber ver.

Ben de her şeyi berbat ettiğimi düşünüyordum.

Emin olmak için hepsini bertaraf etmem gerekti.

Hayır.

Haklısın.

Sadece...

Senin hakkında.

Peki ya...

Peki ya şimdi?

Yaşlı adam sana değer veriyor.

Aklında bir şey mi var?

Sürekli onları yanarken görüyorum.

Bilirim.

Üzgünüm, evlat.

"Beyaz Nehir” mi?

Sana hiç yalan söylemedi.

Hoşnut olmanı istiyordu.

Neredeyse mutlu.

Nasılı mı?

Eh, bu benim tercihimdi.

Mutlu musun?

Sadece...

Kulübemde....

Sadece...

arabamın bagajına bir bak, olur mu?

Tercih sana kalmış.

Biliyorum.

Bitti.

Mutlu yıllar.

Mafya işlerinden nefret etmeye başladın. Darmadağınık oluyor.

Bazen de karşı taraf durumu şahsi algılıyor.

Bundan sonra yalnızca özel şirket veya...

devlet işlerini kabul etmeye karar veriyorsun.

İstihbarat daha iyi. İtinalı. Eksiksiz.

Plan yapmak için, pürüzleri gidermek için,

ihtimallere karşı hazırlık yapmak için vakit oluyor.

İş sadece iştir.

Ama kurallar da önemli ve onlara uymak gerek.

Verilen söz tutulmalı.

Ne de olsa bir kompetansın. Bir uzmansın.

Bir profesyonelsin.

Hatta kimilerine göre bir virtüöz.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.