All language subtitles for Sore Wife From The Future 2025

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional) Download
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French Download
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German Download
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati Download
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew Download
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian Download
ia Interlingua
ga Irish
it Italian Download
ja Japanese Download
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam Download
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish Download
pt-BR Portuguese (Brazil) Download
pt Portuguese (Portugal) Download
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian Download
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian Download
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese Download
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American) Download
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese Download
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Gün batımının neden insanı böyle cezbettiğini biliyor musun?

Bazen kızıldır, mutluluktan al al olmuştur.

Bazen de siyahtır, karanlık ve kasvetlidir.

Ama gökyüzü...

...onu her zaman olduğu gibi kabul eder.

Görüşürüz.

Bu dünya bizi hak ediyor mu?

Biliyormuş gibi yapıp görmezden mi geliyoruz...

...yoksa gerçekten hiç düşünmüyor muyuz?

Yüzsüz bir alçakgönüllülük bu...

...gölgelerde saklanıp...

...yaratılıştaki en yüce varlıklar olduğumuz yalanıyla kendimizi avutuyoruz.

Pratik yapıyorsun.

Evet, gelecek hafta seçmelere katılacağım.

Peki ya sana söylersem...

- Söyleyebilirsin... - Hayır, bu benim monologum.

Cevap vermek zorunda değilsin.

- Peki ya sana söylersem... - Neden bana bakıyorsun?

Temas kurmaya ihtiyacım var, dostum!

- Peki ya sana söylersem... - Karlo, beni dinle.

Yeni sergimin daha keşfe dayalı olması gerektiğini düşünüyorum.

Bu yüzden daha fazla zamana ihtiyacım var.

Malzeme burada, konsepti de yakında göndereceğim. Tamam mı?

Hayır, hayır...

Lütfen, iklim değişikliğini icat etme ya!

Nesin sen? 13 yaşındaki bir İskandinav kızı mı?

Sırada ne var? Pandalar mı, kedicikler mi?

- Güven bana. - Hayır, sen bana güven!

- Nadir ve benzersiz bir şey istiyorlar. - Bu nadir işte.

- Doğum günün kutlu olsun. - Teşekkür ederim.

- Bugün senin doğum günün mü? - Evet.

Üzgünüm.

Nedeni bu mu?

Bütün bunların nedeni bu mu?

- Şerefe. - Şerefe.

Kim bilir? Belki David pandaları seviyordur.

- Bu bir kutup ayısı. - Hayır, albino panda.

Bu, tamamen beyaz...

O bella ciao...

...bella ciao, bella ciao...

- Ciao, Karlo. - Ciao.

Merhaba.

- Kimsin sen? - Ben, Sore.

Gelecekten gelen karın.

Karlo, ne dolaplar çeviriyorsun?

Dinle, şu anda provanın ortasındayım...

- Ağlıyor musun sen? - Hayır. N'oldu?

Sana, bu sözde şakaları sevmediğimi söylemiştim.

- Daha kaç kez söylemem gerekiyor... - Hop, hop...! Anlamadım...

Ne demek istiyorsun? Ne şakası?

Yatağıma bir kız koymanın komik olduğunu mu düşünüyorsun?

Endonezyalı olduğu için hoşlanacağımı mı sanıyorsun?

Bunun için vaktim yok, Karlo! Hadi ama!

Jonathan... Neden bahsediyorsun sen?

Benimle hiçbir ilgisi yok.

Bak, bir yandan seçmelere hazırlanıyorum...

...bir yandan da David'in iklim değişikliği fikrini onaylaması için...

...iyi bir neden düşünmeye çalışıyorum.

Benim de bunun için vaktim yok.

- Ağlıyor musun? - Ağlamıyorum!

Bu oyuna hemen son ver! Hiç komik değil!

İnsanların evime gelmesinden nefret ediyorum.

- Ne oyunu? Sarhoş musun sen? - Hayır, sarhoş olan sensin.

Kafan o kadar iyi ki ağlıyorsun!

- Ağlamıyorum! - Ağlıyorsun!

Ona gitmesini söyle; bebek gibi ağlamayı da kes!

Ağlamıyorum.

“Bebek gibi ağlamak,” bu iyi bir fikir.

Teşekkürler.

Tekrar deneyelim.

Karlo sana ne kadar ödedi?

Ben iki katını öderim.

Evimden çık!

Tamam.

Selam...

Cüzdanını ve telefonunu unutma.

Dikkat et, çok hızlı yürüme.

Pardon, çok özür dilerim.

- Kusura bakmayın. - Önemli değil.

- Kusura bakma, geciktim. - İyi misin?

Çok iyiyim.

Karlo evime bir kız gönderdi. Yani, tam evimin içine.

- Neden böyle bir şey yapsın ki? - Sanırım onun şaka anlayışı böyle.

Sana, yeni ve profesyonel bir menajere ihtiyacın olduğunu söylemiştim.

- Karlo'ya kişisel bir garezim yok... - Elsa.

Peki, dinle, Jo.

Dün akşam babamla konuştum.

Ve bize yardım etmeyi kabul etti.

Bana bir restoran açmak istiyor.

Ve sen de benimle gelebilirsin.

Seni arkadaşlarıyla tanıştıracak.

Ee, ne diyorsun?

Hoşuna gitmedi, değil mi?

Peki, senin planın ne?

- Kişisel sergi mi? - Evet.

Hadi ama Jo. Bunun sen de farkındasın.

Bana annenmişim gibi davranma; ben senin sevgilinim.

O yüzden yetişkin bir erkek gibi davran.

Sana sorup durmaktan hoşlandığımı mı sanıyorsun?

- Sorup durma o zaman! - Merhaba, Elsa.

Ben, Sore. Jonathan'ın karısıyım.

- Karısı derken? O senin karın mı? - Hayır, hayır...

Hemen git, lütfen!

- Ona itimat etme. - Ama acıktım.

- Başka bir yerde yiyebilirsin. - Burada yemek istiyorum.

Al...

Yemek paranı veriyorum. Lütfen git.

Parana ihtiyacım yok.

- Sadece karnımı doyurmak istiyorum. - O zaman başka bir masaya otur.

- Burada seninle yemek istiyorum. Yasak mı? - Olmaz. Burada bir sohbetin ortasındayız!

- Gitmeni rica ediyorum. - Jo.

Karışma.

Elsa'yla konuşmanın ne anlamı var ki?

Yakında ayrılacaksınız zaten.

Onunla Madrid'e gitmek...

...babası için çalışmak...

...sana patronluk taslamasına müsaade etmek istemiyorsun.Yanılıyor muyum?

Ona söyle. Her şey yoluna girecek.

Evet, bana her şeyi anlattı.

Üzgünüm, sana bekar olduğunu söylemiş olmalı. Doğru mu?

Endonezya'da evlendik ve bu, onun senin gibi bir kadınla ilk ilişkisi değil.

Eh, bir eş olarak sabırlı olmalıyım.

Değil mi?

Elsa, inan bana.

Gözlerinin içine bakmanı isteyecek...

...ki ona inanasın.

Ayrıca Karlo'yu da suçlayacak.

- Elsa... - Evet, yalan söylediğinde hep böyle yapar.

Alışırsın.

- Elsa. - Bırak gitsin.

Özür dilerim. Özür dilerim.

Dikkat et, düşeceksin.

Özür dilerim...

Özür dilerim...

Dur artık!

Yeter!

Git, yoksa polis çağırırım.

Merhaba.

Ne istiyorsun?

- Merhaba. - Merhaba, Jo.

- İki kişi olacağız. - Buyurun.

Sağ ol.

Merhaba...

- Aslında, o bira içemiyor da... Yardımcı olabilir misin? - Tabii. - Tamam.

- Bu ne? - Afiyet olsun.

- Teşekkürler. - Rica ederim.

- Adın ne? - Sore.

Peki, Sore.

Yemekten sonra bu oyuna son veriyoruz.

Karlo'ya bunun artık komik olmadığını söyle.

Karlo'nun bundan haberi yok.

Kendinle ilgili...

...ne sormak istiyorsan...

...sor bana.

Karlo, konuşmalıyız.

- Hakkımdaki her şeyi biliyor. - Kim?

Durun, durun!

- Sore. - Sorun yok.

- Sore! - Sorun yok.

Sore! Adı Sore, adı.

Ha...

Millet, beş dakika mola!

Gel.

Dün kızdığım kız, gelecekten geldiğini iddia ediyor!

- Gelecekten mi? - Karım olduğunu söylüyor!

Ve hakkımdaki her şeyi biliyor.

Hayatımın her küçük detayını...

- Annemin adı ne? - Maya Wiryawan.

Surabaya'da doğup büyüdü.

12 kardeşler.

En küçük ikinci çocuk.

- Ablam? - Sindy mi? İyi.

Şu anda düğün hazırlıklarıyla meşgul olmalı.

Sindy üç yıl sonra evlendiğinde evine döneceksin, tamam mı?

Benimle orada tanışacaksın.

Kardeşim?

Kardeşin yok.

Başka?

İlk kız arkadaşın?

Seninle hiçbir ilgisi yok mu?

Yok...

Gerçekten...

...bu şakayı ben yapsaydım gurur duyardım...

...ama...

...benim işim değil.

Birini arasak mı ki?

Merhaba.

Hoş geldin.

Sana sarı tavuk çorbası yaptım.

En sevdiğin.

Lezzetli baharat karışımı için yerel karides cipsi kullandım, yani...

Tamam.

Gelecekten geldiğine inanıyorum diyelim.

Ne istiyorsun?

Hayatını daha iyi hale getirmek istiyorum.

Hayatım gayet iyi.

Gel.

Yarın David'i göreceksin, değil mi?

Ona Kuzey Kutbu fotoğraflarını gösterme. O... aynı bağı hissedemiyor.

Sore, dur.

Bu, Ladakh'ta çekilenler, değil mi?

Bu. 14. film, 20. kare...

Pardon. 29. kare.

28. karenin net olmadığını söylemiştin.

Orada fotoğraf çektiğimi kimse bilmiyor.

Ben biliyorum.

David, tapınağın kapısında tanıştığın bayanın fotoğraflarına bayılacak.

Kulağa çılgınca geldiğini biliyorum.

Ama biraz daha sabırlı olursan...

...gerçekten gelecekten geldiğimi anlayacaksın.

Vay canına.

Bu muhteşem. Çok beğendim.

- Ciddi misin? - Kesinlikle muhteşem!

Yapalım şu işi! Teşekkürler.

- Teşekkürler. - Teşekkürler.

- Potansiyeli çok yüksek... - Şerefe.

Şimdi, hayatını daha iyi hale getirebileceğime inanıyor musun?

Bundan sonra ben ne dersem onu yap, tamam mı?

Tamam.

Söz mü?

- Söz. - Ne dersem diyeyim?

Evet.

Tamam.

- Günaydın. - Merhaba.

- Ne istiyorsun? - Fark etmez.

Cidden mi?

Teşekkürler.

Spor yapalım.

Hadi!

Of!

Neredeyse vardık! Bak! Hadi!

Hadi, neredeyse vardık.

Sık dişini, az kaldı.

Senin için söylemesi kolay. Ciddi ciddi seni sırtımda taşıyorum!

Çok uzak değil, görebiliyorum.

Hadi.

Of!

Neden seninle evlendim ki?

Beni sevmeye başladığında, bu sözlerine pişman olacaksın.

Yakıştı mı?

Yakıştı.

Peki.

En Saf Huzur

Evet.

Aman Tanrı'm!

Çok üzgünüm... Elsa'nın tavsiyesine uymadım.

İspanyol bir menajerle görüştüm.

Ona, Madrid'de bir sergi açmak istediğimi söyledim.

Harika!

İlginç olabileceğini düşündüğün başka fotoğrafların var mı?

Kuzey Kutbu.

Kısa süre önce Kuzey Kutbu'ndan döndüm.

- İklim değişikliğiyle mi ilgili? - Hayır. Bir bakıma...

- Sürekli bunu mu konuşmak zorundalar? - Hayır, öyle değil.

Düşündüğünden daha kompleks bir konu.

Ama senin bakış açını merak ediyorum.

Buna benziyorsa, önce bana göster.

Zorlama yok.

Hep aynı konu...

Bu sefer olmaz.

Üzgünüm, hemen cevap verdim.

Önemli değil.

- Bu ne? - Açma.

Ha?

- Elsa ile yazışmaların mı? - Açma.

- Ne bu? - Açma!

- Sakın! - Jo! Kes şunu!

- Açma! - Jo! Kes şunu!

Jo! Yeter!

- Ver şunu! - Jo! Kes şunu!

Jo! Dur!

- Ver şunu! - Vereceğim!

Verene kadar durmayacağım!

Jo! Tamam, vereceğim!

Alabilirsin!

Jo...

İlk kez...

...evlendikten sonra yaptık.

Beni...

...kendinden bile...

...koruyacağını söylemiştin.

- Öyle mi demiştim? - Evet.

Aslında, bunu ben istemiştim.

Bir keresinde sana söylemiştim...

“Hayatımda tek bir ilişki istiyorum...

...mümkünse,” dedim.

Ve sen de aniden...

...beni koruyacağına söz verdin.

Ama...

...düşününce...

...ben zaten senin karınım. Ama sen henüz benim kocam değilsin.

Bu konuda ne düşünüyorsun?

Bir şey düşünmüyorum. Boş ver.

- Neyin üzerinde oturuyorum? - Kitabımın.

Kitabın mı?

- Seni tekrar gıdıklamamı ister misin? - Hayır!

Verdim ya sana.

Ne okuyorsun?

İklim: Yaşam İçin Değişim

Okusana bana.

Bekle.

- Açma gözlerini. - Tamam.

- Şimdi açabilir miyim? - Evet.

Gelecekte, Madrid sergisi başarılı oluyor mu?

Sanki, bir şeyler eksik gibi.

Bence başarılı olacak.

- Neyin eksik olduğunu biliyorum. - Ney?

Nereye gidiyoruz? Neden söylemiyorsun?

Bir şey söyle. Jo!

Nereye gidiyoruz?

Ters çevrilmiş termosdan içersek ne olur?

- Ne olur? - Farkında bile değildim.

Jo!

- Gel de yemek ye! - Bir dakikaya geliyorum.

Yemen gerek.

- Son bir fotoğraf daha. - Bütün gün hiçbir şey yemedin.

Bekle. Şuraya geçebilir misin?

- Beni mi çekeceksin? - Evet.

- Sadece bir fotoğraf. - Bir tane, sonra yemek yiyeceğiz.

- Evet, şuraya geç... - Söz verir misin?

- Sadece bir tane? - Bir tane!

- Burası iyi mi? - Şimdi sola dön.

Böyle mi?

- Spatulayı bırak. - Bir fotoğraf demiştin.

Evet, ama spatula dikkatimi dağıtıyor.

- Buraya at. - Ben atarım, sen yakala, tamam mı?

Tamam, buraya at.

- Tamam. - “Yakalayacağım” demiştin.

Yakalayamadım.

Gülümse.

Tamam, 1, 2...

Şimdi yiyebilir miyiz?

Hâlâ bugünkü gün batımını düşünüyorum.

David beğenecek mi acaba?

Jo...

Uyu.

Hâlâ gün batımını mı düşünüyorsun?

Evet.

At onu.

- Son bu. - At dedim.

- İki gün oldu. Sana söylemiştim... - Son bir tane, hepsi bu.

Öylece bırakamam.

- Alışkanlıklar bir anda bırakılamaz. - Bu doğru değil.

Yavaş yavaş diyorsun... Denedim, ama başaramadım.

Sana bir kez izin verdiğimde...

...bırakmaktan uzaklaşıyor, daha da pervasızca içmeye devam ediyorsun!

Baştan başlayalım.

- Sadece bu seferlik. - Hayır.

Sorun değil. Baştan başlayacağız.

Bu ilk kez olmuyor.

Sorun değil.

Tamam mı?

Sekiz yıl sonra öleceksin.

Kalp krizinden.

Sore. burnun kanıyor...

Sore.

Sore!

Sore! Hey!

Sore, n'oluyor?

Sore!

On bin kez yaşamak zorunda kalsam...

...her seferinde seni seçerdim.

Kimsin sen?

Ben...

Ben, Sore.

Gelecekten gelen karın.

Endonezyalı olduğu için hoşlanacağımı mı sanıyorsun?

Bunun için vaktim yok, Karlo! Hadi ama!

Karlo sana ne kadar ödedi? İki katını öderim.

Evimden çık!

Tamam.

Selam... Cüzdanını ve telefonunu unutma.

- Dikkat et, düşeceksin. - Özür dilerim.

Merhaba, Elsa. Ben, Sore. Jonathan'ın karısıyım.

Bırak gitsin.

Dikkat et, düşeceksin.

Dur artık!

Yeter! Git, yoksa polis çağırırım.

Ne istiyorsun?

Aslında, o bira içemiyor da... Yardımcı olabilir misin?

İlk sigaranı birinci sınıfta, teneffüste okulun tuvaletinde içtin.

Gelecekten geldiğine inanıyorum diyelim. Ne istiyorsun?

Hayatını daha iyi hale getirmek istiyorum.

Hayatım gayet iyi.

Bundan sonra ben ne dersem onu yap, tamam mı?

Söz mü?

Neden seninle evlendim ki?

Beni sevmeye başladığında, bu sözlerine pişman olacaksın.

Bugünlük bu kadar iş yeter. Uyu hadi.

Bitirmeden uyuyamam.

Sore!

İlle de benden önce ölmek istiyorsan tamam, dinleme beni!

Sore! N'oluyor?!

Sözünü unuttun mu?

Baştan başlayalım.

Son bir...

Sore!

- Neden dinlemiyorsun beni? Uyarmıştım seni! - Kimse bana emir veremez, karım bile!

Sore!

- Negatiflerim mahvoldu! - Uyu dedim!

Ben, Sore.

Gelecekten gelen...

...karın.

Keyif alıyor musun?

Buna değer mi?

- Alışkanlıklar bir anda bırakılamaz. - Evet.

Değişmek istemiyorsan, tamam.

Sorun değil.

Hayatının dışında kalacağım.

Senden tek bir şey istiyorum.

Bana yaklaşma.

Sindy'nin düğününde bana kendini tanıtma.

Hayatıma girip de beni kendine âşık edip...

...sonra da benden önce ölüp beni yalnız bırakmanı izlemek zorunda bırakma beni!

Yanılmışım.

İnsanların değişmeyeceğini kabul etmeliydim.

Hırvatça'yı akıcı konuşabiliyorsun; öğrenmen ne kadar sürdü?

Yüzlerce yıl falan olabilir...

- Şu anda kaç yaşındasın? - Kaç yaşında mıyım?

Yüz küsur mu? Unuttum.

Ciddi misin?

Akıcı konuşmana şaşmamalı.

On bin kez yaşamak zorunda kalsam...

...her seferinde seni seçerdim.

Ne demek istiyorsun?

Ne mi demek istiyorum?

İyi geceler.

Merhaba.

Trüf mantarı denemek ister misiniz?

Trüf mantarı ürünleri satıyorum.

Yo, yo...

İş arıyorum da.

Üzgünüm.

Boş pozisyonumuz yok.

Üzgünüm, ancak personel alımı yapmıyoruz.

Ama çok çalışırım; ödeyebileceğiniz kadar ödeyin yeter.

Üzgünüm, gerçekten yardımcı olamam. Çok üzgünüm.

Önemli değil.

Bak, anlıyorum.

Seni beğendim, ama seni işe alamam.

Önemli değil. Teşekkürler.

Bekle.

- Moda tasarımcısı olduğunu mu söylemiştin? - Evet.

Arkadaşımın Zagreb'de bir gelinlik mağazası var.

Belki bir asistana ihtiyacı vardır.

Bugün Zagreb'e gidiyorum. İstersen benimle gelebilirsin.

Merhaba!

Marko!

Burada bekle.

Hadi ama, bu kadar yeter.

Arkadaşının tavsiyesine kulak asma demiştim.

Çok biliyor ya! Şu haline bak şimdi. Gördün mü?

Lamba gibi görünüyorsun. Her şey eğri büğrü.

Onu dinlememeliydik.

Baksana!

Marko nerede?

- Ben... - Paramızı geri istiyorum.

Bu kabul edilemez ve profesyonelliğe aykırı.

Hadi ama, anne. Sakin ol.

Görmek ister misin? Gel, kendi gözlerinle gör.

Patronunun eserine bak.

Şimdi, başka bir tasarımcı bulmam gerekiyor.

Çünkü her şey asimetrik.

Kumaş bu taraftan aşağı sarkıyor.

Buyur, bak!

Pardon, dik durabilir misin?

Tamam.

Şimdi, parmak uçlarında dur.

Bu gelinlikle yüksek topuklu ayakkabı giymelisin.

Uyurken hangi tarafına yatıyorsun?

- Soluna mı? - Nasıl anladın?

Gelinliğin bir sorunu yok.

Rahat değilsen, bu tarafını ayarlayabiliriz.

Ama zaten çok güzel görünüyorsun.

- O mu? - Evet.

Tamam, gayet iyi.

Dinle, kiranı maaşından düşeceğim.

- Kabul ediyor musun? - Tabii ki. Sorun değil.

Kusura bakma, ortalık çok dağınık.

Sorun değil.

Eşyaların nerede?

Amma vurdumduymazsın.

Gülme.

Aşkın aptalca.

Teşekkürler.

- Merhaba, Marko. - Merhaba, Sore.

- Kahve? - Sağ ol, canım.

- Marko! - Merhaba, Elsa!

Kapıyı yanlış yöne açtım.

Merhaba, tatlım. Çok güzel olmuşsun.

Sen de her zamanki gibi harika görünüyorsun.

Bu arada, giydiğim elbiseyi çok beğendim.

Fotoğraflarda harika görünüyordu. Sana gönderirim.

Ama bugün, düğünüm nedeniyle buradayım.

- Bu, Jonathan. - Merhaba, ben, Jonathan. - Marko..

O, takım elbisesini burada diktirecek, ben de gelinlik arıyorum.

- Ölçü almam gerekiyor. - Evet.

- Sore! - Efendim?

Beyefendinin ölçülerini al.

Pardon, lütfen burada durun.

İzninizle.

Bak... Buna defalarca şahit oldum.

Senin gibi genç bir kadın bu dönemi atlatamaz.

- “Dönem” derken? - Kırık kalp dönemi.

Sorun o değil, Marko...

Sore, bu hayatta değiştiremeyeceğin üç şey vardır.

Geçmiş, acı ve ölüm.

Sadece çalışanımın işine odaklanmasını istiyorum, tamam mı?

Yeni bir sayfa açsan iyi olur.

Önüne bak!

Bu çocukça davranışın mazereti olamaz.

Büyü artık! Bunu istiyor musun, istemiyor musun?

Dinle, yoruldum.

Bunu istiyor musun, istemiyor musun?

Ne istiyorsun sen? Hayatın boyunca böyle mi davranacaksın?

Dinle, sana annelik yapmaktan...

...her seferinde ne yapman gerektiğini söylemekten yoruldum.

Şu lanet postanı gönder artık!

Baban buradan sadece birkaç kilometre uzakta yaşıyor.

Onunla görüşecek cesaretin bile yok!

Üstüne bir de kurban rolüne bürünme.

Baban'a kızgınsın; ama öfkeni benden çıkarıyorsun.

Yoruldum artık.

Peki, Jo. Bak ne diyeceğim...

...karar senin.

Benden bu kadar.

- Hoşça kal. - Güle güle, Elsa. Haber verirsin.

Marko?

Efendim?

Geçmişin, acının ve ölümün değiştirilemeyeceğini söyledin, değil mi?

Evet, öyle dedim.

Yani, insanların değişebileceğine inanıyorsun?

İnsanlar elbette değişebilir.

Ama değişim, kişinin içinden gelmeli.

Bazı insanlar acılarıyla ve travmalarıyla barışmakta zorlanır.

Ama değişebilirler.

Baksana, Sore.

O mu yoksa?

Her şey için teşekkürler, Marko.

Zagreb'deyim. - Jo -

Zamanı geri çevirebilseydim, annemle tanışmana engel olurdum. - Jo -

Bugün benim doğum günüm, unuttun mu? - Jo -

Artık daha mı mutlusun baba? - Jo -

Doğum günün kutlu olsun baba. - Jo -

Hâlâ umurunda mı bilmiyorum; ama burada olmamalıyım. - Jo -

Neden bunu açmadım ki?

Jo! Dur, beni dinle.

Ben, Sore, gelecekten gelen karın.

Beni Karlo göndermedi.

Karanlık odada, sağ alttan ikinci çekmecede 14. rulo, 29. kare.

Ladakh'ta o kadının fotoğraflarını çektin...

...orada fotoğraf çektiğini kimse bilmiyor; ama ben biliyorum.

Gidip babanı görelim.

Bunları uzun zamandır yazıyorsun, değil mi?

Jo!

- Jo! - N'oluyor be!

Beni dinle. Sakin ol, beni dinle.

Bunları uzun zamandır yazdığını biliyorum. Öyle, değil mi?

Şimdi, iyice bir düşün.

Ya babanı hiç görmeden eve dönersen?

Pişman olursun değil mi? İçinde uhde kalır.

O yüzden benimle gelmelisin. Beraber...

Sizinle iletişime geçeceğiz.

Baştan mı başlamalıyım?

Sen kimsin?

Belki de oradan başlamalıyım?

Tamam.

Tek tek.

En baştan.

Sana diyorum! Beni duyuyor musun?

Merhaba.

Özür dilerim...

Baban hakkında konuşmaktan hep rahatsız oluyorsun.

Bundan hep kaçınıyorsun.

Merhaba, hoş geldin.

Hayatını daha iyi hale getirmek istiyorum.

Ne dersem diyeyim?

Açma!

- Anlıyorum. - Ver!

- Açma! - Jo!

Hâlâ bugünkü gün batımını düşünüyorum.

Gel de yemek ye!

Selam.

Yarın Zagreb'e gidiyoruz.

Babanı görmeye.

Böylece hiçbir şeyden pişmanlık duymayacaksın.

Pişmanlık falan duymam.

Burada yaşamanın sebebi babanın Zagreb'de yaşıyor olması, değil mi?

- Hiçbir zaman anlamayacaksın. - O zaman konuşalım.

Konuşalım.

Konuşmazsak nasıl anlayabilirim ki?

- Konuşacak bir şey yok. - Sen babanı görmek istiyorsun, beni değil.

İstemiyorsan, neden Hırvatistan'da yaşıyorsun?

Öfkeli kalmak da onu affetmek de senin seçimin.

O, başkasını seçti.

Ben dört yaşındaydım. Ablam Sindy ise altı yaşındaydı.

Başka bir kadınla evlendi ve bizi terk etti. Bunu affedebilir miyim?

Şimdi benden seçim yapmamı mı istiyorsun?

Nasıl biri kendi zevki için karısını ve çocuklarını terk eder?

Ha?

Nasıl biri yapar bunu?

Senin gibi biri.

Sen de aynı baban gibisin.

Sadece kendi zevkin için beni geride bırakıp ölüyorsun.

Ondan ne farkın var ki?

Ne kadar süre öfkeli kalacaksın?

Sore!

Böyle olacaksa...

...bu hayattaki yenilgim...

...diğer hayattaki zaferimle...

...dengelensin.

Paralel hayat diye bir şey yok.

Paralel dünyalar sadece insan kibrinin birer dışavurumu.

Zamanı alt edebileceğimizi düşünürken ne kadar da kibirliyiz.

Zamanda yolculuk edip farklı seçimler yaparak...

...paralel bir hayatın var olacağını mı sanıyoruz?

Zaman hakkında bir şey bildiğimiz yok.

Bu ne?

Sen de kimsin?

Merhaba, Karlo.

Ben, Sore.

Jonathan'ın karısıyım.

Gelecekten geldim.

Elsa ona birçok kez babasını görmesi için ricada bulundu.

Ama şunu bilmelisin ki...

...bence Elsa, Jonathan'ı kontrolü altına almaya çalışıyor.

İşine karışıyor.

Onun menajeri olarak ben bile onun seçimlerine saygı duyuyorum.

Ne olmasını bekliyordun ki? O, yara bere içinde bir adam.

Elsa onu seviyor mu...

...yoksa sırf onu düzeltmeye mi taktı, anlamıyorum.

Jo'nun hiç değişmemesinin nedeni bu işte...

Ben sadece Elsa'nın yerini alıp, onun hayatını kontrol ediyorum.

Anlamadım?

Boş ver.

Bak, kimse onu senden daha iyi anlayamaz.

Sen onun karısısın.

Teşekkür ederim.

Baksana, zaman makineni kısa bir süreliğine ödünç alabilir miyim?

Zaman makinem yok.

Seni spora zorladığım için özür dilerim.

- Başka planın var mı? - Planım falan yok.

Kaldı ki tüm planlarım suya düştü.

Hayatını daha iyi hale getiremiyorum.

Bunu sadece sen yapabilirsin.

Ama...

Sadece yanında olabilsem; o bile yeter bana...

Müsaade edersen tabii.

Bir zamanlar bana çok öfkeliydin.

Çünkü seni babanı görmeye zorlamıştım.

Özür dilerim.

Sana ondan bahsetmiş miydim?

Unutma, ben gelecekten geliyorum.

Ancak öfken sayesinde...

...duygularını anladım.

Babanın...

...seni değil de bir başkasını seçtiğini düşünüyordun...

...ama sen de kendini seçmiyorsun işte.

Çok mutsuz olmalısın.

Yıllarca, kendini özgür bırakmaktansa...

...babanı hatalarına hapsetmeyi seçtin.

Tamam mı?

Ne zaman hazır olursan...

...ben buradayım.

N'oldu?

Yok bir şey.

Evliliğimiz iyi gidiyor mu? Bana karşı çok iyisin.

Aslında, oldukça sık kavga ediyoruz.

Gerçekten mi?

Kusursuz evlilik yoktur.

Ne zaman kavga etsek...

...seninle neden evlendiğimi...

...tekrar sorguluyorum.

Ama her kavganın sonunda...

...sakinleştiğimizde...

...birbirimizin duygularını önemsediğimizi...

...her zaman hatırlıyorum.

Kimin haklı kimin haksız olduğunu daha sonra konuşuyoruz.

Önemli olan...

...hissettiklerimizi...

anlamaya çalışmamız.

Yani...

...seninle evlendiğime pişman olduğumu düşündüğüm her günün sonunda...

...dönüp dolaşıp aynı yere varıyorum...

...bin kez yeniden başlama şansım olsa...

...her seferinde yine seni seçerdim.

Beni o kadar çok mu seviyorsun?

Bunu sen söyledin!

- Öyle mi? - Evet!

Ben mi söyledim?

Gün batımının...

...neden insanı böyle cezbettiğini biliyor musun?

Bazen kızıldır, mutluluktan al al olmuştur.

Bazen de siyahtır, karanlık ve kasvetlidir.

Ama gökyüzü...

...onu her zaman olduğu gibi kabul eder.

Bunu da mı ben söyledim?

Ben böyle tatlı sözler söyleyebilir miyim ki?

Bana inanmıyor musun?

Neden söyleyemeyesin?

Ciddiyim, bunlar senin sözlerin.

Vay anasını...

Bana söylediğin...

...her tatlı söz için

Bana attığın her bakış için

Bana hediye ettiğin her gülümseme için

Teşekkür ederim

Bu hayatta...

...o kadar az iyilik var ki...

Güneş parladığında...

...bulutlar her zaman peşinden gelir

Ama sen bana o kadar çok şey verdin ki...

Neredeyse vardık, değil mi?

...gün ışığım...

Sore.

Burnun kanıyor...

N'oluyor?

Sore.

Sore.

Sore!

Neyin var?

Neden yeniden başlıyor? Ben hiçbir şey söylemedim ki.

Sen kimsin?

Ne zaman hazır olursan...

...ben buradayım.

N'oldu?

Yok bir şey.

Yüzlerce kez yeniden başlasam bile her seferinde yine seni seçerdim.

Gece erken çöktü.

Güneş, alışılmadık derecede yoğun bir hafta geçiriyor.

NASA'nın Güneş Dinamikleri Gözlemevi'nden alınan bu geliştirilmiş görüntüler...

...tam olarak neler olduğunu gözler önüne seriyor.

Burada solda, daha önce hiç görülmemiş ölçekte...

...bir radyoaktif madde patlaması görüyorsunuz.

Devasa bir Güneş patlaması.

Son birkaç gün içinde yarım düzineden fazla benzer patlama yaşandı.

- Bir de bu görüntüye bakın... - Sore.

...saniyede yaklaşık 800 km hızla dünyaya doğru akan...

...aşırı ısınmış enerji parçacıkları.

Şimdi, bu güneş rüzgârı dünyaya çarptığında bunu kendi gözlerinizle görebilirsiniz.

Aurora, 10 Mayıs'tan itibaren Kuzey Amerika...

...Portekiz, İspanya, Hırvatistan ve bazı Asya ülkelerinden görülebilecek.

O...

O...

- O çıldırmış. - Kim?

N'oluyor! Sore!

Zaman

Daha çok var mı?

Neden acele ediyorsun?

Sore!

Ne zaman hazır olursan...

...ben buradayım.

Yüzlerce kez yeniden başlasam bile her seferinde yine seni seçerdim.

Sore!

Sore!

Ben, Sore.

Gelecekten gelen karın.

Yapamıyorum, Jo.

Sore!

Yapamıyorum...

Söz mü?

Gece neden bu kadar erken çöktü?

Jo.

Zamanın beni yok etmesine izin verme, tamam mı?

Ha?

Beni unutma.

Söz mü?

Kimsin sen?

Merhaba.

Ben, Sore.

Ebediyen...

...karın.

Merhaba.

Jo, Kuzey Kutbu'nda ne işin vardı?

Her zamanki işler işte.

Değişmişsin.

Daha sakin görünüyorsun.

Ve...

Bilmiyorum, sadece böyle hissediyorum.

Peki.

Dün akşam babamla konuştum.

Ve bize yardım etmeyi kabul etti.

Bana bir restoran açmak istiyor.

Ve sen de benimle gelebilirsin.

Bu dünya bizi hak ediyor mu?

Biliyormuş gibi yapıp görmezden mi geliyoruz...

...yoksa gerçekten hiç düşünmüyor muyuz?

İyi misin?

İyiyim.

Elsa'dan ayrıldım da...

- Peki...? - Yürümeyeceğini düşündüm.

Biliyorum, ama neden şimdi?

N'oldu?

Bilmiyorum.

Sadece...

...nasıl desem...

...içimde bir özlem var.

Kimi veya neyi özlediğimi bilmiyorum, ama...

...uyandığımda...

...inanılmaz bir özlem duygusu hissettim.

Özlemek güzeldir.

Gün batımının neden insanı böyle cezbettiğini biliyor musun?

Bazen kızıldır, mutluluktan al al olmuştur.

Bazen de siyahtır, karanlık ve kasvetlidir.

Ama gökyüzü...

...onu her zaman olduğu gibi kabul eder.

Buyurun?

- Burası Seno'nun evi mi? - Evet.

- Ben Endonezyalıyım, ve... - Öyle mi...

Buyurmaz mısın?

Olur...

- Burada bekleyin, kocamı çağıracağım. - Tamam.

Yaptığın şeyi hiçbir şey haklı çıkaramaz.

Ama bana verdiğin en güzel dört yıl için teşekkür ederim.

Seni affediyorum. - Jo -

- Hayatım? - Efendim?

İyi misin?

Sigara ve içkiyi aynı anda mı bıraktın?

Bu, sağlıklı değil dostum.

Bunu özleyeceğim.

Endonezya'ya gel.

Ne zamandan beri spor yapıyorsun?

Yavaş yavaş başlıyorum. Anne.

Peki, neden eve döndün?

Bilmiyorum.

Bu fotoğraf biraz tuhaf, değil mi?

Öyle mi?

Siz de o tuhaflığı hissettiniz mi?

Sergi, Kuzey Kutbu'yla ilgili.

Dolayısıyla, iklim değişikliğiyle.

Genellikle...

...atmosferin soğuk kalmasını isteriz...

...buzulların erimesini istemeyiz.

Ama bu...

...ortadaki gün batımı görüntüsü, çok...

...nasıl desem...

...sıcak?

Bilmiyorum, karışık duygular içindeyim.

Ya da belki de bu...

...sadece havalı görünmek için bir numara falandır?

Pardon?

Bence iklim değişikliği...

...sadece Kuzey Kutbu'ndaki buzulların erimesiyle ilgili değil.

Kaybedeceğimiz şey sadece yaşam değil.

Aynı zamanda güzellik de.

Bence insanlar korktukları için değişmez.

Sevildiklerini hissettikleri için değişir.

Aurora'yı gördüğümde hissettiğim şey buydu.

Bu yüzden bunu paylaşmak istedim.

Fotoğrafçı siz miydiniz ya?

Amanın...

Özür dilerim.

- Bilmiyordum. - Önemli değil.

Işıkları tekrar açabilirsin.

Bir kez daha özür dilerim...

Öyle demek istemedim...

Gerçekten, sorun değil. Aslında minnettarım.

Fotoğraflarımı tek tek bu kadar ciddiyetle incelediğiniz için...

...çok mutluyum.

Jonathan.

Sore.

Kuzey Kutbu, 2023

Dünya'da zaman dilimi olmayan tek bölge

Sen kimsin? Ne yapıyorsun!

Gittiğini sanmıştım.

Cenazendeydim.

Öldüğünü sanmıştım.

Hey!

Hey!

Hey!

Sen kimsin?

Sore!

Sore!

Zamanın beni yok etmesine izin verme.

Beni unutma.

Çeviri: dikistutmaz X: iapetos Letterboxd: moandor

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.