All language subtitles for The.White.Massai.2005.1080p.BluRay.x264.AAC5.1-[YTS.MX].tr

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Çeviri: deLaBambi yuclylmz@hotmail.com

Derler ki, Massai'ler hapsedildiklerinde ölürlermiş.

Bu durumun bir gün düzeleceğini hayal dahi edemezler.

Ne gelecekte yaşarlar ne de geçmişte.

Sadece anı yaşarlar.

Bunu anlamak çok uzun zamanımı aldı.

Hem de çok uzun...

Beyaz Massai

İki haftalık bir tatil için Kenya'daydık.

Tatilimizin son günüydü.

Aslında o günü sahilde geçirmek istiyordum.

Fakat Stefan, bir kere daha Mumbassa'ya gitmemiz için ısrar etti.

Beraberliğimiz iki yıldır devam ediyordu.

Ve hep öyle devam edeceğine emindim.

Fotoğraf makinesini verir misin?

Carola, orada bir Massai var!

- Ne? - Bir Massai.

Carola?

Bu ülke bana garip bir huzur veriyordu.

Kokular, renkler, insanların kalabalığı.

Tuhaf, aslında düzenli yaşama alışkınım.

Basit olmalı.

- Stefan? - Sadece biraz ot alacağım.

Bu çok tehklikeli.

Son gecemizde eğleniriz.

Pekala.

Burada bekleyin! Bekleyin!

Bir dakika, tamam mı?

Hemen dönüyorum.

Ne dedi?

Bekleyin, dedi.

- Hadi, kaçalım buradan! - Dur, beklesene!

Bir sorun mu var?

Kaybolduk galiba.

Acaba feribot hangi tarafta?

- Feribot mu? - Evet.

Gelin.

- Fotoğrafımı çeker misin? - Olur mu? - Evet.

- Tamam mı? - Evet, evet.

- Teşekkürler. - Tamam, teşekkür ederim.

Teşekkürler.

Hayatımızda her şeyin bir anda değişebileceğini savunan insanlar vardır.

Buna hiç inanmazdım.

Hey! Kahretsin!

Şimdi ne olacak?

Bilmiyorum.

Gelin! Gelin!

Bizimle gelin!

- Gitsek mi? - Hayır.

- Hadi ama. - Hayır.

Hadi!

Teşekkürler. Görüşürüz.

Acaba...

...bizimle bir şeyler içmek ister misiniz?

Olur.

Bundan hiç hoşlanmadım.

Bir içki sadece. Buraya kadar eşlik ettiler.

Pardon, bir resim alabilir miyim?

Gülümseyin, lütfen.

Teşekkürler.

Durun. Sadece otel misafirleri girebilir.

Onlar benim misafirlerim.

Özür dilerim, sadece otel misafirleri girebilir.

Tamam, sorun değil.

- Nereye gidiyorsunuz? - Bush Baby Disco'ya.

Bekleyin!

- Hadi, biz de gidelim. - Belki istemiyorlar gelmemizi.

Teşekkür ederim.

O halde ben de tek başına giderim.

- Buradaki son gecemiz. - Biliyorum.

- Neyin var senin? - Hiç.

Ben de gitmek istiyorum.

Merhaba, üç kola lütfen.

Şerefe.

Dans edelim mi?

İstemiyor musun?

Gidip bir şeyler içelim. Orada oturuyoruz.

Bir şey içmek istemiyorum.

Bırak beni! Canımı acıtıyorsun.

Bugün Noel!

Noel, sevgi bayramı!

Stefan!

- Yapma! - Anladın mı?

Kusura bakma, gitmeliyim. Teşekkür ederim.

- Hoşca kal, Lemalian. - Güle güle, Carola.

- Merhaba. - Merhaba, efendim.

Teşekkür ederim.

- Yanyana mı oturmak istersiniz? - Evet.

Teşekkürler, hanımefendi.

Teşekkür ederim.

Ben gelmiyorum.

Ne?

Gelmiyorum.

Kafayı mı yedin sen?

Carola, lütfen.

Stefan. Gelmiyorum dedim.

Geçici bir heves için mi her şeyi bırakacaksın?

Bu heves değil.

Ya ne?

Herif, turistler için dans ediyor.

Ne var bunda? Ben de bir dükkânda elbise satıyorum.

Birbirinize yakışacaksınız desene.

Tebrik ederim seni.

Senin için mesele sadece düzüşmek.

Teşekkür ederim, efendim.

Bir keresinde havaalanında bir adam görmüştüm.

Birini bekliyordu.

Birden turnikelerin üzerinden atladı ve yolculara kapalı olan alana geçti.

Onu yakalayıp götüren polisler, neden böyle bir şey yaptığını sordular.

Bunu yapmak zorundaydım, dedi.

Sadece yapmam gerekiyordu.

- Selam. - Selam, Carola.

- Nerede...? - Lemalian mı?

- Evet. - Evine gitti.

Eve mi? Nerede evi?

Barseloi, Samburu'da.

Oraya nasıl giderim?

Nairobi'yi gitmelisin.

Oradan da Maralal'a giden otobüsleri sor.

Maralal'a? Tamam.

Ya Maralal'a vardığımda?

Maralal'da Elisabeth'i bul.

Elisabeth?

Pardon, Maralal'a giden otobüse nereden bilet alabilirim?

Maralal'a bilet.

- Bilet mi? Nereye? - Maralal.

Ha, Maralal.

Selam. Maralal'a bir bilet.

- Kaçta hareket ediyor? - Bir saat sonra.

Otobüs yolculuğu on üç saat sürdü.

Rehberde Maralal ile bilgi yoktu.

Turistler için orada görecek pek bir şey yokmuş.

Çoğu insanın varlığından bile...

...haberi olmadığı bir yere gidiyor olmam beni oldukça heyecanlandırıyordu.

İyi misiniz?

Sıtma. Çok kötü.

- Siz doktor musunuz? - Hayır.

- Yolculuk nereye? - Maralal.

- Ne için? İş mi? - Hayır.

Bir adamı arıyorum.

Samburulu mu?

Beyaz kadın, Maralal'a, bir Samburu'lu için gidiyormuş.

Bu adamı tanıyor musunuz?

- Bunu mu? - Evet.

Hayır, onu tanımıyorum.

Elisabeth?

Evet, onu tanıyorum.

Rehberlik yaparım istersen.

Eğer yüzmek istersen, sana en güzel havuzu bulurum.

Elisabeth!

Onlara bir şeyler verin, fazla olmasın.

Teşekkürler.

- Nerelisiniz? - İsviçre.

Duş almaya ne dersin?

Peki bulduğunda ne yapacaksın?

- Düşünmedim henüz. - Düşünmeliydin ama.

Önce bir bulayım onu.

Kahve?

Delirdiğimi düşünüyorsun, değil mi?

- Adı neydi? - Lemalian.

Barseloi'den, bir samburu savaşcısı.

Neden? Sen de burada yaşıyorsun.

Bir Kenya'lı ile evlisin.

Evet, ama burası şehir. Ya da en azından şehre benziyor.

Barseloi'de hiç bir şey yok.

Orada sadece toz ve diken var.

Cereyan yok, su yok. Hiç bir şey yok.

Samburular çobanlık yapar, bir günde kurup ertesi gün söktükleri...

...dağınık çadırlarda yaşarlar.

Bizim gibilerin orada yaşaması çok zor.

Aslına bakarsan imkânsız.

Söylesene, o biliyor mu... Yani, bekliyor mu seni?

Barseloi'ye en hızlı yoldan nasıl ulaşırım?

Oraya kadar gitmen gerekmez.

O gelir seni bulur, istiyorsa tabii.

İsterse mi? Nasıl yani?

Bir şeyi iyice kafana sokmalısın:

Senin neyi istediğinin burada pek önemi yok.

En azından bir Samburu için.

Bu Carola, İsviçre'den gelmiş. Bizde kalmak ister.

Olur mu?

Bu Moses, kocam.

- Bir şeyler yemek ister misin? - Evet

Neler var bugün?

- Açacak nerede? - Rafta.

Samburu savaşcısı bir kadının yanında yemek yiyemez.

Ve bir kadının pişirdiğini de yiyemez.

Samburu savaşcısı bir kadının baktığı herhangi bir yiyeceği bile yiyemez.

Samburu savaşcısı bir kadına...

...başka savaşcıların yanında dokunamaz, kadın da ona dokunamaz.

Dokunuşlar zaten zordur.

Özellikle de bel altı.

Biliyorum.

Arkadaşlarımla gitmek istiyorum.

Arkadaşlarımla gitmek istiyorum.

Malindi plajının en yakışıklı erkeği Moses'di ve o sadece beni istiyordu.

Moses Kikuyu'lardan. Gururlu biridir.

Ve sahip olduğum her şey ona ait. Burada böyle.

Kadınların pek değeri yok, Carola. Değer olarak keçilerden sonra gelirler.

Ya sen?

Ev ve bahçe ile ilgeniyorum.

Beyaz bir kadın için yapacak fazla şey yok.

Lemalian'ı ilk kez gördüğümde...

...şunu düşündüm:

İşte bu, hayat buna değer.

Nasıl olduğunu ben bile anlamıyorum.

Daha önce yaşamadığım bir şey.

Kendinden o kadar eminsin ki. Ya o?

Umarım. Bilmiyorum.

Hislerimiz karşılıklı mıdır, bunu bile bilmiyorum. Hatta...

...bir şey hissedip hisetmediğini.

Denemezsem asla bilemem.

On gündür bekliyorsun.

Kötüye işaret, değil mi?

Tekrar gelecek misin?

Her şey tamam.

Tamam. Her şey yolunda.

Yo-lun-da.

Yanımda kalacak mısın?

Benimle kalıyorsun.

Samburular giderken arkalarına bakmazlarmış.

Bunun kötü şans getireceğini düşünürler.

Ben de arkama bakmak istemedim. Sadece ileriye.

Bekle.

Bu annem.

İsviçre.

Her şey güzel.

Benim adım Carola.

Lemalian'ı arıyorum.

Şurada, ileride.

Teşekkürler.

İyi geceler, Carola.

Teşekkürler.

Hayır, hayır, gel.

Kadınlar burada yıkanmaz.

Burada soyunma. Benimle gel.

Yardım eder misin?

Bekle. Bekle.

Yavaş.

Göz.

Burun.

Ağız.

Pardon?

Selam vermek için uğramıştım.

Soğanlarımın üstüne bastınız.

Özür dilerim.

Almanya'dan mı geliyorsunuz?

Hayır. İsviçre'den. Carola Lehmann.

Peder Bernardo.

Ara sıra sizinle Maralal'a gidebilir miyim, alışveriş yapabilmek için.

Buraya nasıl geldiniz?

Maralal'dan yürüyerek.

O halde yürüyüş için bir hayli form tutmuşsunuzudr.

Arabaya hasta nakillerinde ihtiyacım var.

Şimdi müsaade ederseniz, işim var.

Beyazların burada yaşaması yasak.

Neden yaşayamaz mışım?

Yasak.

Neden? Turistim.

Kesinlikle burada kalamazsınız!

Ne turistsiniz ne de burada ikamet ediyorsunuz.

Siz evli bile değilsiniz.

Anladım, para. Para istiyorsunuz.

Kaydınızı yaptırmanız gerekiyor. Evrakları Nairobi'de alabilirsiniz.

Ya kaydınızı yaptırırsınız, ya da burdan gidersiniz.

Lemalian?

Neredeydin?

Neden ağlıyorsun?

Dödüğün için mutluyum.

Bir kadınla yemek yememen gerek.

Beyaz kadınlar için geçerli değil.

Ve burası da evden uzak.

- O ne? - Dene. Miraa.

İğrenç.

Çok iyidir. Uyanık tutar.

Göçmen bürosu. Burası işte.

Bekle, bekle.

Bu kıyafetlerle giremezsin.

Sorun ne?

Ona bir pantolon alın.

Ona bir gömlek alın.

Ve hepsinden önce, silahsız.

Hayır, lütfen.

Sen beklesen, yalnız giderim.

Ne? Bak, ben köpek değilim, tamam mı?

- Ben bir savaşcıyım. - Evet, haklısın. Özür dilerim.

Sonra geliriz.

Tamam mı? Sonra geliriz.

- Bana büyü yaptın. - Evet.

Sana büyü yaptım, asla bırakmam seni.

- Canını acıttım mı? - Hayır

Tam tersi.

Her şey yolunda.

Şimdi bebeğin olacak.

Carola, Carola!

İyi misin?

Carola, iyi misin?

Ne oldu?

Çok soğuk.

- Böyle iyi mi? - Hayır, üşüyorum.

Hasta değilim. Aslında hiç hastalanmam.

Tamam.

İç bunu. İyi gelecek.

- Hayır. - Lütfen.

Sıtma. Sadece sıtma.

Güzel.

Tabii ki geleceğim, ama şimdi değil.

Evet... Hayır, çünkü burada yaşamaya karar verdim, anne.

Evet, bir köyde.

Anne, paramı alabilmek için yardımına ihtiyacım var.

- Bu adamı tanıyor musun? - Hayır, nereden tanıyayım?

O halde neden gülüyordunuz?

Mutluyum çünkü.

Seksen bin beş yüz.

Bu da ruhsatı.

Ve arabanın anahtarları.

Keyfini çıkarın.

- Bin! - Bu araba bizim mi?

Umarım fazla ödememişsinizdir.

- Bu bir hurda. - Hiç yoktan iyidir.

Bununla her şey daha basit olacak.

İyi görünmüyorsunuz.

Derdiniz nedir, Peder Bernardo?

Orman yolundan gitmeseniz iyi olur.

Barseloi yolundan gidin.

İki saat fazla sürer ama... -Sağolun, ben yolumu bulurum.

Carola, ben sürmek istiyorum.

Bırak kullanayım, sürebilirim.

O kadar kolay değil, Lemalian.

Sürmek istiyorum, yapabilirim.

Çok basit. Bırak kullanayım, Carola.

Bir şey söyleyebilir miyim? Şurası debriyaj.

Biliyorum.

Vites! Vitese geçirmedin.

Hayır, yavaşla.

Lütfen! daha yavaş!

Frene bas!

Lanet olsun! Bizi öldürebilirdin!

Tanrım! Lanet olsun!

Hayır...hayır...

...tanrım bu gerçek olamaz.

Lemalian!

İyi misin?

Bir şey olmadı.

Lütfen. Lütfen bin.

Üzgünüm.

Lütfen bin.

Lütfen.

Öpüşmekten daha zor...

...olan şeyler varmış, bunu yavaş yavaş anlıyordum.

İsviçre'ye gitmem gerekiyor.

Evin artık burası.

Stefan'a döneceksin.

Hayır, ailemle vedalaşmalıyım.

Ve dükkânı da satmam gerek.

Gerçekten dönecek misin?

Tabii ki döneceğim.

Gelince de evleniriz.

Evlenmek mi? Yapabilir misin?

Sen bir savaşcısın.

Yakında büyük bir tören yapılacak.

Ve o zaman seninle evlenebileceğim.

Söz ver, geleceksin, değil mi?

Söz veriyorum.

Lezzetli mi?

Enfes, yumuşak, çok güzel.

Nägeli'de yapılan Sacher Pastası daha güzel.

Sade çikolata koyuyorlar içine.

Fazla kakaolu, bana acı geliyor.

Hayır, tatlı.

Zaten öyle de olmalı, değil mi Carola?

Sen de seversin tatlıyı.

Evleniyorum.

Ormanda mı? -Evet, anne.

Ormanda evleneceğiz.

Yarın arabamı almayı unutma, olur mu?

Onaltı bin ikiyüz ciro yaptık.

Kalanları da Kızıl Haç'a vereceğiz.

Ya bunlar?

Onlar mı?

Onlara bir tülü kıyamadık.

Şu Lemalian.

Belirli bir süre için olsa anlarım, ama sonsuza kadar olmaz ki.

Carola!

Evet... Sonsuza kadar.

Ne sanmıştın?

Her zamanki gibi, yine konuşmaları birbirine karışıyordu.

Yine o çeşitli lisanları duyuyordum.

Bir kelimesini bile anlamıyordum.

Evime dönmüştüm.

Biliyordum.

Eğer seviyorsan, dönersin de.

İnekler için.

Bebek?

Ciddi olamazsınız.

Evleniyorum, daha önce söylememiş miydim?

Samburular için beyazın iki anlamı var.

Saflık ve masumiyet. Aynı bizdeki gibi.

Onlar için ise gecede uğursuzluk anlamına da geliyor.

Bu günümü mahvedemeyeceksiniz.

Aksine, gelirseniz sevinirim.

Ayin için hazırlık yapmalıyım. Tanrının rahmeti üzerinizde olsun.

Harika.

Güzel görünüyorsun.

Teşekkürler.

Her şey yolunda mı?

Kızlar çok küçük.

Evet, küçükler.

Benimle gel lütfen.

Neden yapıyorlar?

- Düğünden önce sünnet edilmeli. - Ama o daha çocuk.

Artık değil. Şimdi kadın oldu.

- Ona yardım etmeliyiz, lütfen. - Hayır, Carola, bu geleneğimiz.

Ona yardım edemeyiz.

Bunlar gerçek olamaz.

Hemen gelmeniz gerekiyor.

Baskına mı geldiniz? Görüyorsunuz ki...

...bir çocuk kan kaybediyor. Az önce sünnet edildi.

Bir şey olmaz. Onlar ne yaptıklarını biliyorlar.

Söyleyeceğiniz bu mu?

Olanları seyredecek misiniz? Çocuk daha 15'inde.

O yaşta onların çoğu evleniyor.

Vurdumduymazlığınız iğrenç.

Bakın, ben buradaki insanlara yardım etmeye çalışıyorum.

Güvenlerini kazanmam gerek, bunu da örf ve adetlerine saygı duyarak yapabilirim.

Yirmi yıldır buradayım.

Ve sünnet olayı yüzyıllardır var.

Bu sonsuza kadar devam edemez ki! Birilerinin onlara anlatması lazım.

Benim ne yaptığımı sanıyorsun?

Sizi yanlış yönlendirmek istemem.

Fakat neyi istediğinizden emin olmalısınız.

Ya tek parça olarak kalırsınız, ya da kaybolup gidersiniz.

- Siz tek parçasınız. - Ben bir rahibim.

Onlardan biriyle de evlenmiyorum.

Birinci kural: Burada hiç bir şeyi zorla elde edemezsiniz.

Bunu kavramasaydım, şu an burada olmazdım.

Bu bir dost tavsiyesidir.

Güzel. Çok fazla içiyorsun.

Sen de içiyorsun. Parti verip eğleniyoruz.

Hamile misin? Gerçek mi? Kaç aylık?

Dört.

Vay be!

Seni sevdim Carola.

Senin gibisi daha önce gelmedi buralara.

Şerefe!

Reenkarnasyona inanır mısın?

Bilmem.

Yani eğer ben...

...olabilseydim...

Neden öyle bakıyorsun bana?

Ben...

Ben fil olarak doğmak isterdim.

Onlar çok...

... çok heybetli, çok ağırlar.

Güzel, kalın derileri var.

Ve... Çok gurulular.

Bazen geceleyin eve kadar gelip her yeri talan ederler.

Sonra öylece dikilirler, sanki başka bir dünyanın yaratıklarıymış gibi.

Bizden çok güçlüler.

Sen de onlardansın, bir filsin.

Evet, öylesin!

Bir kadına benziyorsun ama değilsin.

Barseloi'de bir dükkân açacağım.

Dükkân mı? Ne için?

Yiyecek şeyler.

Daha önce de yaptım.

Ama burası İsviçre değil.

Dükkân dükkândır.

Lemalian ne diyor bu işe?

Bunu onlar için de yapıyorum.

Bunu daha çok kendin için yaptığını düşünüyorum.

Güçlü kadınlara içelim!

Fillere!

Dükkân mı?

Yapabilirim.

Dükkâna ihtiyacımız yok.

Bizim keçilerimiz var.

Senin keçilerin var.

Anlamıyorsun.

Bu dükkâna ihtiyacımız yok.

İhtiyacımız var. Benim var.

Sadece keçi eti ve şekerle beslenemem. Başka şeyler de yemeliyim.

Anlıyor musun?

Peder Bernardo nerede?

Tanrım.

Ben yapamam ki.

Ben doktor değilim!

Yardım edin. Lütfen.

Gelin, onu Maralal'a götürmemiz gerek!

Haydi, yardım edin. Lütfen.

Ona dokunma.

- Ona dokunma. - Yardım edin, lütfen.

- Carola, hayır. - Lütfen.

Hayır. Dokunma ona.

- Ona büyü yapılmış. - Ne? - Dokunma.

Büyü falan yapılmamış.

Ölecek, eğer yardım etmezsek!

Yardım edin!

Neden kimse yardım etmiyor?

Yardım edin, lütfen!

Tanrım, yardım et!

Tanrım, yardım et lütfen.

Lütfen!

Lütfen, yardım et.

Tanrım, çok üzgünüm.

Çok üzgünüm.

Hay aksi!

Gidin!

Lütfen, gidin! - Yardım etmeye çalışıyorum.

Gidin buradan!

Tamam, gidelim.

Git!

Moses nerede?

Deniz kıyısında.

Nasıl?

Haftaya buradan ayrılıyoruz.

Moses, Malindi'de iyi bir iş buldu.

Her şey daha güzel olacak, kazancımız da bollaşacak.

Ve ben de artık o kadar yanlız kalmayacağım.

Lemalian'la kavgalı mısınız?

Bazen, onunla vakit geçirdikçe onu daha az anladığımı fark ediyorum.

Buradaki erkekleri anlayamazsın. Çünkü çok zor.

Onlarla yaşayabilirsin, ki bu bile zor.

Buna inanmak istemiyorum.

Burada hayat bazen çok basit, bazen de öyle zor ki.

Yine de aynı hayat.

Ve sen bunun üstesinden geleceksin.

Evet.

Pirinç.

Fincanlar? -Evet, fincanlar lütfen.

Sabun burada. - Evet.

Tuvalet kağıdı...

- Teşekkür ederim. - Çok teşekkür ederim.

- Bu sizin. - Teşekkür ederim.

- Tekrar görüşürüz. - Görüşürüz.

Carola!

Bu Mike. Yeğenim.

Burada çalıştırın, yardımcı olur size.

- Yeğenin mi? - Evet.

- İstemiyorum. - İhtiyacınız olacak ama.

Dükkânı açabileceğinizi sanmıyorum.

Ruhsatınız yok.

Tamam o zaman.

Dışarıda bir sürü insan var.

Hazır mıyız?

Mike! Mike? Şeker getir.

Mike!

Bunu özenle saklıyordum.

Özel bir gün için.

O da bugün mü?

Sizin hakkınızda yanılmışım.

Buraya yolu düşen beyazlar ya turist, ya da maceracılar oluyor.

Gelip geçiyorlar.

Görünüşe bakılırsa, kararınızı vermişsiniz.

Saygıyla eğiliyorum.

Teşekkür ederim.

Teşekkürler. - Pekala.

Öyle doğrudan bakmamalısınız.

İnsanlara.

Yani, erkeklere.

Anlamadım?

Burada hoş karşılanmaz.

Yanlış anlaşılabilir.

Müşterilerim onlar ve bakmam lazım.

Evet, tabii.

Fakat zorlukları küçümsemeyin.

- Asıl siz beni küçümsemeyin. - Sizin için kaygılanmıyordum zaten.

Ne yapıyorsun?

Akuna matata.

Hayır, hayır. Yardım edeyim.

Sağol.

O kapı neden açık duruyor?

Ne?

Kim vardı az önce?

Kimse yoktu, neden?

Sevgilindi.

Sevgilin var, bunu biliyorum Carola.

Hayır!

Yalan söylüyorsun!

Kocana yalan mı söylüyorsun?

Sevgilin var ve o az önce buradaydı.

Doğru değil. Bu tamamıyla saçmalık.

Lemalian, lütfen. - Kes sesini!

Lütfen, yeter.

Yapma, lütfen.

Utanıyorum senden!

Sen insanlarım için bir utançsın!

Şimdi anlıyorum. Bu bebek benden değil.

Başka birinin çocuğu.

Lemalian, yeter artık, lütfen.

Yapma, lütfen.

Yeter, lütfen.

Yapma, lütfen.

Sevgilin yok.

Özür dilerim.

Üzgünüm.

Bunu bir daha yapma!

Tamamdır.

Lemalian nerede?

Ormanda.

Onunla konuşmam gerek.

O ormanda, bakın, doğru bu.

720 Şilin, lütfen.

Bir kenara yaz.

Yaz bir kenara.

Yazmak mı? Veresiye mi istiyorsunuz?

- Ben her zaman veresiye alırım. - Veresiye yok!

Buyur, öde bakalım.

Bak, hep veresiye alıyorum.

Kime veriyorsun?

Aileye, sadece aileye.

Ve komşular.

Burada herkes komşu.

Küçük Şef de öyle.

Ona her zaman versiye verilir.

Lütfen, bir daha veresiye verme.

Başka verme, lütfen. -Neden? Onlar dostlarımız.

Biliyorum.

Burada herkes dost.

Paraya ihtiyacımız var, anlıyor musun bunu?

İsviçre'deki bankadan çekebiliriz.

Lanet olsun! Ne sanıyorsun sen bunu?

Burası bir dükkân, iş yapıyoruz!

Özür dilerim.

Özür dilerim.

Özür dilerim.

Hepsi yazılı zaten.

Artık veresiye verme, lütfen.

Tamam. Artık vermem.

Lemalian!

Carola.

Hayır, hayır.

İç!

Bunu içmelisin!

Bebeğim...

...hareket etmiyor.

Tanrım, hareket etmiyor.

Onu öldürdünüz! Hayır!

Hayır... Hayır!

Onu öldürdünüz!

Duyuyor musunuz? Ben Doktor Banderas.

Ben doktor Banderas, "Uçan Doktor"lardan.

Bilinci yerinde. Gözleri sararamış.

Yavaşca.

Tamam, bir, iki, üç, kaldırın.

Tamam, anlaşıldı!

Teşekkürler, tamam.

Durumu iyi.

Tehlikeyi atlatmış.

- Ya bebek? - Bilmiyorlar henüz.

Sarai.

Sarai.

Neden para veriyorsun?

Bizi koruması için.

Haraç mı yani?

Geri ver parayı!

Parayı ver dedim!

Yaptığın hiç iyi değil.

Artık bizi korumaz.

Tüm paramız bu mu?

Veresiye yok.

Hayır, veresiye veremem.

Kusur bakma.

Artık farklı, bunlar 350 Şilin. Ve veresiye de yok.

- Kaybol! - Amcama söylerim.

Git buradan.

Bir daha da buraya geleyim deme!

- İyi değil. - Hayır, böye çok iyi.

Değil.

Olmaz! Henüz değil.

Çok erken, az daha beklememiz lazım.

Lemalian.

Saguna?

Saguna?

Sa... Mike.

- Seni öldüreceğim, lanet olası büyücü! - Ne?

Sakinleş.

Geberteceğim seni, lanet büyücü! Geberteceğim seni!

- Lemalian! - Öldüreceğim seni!

- Lemalian, yeter! - Sus!

Pekâlâ, ona iki tane keçi vermeniz gerekiyor.

Yeğenini işten kovduğunuz için.

Tamam.

O da size beş tane keçi verecek.

Çünkü yeğeni size saldırıda bulundu.

Lemalian, al onları.

Sorun mu var?

Önce dükkân...

...şimdi de keçiler!

Bana da karımın keçilerine çobanlık yapmak düşer.

Kaç tane?

- Merhaba, tatlım. - Merhaba, anne.

- Tamam. - İyi, başka bir şey?

- Eşiniz nasıl? - İyi.

Selam söyleyin, lütfen.

Peki, söylerim.

Daha fazlasına ihtiyacım olursa, yine gelirim.

Tabii, ben hep buradayım.

- Bu adam sevgilin mi? - Hayır. Tabii ki değil.

- Bir müşteri, bunu biliyorsun. - Hayır, Carola, bu adam sevgilin.

- Sorun nedir? - Lemalian.

Kocam sensin, seni seviyorum.

Lemalian. Götürme.

Götürme onu dedim.

Lemalian, lütfen bıra...

Senin sevgilin var.

Sen bir fahişesin!

Hadi, eve gidiyoruz, koş!

Bu ne? Bu nedir?

Tanrım! Keçi mi?

- Onu düşürmüşsün. - Ne?

Düşürmüşsün, bu şey senden çıktı.

Benden mi çıktı?

Sen çıldırmışsın!

Sevgilin nerede?

- Sevgilin nerede? - Sen çıldırmışsın!

Müşteriler ile yattığını biliyorum.

Bunu sen düşürdün!

Çıldırmışsın sen!

Tamamen çıldırmışsın sen!

Sevgilini öldüreceğim.

- Hemen şimdi gidip geberteceğim onu! - Dur!

Gitme!

Dokunma bana!

- Lütfen! - Dokunma dedim!

Dokunma!

- Dur! - Bırak beni!

Dayanamıyorum...

Dayanamıyorum artık...

Şimdi bana saygı gösterecek misin?

Demek karımla yatıyorsun!

Ne diyorsun? Ne dediğini bilmiyorsun.

- Karımla yatıyorsun! - Hiç bir şey bilmiyorsun!

- Onunla yattığını biliyorum! - Bilmeden konuşuyorsun!

Sakin ol!

Size yardım etmek isterdim, ama bunu nasıl yapabileceğimi blmiyorum.

Bana yardım edemezsiniz, Peder.

Galiba öyle.

- Tatil mi? - Evet.

Sadece iki haftalığına.

İsviçre'ye.

- Ya Sarai? - Beraber gidiyoruz.

Neden?

Çünkü anneannesi onu görmek istiyor.

Babasının şurayı imzalaması lazım.

Lemalian.

Babası olarak imzanız gerek.

Burada neler yazıyor?

Çocuğun adı: Sarai Lehmann.

Hayır. Soyadı Mamutelil. Benim kızım.

Tabii ki senin kızın.

Sırada bekleyenler var.

İmzalar mısınız, lütfen?

Sıradaki!

Lütfen, imzala.

Lütfen.

Otobüs onbeş dakika sonra kalkacak.

Lütfen. Sadece onbeş dakikamız kaldı.

- Dönecek misin? - Elbette döneceğim.

Affedersiniz.

Tekrar okuyabilir misiniz, lütfen?

Baba adı: Lemalian Mamutelil.

Ana adı: Carola Lehmann.

Çocuğun adı: Sarai Lehmann.

Mamutelil olacak.

Dönecek misin?

Burada ne yazdığını söyler misiniz?

Babasının imzası gerek, diye yazıyor.

- Kaleminiz var mı? - Buyrun.

Biliyorum, asla dönmeyeceksin.

Carola Lehmann, Kenya'dan ayrıldıktan sonra bugüne kadar, İsviçre'de kızı ile yaşamakta.

Çeviri: deLaBambi yuclylmz@hotmail.com

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.